Yazar: byildiz

  • Yeşil Sol Parti’den milletvekili seçilen Celal Fırat mazbatasını aldı-VİDEO

    Yeşil Sol Parti’den milletvekili seçilen Celal Fırat mazbatasını aldı-VİDEO

    PİRHA –  28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi Yeşil Sol Parti’den İstanbul 3. Bölge 4. sıradan milletvekili seçilen Celal Fırat mazbatasını aldı. 

    28. Dönem Milletvekili Seçimi’nde milletvekili olmaya hak kazananlara mazbataları veriliyor.

    Aleviler adına Yeşil Sol Parti İstanbul 3. Bölge Milletvekili Adayı Celal Fırat da mazbatasını aldı.

    Celal Fırat yanında mazbatasını alan diğer adaylar da şöyle: İskender Bayhan, Özgül Saki, Çiçek Otlu, Kezban Konukçu, Sırrı Süreyya Önder, Cengiz Çiçek.

    Vekiller, mazbatalarını İstanbul İl Seçim Kurulu Başkanı tarafından aldılar.

    Diğer Alevi adaylardan Yeşil Sol Parti İstanbul 2. Bölge Milletvekili Adayı Turgut Öker, Adıyaman Milletvekili Adayı ve aynı zamanda 27. Dönem İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Yeşil Sol Parti Sivas Milletvekili Adayı Gani Kaplan ise meclise giremediler.

    Geçen dönem ise HDP’den seçilen Alevi milletvekilleri ise Ali KenanoğluZeynel Özen, Kemal Bülbül’dü.

    PİRHA/iSTANBUL

     

     

     

  • ‘Kılıçdaroğlu’na kim ‘Antikürt söyleme meylet’ diyorsa Erdoğan’a çalışıyordur’-VİDEO

    ‘Kılıçdaroğlu’na kim ‘Antikürt söyleme meylet’ diyorsa Erdoğan’a çalışıyordur’-VİDEO

    PİRHA -CAN TV’de ‘Bu Sabah’ programında konuşan Gazeteci İrfan Aktan, “Kılıçdaroğlu şunu bilmeli; etrafında kim ona “Antikürt söyleme meylet” diyorsa bilsin ki o kişi Erdoğan’a çalışıyordur” dedi.

    Gazeteci İrfan Aktan, CAN TV’de ‘Bu Sabah’ programında Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekilliği seçimlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Gazeteci İrfan Aktan, Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun çekirdek kitlesinin Aleviler ve Kürtlerden oluştuğunu söyleyerek ikinci tura kadar yeni yol haritasında ittifak ya da parti içinden yönlendirmelerle antiKürt ya da İslamcı söylemlere yönelmemesi gerektiğini söyledi.

    KÜRTLERİ VE ALEVİLERİ KÜSTÜRMEMELİ”

    Aktan, “Kılıçdaroğlu’nun elde ettiği oyların genelini Kürtler ve Aleviler oluşturuyor. Bunu ıskalayıp kazanmak için Kürtleri ve Alevileri küstürecek bir noktaya getirirseniz; Alevilerin ve Kürtlerin desteğini kaybettirirsiniz. Kılıçdaroğlu şunu bilmeli; etrafında kim ona “Antikürt söyleme meylet” diyorsa bilsin ki o kişi Erdoğan’a çalışıyordur” dedi.

    “ORTAK LİSTEYLE GİDİLSEYDİ VEKİL SAYISI 100’Ü BULABİLİRDİ”

    İrfan Aktan, Türkiye İşçi Partisi’nin ortak listeyle gitme kararına uymayarak kendi potansiyellerini ortaya çıkarmak amacıyla seçime gittiğini belirterek şunları söyledi.

    “Türkiye İşçi Partisi batıda açık bir biçimde HDP’nin daha önce onlara oy veren sol, sosyal demokrat oylarının altını oymuştur. 1 milyon oyla, 4 vekille övünüyorlar. Ortak listeyle gidilseydi vekil sayısı 100’ü bulabilirdi. Yola devam edemeyecekler. Emek Ve Özgürlük İttifakı’nın dağılacağını düşünüyorum.”

    Program linki: Gazeteci İrfan Aktan Can’da Bu Sabah’ın konuğu oldu

    PİRHA/İSTANBUL

  • Oy ve Ötesi: Şu anda 60 bin gönüllümüz var, 200 bin sandık için yeterli değil-VİDEO

    Oy ve Ötesi: Şu anda 60 bin gönüllümüz var, 200 bin sandık için yeterli değil-VİDEO

    PİRHA – Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimi 14 Mayıs Pazar günü yapılacak. Oy ve Ötesi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ertim Orkun, CAN TV’ye konuk oldu. Orkun, “Halkın seçimlere daha fazla katılması ve seçim bilincini arttırmak amacımız” dedi. 

    14 Mayıs’taki kritik seçimlere çok az bir zaman kaldı. Çeşitli platformlarda seçim yaklaşırken analizler ve öngörüler paylaşılıyor. Oy ve Ötesi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ertim Orkun, tarihi seçimlere giderken hangi faaliyetleri yürüttüğüne dair bilgi verdi.

    “İSTANBUL’DA YETERİ KADAR GÖNÜLLÜMÜZ VAR”

    Orkun, büyükşehirlerde daha görünür olduklarını belirterek, Oy ve Ötesi’ne kayıt yaptırmaya çağırdı.

    “Her ilde varız. Bazı illerde zayıfız bazı illerde güçlüyüz. İstanbul’da yeteri kadar gönüllümüz var. Burada yeteri kadar sayıya sahibiz çünkü her okulda olabilecek gönüllüye ulaşmış durumdayız. İzmir ve Ankara aynı şekilde. İnternet sitemizden herkes kayıt olabilir. Diğer bölgelerde de daha görünür olmaya çalışıyoruz.

    “SEÇİMİN ÖNEMİNİ MİLYONLARA AKTARIYOR OLACAĞIZ”

    Orkun, Oy ve Ötesi Derneği’nin amacının halkın seçimlere katılmasını ve seçim bilincinin oluşmasını sağlamak olduğunu kaydetti.

    “Yaklaşık 2 aydır seçim çalışmalarımız yürüyor. Şu anda 60 bin gönüllümüz var. Tahmin ediyorumki seçime kadar 80 bin gönüllümüz olacaktır. 200 bin sandık var yeterli olmayacaktır ama bizim amacımız halkın seçimlere daha fazla katılmasını sağlamak, seçim bilincini arttırmak, sandığa sahip çıkmanın ne kadar önemli olduğunun onların hissetmelerini sağlamak ve biz bunları 80 bin kişiyle sağlamaya çalışacağız ama onların her biri 10-20 kişiye dokunacak. Böylece seçimin önemini milyonlara aktarıyor olacağız. Oy ve Ötesi bir seçimde değil kurulduğu günden bu yana bu bilinci oluşturmuştur.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Tertelenin vahşeti: ‘Ne zaman uçak geçse Huriye abla masanın altına saklanıyordu’-VİDEO

    Tertelenin vahşeti: ‘Ne zaman uçak geçse Huriye abla masanın altına saklanıyordu’-VİDEO

    PİRHA – Dersim’in kayıp kızlarından Huriye Aslan’ın oğlu Prof. Dr. Şükrü Aslan, Can Tv’de Bu Sabah programında 4 Mayıs 1937-38 Dersim Katliamı’na dair konuştu. Aslan, annesini yıllar sonra çocukluğunu geçirdiği ailenin çocuğunun evine götürdüğünü ve sonrasında neler yaşadıklarını anlattı. Aslan, muhakkak arşivlerin açılması gerektiğini kaydetti. 

    4 Mayıs 1937 tarihinde TBMM’de Bakanlar Kurulu “Tunceli Tenkil Kararları” adında özel bir kararname çıkardı. Bu kararname Dersim Tertelesi’nin resmi başlangıç tarihi oldu. Bu karar Dersim Tertelesi’nin resmi belgesi olarak kabul ediliyor.

    Resmi verilere göre; 13 bin 160 kişinin öldürüldüğü, 11 bin 818 kişinin sürgün edildiği Dersim Katliamı 1938’in sonuna kadar sürdü. Binlerce sivilin hayatını kaybettiği, binlerce insanın sürgün edildiği, yüzlerce köyün boşaltılıp yakıldığı, yüzlerce kız çocuğunun kaybedildiği katliamın sonunda Seyit Rıza ve oğlunun da aralarında olduğu Dersim’in önde gelen aşiret liderleri idam edildi.

    Dersim’de katliamdan kaçıp ormana saklanan Huriye Aslan, askerler ormanı bastığı sırada yakalandı, Samsun’a bir asker ailesinin yanına gönderildi.

    1938 yılında henüz 8-9 yaşındayken Dersim’den koparılan Aslan, yıllarca köyüne, memleketine, akrabalarına, toprağına hasret yaşadı. Hayatını “Taş olsa çatlardı, toprak idim dayandım” sözleri ile anlatıyordu. Hayata gözlerini yumduğunda yıl 2019’du. Cenazesi İstanbul’da yapılan törenin ardından Dersim’de Pülümür’e bağlı Salördek Köyü’nde toprağa verildi.

    SON NEFESİNE KADAR YAŞADIKLARINI ANLATTI”

    Prof. Dr. Şükrü Aslan, Dersim’in kayıp kızlarından annesi Huriye Aslan‘ın hikayesini, çocukluğunda annesinden dinlediklerinden yola çıkarak CAN TV’de Bu Sabah programında anlattı.

    “Bütün hayatı boyunca memleket hasretinden bahsetti. Çok ağır bir şey. Bu hikayeleri dinleyerek büyüdük. 10 yaşındaki bir çocuğa bunları yapmak çok vahşi. Son nefesine kadar böyle söyleyerek gitti. ”

    “SAMSUN’DA NE ZAMAN BİR UÇAK GEÇSE HURİYE ABLA MASANIN ALTINA SAKLANIYORDU”

    Aslan, annesinin yaşadığı travmayı çocukluğunu geçirdiği ailenin çocuğundan dinlediğini aktardı.

    “Annemi bir gün çocukluğunda Samsun’da evinde kaldığı ailenin çocuklarından birinin evine götürdüm. Çok ilginç bir ortamdı. Bir taraftan ailesinden koparılmış bir çocuk var. Bir tarafta ailesine getirilmiş yabancı bir çocuğa tanıklık eden bir çocuk var. 70-80 yıl sonra ne oluyor izledim bir şey söyleyemedim… Çok ağır bir süreçti… Anlamaya çalıştım. Aile tanığı, “Samsun’da ne zaman bir uçak geçse Huriye abla masanın altına saklanıyordu.” dedi. Orada koptuk. Aslında bütün hikayeyi özetlemişti.”

    “ARŞİVLER MUHAKKAK AÇILMALIDIR”

    Aslan, Dersim Katliamı’nın kahramanlık olarak yorumlandığına dikkat çekerek; devletin arşivleri açması gerektiği söyledi.

