Yazar: Eylem Babayigit

  • Munzur’un kenarında yaşayan kadınlar: Bizi buralardan çıkarmak istiyorlar-video

    Munzur’un kenarında yaşayan kadınlar: Bizi buralardan çıkarmak istiyorlar-video

    PİRHA – Alevilerin kutsal yerlerinden biri olan Dersim’in Ovacık ilçe sınırları içinde bulunan Munzur Gözeleri’nde başlatılan peyzaj projesine yönelik tepkiler devam ediyor. Gözelerin kenarında oturan kadınlar “Bu proje bizi buradan çıkarmanın projesidir” dediler.

    Haberin videosu;

    Alevilerin en önemli kutsal mekanlarından biri olan Dersim’in Ovacık ilçe sınırları içinde bulunan Munzur Gözeleri’nde başlatılan peyzaj projesine yönelik tepkiler devam ediyor. CAN TV’ye konuşan Dersimli kadınlar “Munzur bizim inanç merkezimizdir, ona dokunulmasını istemiyoruz” dediler.

    “MUNZUR BİZİM KUTSALIMIZDIR”

    Onlar Munzur’un sakinleri. Munzur’un üzerinde dolaşan kara bulutların ne anlama geldiğini iyi biliyorlar. Yan yana oturan Çeşminaz Aldoğan ile Suna Şanlı kaygılarını sakin ve acı duyarak dile getiriyorlar. Birinin bıraktığı yerden diğeri sözü alıyor ve tamamlıyor.    Her cümlelerinde Munzur’un önemine dikkat çekiyorlar ve ona olan inançlarını da ekleyerek “Munzur bizim kutsalımız, o bizim her şeyimiz. Onda keramet varsa o kepçeyi ortada ikiye bölsün.” diyorlar.

    “KEPÇE GELDİĞİ ZAMAN ÖNÜNE YATARIM”

    Kadınlar yaşanan gelişmeler karşısında öfkeli olduklarını dile getirirken, iktidara seslenerek bu projenin yapılmasına izin vermeyeceklerini söylediler:

    “Kepçe geldiği zaman önüne yatarım, gerekirse kırarım. O her tarafı yedi ama doymadı, sıra buraya mı geldi. Aç geldi aç gider. Bizi rahat bıraksın. Bizi kutsalımızla rahat bıraksın.”

    Yapılan yol çalışmalarına da değinen kadınlar, “yolları yapsınlar ama Munzur’uma dokunmasınlar.” dedi.

    “SOYLU BURAYA PROJEYİ ÇİZMEYE GELDİ”

    İçişleri bakanı Süleyman Soylu’nun ziyaretini de değerlendiren kadınlar, bu durumun şüpheli olduğunu belirterek:

    “O buraya geldi dolandı, çünkü plan ve proje çizdi, Tayyip Erdoğan ona emretti ve o da dediğini yaptı. Buradaki halkı buradan çıkarmak istedi.”

    “ZİYARETLER ŞİMDİ EĞLENCE YERİ OLMUŞ”

    Munzur ve Düzgün Baba ziyaretleri başta olmak üzere Dersim’deki ziyaretlere tüketici ve kirletici yaklaşımlara da tepki gösteren kadınlar şunları söyledi:

    “Biz huzuruna giderken ayakkabılarımızı çıkarır yarım saat yürürdük, hem de önümüz dönük yürürdük. Şimdi eğlence yeri olmuş. Kimse gelsin istemiyoruz, inancı olan varsa gelip ibadet edip gitsin.”

    Piknik yapanların yaktığı ateşin dumanları yüzünden evlerinde duramadıklarını, geride bırakılan çöplerin Munzur’u ve çevresini kirlettiğini ve buna razı olmadıklarını belirtiyorlar.

    “Biz önceden kapılarımızı kapatmazdık ama şimdi korkuyoruz. Gözelere gelenlerin kim olduğunu bilmiyoruz.” diyerek yaşanan değişime, belirsizliğe dikkat çekiyorlar.

    “ONLAR İSTİYOR Kİ ALEVİLER ÖLSÜN”

    Koronavirüs salgını da Munzur kenarında yaşayan kadınları tedirgin etmiş. Bayram sürecinde ve sonrasında Dersim’e akın eden insan kalabalıkları dikkat etmediği için hastalığı da kendileriyle birlikte taşıdıklarından endişe ediyorlar.

    Son olarak Munzur Gözelerine rant elde etmek amacıyla yaklaşan iktidar ve yerel uzantılarına “O öyle yapıyor ki Tuncelinin insanları ölsün dünya ona kalsın. Sanmasın ki buradan aldığı parayla doyarlar. Ona zıkkım olur. Bizi rahat bıraksın. Kin nefreti bıraksın. İnsanlığı öğrensin. İnsanlık nedir onu bilsin. Ha Tunceliler ha Dersimliler… Tuncelililer onu diline bile almıyorlar, tenezzül etmiyorlar. Bizi kendi kutsalımızla baş başa bıraksın. Biz ondan bir şey beklemiyoruz. O aç. Korona hastalığı geldi, 10 lira istedi, tenezzül ediyor. Utanmadı.

    Diktatör, tek adam. Tek insan olduğu zaman dediğim dedik. “Ben bunu yıkarım yıkarım, yaparım yaparım.” Gazetecileri içeri atıyor. Suçluyu, suçsuzu beraber yaktı. Ben daha ne diyeyim ona

    Gençlerimiz iş aramaya gidiyor. Önce soruyorlar: sen nerelisin? “Dersimliyim.” Tamam, bitti. Dersim ona ne yapmış. Niye bizim gençlerimize iş vermiyorlar. Niye gençlerimiz işsiz. Günah değil mi, yazık değil mi?” diyerek bitiriyorlar. (HABER MERKEZİ)

     

  • Reçel imalathanesi kuran Dersimli kadınların başarısı öyküsü-VİDEO

    Reçel imalathanesi kuran Dersimli kadınların başarısı öyküsü-VİDEO

    PİRHA – Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Taner köyünde bir araya gelip imalathane kuran kadınlar reçel, sirke, yağ, kantaron ilacı gibi ürünler üretip satıyorlar. Kadınlara çağrı yapan Tanerli kadınlar ekliyor: Köylerimizde bir şey yapamayız demeyin, şehir hayatı çekilmez durumdadır. İnanırsanız çok şey yapabilirsiniz ve köylerinize dönmekten çekinmeyin.

    Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Taner köyünde bir araya gelip imalathane kuran kadınlar reçel, sirke, yağ, kantaron ilacı gibi ürünler üreterek yaşamlarına anlam katıyorlar.

    CAN TV’de Heqibe Perperıki programına konuşan Tanerli kadınlar, kendi köylerinde yetişen kuşburnu, yaban elması, kiraz, vişne gibi ürünlerden reçel, sirke, kantaron otundan, kekik, zembul gibi bitkilerden yağ, ilaç, baharat vb üretiyorlar. Bu sayede köylülerin ürünleri de değerlendirilmiş oluyor.

