Yazar: Çiğdem Mazlum

  • HDP Milletvekili Buldan’a dava

    HDP Milletvekili Buldan’a dava

    HDP İstanbul Milletvekili Pervin Buldan hakkında, Demokratik Toplum Partisi tarafından düzenlenen bir toplantıdaki konuşması sırasında “Suçu ve Suçluyu Övmek” suçunu işlediği gerekçesiyle 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

    Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, HDP İstanbul Milletvekili Pervin Buldan’ın 19 Ekim 2008 tarihinde Kadıköy İskele Meydanı’nda Demokratik Toplum Partisi (DTP) tarafından düzenlenen “Ne Ergenekon, ne AKP, çözüm işçilerinin birliği halkların kardeşliğinde” konulu bir toplantıya katıldığı belirtildi.

    İddianamede, Buldan’ın ifadesinin alınması bakımından ikamet adresine ve iş yeri adresine çağrı kağıdı çıkarıldığı, usulüne uygun tebliğe rağmen ifade vermediği ve bu şekilde şüphelinin savunma hakkında vazgeçtiğinin kabul edildiği belirtildi. Pervin Buldan hakkında “Suçu ve Suçluyu Övmek” suçundan 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

    Buldan’ın yargılanmasına önümüzdeki günlerde Anadolu 34. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.

  • Salih Müslim için Yakalama Kararı

    Salih Müslim için Yakalama Kararı

    PYD Eş Başkanı Salih Müslim ve PKK’nin beş üst düzey yöneticisinin de aralarında bulunduğu 48 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldığ ıbildirildi.

    Suriye Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) eş başkanlarından Salih Müslim ve PKK’nin üst düzey yöneticileri Zübeyir Aydar, Remzi Kartal, Cemil Bayık, Murat Karayılan ve Fehman Hüseyin dahil 48 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

    Kararın Ankara Merasim Sokak’ta 17 Şubat 2016’da askeri servis araçları geçerken düzenlenen saldırıyla ilgili olarak alındığı belirtiliyor.

  • PSAKD Genel Merkezi’nden Kaya’nın ihracına sert tepki

    PSAKD Genel Merkezi’nden Kaya’nın ihracına sert tepki

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yönetim Kurulu üyesi Bülent Kaya’nın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndaki görevinden açığa alınmasına tepki sürüyor. Konuya ilişkin yazılı bir açıklama yapan PSAKD Genel Merkezi, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Derneğimiz, Genel Yönetim Kurulu üyesi ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Bülent KAYA Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığındaki görevinden açığa alınmıştır. Bu keyfi uygulamayı kınıyoruz. Bülent Kaya derhal görevine iade edilmelidir.

    Artık yeter… 

    14 yıldır iktidarda bulunan AKP kendi eli ile yarattığı ve devletin kılcal damarlarına kadar yerleşmesine göz yumduğu Fetullah Gülen Cemaat örgütlenmesinin 15 Temmuz darbe girişimini fırsat bilerek adeta darbe dönemlerini bile aratan uygulamalara imza atmıştır. Darbeden darbe devşirmeye çalışan AKP hükümeti ve kuvvetler ayrılığı ilkesini hiçe sayan saraydaki Cumhurbaşkanı kafalarından geçen hesapları tek tek hayata geçirmeye başlamışlardır. İlk zamanlarda cemaatle mücadele ediyor görünümü veren AKP iktidarı, kısa sürede asıl niyetini açığa çıkarmış ve tüm muhalif kesimlere karşı ciddi bir saldırgan tutum sergilemeye başlamıştır.

    Darbe girişiminin hemen ardından ilan edilen OHAL ile meclisi tamamen devre dışı bırakıp ülkeyi KHK’lar ile yöneten Hükümet ve Saray, akıl almaz hukuksuz ve haksız uygulamaları bir bir devreye koymuş ve ileride telafisi mümkün olmayan yaraların açılmasına sebep olmuşlardır. İçeride ve dışarıda çatışmalı süreci sürekli tetikleyen ve iç savaşa zemin hazırlayan gelişmeler ile  Alevi Toplumunun Sorunu başta olmak üzere bir çok temel mesele çözümsüzlüğe terk edilmiş ve ülke adeta kaos ortamına sürüklenmiştir. Uzlaşma ve müzakere ile çözülmesi gereken meseleler maalesef çatışma ile daha derin sorunlar yumağına dönüştürülmektedir.

    Suriye başta olmak üzere Ortadoğu politikası çökmüştür. Tüm uyarılara rağmen Türkiye AKP hükümeti eli ile Ortadoğu ve Suriye bataklığına sokulmuştur ve bu hususta en küçük bir geri adım atılmamaktadır. Kürt Sorununun çözümü yine silaha havale edilmiş ve her gün ülkenin dört bir yanında oluk oluk kan akmaktadır. Demokratik siyasetin kanalları tıkanmış ve HDP eş genel başkanları ile milletvekillerinin tutuklanması ile hükümet niyetini daha bir açığa çıkarmıştır. Meclis adeta devre dışı bırakılmış ülke saraydan yönetilmektedir.

    Ana Muhalefet Partisi CHP’nin sayın genel başkanının önüne atılan mermi, CHP milletvekili Eren Erdem’e yapılan saldırı girişimi, Genel başkan yardımcısı Bülent Tezcan’a yönelik silahlı saldırı ülkemizde siyaset etmenin geldiği noktayı tarif etme açısından önemlidir.

    Alevilerin yaşadığı mekanların işaretlenmesi, Cem evlerimize ve Alevilerin yoğun yaşadığı mahallelere yapılan tacizler, provokatif hamleler bizce sebebi belli bir projenin sonuçlarıdır. Pir Sultan Abdal örgütlülüğü olarak bütün bu saldırıların kaotik ortamın sürdürülmesinden yana olan güçler tarafından örgütlü bir şekilde yapıldığına inanmaktayız.

    OHAL ve KHK’ler ile haksız ve hukuksuz bir biçimde, yargısız, sorgusuz çoğu Eğitim Sen ve KESK üyesi çok sayıda kamu emekçisi görevden alınmış ve bu kişilerin her türlü sosyal hakları ellerinden alınarak insanlık dışı bir cezalandırma gerçekleştirilmiştir. Bu insanların sendikal mücadele yürütmekten, demokrasi, laiklik, barış ve özgürlük istemekten başka hiçbir suçları yoktur.

    AKP hükümetinin bu pervasız saldırıları  ile  tüm ezilenlerin sesi olan Cumhuriyet Gazetesi, Özgür gündem,  Hayat TV,  TV10, Zarok TV, Evrensel Kültür, Özgür Radyo, Yön Radyo gibi kanallar dergiler gazeteler de kapatılmış ve yazarları tutuklanmıştır. Bu sayede korku cumhuriyetinin duvarlarını sağlamlaştırmayı hedefleyen hükümet, ülkemizin geleceğini bilerek ve isteyerek karartmaktadır.

    Türkiye tarihinin en kanlı katliamlarından olan Suruç Katliamı soruşturması açılmamış, 10 Ekim katliamı davasında her türlü çağrımız ve suç duyurularımıza rağmen katliamdan birinci derecede sorumlu olduğuna inandığımız İç İşleri Bakanı, Başbakan, MİT Müsteşarı, Urfa Valisi, Ankara Valisi, Emniyet Müdürleri  başta olmak üzere sorumlu kamu görevlilerinin yargılanmasına izin verilmemiştir. Adeta şehit aileleri ve katliam mağdurları ile alay edilmektedir.

    Son 14 yılda siyasi iktidarın toplumsal cinsiyet algısı cinsiyet eşitliğini reddeden eril bir yapıya bürünmüştür. Kadına ve çocuğa yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve katliamların arttığı günümüzde bu durumu önlemeye yönelik bir çalışma yapılmadığı gibi yeni çıkan yasa önerileriyle tecavüz meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır.

    Çocuklara dönük cinsel istismar suçlarında istismarcının, istismar ettiği çocuk ile evlenmesi durumunda cezanın ertelenmesi önerisini oylamaya sundu. Üst üste yapılan oylamada yeter sayısı bulunamadığı için oylama 22 Kasım Salı gününe kaldı. AKP, Meclis’i fiilen tasfiye ederek ve bir bir kadın kurumlarını kapatarak 14 yıllık hükümeti boyunca yapamadığı çocuk istismarını yasallaştırmayı amaçladığını göstermiş oldu. Ensar Vakfı ve Adıyaman’da İmam Hatip Okulu’ndaki cinsel istismar ile ayyuka çıkan bu çürümüşlüğün nedenini uzaklarda aramayıp bir kez daha cinsel istismarı aklayanlarda aramak gerektiği gözler önüne serildi.

    Bütün bu gelişmeler ışığında;

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi ve örgütlülüğü olarak yukarıda bahsi geçen her türlü anti demokratik uygulamayı şiddetle kınıyoruz. Bir an önce, âmâsız, fakatsız bu haksız ve hukuksuz uygulamalardan vazgeçilmesini istiyoruz.

    Alevi Toplumunun Sorunları başta olmak üzere bütün temel sorunların çatışma ile değil müzakere ile çözülmesinin gerekliliğine inanıyoruz. Hükümeti her türlü savaş ve şiddet politikasından vazgeçmeye içeride ve dışarıda sürdürdüğü çatışmalı siyaseti sonlandırmaya çağırıyoruz.

    Adalet istiyoruz, barış istiyoruz.

    Laik ve demokratik bir ülkede eşit yurttaşlar olarak bir arada yaşama irademizden vazgeçmeyeceğimizi ilan ediyoruz.

    Halkımızı laikliğe, demokrasiye ve barışa giden bir yolda birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.”

     

  • Kadınlar Cemevi’nde sorunlarını tartışıyor

    Kadınlar Cemevi’nde sorunlarını tartışıyor

    İngiltere Alevi Kültür Merkezi (İAKM) ve Cemevi bünyesinde faaliyetlerini sürdüren 20. Dönem Kadın Komitesi üyeleri, yaz tatili nedeniyle bir süre ara verilen kahvaltı buluşmalarına Pazartesi günü yeniden başladı. Kahvaltı programına Britanya Alevi Federasyonu (BAF) Başkanı İsrafil Erbil de katılarak kadınlara destek oldu.