    Aslan şöyle devam etti:

    “Türkiye’de birçok insan 1937 yılında Dersim’e atılan bombaları şöyle yorumluyor: Türk milletinin milli kahramanlığı… Dersim’e uçaklardan atılan bombalar Dersimliler için nedir derseniz annemin evinde çocukluğunu geçirdiği o çocuğun söylediği sözlerdir. Modern devlet yaptığı her şeyi kayıt altına aldığı devlettir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin de bunları kayıt altına aldığını tahmin edebiliyorum. Dersim’in kayıp kızları konusunda da arşivlerin açıklanması gerekir. Herkesin kendi büyüğünün, atasının, annesinin, anneannesinin, babaannesinin nerede kimlerin elinde olduğuna dair hayatını nerede kaybettiğine dair bilgi sahibi olması en doğal hakkıdır. O yüzden bu arşivler muhakkak açılmalıdır. ”

    “DERSİM’İN KAYIP KIZLARINDAN BİRİYLE GÖRÜŞMEM ENGELLENDİ”

    Prof. Dr. Şükrü Aslan, İstanbul’da Dersim’in kayıp kızlarından biriyle görüşmesinin ailesi tarafından engellendiğini söyledi. Bu travmanın karşı tarafta da aynı travmaya yol açtığını belirterek yaşadığı olayı şöyle anlattı.

    “Bir akademisyen arkadaşım oturduğu apartmanda Dersim’in kayıp kızlardan biri olduğunu söyledi. Heyecanlandım görüşmek istedim. Anlaştık gittim. Apartmana girdiğimde orada olağanüstü bir durum vardı. Ve bu durumun benim gelmemle ilgili olduğunu anladım. Dersim’in kayıp çocuğunun çocukları, torunları ve ailesi benim görüşmemi engellemek için olağanüstü tedbir almıştı. Çok üzüldüm. Bu travmanın sadece biz de değil öteki tarafta da neye yol açtığını göstermek için çok çarpıcı bir deneyimdi. Görüşemedim ve sonrasında o ev kentsel dönüşümle yıkıldı. Benim meslektaşım yıkıntılar içerisinde teyzemizin pasaportunu, kimliğini, fotoğrafını bulup bana getirdi. Onlar şimdi Dersim’de saklanıyor. Bir gün bir bellek evi olursa bir müze olursa orada yerini bulacaktır. Ama o aile için sadece bu kadar önemliydi. Ama bizim için, tarih için son derece önemli belgeler.”

    Berfin YILDIZ / İSTANBUL

  • ‘Kılıçdaroğlu kimliğini açıklayarak tabuları yıktı; toplum da değişti-VİDEO

    ‘Kılıçdaroğlu kimliğini açıklayarak tabuları yıktı; toplum da değişti-VİDEO

    PİRHAMillet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Alevi’ başlıklı videosuna ilişkin CAN TV mikrofonuna konuşan Okmeydanı Cemevi dedesi Eren Yıldırım, “Kılıçdaroğlu, tabuları yıktı. Kimse Kılıçdaroğlu’na adaletsiz, hırsız diyemiyor” dedi. Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin ise Kılıçdaroğlu’nun açıklamasından dolayı mutlu olduklarını dile getirdi. 

    Okmeydanı Cemevi dedesi Eren Yıldırım, Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na kimsenin hırsız diyemediğini ancak Alevi kimliği nedeniyle tercih edilmemesi durumunun toplumda değiştiğini ifade etti.

    “KİMSE KILIÇDAROĞLU’NA HIRSIZ DİYEMİYOR”

    Yıldırım, “Bu açıklamanın yapılması bile ülkenin geldiği noktayı gösteriyor aslında. Kılıçdaroğlu, tabuları yıktı. Kılıçdaroğlu’nun Alevi olmasından kaynaklı oy vermeme durumlarının değiştiğini çok net bir şekilde görebiliyoruz. Kimse Kılıçdaroğlu’na hırsız, torpilci, beceriksiz demiyor. Kılıçdaroğlu’nu Alevi kimliği yüzünden tercih etmemeleri bizleri üzen bir durumdu. Liyakat sahibi, adaletli, hakkaniyetli, kimseyi inancından dolayı ötekileştirmeyen ve gerçekten hak sahibine hakkını verebilecek düzeyde bir aday profili var Kılıçdaroğlu’nun” dedi.

    KİMLİĞİNDEN KAYNAKLI ELEŞTİRİLERİN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN YAPTI

    Dede Yıldırım, Kılıçdaroğlu’nun ‘Alevi’ açıklamasını önyargıların ve eleştirilerin önüne geçmek için yaptığını söyledi.

    Yıldırım şöyle devam etti:

    “Alevi’ başlıklı video çekti. Alevilere pozitif ayrımcılık yapacağı anlamına da gelmiyor. Kimliğinden kaynaklı eleştirilerin önüne geçmek için yapıldı. Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı olduğunda Alevi, Sünni, Kürt, Türk farketmeksizin liyakat sahibi insanların hak ettikleri yere geleceklerine inanıyorum.”

    “HALKIN KAFASINDAKİ SORULARI GİDERDİ”

    Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin de Kılıçdaroğlu’nun ‘Alevi’ açıklaması için mutlu olduklarını belirtti.

    Şahin, “Kılıçdaroğlu’nun Alevi açıklaması çok güzel oldu. Biraz gecikmiş bir açıklama gibi düşündük ama yerine oturdu. Halkın kafasındaki soruları giderdi. Çok mutlu olduk” ifadelerini kullandı.

    Berfin YILDIZ/İSTANBUL

  • Yeşil Sol Parti Urfa Milletvekili Adayı Ferit Şenyaşar: Kılıçdaroğlu, ailemize söz verdi-VİDEO

    Yeşil Sol Parti Urfa Milletvekili Adayı Ferit Şenyaşar: Kılıçdaroğlu, ailemize söz verdi-VİDEO

    PİRHA- Yeşil Sol Parti’den Urfa Milletvekili Adayı olarak gösterilen Ferit Şenyaşar, CAN TV’de ‘Bu Sabah’ programına konuk oldu. Şenyaşar, Urfa Adliyesi’ndeki adalet nöbetlerini bırakmayacaklarını, parti çalışmalarına da katılacaklarını belirterek adalet çağrısında bulundu. Şenyaşar, “Kılıçdaroğlu, ailemize söz verdi” dedi. 

    Urfa’nın Suruç ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız, seçim çalışmaları sebebiyle iş yerlerini ziyaret etmiş ve taraflar arasında çıkan kavgada Celal, Adil, Mehmet, Fadıl ve Ferit Şenyaşar kardeşler ağır yaralanarak Suruç Devlet Hastanesi’ne kaldırılmıştı. AKP’li Yıldız’ın yakınları, Şenyaşar ailesine kaldırıldıkları hastanede de saldırmış ve tekrar çıkan kavgada Hacı Esvet Şenyaşar, oğulları Celal Şenyaşar ve Adil Şenyaşar ile milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın kardeşi Mehmet Şah Yıldız hayatını kaybetmiş, 8 kişi yaralanmıştı.

    “ÜÇ İNSANIMIZ HASTANEDE KAMERALARIN ÖNÜNDE KATLEDİLDİ”

    Saldırılardan yaralı kurtulan Ferit Şenyaşar, CAN TV‘de ‘Bu Sabah’ programında davanın ne aşamada olduğuna dair konuştu.

    Şenyaşar, “En büyük adaletsizlik Şanlıurfa Adliyesi önünde meydana geldi. Olay başta hastane ve iş yeriyle bir bütünken gelen talimatla olay iki davaya dönüştürüldü. Bir dava iş yeri davası, diğeri de hastane davası olarak açıldı. İş yeri dava duruşmaları yapıldı. Yerel mahkemenin kararı İstinaf Mahkemesi’nde bozularak geri gönderildi. Ben bunu anlatmakta güçlük çekiyorum. Hastane içinde üç insanımız kameraların önünde yüzlerce devlet polisinin önünde katledildi. 4 yıl boyunca ne bir tutuklama oldu, ne olayla ilgili gizli karar kalktı” dedi.

    “BEŞİNCİ YILINA GİREN DAVA 12 MAYIS’TA SİL BAŞTAN GÖRÜLECEK”

    Haziran ayında 5. yılını dolduran davanın duruşmasının seçimden iki gün öne görüleceğini belirten Şenyaşar, “En son yaptığımız çağrıyla beraber zor durumda kalan savcılar hastane davası açtı. 2 kişiyi tutukladılar. Birisi milletvekilinin abisi, biri de yakın akrabası. Geldiğimiz son aşamada İstinaf Mahkemesi’nin bozduğu karar yerel mahkemeye gelince hastane davasıyla iş yeri davası birleştirildi. 5. yılına giren dava seçimden iki gün önce 12 Mayıs’ta sil baştan tekrar görülecek” diye konuştu.

    “KARDEŞİM HALA TEK KİŞİLİK BİR HÜCREDE KALIYOR”

    Ferit Şenyaşar, geçtiğimiz günlerde annesi Emine Şenyaşar ile adalet nöbetlerini Elazığ Kapalı Cezaevi önünde sürdürmüştü. Olaylar sonrası tutuklanan ve yıllardır cezaevinde bulunan kardeşi Fadıl Şenyaşar hakkında da şunları söyledi:

    “İş yerimizin güvenlik kameraları var. Kardeşimin yaptığı eylem tamamen meşru müdafaa kapsamındadır. İş yerinde yoğun silahlı bir saldırı vardı ve kardeşim de saldıranlara karşı bizi savunmak için iki kişiye ateş etmiştir. Ölen kişiyi kesinlikle öldürmemiştir. İş yerimizin kamera görüntüleri bilirkişi tarafından da raporlaştırılmıştır. Milletvekilinin bir abisi de iş yerimizde vefat ediyor. Kesinlikle kardeşim öldürmedi. Bilirkişi raporu da bunu resmi olarak açıklıyor. Mahkeme rapora ve kamera görüntülerine bakmadı; tanıklar dinlenmedi. Üstlerin talimatıyla kardeşime ağır bir ceza verildi. Hala tek kişilik bir hücrede kalıyor. Son görüşmemizde kardeşimin morali yerindeydi. ”

    “KILIÇDAROĞLU, BU ADALETSİZLİĞİ GİDERECEĞİNE DAİR BİZE SÖZ VERDİ”

    Ferit Şenyaşar, yaklaşan seçimlere ilişkin en güçlü adayın Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu söyleyerek verilen sözü hatırlattı.

    Şenyaşar, “Önümüzde bir seçim var, bu ceberrut sistem değişecek. Şu an en güçlü aday olarak Sayın Kemal Kılıçdaroğlu gözüküyor. Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı olursa bu adaletsizliği gidereceğine dair ailemize söz verdi” dedi.

