Yazar: Ayhan

  • Öğrenci velisi Karabulut: Din dersleri siyasi iktidarın dayatmasıdır -VİDEO

    Öğrenci velisi Karabulut: Din dersleri siyasi iktidarın dayatmasıdır -VİDEO

    PİRHA – Öğrenci velisi Eyüp Karabulut, din dersleri dayatması, iktidarın sürdürülebilirliği için kullandığı bir enstrüman olduğunun altını çizdi. Karabulut, bu konuda cemevlerinin de tepkilerini dile getirmede eksik kaldığı eleştirisini yaptı. 

    Haberin videosu;

    Alevi ve farklı inanç ve kültür mensubu yurtaşların, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) kararlarına rağmen ‘Zorunlu Din Dersleri ‘ne karşı mücadeleleri yıllardır sürüyor.

    Yeni Eğitim-Öğretim döneminde tekrar gündemlerine gelen ve çözüme ulaşmayan ‘Zorunlu Din Dersleri’nin müfredattan kaldırılması taleplerine; ‘Seçmeli’ adı altında dayatma ile seçtirilen iki dersin daha eklenmesine karşı Hükümet ve Millî Eğitim Bakanlığı’na (MEB) tepkiler devam ediyor.

    PİRHA‘ya konuşan öğrenci velisi Eyüp Karabulut; “Ülkemizde, zorunlu din dersleri kapsamında okullarda verilen din eğitimi ve uygulamaları, farklı dinlere, farklı inançlara ya da kültürlere kucaklayıcı ve eşit bir anlayışla yaklaşmadığı gibi, neredeyse tamamen Müslümanlığın Sünni İslam anlayışını öğretmeye yönelik dayatmacı, ayrımcı ve asimilasyoncu bir pratiği bulunmaktadır” dedi.

    “ÇOCUKLARIMIZIN DİN İLE TANIŞMASI YAŞ SINIRINDA, SÖZ HAKKIMIZ OLMALI”

    Alevilik inancı da dahil olmak üzere, dinler konusunun anlatılması ve eğitimi için henüz çok erken olan 8-9 yaşlarındaki çocuklara okullarda zorunlu olarak verilen din derslerinin çocukların din ile olan ilk tanışıklığı ya da ilk karşılaşması olduğuna dikkat çeken Karabulut, konuşmasına şöyle sürdürdü:

    “Çocuklarımızın din ile tanıştıkları bu erken yaşın belirlenmesi konusunda aile olarak süreç dışında kaldığımız gibi devletin diğer farklı inançlara karşı eşitlikçi olmayan ve ötekileştirmeye neden olan bu tutumu, kendisi gibi düşünmeyen kesimlerde de haklı olarak bazı hassasiyetlere ve kaygılara yol açmaktadır. Bu hassasiyetlere rağmen söz konusu din dersi müfredatı belirlenirken de Alevi vatandaşlar olarak süreç dışında bırakılmaktayız. Hal böyle olunca eşitlikçi ve kucaklayıcı bir yaklaşım yerine dayatılan ve ötekileştiren bir pratikle karşı karşıya kalmaktayız.

    “BİLİMSELLİKTEN UZAK BİR EĞİTİM SİSTEMİ MEVCUT”

    Bilimsel, sorgulayan özgür ve modern bir birey olarak yetiştirmek yerine, ezberci, sorgulamayan, bilimsel ve eleştirel düşünceye yer vermeyen bu eğitim sistemi ve mevcut zorunlu din dersleri ile henüz küçük yaşlarda karşılaşan farklı inanç ya da kültürlere sahip kesimlerin çocukları için bu durum aslında ayrımcılıkla karşılaşıp ötekileştirildiklerini hissettikleri ilk anları ve ilk yaşları olarak, olumsuz bir şekilde hafızalarında yer alacaktır.

    Bütün dinlere, farklı inançlara ve kültürlere eşit mesafede yaklaşan ve kucaklayıcı bir din eğitimi vermek yerine, içerisinde neredeyse tek bir dinin ve onun bir kolunun anlatıldığı ve bunun da  zorunlu olarak verildiği bir ders dayatırsanız. Farklı inanç ya da kültürlere sahip aileler de dayatma ve asimilasyon olarak gördüğü bu zorunlu eğitime karşı haklı ve doğal olarak, korumacı bir refleksle  kendi inançlarını, farklılıklarını, ritüellerini, gelenek  ve kültürlerini anlatma ihtiyacına gideceklerdir. Okulda dayatılan din dersleri ile kendi inanç ve kültürü arasındaki farklılıklarla karşılaşıp anlamaya başlayan çocuklarımız için bu farklılık artık zihinlerinde kavram kargaşasına neden olan kaotik bir hale gelmektedir. Bu farklılıkların konuşulması ya da okul çevresince öğrenilmesi, öyle ki bazı öğrencilerin, öğretmenlerin ve hatta idarecilerin, öğrencilere karşı olan tutumlarını da değiştirebilmekte, ayrımcılığa ve ötekileştirmeye neden olabilmektedir. Bu pratikler ise çocuklarımız da sosyal, kültürel ve psikolojik sıkıntılara neden olmaktadır.”