    İki haftada bir düzenlenen ve ağırlıkla kadınların sorunlarının konuşulduğu kahvaltılar Cemevinin Dalston’daki binasında gerçekleştiriliyor.

    580a9208

    KAHVALTILAR HERKESE AÇIK

    Sadece kadınlar değil erkeklerin de katıldığı kahvaltı buluşmasıyla ilgili yapılan değerlendirmede, “Kahvaltılarımıza gelmek isteyen misafirlerimizi Cemevinde ağırlıyor ve hep birlikte problemlerimizi konuşup çözümler bulmak için fikir alışverişinde bulunuyoruz. Yaz döneminde tatile girdiğimiz için yeni dönemin ilk buluşmasını 14 Kasım’da yaptık. Kahvaltıya katılanlardan alınan cüzi ücretleri ise Cemevimizin ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıyoruz. Kadın komitemiz bu tarz organizasyonlarla kurumuna destek oluyor.” ifadeleri kullanıldı.

    İAKM VE CEMEVİ KADIN KOMİTESİ

    1993 yılından bu yana Londra’da faaliyetlerini sürdüren ve 3 bine yakın üyesi bulunan İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi 20. Dönem Kadın Komitesi; Tuğba Özcivan, Elvan Asutay, Burçin Yılmaz, Yadigar Aslan, Nazlı Keskin, Leyla Şahin, Ayşegül Saygılı, Rukiye Aktaş, Elif Bulut, Dilan Güven, Melek Akış, Ruhi Altun, Devrim Kutlu, Murat Karataş, Rüstem Özdemir ve Ali Ossoy’dan oluşuyor.

    Kaynak: Londragazete

  • Malatya PSAKD’den ihraç tepkisi

    Malatya PSAKD’den ihraç tepkisi

    Pir sultan Abdal Kültür Derneği Malatya şubesi tarafından PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya’nın meslekten ihraç edilmesine tepki geldi. Malatya PSAKD üyeleri, Genel Başkan Yardımcısı Kaya’nın kamudaki görevine iade edilmesini istedi.

    Malatya PSAKD binasında yapılan açıklamada ihraçlarla ilgili konuşan Şube Başkanı Mehmet Toplal’ın açıklaması şöyle:

    “Derneğimiz, Genel Yönetim Kurulu üyesi ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Bülent KAYA Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığındaki görevinden açığa alınmıştır. Bu keyfi uygulamayı kınıyoruz. Bülent Kaya derhal görevine iade edilmelidir.

    İlk zamanlarda cemaatle mücadele ediyor görünümü veren AKP iktidarı, kısa sürede asıl niyetini açığa çıkarmış ve tüm muhalif kesimlere karşı ciddi bir saldırgan tutum sergilemeye başlamıştır.

    14 yıldır ne istedilerse verdik dediği cemaat için “bizi kandırdılar, aldatıldık, Allah bizi affetsin” diyen Sayın Cumhurbaşkanı ve Hükümet, kendisi gibi düşünmeyen herkesi neredeyse cemaatle ilişkilendirerek gözaltına almış, tutuklamış, açığa almış, ihraç etmiş, mal varlığına el koymuş ve ciddi mağduriyetlerin oluşmasına neden olmuştur. Derneğimiz adil yargılama ve evrensel hukuk normları çerçevesinde cemaatle ilişkisi olanların yargılanmasına, soruşturulmasına karşı değildir. Ancak, cemaatle yan yana getirilmesi mümkün olmayanların bile bu kapsamda değerlendirilip mağdur edilmesini kabul edilemez buluyoruz.

    Ana Muhalefet Partisi CHP’nin sayın genel başkanının önüne atılan mermi, CHP milletvekili Eren Erdem’e yapılan saldırı girişimi, Genel başkan yardımcısı Bülent Tezcan’a yönelik silahlı saldırı ülkemizde siyaset etmenin geldiği noktayı tarif etme açısından önemlidir.

    Alevilerin yaşadığı mekanların işaretlenmesi, Cem evlerimize ve Alevilerin yoğun yaşadığı mahallelere yapılan tacizler, provokatif hamleler bizce sebebi belli bir projenin sonuçlarıdır. Pir Sultan Abdal örgütlülüğü olarak bütün bu saldırıların kaotik ortamın sürdürülmesinden yana olan güçler tarafından örgütlü bir şekilde yapıldığına inanmaktayız.

    OHAL ve KHK’ler ile haksız ve hukuksuz bir biçimde, yargısız, sorgusuz çoğu Eğitim Sen ve KESK üyesi çok sayıda kamu emekçisi görevden alınmış ve bu kişilerin her türlü sosyal hakları ellerinden alınarak insanlık dışı bir cezalandırma gerçekleştirilmiştir. Bu insanların sendikal mücadele yürütmekten, demokrasi, laiklik, barış ve özgürlük istemekten başka hiçbir suçları yoktur.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi ve örgütlülüğü olarak yukarıda bahsi geçen her türlü anti demokratik uygulamayı şiddetle kınıyoruz. Bir an önce, âmâsız, fakatsız bu haksız ve hukuksuz uygulamalardan vazgeçilmesini istiyoruz.

    Alevi Toplumunun Sorunları başta olmak üzere bütün temel sorunların çatışma ile değil müzakere ile çözülmesinin gerekliliğine inanıyoruz. Hükümeti her türlü savaş ve şiddet politikasından vazgeçmeye içeride ve dışarıda sürdürdüğü çatışmalı siyaseti sonlandırmaya çağırıyoruz. Adalet istiyoruz, barış istiyoruz.  Laik ve demokratik bir ülkede eşit yurttaşlar olarak bir arada yaşama irademizden vazgeçmeyeceğimizi ilan ediyoruz. Halkımızı laikliğe, demokrasiye ve barışa giden bir yolda birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.”

     

  • HDP Meclis Çalışmalarına Katılma Kararı Aldı

    HDP Meclis Çalışmalarına Katılma Kararı Aldı

    HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, 6 Kasım’da Eş Genel Başkanları ve yedi milletvekilinin tutuklanmasının ardından Meclis çalışmalarına katılmama kararını değiştirerek yeniden çalışmalara katılma kararı aldı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ayhan Bilgen, partisinin grup toplantısında Eş Genel Başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu milletvekillerinin tutuklanmasının ardından Meclis çalışmalarına katılmama kararını kaldırdı.

    Bilgen, “Şimdilik buradayız, siz istemeseniz de çalışmalara katılacağız” dedi.

    HDP, 6 Kasım’da Eş Genel Başkanları ve yedi milletvekilinin tutuklanmasının ardından Meclis çalışmalarına katılmama kararı almıştı.

    Aralarında yazar, akademisyen, aktivist, gazeteci ve sanatçıların bulunduğu 61 kişi, Meclis çalışmalarını durdurma kararı alan HDP’ye “Meclis’e dön” çağrısı yapmıştı.

    Fotoğraf: Ahmet İzgi – Ankara/AA

  • Özgür Gündem Nöbetçileri Eryılmaz ile Küçükkeleş Hakim Karşısındaydı

    Özgür Gündem Nöbetçileri Eryılmaz ile Küçükkeleş Hakim Karşısındaydı

    Özgür Gündem Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenleri Tuğrul Eryılmaz ile Çilem Küçükkeleş hakim karşısına çıktı. Gazetenin sorumlu yazıişleri müdürü olan İnan Kızılkaya da tüm davalarda sanık.

    Kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nde Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği yapan Tuğrul Eryılmaz ile Çilem Küçükkeleş bugün ayrı ayrı duruşmalarda hakim karşısına çıktı. Özgür Gündem soruşturması kapsamında tutuklu bulunan gazetenin sorumlu yazıişleri müdürü İnan Kızılkaya ise iki davada da yargılanıyor.

    İki duruşma da Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’ndaki İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (ACM) görüldü

    Küçükkeleş: Özgür Gündem hep yanımızdaydı

    İlk duruşma Çilem Küçükkeleş’in duruşmasıydı. Duruşmada Küçükkeleş, Kızılkaya ile avukatları hazır bulundu.

    5 Haziran 2016 tarihli gazete nüshasındaki haberler nedeniyle “terör örgütü propagandası” iddiasıyla yargılanan Küçükkeleş savunmasında şunları söyledi:

    “Özgür Gündem 1992’de kuruldu. Ben Alevi bir kadın olarak biliyorum ki, Özgür Gündem her zaman yanımızdaydı. Ben de dayanışmak için 1 günlük nöbetçi genel yayın yönetmenliği yaptım.”

    Kızılkaya da haberlerin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu söyledi.

    “Diğer gazetelerin yer vermediği haberlere, genel geçer fikirlere değil muhalif haberlere yer veriyoruz. Davaya konu olan haberler toplumu bilgilendirme amaçlı basın ve ifade özgürlüğü kapsamındadır.”

    Kılıç: Davalar birleştirilsin

    Kızılkaya’nın avukatı Özcan Kılıç ise Kızılkaya’nın nöbetçi yayın yönetmenlerine açılmış tüm davalarda yargılandığını, ayrıca Özgür Gündem soruşturmasına ilişkin İstanbul 23. ACM’de gönderilen iddianamede şüpheli olduğunu belirtti.

    Kılıç, İstanbul 22. ACM’deki dosyaların birleştirilmesini ve İstanbul 23. ACM’den, Özgür Gündem soruşturmasına ilişkin davayla birleştirilmesi için muvafakat istenmesini talep etti.

    Mahkeme de, dosyaların birleştirilmesine yönelik muvafakat talebi için önce İstanbul 23. ACM’nin Özgür Gündem soruşturması iddianamesine ilişkin kararını beklemeye karar verdi.

    Eryılmaz: İşimi yaptım, suç olduğunu düşünmüyorum

    Küçükkeleş’in ardından Tuğrul Eryılmaz’ın duruşmasına geçildi.

    1 Haziran 2016 tarihli Özgür Gündem nüshasındaki haberlerle “terör örgütü propagandası yaptığı” iddiasıyla yargılanan Eryılmaz, savunmasında özetle şunları söyledi:
    “Gazetecilik haber verir, çatışma alanı varsa onları tartışma alanına çeker ve gazeteciliğin esas temeli budur. Kürt sorununda da farklı düşüncelerin yok olmaması için dayanışmayı bir gazetecilik görevi olarak gördüm ve bir gün boyunca genel yayın yönetmenliği yaptım.