    “KREDİ ÇEKTİM BU İMALATHANEYİ KURDUM”

    Kredi çekerek ve fiili olarak imalathanenin kuruluşunda öncülük eden kadınlardan biri olan Elif Akgül, karşı köyden olduğunu evlendiğinden bu yana 50-60 yıldır bu köyde yaşadığını söyledi.
    Elif, “Biz bu köyde eskiden daha çok ekin ekiyorduk. Her şey ekiyorduk, mercimek nohut buğday dışarıdan sadece çay ve şeker satın alıyorduk. Her şeyi buradan çıkarıyorduk. Eskiden böyleydi, meyvelerden reçel yapıyorduk. Sonra kredi çektim, bu imalathaneyi kurdum. Çocuklarıma yardım ettim, çevredeki kadınlar da yardıma geliyor, seçiyorlar. Onlar da faydalanıyor” diye konuştu.

    “BİR ARAYA GELİP YOL ALDIK”

    Bu projenin gelişmesindeki aşamaları anlatan kızı Nermin ise, “Biz burada 5-10 kadın birleşip elma, kuşburnu, kiraz vb toplayıp kurutuyorduk diyor ve imalathane sürecini ise şöyle anlatıyor:

    “Biz bunu önceden yapıyorduk zaten, yapmaya devam ediyorduk. Dışarıdan insanlar yaptıklarımızı beğeniyordu. Bunları yapıp neden satmıyorsunuz diyorlardı, biz de yapıp millete verdik. Çok beğendiler. Biz de neden daha çok yapmayalım, dedik. Durumumuz yoktu, annem bize kredi çekti, bir mutfak yaptık. Burada yapıp dışarıdaki insanlara veriyoruz.”

    “AKLINIZA GELEN HER REÇELİ YAPIYORUZ”

    İmalathanede çalışan Dilek Akbalık ise ürettiklerine ve çalışmalarına ilişkin, “Burada her reçeli yapıyoruz. Aklına gelen her reçeli. Kuşburnu, elma, kiraz, vişne, aklına ne gelirse” diyor.

    Dilek Akbalık, imalathane açma fikrini, bir araya gelişi ise şöyle anlatıyor:

    “Kız kardeşim zaten meraklıydı, yapıyordu. Evde yaptıklarını millet de beğenince böyle bir şey yapalım dedi. Biz de kabul ettik. Sen varsan biz de varız, dedik. Çevredeki kadınlar da yardıma geliyorlar, hep birlikte çalışıyoruz. Şu an burada en çok yağ, elma sirkesi, elimizden ne geliyorsa yapıyoruz.”

    “HASTALIKTAN BU YANA SİRKE ELİMİZDEN DÜŞMÜYOR”

    Ürettikleri ürünlerin faydalarını da anlatıyor Dilek. Mesela dut kan için iyi, sirke ise temizlik için, yüz için iyi. Kadınlar güzellik ürünü olarak kullanıyor, her şeyde kullanıyoruz. Çamaşır makinesinde, bulaşık makinesinde kullanılıyor. Sirke (koronayı kastederek) hastalık çıktığından beri elimizden düşmüyor. Elde ettikleri ürünleri göstererek, “Bunlar yaban kekiği, kantaron ve reçeller, marmelat” diyor.

    KANTARONUN FAYDALARI

    Dilek, kantaron çiçeğinin toplanması ve elde edilen ilacın yapım aşamasına ilişkin de, “Biz toplayıp, getirip güzel bir şekilde yıkıyoruz, iyice süzdükten sonra zeytinyağı koyuyoruz ve şişelere doldurup üç ay bekletiyoruz. Bekledikten sonra kırmızılaşıyor ve bunu bal mumu yapımında kullanıyoruz. Bunu şu an değil de kışın yapabiliriz. Kantaron yağını bizim atalarımız, dedelerimiz de çok kullanıyordu, bunun otundan ilaç yapıyorlardı. Şimdi gidip krem falan alıyorlar, eskiden hep bunu kullanıyorlardı. Yağını ve kremini yapıyorsun yanıklara falan da çok iyi geliyor. Bizim buralardaki bitki ve çiçekler araba tozu, dumanı olmadığı için çok temiz” şeklinde konuşuyor.

    Kadınlara da seslenen Tanerli kadınlar, “Siz de başarabilir ve erkeklerin ellerine bakmayabilirsiniz. Köylerimizde bir şey yapamayız demeyin, şehir hayatı çekilmez durumdadır. İnanırsanız çok şey yapabilirsiniz ve köylerinize dönmekten çekinmeyin” diye çağrı da yaptılar.

    PİRHA/DERSİM

  • #EvdeMüzik Programı Can Tv’de başladı-VİDEO

    #EvdeMüzik Programı Can Tv’de başladı-VİDEO

    PİRHA-Can Tv, koronavirüs salgınından korunmak için evlerinden çıkmayan yurttaşların evlerine misafir oluyor. Medine Meral’in sunduğu programda müziğin yanı sıra hak ihlallerine, eşitsizliğe ve ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına ilişkin konular konuşuluyor. 

    Her Pazar ve Salı günleri saat 21.30’da başlayan ve Medine Meral’in sunduğu ‘Evde Müzik’ programına renkli isimler konuk oluyor.

    Program sunucusu Medine Meral, programın amacının sohbet ve müzikle birlikte insanlara bu süreçte umut olabilmek olduğunu kaydetti.

    Koronavirüs salgınına karşı önlem alan ve evlerinden çıkamayan konuklar Skype üzerinden konuk oluyorlar. Pazar günü başlayan programın ilk konuğu ADFE Genel Başkanı Celal Fırat ve Garip Dede Dergahı Kadın Kolları Başkanı Aylin Fırat oldu. Programın dün akşamki konuğu ise şair ve müzisyen Hilmi Nar’dı.

    Programda müziğin yanı sıra hak ihlallerine, eşitsizliğe ve ifade özgürlüğünün kısıtlanasına ilişkin konular konuşuluyor.

    Sunucu Medine Meral ‘Evde Müzik’ programına ilişkin şunları söyledi:

    “Evlerde kalmak zorunda olduğumuz bir dönemde ünlü ya da ünsüz, amatör ya da profesyonel müzisyenlerin evlerinde nasıl bir gün geçirdiği, neler yapıp neler söylediklerini paylaştıkları bir program yapıyoruz. Yaptığımız her iki programda da hak ihlallerine ve sanata dair konular konuştuk. Hukuksuzluğa maruz kalanlara destek çağrıları yaptık. Açlık grevi eylemi gerçekleştiren Grup Yorum üyelerine değinerek dayanışma çağrıları yaptık.”

    Meral, “Bu zor günlerde insanların umudunu tazelemek, kaygı ve endişe havasını dağıtmak için yaptığımız samimi bir program oluyor” diyerek sözlerini sonlandırdı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Biz kadınlar yaşamı Jineoloji ile yeniden anlamlandıracağız’-VİDEO

    ‘Biz kadınlar yaşamı Jineoloji ile yeniden anlamlandıracağız’-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da Jineoloji atölyelerinden kadınlar, karantina süreciyle birlikte artan ev içi şiddete, yeni infaz yasasına ve karantina sürecinde yürüttükleri atölye çalışmalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Bu salgın sürecinde devletin kadınlara destek çıkması gerektiğini belirten kadınlar, “Bizler Jineoloji ile yaşamı yeniden anlamlandıracağız” diye konuştular. 