    “TOPLUMSAL AYRIMCILIĞA SON VERİLMELİ”

    “Mevcut din dersi müfredatın da bütün dinler, farklı inanç ve kültürler eşit olarak ele alınsaydı ya da kucaklayıcı bir anlayışla düzenlenseydi belki bugün ötekileştiriş özelliğinden bahsedemeyecektik” diyen Karabulut, Alevilerin eğitim sisteminden beklentilerini şöyle sıraladı:

    • Ezberci olmayan, eleştirel düşünceye açık, bilimsel, özgür ve evrensel bir eğitim sistemi.
    • Din derslerinin zorunlu olmaktan çıkartılması, Din dersleri konularının ‘Dinler ve İnançlar Tarihi’ ana başlığı altında anlatılarak, bütün dinlere eşit yaklaşan ve Dinleri Teolojik olarak da değerlendirecek şekilde düzenlenmesi.
    • Çocuklara, tarafsız olarak insani değerler eğitimi verilmeli. Daha ileri ki yıllarda Felsefenin yanı sıra Sosyoloji, Mantık ve Psikoloji derslerinin de verilmesi.

    Din derslerini siyasi iktidarın bir dayatması olduğunun altını çizen Karabulut, “Son yıllarda talep edilen orandan çok çok fazla açılan imam hatip liseleri, İmam hatiplere dönüştürülen okullar ve okullarda zorunlu olarak verilen din derslerini göz önünde bulundurduğumuzda ve bu durumun ihtiyacın oldukça üstünde olmasına rağmen iktidarın bu konuda ısrarcı olması aslında talebin ötesinde bir dayatma olduğunu düşündürmektedir” ifadelerini kullandı.

    “CEMEVLERİ TALEPLERİNİ YÜKSEK SESLE DİLE GETİRMELİ”

    Cemevlerinden yeterli olmamakla birlikte zaman zaman cılız tepkilerin yükseldiğini kaydeden Karabulut, Aleviliği yeniden tarif etmeye çalışan iktidarlar tarafından bu tepkilerin ciddiye alınmadığına dikkat çekerek, cemevlerinin istek ve taleplerini dile getirmekte yeterince etkili olmadıklarını söyledi.

    DİN, İKTİDARIN ESTURMANI VE DEVAMLILIĞININ SİGORTASIDIR”

    “Siyasi İktidarların din derslerini dayatmaları aslında sorgulayan, eleştiren, özgür ve çağdaş bir birey istemediklerinden kaynaklanmaktadır” diyen Karabulut, konuşmasına şöyle sürdürdü:

    “Ortadoğu da gelişmekte olan ülkelerde ve dinin etkili olduğu ya da belirleyici olduğu ülkelerde ne yazık ki siyasi iktidarlar dini siyasette malzeme olarak kullanmakta, insanların kutsallarını ve dini duygularını sömürmek gibi popülist politikalarla iktidarlarını ayakta tutmayı sağlamaktadır. Bu nedenle siyasetlerini dine dayandıran iktidarlar için dinin okullarda zorunlu olarak dayatılması anlaşılır ve iktidarlarının sürdürülmesi için sigorta olarak gördükleri bir enstrüman da diyebiliriz.

    1982 Anayasasının din dersleri ile ilgili hükmü 1982 yılından bugüne kadar eğitim öğretim pratiği içerisinde sürekli var olmakla birlikte daha da artmıştır. Tarikat ve Cemaatlerin de işin içerisine girmesiyle bugün durum içinden çıkılmaz boyutlara ulaşmıştır.  Eğitim Sistemindeki bütün bu uygulamalara baktığımızda, yakın zamanda, Eğitim konusunda Uluslararası alanda yapılan PISA testlerinde ülkemizin tüm alanlarda OECD ortalamasının altında kalıp bu teste katılan 37 ülke içerisinde neden 31. sırada yer aldığını konusu da açıkça yine bizleri şaşırtmamıştır.”

    Ayhan Kardaşlar/ANKARA

  • Kenanoğlu: Zorunlu din dersleri ciddi psikolojik sorunlara yol açıyor, kaldırılmalı-VİDEO

    Kenanoğlu: Zorunlu din dersleri ciddi psikolojik sorunlara yol açıyor, kaldırılmalı-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, zorunlu din derslerinin bir dersten üç derse çıkarıldığını hatırlatarak eğitimin bilimsellikten uzaklaştığını ifade etti. Kenanoğlu, din derslerinin Alevi inancıyla bağdaşmadığını ve çocukların psikolojilerinin ciddi şekilde bozulduğunu vurguladı. Kenanoğlu, müfredata karşı mücadelenin süreceğini söyledi. 

    Haberin Videosu

    Koronavirüs salgın sürecinde 2020-2021 eğitim-öğretim yılının başlaması hazırlıkları sürerken, Alevi çocuklar açısından din derslerinin hala zorunlu olması tepkilere neden oluyor.

    HDP İstanbul Milletvekili, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin Kurucu Başkanı Ali Kenanoğlu, zorunlu din dersi ve eğitimde asimilasyon konularında PİRHA’ya konuştu.

    Zorunlu din dersinin bir dersten üçe çıkarıldığını ve eğitimin bilimsellikten uzaklaştığını belirten Kenanoğlu, “‘Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’ dersi adı altında okutulan derslerin, Alevi inancına uygun olmadığını söyledi.

    İTİRAZLAR DEVAM EDECEK

    “Okulların açılma sürecine girdiğimiz şu günlerde, zorunlu din dersleri yine tartışma konusu olacak ve olmaya da devam edecek” diyen Kenanoğlu, şöyle konuştu:

    “Aleviler ve diğer inanç kesimlerinin hepsi, zorunlu din derslerinin bir asimilasyon dersi olduğunu söylemekte ve buna yönelik itirazlarını dile getirmekteydi. Sadece itiraz edilmekle kalınmadı, bu durum mahkemelere de taşındı. İç hukukta idari mahkemelerde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi adı altında okutulan derslere itiraz için açılan davalar, bir asimilasyon dersi olduğunu teyit etmiş oldu. Davalarda kararlar verildi. Bu kararlara rağmen Anayasa’nın 24. Maddesi ile ilgili bir değişiklik yapılmadı. Okullarda hala din dersleri zorunlu olarak devam ediyor.”

