Yazar: Nehir Buse

  • Özgür Özel: Tek hedefimiz bu milleti zorluklardan kurtarmak!-VİDEO

    Özgür Özel: Tek hedefimiz bu milleti zorluklardan kurtarmak!-VİDEO

    PİRHA- Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Yeni siyaseti, temiz siyaseti, cesur siyaseti, teslim olmayan, başkasının planına göre değil milletin hesabına göre yapılan siyaseti ilmek ilmek örüyoruz” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi Seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel,Meclis grubunda konuştu.

    Sahada yaptıkları çalışmalara değinen Özel, “İşgalin ardından sahaya indik. Mücadelemiz büyüyür. Yeni siyaseti, temiz siyaseti, cesur siyaseti, teslim olmayan, başkasının planına göre değil milletin hesabına göre yapılan siyaseti ilmek ilmek örüyoruz” dedi.

    “MÜCADELE EDİYORUZ!”

    Özgür Özel, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Partimize yönelik saldırının, işgalinin ardından Ankara’da oturmadık. Nerede olmamız gerekiyorsa orada olduk. Köy köy, belde belde şehir şehir gidiyoruz ve milletimizle kucaklaşıyoruz. Belki makamlar, binalar yok ama bazen bir kamyon kasanın arkasındayız, bazen bir bankın üzerindeyiz ama milletin gönlündeyiz. Bir yanda bir mahkeme kararıyla mutlak sultanın, mutlak butlandan partiyi bölme umutlarıyla ve onun teklif ettiği görevi kabul eden bir avucun yalnızlığı; bir yanda ise İzmir’de yüz binlerin kararlılığı var.

    Ankara’da utanç verici bir şeyler oluyor. NATO Zirvesi olacak, yabancı liderler gelecek diye kendi insanına çile tasarlayan, güvenlik önlemini akıl almaz boyutlara taşıyan bir acayip hâl var. NATO Zirvesi’nden önce pikniğe giden TEMA gönüllülerini tutukluyorlar. Gazetecileri, akademisyenleri, sivil toplum temsilcilerini tutukluyorlar; ‘NATO Zirvesi’nde eylem yapacaklar’ diye. 30 yıl öncesinde, 40 yıl öncesinde kalmış örgütlerin isimlerini söyleyip bu örgütlere üyelikle suçluyorlar. Ve diyorlar ki; ‘bunlar gelir, burada eylem yapar.’ Bırakın önleyici gözaltıyı, önleyici tutuklama yapıyor adamlar. Cümle alem biliyor hiçbir suçları yok. Cümle alem biliyor ki Trump gittikten sonra hepsine ‘Pardon’ deyip bırakacaklar.

    Ülkemizde uzun zaman sonra siyasi mizah yapan genç bir kardeşimiz var. Üzerine konuşulmaya başlanınca açtım, tamamını izledim. İktidarı da eleştiriyor bizi de eleştiriyor. Ekrem Başkanı eleştiriyor, şaka yapıyor. Hepimiz de güldük. O sırada Erdoğan’ı da eleştiriyor. Terapistliğini isterim ama beni tutamazlar diyor. Bu kadar. Kuran’a hakaret bilmem ne! Dini değerlerle alay bilmem ne falan. İktidara yakın kalemler hedef tahtasına aldı gencecik çocuğu. şimdi efendi yurtdışına kaçtı mı gelecek mi… Şakadan anlamayan, ifade özgürlüğüne tahammül edemeyen bir anlayış var karşımızda.

    Gençlere sesleniyorum; sanmayın ki böyledir. Sanmayın ki cumhurbaşkanı, bakan, genel başkanların böyle bir dokunulmazlığı var. Kimsenin böyle bir dokunulmazlığı yok. Bunlardan öncekiler bunun elli katına tahammül etti, tahammülü geç takdir ettiler. Bir ülkede mizah varsa o yöneticide özgüven vardır. Bugün yaşanan acziyettir. güçlü lider falan değildir. Güçlü liderlerin karikatürden, şakadan dizi titremez. Söz veriyorum; diyor ya Erdoğan’la 30 yıllık yolculuğum var diye. Deniz kardeşime söz veriyorum Erdoğan’la olan 30 yıllık yolculuğunu sonlandıracağım.