    “Gazetecilik de hukuk gibi evrensel kurallara sahiptir. Bir gazetede üç, beş saat olarak o gazetenin editöryel politikasına müdahale edemezsiniz.

    “Sonuç olarak gazeteciliğin evrensel kuralları ve değerlerine sahip çıktım, yani işimi yaptım. Bunun suç olduğunu düşünmüyorum. Beraatimi istiyorum.”

    Eryılmaz’ın avukatı Meriç Eyüboğlu da daha sonra ayrıntılı savunma yapacaklarını belirtti.

    İki davaya da 14 Şubat’ta devam edilecek. Kaynak: Bianet

  • Figen Yüksekdağ’dan kadınlara 25 Kasım mektubu

    Figen Yüksekdağ’dan kadınlara 25 Kasım mektubu

    Halen tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, 25 Kasım Dünya Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele günü nedeniyle cezaevinden kadınlara mektup gönderdi, kadınların tecavüzcülere af getirecek yasaya karşı birleşik mücadelesini selamladı. Yüksekdağ’ın kadınlara mektubu şöyle: 

    “Bizler her şeye rağmen inadına özgürlük, inadına barış ve demokrasi demeye devam ediyoruz. Özellikle de 25 Kasım’da ve her gün şiddete, zulme, ayrımcılığa karşı mücadele eden kadınların duruşu çok hayati bir rol oynayacak. Bu karanlık, kadından aydınlanacak. Son günlerde gelişen cinsel istismara af yasasına karşı geliştirilen birleşik mücadeledeki duruşu selamlıyorum.

    Şiddetin her türlüsüne karşı, kadın direnişi ve dayanışmasının her türlüsünü kuşananlar belirleyecek anı ve geleceği… Erkek-devlet şiddetine tapanlar, bu şiddeti ve tecavüzü, istismarı kutsayanlar karşısında, kadınlar ve tüm insanlık için barışçıl, eşit bir yaşama inanmak suçsa, hep birlikte bu “suçu” işlemeye devam…

    Şiddetin amacı korku yaymak, teslim olmaktır. Bu şiddete en esaslı cevabı korkmayan, teslim olmayan kadınlar verebilir. Şiddetin, yoksulluğun, güvencesizliğin, eşitlik ve küçümsemenin duvarlarıyla hapsedilen tüm kadınlar için iyilik ve cesareti kuşanmanın, ilham olmanın zamanıdır.

    Hiçbir zulüm ve şiddet iktidarı kadınların yaşam ateşini söndürmeyi başaramadı. Şimdi halklarımızı aydınlatacak yaşam ateşini yine kadınlar taşıyor.

    Her şey çok zor görülebilir. Kadına ve yaşama düşmanlık dört bir koldan hücuma geçmiş olabilir. Ama işimizin kolay olduğunu kim söyledi ki? Bizim işimiz zoru başarmak… Ve inanıyorum ki başaracağız! Kadın dayanışması ve direnişiyle, her yerde ve her koşulda ölümden, zordan, nefretten beslenenlere karşı haykıracağız; Kadın, yaşam, özgürlük! Bir kez daha siyasi irademizin teslim alınamayacağını, kadınların özgürlük aşkına ihanet etmeyeceğini görecekler… Umutla, inançla, sevgiyle…”

  • Ahmet Türk ve Artuklu Belediye Eşbaşkanı Emin Irmak Gözaltında

    Ahmet Türk ve Artuklu Belediye Eşbaşkanı Emin Irmak Gözaltında

    Mardin Belediyesi’nin görevden alınan Eşbaşkanı Ahmet Türk ile Mardin Artuklu Belediyesi Eşbaşkanı Emin Irmak gözaltına alındı.

    Mardin Büyükşehir Belediyesine kayyum atanmasıyla görevden alınan Mardin Belediye Eşbaşkanı Ahmet Türk ile Mardin Artuklu Belediyesi Eşbaşkanı Emin Irmak gözaltına alındı.

    Türk’ün evinden, Irmak’ın ise belediyedeki makamından gözaltına alındığı belirtildi.

    17 Kasım’da Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne Mardin Valisi Mustafa Yaman kayyum olarak atanmıştı.

     

     

     

  • CHP’li Altıok: Sivas Katliamı davası biz bitti demeden bitmeyecek!

    CHP’li Altıok: Sivas Katliamı davası biz bitti demeden bitmeyecek!

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı 21 Şubat’a ertelenen Sivas Katliamı Davası ile ilgili açıklamalarda bulundu.

    Akatlı, “Sivas Katliamı davası 21 Şubat’a ertelendi. Toplumun tüm vicdanlı insanlarını bu davaya sahip çıkmaya davet ediyorum. Bu dava biz bitti demeden; gerçek suçlular yargı önüne gelmeden bitmez, bitmeyecek!” dedi.

    İnsanlığa karşı suç işleyenlerin iktidarlar tarafından ödüllendirildiğini savunan Akatlı, “Ülkemizin insanlığa karşı işlenen suç listesi hayli kalabalık. Neredeyse tamamı adaletsiz bırakılan bu davaların çoğu zaman aşımına uğratıldı. Suçu işleyenler halkın vicdanlarında tutuklu kaldı ancak mahkemelerce haklarında takipsizlik kararları verildi. Hatta siyasi iktidarlar tarafından ödüllendirildiler” ifadelerini kullandı.

    Sivas Katliamı gibi pek çok davanın zaman aşımına uğratıldığını hatırlatan Akatlı’nın açıklaması şu şekilde:

    Zaman aşımı, genellikle kanunun belirttiği şartlarda belirtilen sürenin geçmesi üzerine bir yükümlülükten kurtulmak hali olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’de insanlığa karşı işlenen suçların tanımı TCK’nın 77. Maddesinin birinci fıkrasında tanımlanmış ve aynı maddenin dördüncü fıkrasında “bu suçlar karşısında zaman aşımı işlemez” denmiştir.

    Ancak yürürlük maddesi olan 344. Maddesinde ise kanun hükümlerinin 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği ifadesinin yer alması geçmişte işlenen insanlığa karşı suçların üzerine sünger çekmekte. Ülkemizin insanlığa karşı işlenen suç listesi hayli kalabalık.

    Neredeyse tamamı adaletsiz bırakılan bu davaların çoğu zaman aşımına uğratıldı. Suçu işleyenler halkın vicdanlarında tutuklu kaldı ancak mahkemelerce haklarında takipsizlik kararları verildi. Hatta siyasi iktidarlar tarafından ödüllendirildiler.

    Size günümüze kadar zaman aşımına uğrayan bazı önemli davalardan örnekler vermek istiyorum. 16 Mart 1978 Beyazıt Katliamı davası. 16 Mart 1978 günü okullarından çıkan ilerici, devrimci öğrencilerin bulunduğu alanda bomba patlatıldı. O katliamda 7 genç öldürüldü, 35’den fazla genç yaralandı. 30. yılında zaman aşımına uğratıldı.

    Abdi İpekçi cinayeti. 1 Şubat 1979’da öldürülen Abdi İpekçi cinayeti 2009 yılında zaman aşımına uğratıldı. Katilleri serbest.

    Kemal Türkler cinayeti. 22 Temmuz 1980’de evinin önünde vurularak öldürülen Kemal Türkler davası 2010 yılında davası zaman aşımına uğratıldı. Sivas Katliamı. 2 Temmuz 1993’te 33 aydın Sivas’ta vahşice katledildi. 2012 yılında dava zaman aşımına uğradı.

    Dönemin başbakanı bugünün başkanlık sevdalısı tarafından “Hayırlı olsun” ifadeleriyle katillere muştulandı. 2014 yılında Yargıtay tarafından onandı. Siyasi islam ideolojisinin Orta Çağ anlayışı ile vahşice öldürdüğü aydınlarımızın öldürüldüğü katliam duruşmada açıkça insanlık suçu olarak tanımlandığı halde gerekçeli kararda insanlık suçu olarak tanımlanmadı.

    Bugün firari sanıklar üzerinden devam eden diğer davanın duruşmasından geldik. 23 yıllık adalet mücadelemizde davamızın her adımı başka bir skandala tanıklık etmiştir. Geldiğimiz son noktada Sivas Katliamı Davası’nın zaman aşımı kararını veren mahkemenin hakimi bugün Gülen Cemaati üyeliği suçlaması ile tutuklu.

    Davanın savcısı ise Yargıtay hakimi. AKP-cemaat koalisyonunun yargıdaki milli mutabakat yılları açısından ibretlik bir örnek…

    Öte yandan gerçek suçluları aklama derdinde olanlar tarafından dün Ergenekon çuvalına atılmak istenen davamız bugün “cemaat işi” olduğu iddiasıyla yine en iyi malzeme. Siyasi islam ideolojisine doğrudan dahil olan Deniz Feneri ve Sivas Katliamı davaları 14 yıllık AKP iktidarının suçluları koruma çabasının açık örneklerindendir.

    Tüm hak ihlalleri ve insanlık suçları ile ilgili davalarda olduğu gibi Sivas Katliamı davası savunuculuğunu üstlenen bu memleketin aydınlık yüzlü, onurlu, erdemli avukatlarının derneği Çağdaş Hukukçular Derneği ise KHK kapsamında kapatıldı, kapısına mühür vuruldu, avukatlar karga tulumba coplanarak gözaltına alındı.

    Neden? Nedeni belirsiz… Fethullah Gülen olabilir, PKK olabilir, DHKPC olabilir, IŞİD olabilir, hermafroduit kokteyl bir örgüt olabilir. Belirsiz. İçişleri Bakanlığı öyle uygun gördü kapatıldı.

    Var mı haklarında mahkeme kararı? Yok.

    Bu derneğin tüzel kişiliği ceza almış mı? Hayır.

    Kim en son bu insanları yargılamış?

    Bir kumpas soruşturması sonrası ÇHD ile hesaplaşmayı Gülen’in bıraktığı yerden iktidar sürdürüyor…

    Nasıl ki Yahudi Soykırımı’nın sanıkları bugün bile yargılanıyorsa insanlık suçlarının tüm sanıkları için de aynı durum geçerlidir. Sadece bir kaç örneğini verdiğim bu katliamlar ve faili meçhul siyasi cinayetler insanlığın onurunu, haysiyetini ayaklar altına alan utanç verici cinayetlerdir ve hepsi cezasızlıkla ödüllendirildi.