    “PARTİ ÇALIŞMALARINA KATILACAĞIM, ANCAK NÖBETİ BIRAKMAYACAĞIM”

    Yeşil Sol Parti’den Urfa 4’üncü sıra milletvekili adayı olarak gösterilen Ferit Şenyaşar, sürece dair şunları aktardı:

    “Geldiğimiz bu süreçte bizimle dayanışma içerisinde olan siyasi partiler kapılarının bize açık olduğunu söylediler. Aday gösterildim çalışmalara tabiki katılacağım ancak adliye önündeki nöbetimizi bırakmayacağız. Parti de bu konuda esneklik gösterdi. Nöbet saatlerimiz dışında parti çalışmalarına katılacağız. Ümidimiz Urfa’da birinci parti olarak çıkmaktır. ”

    “BEKİR BOZDAĞ, BİZLERE NÖBETİ BIRAKMA TEKLİFİNDE BULUNMUŞTU”

    Adalet mücadelelerini 14 Mayıs’ta Meclis’e taşıyacaklarını ifade eden Şenyaşar, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ‘ın AKP Urfa Milletvekili adayı olarak gösterilmesine ilişkin ise “Aday gösterilmesine biz de şaşırdık. Bütün Urfa halkı bu olayı biliyor. Bekir Bozdağ acaba seçim çalışmaları yaparken, Urfa Barosu’nu ziyaret edecek mi? Annemin adalet çığlığı Urfa’nın bütün sokaklarında yankılanıyor. Bozdağ, halk içine çıkamayacak. Bizlere nöbeti bırakma teklifinde de bulunmuştu” ifadelerini kullandı.

    NE OLMUŞTU?

    Urfa’nın Suruç ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız, seçim çalışmaları sebebiyle iş yerlerini ziyaret etmiş ve taraflar arasında çıkan kavgada Celal, Adil, Mehmet, Fadıl ve Ferit Şenyaşar kardeşler ağır yaralanarak Suruç Devlet Hastanesi’ne kaldırılmıştı. AKP’li Yıldız’ın yakınları, Şenyaşar ailesine kaldırıldıkları hastanede de saldırmış ve tekrar çıkan kavgada Hacı Esvet Şenyaşar, oğulları Celal Şenyaşar ve Adil Şenyaşar ile milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın kardeşi Mehmet Şah Yıldız hayatını kaybetmiş, 8 kişi yaralanmıştı.

    Hastanede yaşanan linç ve ölümler esnasında dönemin Urfa Valisi Abdullah Erin, Suruç Kaymakamı Tarık Açıkgöz ve dönemin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba hastane bahçesinde bulunuyordu. Olay sonrası Fadıl Şenyaşar, tutuklanmıştı. Hastanede yaşanan katliama dair yürütülen soruşturma dosyasında ise gizlilik kararı devam ediyor.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • Adıyaman’da 150 yıllık Üryan Hızır Ocağı evi, valilik emriyle yıkıldı!-VİDEO

    Adıyaman’da 150 yıllık Üryan Hızır Ocağı evi, valilik emriyle yıkıldı!-VİDEO

    PİRHA – Depremin üzerinden bir ay geçti. Binlerce insan hayatını kaybetti, binlerce bina yıkıldı. Bazı binalar da yetkililerin kararıyla yıkıma uğratıldı. Yıkıma uğrayan yapıların arasında Alevilerin kutsal mekanları var. Adıyaman Bulam’da Üryan Hızır Ocağı’na ait 150 yıllık ev de valilik kararıyla yıkıldı. 

    6 Şubat’ta Maraş merkezli depremlerde büyük yıkım gerçekleşen Adıyaman’da çok sayıda insan hayatını kaybetti, yaralandı. Binlerce bina yıkılırken, çoğu da ağır hasarlı.

    Adıyamanlı, Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Veli Büyükşahin, Adıyaman Çelikhan İlçesi’ne bağlı Pınarbaşı Bulam’da Ocak evinin valilik emriyle yıkıldığını PİRHA‘ya anlattı.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN KÜLTÜREL MİRASLARI ENKAZA DÖNÜŞTÜRÜLMEK İSTENİYOR”

    150 yıllık tarihi olan Alevi Ocak evinin kaymakamlık ve valilik emriyle yıkıldığını belirten Büyükşahin, “Bu mirasa enkaz muamelesi yapılmamalıydı. Bu tür tarihi, kültürel ve inançsal özellikleri dikkate alınarak bir uygulamanın yapılması gerekirdi. Çok ama çok üzgünüz” dedi.

    Büyükşahin, “Deprem felaketiyle birlikte maalesef çok sayıda canımızı kaybettik. Felaket her yönüyle devam ediyor. Göçük altındaki canlarımıza bile enkaz muamelesi yapıldı. Bilmemiz gerekir ki insani dramın yanında o coğrafyanın kültürel, inançsal tarihide yok ediliyor. İnsani kırımın yanında bir kültürel kırımında da eşiğindeyiz. Depremin olduğu Alevi coğrafyasında Alevi toplumunun çok önemli kültürel mirasları var. Yüzlerce yıl öncesinden gelmiş olan miras var. Bu konuda yetkililerin çok hor yaklaştığını onu enkaza dönüştürmek istediklerine tanık oluyoruz. Bunun örneklerinden bir tanesi benim de evladı olduğum Üryan Hızır Ocağı’nın Adıyaman Çelikhan İlçesi’ne bağlı Pınarbaşı Bulam’da bir ocak evimiz var. Yüzyılı aşkın süredir cemlerin yapıldığı bir evimiz, Kutsal Tarik’in olduğu evimiz, cem evimizin olduğu büyük odamız var. Burası maalesef iki gün önce iş makinalarıyla yıkıldı, param parça edildi. Orası öyle bir yer ki beş kuşak dedemizin babam Hasan Dede, amcam Hamo Dede, onun babası Hüseyin Dede, kardeşi Mamo dede, babaları Miro Dede, onun babası Hüseyin Dede… Hasan efendilerin, büyük Hamo dedelerin,  Kalender dedelerin, Opi Usun, Ali ağanın, Yusuf Dede, Sabri Dede, Hüseyin Dede ve nicelerinin 1850 yıllardan beri var olan en az 150 yıllık tarihi olan, cem cemaat olunan, bir evden bahsediyoruz. Orada hem ocağımızın tarihi var hem de o günden bugüne sürekli cem cemaatlerin yapıldığı bir yer. Tarihsel, kültürel ve inanç anlamında bize akan bir miras ve dolayısıyla yapılması gerekli olan tek şey onun bu özelliklerinin dikkate alınarak bir uygulama yapılmasıydı” dedi.

    “CEM YAPTIĞIMIZ ODAYA AHŞAP BİR TAHTA DEĞERLENDİRMESİ YAPAMAZSINIZ”

    Veli Büyükşahin şöyle devam etti:

    “Depremden sonra gördüğümde duvarlarında yıkıklar vardı. Şeritler çekildi ve hızlı bir şekilde ağır hasarlı denilip, yıkılma tehlikesi var diye iş makinalarıyla yıktılar. Dolayısıyla kültürel mirası da inanç mirasını da beş kuşakla gelen mirası da yok ediyorsunuz aslında. Orası sadece bir ev değil; büyük oda dediğimiz cem yaptığımız odaya sadece bir ahşap tahta muamelesi yapamazsınız. Çünkü orada en az 5 tane Alevi piri cem yapmış, cemaat yapmış, ikrar almış, yol sürdürmüş, hızır cemleri yapmış, müsahiplik cemleri yapmış. Tarik orada müsahiplerin sırtına çalınmış, hızır lokmaları, aşureler orada yapılmış ve orada toplumun sorunları çözülmüş. Dolayısıyla devletin yapması gereken onu koruma altına almak. Eğer yıkılması zorunluysa da buna uygun tedbirleri almak o dokuyu korumak oradaki taşın da ahşabın da zarar görmemesi için tek tek çıkarmak ve aslına uygun yeniden yapması gerekirdi.”

    “ALEVİ PİRLERİNİN SÖZLERİNİN, DUALARININ SİNDİĞİ BİR OCAK EVİ”

    Haber aldığımız anlardan beri bazı girişimlerde bulunmaya çalıştık ancak sonuç alamadık. Niye? Kepçeler girdi. İlk önce yaptıkları cemlerin yapıldığı odayı yıkmak oldu. Dolayısıyla yetkililerin o bölgede deprem bölgesinde bizim kültürel mirasımızda, inancımızda çok önemli bir yeri olan mekanlarımıza nasıl hor yaklaştıklarının gösterilmesi açısından çok önemli bir veri. Orası sadece bir taş, tahta, duvar yada bir kerpiç değil. Alevi tarihselliği içinde kendi kültürü, inancı, yolu barındırıyor. Bu evde en az beş altı pirin sözleri, gülbengleri, duaları, o sazlardan çıkan deyişler ve aramızda olmayan yüzlerce yıl önceden yaşamını yitirmiş çok sayıda insan orada cem cemaat olmuş. Onların ruhunu taşıyor. Onların sözlerinin içine sindiği bir ocak evinden evden bahsediyoruz. Orası sadece dört duvarı olan bir ev değil.”

    “ALEVİ TOPLUMUNUN SAHİP ÇIKMASI GEREKİYOR”

    Büyükşahin, bu yıkımın incitici olduğunu söyledi ve Alevilere çağrıda bulundu.

    Büyükşahin, “Bunun hesabının sorulması lazım. Alevi coğrafyasındaki mirasa sahip çıkmak gerekiyor. Kim sahip çıkacak? Elbetteki başta bizler… Ocakzadeler, talipler ve Alevi örgütlerinin buna dönük bir proje geliştirilmesi gerekiyor. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki enkaz altında canlar varken bile orayı bir moloz yığınına çevirdiler. Oraya da öyle yaklaşıyorlar. Orası sadece bir moloz yığını değil; orası bir ocak evi. Bir ocak evine yaklaşmak gerektiği gibi saygıyla, hürmetle yaklaşmak gerekir. Pir Hüseyin’in, Pir Miro’nun, Pir Mamonun, Pir Hüseyinin emanetine saygılı yaklaşmak gerekiyordu. Ocağımızın Tarik’ine kim olursanız olun saygılı yaklaşmak gerekirdi. Çok büyük bir haksızlık ve saygısızlıkla karşı karşıyayız. Bu saatten sonra neler yapılabilir tartışmak gerekiyor. Ben de o evde doğmuş, orada büyümüş ilk cemlerine orada katılmış biri olarak,  her Adıyaman’a gittiğimde orayı ziyaret etmeden geçemezdim.  O odada oturup babamın dedelerinin dedeleriyle bağ kurmaya çalışan biri olarak Alevi yolundan yürüyen biri olarak çok incindim.  Orayı yıkmak, orayı herhangi bir moloz yığını gibi görmek Alevi yoluna, inancına, ocaklarına büyük bir hürmetsizlik. Çünkü o mekanlar kendiliğinden kutsal olmuyorlar. O mekanlar insanlar orada yaşadıkları, orada yaptıkları cemler, orada okudukları deyişler, okudukları kitaplar, oradaki Alevi toplumsallığı kutsallaştırdı. Toplumun bu konuda duyarlı olması, Alevi toplumunun sahip çıkması gerekiyor. Acı bir olay. Dur dememiz gerekir” diye konuştu.