    Erdoğan’ın bütün hesabı CHP’yi karpuz gibi ortadan bölmekti. Sapını bile alamadılar. Erdoğan ‘Ben bu işin hiçbir yerinde yokum’ diyor. Ben komedyen Deniz Göktaş’a açılan soruşturmanın hiçbir yerinde yokum diye açıklama yapıyor muyum? Böyle bir açıklamaya ihtiyaç duymuyorsam yokum. Herkes neyin ne olduğunu görmekte millet de bu işi ben söylüyorum diye değil hissettiği için bu tepkiyi veriyor. Kendini izah ederken bilmediği konulara girip çıkıyor. Geçen gün diyor ki ‘CHP’liler bir Frankenstein ürettiler ceremesini çekiyorlar.’ Frankenstein canavarın kendisi değil, onu üreten doktor. Yazan da yanlış yazmış. Bir katkım olsun aynı çatı altında çalışmışlığımız var. Frankenstein aranıyorsa bugünkü Sabah gazetesine bakmak lazım. Canavarı bizim buralarda değil Adalet Bakanlığı tarafında aramak lazım.

    Partimizi geri almak için mücadele ediyoruz. İşgal bitmezse bu milleti seçeneksiz bırakmayacağız. Kimse endişe etmesin milletle kazanacağız. Köy köy, belde belde, şehir şehir kazanacağız. Kimse yoldan sapmasın. Yolumuz doğrudur, iktidar yoludur, pusulamız millettir. Eninde sonunda iktidarı değiştireceğiz, halkın iktidarını kuracağız. Milletin tek ümidi sizlersiniz, bizleriz. Bizim de tek hedefimiz, ümidimiz bu milleti bu zorluklardan kurtarmak, bu yürüyüşü tamamlamak ve eninde sonunda bu milletin partisini iktidara taşımaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Şimdi barış zamanı, şimdi yasa zamanı!-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Şimdi barış zamanı, şimdi yasa zamanı!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere dair konuştu.

    Bakırhan, konuşmasının başında yaşamını yitiren sanatçı Kadir İnanır ile Barış Annesi Behiye Sevim’i andı.

    Bakırhan, Ankara’da yapılacak NATO toplantısına dikkat çekerek, “Dünyada kurallara dayalı sistem artık çözülüyor, çöküyor. Kural dinleyen yok, dünyada neredeyse herkesin gücü oranında söz kullandığı, yetki kullandığı, kendisine göre davrandığı bir süreci yaşıyoruz. İnsanlığın birlikte yaratmış olduğu ortak değerler gittikçe kayboluyor. Herkesin uyacağını söylediği kurallar çöküyor. Bunun yerine gücü yeten yetene mantığı dünyada egemen. Kuralsızlık büyüdükçe diplomasi geri çekiliyor, savaş dili normalleşiyor. Savaş çığırtkanlığı yapanlara insanlar artık normalmiş gibi bakacak durumda yaşıyor. İşte tam böyle bir kırılma anında NATO’nun ne işe yaradığını bir sormak gerekiyor. NATO, halkın bütçesini güvenlik gerekçesiyle silaha aktarıyor. Hepsinden önemlisi bütün bunlar halkların gözünden uzakta yapılıyor. Hiçbir denetim yok. Ne olup bittiğini bilen yok, şeffaflık yok, hesap verme yok. Neyin nereye harcandığını bilen zaten yok” dedi.

    “YENİ SAVAŞLAR YAPILMASINA İTİRAZ EDİYORUZ”

    2026 NATO Zirvesi Ankara’da yapılacak olmasının tesadüf olmadığını vurgulayan Bakırhan, “Çünkü küresel siyasetin hayat düğümü Ortadoğu’dadır. Bütün büyük kararların test edildiği coğrafya neredeyse Ortadoğu olmuş durumda. Biz bu zirveyi daha önce karar altına alınan NATO 2030 konseptinin devamı olarak okuyoruz. Yeni savaş ve güvenlik mimarisinin yeni halkası olarak görüyoruz. Ankara’da yeni cepheler çizenlerin zirvesi kurulurken biz bugün burada ezilenlerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, savaştan bıkmışların, barışı hak edenlerin sesi olarak bir aradayız ve o devam edeceğiz. Yeni cepheler açılmasına, yeni savaşlar yapılmasına itiraz ediyoruz. İtiraz edeceğiz ve kabul etmiyoruz” diye belirtti.

    NATO Zirvesi öncesi gözaltı ve tutuklamalara tepki gösteren Bakırhan, “Ne yapalım? Dünyada yeni savaş kararları alacak bir zirveyi alkışlayalım mı?” diye sordu.