    “ÜÇ TANE ZORUNLU DİN DERSİ İLE ASİMİLASYONU ARTIRDILAR”

    Kenanoğlu, “AKP ile birlikte ‘dindar ve kindar bir nesil yetiştirme’ projesi kapsamında kalmayıp, bununla birlikte üç tane seçmeli din dersi koydular ve bu dersleri seçmeyi de zorunlu hale getirdiler. Okulların açıldığı süreçlerde birçok şikayet alıyorduk bu konu ile ilgili. Diğer derslerin öğretmenlerinin olmadığı veya yeteri kadar öğrenci olmadığı şeklinde kimi bahanelerle öğrencileri bu üç dini derse yönlendirdiklerini biliyoruz. Okullarda okutulan zorunlu din dersi yetmiyormuş gibi ilaveten üç tane ‘seçimli’ adı altında ‘zorunlu seçim din dersi’ konularak bu asimilasyonu arttırdılar” dedi.

    “BİLİMSEL EĞİTİM BİTİRİLMİŞTİR”

    Din derslerinin yanında matematik ve sayısal derslerin de dini içerikli dersler haline dönüştürüldüğünü söyleyen Kenanoğlu, şunları kaydetti:

    “Okularda “2×2=4 eder inşallah” formatına gelmiştir. Dolayısı ile bilimsel eğitimin bitirildiği, tüm derslerin dini gerekçelere dayatılarak anlatıldığı bir müfredatla karşı karşıyayız. Bu anlamı ile itirazların daha da geniş bir kapsayıcılığı ortaya çıktı ve geniş bir kitleyi etkilen bir sorun haline dönüştür bu dersler.

    “ÇOCUKLAR AÇISINDAN CİDDİ PİSİKOLOJİK SORUNLARA NEDEN OLUYOR”

    Bu derslerin, bir asimilasyon dersi olması ile birlikte, diğer taraftan da Sünni, İslam olmayan diğer çocuklar için de bir zulme dönüştüğünü ifade etmek gerekir. Çünkü o inanca mensup olmayan çocukların, farklı bir inancın inançsal değerlerine sahip olmak, gelip evde kendi ailesinin inancı ile karşı karşıya kalmak, çocuklar açısından da çok ciddi psikolojik sorunlara da neden olduğunu biz biliyoruz. Bu konu ile ilgili ben Alevi kurum başkanıyken, ‘Hak İhlalleri Raporu’ hazırlardık. Bu raporlarda da bu konulara daha fazla yer veriyorduk.”

    BU DERSLERİN ASİMİLE ETTİĞİ AHİM NEZNİNDE DE KABUL GÖRDÜ

    Hükümetin, açılan davalar ve kaybedilen davalar karşısında bir değişiklik yaparak, Alevi çalıştaylarını da sürecin içerisine alarak okullardaki Din Kültürü ve Ahlak Dersi içerisine Alevilik, Bektaşilik konularını ekleyeceğini söylediğini hatırlatan Ali Kenanoğlu, o süreci şöyle anlattı:

    “Bu çalıştaylara ben de katılmıştım. Ben orada, Bakan ve bu konu ile ilgili çalışan uzmanlara şu soruları sordum;

    *Alevi, Bektaşiliği üniteye ekleyeceksiniz, içeriğini biz Aleviler ve diğer inanç grupları kabul ediyor muyuz?

    *Din dersinin zorunluluğu sürüyorken benim çocuklarıma abdest almayı, namaz kılmayı öğretmeye devam edecek misiniz?

    *Benim çocuklarıma namazın surelerini, Arapça sureleri ezberletmeye devam edecek misiniz? Bunlara devam ettiğiniz sürece bizim de din derslerine olan itirazlarımız devam edecek.”

    Kenanoğlu, “Şu an gelinen noktada hükümetin AHİM’e karşı, Danıştay’da olan davalara karşı savunma yapabilmek için yapmış oldukları düzenlemeler ve din dersi kitaplarına koymuş oldukları iki ünitelik Alevilik, Bektaşilik dersinin aslında bütün bu asimilasyonu ortadan kaldırmadığını hep birlikte görüyoruz” diye konuştu.

    “MÜFREDATA KARŞI MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Milletvekili Kenanoğlu şöyle devam etti:

    “Kaldı ki, bu derslere koydukları iki üniteye rağmen de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AHİM) aleyhte karar çıktı. Bu derslerin bir asimilasyon dersleri olduğu AHİM nezdinde de kabul gördü. Kaldı ki, bizim kriterimiz AİHM de değil. Bu konuda çok net bir şekilde insanların beyanları var. Bu inanca inanmadıklarını, bu öğretiden ve derslerdeki inanç ve ibadetten olmadıklarını beyan etmesi yeterlidir. Evrensel insan hakları ve inanç özgürlüğü anlamında da bu böyledir. Dolayısı ile bizim çocuklarımız da Sünni, Müslüman olmayan tüm ailelerin çocukları da, ateist insanların çocukları da okullarda, ‘Din Kültür ve Ahlak Bilgisi” dersi adı altında okutulan derslerin kendi inançlarına uygun olmadığını ifade ediyorlar. Bu anlamda; bütün bir müfredata karşı top yekûn mücadeleye, demokratik koşullar çerçevesinde devam edeceğiz.”