    12 Eylül’de Mamak Cezaevi’nde gerçekleştirilen işkenceler, işkence suçları ve tüm cinayetler örtbas edildi. 7 Kasım 1980’de Mamak’ta işkencede öldürülen İlhan Erdost’un katilleri 28 Eylül 2016 günü Mamak Davası zaman aşımı nedeniyle takipsizlikle kapatılarak ödüllendiriliyor.

    İnsanlığa karşı işlenmiş tüm bu suçlarda 30 yılı bulan hukuk mücadelelerinin tarihi, zaman aşımı kılıfı ile cezasızlık tarihine döndü.

    Geçmişimizden, açılarımızdan hiç ders almayarak yine sonu belirsiz bir karanlığa doğru sürükleniyoruz. Demokrasimize ve Meclis’imize yönelik 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası silahlanma çağrıları hiç olmadığı kadar arttı. Ülkenin en üst kademesinde birlik ve beraberlikten dem vuran yöneticiler toplumu katman katman ayrıştıran, düşmanlık ve kin ekip şiddet biçen, kaostan ve kötülükten beslenenler toplumsal sorumluluklarını unuturcasına üst üste açıklamalar yapıyor.

    Sorumsuzca halkı muhbirliğe teşvik edenler 23 yıl önce Aziz Nesin tarafından rencide edildiklerini iddia eden vahşilerin “tahrik olma özgürlüğü”nü koruyan, kutsayan “hayırlı” bulanlardır. Cumhurbaşkanı’nın söylemlerinden güç alanlar kendilerine infaz memurluğunu görev biçiyor.

    Gezi direnişinde yitirdiğimiz Hasan Ferit Gedik davası sanığı Saffet Okumuş savunmasında ” Eğer terör örgütleri insanlar üzerinde baskı kurarsa insanlar da polislerin yetişemediği yerde anayasal hakkını kullanır ve mermiyi çakar” diyebilme gücünü “kindar dindar nesil” yetiştirenlerden almıştır.
    İzmir’de bir polis kameraların önünde protesto yürüyüşü gerçekleştiren bir grup gencin gözaltına alınması için halka çağrıda bulundu. Gençleri sokak ortasında “PKK’lı bunlar, polise yardımcı olun” diyerek resmen galeyana gelebilecek kitlelerin önüne attı. Bu kabul edilemez. Halk aynı anda hakimse, savcıysa, polisse eğer soruyorum size: Devlet ne işe yarar?

    “Fethullah Hoca Efendi son bin yılın en büyük Türk büyüğüdür” demiş olan AKP izmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık twitter hesabından resmen katliam çağrısı anlamına gelecek skandal bir paylaşımda bulundu. Kocabıyık aynen şu ifadeleri kullandı: “Devlet büyüklerine bir suikast halinde millet cezaevlerini basacak ve tüm ‘fetöcü’leri ve PKK’lıları asacak. Halk arasında konuşulan bu.” Bu alenen meşrulaştırmadır. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası İnsan hakları Komisyonu üyesi Mehmet Metiner’in “O gün ben de olsam tekme tokat girerdim” sözleri gibi hukuku yok sayan, topumu kendi adaletini aramaya teşvik eden açıklamalar skandal niteliğindedir ve adeta yeni katliamlara, linç girişimlerine açık çağrı gibidir.

    Hukuk devletinin ortadan kalktığı, Anayasa’nın askıya alındığı, OHAL KHK’ları ile ülke yönetildiği göz önünde bulundurulursa; Sayın Kocabıyık’ın, Metiner’in ifadelerinin bir iç tutarlılığı var aslında. Demokrasinin, özgürlüklerin ve insan haklarının bizzat iktidar partisi tarafından yok edildiği bu dönemde halka “cezaevlerini basın ve mahkumları öldürün” anlamına gelebilecek böylesi korkunç bir çağrıyı yapmak da ancak iktidar partisi mensubu bir milletvekiline yakışır.

    Türkiye’de sanki bir cumhuriyet yokmuş gibi, bu cumhuriyet 78 milyonun cumhuriyeti değilmiş gibi milyonlarca insana çağrı yaparcasına Sn. Genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun adını ağzına almaya cüret ederek “iç savaş” anlamına gelecek gazete yazısına imza atan da başka bir iktidar partisi milletvekili. 23 yıl önce Sivas katliamı sırasında “gazanız mubarek olsun” diyen bugün Saadet partisi Genel Başkanı olan Temel Karamollaoğlu’nun milletvekilliği ile ödüllendirilişi gibi Sivas davası sanık avukatlarının ve nicelerinin bakanlık, milletvekilliği, HSYK üyeliği gibi makamlarla ödüllendirildiği gelenek yine iş başında.

    Ağızdan çıkan sözün nereye, nasıl gideceğini hesaplayamamak ya sorumsuzluk ya da saf kötülüktür. Esnafa, muhtara, gence, yaşlıya kolluk vazifesi vermek kaosu tetiklemekten başka işe yaramaz. Kişi suçluysa bile suçu yargının değil mağdurun vermesi gerektiğini ifade etmek şeriat hukukunu uygulayalım demektir. Toplumu cinayetlere, katliamlara, iç savaşa sürükleyecek; kardeşi kardeşe, komşuyu komşuya öldürtecek açıklamalar yapmanın gideceği yer paramparça edilmiş bir ülkedir. Geçmişteki katliamlar, cinayetler, bunların davaları önümüzde duruyor.

    Utanç tarihimiz olarak anıyor, verilen her zaman aşımı kararlarından bugün daha fazla utanıyor ve endişe ediyoruz. Unutulmaması gerekir ki insanlığa karşı işlenmiş suçlar zaman aşımına uğramaz.

    İşkencenin, katliamın, kıyımın er geç adalet önünde hesabı sorulur. Barış içinde bir arada kardeşçe yaşamın güvencesi hukuk devletidir. Yapmamız gereken demokrasiye, özgürlüklere ve insan haklarına daha fazla sarılarak hukuk devletini güçlendirmektir.Katliam çağrıcılığı arkasından rejim değiştirmeye heveslenmek değil…

    Sivas Katliamı davası 21 Şubat’a ertelendi. Toplumun tüm vicdanlı insanlarını bu davaya sahip çıkmaya davet ediyorum. Bu dava biz bitti demeden; gerçek suçlular yargı önüne gelmeden bitmez, bitmeyecek!

  • Eren Keskin: Yasa çıkarsa cinsiyet suçu işlemiş her erkeğe karşı uygulanacak

    Eren Keskin: Yasa çıkarsa cinsiyet suçu işlemiş her erkeğe karşı uygulanacak

    İnsan Hakları savunucusu ve İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, AKP’li milletvekillerinin meclise sundukları ‘cinsel istismar’ tasarısına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Keskin, “Yasa eğer çıkarılırsa sadece o genç yaşta ‘tecavüzcü’sü ile evlenmiş insanlara uygulanmayacak. Bu her türlü cinsiyet suçu işlemiş erkeğe karşı uygulanacak. Bunun bir ayrımı yapılamaz. Eşitlik ilkesine aykırıdır. Bu nedenle birçok ‘tecavüzcü’nün suçu ertelenebilecek. Bunun kabul edilebilir hiç bir yanı yok.” dedi.

    ‘BUNUN TEK NEDENİ DE CİNSİYETÇİ BAKIŞ AÇISI’

    AKP’lilerin meclise getirdiği yasa tasarısına dair Keskin, “Bunun hukuki olarak Türkiye’nin gerek iç hukuku gerekse altına imza attığı uluslararası sözleşmelerle açıklamak mümkün değil. Tamamen aykırıdır. Türkiye Cumhuriyeti birçok konuda uluslararası sözleşmeye imza attı ve en başta kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi olmuştu. Birleşmiş Milletler’in cinsel şiddete karşı bildirgesinde bütün bunlara aykırı bir düzenleme yapılması isteniyor. Bunun tek nedeni de cinsiyetçi bakış açısı” ifadelerini kullandı.

    ANF’den Elif Doğan’ın haberine göre, “Bu yasa tasarısı erkek egemen militer değer yargılarıyla donatılmış akımlar düzenidir” değerlendirmesinde bulunarak Keskin şöyle konuştu:

    “Burada siyasi görüşün hiç bir önemi yok. Siyasi görüş ne olursa olsun. Bu tüm kadınların, karşı çıkması gereken bir tasarıdır. Biz 83 kadın örgütü olarak bu tasarıya karşı tavrımızı ve imzamızı açıkladık. Ancak ne yazık ki hükümet bu konuda kararlı gözüküyor. Toplum şu şekilde kandırılıyor. Diyorlar ki çok sayıda böyle küçük yaşta evlilikler var. Erkekler cezaevinde ve kadınlar çocuklarını yalnız büyütmek zorunda kalıyorlar. Böyle bir gerekçe olamaz. Çünkü bir yasa eğer çıkarılırsa sadece o genç yaşta tecavüzcüsü ile evlenmiş insanlara uygulanmayacak. Bu her türlü cinsiyet suçu işlemiş erkeğe karşı uygulanacak. Bunun bir ayrımı yapılamaz. Eşitlik ilkesine aykırıdır. Bu nedenle birçok ‘tecavüzcü’nün suçu ertelenebilecek. Bunun kabul edilebilir hiç bir yanı yok.

    ‘BAŞBAKANDAN ‘ÇOCUK GELİN’ AYIBINA TRAJİKOMİK GÜZELLEME’

    “Kadınların mücadeleleri ile 2005 yılında önemli değişiklikler yapıldı yasada. Fakat burada şunu görüyoruz ki yasaların yapılmış olmasının da bir önemi yok. Zihniyet bu olduğu sürece hiç bir şey değişmiyor. Başbakan Binali Yıldırım, durumu şöyle açıklıyor; ‘Bana bir kadın geldi. Küçük yaşta evlendim. Düğünüme jandarma, vali ve belediye başkanı geldi’ diyor. Yani bir suça bu kadar devlet yetkilisinin olduğunu kendi ağzıyla söylüyor. Böyle bir coğrafyada yaşıyoruz. Bunun açıklanması mümkün değil.