    Bakırhan’ın konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “Türkiye’de hanelerin yüzde 51.8’i yoksullukla mücadele ediyor. Sosyal yardıma muhtaç aile sayısı 30 milyona yaklaştı. Bu acı veriler iktidarın gözünde bir askeri zirvede kadar, bir askeri anlaşma kadar değer görmüyor. Bu ülkede gerçek kriz mutfaktadır. Gerçek güvenlik sorunu halkın açlığıdır. Kalıcı barışın yolu, bölge halklarının, demokratik güçlerin, kadınların, emekçilerin ve inanç topluluklarının söz sahibi olduğu müzakere zemininden geçer.

    Atılan adımların üzerine kalıcı barışı kurmak istiyoruz. 10 yıllık bir meseleyi şiddet zemininden hukuk zeminine çekmek kolay değil ama başarmalıyız. Çerçeve yasa mutlaka yapılmalı. Halkın gözü bu yasadadır. Bu yasa özlemini duyduğumuz barışın zemini olacaktır.

    Çerçeve yasa dar tutulmamalı, belirsiz olmamalı. Halka güven vermeli.

    Bu yasa eğer gerçekten doğru ve cesur bir şekilde geçerse, belki bugüne kadar özlemini duymuş olduğumuz bir demokratik zemine giriş yapmış olacağız. Onun için çerçeve yasa dar tutulmamalı, belirsiz olmamalıdır. Güvenlikçi yorumlara kapalı olmalı ve topluma güven veren bir yasa olmalıdır diyoruz. Hukuk yoksa güven olmaz. Güven yoksa dönüş olmaz. Dönüş yoksa barış kalıcılaşmaz. Dönenler arasında ayrım yapılmamalı. Bazı yetkililerden duyuyoruz; ‘şunu kapsar, bunu daha az kapsar’ denilmemeli. Böyle bir şey olmaz. Barışın kapısına girmek isteyen herkese o kapı açık olmalıdır. Yasa da buna uygun yapılmalıdır. İnsanların geleceğini bir memurun, bir savcının, bir mahkemenin keyfine teslim edemezsiniz. İstinaf Mahkemesi’ni görüyoruz işte, diğerlerinin de böyle davranmayacağının bir garantisi var mı? Dönüş varsa güvence olmalıdır. Hukuk varsa herkes için aynı açıklıkta olmalıdır. Şu yararlanır, bu yararlanmaz, şu daha az yararlanır. Böyle bir barış mı olur? Onun için tekrar sesleniyorum. Kapsayıcı, cesur, muğlak olmayan, insanları bir savcının hakimin insafına bırakmayan bir açıklıkta bir yasa yapılmalıdır.

    HUKUKA BAĞLAMALIDIR

    Bu yasa dönmek isteyenlerin onuruyla dönebileceği gerçekçi bir yasa olmalıdır. İnsanların onurunu kıracak bir yorumlama olmamalıdır. Mesele sadece birkaç maddelik teknik bir düzenleme değildir. Mesele bu ülkenin birlikte yaşama iradesinin hukuka bağlanmasıdır. Birlikte yaşayacaksak bunu hukuka bağlamamız lazım. Söz ile başlayan yasayla mühürlenmek zorundadır. Herkes gayet güzel sözler söyledi; Şimdi hadi bunu hukukla yasayla mühürleyelim. Biz önemsiyoruz. Çünkü bu yasa aynı zamanda bir geleceği açma yasasıdır. Doğru, samimi ve cesur kurulursa 100 yıllık bir düğümün çözüldüğü ilk haklı halka olabilir. Altını önemle çizmek istiyorum; Bu yasa kim kazandı, kim kaybetti sorusuna göre ele alınamaz. Barış yapılıyorsa kimin kazandığı, kaybettiği burada önemli değil. Asıl soru şudur; Bu ülke artık birlikte nasıl yaşayacak? Kürtler, Aleviler, bütün halklar ve inançlar eşit, özgür, onurlu bir geleceği nasıl kuracak? Bu yüzden Meclise, iktidara,  muhalefete ve bütün siyasi partilere sesleniyoruz; Bu mesele günlük hesaplara kurban edilemez. Barış bekletilecek bir dosya değildir. İyi ve hayırlı işlerde acele etmek gerekir.