    Ayhan KARDAŞLAR/ ANKARA

  • ‘Zorunlu din dersi çocuklarımızda psikolojik sıkıntılar yaratıyor’-VİDEO

    ‘Zorunlu din dersi çocuklarımızda psikolojik sıkıntılar yaratıyor’-VİDEO

    PİRHA- Türkan Sağlam adlı yurttaş, sosyal ve kültürel olarak, din derslerinin dayatılmasının Alevi çocuklarında psikolojik sıkıntılar yarattığını belirterek, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istedi.

    Türkiye’de  Alevi çocuklarının ‘Zorunlu Din Dersi’nden muaf tutulması için verilen mahkeme kararlarını hükümet uygulamıyor. 2020-2021 Eğitim-Öğretim yılının pandemi nedeniyle geç başlayacağını açıklayana Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Alevi çocuklarının din derslerinden muaf tutulmasına dönük talep ve beklentileri görmezden geliyor.

    “DİN DERSLERİNİN DAYATILMASI ÇOCUKLARIMIZDA PSİKOLOJİK SIKINTILAR YARATIYOR”

    PİRHA’ya konuşan öğrenci velisi Türkan Sağlam, zorunlu din dersinin iktidarın dayatması olduğunu vurgulayarak, en büyük kaygılarının, çocukların sosyal, kültürel ve psikolojik açıdan zarar görmesi olduğunu belirtti.

    Sağlam, konuşmasında şu sözlere yer verdi:

    “Bizleri kötü yönde etkilediği gibi, çocuklarımızı da kötü yönde etkiliyor. Eğitim sistemi ezbere dayalı ve çok yoğun ders programı var. Çocuklarımız yoğun şekilde derslerle meşguller. Kendilerine ayıracak zaman dahi bulamıyorlar. Bu durum sınav döneminde çocukların çok yoğun bir şekilde strese ve bunalıma girmesine neden oluyor. Bu ders stresi üstüne, zorunlu din derslerinde bilmediği dili, Arapça dilini ezberlemeye çalışıyorlar. Dersin zorunluluk dayatması da çocukların kafasının karışmasına neden oluyor. Bunların hepsine bir bütün baktığımız da çocukların bu durumda ilerlemesi mümkün değil. Sosyal ve kültürel olarak, din derslerinin dayatılması çocuklarımızda psikolojik sıkıntılar yaratıyor. Bir Alevi çocuk ile bir Sünni çocuk aynı ders ortamında ama aynı koşullara sahip değildir. Bir Sünni inancına sahip olan çocuk, mensubu olduğu din dersinde kendini çok daha iyi ifade edebiliyorken, bir Alevi çocuğun kendini rahat bir şekilde bu derste ifade edebileceğini düşünmüyorum.”

    “ÇOCUĞUMUN KENDİSİNİN ÖTEKİLEŞTİRİLDİĞİNİ HİSSETTİĞİNİ GÖRÜYORUM”

    “Çocuğumun kendisini ötekileştiğini hissettiğini görüyorum” diyen Sağlam, “Benim çocuğum din dersinden sonra eve geldiğinde dersin çocuğumda yarattığı duygu değişikliğini görüyorum ve fark ediyorum. Nedeni de şu ki; bizden aldığı inançsal ve kültürel eğitim ile din dersinde gördüğü eğitim çok farklı. Çocuk bir süreden sonra şunları sorguluyor: Bizler kendi inancımızı rahat yaşayamıyoruz, ikinci sınıf, ötelenmiş vatandaş olarak mı yaşıyoruz. Bir süre sonra ötekileştiğini fark ediyor ve psikolojik olarak etkileniyor” değerlendirmesinde bulundu.

    “ZORUNLU DİN DERSİ DAYATMASI BİZİ DERİNDEN ÜZÜYOR VE İNCİTİYOR”

    Sağlam, din derslerinin seçmeli ders olarak verilebileceğini ifade ederek şunları söyledi:

    “Öğrenci istediği din dersi eğitimini alsın. İnançsal ders seçimi insanların hür iradelerine bırakılmalı. Benim mensup olmadığım bir inancın dersini alma gibi bir zorunluluğum olmamalı. Bu uygulama çok çağdışı ve ilkel bir yöntem. Alevi anne olarak, Alevi vatandaş olarak bu uygulamayı kendime bir hakaret sayıyorum. Zorunlu din dersleri dayatmasına çocuklarımızın maruz kalması bizi derinden incitiyor ve üzüyor. Bu ülkenin tüm vatandaşları inançlarını dilediği gibi yaşasın. Herkes kardeşçe yaşasın. Ülke vatandaşı olarak tüm toplumların iyiliği için bu ders zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır. Zorunlu din dersleri siyasi iktidarın İdeolojik bir yaklaşımı ve çıkar dayatmasıdır” diyerek sözlerini tamamladı.

    Ayhan KARDAŞLAR/ANKARA

     

  • ‘Ödülün, Hünkar’ın adı kullanılarak Hacıbektaş Belediyesi adına verildiği anlaşılıyor’

    ‘Ödülün, Hünkar’ın adı kullanılarak Hacıbektaş Belediyesi adına verildiği anlaşılıyor’

    PİRHA-Araştırmacı-Yazar İsmail Kaygusuz,“27. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü’nün İslam Alevi Teşkilatı’nın yan kuruluşu ‘Hızır Avusturya’ya’ verilmiş olmasını doğru bulmadığını söyledi. Kaygusuz, Dersim Gola Buyere ziyaretindeki semazenli cemi de eleştirdi. 