    Henüz ne kadar süreceği belli olmayan koronavirüs salgını ve karantina sürecinde İstanbul’daki Jineoloji atölyesinden kadınlar çalışmalarına evlerinden devam ediyor.

    Kadın-yaşam bilimi anlamına gelen Jineoloji atölyelerinin katılımcısı kadınlar, karantina süreciyle birlikte artan ev içi şiddete, yeni infaz yasasına ve karantina sürecinde yürüttükleri atölye çalışmalarına ilişkin PİRHA’ya konuştular.

    “EKONOMİK BELİRSİZLİĞE DÜŞEN TÜM KADINLARA DEVLET DESTEĞİ YAPILMALI”

    Karantina süreciyle birlikte artan ev içi şiddete ve yeni infaz yasasına dikkat çeken kadınlar yetkililere, kadınların evlerinde güvenliklerinin sağlanması konusunda çağrılarda bulundu.

    Kadınlar, “Koronavirüsten korunmak için evde kalmak zorunda olunan bu günlerde mevcut toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin daha da derinleştirilmesi kaçınılmaz hale geldi. Ev içi şiddet artmış duruda. Görünmez ev içi emeğin doğal işçileri olan kadınlar aleyhinde arttığı ortada. Ev içi işlerin, bakım emeğinin tüm yükü kadınlar üzerinde. Gündelik işlerde çalışan veya ücretsiz izne çıkarılan kadınlar açısından bu süreç ekonomik bir gelir elde edemeden, sosyal güvenceye erişemeden geçirilecek ve ne kadar süreceği belirsiz olan bir süreç. Bu zaman diliminde ekonomik belirsizliğe düşen tüm kadınlara devlet desteği yapılması hayati bir gereklilik” ifadelerini kullandılar.

    “KİMSE KENDİ CAN GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMADIĞI KOŞULLARDA TUTULMAMALI”

    Kadınlar yeni infaz yasasına ilişkin şunları söyledi:

    “Karantinada şiddete karşı önlemler alması gereken merciler tam tersini uygulayarak, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un uygulanmasını zorlamakta. Adaletsiz bir infaz düzenlemesiyle açık cezaevinde olan, kadınları ve çocukları yaralamış, öldürmüş ve istismar etmiş erkeklerin cezaevlerinden çıkmasının önü açılırken, kadınların şiddete karşı başvuracakları etkili bir koruma mekanizması sağlanmıyor. Cezaevlerindeki yaşlı ve hasta mahpuslar ile hamile ve çocuklu kadınlar ayrım gözetilmeksizin serbest bırakılmalıdır. Kimse kendi can güvenliğinin sağlanmadığı koşullarda tutulmamalı.”

    “BİZLER JİNEOLOJİYLE YAŞAMI YENİDEN ANLAMLANDIRACAĞIZ“

    Atölyede çalışmalar yürüten kadınlar evde kaldıkları süre içinde gruplar halinde toplu görüntülü arama sohbetleriyle çalışmalarını sürdürüyor. Buna ilişkin de şunları söylediler:

    “İçeride ve dışarıda yaşamın tüm zenginliğini yaratan kadınlar adına selamlar. Her hafta sonu Jineoloji atölyelerinde var olan sorunlarımızı tarihsel ve ilkesel yöntemlerle belirliyor ve mevcut tüm gücümüzle üzerlerine gidiyor yepyeni yaklaşımlar buluyoruz. Kadınlar ve erkekler arasındaki toplumsal siyasal ve ekonomik farklılıkları doğanın radikalleşmiş bir kutuplaşmasının ürünü olmadığına dair ısrarımızı sürdürüyoruz. Kadın sorunlarını kaynağında çözmeye kararlıyız, kaynağında yani insanlığın doğduğu yerde, kadının ilk sömürüldüğü topraklarda. Çünkü hazineler kaybedildiği topraklarda aranır. Bu coğrafyada sömürülmüş kadınların torunları, yani bizler Jineolojiyle yaşamı yeniden anlamlandıracağız.”

    Eylem BABAYİĞİT/ İSTANBUL

  • ‘Bir gazetecinin cinsel istismar suçlusu gibi muamele görmesi kamu vicdanını yaralıyor’-VİDEO

    ‘Bir gazetecinin cinsel istismar suçlusu gibi muamele görmesi kamu vicdanını yaralıyor’-VİDEO

    PİRHA-Avukat Tuba Torun, yapılacak infaz değişikliğinin aslında bir af olduğunu belirterek bunun yasaya aykırı olduğunu ifade etti. “Kişiye yönelik suçların af kapsamında olmaması gerekir” diyen Torun, bir gazetecinin ağır bir cinsel istismar suçlusu gibi bir muamele görmesinin kamu vicdanını yaraladığını söyledi. 

    Meclis, AKP ve MHP gruplarının ortak hazırladığı infaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifini yasalaştırmak için mesai yapacak.

    TBMM Genel Kurulu bugün toplanarak infaz düzenlemesini içeren Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlayacak.

    70 maddeden oluşan ve 11 kanunda değişiklik yapan teklife göre, her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hakimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca infaz hakimliği kurulacak.

    Kamuoyunda tepkilere neden olan, siyasi mahpusları kapsam dışında bırakan düzenlemeye ilişkin Avukat Tuba Torun, PİRHA’ya konuştu.

    “BU YASA DEĞİŞİKLİĞİ İLE 70 BİN KİŞİNİN TAHLİYE EDİLMESİ ÖN GÖRÜLÜYOR”

    Avukat Tuba Torun, yapılacak infaz değişikliğinin aslında bir af olduğunu belirterek bunun yasaya aykırı olduğunu ifade etti. Torun sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu bir infaz değişikliği mi, af mı? Biz bunu af olarak değerlendiriyoruz. İktidar partisi buna “infaz değişikliği” demeyi tercih ediyor. Bu bir af, anayasaya aykırı bir değişiklik söz konusu. Bu değişikliğin yapılmasının esas sebebi salgın nedeniyle cezaevlerinde bir kısmın tahliye edilmesi, cezaevlerinin kapasitesi normalde 220 bin kişi fakat 300 bin kişi şu an cezaevlerinde. Bu yasa değişikliği ile 70 bin kişinin tahliye edilmesi öngörülüyor.”

    “BU YASA YALNIZCA HÜKÜMLÜLERİ KAPSIYOR”

    “Türkiye’de ortalama 7.5 yılda bir af çıkıyor, bu adalet sisteminin ne kadar bozuk olduğunu gösteriyor” diyen Torun, “Bu yasa yalnızca hükümlüleri kapsıyor, tutuklularla ilgili bir düzenleme yok, bu bakımdan da salgın sebebiyle tahliye amacına uygun düşmüyor. Biz önce tutukların tahliye edilmesini talep ediyorduk fakat dikkate alınmadı ne yazık ki” ifadelerini kullandı.