    Barış gibi hayati bir işte gecikmek kötülüğe alan açmaktır. Çünkü barıştan korkanlar var. Çünkü onlar için savaş bir kazançtır. Kavga bir koltuktur. Düşmanlık bir sermayedir. Halklar yan yana geldiğinde bu sermayelerin biteceğini çok iyi biliyorlar. İşte bu yüzden her gecikilen gün barışı boğmak isteyenlere verilmiş bir fırsattır. Hukuki düzenleme yapılmadıkça eski ezberler, güvenlikçi normlar, çözüm karşıtı odaklar kendisine zemin bulurlar. Bu nedenle çerçeve yasa ertelenemez. Öyle sonbahara falan bırakılamaz. Bırakılan her adım barışın önüne konulmuş yeni bir taş ve engel olur. Tarihin kapısı bugün açıktır. O kapı açıkken içeri girmek gerekir. Kapı her zaman açılmıyor çünkü. Çerçeve yasa gecikmeden, korkmadan, açık ve güven veren bir içerikle artık meclise gelmelidir. Bu ülkenin umudu daha fazla yorulmayı değil, çatışmayı değil, acı biriktirmeyi değil, artık hukuka kavuşmayı bekliyor. Bu yüzden bir kez daha söylüyoruz. Yasa hemen şimdi, barış hemen şimdi.

    Bu halkın ne istediğini görmek isteyenler hafta sonu yaptığımız dört mitinge baksın. İstanbul, Amed, Mersin ve Van’da özgürlük mitingleri yaptık. Ben de İstanbul’da katıldım. Büyük bir coşku, büyük bir sahiplenme vardı. Sahiplenen herkesin emeğine sağlık. Saygı, sevgilerimi sunuyorum. Dört mitingde de temel bir talep göz ile görülür şekilde öne çıktı. Katılan bütün halklar dedi ki: ‘Sayın Öcalan’la artık buluşmak istiyoruz.’ Bu sahiplenme bize şunu gösterdi. Toplum barışın ağırdan alınmasını istemiyor. İzmir’deki annenin söylediği gibi 18 yıldır cezaevinde dünya kadar hastalıkla boğuşuyor. Doğru düzgün tedavi edilmiyor. Ayıptır. Bir an önce çıkarın. Ya insanlar artık cezaevinde yaşamı yitirmesin. Toplum bu süreçte Sayın Öcalan’a daha fazla alan açılmasını istiyor. Muhatapsa alanını aç o halde. Hem muhatap hem 12 metrekarelik hücrede hem haftalardır görüşülmüyor. Tekrar ediyoruz; Sayın Öcalan iletişim, yaşam ve çalışma şartları artık bu sürece uygun bir şekilde kavuşmak zorundadır.

    Halk sürecin ciddiyetle ilerlemesini istiyor. Demokratikleşme adımlarının gecikmeden atılmasını istiyor. Yerel demokrasinin önünün açılmasını istiyor. İki yıldır bir masada oturuyoruz. Hala kayyımlar yerinde duruyor. Van’da esnaf odaları yöneticisi arkadaşlarımız da burada. Belediyenin olanaklarını AK Partili yetkililerinin özel işleri için kullanılıyor. İşte kayyımcılık böyle bir şeydir. Halkın olanaklarını, imkanlarını gidiyor bireysel işler için kendi AKP’ye yakın insanların işlerinde kullanılıyor.

    Yerel demokrasinin önü açılmalı. İnsanlar, kayyım siyasetinin son bulmasını istiyor. Eşit yurttaşlığın hayatta karşılık bulmasını istiyoruz.

    100 yıllık bir yarayı sarmaya çalışıyoruz. Dünya silaha yatırım yaparken, biz birlikte yaşama yatırım yapalım diyoruz. Dünya yeni savaşların hesabını yaparken biz yeni bir barışın hukukunu kurmaya çalışıyoruz. Dünya çatışmaları büyütürken Türkiye yarım asırlık bir çatışma sarmalını bitirebilir. Eğer bu topraklarda kalıcı bir barış kurulursa emin olun bunun yankısı sadece Türkiye’de değil, savaşın gölgesinde bütün coğrafyalarda hissedilecektir. Bunu elbirliğiyle başaracağız. Kadir Abi’nin de dediği gibi ‘büyük barış er ya da geç bu topraklara mutlaka gelecektir.’

    Umudumuzu yitirmeyeceğiz, mücadele edeceğiz, barış yolunda yürümeye devam edeceğiz. İnşallah bir gün en kısa sürede bu ülkede herkesin eşit ve onurlu yaşadığı bir demokratik cumhuriyet kuracağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Cumartesi Anneleri: Hakikat ve adalet olmadan bayram eksik kalıyor-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Hakikat ve adalet olmadan bayram eksik kalıyor-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’ndaki 1105’inci hafta buluşmasında gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormayı sürdürdü. Bayram öncesinde yapılan açıklamalarda, kayıp yakınları adaletin sağlanması, faillerin yargılanması ve kayıpların mezar yerlerinin açıklanması çağrısında bulundu.