    Berfin YILDIZ/ PİRHA

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Meryem Göktepe: Kardeşim için “Duvardan düştü” diyenlerin hepsi suçlu!-VİDEO

    Meryem Göktepe: Kardeşim için “Duvardan düştü” diyenlerin hepsi suçlu!-VİDEO

    PİRHA – Haber takibi sırasında gözaltına alınıp polislerce darbedilerek katledilen Gazeteci Metin Göktepe’nin ablası Meryem Göktepe kardeşinin ölümünün 27. yılında Can Tv’ye konuştu. Göktepe, “Başta Orhan Taşanlar olmak üzere dönemin siyasetçileri yargılanmalı” dedi.

    Tarih 8 Ocak 1996… Metin Göktepe, Ümraniye Cezaevi’nde öldürülen tutukluların cenazesini “Mutlaka ben izlemeliyim” diyerek, izlemek üzere Alibeyköy’e gitmişti. Ancak, “Sarı Basın Kartı” olmadığı gerekçesiyle ilçeye sokulmadı. Haberi izlemekte ısrarcı davrandı ve gözaltına alındı ve yüzlerce insanla birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu’na götürüldü. Burada polislerin şiddetli darbeleriyle dövülerek öldürüldü. Katlediğinde 28 yaşındaydı.

    “OTOSPİYE GİRMEK İSTEDİĞİMDE REŞAT ALTAY, “DAYANABİLECEK MİSİN BAKALIM?” DİYEREK ALAY ETTİ”

    Ablası Meryem Göktepe, Can Tv’de Berfin Yıldız’ın hazırlayıp sunduğu Can Aktüel Bu Sabah programında yaşadıklarını anlattı:

    “8 Ocak’ta Metin yaşıyordu. Ben 9 Ocak’ta aldım haberi. Saat 20.00 civarında bulunduğu söylendi. Çünkü Metin’in gözaltına alındığı önce kabul etmeyip daha sonra avukatlarımıza serbest bırakıldığını söylemişti Orhan Taşanlar. Ertesi sabah biz öğrenebildik.Çok zordu, yaralı diye gittiğim hastanede Metin’in ölmüş olduğunu öğrendim. Hatırlamıyorum yığılıp kaldığımı…Uyandığımda Metin’in duvardan düştüğü iddia edildiğini söylediklerinde adli tıpta otopsiye girmek istediğimi söyledim. Avukatımızın girmesini istiyorduk ama o sırada “Ben girebilirim.” demiştim. Fatih İlçe Emniyet Müdürü Reşat Altay benimle dalga geçercesine bana “Dayanabilecek misin bakalım?” dedi. Metin’in öldüğünü öğrendiğimizden beri yasını tutamadan mücadelesini başlatmak zorunda kaldık. Faili meçhul olmasını istemedik. İlk baygınlık hali geçtikten sonra bir mücadelenin içinde bulduk kendimizi.”

    METİN, BİZİM GÜLEN ÇOCUĞUMUZDU

    Otopsiye avukatımız girdi. 27 yıl geçti avukatımızın otopsiden çıktığındaki yüz halini hiç unutmuyorum. Yeşile dönmüş bir sarı yüz haliyle ve kilitlenmiş bakışlarıyla “bu bir vahşet, bunu nasıl yaparlar bir insana ama Metin niye gülüyordu?” dedi. Metin , bizim gülen çocuğumuzdu.”

    “DELİLLERİ KARARTMAYA ÇALIŞAN, “DUVARDAN DÜŞTÜ” DİYENLERİN HEPSİ SUÇLU”

    Meryem Göktepe, kardeşi Göktepe’nin ölümüyle ilgili sorumluların yargılanması gerektiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar başta olmak üzere; İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan, Başbakan Tansu Çiller, Adalet Bakanı Mehmet Ağar, Eyüp İlçe Emniyet Müdürü Mehmet Ali Aydın Akdemir, Savcı Erol Can Özkan… Delilleri karartmaya çalışan, “duvardan düştü” diyenlerin hepsi suçlu. Bunların hepsi yargılanmalı.”

    Programın tamamı:  Gazeteci Metin Göktepe’nin ablası Meryem Göktepe, Can TV’de yayınlanan Can’da Bu Sabah’ın konuğu oldu

    PİRHA / İSTANBUL

     

  • İranlı gazeteci Fehimi: Bizim tek meselemiz başörtüsü değil-VİDEO

    İranlı gazeteci Fehimi: Bizim tek meselemiz başörtüsü değil-VİDEO

    PİRHA – İran’da ‘ahlak polisi’ tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Jîna Mahsa Amini’nin ölümüyle başlayan rejim karşıtı protestolar sürüyor. İranlı Gazeteci Seher Fehimi yaşanan son gelişmelere dair “Bizim derdimiz sadece başörtüsü değil; başörtüsü, bardağı taşıran son damlaydı. Umarım dünya bu sesi duyar” dedi. 

    İran’da “ahlak polisi” tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Jîna Mahsa Amini’nin ölümüyle başlayan protestolar sürüyor. Güvenlik güçlerinin şiddet ile bastırmaya çalıştığı protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısı da artmaya devam ediyor. Başkent Tahran merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’nın (HRANA) paylaştığı güncel verilere göre, Jîna Mahsa Amini’nin 16 Eylül’deki ölümüyle başlayan protestolarda 1 Ocak 2023 itibariyle aralarında 69 çocuğun da olduğu 512 protestocu hayatını kaybetti.

    “ÖLENLER ARASINDA 8 YAŞINDA ÇOCUK VAR” 

    100 günden fazladır eylemlerin sürdüğüne dikkat çeken İranlı Gazeteci Seher Fehimi İran’da rejim güçlerince öldürülenler arasında 8 yaşında çocuğun da olduğunu belirtti. Fehimi şunları söyledi:

    “Yaklaşık 100 gün önce başlayan İran’daki protestolar, Mahsa Amini’nin ölümünden sonra kelebek etkisiyle devrime dönüştü. Protestocular 15-30 yaş arası insanlar… Hepsi genç ve normal bir yaşam istiyorlar. Normal bir yaşam için 100 gündür öldürülüyorlar. 100 günde 500’ü aşkın insan öldü. 500 kişiden 64’ü çocuk… Ölenler arasında 8 yaşında çocuk var. Bu hükümet nasıl gider bilmiyorum ama halkın tüm dünyaya verdiği mesaj belli…”

    “BİZİM DERDMİZ SADECE BAŞÖRTÜSÜ DEĞİL; BAŞÖRTÜSÜ, BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLAYDI”

    Gazeteci Fehimi, İran’da kadınların tek sorununun başörtüsü olmadığına dikkat çekerek şöyle konuştu:

    “Bizim derdimiz sadece başörtüsü değil. Başörtüsü, bardağı taşıran son damlaydı. Ekonomik kriz ve rahat yaşayamadığımız yaşam, kadın hakları, etnik gruplar ve içinde devrimi barındıran her şey var … Özellikle Almanya Berlin’de milletvekilleri tutukluların siyasi kefaretini aldılar. Dünyanın her yerinde bunu istiyoruz. Çünkü hepsi idam cezasıyla karşı karşıya… 19 bini aşkın tutuklu var. Küçük bir grubu çıktı. Umarım dünya bu sesi duyar” dedi.

    Berfin YILDIZ/İSTANBUL

     

     

     

  • Sinemillioğlu: Maraş Katliamı dosyalarında devletin suçluluğunu ortaya koyan belgeler var-VİDEO

    Sinemillioğlu: Maraş Katliamı dosyalarında devletin suçluluğunu ortaya koyan belgeler var-VİDEO

    PİRHA – Maraş Katliamı’nın üzerinden 44 yıl geçti ancak gerçek failler ve sorumlular hala ortaya çıkarılmadı. 19 Aralık 1978’de başlayıp, bir hafta süren faşist saldırılarda 111 kişi Alevi oldukları için öldürüldü. Dava avukatlarından Av. İbrahim Sinemillioğlu katliama ilişkin CAN TV’de açıklamalarda bulundu. Sinemillioğlu, “Milli Savunma Bakanlığı’nın Maraş arşivleri için ‘devlet sırrı’ demesinin başka bir yanı var. Devletin suçluluğunu ortayan koyan belgeler var orada. O belgeleri göstermek istemiyorlar” dedi.

    Video eklenecek…

    Maraş’ta 19 Aralık 1978’de başlayıp, bir hafta süren faşist saldırılarda 111 kişi Alevi oldukları için öldürüldü. 100’ün üzerinde kişinin yaralandığı katliamda, 200’ün üzerinde ev, 70’e yakın iş yeri yakıldı, yağmalandı. Türkoğlu ilçesinden gelen bir grup faşist, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” ve “Müslüman Türkiye” sloganlarıyla kitleyi Cumhuriyet Halk Partisi ve TÖB-DER binalarına saldırttı. Bombanın patlamasından hemen sonra, Ülkücü Gençlik Derneği Maraş Şube Başkanı Mehmet Leblebici ve 2. Başkan Mustafa Kanlıdere’nin talimatlarıyla bombayı attığı iddia edilen Ökkeş Kenger, Ankara’ya ÜGD’ye telefon ederek yardım talebinde bulundu. Ertesi gün Alevilerin oturduğu bir kıraathane bombalandı.

    21 Aralık’ta iki Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (Töb-Der) üyesi öğretmenler öldürüldü.

    22 Aralık’ta bu iki öğretmenin cenazesini taşıyanlara, faşistler “Komünistlerin, Alevilerin cenaze namazı kılınmaz” diyerek saldırdı.

    Bağlarbaşı Camii İmamı Mustafa Yıldız, cuma vaazında şu cümleleri sarf etti:

    “Oruç tutmak namaz kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır; bütün din kardeşlerimiz hükümete ve komünistlere, dinsizlere karşı ayaklanmalıdır; çevremizde bulunan Alevileri ve CHP’li Sünni imansızları temizleyeceğiz.”

    Kalabalık dağılıp cenazeler ortada kalırken; güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karşılaşmayan saldırgan kalabalık, kent çarşısına yürüyerek Alevilere ve CHP’lilere ait işyerlerini tahrip etti. Saldırılarda 3 kişi öldürüldü.