    Araştırmacı-Yazar İsmail Kaygusuz, 27. Hünkâr Hacı Bektaş Veli ödül töreni ve Dersim Gola Buyere ziyaretinde ‘Kadına Yönelik Şiddet ve Farkındalık’ için gerçekleştirilen cem erkanında semah ve semazenlerin bir araya getirilmesine dair PİRHA’ya değerlendirmede bulundu.

    “BELEDİYE, BİR HİZMET KARŞILIĞINDA MI ÖDÜL VERDİ?”

    Kaygusuz, “27. Hacı Bektaş Veli dostluk ve Barış Ödülü, kime hangi amaçlarla verildi? ve ödül belediyeye yapılan bir hizmet karşılığında mı verildi?” sorularının cevabının verilmesi gerektiğini söyledi.

    Ödülün veriliş yönteminin yanlış olduğunu belirten Kaygusuz şunları ifade etti:

    “27. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü’nün İslam Alevi Teşkilatı’nın yan kuruluşu ‘Hızır Avusturya’ya’ verilmiş olmasını doğru bulmuyorum. Her şeyden önce ödülün veriliş yöntemi yanlıştır.  Tek cümleyle, bu yıl verilen ödülün Hünkar’ın adı kullanılarak, Hacıbektaş Belediyesi adına verildiği anlaşılıyor. Yani, ilçenin belediyesine yapılan bir hizmet veya yardım karşılığında bir teşekkür borcu niteliği taşımaktadır. Hünkâr Hacı Bektaş Veli adına konulmuş ödülün Belediye’ye değil, Hacı Bektaş’a, dostluğa ve barışa hizmet etmiş bir fikir emekçisine veya bir kuruma verilmesi gerekirdi. Bunun için de önce yetkin ve ehil kişilerden, yani bilim ve sanat insanlarından oluşturulacak bir kurul kararıyla olmalıydı. Öncelikle ödülün amacına uygun adaylar bu kurul tarafından saptanıp, onların arasından hizmetlerinin dökümü yapılarak bir veya ikisine sunulmasının uygun olacağı kanısındayım.”

    “GERÇEKTEN DİKKAT ÇEKEBİLDİLER Mİ?”

    Bu arada, Kaygusuz, Gola Ana Buyere ziyaretindeki cemi de yorumladı.

    Kaygusuz, “Denizden yaklaşık 3500 m yükseklikte Munzur Baba dağlarının doruğunda oluşmuş, bölgede yaşayan Alevi-Kızılbaş toplumunun keramet söylenceleriyle kutsallaştırdığı Krater gölüne Buyer Ana (hem de Buyer Bava) adlarını vermiş ve bir Ziyaret yerine dönüştürmüşler” dedi.

    “Gola Ana Buyere” ziyaretinde gerçekleştirilen cemde, semahta semazenlerin de yer almasını eleştiren Yazar İsmail Kaygusuz, “Burada Muhabbet Cemi yaparak, semah dönerek, İstanbul sözleşmesini desteklemek, hükümetin bu sözleşmeden imzasını çekme niyetini protesto etmek ve medya aracılığıyla toplumun dikkatini çekmek istediler. Gerçekten bu amaca ulaşabildiler mi, dikkat çekebildiler mi bilemiyorum” dedi.

    “BUYER ANA’NIN RUHUNUN RAHATSIZ OLDUĞUNDAN EMİN OLABİLİRSİNİZ”

    Kaygusuz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bu arada eylemi düzenleyenlerin Pülümür yerel yönetimi ve bölge halkıyla yakın ilişki ve ortaklık yapmadıkları hem gölün adı hem de hakkında anlatılan söylencenin birbirinden farklı oluşundan anlaşılıyor. Bu tür çelişkilere dikkat etmek ve bölge insanıyla sıcak ilişkiler çerçevesinde bu eylem gerçekleştirilerek, arkadan suçlayıcı eleştirilere fırsat vermemek gerekirdi.

    Cemde semah dönen canların arasında bulunan Mevlevi semazenlerinden Buyer Ana’nın ruhunun rahatsız olduğundan emin olabilirsiniz. Üç buçuk saat dağ yolunda yürüyerek Buyer Ana krater gölü kıyısında kamp kuracaklarına, kadın cinayetlerini protesto eden ve ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ diyen kadın yürüyüşlerinin arkasında, İstanbul sokaklarında üç buçuk saatlik kitlesel yürüyüşler düzenleyip, meydanlarda yatsalardı!”

    Ayhan KARDAŞLAR/ ANKARA

     

     

  • Divriğili kadınlardan bin bir emekle tarhana yapımı-VİDEO

    Divriğili kadınlardan bin bir emekle tarhana yapımı-VİDEO

    PİRHA-Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Günbahçe Köyü’nde kış hazırlıkları devam ediyor. Geleneksel tatlardan olan tarhana yapımını ilişkin konuşan kadınlar, “Bugün bu geleneklerimizi  bizlere unutturmayan, birikimleri bizlere aktaran analarımıza minnettarız” diye konuştu. 

    Haberin Videosu

    Anadolu mutfağının vazgeçilmezlerinden olan tarhana çorbası yaz sebzeleriyle yapılıyor. Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Gülbahçe Köyü kadınları kış hazırlıkları için bir araya gelerek tarhana yaptılar.

    Kadınların bin bir emekle hazırladığı tarhananın içerisinde taze sebzeler bulunuyor. Kadınlar günler süren tarhananın yapımını PİRHA’ya şöyle anlattılar:

    “Akşam, ayranla pişirilen yarmalar sabaha kadar dinlenir. Dinlenen hamur; yoğurt, baharat ve mevsim yeşillikleri ile yoğrularak, parça hamurlar halinde güneşte kurutulmaya bırakılır. Günlerce ters-düz çevrilerek kurutulan tarhana parçaları, kimi zaman elle ovularak küçük taneler haline getirilir.”