    “BİR GAZETECİNİN CİNSEL İSTİSMAR SUÇLUSU GİBİ MUAMELE GÖRMESİ KAMU VİCDANINI YARALIYOR”

    İnfazda eşitsizlik doğuran bazı durumlar söz konusu olduğunu ifade eden Torun, sözlerin şöyle devam etti:

    “Eşitliğe aykırı bir durum gündeme gelmiş durumda Türkiye’de. Yasalarda terörün ne olduğu tam olarak tanımlanmamış durumda. Örneğin tüm dünyada terör cebir ve şiddet anlamında kullanılırken, Türkiye’de çok ağır bir eleştiride bulunmuş bir kişi ya da ifade özgürlüğünü kullanan bir gazeteci bile terörle ilişkilendiriliyor. Dolayısıyla bir gazetecinin ağır bir cinsel istismar suçlusu gibi bir muamele görmesi elbette kamu vicdanını yaralıyor.”

    “KADINA YÖNELİK SUÇLARDA İNDİRİM OLMAMASI GEREKİR”

    İnfaz değişikliği düzenlenmesinde hala bazı soru işaretleri olduğunu söyleyen Torun, “İktidar kadına şiddet suçunu kapsam dışında bıraktık, diyor ama TCK’de kadına şiddet suçu diye bir suç yok. Dolayısıyla kadına şiddet suçundan kastın ne olduğu tam olarak açıklanmamış. Örneğin sırf kadın olduğu için bir kadına hakaret, tehdit, şantaj gibi suçlar da kadına yönelik suçlardır ve kesinlikle indirim kapsamında olmaması gereken suçlardır” diye konuştu.

    Açık cezaevine geçmeye hak kazanmış kişilerin Mayıs ayı sonuna kadar izinli olması durumunun söz konusu olduğunu belirten Tuba Torun, “Bu süreçte ev içi şiddet çok fazla artmış durumda, bu izinlerle beraber şiddet uygulayan kişilerin eve gelip tekrar şiddet uygulaması sorunu var. İktidarın, kadın örgütlerinin ve hak savunucuların sıraladığı önlemleri almadan böyle bir uygulamaya geçmesi endişe verici” dedi.

    “KİŞİYE YÖNELİK SUÇLARIN DEVLETİN AFFI KAPSAMINDA OLMAMASI GEREKİR”

    Torun, devletin kendisine ve bireylere yönelik işlenen suçları ayırması gerektiğini söyleyerek, şunları kaydetti:

    “Siyasetçilerin popülist söylemlerde bulundukları ve yeterince şeffaf olmadığı görülüyor. Yeni mekanizmalar kuruluyor. Örneğin infaz hakimlikleri. Ne yazık ki siyasi kararlar verebilen yargı bağımsızlığının tam olarak görülmediği Sulh Ceza Hakimlikleri endişesi var. Hukuki olan, devletin kendine karşı işlenmiş suçları önce affetmesidir. Kişiye yönelik suçların devletin affı kapsamında olmaması gerekir.”

    Avukat Tuba Torun,  “Umarım değişiklikler doğru bir şekilde uygulanır, adalet sistemine olan inanç ve güven tekrar tesis edilir” temennisinde bulundu.

    Eylem BABAYİĞİT/İSTANBUL

  • Veli-Der yöneticisi Yılmaz: Bilgisayarı ve interneti olmayan öğrenciler var-VİDEO

    Veli-Der yöneticisi Yılmaz: Bilgisayarı ve interneti olmayan öğrenciler var-VİDEO

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği 1 No’lu Şube yöneticminden Ömer Yılmaz, koronavirüs salgını sebebiyle eğitim-öğretime ara verilmesini ve uzaktan eğitimin topluma ve çocuklara yansımasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Koronavirüs salgını sebebiyle ara verilmiş, Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden uzaktan eğitime başlanmıştı. Öğrenci Veli Derneği 1 No’lu Şube yöneticisi Ömer Yılmaz, yaşadıkları problemleri şöyle aktardı:

    “İki çocuğum var, biri liseye biri orta okula gidiyor, sabahları EBA’ya girmek istediğimizde sistemin donduğunu görüyoruz, televizyona yöneliyoruz, aynı sorunları orada da yaşıyoruz, senkron bozuklukları olduğunu gözlemliyoruz. Bu konuda mutlaka altyapı çalışmaları yapılmalı. Haziran sonuna kadar uzaktan eğitime devam edilecek gibi, bu sürçte bu sistemin sürekli geliştirilmesi gerekiyor.”

    “BİLGİSAYARI VE İNTERNETİ OLMAYAN ÇOCUKLAR VAR”

    Yılmaz, derneklerine başvuran ailelerin taleplerine değindi.

    İnterneti, bilgisayarı ve elverişli televizyonları olmayan öğrenciler olduğunu belirten Yılmaz, “Bu insanların eğitim alabilmesi için bir an önce bu sorunların giderilmesi gerekiyor, bakanlığın bu konuda bir çalışma yapması gerekiyor” çağrısında bulundu.

    Velilerin uzaktan eğitimle birlikte çocuklarının eğitimleri için kaygılanmamaları gerektiğini ifade eden Yılmaz, “Önceliğimiz can sağlığımız, uzaktan eğitimle çocuklarımızın karnelerine notlar yansımayacak. Çocukları akademik olarak geliştirmek, sıcak tutmak maksadıyla uzaktan eğitim veriliyor” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • TTB Genel Sekreteri Yılmaz: Salgına karşı asıl yaşamı izole etmek lazım

    TTB Genel Sekreteri Yılmaz: Salgına karşı asıl yaşamı izole etmek lazım

    PİRHA- Türk Tabipler Birliği (TTB) Genel Sekreteri Bülent Nazım Yılmaz, koronavirüs salgınına karşı “Karantina, izolasyon ve tecrit bizim kullanabileceğimiz yöntemlerdir” dedi. Salgın yönetiminde sokağa çıkma yasağının politik kararlar olduğunu söyleyen Yılmaz, asıl yaşamı izole etmek gerektiğini vurguladı. 

    Türk Tabipler Birliği (TTB) Genel Sekreteri Bülent Nazım Yılmaz, koronavirüs salgının ardından yetkililerin çalışmalarını ve süreci nasıl yönettiklerini PİRHA’ya anlattı.

    En temel meselenin bir salgının nasıl kontrol edilebileceği olduğunu söyleyen Yılmaz, “Bu salgını nasıl kontrol altına alabiliriz, nerede durursak, nerede müdahale edersek, böyle bir salgını en az insanlarla temas ettirebiliriz meselesidir” dedi.

    “KARANTİNANIN AMACI SALGIN ALANININ DİĞER BÖLGELERLE BAĞLANTISINI KESMEKTİR”

    “Karantina, izolasyon ve tecrit bizim kullanabileceğimiz yöntemlerdir” diyen Yılmaz karantinanın önemine ilişkin, “Çin’den gelen 60 kişiyi Ankara’ya getirdik. Ankara’da Doktor Zekai Tahir Burak Hastanesi’nde odalara yerleştirdik, 14 gün boyunca bu hastalar izlendi, daha doğrusu bulgular üzerine izlendi bir sorun olmadığı ortaya çıktı. Birkaç kez testleri yapıldı sonuçta onların sağlıklı olduğuna karar verildi ve çıkartıldı. Karantina ile küçük bir yerleşim yerinde, biriminde bu olabilir burada amaç şudur: Yaygın salgın nerede görülüyorsa hastalık bir bütün ülkeye yayılmışsa ilçeyle ya da o mahalle ile diğer kalan yerlerin mahallelerin bağlantısını kesmektir” diye konuştu.