     

    Kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları, Beyoğlu’ndaki Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarını taşıdı. Eylemde yapılan konuşmalarda, yıllardır süren cezasızlık politikalarının yarattığı acılara dikkat çekildi.

    Bu haftaki basın açıklamasını okuyan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak, bayramların toplumun büyük bölümü için bir araya gelme, özlem giderme ve mezar ziyaretleriyle anlam kazandığını ancak kayıp yakınları açısından derin bir eksiklik ve adaletsizlik duygusunu yeniden hatırlattığını söyledi.

    Ocak, “Ancak biz kayıp yakınları için bayramlar başka bir anlama geliyor. Her bayramda soframızda bir kişinin eksikliği büyüyor. Her buluşmada gözümüz bir kişiyi arıyor. Kapının çalınışında, telefon zilinde, kalabalığın içinde kaybedilen evladımızı, eşimizi, kardeşimizi, babamızı, annemizi arıyoruz” dedi.

    Bayramların mezarsızlığın en yoğun hissedildiği günler olduğunu vurgulayan Ocak, “İnsanlar mezarlıklara giderken, sevdiklerinin mezarı başında buluşurken bizim gidecek bir mezarımız yok. Bu yüzden bayram bizim için yalnızca özlem değil; aynı zamanda adaletsizliğin yeniden hissedildiği zamandır” ifadelerini kullandı.

    “BARIŞ, ADALET VE HAKİKAT EGEMEN OLMALI”

    Kayıp yakınlarının mücadeleyi sürdüreceğini belirten Maside Ocak, “Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi yok sayanlara, dosyalarını kapatanlara, hakikati inkar edenlere, cezasızlığı sürdürenlere karşı hakikat, adalet ve barış talebimizi her koşulda yılmadan dile getirmeye devam edeceğiz” dedi.

    Ocak, gerçek bir bayramın ancak adaletin tesis edilmesiyle mümkün olacağını belirterek, “Bayramların gerçekten bayram olabilmesi için bu ülkede barışın, adaletin ve hakikatin egemen olması gerekiyor. Çünkü barış yalnızca silahların susması değil, insanların sevdiklerinden kopartılmadığı, hiçbir ailenin mezarsız bırakılmadığı, acıların inkar edilmediği bir yaşamdır” diye konuştu.

    “60 BAYRAMDIR KARDEŞİMİZİ ARIYORUZ”

    Açıklamanın ardından söz alan gözaltında kaybedilen Mahmut Ertak’ın yakını Sevim Erişli, yıllardır kardeşlerinin akıbetini öğrenmeye çalıştıklarını söyledi. Dönemin İçişleri Bakanlarından Mehmet Ağar’a seslenen Erişli, “60 bayramdır kardeşimizi arıyoruz, göremedik. Mehmet Ağar’a sesleniyoruz; anlat artık. Bizim de bir mezarımız olsun. Senin çocuğun da öldü ama onun en azından bir mezarı var, bizimkinin yok” dedi.

    “92 BAYRAMDIR BAYRAM YAŞAMADIK”

    Gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır da kardeşinin mezar yerinin hala açıklanmadığını belirterek yıllardır süren bekleyişe dikkat çekti.

    “46 yıldır, tam 92 bayramı anlamsızca geçirdik” diyen Kırbayır, “Cemil’in bugün bir mezarı yok. Biz bu imhaya, bu inkara karşı faillerin yargılanması için buradayız. Eğer bir gün o gizlenen mezarı bize teslim ederlerse, belki biz de bayramı hissedebiliriz. Bu koşullarda bayram benim neyime?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

    “SEVDİKLERİMİZİ BİZE EMANET EDİN”

    Gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kız kardeşi İkbal Eren ise Cumartesi Anneleri’nin 31 yıllık mücadelesine işaret ederek, Galatasaray Meydanı’ndaki oturma eylemlerinin devletin işlediği suçlarla yüzleşmesi açısından önemli bir hafıza oluşturduğunu söyledi.

    “31 yıl önce anne ve babalarımız bu meydanda oturduklarında, ülkeyi yönetenler ‘oturur oturur giderler’ demişlerdi. Ama gitmedik, buradayız” diyen Eren, kayıpların mezar yerlerinin açıklanması çağrısını yineledi.