    22 Aralık gecesi faşistler, Sünni mahallelerinde Alevilerin silahlı saldırı yapacağı iddiasıyla propagandaya girişti.

    23 Aralık’ta Maraş’taki olaylar solculara ve Alevilere dönük bir kıyama dönüştü.

    Bu arada, Maraş Katliamı dosyası kapatıldı. Maraş Katliamı dava dosyasının müdafi sıfatıyla inceleme talebi, Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından ‘devlet sırrı’ gerekçesiyle reddediliyor. Buna ilişkin açılan iptal davası, 7 Aralık 2022’de Ankara 10. İdare Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme heyeti gerekçeli kararı açıklayacak.

    “DEVLETİN SUÇLULUĞUNU ORTAYAN KOYAN BELGELER VAR”

    CAN TV’de Berfin Yıldız’ın sunduğu Can Aktüel/Bu Sabah programına katılan Av. İbrahim Sinemillioğlu, “Hiçbir dosya, hiçbir kurum mahkemede hesap vermez. Normal demokrasilerde yargı, yürütme, yasama ayrı güçtedir. Milli Savunma Bakanlığı’nın Maraş arşivleri için ‘devlet sırrı’ demesinin başka bir yanı var. Devletin suçluluğunu ortaya koyan belgeler var orada. O belgeleri göstermek istemiyorlar” dedi.

    “TÜYLERİM ÜRPERDİ”

    Av. Sinemillioğlu o zamanlar dönemin valisi ile görüştüğünü ve yaşananları validen dinlediğini şöyle aktardı:

    “Maraş’a gidip valiyle görüştük. Maraş Valisi Tahsin Soylu bana olayları tüm çıplaklığıyla anlattı. Anlattığı olaylar tüyler ürperticiydi. Vali beye “Buraya insan haklarından yana iki kuruluşun temsilcisi olarak geldik. Bazı sanıklar işkence gördüklerini söylüyorlar. İşkencenin önlenmesi konusunda gerekli tedbirlerin alınmasını talep ediyoruz. Kızarak ‘Evin bütün fertlerini öldürüp; üst üste yığan, en sona evin kedisini koyan, adamın gözlerini çıkararak tasın içinde yüzdüren adamın mı insan hakları olur? 90 yaşındaki kadını baş aşağı çukura atanların mı insan hakları olur? Hamile kadının karnını yararak içindeki cenini çıkaranların mı insan hakları olur?’ dedi. Benim tüylerim ürperdi.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

     

  • ‘Aleviler incitildi; cemevlerini bir kuruma bağlayarak sorun çözülmez, işi sulandırıyorlar’-VİDEO

    ‘Aleviler incitildi; cemevlerini bir kuruma bağlayarak sorun çözülmez, işi sulandırıyorlar’-VİDEO

    PİRHA – AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cemevlerini kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlamak istemesine muhalefet de tepki gösteriyor. CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı istediğini belirterek, “Ne yazık ki sulandırıldı, Alevilerin duyguları incitildi, adeta her yeri özelleştirir gibi bu meseleyi de bir kuruma bağlayarak çözüm yolu aradı. Bu çözüm değildir bunu şiddetle reddediyorum” dedi. 

    CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, Alevilerin sorunlarının çözülmesi için AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından cemevlerinin Kültür Bakanlığına bağlanmasına ilişkin Şahkulu Dergahında yaptığı açıklamayı değerlendirdi.

    Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı istediğini belirten Gürsel Tekin, “Sayın Erdoğan Şahkuluna gideceğim dediğinde ben de heyecanlandım doğrusu. Çünkü beklettiğimiz uzun uzadıya zaman alabilecek bir şey değil. Çok kolay 3 maddeyle çözülebilecektir. CHP olarak bizler 2015 yılında kanun teklifi verdik. Kanun teklifinde Erdoğan’ın partisinin ve bütün partilerin rahatlıkla oy verebileceği makul teklifti. Alevi yurttaşlarımız ödemiş olduğu vergilerden eşit pay alacaktı. Yani eşit yurttaşlık hakkı. Yapılması gereken çok basit bir şeyken ne yazık ki sulandırıldı, Alevilerin duyguları incitildi, adeta her yeri özelleştirir gibi bu meseleyi de bir kuruma bağlayarak çözüm yolu aradı. Bu çözüm değildir bunu şiddetle reddediyorum” dedi.

    “BAHÇELİ DE AYNI DÜŞÜNCEDEYSE ALEVİ SORUNUNU MECLİS’TE ÇÖZEBİLİRİZ”

    Tekin, Alevi sorununu çözmek adına MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye çağrıda bulunarak, “Sayın Bahçeli de yeni bir şey söyledi. Eğer bu konuda TBMM’de Bahçeli de aynı düşünce içindeyse, AKP’nin dışında muhalefet partileri olarak biz bu meseleyi çok rahatlıkla çözebiliriz” diye konuştu.

    Berfin YILDIZ/PİRHA

     

  • Çorum Katliamı’nda yaşamını yitirenler bu yıl kapalı alanda anılacak-VİDEO

    Çorum Katliamı’nda yaşamını yitirenler bu yıl kapalı alanda anılacak-VİDEO

    PİRHA – Çorum Katliamı tanıklarından Avukat Sadık Eral, Can TV’de sabah programına konuk oldu. Eral, “Bu sene alanda bir anma yapılmıyor. Neden yapılmadığını bilmiyorum. Bu yıl ki program salgından sonra ve ekonomik sorunları da dikkate alarak, Çorum Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı merkezli yapıyoruz. Panel ve konuşmalar olacak” dedi.

    28 Mayıs 1980 günü faşist saldırılarla başlayan Çorum Katliamı 10 Temmuz 1980’e kadar devam etti. Saldırılarda 57 Alevi yurttaş yaşamını yitirirken 300’e yakın yurttaş da yaralandı. 300’e yakın ev ve işyeri ise tahrip edildi.

    27 Mayıs 1980 günü MHP’li bakanlardan Gün Sazak’ın öldürülmesinin ardından Çorum’da ırkçı saldırıların fitili ateşlendi. Ancak, Maraş Katliamı’nın etkisiyle halkın sokaklara barikatlar kurarak kendilerini savunmaları sonucunda o gün saldırganlar istedikleri sonucu alamadı.

    “ALEVİ KÜLTÜRÜNE UYGUN ANMALAR OLACAK”

    Katliamın tanığı Avukat Sadık Eral, Can TV’de Çorum Katliamı protestosu ve etkinliklere dair açıklamalarda bulundu. Eral, alan yerine sadece kapalı alanda anma yapılacağını söyledi. Alevi kurumlarının ortak açıklama yapıp yapmayacağına dair bilgi verilmediğini belirten Av. Eral, şunları söyledi: 

    “Bu yıl ki programı, salgından sonra ve ekonomik sorunları da dikkate alarak Çorum Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı merkezli yapıyoruz. Panel düzenlenip, konuşmalar yapılacak. Alevi kültürüne uygun anmalar olacak. Katliamda kaybettiğimiz şehitleri mezar yerlerine giderek ziyaret edeceğiz. Barış ve kardeşlik üreterek bir anma yapma planı içerisindeyiz. Demokratik kitle örgütleri de yer alacak.”

    Av. Sadık Eral, bu sene alanda neden anma yapılmadığını bilmediğini ifade ederek, “Şu anda hiçbir demokratik kitle örgütünde bir görevde değilim. Benden istedikleri katkıyı her zaman sunuyorum. Yapılacak olan panelde konuşmamı istediler. Elimden geldiğince o katkıyı sunacağım” dedi.

    Çorum’da yapılacak anma, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi’nin bahçesinde saat 14.00’te başlayacak.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • ‘Garibe Gezer’in ölümü cinayettir; sorumlu Adalet Bakanlığı’dır-VİDEO

    ‘Garibe Gezer’in ölümü cinayettir; sorumlu Adalet Bakanlığı’dır-VİDEO

    PİRHA- Kandıra 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu olan Garibe Gezer dün yaşamını yitirdiği açıklandı. Aileye haber veren cezaevi yönetimi Gezer’in intihar ettiğini iddia ettti. Ancak İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri ve HDP Milletvekili Musa Piroğlu, Gezer’in ölümünün şüpheli olduğunu belirterek, bunun bir cinayet olduğunu kaydettiler. 

    Kandıra 1 No’ lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalan ve cinsel saldırıya uğradığını açıklayan tutuklu Garibe Gezer’in dün cansız bedeni bulundu. Aileye haber veren cezaevi yönetimi Gezer’in intihar ettiğini iddia etti.

    Gezer’in şüpheli ölümüne ilişkin Can TV mikrofonuna konuşan konuşan İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, cezaevinde şüpheli şekilde hayatını kaybeden Gezer’in yaşadığı haksızlar karşısında disiplin cezası aldığını, durumun her geçen gün kötüleştiğini belirtti.

    YOLERİ: ŞÜPHELİ BİR ÖLÜM

    Yoleri şunları kaydetti:

    “Garibe Gezer, İnsan Hakları Derneği’nin başvurucusuydu. Uğradığı haksızlıklara karşı bir mücadele yürütüyordu. İnsan hakları derneğinden de yardım istemişti. Avukatlar aracılığıyla yaşadığı sorunlara bir yandan çözüm bulunmaya çalışılıyordu. Yaşadığı haksızlıkları duyurmaya çalışması ona yeni disiplin cezaları olarak döndü. Garibe’ye birbirini takip eden hücre cezaları verildi. Bu cezaların uygulanması sürecinde de yalnız kalmaktan ve tecritin ağır etkilerinden kaynaklı durumunda gittikçe bir bozulma gerçekleşti. Dün akşam geç saatlerde ailesine gelen bir haberle intihar etmeye kalkıştığı ve hastaneye kaldırıldığı bildirildi, sonra da vefatı öğrenildi. Avukatları hemen hareket etti. Gerçek durumu öğrenmeye çalışıldı. Fakat avukatlarının gelmesi beklenmeden otopsi işlemi gerçekleştirildi. Ön otopsi için avukatlara gözlem şansı verilmedi. Oldukça can yakıcı acı bir olay. Aynı şekilde binlerce mahpus var. Biz bu tür vakaların artacağından büyük endişe duyuyoruz. Şüpheli bir ölüm olayı bu. İntihara sürükleme, uygulanan şiddetin daha şüpheli şekilde ortaya çıkması söz konusu olabilir. Net bir şey söyleyemiyoruz. ”

    PİROĞLU: GARİBE GEZER’İN ÖLÜMÜ CİNAYETTİR, HESABINI VERECEKLER

    Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ise Garibe Gezer’in intihar ettiği iddiasına tepki göstererek, cinayet işlendiğini söyledi. Piroğlu şöyle devam etti:

    “Garibe Gezer’in ölümü cinayettir. Hücrede bir sürü şikayetinin ve psikolojik rahatsızlığının olduğu bilinmesine rağmen intihar etti deniliyorsa; buna kimse inanmaz. Bizim geçmişimiz onlarca insanımızın yıllar boyunca işkencede katledilip; intihar etti laflarıyla doludur. Bunların hepsinin dokümanları ortaya çıkarıldı; sorumluları da bulundu. Bugün bu işkenceyi yapanlar, hapishanelerde tutsaklara eziyet edenler cezasızlık korunmasına sığınarak bunu yapıyorlar. Onlara bu korumayı sağlayan iktidardır; bu iktidarın yöneticileridir. Yaşanan bütün hukuksuzlukların ve saldırıların sorumlusu ana tepedeki kişidir. Garibe Gezer’in cinayetinin sorumluları da Kandıra Cezaevi yönetimidir; Adalet Bakanlığı’dır ve bu işkenceyi yapanlardır. Halkımız bu işin peşinde olacak. Bu kişiler bunların hesabını verecekler.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • SMA hastası Destan Duru’nun tedavisi için ailesi dayanışma bekliyor – VİDEO

    SMA hastası Destan Duru’nun tedavisi için ailesi dayanışma bekliyor – VİDEO

    PİRHA- SMA Tip 2 teşhisi konulan Destan Duru Evren’in yurt dışında tedavi edilebilmesi için yardım kampanyası başlatıldı. Anne Zarife Evren, “Kızım o ilacı alabilse düzelecek ve bunu bilip ulaşamamak çok kötü. Devletimizin bir an önce bir şeyler yapmasını istiyorum” dedi. 