    ‘KADINLARI KORUYAN TEK ETKEN CESARETTİR’

    “Tepkiler çoğaldıkça geri adım attırabiliriz onlara. Binali Yıldırım muhalefetle görüşme talimatı verirken biraz önce metni açıklayan bir milletvekili ise biz bundan dönmeyiz diyor. Bir taraftan bu açıklama yapılırken diğer taraftan sonuna kadar metni savunacaklarını söylüyorlar. O nedenle inandırıcı gelmiyor bize bütün bunlar. İnsanı, özellikle de kadınları koruyan tek etken cesarettir. Cesaret ile her türlü anti demokratik tavrı, şiddetin, baskıların üzerine gidilebilir. Buna en çok ihtiyacı olan kadınlardır.”

  • Alevi Bektaşi Federasyonu Başkan Yardımcısı açığa alındı

    Alevi Bektaşi Federasyonu Başkan Yardımcısı açığa alındı

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Sekreteri Bülent Kaya, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndaki (ÇSGB) görevinden açığa alındı.

    Yazılı bir açıklama yapan PSAKD, AKP’nin Fetullah Gülen Cemaatini kendi eliyle devlete yerleştirdiğini belirterek, “15 Temmuz darbe girişimini fırsat bilerek adeta darbe dönemlerini bile aratan uygulamalara imza atmıştır. Darbeden darbe devşirmeye çalışan AKP hükümeti ve kuvvetler ayrılığı ilkesini hiçe sayan saraydaki Cumhurbaşkanı, kafalarından geçen hesapları tek tek hayata geçirmeye başlamışlardır. İlk zamanlarda cemaatle mücadele ediyor görünümü veren AKP iktidarı, kısa sürede asıl niyetini açığa çıkarmış ve tüm muhalif kesimlere karşı ciddi bir saldırgan tutum sergilemeye başlamıştır” denildi.

    AKP hükümetinin kendisi gibi düşünmeyen herkesi cemaatle ilişkilendirerek gözaltına aldığı ya da tutukladığı belirtilerek, “Tutuklamış, açığa almış, ihraç etmiş, mal varlığına el koymuş kişilerde mağduriyetler oluşmuştur. Derneğimizin, cemaatle yan yana getirilmesi mümkün olmayanların bile bu kapsamda değerlendirilip mağdur edilmesini kabul edilemez” diye kaydedildi.

    Kaya’nın açığa alınmasının provokasyon olduğu ifade edilen açıklamada “Alevilerin yaşadığı mekanların işaretlenmesi, cemevlerimize ve Alevilerin yoğun yaşadığı mahallelere yapılan tacizler, provokatif hamleler bizce sebebi belli bir projenin sonuçlarıdır. Pir Sultan Abdal örgütlülüğü olarak bütün bu saldırıların kaotik ortamın sürdürülmesinden yana olan güçler tarafından örgütlü bir şekilde yapılmaktadır” ifadeleri yer aldı.

    Kaya, geçmişte KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikası’nın da yöneticiliğini yapmıştı. (AnkaraEVRENSEL)

  • Çorum’da Abdal Musa Cem’i gerçekleştirdi

    Çorum’da Abdal Musa Cem’i gerçekleştirdi

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi ve Alevi Kültür Merkezi tarafından düzenlenen Abdal Musa Birlik Cemi halkın yoğun ilgisiyle karşılandı.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi’nde yürütülen Abdal Musa Birlik Cemi’ni Hacı Bektaş Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy ve Burdur yöresi Dedelerinden Mehmet Turan Dede yürüttü.

    Birçok Çorumlu alevinin katıldığı cemde, zakirler tarafından duaz-ı imamlar ve gülbengler okundu, semahlar dönüldü. Cemin ardından kurban kesilerek lokmalar paylaşıldı.

    Çorum Alevi Kültür Merkezi Derneği Başkanı Sultan Yıldırımgök yaptığı çarıda, tüm canları cumartesi günü yürütülecek olan Abdal Musa Birlik Cemine katılmaya davet etti.

  • Diyarbakır PSAKD Bsaşkanı Koluman: Demokratik bir zemin hazırlanmalı

    Diyarbakır PSAKD Bsaşkanı Koluman: Demokratik bir zemin hazırlanmalı

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Av. Cafer Koluman, 15 Temmuz darbe girişimine zemin hazırlayanların ortaya çıkarılması gerektiğini belirterek, “Ardından gerçek anlamda demokratik bir zemin hazırlamanız lazım. Demokratik bir zemin oluşturmadığınız müddetçe bu ülke en ağır darbelere gebedir” dedi

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi Bektaşi Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi Av. Cafer Koluman, OHAL, çıkarılan KHK’ler, Kapatılan Dernekler ve HDP Eş Başkanları ve Vekillerin tutuklanmasını www.haberdiyarbakir.gen.tr’ye  değerlendirdi.

    İşte Koluman ile yapılabn röportajın detayları;

    “BU HALKLAR ÇOK BEDELLER ÖDEDİ, ACILAR ÇEKTİ”

    Mevcut ülke gündemini değerlendirirsek, nasıl bir tablo ortaya çıkar?
    Cumhuriyet tarihi boyunca bu halklar çok bedeller ödedi, çok acılar çekti ve çok şey gördü. Çok şeyi de kanıksadı. Esasında halklarda ve toplumlarda sorun yok. Sorun hep yönetim anlayışı ve modelinden kaynaklanmaktaydı. Bugün gelinen nokta da budur. Her şeyden önce tabiî ki 15 Temmuz darbe girişimi oldu. Şuna dönüp bakmamız lazım; bu darbe girişimi varsa buna ortam kimler hazırladı? Sizler eğer bir ülkeye demokrasi getirdiğinizi iddia ediyorsanız, önce gerçekten de gerçek anlamda demokratik bir zemin hazırlamanız lazım. Demokratik bir zemin oluşturmadığınız müddetçe bu ülke en ağır darbelere gebedir.
    “ALEVİLERE SALDIRILAR VE LİNÇ GİRİŞİMLERİ OLDU”

    Yine 15 Temmuz sonrası Aleviler vatandaşlara yönelik saldırılar ve linç girişimleri oldu. Bunu değerlendirebilir misiniz? Neden Alevi vatandaşlar?
    Alevi toplumu olarak her daim darbelerden mağdur olan bir topluluk olarak darbeye karşı çıktığımızı ilk günden beri ifade ettik. Daha darbeyi sıcağı sıcağına yaşarken, bir de baktık ki sanki darbeyi aleviler yapmışçasına değişik bölgelerdeki Alevilere bir takım saldırılar ve linç girişimleri oldu. Örneğin Malatya’da yaşayan aleviler buna tanıktır. En nihayetinde halkın sağduyusu bu tür linçleri püskürttü. Düşünün bir ay boyunca Türkiye’nin her bir tarafından darbeye karşı milli irade adı altında gösteriler yapıldı. Hiçbir şekilde müdahale olmadı. Ama gerçekten de şuan sivil bir diktatörlük ve sivil darbe ile karşı karşıya olduğumuzu açık ve net bir şekilde söyleyebilirim. Gerçekten de bu darbe vardıysa, FETÖ terör örgütü vardı ise doğru yöntemlerle bu örgütün üzerine gitmek lazım. Yanlış yöntemlerle gidersek hiçbir zaman sonuç alıcı bir neticeye ulaşamayız. Ama maalesef görüyoruz ki genelde kıyısından köşesinden olanlar yani FETÖ terör örgütü ile mücadele yapılıyor diye bir görüntü ve algı operasyonu yaratıldığına tanık oluyoruz.

    “OHAL OLAĞANMIŞ GİBİ GÖSTERİLİYOR”

    OHAL’in ilanı ve sonrası çıkarılan Kanun Hükmündeki kararnamelerle ilgili neler söyleyeceksiniz?
    Gelinen süreç itibariyle tabiî ki yapılmak istenip de yapılamayan bir çok şeyler var aslında. Devletin buzdolabına kaldırıp da raftan indirdiği elinde hazır olan plan ve projelerle bir yönetim anlayışı olduğunu görmekteyiz. Bunu niye söylüyoruz; tabiî ki hemen akabinde normalde Meclis’in iradesiyle çıkması gereken birçok yasanın Meclis’in iradesi hiçe sayılarak, yasama, yürütme, yargı dediğimiz üç temel organlar tamamen yürütmede birleştirilerek gece yarısı operasyonlarla Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkartılıyor. Ve bir sabah uyandığımızda farklı bir gündem ile uyanıyorsunuz. Artık o kadar çok OHAL yaşadık ki olağanüstü artık olağanüstünün kötü dediğimiz bir durumla karşı karşıya kaldık. Bunlarda Olağanmış gibi bizlere sunulmaya çalışılıyor. Bir sabah uyanıyorsunuz ki Kayyum yasası çıkarılmış, öğretmenler açığa alınmış, basın susturulmuş, televizyon kanalı kapatılmış yani artık böyle olağanüstü gündem ile karşı karşıya kaldığımızı ifade etmek isterim. Tabi ki bize şunu hatırlatıyor. Esasında AKP iktidarının gerçekten de hiçbir zaman demokratik bir yapıya sahip olmadığı tamamen anti demokratik bir temelde yönetim anlayışı ile hareket ettiğini açık kanıtıdır. Esasında 14 yıllık süre zarfında yapmak isteyip de yapamadığı bir takım düşünceden hareketle 15 Temmuz darbe girişimini fırsata çevirerek, bugün bunları yaptığına tanık olmaktayız, görmekteyiz, yaşamaktayız.