    “SALGIN YÖNETİMİNDE SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI POLİTİK KARARLARDIR, ASIL YAŞAMI İZOLE EDECEKSİN”

    Türk Tabipler Birliği (TTB) Genel Sekreteri Bülent Nazım Yılmaz, gündemde olan ve tartışmalara sebep olan sokağa çıkma yasaklarına ilişkin de şunları söyledi:

    “Bir ilçeyi alıyorsak diğer ilçe ve illerde bağını kesmeye çalışıyoruz demektir. Bu yöntem tüm dünyada kullanılan bir yöntemdir. Fakat bu yöntemi kullanabilmemiz için hastalığın belli sınırlarda olması lazım, yaygınlaştıktan sonra bu olmaz. Türkiye‘de bu yaygınlaşmıştır, bunu bakanlıkta kabul ediyor. O zaman en iyi yapacağımız şey izolasyon. İzolasyonu nasıl yapacaksın? Salgın yönetiminde sokağa çıkma yasağı politik kararlardır. Onların salgın yönetimi ile hiçbir ilişkisi yoktur. Sokağa çıkma yasağı yaptın neye yarayacak? Diyelim bir evin içerisinde on kişi yaşıyorsun, beş kişi yaşıyorsun onların birbirleriyle olan temasını kesiyor musun peki? Hayır. Bunların apartmanla temasını kesiyor musun? Hayır. Zorunlu kaç gün bu insanları evin içerisinde tutacaksın. Tamam, 65 yaşın üzerindeki insanlar genelde çıkmıyorlar çokta güzel yapıyorlar bence. Tabi gıdalar alınıyor çocuklar tarafından ama orada da temas fazla. Dışarıdan gelenler onlarla temas kuruyor. 65 yaşında olanları, onların dışarı çıkmasını engelledin de peki onların izolasyonunu engelleyebildin mi? Hayır. Çünkü çocuğu fabrikada çalışıyor, fabrikada bütün faaliyetlerin içerisinde yer alıyor, akşam eve geliyor. Peki evde korunaklı mı? Hayır. Burada mesele, yaşamı da izole edeceksin.

    “SAĞLIK UYGULAMALARINDA DEĞİŞİKLİĞE GİDİLMEK ZORUNDA”

    “Zaman geçiyor her geçen zaman senin açından problemli. Belli eğitim kampları, belli temaslı grupları burada izole edeceksin, ayrı odalarda, imkan yoksa yurtlarda, pansiyonlarda izole edip o alanlarda o mekanlarda sorunlarını çözecek ve ihtiyaçlarını karşılayarak temaslarını keseceksin. Örneğin diyelim bir mahallede fazla salgın görüldü, oradakileri izole edeceksin. Elimizde veriler var, ölen hastalar, temaslı hastalar buralara özel program uygulayacaksın. Oraları izole etmen de yeterli değil. Onları takip edeceksin. Diyelim Çankaya ilçesinde kaç tane mahalle var, her bir mahalleyi sağlık ekipleri sokak, sokak tarayacaklar. Kişi kişi gezilecek, evlere gidilecek, tek tek testleri yapılacak, sağlık durumunu gözlemleyecek, eğer hastaneye gitmesi öngörülüyorsa gitmesini sağlayacak böylesi bir organizasyona ihtiyacımız var. Sağlık sistemindeki mevcut uygulamanın, uygulanan mevcut yöntemin bu zemine uygun olmadığı ortaya çıktı. En azından şimdi bunu fırsat bilerek sağlık uygulanmasında değişikliğe gidilmek zorunda, bunu herkesin bilmesi gerekiyor.”

    Sağlık çalışanlarına çok fazla ihtiyaç olduğunu belirten Yılmaz, “Sağlık çalışanlarının da yönetilmesi gerekiyor. Bulaşıcı salgın riski olan sağlık çalışanlarının gözlem altına alınması, tedavilerinin sağlanması ve onların koruyucu ekipmanlarının olabildiğince fazla bir şekilde sağlanması gerekiyor” dedi.

    “SAĞLIK BAKANLIĞI TTB İLE GÖRÜŞMELİ”

    Sağlık Bakanlığı’nın Türk Tabipler Birliği’nin söylediklerini dikkate alması gerektiğini ifade eden Yılmaz, “Tabi ki Sağlık Bakanlığı’nın bizimle görüşmesini isteriz. Çünkü onların yararınadır, onlara bir zenginlik katar. Son 20 yıldır bırakın Sağlık Bakanlığı’nın birlikte kolektif çalışmayı, bırakın desteklemesini tam tersine sağlık örgütlerinin aleyhine çalışan bir durum söz konusu” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Gülsüm Kav: Karantinadan itibaren 13 kadın evinde öldürüldü-VİDEO

    Gülsüm Kav: Karantinadan itibaren 13 kadın evinde öldürüldü-VİDEO

    PİRHA -Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Sözcüsü Gülsüm Kav, koronavirüsle mücadele kapsamında evde kalma zorunluluğu nedeniyle pek çok kadının şiddete maruz kaldığını belirterek, karantinadan itibaren 13 kadının evlerinde öldürüldüğünü söyledi. Kav, kadınların şiddetten kurtulması için acil durum hatlarının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. 

    Koronavirüs salgınıyla birlikte birçok yurttaş, evlerinden çıkmayarak bir nevi kendi karantinalarını oluşturuyor. Evlerine çekilen kadınların yaşadığı iş yükü ve ev içi şiddeti, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Sözcüsü Gülsüm Kav’a sorduk.

    Koronavirüs salgını sürecinde kadınların yaşadığı sorunlara ilişkin PİRHA’ya konuşan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Sözcüsü Gülsüm Kav, sözlerine salgın sebebiyle yaşamını yitirenleri anmakla başladı. Kav, kadınların bu süreçte evde maruz kaldıkları şiddeti, emek sömürüsünü ve bunlarla mücadele yöntemlerinden söz etti.

    Kav, “Bütün olağanüstü hallerin kadına yönelik şiddeti arttırdığını biliyorduk. Bu yaşadığımız öyle bir olağanüstü hal ki, tedbir olarak kadınları, onlar için en tehlikeli yer olan evde kalmaya zorluyor” dedi.

    “HALK SAĞLIĞI SORUNU OLAN KADINA YÖNELİK ŞİDDET KARŞISINDA DA HAYATTA KALMALIYIZ”

    Gülsüm Kav, geçtiğimiz günlerde yayımladıkları kılavuzun içeriğine değinerek, bu yönde çalışmalar yürüttüklerini kaydederek, “Koronavirüs karşısında hayat mücadelesi nasıl temel ise, bunun kadar yaygın bir halk sağlığı sorunu olan kadına yönelik şiddet karşısında da hayatta kalmalıyız” mesajını verdi.

    Kav, konuşmasında tüm dünyada yaygın bu virüsün yol açtığı şiddete karşı diğer ülkelerin çalışmalarından örnekler vererek şunları söyledi:

    “Yetkililer gerekli tedbirleri almalı. Bizler Türkiye’de kendi birimlerimizi ve raporlarımızı oluşturuyoruz, son raporumuza göre karantinadan itibaren maalesef 20 kadın hayatını kaybetti, bunların 13’ü evlerinde öldürüldü.”