    Spinal Musküler Atrofi (SMA), genetik bir kas hastalığı. Omurilikte bulunan motor sinir hücrelerinin kaybından ötürü ortaya çıkarak, kas kaybı ile kas zayıflığına neden olan SMA’nın 4 tipi bulunuyor. Tedavi için geliştirilen ve onay alan ise halihazırda üç ilaç mevcut. Türkiye’de bu ilaçlardan sadece bir tanesi, SGK tarafından geri ödemeli olarak karşılanıyor.

    Malatya Doğanşehir’de yaşayan Evren ailesinin çocuğu Destan Duru henüz 20 aylık ve 12 kilo. Tedavi ilacını alabilmesi için 13,5 kiloyu aşmaması gerekiyor.

    DESTAN DURU EVREN İÇİN YARDIM KAMPANYASI

    SMA hastası bebek Destan Duru için valilik izniyle başlatılan yardım kampanyası devam ediyor.

    Anne Zarife Evren, “Her gün fizik tedaviye devam ediyoruz. Kasları her gün eriyor, farkedilir seviyeye geldi. Destan Duru alt aylıkken bile çok kilolu bir çocuktu. Altıncı aydan sonra ayaklarındaki hareket çok azalmaya başladı. Doktor, çocuğumuz kilolu olduğu için hareketlerinin kısıtlı olabileceğini söyledi. Sonrasında nöroloğa gittik ve çocuğumuzun SMA tip 2 olduğunu öğrendik. Şu anda valilik izinli kampanyamızı yürütüyoruz” dedi.

    “AİLELER NE YAPACAĞINI BİLEMEDİĞİ İÇİN ÇOCUĞUNA KAMPANYA BAŞLATAMIYOR”

    Evren ailesi, kızlarının tedavisinin mümkün olduğunu ancak kampanyanın tamamlanması halinde sağlığına kavuşacağını ve Türkiye’de bulunan SMA ilacının tedavi için işe yaramadığını söylüyor. Ve ailelerin ne yapacağını bilemediği için kampanya başlatamadıklarını da ekliyor.

    Anne Zarife Evren, çaresiz kaldıklarını belirterek şunları kaydetti:

    “Bir anne baba olarak karşısında çaresiz kalmak çok zor. Tedavisini yaptıramamak, kilo almaması için aç bırakmak çok zor. Çocuğumu diyetle besliyorum. Bir buçuk senedir uyumadım. Kızım hep huzursuz, çok acı çekiyor, Allah kimseye yaşatmasın. Türkiye’deki ilaç tedaviye yaramıyor. Önce devletimizin bütün SMA‘lı çocukları görmesini istiyoruz. Valilik iznimizde çok geç çıktı; dört ay sürdü. İzin olmadan kampanya başlatamıyorsunuz. Bu konuda ailelere yardım edilmesini istiyorum. Doğu Anadolu’da aileler valiliğe gidip ne yapacağını bilemediği için çocuğuna kampanya başlatamıyorlar. SMA gen testinin kesinlikle zorunlu yapılması gerekiyor. Kızım o ilacı alabilse düzelecek ve bunu bilip ulaşamamak çok kötü.”

    Berfin YILDIZ / İSTANBUL

     

     

     

     

  • Kaftancıoğlu: Kadın düşmanı olan bu iktidarı göndereceğiz-VİDEO

    Kaftancıoğlu: Kadın düşmanı olan bu iktidarı göndereceğiz-VİDEO

    PİRHA – CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, 25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslarası Mücadele Günü sebebiyle Taksim’de kadınlarla bir araya geldi. Can TV mikrofonuna konuşan Kaftancıoğlu, “Cezasızlık politikasını uygulayan bir iktidar olduğu sürece kadın cinayetleri her geçen gün artarak devam edecek. Bunun önüne geçebilmenin yolu kadın düşmanı iktidarı göndermektir. Görüyorsunuz göndereceğiz onları” dedi. 

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu 25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslarası Mücadele Günü sebebiyle Taksim’de Can TV mikrofonuna konuştu.

    Kaftancıoğlu, her geçen gün artan kadın cinayetlerine ve şiddetine dikkat çekerek, “Bu ülkeyi yöneten iktidarın ne yazık ki tacizcilerden yana, kadını mağdur edenlerden yana, kadını güçsüzleştirenlerden yana tarafını belli ettiği için biz tam da onun karşısında; kadınların yanında kadın mücadelesinin yanında ve kimliği, yaşam tarzı ne olursa olsun kadın özgürlüğünün yanında mücadelemizi büyütüyoruz. Tek adama karşı çok kadının ne kadar güçlü olduğunu, eninde sonunda sonuç alacağını buradan haykırıyoruz” dedi.

    “KADIN CİNAYETLERİNİN ÖNÜNE GEÇEBİLMENİN YOLU KADIN DÜŞMANI İKTİDARI GÖNDERMEKTİR”

    Kaftancıoğlu, kadın cinayetlerinin politik olduğundan söz ederek; cinayetlerin ve şiddetin siyasi iktidarın bakışından kaynaklı olduğunu kaydetti.

    Kaftancıoğlu şöyle devam etti:

    “Biz yıllarca kadın cinayetleri politik derken ya da kadına şiddet sebebinin altında yatan siyasi bakıştır derken tam da bunu kastediyorduk. Bugün ülkemizdeki kadın cinayetleri de kadına karşı uygulanan şiddet de siyasi iktidarın bakışından kaynaklıdır. Bugün cezasızlık politikasını uygulayan bir iktidar olduğu sürece üzülerek söylüyorum kadına şiddeti de kadın cinayetleride bu şekilde her geçen gün artarak devam edecek. Bunun önüne geçebilmenin yolu kadın düşmanı ve erkek egemen bakışın hakim olduğu iktidarı göndermektir. Görüyorsunuz göndereceğiz onları.”

    “KADINI GÜÇLENDİREN POLİTİKALAR HAYATA GEÇMELİ”

    Kaftancıoğlu, sosyal devlete vurgu yaparak, “Biz kadını önceleyen, kadını özgürleştiren ve kadını sadece korumakla değil, kadını güçlendiren bir istihdamda var eden politikaları ve bu politikaları uygulayacak sosyal devleti hayata geçirdiğimizde bunların hiçbirini konuşmamıza gerek kalmayacak” diye belirtti.

    Berfin YILDIZ/ İSTANBUL

  • ABF ve bileşenlerinden İlahiyatçı Hayrettin Karaman hakkında suç duyurusu-VİDEO

    ABF ve bileşenlerinden İlahiyatçı Hayrettin Karaman hakkında suç duyurusu-VİDEO

    PİRHA- İlahiyatçı Hayrettin Karaman’ın, “Alevi genç ile Sünni bir kız evlenemez” sözleri hakkında suç duyuruları sürüyor.  Alevi Bektaşi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanları, Karaman hakkında İstanbul Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu. ABF Genel Başkanı Pir Hüseyin Güzelgül “Burada kurumlar adına dilekçemizi verdik, kendisini kınıyoruz. Kimse bizi vazgeçiremez” dedi. 

    Yeni Şafak Yazarı ve İlahiyatçı Hayrettin Karaman’ın “Bir Sünni kız Alevi erkekle evlenemez” şeklindeki sözlerine tepkiler devam ediyor. Alevi Bektaşi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanları, Karaman hakkında Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Pir Hüseyin Güzelgül adliye çıkışında yaptığı açıklamada, “Bütün varlığını sevgi ve ahlak üzerine inşa etmiş ve evrensel güzellikleri olan bir inanca sahip olmamıza rağmen; bu ülkede baskın bir inanç tarafından kabul görmemektedir. Bizleri düşmanlığa, birbirini karşı karşıya getirmeye teşvik eden tarikatçılar, yazarlar, araştırmacılar vardır. Bugün de bizleri aşağılayan, anayasanın temel hak ve özgürlüklerinde 216. Maddeye istinaden burada bir toplumu karşı karşıya getirmeye, tahrik etmeye, düşmanlığa teşvik etmekten dolayı kurumlar olarak, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Merkezi adına, Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Merkezi olarak müracaatta bulunduk” dedi.

    “VARLIĞIMIZA BİLE TAHAMMÜL ETMEYEN BİR ZİHNİYETLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Güzelgül, İlahiyatçı Yazar Hayrettin Karaman için şu ifadelerde bulundu:

    “Bu zat insanlıktan nasibini almış olsaydı; insanları ve inancı bu şekilde hor görmezdi. Her bireyin bir inancı vardır. Bir yığın inanç merkezi vardır. Buna saygı duymamız gerekirken; bunlar insanlıktan nasibini almadıkları için rencide etmektedir, devamlı baskı altında tutmaktadır. Varlığımıza bile tahammül etmeyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Burada kurumlar adına dilekçemizi verdik, kendisini kınıyoruz. Bütün dinler, kültürler, inançlar güzel ahlak ve sevgi üzerine inşa edilmiştir. Varlığı da onun üzerine devam etmektedir. Güzel ahlaktan, sevgiden, barıştan, kardeşlikten yana tavırları yoktur. Biz Alevi kurumları olarak Anadolu’da yaşayan her inançtan, kültürden olanlar kardeşçe yaşama mücadelesi veriyoruz. Kimse bizi vazgeçiremez.”