    Kadınlar, aynı zamanda bu hazırlıkları atalarından bu yana devam ettirdiklerini ve bildiklerini gelecek kuşaklara aktaracaklarını kaydettiler.

    “GELENEKLERİMİZİ BİZLERE UNUTTURMAYAN ANALARIMIZA MİNNETTARIZ”

    Kadınlar, “Anadolu’da birçok besin sofralara sunulmadan, kadın analar tarafından günler süren emekler ile köy evlerimizin serin mekanları olan kilerlerde, sonbaharda hazırlanan saç ekmekleri, lor peyniri, tulum peyniri, tereyağı, buğday, pirinç, kavurma kış yiyecekleri olarak  saklanır. Ardından soğuk kış günlerinde sofralarımıza katık olarak gelir. Bugün bu geleneklerimizi  bizlere unutturmayan, birikimleri bizlere aktaran analarımıza minnettarız” diye konuştu.

    PİRHA/ SİVAS

  • Araştırmacı Yazar Esat Korkmaz: Semah’ı ve Sema’yı birleştirmek bağışlanamaz

    Araştırmacı Yazar Esat Korkmaz: Semah’ı ve Sema’yı birleştirmek bağışlanamaz

    PİRHA-Araştırmacı – Yazar Esat Korkmaz; “Alevi ritüellerinden Semah ve Sünni İslam kültürünün bir parçası olan Semazenlerin bir araya getirilmesi, Alevi kültürünü yozlaştırma çabasıdır.” dedi. 

    Esat Korkmaz, Maltepe Belediyesi Başkanı Ali Kılıç’ın organize ettiği ve Dersim’nin Munzur Baba Dağı’nda, Gola Buyere adıyla anılan, kutsal krater gölü kıyısında kadına yönelik şiddet ve farkındalık için gerçekleştirilen cem töreninde semah ile semazenlerin bir araya getirilmesine de tepkisini  PİRHA’ya bir demeç ile bildirdi.

    BU ETKİNLİK, BİRKAÇ BAKIMDAN SORGULANMAK DURMUNDADIR

    Esat Korkmaz demecinde şunlara yer verdi;

    “Bu etkinlik birkaç bakımdan sorgulanmak durumundadır; Öncelikle belirtelim Semah, Alevilikte, simgesel anlamda, cemdeki on iki hizmet sıralamasında yer alan, cem ve muhabbet toplantılarında müzik eşliğinde yapılan, her şeyin dönerek değiştiğini işaret eden kutsal dansın adıdır; bu dans, Kırkların ruhlarının boşlukta aşkla dönmelerini, ruhun bâtından zâhire çırpınarak doğuşunu ve evrenin dönüşünü simgeler. Semah dönülürken, ayakların çıplak, başın açık olması zorunludur; ayaklar çıplak ancak başlar açık değildir. Bu durumda dönülen semah, Aleviliği folklor durumuna taşımanın bir aracı olmaktan öte bir anlam taşımaz.

    SEMAHI VE SEMAYI BİRLEŞTİRMEK, BAĞIŞLANMAZ BİR YANLIŞI BERABERİNDE GETİRİR

    Alevilik bir Yol’dur; Yol olarak felsefe, öğreti, inanç ve erkândır: Semah, Alevilikte kutsal söylence ürünlerinin sanatsal biçimlendirilişidir; bu da doğanın ve insanın aklına onay veren inancın, doğuma hazırlanmasıdır. Çünkü, burada doğaüstü güçlerin insansal olarak biçimlendirilişi bu güçleri insansal kılmakta, öbür dünyaya ilişkin güçler olmaktan çıkarmaktadır. Sema’ya gelince sema; Mevlevi tasarımlarda, simgesel anlamda, ölümsüzlük nedeni olarak algılanan manevi şarabı üretme işinde çalışan işçilerin, üzümleri ayaklarıyla çiğnerken yaptıkları hareketlerden esinlenerek biçimlenen bir danstır; ötesinde, göklerden gelen çağrıya uyularak yapılan, manevi bir çekim merkezinin çevresinde dönmeyi simgeler. Mevlevilik, entelektüel ancak Sünni bir tarikattır. Semahı ve semayı birleştirmek, bağışlanmaz bir yanlışı beraberinde getirir: Alevilik, sınıfsal ihtiyaçlardan doğan ve ezilenleri kurtuluşa taşımak için başkaldıran politikadır-siyasettir. Mevlevilik, dönemin iktidar gücünün, kentlerdeki beşinci koludur. Kimi kaynaklarda, Kızılbaşların başının kesilmesi konusunda fetva verdiği de belirtilir. Bu nedenle bu tür etkinlikler, Aleviliği devlet katına taşımak, onu kendi toplumsal temelinden koparmak isteyenlerin amacına hizmet edebilir ancak.”

    ALEVLİKTE KÜLTÜR EROZYONUNA KARŞI MANİFESTO

    Korkmaz, “Aleviligin bir kültür erozyonuna karşı ve yabancılaşmaya dur diyecek bir çağrıya ihtiyaç olduğuna dikkat çekerek, “Alevi kültürünün gelecek zamanını yaşıyoruz; söyleyecek çok sözümüz olmalı. Felsefemize, öğretimize, inancımıza ve tarihimize ilgisizliğimiz suçluluğa dönüşmeden, isyan-sorgulama geleneğimizi güncelleyerek sıkıntılarımızı lokma yapıp, umutlarımızı evrenselleştirmek durumundayız. Yabancılaşmaya dur diyecek bir çağrıya ihtiyacımız var; Dilerim bu manifesto çağrıya ışık olur, ışık olur da kendimizle ve doğayla kucaklaşırız” dedi.