    Kav, adli işlemlerle ilgili sınırlamalarda kadınlar için işlenen suçların ayrı ele alınası gerektiğine, bununla ilgili gündeme gelen Ceza İnfaz Yasasında kadına ve çocuğa yönelik suçların kapsam dışı bırakılması gerektiğine dikkat çekti.

    “KADINLARIN EKONOMİK OLARAK GÜÇSÜZLEŞTİRİLME TEHLİKESİ VAR, ÖNLEM ALINMALI”

    Salgının Türkiye ekonomisine olumsuz yansıyacak olmasına dikkat çeken Kav, “Türkiye’de kadınlar ciddi bir ekonomik şiddet altında ve işsiz, ayrıca gerekli istihdam koşullarına da sahip değil. Salgınla birlikte ekonomik bedel de gelecek, kadınların ekonomik olarak güçsüzleştirilme tehlikesi var. Bu yüzden buna özel önlemlerin alınmasını istiyoruz.” dedi.

    “ACİL DURUM HATLARININ DAHA DA GÜÇLENDİRİLMESİ GEREKİYOR”

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Sözcüsü Gülsüm Kav, “Kendini evden dışarı atıp, şiddetten kurtulan kadınlar “Şu anda evden çıkamıyorum” diye başvurular yapıyor. Böyle durumlarda acil durum hatlarının daha da güçlendirilmesi gerekiyor” değerlendirmesinde  bulundu.

    Eylem BABAYİĞİT/İSTANBUL

  • Arnavutköy Cemevi yöneticileri, ihtiyacı olan ailelere yardım için alanda

    Arnavutköy Cemevi yöneticileri, ihtiyacı olan ailelere yardım için alanda

    PİRHA-Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz, koronavirüs nedeniyle sokağa çıkamayan kronik hastalar ve yaşlıların ihtiyaçlarını karşılamak için başlatmış oldukları kampanyaya ilişkin PİRHA’ya konuştu. Yılmaz, şu ana kadar 15 aileye yardım ettiklerini belirterek, bu dayanışma ağının büyümesi gerektiğini kaydetti. 

    İstanbul Arnavutköy Cemevi, koronavirüs nedeniyle sokağa çıkamayan kronik hastalar ve yaşlıların ihtiyaçlarını karşılamak için dayanışma kampanyası başlattı.

    “CEMEVİ OLARAK 15 AİLEYE YARDIM ETTİK”

    Kampanya kararını uzun süredir planladıklarını ve yönetim kuruluyla bu kararı aldıklarını söyleyen Yılmaz, “Arnavutköy Cemevi yönetim kuruluyla bir karar aldık. ‘Bu koronavirüs ciddi anlamda sıkıntı yaratacak, ne yapabiliriz?’ dedik. Yaşlılarımız ve hastalarımız var. İlk olarak onları bir hafta öncesinden telefonla arayıp motive etti. Onlara herhangi birinin ilaca, erzağa ve diğer ihtiyaçlarını bizden talep edebileceklerini söyledik. Bunları yönetim kuruluyla birlikte kendi imkanlarımızla yapmaya başladık. İşadamlarına haber verdik, onlar yardım ederse onlar adına da dağıtmaya devam edeceğiz. Şimdiye dek yaklaşık otuz aileyi telefonla aradık. Cemevi olarak 15 aileye de bilfiil yardım ettik” dedi.

    “BU DAYANIŞMANIN ALEVİ-SÜNNİ AYRIMI YOK”

    Virüsün herkese bulaşabileceğini ve Alevi-Sünni ayırt etmediğini belirten Yılmaz konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Yardım ettiğimiz yaşlılardan biri Sünni bir amcamız. Beni aradı ve ihtiyaçlarını iletti, biz de ona teslim ettik. Bu dayanışmanın Sünni-Alevi ayrımı yok. Sivaslı bir aile de yürüteç bir arabaya ihtiyaçları olduğunu söyledi, onu da adreslerine teslim ettik. Bugün yine bir başka canımızın ilacı eksikmiş, onun raporuyla birlikte ilaçlarını aldık eczaneden. Bunu yapmaya devam edeceğiz. Umarım en kısa zamanda bu virüsten kurtuluruz.”

    “BU DAYANIŞMAYI GÜÇLENDİRMEMİZ GEREKİYOR”

    Yılmaz, tüm kurumlara, işadamlarına ve siyasilere dayanışmayı büyütme çağrısı yaptı.

    Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz, “Diğer kurumların ve başkanlarının da böyle bir çalışma başlatmasını umuyoruz. Bu dayanışmayı büyütmemiz, güçlendirmemiz gerekiyor. Bizlerle dayanışmak isteyen işadamları varsa biz onların adına vekaleten de bu çalışmayı yapabiliriz. İlaç ve erzak desteğinde bulunmak isteyen işadamları bizlerle iletişim kurabilir. Beni en çok mutlu  eden şey, o insanların kapısına gittiğimizde bizi sevinçle karşılamaları. Aslında bu durum acı, onların ihtiyaçlarının karşılanması gerek. Siyasiler de buna bir an önce çözüm bulmalı” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • İstanbul’da bir hemşire koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti

    İstanbul’da bir hemşire koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti

    PİRHA- İstanbul’da bir hastanede görev yapan Hemşire Ayla Balaç, koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi.

    Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınına yakalanan sağlık çalışanları da yaşamını yitirmeye devam ediyor.

    Türkiye’de de sağlık çalışanları birçok kez yeterli ekipmana sahip olmadıklarını dile getirseler de taleplerinin karşılanmadığını belirtiyor.Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi’ne ait umke.org’da yer alan habere göre, İstanbul’da koronavirüs tespit edilen ve bir süredir tedavi altında olan Hemşire Ayça Balaç yaşamını yitirdi.

    Yozgat’lı olan Balaç’ın yaşamını yitirmesine ilişkin CHP Yozgat Milletvekili Ali Keven, sosyal medya hesabından şu paylaşımları yaptı:

    “Şefaatli Saçlı köyünden Hemşire Ayla Balaç’ın İstanbul’da görevi esnasında yakalandığı koronavirus sonucu vefat ettiğini üzülerek öğrendim. Merhum sağlık emekçisi Ayla Balaç’a Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine baş sağlığı diliyorum. Mekanı cennet olsun. Yeni sağlık şehitleri verilmeden sağlık emekçilerinin koruyucu güvenlik önlemleri en üst seviyede artırılmalıdır. Hayatı pahasına görevini yürütürken şehit olan sağlık emekçileri #saglıkşehidi ilan edilmelidir. Bu yönde bir önergeyi TBMM’ye sunacağım.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ruba Yağmur Ayaz’dan Çağrı: Özellikle küçüklerimiz dışarı çıkmasın

    Ruba Yağmur Ayaz’dan Çağrı: Özellikle küçüklerimiz dışarı çıkmasın

    PİRHA-Koronavirüs salgını nedeniyle birçok yurttaş kendileri için çeşitli önlemler alıyor, çoğu kendilerini evlerinde karantinaya almış durumda. Herkes için riskli olan salgında, çocuklar da kendi önlemlerini alıyor elbette. Bu çocuklardan biri olan Diyarbakırlı Ruba Yağmur Ayaz, kendi hazırladığı sağlıklı içeceklerin görüntülerini PİRHA’yla paylaştı.