    “NEFRET SUÇUNDA BULUNANLARA KARŞI HUKUKUN BİZDEN ÖNCE ADIM ATMASI GEREKİYOR”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez de, Karaman hakkında ceza verilmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

    “Sapık zihniyetli birisinin bir açıklamasından ötürü hukuka tekrar başvurduk. Dilerim hukuk bir ceza verir. Bir daha bu sapık zihniyetler böyle açıklamalarda bulunmaz. Türkiye’de demokrasi ve hukukun işleyebilmesi için hukukun taraf olması ve sapık zihniyetlere ceza vermesi gerekiyor. Bu ilktir ve son olmayacağı da belli. Nefret suçunda bulunanlara karşı hukukun bizden önce adım atması gerekiyor. Beklentimiz ceza vermesidir.”

    “DAVANIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Alevi Kültür Dernekleri Başkanı İsmet Kurt ise konunun takipçisi olacaklarını söylerken, “Biz Aleviler olarak bu coğrafyada yüzyıllardır inadına barış, sevgi, kardeşlik derken ne yazık ki kendini bilmez bazı insanların yazıları Alevileri ve çağdaş demokrat Sünni kardeşlerimizi üzmüştür. Bugün bu coğrafyada milyonlarca Kürt-Türk, Alevi-Sünni evliliği varken; bu evlilikten doğan çocukları nasıl ayıracağız? Onun için biz de kendisine yazar diyen şahıs hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduk. Yargının gereğini yapmasını istiyoruz. Takipçisi olacağız” dedi.

    Alevi Vakıflar Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan ve Garip Dede Dergahı Vakfı adına Celal Fırat da önceki günlerde Hayrettin Karaman hakkında suç duyurusunda bulundular.

    NE OLMUŞTU?

    İlahiyatçı Hayrettin Karaman’ın 2012 yılında verdiği bir fetvada, “Alevilik babadan oğula geçen bir soy, bir kan bağı değildir. İnsan bugün Alevi, yarın dönüp Sünni veya tersi olabilir. Bu gencin ailesi Alevi olmakla beraber gencin kendisi İslam’a Sünniler gibi inanıyorsa, Amentüyü bizler gibi kabul ediyorsa o makbul bir Müslüman’dır. Eğer bilerek Aleviliğini koruyorsa, Alevilere ait olup İslam ile bağdaşması mümkün olmayan inançları ve uygulamaları muhafaza ediyorsa o genç ile Sünni bir kız evlenemez. Durumunuzu buna göre inceler kararı siz verirsiniz.”

    Karaman’ın bu ifadeleri toplumun büyük kesimi tarafından tepkiyle karşılandı.

    Berfin YILDIZ- Rıza ŞEKER / İSTANBUL 

  • Neşet Ertaş anısına düzenlenen Kadıköy Plak Günleri başladı-VİDEO

    Neşet Ertaş anısına düzenlenen Kadıköy Plak Günleri başladı-VİDEO

    PİRHA- Kadıköy Belediyesi tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen Kadıköy Plak Günleri başladı. İki gün sürecek olan etkinlikler usta sanatçı Neşet Ertaş anısına yapılıyor.

    Kadıköy Belediyesi’nin beşincisini düzenlediği Kadıköy Plak Günleri, Hasanpaşa’daki merkez binası bahçesinde başladı.

    Etkinlik, 25 Eylül 2012 tarihinde aramızdan ayrılan halk ozanı Neşet Ertaş’ın anısına düzenleniyor. Program kapsamında, söyleşiler ve plak satışları yapılırken, bozlak geleneğinin yeni temsilcilerinden müzisyen İsmail Altunsaray, Neşet Ertaş anısına bir konser verecek.

    ÖĞRENCİLER EKONOMİK DURUMLARINDAN DOLAYI PLAK ALAMIYOR

    Plak satıcıları ile vatandaşlar, hava koşulları ve pandemiye rağmen etkinliğe gösterilen ilgiden memnun olduklarını söyledi. Etkinliğe katılan öğrenciler ise ekonomik durumlarından kaynaklı yaşadıkları sıkıntıları dile getirdi. Plak alacak ekonomik güçlerinin olmadığını belirten gençler, kültür-sanat faaliyetlerinden uzak kaldıkları için üzüntülü olduklarını ifade etti.

    ETKİNLİKLER, İKİNCİ GÜN KONSERİ İLE SONA ERECEK

    Kadıköy Plak Günleri’nin ikinci gününde ise plak koleksiyoneri Mete Avunduk ve koleksiyoner Abanoz’un DJ performansıyla plaklardan müzik sesleri yükselecek. Programın ikinci gün söyleşisinin konuğu Hakan Tamar ve Özgür Can Öney (Manga) olacak.

    Radyo Eksen Yayın Yönetmeni Gülşah Güray’ın moderatörlüğünü yapacağı söyleşi 18.00’de başlayacak. Kadıköy Plak Günleri saat 21.00’de gerçekleşecek konserle kapanışını yapacak.

    “Bozkırın Tezenesi” adına yapılacak olan konserde, halk müziği sanatçısı İsmail Altunsaray, Neşet Ertaş’ın ezgilerini seslendirecek.

    Berfin YILDIZ – Barış KOP / İSTANBUL

  • Kahraman: Dersim’de sokakta kalan 2 bin öğrenciden bir kısmını halk evine aldı-VİDEO

    Kahraman: Dersim’de sokakta kalan 2 bin öğrenciden bir kısmını halk evine aldı-VİDEO

    PİRHA- Sanatçı Metin Kahraman Dersim’de yaşanan yurt sorununun çözülmesi gerektiğini belirterek, sokakta kalan öğrencilerin bir kısmının halk tarafından evlerine alındığını söyledi. Kahraman ayrıca Zazaca bir televizyon kanalına ihtiyaç olduğunu belirterek, Zazaca dilinin kuşaktan kuşağa aktarılamadığına dikkat çekti. 

    Türkiye’nin dört bir yanında ev ve yurt ücretlerinin pahalılığını ‘Barınamıyoruz’ diyerek protesto eden öğrencilerin nöbetleri sürüyor. Dersim’de Atatürk Mahallesi’nde bulunan Tunceli Kız Öğrenci Yurdu’nda yedek olarak kalan öğrencilerin yurt yönetimi tarafından gece yarısı yurttan çıkartılmasını öğrenciler protesto etmişti.

    Öğrencilerin yaşadığı sorunlara dair sanatçı Metin Kahraman, PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Kahraman, “Dersim’de iki bine yakın öğrenci sokakta kaldı. Bu durum iktidarın ne kadar pervasız olduğunu gösteriyor” dedi.

    “DERSİM HALKI BU KONUDA DUYARLI DAVRANDI; ÖĞRENCİLERİ EVLERİNE ALDI”

    Kahraman, Dersim’de halkın öğrencilerin yanında olduğunu belirterek; belediye ve başka kurumların da desteklerinin olduğunu söyledi.

    “Dersim’de iki bine yakın öğrenci sokakta kaldı. Belediyeler ve diğer kurumlar çok ilgilendi. Halk bir kısmını kendi evlerine aldı. İnsanlar kapılarını açtı. Sanırım 300-400 kişilik bir yurt belediyenin müdahalesiyle ve başka bir iş adamından destek alarak yurdu bitirmeye çalışıyor. Ancak Dersim halkı bu konuda gerçekten duyarlı davrandı. Türkiye kamuoyunda da bu şekilde farkındalık oldu.”

    “BURS VEREREK ÖĞRENCİLERİ İMAM HATİPLERE KAYDETMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Metin Kahraman, Erzincan ilindeki imam hatip okullarına dair öğrencilerin hem burs hem de teknolojik açıdan olanakların fazla olduğunu ancak öğrencilerin bu okullara kaydolmadığını söyledi.

    “Bu çok büyük bir yıkım. İktidarın ne kadar pervasız olduğunu gösteren bir olay. Memleketin bütün imam hatiplerinde heralde teknolojik anlamda en güzel, en son model malzemelerle ders yapıyorlar. Erzincan’daki imam hatip hakkında duymuştum. Onların yurt sorunu yok. Onların teknolojik malzeme sorunu yok. Çok ciddi olanaklarla ve hatta burs vererek öğrencileri imam hatiplere kaydetmeye çalışıyorlar. Yine de boş. Bu okullar çok fazla öğrenci alamıyor ama bu olay ne kadar kültüre düşman olduklarını ve eğitimi getirdikleri duruma bakarsak başka bir amaçları olduklarını gösteriyor. Eğer onlardan değilseniz; her türlü kötülüğü yapacak durumdalar. Türkiye genelinde korkunç bir durum ortaya çıktı. İnsanlar sokaklarda yatmaya başladı. Çok acı tabi ki.”

    Bu arada, Dersim Belediyesi Kültür Müdürlüğü bağlama, gitar, halk oyunları, tiyatro, atolia zazaki, piyano, resim ve yetişkinler korosu alanlarında kurs ve atölyeler açtı.

    Metin Kahraman, kültürel kurslara ilişkin bilgilendirme de yaptı. İleride kurulmak istenen bir kültür merkezinin alt yapısını oluşturmak istediklerini söyleyerek; atölye çalışmalarının başladığını açıkladı.

    “AMACIMIZ DERSİM’DE BİR KÜLTÜR MERKEZİ AÇMAK”

    Kahraman şunları kaydetti:

    “Pandeminin hemen sonrasında belediyemiz daha aktif bir program çıkardı. İleride kurulacak bir kültür merkezinin alt yapısını oluşturmak için kültürel çalışmalar başlattık. Bunların başında atölyeler geliyor. 1 Haziran’da çocuk korosuyla başladık. Çalışmamız 65 kursiyerle başladı. İlk konserimizi 19 Eylül’de Seyit Rıza Meydanı’nda gerçekleştirdik. Erdal Erzincan Bağlama Atölyesi, Şifa Geleneği Atölyesi ve önümüzdeki günlerde Mikail Aslan, Cemil Koçgiri , 3 telli geleneksel sazımızın öğretileceği bir tomur atölyesi kurulacak. aslında dersim kültürüyle ilgilenen bütün sanatçı dostlarımızla beraber giderek bir kültür merkezinin alt yapı çalışmalarını yürütüyoruz. 1 Eylül’den itibaren bağlama, keman, gitar, piyano, tiyatro gibi birçok sanat dalında kurslar başladı. Sinema da önümüzdeki dönemde bir atölyeyle başlayacak. Ve tabi ki dil atölyeleri var; şimdilik Zazaki. Zaza dili kursu için çalışmalara başlandı. Sözlü tarih ve hafıza atölyeleri kurarak Dersimli araştırmacıları bir araya getireceğiz. Ayrıca kitap tanıtım günleri yapıyoruz. Özellikle kendi kültürümüzü yaşatmaya dönük, kalıcı hale getirmeye dönük çabaları, kültürümüze dair hazırlanmış kitapların tanıtımlarını yapıyoruz. Bunlar zaman zaman tekrar edilecek. Her birimde 8-10 kişiden oluşan birimler oluşturmak istiyoruz. Öyle bir kültür merkezi olmalı ki aynı zamanda bir arşiv merkezi olmalı.”