    ALEVİLİK İSLAMA PEŞKEŞ ÇEKİLMEKTE

    57. Ulusal, 31. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’nde, 27. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü’nün, İslam Alevi Teşkilatı’nın yardım kuruluşu olan ‘Hızır Avusturya’ya ve ödülün, bir komite ve jüri olmadan verilmesine  tepkisini de dile getiren Korkmaz, sözlerine şöyle devam etti:

    “Hemen belirteyim Alevilikte, İslam Alevi Teşkilatı adı altında örgütlenme olamaz. Çünkü Alevilik, Anadolu doğuludur. Bu Aleviliği, İslam’a peşkeş çekmenin bir yoludur. 27. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü’nün, böylesi bir teşkilatın yardım kuruluşu olan Hızır Avusturya’ya verilmesi, Hacı Bektaş etkinliklerinin ne denli yabancılaştığını kanıtlar; ötesinde, Hacıbektaş Belediyesi’nin yürekler acısı durumunu belirtir. Ödülün, bir komite ve jüri olmadan verilmiş olması, toplumsal sorgulamadan kaçmak için başvurulan bir yöntemdir diyebilirim.”

    Ayhan KARDAŞLAR/ ANKARA

     

     

     

     

     

     

     

  • HDP bir yıllık kayyım raporunu açıkladı

    HDP bir yıllık kayyım raporunu açıkladı

    HDP, bir yılını geride bırakan kayyım atamalarıyla ilgili raporunu açıkladı. Kayyımlarla halk iradesinin gasp edildiğini dile getiren HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, siyasi partilere ve demokratik kesimlere çağrıda bulunarak, “Kayyım siyasetine son verilsin” dedi.

    HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, Demokratik Yerel Yönetimler Eş Sözcüsü Hediye Karaaslan ve Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu Üyesi Yunus Parim’in detaylı sunumlarıyla “Kayyım Raporu Ağustos 2019 – Ağustos 2020 Bir Yıllık Panorama” başlıklı 37 sayfalık raporunu kamuoyuna açıkladı.

    HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, HDP Belediyelerinde atanan kayyumlar için şunları söyledi:

    “Dört yıl önce başlayan birinci kayyım döneminde HDP’nin güçlü olduğu belediyelerde bir darbe siyaseti devreye sokuldu. Öncelikle eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz dokunulmazlıkları kaldırılarak, saraydan verilen talimatlarla tutuklandılar ve meclise bir darbe vuruldu. 2016 ve 2017 yılında kayyum siyaseti devreye geçti. Belediyelerimize darbelerle kayyumlar atandı.

    Buna rağmen 2018 milletvekili seçimlerinde HDP Barış ve Demokrasi çağrılarıyla meclise tekrar geldi. Aynı zamanda 2019 da kayyum atanan tüm belediyelerimizin büyük çoğunluğunu geri alarak kayyumları sarayın bahçesine gömdük.

    “ERDOĞAN DARBECİDİR!”

    “AKP açıkça darbe siyaseti izliyor, muhalefet ise yeterli tepki vermiyor”

    2019 yılı Mart seçimlerinde HDP’nin kayyum atanan bütün belediyeleri geri kazandığını gören AKP genel Başkanı Tayip Erdoğan; “Kayyum atanan belediyeleri kazanırlarsa, hiç beklemeden kayyum atayacağız” demiştir.

    Geçen yıl 19 Ağustos 2019 da Mardin, Diyarbakır ve Van Belediyelerine kayyum atayarak darbe vurmuştur.

    31 Mart 2019’da kazanılan 63 belediyenin yüzde 81’i, HDP’den alınarak vali ve kayyumlar aracılığıyla iktidar yönetimine girdi. 51 belediyesine el konulmuş ve 12 belediyede yönetimi sürdürmekteyiz.

    HDP baskı ve darbe uygulamalarına rağmen halka hizmet etmeyi sürdürdü. Belediye eş genel başkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz, seçilmişlerimiz görevlerini yapamıyorlar. Derhal görevlerine dönmelerini talep ediyoruz.

    Buna karşı; muhalefette olanlar dahil hiçbir siyasi parti kayyum ve darbe siyasetine yeterli tepkiyi vermemiştir. Muhalefet, Türkiye’nin doğusunda olan darbelere karşı, Türkiye’nin batısında olan darbeler kadar tepkiyi ortaya koyamıyor. Gerekli birliktelik sağlanamadığı için Erdoğan’ın darbesi geri püskürtülememiştir.”

    EŞBAŞKANLARIMIZA PARA TEKLİFİ”

    Paylan’ın ardından konuşan Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu Eş Sözcüsü Hediye Karaaslan, kayyum atamaları ile yerel demokrasi ve demokratik belediyeciliğin tabutuna son çivilerin çakıldığını söyledi. Belediye eş başkanlarına maddi tekliflerin yapıldığını da anlatan Karaaslan, “Eşbaşkanlarımıza aracılar eliyle milyonlarca lira teklif edildi ve tek şey söylendi, ‘Ya partinden istifa edip başka partilere geçin ya da bağımsız kalın’. Yapmayan belediye eşbaşkanlarımızın yerine ertesi gün kayyım atadılar” diye konuştu.