    “KABUL EDİLMEYECEK BİR TUTUMDUR”

     Dokunulmazlıkları kaldırılan HDP’li vekillerin gözaltına alınması ve ardından tutuklanmalarını değerlendirebilir misiniz? Yine DBP’li Belediyelere yönelik kayyum atamaları var…

    Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması, HDP Eş Genel Başkanlarının apar topar bir şekilde tutuklanarak, cezaevine gönderilmesi ve tecrit edilmesi gerçekten de kabul edilmeyecek bir tutumdur. Demokratik ülkelerde olmaması gereken bir tutumdur. Keza siz olağanüstü bir süreç yürütüyorsunuz? Bir yerde varsa bir suç müfettişlerle yürütürsünüz. Suç olduğunu tespit ederseniz yasal çerçeve içerisinde görevden alırsınız yada görevine son verirsiniz. Ama gelinen noktada neredeyse 103 belediyeye sahip olan DBP’nin 33 belediyesine kayyum atandı. Bu tabiî ki olağanüstü hal ve ona istinaden çıkarılan KHK’ye dayanarak, yapılan bir işlemdir. Bu işlemin hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Evet siz bugün gücünüzü KHK’lerden alabilirsiniz ama bunlarda geçicidir elbette. Bu böyle devam etmeyecektir. Yapılan işlem ne anayasa uygundur ne de Anayasa’nın 90. Maddesine göre Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygundur?
    “ER YA DA GEÇ BU YANLIŞTAN DÖNÜLECEKTİR”

    Hükümet yetkililerine çağrınız olacak mı?
    Er ya da geç bu yanlışlıktan dönülecektir. Biz şöyle bir çağrı yapmak istiyoruz; Bu tür yanlışlara daha fazla mahal vermeden derhal hukuksuz bir şekilde tutuklanan belediye eşbaşkanları, siyasetçiler, milletvekilleri, HDP Eş Genel Başkanları olsun serbest bırakılması ve demokratik bir zeminde siyaset olanağının sağlanması aksi halde bu gidişat ne devleti ileriye götürecek ne de halklar arasında kardeşliği sağlayacaktır. Bu yanlıştan dönülerek biran önce çözüm sürecine geri dönülmesi ve gerçekten de halkların iradesi esas alınarak, halkların seçtiği yöneticilerin gerçekten de yönetim modeline uygun bir şekilde tekrardan kendi görevlerine dönmesi sağlanması elbette ki bizim talebimiz ve beklentimizdir. Bugün yüzde 60-70 ve 90’larla seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması ve tutuklanması, yerine kayyum atanması halkların iradesine vurulan en büyük darbedir. Ve son derece anti demokratiktir. Dolayısıyla bu anti demokratik durumlar gücünü KHK’den ve OHAL’den almıştır.  Evet gerçekten de anlayış bumuydu? diye sorduğumuzda 14 yıllık süreç içerisinde AKP’nin anlayışının bu olduğunu bugün çok daha net bir şekilde görmekteyiz. Ve bunlarda gelip geçecektir. Hiçbir uygulama, hiçbir baskı ve şiddet bizleri mücadelemizde geri plana atmayacaktır. Evet, bugün suskun bir hal vardır ama bu suskunluğunda bir sonu vardır. Cezaevine gönderilse de, görevinden alınsa da halkların demokratik mücadelesi devam edecektir ki bunu her zaman tarih yazmıştır ve tarihte tanıklığı da vardır. Dolayısıyla halkların iradesi elbette ki er veya geç başarı elde edecektir ve bunu bir başarı ile taçlandıracaktır. Kaynak: ww.haberdiyarbakir.gen.tr (Sait BAYRAM’ın Özel Röportajı)

  • “1 yılda 17 bin çocuk istismarı davası açıldı”

    “1 yılda 17 bin çocuk istismarı davası açıldı”

    AKP’nin skandal cinsel istismar önergesine KESK’li kadınlar Kayseri’de düzenledikleri protestoyla tepki gösterdi. Bir yılda adliyeye taşınan çocuğa yönelik cinsel istismar sayısının 16 bin 957 olduğunun aktarıldığı açıklamada, “Doğuracağı insanlık dışı sonuçları şimdiden bilinen bu yasa tasarısı derhal geri çekilmelidir. AKP tecavüzcüleri aklayan yüz karası bu yasa müsveddesini geçirmekte kararlı durduğu takdirde tüm kadınlar olarak tecavüzcüler ve tecavüzü aklayanlar hesap verene kadar direnişte olacağız” denildi.

    Kamu Emekçileri Sendikası (KESK) Kayseri Şubeler Platformu tarafından düzenlenen basın açıklamasında, AKP’nin cinsel istismar suçunda mağdurla failin evlenmesi durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması ya da ertelenmesine ilişkin Meclise sunduğu önergeye tepki gösterildi.

    “ÇOCUK HAKLARINDA ELDE EDİLEN KAZANIMLARIN KAYBEDİLMESİDİR”

    Yapılan açıklamada, Adalet Bakanlığının çocuk istismarına yönelik istatistiklerine yer verilerek, “AKP dün gece yarısı Meclis’e bir önerge sundu. Bu önerge ile 4 bin tecavüzcüye tahliye yolu açılacak. Meclis’te AKP’li vekiller çocuğun istismarcısıyla evlenmesi durumunda istismarcının ceza almaması için yasa teklifleri hazırlarken Adalet Bakanlığı’nın paylaştığı adli yıl istatistikleri çocuğa yönelik cinsel istismarda korkutan tabloyu ortaya koydu. Bir yılda adliyeye taşınan çocuğa yönelik cinsel istismar sayısı 16 bin 957 oldu. Yargıya taşınan istismar vakalarından 13 bin 968 mahkûmiyet kararı çıktı. Türkiye, bu düzenlemeyi hayata geçirdiği anda çocuk cinsel eylemlilik rıza yaşında dünyanın en düşük yaşını belirlemiş olan tek ülke olacaktır. Böylesi bir durum çocuğun üstün yararının korunması ilkesine aykırıdır. Çocuğun insan hakları gereklerinin yerine getirilmesi ve bu konuda elde edilen kazanımların kaybedilmesi anlamına gelecektir” denildi.

    Eğitim-Sen binası önünde yapılan basın açıklamasında Eğitim-Sen Hukuk Sekreteri Zeynep Vural tarafından yapılan açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı:

    “Türkiye’de çocuk istismarı sistematik ve yaygın olarak işleniyor. Çocuk yaşta evlilikler, cinsel istismarın sürekli hale getirilmiş biçimidir. AKP hükümeti, eril ve cinsiyet eşitliğini reddeden bir anlayışla cinsel istismarı meşrulaştırıp yasal hale getiriyor. AKP’nin cinsel istismara uğrayan çocukları evlendirip tecavüzcüyü kurtarma planının gece yarısı meclise getirilmesi yetmemiş gibi Adalet Bakanı’nın yaptığı açıklamada, “Tecavüzcüleri kesinlikle kapsamıyor, ancak Çocuklarla evlenenlere uygulanacak” demesi niyeti apaçık ortaya koymuştur.

    Son yıllarda artan istismar haberleri tesadüf değil, bu zihniyetin ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. AKP zihniyetine göre çocuk tanımı diğer pek çok konuda olduğu gibi evrensel ve bilimsel tanımlamalardan ziyade dinsel referanslar veri alınarak yapılmaktadır. Böyle olduğu için de Türkiye çocuk evliliklerinin en yüksek olduğu ikinci ülke konumunda. Bugün Türkiye’de her 5 evlilikten biri 18 yaşından küçük çocuklarla gerçekleşiyor.

    “KADINA VE ÇOCUĞA YÖNELİK CİNSEL SALDIRILAR AKP’NİN POLİTİKALARINDAN GÜÇ ALMAKTADIR”

    AKP hükümeti süresince toplumsal cinsiyet algısının giderek geleneksel, eril ve cinsiyet eşitliğini reddeden bir anlayışta oluşturulduğunu görüyoruz. Kadın erkek rolleri bu zihniyete göre oluşturulmakta, toplumsal rollerin ve evlilik yaşının dinsel muhafazakârlık temelinde küçültülmesi ile erken evlilikler meşru gösterilmeye çalışılmaktadır.

    Siyasal iktidarın Pozantı cezaevi, Ensar Vakfı, İzmir, Gerger başta olmak üzere ülkede yaşanan cinsel istismarların üzerini örtmeye yönelik açıklamaları, cinsel istismar ve cinsel saldırıların artmasına yol açmaktadır. Kadına ve çocuğa yönelik taciz, tecavüz ve katliamlar AKP’nin cinsiyetçi politikalarından güç almaktadır.

    Doğuracağı insanlık dışı sonuçları şimdiden bilinen bu yasa tasarısı derhal geri çekilmelidir. AKP tecavüzcüleri aklayan yüz karası bu yasa müsveddesini geçirmekte kararlı durduğu takdirde tüm kadınlar olarak tecavüzcüler ve tecavüzü aklayanlar hesap verene kadar direnişte olacağız.

    Biz KESK’li kadınlar olarak, çocuk istismarını, taciz ve tecavüzü meşrulaştıran yasalarınıza, eril söylem ve politikalarınıza karşı, her türlü tahakkümden arınmış, eşit ve özgür bir yaşam için kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz”. Kaynak: İlerihaber

  • FOTO HABER-Kadınlar dört bir yanda isyanda: Tecavüz aklanamaz!

    FOTO HABER-Kadınlar dört bir yanda isyanda: Tecavüz aklanamaz!

    AKP’nin cinsel istismar önergesine karşı “Tecavüz aklanamaz” diyerek Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar sokağa çıktı. Ankara, İstanbul, Antalya, Eskişehir, Bursa, Balıkesir, Isparta ve Trabzon’daki eylemlerde kadınlar, önerge çekilene kadar gece gündüz demeden direniş çağrısı yaptı.

    ankara-chp-eylemi-19kasim2016-5

    Ankaralılar CHP’nin çağrısıyla tecavüzcüleri aklayan yasaya karşı sokağa çıktı. Basın açıklamasının ardından kadınlar ısrarla eylemi sürdürerek “AKP’den hesabı kadınlar soracak” dedi.

    kadikoy_19kasim

    AKP’nin kadın ve çocuklara yönelik cinsel istismarı ve tecavüzü meşrulaştıran ve aklayan yasa tasarısına karşı Kadıköy’de bir araya gelen binlerce kadın, “AKP elini bedenimden çek” diyerek AKP’lileri uyarırken, yasayı hemen geri çekin dedi. Yasa tasarısının geri çekilmesi için sokakta olacaklarını vurgulayan kadınlar, önerinin Meclis’te görüleceği 22 Kasım’da ses vermeye çağırdı.

    antalya-kadinlar

    AKP’nin hamlesiyle Meclis’e sunup kabul ettirdiği, cinsel istismar suçunda mağdurla tecavüzcünün evlenmesi durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin önergeyi protesto eden 5’i Halkevci Kadınlar’dan, 2’si Üniversiteli Kadın Kolektifi üyesi 7 kişi Cumhuriyet Meydanı’nda gözaltına alındı. Kadınlar gözaltına alınırken çevredekiler “tecavüz yasası” karşıtı protestoyu destekleyerek alkışladı.