    “ZAZACA KUŞAKLARA AKTARILAMIYOR”

    Kahraman, asimilasyonlara dikkat çekerek Dersim’de Zaza dilinde yayın yapan bir kanalın olması gerektiğini söyledi.

    “En büyük eksikliğimiz kültürel bir kanal sahip olmamamız. Her hanede televizyon var ama bir Zazaca kanal olsa… Çok büyük asimilasyon var ve Zazaca kuşaklara aktarılamıyor. O dil en azından unutulmayacak. Sayın başkanımız Fatih Mehmet Maçoğlu’na çok teşekkür ediyorum. Sanatçıların önünü açtı.”

    Berfin YILDIZ / İSTANBUL

  • Validebağ Korusu’na ilişkin İBB’den açıklama geldi

    Validebağ Korusu’na ilişkin İBB’den açıklama geldi

    PİRHA – İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden Validebağ Korusu’na ilişkin açıklama geldi. İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Gürkan Akgün PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Akgün, “Validebağ Korusu’na bir sabah vakti böyle bir uygulama yanlış olmuştur. Şu an itibariyle burada herhangi bir işlem yapacak plan veya proje bulunmuyor. İBB olarak bu durumun takipçisi olmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    İstanbul’un Üsküdar ilçesindeki Validebağ Korusu’nun toprak yollarına dün sabah saatlerinde belediye ekipleri tarafından kum ve moloz döküldü. Polis eşliğinde kamyonlarla koruya giren belediye çalışanları, sonrasında korudan ayrıldı.

    Konuya ilişkin İBB’den Gürkan Akgün, PİRHA‘ya konuştu. Akgün, Validebağ Korusu’nun korunması adına dava açıldığını ve şu anda herhangi bir projenin olmadığını söyleyerek şunları kaydetti:

    “Validebağ Korusu birinci derece doğal sit alanı. Koruma bölge komisyonunda alanında koruma bölgesi olması yönünde bir kararda var. Burası alınan kurul kararlarına göre herhangi bir işlemde Tabiat Varlıkları Koruma onayının olması gerekir. Buna ilişkin Kültür ve Tabiat Varlıkları’nın 2018 yılında yapılmış bir millet bahçesi projesi var. Ama buraya açılmış bir dava ile proje durduruldu yok şu anda. Hazırlanmış iki tane plan vardı. Bunlara da yürütmeyi durdurma kararı verildi. Şu an itibariyle burada herhangi bir işlem yapacak plan veya proje bulunmuyor. Mahkeme kararlarına ve bilirkişi raporlarına baktığımızda Validebağ Korusu’nun özelliklerinden bahsederek oranın konum içeriğinin koru niteliğinin korunmasından başka birçok husus yer alıyor”

    “HUKUKİ AÇIDAN TAKİPÇİSİ OLMAYA DEVAM EDİYORUZ”

    Akgün, Validebağ Korusu’nun korunmasına ilişkin İBB’nin diğer kurumlarla ortak hareket ettiğine ve sahada yer alarak hukuki süreci takip ettiklerini söyleyerek, şunları ifade etti:

    “Biz İBB olarak burada ortak akıl geliştirme yönünde istanbul Planlama Ajansı ve Kent Konseyi olarak ağustos ayında bir çalıştay ve forum düzenledik. Buna tüm taraflar katıldı: Müdürlükler, Üsküdar Belediyesi, Validebağ Gönüllüleri, Validebağ Savunması… Orada da neler yapılabileceğine, bu süreci nasıl yürütebileceğimize dair kararlar alınmıştı. Yasalarda bunu söylüyor. Ekolojik açıdan olaya yaklaşımımızda bunu gerektiriyor. İBB açısından bu durumun takipçisi olmaya devam ediyoruz. Hukuki olarak ve sahada olmaya devam ediyoruz. Sayın Başkan İmamoğlu’nun alana ziyareti vardı. Alandaki ziyareti zaten ortak akıl yürütülmesine dair kendileri bir görevlendirme yaptı. O süreci yürütürken tabi ki bir sabah vakti böyle bir uygulama yapılması yanlış olmuştur.

    “EKOSİSTEMİ BOZACAK HİÇ BİR UYGULAMA YAPILMAMALI”

    Burada herhangi bir yapılaşmanın koruyu başka bir şeye dönüşterecek herhangi bir uygulamanın yapılmaması ve yasal sürecin burada koruma kurulundan onaylı bir projede olmadan herhangi bir uygulamanın gerçekleştirilmemesi ve nihayetinde bu alanın koru niteliğinde korunması ve buranın ekosistemini bozacak, buradaki doğal yaşamı tahrip edecek hiçbir uygulamanın yapılmaması gerekir.”

    Berfin YILDIZ /İSTANBUL

     

  • Pınar Aydınlar: Konserlerim sürekli yasaklanıyor, Helin ve İbrahim gibi ölmemiz mi lazım?

    Pınar Aydınlar: Konserlerim sürekli yasaklanıyor, Helin ve İbrahim gibi ölmemiz mi lazım?

    PİRHA- Sanatçı Pınar Aydınlar, Gülsuyu’nda ve Hatay’da yapılacak olan konserlerinin iptal edilmesine tepki gösterdi. Aydınlar, “Sürekli bir konser yasağıyla karşı karşıyayız. Ben de buna dair çok büyük bir karar verme aşamasındayım” dedi.

    Sanatçı Pınar Aydınlar, konserlerinin iptal edilmesini PİRHA‘ya değerlendirdi. Aydınlar, konserlerinin iptal edilmesini yoksullaştırma ve sürgün edilme olarak nitelendirerek, ciddi kaygılar yaşadığını, büyük bir karar verme aşamasında olduğunu söyledi.

    Aydınlar, “Son dönem konserlerim ciddi bir sekteye uğruyor. Keyfi olarak yasaklanıyor. Pazar günü Gülsuyu’nda konserimiz olacaktı. Uyuşturucu, çeteleşme ve yoksulluğa karşı yapılacak bir konserdi. Ama maalesef Maltepe Kaymakamlığı iptal etti. Hatay’a gidecektim ancak oradaki konserim de yasaklandı. Çok keyfi uygulamalar içinde yoksullaştırılmaya ve gerçekten bu ülkeden sürgün edilmeye çalışılıyoruz. Bu çok ağır. Çünkü bugün siyasi olarak durduğumuz noktadan kaynaklı her türlü baskıyı yaşıyoruz. Bir de ekmeğimiz elimizden çalınarak, açlıkla terbiye edilmeye çalışılıyoruz. Ülkemizde buna dair ciddi bir kaygı taşıyoruz. Sürekli bir konser yasağıyla karşı karşıyayız. Ben de buna dair çok büyük bir karar verme aşamasındayım” dedi.

    “SİYASİ KİMLİĞİMDEN DOLAYI KONSERLERDEN TASFİYE EDİLİYORUM”

    Sanatçı Pınar Aydınlar, iktidarı ve muhalif partileri eleştirerek, konserlerinin iptalini kendisinin Halkların Demokratik Partisi üyesi olmasıyla ilişkilendirerek şunları söyledi:

    “Ben AKP, CHP veya İYİ Parti‘den olmak durumunda değilim. Bu ülkede sistemin, iktidarın terörize etmeye çalıştığı HDP’nin bir üyesi olarak siyasi kimliğimden dolayı pek çok yerden tasfiye ediliyorum. İktidarın bunu yaptığını biliyoruz. HDP’nin çalışmalarının, bizim etkinliklerimizin büyük şehirlerin yani CHP’nin elinde olduğunu herkes biliyor. Ama ne yazık ki ben o etkinliklerde de yer alamıyorum. Bunun altında yatan benim bulunduğum politik nokta ve cezaevinde yatmış olmam olabilir elbette. Ama bu kabul edilebilir değil; sonuçta bu ülkede bir hırsızın, bir katilin çirkinlikleri ortadayken bizler gibi halk için mücadele eden, halkın kavgasında yoksulluk için ayrımcılık ve ırkçılık için savaşanları bu kadar tasfiye etmek ve bu kadar yoksullaştırmak kabul edilebilir değil.”

    “HELİN VE İBRAHİM KONSER YAPMAK İÇİN ŞEHİT DÜŞTÜLER, DAHA MI ÇOK ÖLMEMİZ LAZIM?”

    Aydınlar, kendisine yapılan baskıları kabul etmediğini ve aldığı kararı yakın bir zamanda basın açıklamasıyla duyuracağını belirtti.

    Aydınlar, “Maddi anlamda çok fazla kaybımın olduğu ve tamamen ekmeğimin çalındığı bir dönem ama ben gibi nice arkadaşım var; sosyalist mücadeleyi yürüten, devrimci mücadeleye sahip… Grup Yorum’un üyelerinden Helin ve İbrahim konser yapmak için şehit düştüler. Bunları bize yaşattılar. Daha mı çok şehit düşmemiz lazım? Daha mı çok ölmemiz lazım? Bunları da söylesinler bize. Gerçekten başka bir döneme evriliyorum. Çok ciddi kararlarım var ama bunu çok yakında bir basın açıklamasıyla açıklayacağım. Yazık gerçekten ülke, kimlerin elinde ne hallere düştü. Ama biz Yılmaz Güney’in ardılları olarak her zaman şunu söyledim. Sarayın sofrasında soytarı olacağıma; halkımın sofrasında eşkıya olurum. Bu şiarı sahiplenmiş biriyim. Devrimci sanatçılara, aydın sanatçılara dönük bu tasfiyeyi, bu tecridi asla ve asla kabul edip, boyun eğmeyeceğimi de herkes bilsin.”

    “YÖNETİM KENDİNE YAKIN İSİMLERİ KONSER ALANLARINA ÇIKARTIYOR”

    Kamuoyuna çağrıda bulunan sanatçı Pınar Aydınlar, “Ayrımcı zihniyetlere, ayrımcı tutuma halkın da duyarlı olması gerekiyor. Halk zaten bizi görmek istiyor. Onlarca insan sokaklarda yollarımızı kesiyor. “Sizi neden göremiyoruz?” diye soruyorlar ancak yönetimde kimin sözü geçiyorsa; yönetim kendine yakın kişileri ekranlara ve sahneye konser alanlarına çıkartıyor. Bugün benim Selahattin başkanım, Figen başkanım siyasi rehinelerin hapishanedeki koşulları ortada ve aslında bizler onların dışarda hapsedilmiş haliyiz” diye konuştu.

    Siyasi görüşünden kaynaklı yok sayıldığını belirten Pınar Aydınlar, “Bu ülkeye adalet, eşitlik ve özgürlüğü sosyalist mücadele getirecek; bunu da herkes her geçen gün daha da iyi anlayacak. Bugüne kadar taşıdığımız en büyük cevherimiz bizim direniş yolumuz… Eğer buraya zeval gelirse; o zaman insanların bütün umutları yanar” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ İSTANBUL