    Haberin videosu

    Virüs dolayısıyla evde olan insanların hem can sıkıntısını geçirmek istediğini, hem de büyüklerin vitamin alması gerektiğini vurgulayan Ayaz, “Ben şu an C Vitamini almak için portakal suyu sıkıyorum, dedelerimize ve anneannelerimize ‘dede, anneanne dışarıya çıkmayın korona var size de bulaşır.’ demeliyiz arkadaşlar. Ben de şimdi C Vitamini almak için ve canım sıkıldığı için portakal sıkıyorum. Siz de can sıkıntınızı gidermek için böyle şeyler yapabilirsiniz.” dedi.

    “ÖZELLİKLE KÜÇÜKLER DIŞARIYA ÇIKMASIN”
    Çocukların virüsü atlatabileceğini ancak yaşlılara bulaştırabileceğini söyleyen Ayaz, tüm çocuklara dışarı çıkmama çağrısı yaptı. Ayaz’ın çağrısı şöyle:
    “Özellikle küçükler dışarı çıkmasın, onlar atlatabilir, gençler ve bizler atlatabiliriz ama yaşlılar atlatamaz. Sağlıklı olmayan büyüklerimiz de lütfen dışarıya çıkmasın”

    (HABER MERKEZİ)

  • TTB’den Sağlık Bakanlığı’na acil çağrı

    TTB’den Sağlık Bakanlığı’na acil çağrı

    PİRHA – Sağlık Bakanlığı ile ortak çalışma çağrıları yapan Türk Tabipleri Birliği, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya açık mektup yazarak hekim ve sağlık çalışanlarına muayene ve takip ettikleri hastaların test sonuçlarının verilmesini istedi.

    Türkiye’de Koronavirüs salgını nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı son açıklamaya göre hayatını kaybedenlerin sayısı 108’e, vaka sayısı da 7 bin 402’ye yükseldi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya mektup yazarak hekim ve sağlık çalışanlarına muayene ettikleri hastaların test sonuçlarının verilmesi çağrısını yaptı.

    TTB, yapılan testlerin ya hiç verilmediğini ya da çok geç verildiğini belirterek “Hastaların test sonuçlarını öğrenmek hekimler için ek ve stresli mücadeleye dönüşmüş durumda. Hekimler ve sağlık çalışanları, kendilerini ve diğer hastalarını COVID-19’dan koruyabilmeleri için şeffaflığa en çok gereksinim duyan kesimi oluşturmaktadır” dedi.

    “AÇIK VE ŞEFFAF OLUNSUN”

    TTB Merkez Konseyi’nden Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya iletilen açık mektupta şunlara yer verildi:

    -“Açık ve şeffaf olunsun
    -Hekimler hastalarının test sonuçları hakkında aynı gün mutlaka bilgilendirilsin
    -Koruyucu ekipman ve çalışma düzeninde hiçbir eksiklik ve aksaklık yaratılmasın
    -COVID-19 hasta temas ya da şüphesi olanlardan başlanarak bütün hekim ve sağlık çalışanları testten geçirilsin.”

    “BAKAN’DAN ACİL TALEPLERİMİZ”

    Mektubun tamamı şöyle:

    “Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Olarak Kamu-Özel Bütün Sağlık Kurumlarındaki Sağlık Çalışanlarının Salgından Korunması Adına Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’dan Acil Talebimizdir!

    Açık ve şeffaf olunsun; hekimler hastalarının test sonuçları hakkında aynı gün mutlaka bilgilendirilsin; Koruyucu ekipman ve çalışma düzeninde hiçbir eksiklik aksaklık yaratılmasın; COVID-19 hasta temas/şüphesi olanlardan başlanarak bütün hekim ve sağlık çalışanları testten geçirilsin!

    COVID-19 salgınını kontrol altına alabilmek ve toplumumuzun en az zararla bu süreci atlatabilmesi için, hekimler ve tüm sağlık çalışanları büyük mücadele sergilemektedir. Sağlık çalışanları bu mücadeleyi kendi sağlıklarının ve yaşamlarının da büyük tehlike altında olduğunu bilerek gerçekleştirmektedirler.

    “YAŞAMSAL AKSAKLIKLAR DEVAM ETMEKTEDİR”

    Salgının başından bu yana sürecin başarıyla yürütülebilmesi için hekimlerin ve tüm sağlık çalışanlarının kişisel koruyucu ekipmanlarının karşılanmasını, çalışma koşulları ve sürelerinin iyileştirilerek düzenlenmesini talep ediyor olmamıza rağmen, halen yeterli koordinasyon sağlanamamıştır. Bazı iyileştirmeler sağlanmakla beraber, yaşamsal aksaklıklar devam etmektedir.

    Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi olarak, salgınla mücadelenin başarıyla yürütülebilmesi için şeffaflık ve açıklık politikasına ihtiyaç duyulduğunu bir defa daha hatırlatmak istiyoruz. Büyük bir özveriyle, salgınla mücadelenin en ön sıralarında görev yapmakta olan hekimler ve sağlık çalışanları, kendilerini ve diğer hastalarını COVID-19’dan koruyabilmeleri için şeffaflığa en çok gereksinim duyan kesimi oluşturmaktadır.

    Alandan edindiğimiz bilgilere göre, hekimlere ve sağlık çalışanlarına muayene ve takip ettikleri hastalar hakkında bilgi ya hiç verilmemekte ya da çok geç verilmektedir. Bu hastaların test sonuçlarını öğrenmek hekimler için ek ve stresli mücadeleye dönüşmüş durumdadır. Oysa, bu bilgilendirme sadece ilgili hekim veya sağlık çalışanı için değil, beraber çalıştığı diğer sağlık çalışanları ile tedavi ettiği hastaların sağlığının korunması açısından da hayati derecede önemlidir. Bu bilgilerin saklanması ya da geciktirilmesi hem kaygıyı artırarak görev yapma motivasyonunu düşürmekte, hem de sağlık çalışanlarının COVID-19’dan korunmak üzere alacakları tedbirleri geciktirmekte ve aksatmaktadır. Bu durum önlenmediği takdirde, yaşanmakta olan sorunlar kısa bir süre sonra sağlık hizmeti sunumunu aksatan bir boyut kazanacaktır.

    “SAĞLIK ÇALIŞANLARININ TESTLERİ HIZLI TAMAMLANSIN”

    Sağlık Bakanlığı’ndan hastaların test sonuçları çıkar çıkmaz hekimleriyle paylaşılmasını, test istem ve sonuçlarının Hastane Bilgi Yönetim Sistemleri’nde görülebilmesinin sağlanmasını bir defa daha talep ediyoruz.

    Taleplerimizden biri olan test sayısının son günlerde artmakta olması sevindiricidir. Bilindiği üzere, salgında hastalanma ve yaşamlarını kaybetme riski en yüksek olan grupların başında hekimler ve diğer sağlık çalışanları gelmektedir. Bu nedenle başka ülkelerde de COVID-19 testinin öncelikle bu gruplara yapılması üzerinde durulmaktadır. Ülkemizde de salgına karşı en ön cephede kamu-özel bütün sağlık kurumlarında COVID-19 hasta temas ya da temas şüphesi olan hekim ve sağlık çalışanlarından başlanarak bütün sağlık çalışanlarının testlerinin hızla tamamlanmasını önemli ve gerekli buluyoruz.