    Eskişehir’de Demokratik Kadın Platformu üyeleri, cinsel istismar önergesine tepki gösterdi.

    Kanatlı Alışveriş Merkezi önünde toplanan kadınlar, AKP’nin tecavüzcüleri aklayan ve çocuk tecavüzlerine yol veren önergesini protesto etti. “AKP kız çocuklarını tecavüzcüleriyle evlendirme yayası çıkartıyor. Tecavüz meşrulaştırılamaz. Çocuklarımızı, bedenimizi hayatımızı savunmak için direnişteyiz” yazılı pankart açan kadınlara CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de destek verdi.

    eskisehir_cinsel_istismar_onergesi_karsiti_imza_kampanyasi_19kasim-1

    “Tecavüzü aklatmayacağız”, “Tecavüzcü Ensar kapatılsın”, “AKP elini bedenimden çek” sloganlarının atıldığı eylemde, Eskişehir Kadın Platformu adına basın açıklamasını Sultan Ballı Gündoğan okudu.

    Gündoğan, şöyle dedi:

    “Kadınlara ve çocuklara reva görülen bu tecavüz düzenini kabul etmiyoruz. Olağanüstü Hal bahanesi ile tecavüzcülerin salıverilmesine, kadınların ve çocukların Meclis onayı ile tecavüzcülere, istismarcılara teslim edilmesine izin vermeyeceğimizi bildiriyoruz. Derhal insanlık suçu niteliğindeki bu kanun tasarısının önergeleriyle birlikte çekilmesini istiyoruz.”

    bursa_kadin_platformu_eylemi_19kasim-1

    Bursa Kadın Platformu’nun çağrısıyla düzenlenen eylemde, “#TecavüzüMeşrulaştıramazsınız Yasa geri çekilene kadar direnişteyiz” yazılı pankart açıldı.

    CHP Bursa Milletvekilleri Nurhayat Altaca Kayışoğlu ile Erkan Aydın’ın da destek verdiği protestoda, Bursa Kadın Platformu adına konuşan Elvan Atay, “Bu önerge ile 4 bin tecavüzcüye tahliye yolunu açmayı planlıyorlar” dedi. Atay ayrıca, “Türkiye’de çocuk istismarı sistematik ve yangın olarak işleniyor. Bir yılda adliyeye taşınan, çocuğa yönelik cinsel istismar sayısı 16 bin 957” diye ekledi.

    balikesir_kadin_cinayetlerini_durduracagiz_platformu_eylemi_19kasim-2

    Kadın Cinayetleri Durduracağız Platformu, önergeyi Ali Hikmet Paşa Meydanı’nda protesto etti. “AKP ellerini çocuklardan çek”, “Tecavüzcüleri aklatmayacağız”, “Çocuk istismarcılarını aklatmayacağız” yazılı pankartların taşındığı eylemde Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Balıkesir Temsilcisi Necla Ast, AKP hükümetinin çocuk yaşta evliliklerin önünü açmak için dün gece harekete geçtiğini söyledi.

    Trabzon Demokratik Kadın Platformu’nun düzenlediği yürüyüşe CHP Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık, CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Fatma Köse, Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan ve Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen de katıldı. Uzunsokak’tan başlayan ve Atatürk Alanı’nda sona eren yürüyüşte, “Çocuk bedenime dokunma”, “Çocuktan gelin olmaz”, “Çocuk susar sen susma”  yazılı pankartlar açıldı, “Tecavüz insanlık suçudur, çocuk istismarı durdurulsun” sloganları atıldı.

    edirne_cinsel_istismar_onergesi_karsiti_imza_kampanyasi_19kasim-1

    Edirne’de CHP Gençlik Kolları Başkanlığı cinsel istismar suçunda mağdur ile failin evlenmesi halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin önergeye karşı imza kampanyası başlattı.

    CHP’liler Saraçlar Caddesi’nde stant kurarken, CHP Edirne Gençlik Kolları Başkanı Kutay Özköse, toplanan imzaların TBMM’ye göndereceğini söyledi.

    ordu_ayten_saka_protesto_19kasim

    Ordu’da 80 yaşındaki Ayten Saka, evinin penceresinden “Tecavüze af önergesini geri çekin” yazılı döviz ile önergeyi protesto etti. Kaynak: Sendika.org

  • 58 ülke arasında iklim politikası olmayan tek ülke Türkiye

    58 ülke arasında iklim politikası olmayan tek ülke Türkiye

    Dünya İklim Konferansı’nda sunulan bazı raporlar, Türkiye’nin karnesinin kötü olduğunu ortaya koydu. Bir rapora göre, Türkiye dünyaya en çok karbondioksit salan 58 ülke arasında iklim politikası olmayan tek ülke.

    Fas’ın Marakeş kentinde dün sona eren Birleşmiş Milletler (BM) Dünya İklim Konferansı sırasında yayınlanan bazı raporlar, Türkiye’nin küresel ısınmayla mücadelede yükümlülüklerini ihmal ettiğini ve iklim politikasında en kötü ülkeler arasında yer aldığını ortaya koydu.

    Uzmanlar, bu durumu Türkiye’nin fosil yakıtlara bağımlı geleneksel enerji politikalarını sürdürmesine ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik politikalar üretmemesine bağlıyor.

    Marakeş’teki BM konferansında, ay başında yürürlüğe giren Paris İklim Anlaşması’nın nasıl uygulanacağı ele alındı. Geçen yıl imzalanan anlaşmayı, havayı en çok kirleten ABD ve Çin’le birlikte bugüne kadar toplam 195 ülke imzaladı, 111 ülke onayladı. Türkiye de imzacı ülkeler arasında ancak anlaşma henüz Meclis’te onaylamış değil.

    “KYOTO PROTOKOLÜ’NÜ DE GEÇ ONAYLADIK” 

    İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Profesör Mikdat Kadıoğlu, Türkiye’nin anlaşmayı henüz onaylamamasını, “Bu, herhalde Türkiye’nin öncelikleri arasında değil gibi geliyor bana” diye değerlendiriyor. Kadıoğlu, Türkiye’nin gündeminin çok yoğun olması ve olağanüstü hal sürecinin de bunda etkili olabileceğini belirtiyor. Ancak, “Biz, Kyoto Protokolü’nü de çok geç onaylayan bir ülkeydik” diye hatırlatıyor.

    Kyoto, küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadeleyi öngören BM çerçevesindeki ilk anlaşmaydı. Türkiye, 1997’de imzalanan anlaşmayı, 2009’da Meclis’te onaylamıştı.

    Marakeş’teki Dünya İklim Konferansı sırasında yayınlanan İklim Değişikliği Performans Endeksi-2017 raporuna göre, karbon emisyonlarının yüzde 90’ından sorumlu 58 ülke arasında Türkiye, 51. sırada yer aldı.

    Dünyadan 300’e yakın uzmanın yardımıyla hazırlanan endeks, emisyon değeri, emisyon gelişimi, yenilenebilir enerji, verimlilik ve iklim politikalarını değerlendiriyor. Rapor, Türkiye’nin karnesini “çok kötü” kategorisinde değerlendiriyor. Rapora göre Türkiye, 58 ülke arasında iklim politikası olmayan tek ülke.

    TÜRKİYE, PARİS HEDEFLERİNİ TUTTURABİLCEK Mİ? 

    Konferansa sunulan London School of Economics’in raporuna göre ise, Türkiye, G-20 ülkeleri içinde orta ve uzun vadeli iklimi koruma yükümlülüklerini yerine getirmeyi ihmal eden 6 arasında. Rapor, Türkiye ile birlikte Arjantin, Avustralya, Kanada, Suudi Arabistan ve ABD’nin geçen yıl Paris’te kararlaştırılan Dünya İklim Anlaşması hedeflerini muhtemelen tutturamayacağını ortaya koyuyor.

    İklim değişikliğini durdurmak için sera gazı emisyonlarının sınırlandırılmasını öneren Paris Anlaşması, küresel ortalama sıcaklıklardaki artışı 1.5 santigrat derece ile sınırlandırmayı hedefliyor.

    10’dan fazla sivil toplum örgütünün 2012’de bir araya gelerek oluşturduğu Türkiye İklim Ağı, Türkiye’nin ulusal katkı belgesinde, emisyonlarını 2030 yılında 1990’daki seviyenin 461 milyon ton üstüne çıkarmayı taahhüt ettiğini belirtiyor.

    Enerji analisti ve Birgün gazetesi yazarı Özgür Gürbüz, bu taahhütü şöyle değerlendiriyor: “Türkiye, hiçbir önlem alınmazsa, 2030’a gelindiğinde 1 milyar 175 milyon ton karbondioksit eş değeri sera gazı emisyonu çıkaracağını söylüyor. ‘Ben bunu 929 milyon tonda sınırlarım’ diyor. Şu anda Türkiye’nin emisyonlarının 450 milyon ton civarında olduğunu hatırlatalım. Yani Türkiye, 2030’a kadar emisyonlarını iki katına çıkarmayı planlıyor. Azaltmayı bırakın, yerinde durdurmayı bile hedeflemiyor.”

    KARDAN ZARAR POLİTİKASI 

    Profesör Kadıoğlu, Türkiye’nin bu önerisini “gelecekteki kirlilikten tasarruf eden bir teklif” olarak yorumluyor: “Türkiye’nin, kârdan zarar gibi bir politikası var. Bana göre, aslında Türkiye’nin politikası pek fazla bir şey yapmamak, bekle-gör politikası izliyor. Genç bir nüfus var, çok işsiz var. Dünyayla rekabette yüksek teknoloji ve verimli enerjiye yatırım yapmayı istemiyor gibi geliyor bana” diyor. Kadıoğlu, Türkiye’nin ihracatta daha ucuz maliyet için enerji üretiminde kalitesiz kömür ve diğer fosil yakıtları tercih ettiğini söylüyor.

    Enerji analisti Gürbüz, Türkiye’nin süregiden enerji politikaları nedeniyle 2030’da kişi başına 10 tonun üzerinde emisyon üreteceğini belirtiyor. Gürbüz, aynı süreçte Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin kişi başına düşen emisyonu 5-6 tona indirmeyi hedeflediğini anlatıyor. Bu bağlamda, Türkiye AB’den hızla uzaklaşma yolunda.