    Eren, “46 yıldır, 92 bayramdır bayram yaşamıyoruz. Sadece bir yeri olsun, toprağı, taşı olsun istiyoruz; bu çok mu zor? Nereye koyduysanız çıkarın, kalan parçalarını istiyoruz. Annelerimiz sadece bir mezar taşı hasretiyle bu dünyadan gittiler. İstediğiniz zaman her şeyi buluyorsunuz; failleri korumaktan vazgeçin, sevdiklerimizi bize emanet edin” dedi.

    Cumartesi Anneleri, eylemi kayıpların fotoğrafları ve karanfillerle sürdürdükleri oturma eyleminin ardından sonlandırdı. Kayıp yakınları, gözaltında kaybedilenlerin akıbeti açıklanana ve sorumlular yargılanana kadar mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Bölgesel direniş büyüyor: Varto’dan sonra Karlıova’da JES’e hayır dedi!-VİDEO

    Bölgesel direniş büyüyor: Varto’dan sonra Karlıova’da JES’e hayır dedi!-VİDEO

    PİRHA-Bölgedeki ekoloji mücadelesi ivme kazanıyor. Dün Varto’da gerçekleştirilen protesto yürüyüşünün ardından bugün de Bingöl’ün Karlıova ilçesinde yüzlerce kişi meydanlara indi. 22 köyü ve devasa mera alanlarını doğrudan tehdit eden Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı tek yürek olan halk, “Doğamıza ve toprağımıza dokunmayın” diyerek kararlılığını ilan etti.

    Karlıova-Varto hattında ekoloji nöbeti büyüyor. Ekoloji platformları, baro temsilcileri ve milletvekillerinin katılımıyla gerçekleşen mitingde, “İkinci bir İliç faciasına izin vermeyeceğiz” mesajı verildi. Dün Varto’da yakılan direniş meşalesi, bugün Karlıova’da yüzlerin katılımıyla sarsılmaz bir iradeye dönüştü.

     

    Siyasi parti temsilcileri, STK’lar ve çevre illerden gelen aktivistlerin katıldığı mitingde ilk sözü Kanireş Ekoloji Platformu Sözcüsü Kasım Demiral aldı.

    “KARŞINIZDA ÇELİKTEN BİR İRADE BULACAKSINIZ”

    Mitingin açılışında halkı selamlayan Kasım Demiral, projenin bölgedeki yaşam döngüsüne saldırı niteliğinde olduğunu vurguladı. Konuşmasında “yaşam savunması” vurgusu öne çıkan Demiral, projenin halka rağmen yürütüldüğünü ifade etti.

    “Adına proje diyorlar ama biz biliyoruz ki bu toprağı zehirlemek, suyu kirletmektir. Burayı talana gelenler karşılarında çelikten bir irade görecekler.Bu topraklar sadece üzerinde yaşadığımız yer değil; dilimizin, inancımızın ve kültürümüzün taşıyıcısıdır. Atalarımızdan kalan bu mirası kirletmenize izin vermeyeceğiz.Buradan soruyoruz: Bu projeler hesaplanırken bu halkın rızası alındı mı? Biz bu toprakların öz sahipleriyiz ve hiçbir yere gitmiyoruz.”

    “BU BİR RİSK DEĞİL, AÇIK BİR KATLİAMDIR”

    Kasım Demiral’ın ardından sözü alan Kargapazar Ekoloji Platformu Sözcüsü Mehmet Harmancı, projenin yaratacağı çevresel ve sağlık felaketlerine dikkat çekerek uyarılarını sıraladı. Harmancı, JES projesinin sadece kurulduğu alanı değil, tüm bölgeyi bir “biyolojik atık laboratuvarına” çevireceğini savundu.

    “Bu tehdit sadece bir yerin değil, bütün bölgenin tehdididir! Oluşacak asit yağmurları ve zehirli gazlar; Karlıova’dan Varto’ya, Yedisu’dan Hınıs’a kadar rüzgarlarla yayılacak. Bu zehir hepimize ölüm getirecek.Bingöl’ün içme suyu büyük ölçüde bu bölgeden sağlanıyor. Yer altı suları kirlendiğinde bu kirlilik Bingöl merkeze kadar ulaşacak. Sağlığımızı satmayacağız, satanlara müsaade etmeyeceğiz! Doğa çökecek, çiçekler kuruyacak ve arılar ölecek. Bugün bildiğimiz o meşhur Bingöl balını yarın bulamayacaksınız. Bu proje bir enerji yatırımı değil, açık bir katliamdır. Solunum hastalıkları, cilt hastalıkları ve kanser vakaları artacak. Hastaneler dolacak, mezarlıklar büyüyecek. Ya şimdi ‘dur’ diyeceğiz ya da geri dönüşü olmayan bir yıkımı yaşayacağız.”