    SARS-CoV-2 virüs yükünün (kişinin aldığı virüs miktarının) hastalık seyri üzerinde etkili olduğunu, virüse fazla temas edenlerin hastalığı daha ağır geçirdiğini ortaya koyan bilimsel yayınlar mevcuttur. Ön cephede bulunan hekimlerin ve sağlık çalışanlarının çalışma süreleri bu bilimsel gerekçelerle düzenlenmeli ve çok uzun süreler boyunca yoğun hasta temasının önüne geçilmelidir. Ayrıca, sağlık çalışanlarının sosyal çevrelerine hastalığı bulaştırmalarını önlemek adına, mesai sonrası kalacakları mekânlar bir an önce organize edilmelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Şakran Cezaevi’nde 15 gardiyana karantina iddiası

    Şakran Cezaevi’nde 15 gardiyana karantina iddiası

    PİRHA – Dünyada hızla yayılan koronavirüs salgını hapishaneleri de tehdit ediyor. Mahpus ailelerinin tedirginliği de artarak devam ediyor. İki kızı da hükümlü Zeynep Calıhan konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Türkiye genelindeki 355 hapishanede 300 bin tutuklu ve hükümlü bulunuyor.  Hapishanelerde koronavirüs salgını hapishane çalışanlarıyla birlikte toplam 450 bin kişiyi tehdit ediyor. Zeynep Calıhan’ın kızlarından Hatice Calıhan İzmir Şakran Cezaevi’nde, diğer kızı Aslı Calıhan da Gebze Cezaevi’nde bulunuyor.

    “KIZLARIMI GÖREMİYORUM, AKLIM ONLARDA”
    Calıhan endişelerini belirterek, “Tabii ki kızlarım için endişeliyim ikisi de hapishanede hükümlü, ikisi de ayrı yerlerde. Zaten onlarla canlı görüşemiyorum, on dakika telefonla görüşüyoruz o kadar. Ben onları görmek istiyorum, aklım onlarda” dedi.

    “HAPİSHANELERİN BOŞALTILMASINI TALEP EDİYORUM”

    Yetkililerin henüz yeterli bir çalışma yapmadığını ifade eden Calıhan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Adalet bakanından hapishanelerin boşaltılmasını talep ediyorum. Sesimiz duyulsun, bu virüs belası çocuklarımıza bulaşmadan tahliye olsunlar.”

    ŞAKRAN HAPİSHANESİNDE 15 GARDİYANA KARANTİNA İDDİASI

    Kimi hapishanelerden vaka haberlerinin geldiğini söyleyen Calıhan, “Şakran hapishanesindeki kızım Hatice’yle yaptığım telefon görüşmesinde 15 gardiyanın karantinaya alındığı iddiasını duydum. Bu bizim endişelerimizi daha çok arttırdı” dedi.

    Calıhan, “Hapishanelerdeki mahpusların, gardiyanların ve çalışanların hepsi risk altındadır, bunlara bir an önce çare bulunması gerekiyor, biz hepsi için endişeliyiz. Bir an önce hapishaneler boşaltılsın” diyerek sözlerini sonlandırdı.

    Eylem BABAYİĞİT

     

  • Pandemi Servisi Sorumlu Hekimden uyarı: Türkiye bu işin ciddiyetinin farkında değil-VİDEO

    Pandemi Servisi Sorumlu Hekimden uyarı: Türkiye bu işin ciddiyetinin farkında değil-VİDEO

    PİRHA- Dokuz Eylül Üniversitesi Pandemi Servisi Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Yusuf Savran, salgına ilişkin yaptığı açıklamada, “Vaka ve ölü sayımız İtalya’dan ilerde. Türkiye bu işin ciddiyetinin farkında değil. Lütfen evde kalın. Çok geç değil. Bu virüsü böyle kırabiliriz “dedi. 

    Haberin videosu:

    Dokuz Eylül Üniversitesi Pandemi Servisi Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Yusuf Savran hazırladığı bir videoda koronavirüs salgınına ilişkin açıklamalarda bulundu ve deneyimlerini aktardı.

    Savran, yeterli önlemlerin alınmadığını ve vakaların hızla arttığını belirterek, “İstatistiklere bakınca hazırlıksız yakalanmış İtalya’ya göre, ‘Biz buna hazırlandık’ diyen Türkiye daha ciddi bir sınav veriyor. Vaka sayımız ve ölüm sayımız şu ana kadar İtalyanlardan daha ileridedir. Türkiye hâlâ bu işin ciddiyetinde değildir” dedi.

    TÜRKİYE DAHA CİDDİ BİR SINAV VERİYOR

    Savran, konuşmasını söyle sürdürdü:

    “Bu virüs, daha önce bilim insanlarının karşılaşmadığı bir virüs hastalığı. Pandemi servisinin yöneticisi olarak deneyimlerimi aktarmak istiyorum. İlk vakanın görülmesinin ardından 15 gün geçti. İstatistiklere bakınca hazırlıksız yakalanmış İtalya’ya göre, ‘Biz buna hazırlandık’ diyen Türkiye daha ciddi bir sınav veriyor. Vaka sayımız ve ölüm sayımız şu ana kadar İtalyanlardan daha ileridedir. Bu işi daha az zararla atlatan Çin’in uzman görüşleri ve tecrübelerinden yararlanarak tedavi algoritmaları geliştiriliyor. Ancak maalesef yüzde yüz tedaviyi sağlayan ilaç henüz geliştirilmedi.

    GÜNLÜK ORATALAMA 100 VAKA BAŞVURUYOR

    Uzmanların “Evde kal” çağrılarına rağmen insanların hala toplumsal alanları terketmediğini belirten Savran, bu çağrılara uyulmamasının vaka sayısının artmasına neden olduğunu söyledi ve şunu ekledi:

    “Maalesef bütün ‘evde kal’ çağrılarına rağmen buna uymayan insanlar sayesinde virüs yayılım alanı buldu. İlk on günlük vakalara bakınca çoğu 18-45 yaş aralığında hafif vakalar. Son 48 saatteki gözlemlerimiz ise bu iş yaşlılarımıza sirayet etti. Günlük ortalama yüz vaka başvuruyor. 65 yaş üstü kronik hastalarımız olan vakalar artıyor. Bu ağır seyredecek vakalar yakın demektir. Ciddi yoğun bakım ihtiyaçları ve desteğe rağmen ölümle sonuçlanacaktır. Lütfen evde kalın. Çok geç değil. Bu virüsü böyle kırabiliriz.”

    TIP İNSANLARINA GÜVENİN, EVDE KALIN

    Savran, son olarak, “Ellerinizi dezenfektan bazla ya da kolonyayla temizlemenizde, su ve sabunla uzun süre yıkamanızda fayda var. Bu işi ciddiye almazsak bu iş çığrından çıkacak ve binli rakamlara ulaşacak. Tıp insanlarına güvenin. Evde kalın” çağrısında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)