    “DEMOKRATİK ÇÖZÜM PROJELERİ İÇİN RİSK ALMAYA HAZIRIZ”

    HDP Parti Meclisi (PM) toplantısının sonuç bildirgesinde Türkiye’deki muhalif partilere çağrı yapan HDP yönetimi, “Tarihi ve toplumsal acı biriktiren Kürt sorununu, demokratik çözüm projeleri üretip siyasi riskler üstlenerek ve tüm coğrafyaya yayılmış istibdat rejimine karşı net tavır alarak hep birlikte çözebiliriz” dedi.

    Bildirgede Kürt sorununun yalnızca vaatlerle çözülemeyeceği ifade edilerek muhalefete ve iktidara çeşitli mesajlar verildi. HDP yönetiminin Kürt sorununun çözümü için her türlü riski almaya hazır olduğu vurgulandı.

    Raporda şunlar belirtildi:

    “Kürt meselesinde demokratik çözümün sadece Kürt sorununu dillendiren açıklamalar ve vaatlerle gelmeyeceği tarihi tecrübelerle sabittir. Bu anlamda rol alabilecek her türlü çabayı destekleyeceğimizi ve bizatihi içerisinde yer alarak katkı sağlayacağımızı bir kez daha tüm kamuoyuna deklare ediyoruz. Siyasi aktörleri, aydınları, akademisyenleri ve tüm kamuoyunu da Kürt Sorununun demokratik çözümünde inisiyatif almaya çağırıyoruz. Şimdi barışı ve bir arada eşit yaşam mücadelesini daha fazla toplumsallaştırarak inşa etmenin vaktidir. Türkiye ve Ortadoğu’yu barış meşalesi ile aydınlatmanın zamanıdır. Bu kapsamda sokak sokak, şehir şehir, mahalle mahalle oluşturacağımız barış zincirleriyle elimize alacağımız barış meşalesini hep birlikte taşımak için Türkiye halklarına çağrıda bulunuyoruz.”  

    Ayhan KARDAŞLAR/ ANKARA

     

  • UNESCO, 2021 yılını  ‘Hacı Bektaş Veli Yılı’ ilan etti

    UNESCO, 2021 yılını  ‘Hacı Bektaş Veli Yılı’ ilan etti

    PİRHA- Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), bütün dünyada 2021 yılını “Hacı Bektaş Veli Yılı” ilan etti.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından, Hacı Bektaş Veli’nin 750. Ölüm yıldönümünü nedeni ile 2021 yılını “Hacı Bektaş Veli Yılı” ilan etti.

    HACI BEKTAŞ VELİ KİMDİR?

    Hacı Bektaş Veli’nin 13.yüzyılda temellerini attığı ve günümüzde de geçerliliğini koruyan düşüncelerinin ışığını, şiirleri ve özdeyişlerinde, hakkında anlatılan söylencelerin satır aralarında buluyoruz.

    Hacı Bektaş Veli’nin sevgi, eşitlik, tanrı, din, paylaşım, hoşgörü, bilim, eğitim gibi kavramlarda da günümüze taşınan görüşleri tüm dünyada aydın ve sağduyulu toplumlarca kabul görmüş ve Alevi toplumu tarafından yüzyıllardan günümüze taşınmıştır.

    Barışın simgesi olan bir güvercin donuyla Anadolu’ya geldiği söylencesi oldukça anlamlıdır. Hacı Bektaş Veli’nin, savaş yerine barışı; düşmanlık yerine dostluğu; kin yerine sevgiyi ve hoşgörüyü benimseyen, hümanist bir anlayışa sahip olduğunu bilmekteyiz.

    Anadolu’da sınıfsal kavgaların başlangıç noktasında Alevilerin yok sayılmasına, bir duruş ve örgütlenme temelli bir dergâh kurmuş, Kadıncık Ana  ile birlikte Alevi–Bektaşi kültürünü tüm Anadolu’ya yayarken felsefi düşüncesini kültürün temellerinden biri yapan “Yetmişiki milleti bir nazarda gör” sözleri ile toplumların eşit hak ve özgürlüklere sahip olduğunu ifade etmiştir.

    Alevi –Bektaşi felsefesi “Eline, beline, diline sahip ol”“Yetmişiki milleti bir nazarda gör” anlayışı ile yoğurulur.

     “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır”, ” Okunacak en büyük kitap insandır” , “Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur” diyen  diyen Hacı Bektaş Veli; öğretisinin temel ilkelerini oluşturan bu dizeleriyle, yüz yıllar geçse de felsefesinin derinliği ve gerçekliği ile günümüz toplumlarına da ışık tutmaktadır.

    “Hararet nardadır, sac’da değildir,
    Keramet baştadır, tac’da değildir,
    Her ne arar isen, kendinde ara,
    Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir”

    Hacı Bektaş Veli, her şeyi insanda arayan; Hakk’ı kendi özünde, kendi özünü Hakk’ta bulan anlayışıyla, barışı, sevgiyi ve bilimi kendisine rehber kılmıştır. Hacı Bektaş Veli’ye duyulan ilgi, saygı ve sevgi, Alevi-Bektaşi öğretisinin temelini oluşturan İnsan-Tanrı-Doğa sevgisine  dayanan hümanist yaşam felsefesi ve öğretisinden kaynaklanmaktadır. O’nun anlayışında dinin kaynağı Hak korkusuna değil, Hak sevgisine dayanır.

    ” Kadınları okutunuz”,  Hacı Bektaş Veli, akla, mantığa ve sevgi temeline dayandıran; kadın ve erkek eşitliğini savunan ve döneminde Hatun Ana (Kadıncık Ana) önderliğinde kurulan Anadolu Bacıları teşkilatına büyük destek veren bir düşünce adamı ve düşünürdür.

    Ayhan KARDAŞLAR/ ANKARA