    “SATILIK TOPRAĞIMIZ YOK, BU BİR VAROLUŞ MÜCADELESİDİR”

    Mitingde söz alan Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu Sözcüsü Ekrem Alan, 600 bin hektarlık devasa bir alanı etkileyecek olan projeye karşı hukuki ve demokratik direniş mesajı verdi. Alan, ekoloji mücadelesinin sadece çevreyi korumak değil aynı zamanda inanç ve kültürel belleğe sahip çıkmak olduğunu vurguladı.

    “Biz babalarımıza söz verdik; atadan kalan mirası çocuklarımıza bırakacağız. Yer altı devletin ise yer üstünün kullanım hakkı bizimdir. Bu topraklara verilecek her zarar, inancımıza ve hakikatimize verilecektir.”

    Alan, projenin hayata geçmesi durumunda yaşanacakları şöyle sıraladı: “Yağmayan karlar, kuruyan su kaynakları, sismik tetiklemelerle oluşacak devasa obruklar ve arazi çökmeleri… Şirketlerin yer talepleri sonrası başlayacak zorunlu kamulaştırmalarla topraklarımız insansızlaştırılacak. Yeniden göç etmek istemiyoruz.”

    Doğa ve kadın arasındaki bağa dikkat çeken Alan, “Ekolojinin esas sahibi kadınlardır. Tabiat anadır; doğurganlığı ve şefkatiyle sadık yârimizdir. Bu mücadelenin öncüsü sizlersiniz,” diyerek kadınların direnişteki rolünü yüceltti.

    Ekrem Alan, platform adına taleplerini net bir şekilde sıralayarak yetkililere seslendi:

    Köylerdeki JES ve maden arama projeleri derhal durdurulsun.

    682 bin dönümlük mülkiyet ve mera alanı köylünün kullanımında kalsın, vasfı korunsun.

    Karar süreçlerine halk, muhtarlar ve STK’lar dahil edilsin.

    Katma değer üretmek amaçlanıyorsa, maden dışı alternatifler için halka danışılsın.

    Ekrem Alan konuşmasını, Aşık Veysel’in Benim sadık yarim kara topraktır sözleri ve Cigerxwîn’in birlik vurgusu yapan dizeleriyle bitirirken, meydandan “Bizde satılık toprak yok!” sloganları yükseldi.

    “TOPRAĞIN, EKMEĞİN VE SUYUN SİYASETİ YOKTUR”

    Mitingde söz alan Bingöl Barosu Temsilcisi Cuma Karaaslan ise JES ve maden projelerini “sömürge madenciliği” ve geçmişten gelen tarım dışı bırakma politikaları üzerinden eleştirdi. Karaaslan, meselenin bir parti meselesi değil, bir vatan ve yaşam alanı meselesi olduğunu vurguladı.

    Tarihsel bir perspektifle Marshall Planı’ndan bugüne tarımın ve yerli üretimin bitirildiğini söyleyen Karaaslan, “Bizi kendi kendine yetemeyen, asgari ücretli bir ülkeye çevirdiler. Ama bugün itibarıyla toprağın, ekmeğin ve suyun siyaseti yoktur. Bu bir vatan meselesidir,” dedi.

    Türkiye’deki maden kaynaklarının büyük kısmının yabancı şirketlere aktarıldığını belirten Karaaslan, “Altının yüzde 96’sını Kanada’ya, Fransa’ya veren bir anlayışa inanıyor musunuz? Para için yaşamı yok eden bu şirketlere karşı durmalıyız. 3 bin metreden çıkan o sıcak suların, tarımı ve sağlığı nasıl yok edeceğini çok iyi biliyoruz,” ifadelerini kullandı.

    Meclis’teki temsilcilere seslenen Karaaslan, halkın kaynaklarının korunması noktasında sorumluluk almaları gerektiğini hatırlatarak, Bingöl Barosu ve diğer hukuk örgütlerinin bu mücadelenin yanında olduğunu belirtti.