    “SORUN KALMIYOR”

    Marmara Üniversitesi Enerji Anabilim Dalı Başkanı ve hem Türkiye’de, hem de dünyada bio ve yenilenebilir enerji konularındaki çalışmalarıyla tanınan Profesör Tanay Sıtkı Uyar, Türkiye’nin enerji politikalarının hızla bu alanlara ve enerjinin etkin kullanımına kayması gerektiği görüşünde.
    Türkiye’nin Avrupa’nın en rüzgarlı ve güneşli ülkesi ve jeotermalde dünya birincisi olduğuna dikkat çeken Profesör Uyar, “2023’e kadar yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçebilme potansiyeli var. Bu çözümleri uyguladığınız zaman zaten sorun kalmıyor” diyor.
    “Ama” diye devam ediyor Profesör Uyar, “AB ülkelerinde standart dışı olmuş buzdolabı, televizyon, klima gibi ürünlerin ithalatını hemen durdurmak lazım. Bütün yeni binaları, kentsel dönüşüm dahil, AB standartlarında, kendi enerjisini üreten sıfır enerjili konutlar olarak inşa etmek lazım. Bunu yapmazsak, bütün o binalar sorunun 80 yıl ertelenmesi anlamına gelecek.”
    KAYNAK: Deutsche Welle Türkçe

  • Demirtaş’tan Siirt mesajı

    Demirtaş’tan Siirt mesajı

    Siirt’in Şirvan ilçesindeki maden ocağında meydana gelen heyelan sonucu 6 işçinin yaşamını yitirdiği, 10 kişinin de halen toprak altında olduğu facia ile ilgili HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın mesajgönerdi.

    Avukatları aracılığıyla Demirtaş, Siirt’teki faciada hayatını kaybeden maden işçilerinin aillerine başsağlı diledi.

    Demirtaş, “Siirt’in Şirvan ilçesinde meydana gelen faciada yaşamını yitiren maden işçilerine Allah’tan rahmet; yakınlarına ve halkımıza başsağlığı diliyorum. Henüz kendilerine ulaşılamayan işçilerin sağ salim kurtarılmalarını diliyorum” dedi.

    Dayanışma köprüsünün kurulması gerektiğini savunan  HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Şimdi, Soma ve Ermenek’ten Şirvan’a gönül ve dayanışma köprüsü kurup, acıları paylaşma zamanıdır. İnsanca çalışma ve yaşama mücadelesini mutlaka kazanacağız” ifadesini kullandı.

  • İngiltere Alevi Gençliği Dalston Cemevi’nde buluştu

    İngiltere Alevi Gençliği Dalston Cemevi’nde buluştu

    İngiltere Alevi Gençliği tarafından düzenlenen “Sazlı Sözlü Muhabbet”,  Dalston Cemevi’nde gerçekleşti. Toplumdan birçok simanın bir araya geldiği toplantıda hem müzik hem sohbet hem de Alevilik üzerine eğitici demeçler verildi.

    ing1

    İngiltere’de Alevi toplum başta olmak üzere herkes tarafından sevilen Ali Sezer’in yönettiği muhabbet gecesinde, Aleviliği öğrenmek isteyen gençler Sezer’in ağzından hikâyeler, farzlar ve Alevilik tarihi hakkında birçok bilgi aldılar. Gençler tarafından tarihi olaylar, Alevi Pirlerinin görevleri, Kerbela olayı ve Muharrem ayı gibi birçok konuda sorular alan Sezer, gençlerin sorularını teker teker yanıtladı.

    ing2

    “Bir can Aleviyim diyorsa, işte o zaman hakkın özüyle hakla hak olur” diyen Sezer, Aleviliğin Allah anlayışına yönelik uzun bir konuşma yaptı. “Bizim rab anlayışımız kişinin kendi vicdanıdır, eğer vicdan yoksa gerekirse 7 kat yukarı çıksın, Allah’a yaklaşamaz. Vicdan varsa, Allah da vardır” diyen Sezer aynı zamanda İngiltere’deki gençleri ve Alevi kuruluşlarını Aleviliği tanıtma yolundaki istikrarlı çalışmalarından dolayı tebrik etti.

    “Siz gençler buradaki müfredata Alevi Kızılbaşlığın ismini yazdırdınız. Bizler yine ölürüz ancak müfredat, anayasa kalır”

    Türkiye’de Aleviliğin yanlış tanıtılmasının bilinci olarak yapıldığını yineleyen Sezer, Türkiye hükümetinin son zamanlarda gri çalışma pasaportlarıyla Avrupa’ya gönderdiği dedeleri eleştirirken, Osmanlı’da zamanında Aleviliği kötülemek için yapılan girişimlerin aynısının “sahte dedeler” ile yapıldığını savundu. “Bizim ülkemizin anayasasında Alevilik yaşamı yoktur. Aleviliğin nefesi, eri piri yoktur. Alevilerin hiçbir güvencesi yoktur” diyen Sezer, dünyanın her bir yanından gençlerin ve Aleviliği öğrenmek isteyenlerin doğru kaynaklardan Aleviliği öğrenmeleri gerektiğini belirtti.

    Canlı saz performanslarıyla süslenen muhabbet gecesi sonunda, gençlerin geceyi oldukça yararlı ve keyifli bulduğu gözlerden kaçmadı. Kaynak: www.londragazete.com

  • HDP’li kadın vekiller: Tecavüzü Aklayamayacaksınız

    HDP’li kadın vekiller: Tecavüzü Aklayamayacaksınız

    Halkların Demokratik Partisi Parlamento Kadın Grubu,  “cinsel istismar” suçlarında mağdur ile failin evlenmesi durumunda cezanın ertelenmesini öngören önergenin Meclis’e sunulmasına tepki gösterdi.

    HDP tarafından yapılan açıklamada, “Tecavüz asla meşrulaştırılamaz! Tüm kadınlarla birlikte tecavüzcü yasalarınıza karşı direneceğiz” denildi.
    Açıklamanın devamı şöyle:

    “Adalet Bakanı ve iktidarın önergeden haberi vardı. Adalet Bakanı, Genel Kurul’da önergeyi, kendilerinin hazırladığını gizlemeden açık açık savundu. Madde, tepkilerden çekinildiği için tasarıya konmamış, son dakika bir önergeyle tecavüzcülere affın uygulamaya konulması öngörülmüştü.

    Kadın hareketi ve feminist hareketin uzun mücadeleler neticesinde değiştirdiği Türk Ceza Kanununun ‘tecavüzcüyle evlendirme maddesi’ bugün tekrar geri getirilmek isteniyor. Üstelik de, bunu çocuklar üzerinden yaparak!

    Söz konusu kanun değişikliğiyle, bugüne dek çocukları istismar etmiş kişiler, evlenmeleri halinde cezaevine girmekten kurtulacaklar. Karaman’da, Adıyaman’da yayın yasaklarıyla üstünü örtmek istedikleri çocuk istismarını bugün açıkça Mecliste ve televizyonlarda savunmaktan ve yasallaştırmaya teşebbüs etmekten çekinmiyorlar. Asla izin vermeyeceğiz!

    Kanun Tasarısının tümünün kabul edilmesi halinde yaşayacaklarımızı düşünmek bile istemiyoruz.”

    Açıklamada, tasarıyla birlikte çocukların uğrayacağı ağır hak ihlallerinin seyrine ilişkin de şu ifadeler yer aldı:
    “10 yaşındaki bir çocuğu istismar etmiş bir kimse, çocuk medeni nikah kıyılacak yaşa geldiğinde bu çocukla evlenirse suçu cezasız kalacak. Bu kişinin çocuğun akranı olmasının ya da 50 yaşında, 70 yaşında olmasının hiçbir önemi olmayacak!

    Hakimler, 13 yaşında çocukların 50 yaşındaki istismarcılarla rızalarıyla birlikte olduklarına hükmedebilecekler. Dahası, böylesi ilişkilerde rıza aranabilecek!
    Tecavüze uğrayan çocuklar, baskıyla rızaları olduğunu söyleyecekler!

    Evlilik halinde boşanma durumuna kadar hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya cezanın infazının ertelenmesi de istismara uğramış çocuğun tehditle evliliği sürdürmesine neden olacak!”

    Çocuk yaşta evliliğin ‘ömür boyu tecavüz’ olduğunun vurgulandığı açıklamada, şöyle devam edildi:

    “Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre, erken evlilik ve nişanlılık nedeniyle eğitime devam edemeyenlerin yüzde 97.4’ü kız öğrencilerdir. Erken yaşta evlilik içerisine sürüklenen çocukların çoğu, evlilik hayatı boyunca sistematik olarak evlendirildikleri kişinin ve bu kişinin ailesinin fiziksel ve psikolojik şiddetine maruz kalmaktadırlar. Kız çocukların evlendirildikleri kişilerin çoğunun yaşça kendilerinden çok daha büyük oldukları görülmektedir. Çocukların çoğu, hiçbir cinsel bilgi sahibi olmadan evlenmekte, evlendirildikleri kişinin tecavüzüne uğramakta, pek çok sağlık sorunuyla karşı karşıya kalmaktadırlar. 15- 19 yaş arası genç kızlarda birinci sırada ölüm nedeni, hamilelik ve doğumun yol açtığı sorunlardır. Çocuklar, evlendirildikleri kişiler tarafından sosyal çevrelerinden koparılmakta, okula gönderilmemekte ve evden dahi çıkmalarına izin verilmemektedir. Çocuk yaşta evlendirilen kadınların birçoğu, ileri yaşlarda dahi öfke ve birçok psikolojik rahatsızlık yaşamaktadırlar.

    Dün Meclis’te kabul edilen geçici madde, Kanun tümüyle kabul edilip kalıcı hale gelirse bunun anlamı şudur: Tecavüzcüleri hapisten çıkarıp, tecavüze uğrayan çocukları ömür boyu tecavüzcüleriyle hapse koymak!”

    AKP’li pek çok ismin çocuk istismarını meşru gördüğüne dikkat çekilen açıklamada, tasarının oylandığı sırada AKP Milletvekili Adayı Vahdettin İnce’nin, bir televizyon programında 13 yaşındaki kız çocuklarının evlendirilebileceğini söylediği hatırlatıldı.