    Türkiye’nin her yerinde doğa savunucularının ayakta olduğunu söyleyen Karaaslan, “Selam olsun bütün niyetli insanlara” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

    “TOPRAKLARIMIZI PEŞKES ÇEKMEYECEĞİZ”

    Mitingde söz alan CHP İstanbul Milletvekili Doğan Demir, vatandaşların yoğun sıcak altındaki kararlı bekleyişine dikkat çekerek kısa bir mesaj verdi. Demir, toprakların yabancı sermayeye devredilmesine karşı can pahasına mücadele edeceklerini vurguladı.

    Demir, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: Şunu bilmenizi istiyorum; biz canımızı vereceğiz ama asla topraklarımızı bu sahtekarlara, ülkemizi peşkeş çekenlere teslim etmeyeceğiz. Bu onurlu mücadelenizi yürekten selamlıyorum. İyi ki varsınız, bu mücadelede sonuna kadar yanınızdayız.”

    “BU MÜCADELE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKMA MÜCADELESİDİR”

    Mitingde halkı selamlayan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Karlıova halkının kadınıyla, genciyle ve yaşlısıyla sergilediği direnişin hayati önemde olduğunu belirtti. Kordu, doğayı savunmanın aynı zamanda bir “hakikat” arayışı olduğunu vurguladı.

    Kordu’nun konuşmasından öne çıkan noktalar:

    “Burada çocuğundan gencine kadar herkesin bu mücadele için bir arada olması çok kıymetlidir. Toprağını korumak için meydanları dolduran bu iradeyi saygıyla selamlıyorum.Bu sadece bir çevre meselesi değil, bir hakikat mücadelesidir. İnsanlar geçmişini, çocuklarının geleceğini, ormanını ve suyunu korumak için burada. Bizler de her zaman sizinle birlikteyiz.Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için bu direnişi sürdüreceğiz. Suyumuzu ve toprağımızı bu talana karşı hep birlikte savunmaya devam edeceğiz.”

    “HALKIN RIZASI OLMAYAN HİÇBİR PROJE YAPILAMAZ”

    Meydandaki kitleye seslenen DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu, projenin halkın onayını almadan dayatılmasına tepki gösterdi. Konukçu, asıl amacın sermayeyi zenginleştirirken yerel halkı yoksullaştırmak olduğunu ifade etti.

    Konukçu’nun konuşması şöyle:

    “Buranın doğası, ormanları ve her şeyi sizlere aittir. Bir şey yapılacaksa bu ancak sizin rızanızla mümkün olabilir. Halkın rızası olmayan hiçbir proje meşru değildir.Şirketlerin yalanlarına kanmadığınızı biliyoruz. Yapmak istedikleri tek şey kendilerini daha da zenginleştirirken sizi toprağınızdan ve suyunuzdan ederek yoksullaştırmaktır.Bu direnişin her zaman yanında olacağız ve dayanışma içinde kalacağız. Hep birlikte direneceğiz ve mutlaka kazanacağız.”

    “SÖMÜRGECİ ZİHNİYETE KARŞI TOPRAĞIMIZI SAVUNACAĞIZ”

    DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz da, projenin bölgedeki yaşam alanlarını tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen “sömürgeci” bir yaklaşımın ürünü olduğunu belirterek direniş vurgusu yaptı.

    “Sömürgeci zihniyet bize ne toprak, ne su, ne de soluyacak hava bırakır. Bu zihniyete karşı topraklarımızı sonuna kadar korumak zorundayız.Varto ve Kanireş (Karlıova) birbirine çok güçlü bağlarla bağlıdır. Direnişimiz de bu bağlar kadar güçlüdür. Bu mücadeleyi hep beraber yürüteceğiz.Bölge halkının ortak iradesine güveninin tam olduğunu belirten Boz, “Sonuna kadar direneceğiz ve kesinlikle kazanacağız” diyerek sözlerini tamamladı.

    “İLİÇ’TE KAÇANLAR KARLIOVA’DA DUVARA ÇARPACAK”

    Kürsüde İliç faciasını hatırlatarak uyarılarda bulunan DEM Parti Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü, Erzincan İliç’te yaşanan maden faciasını hatırlatarak projenin olası sonuçlarına dair uyarılarda bulundu. Hülakü, halkın direnişinin bu talanı durduracağını vurguladı.

    “İliç’te dokuz insanın ölümüne neden oldular, toprakları bitirdiler ve sorumlular yargılanmadan kaçıp gittiler. Şimdi aynısını burada yapmak istiyorlar. Ama şunu bilsinler; bu direnç aşılmayacak! Bir parça toprağımızı bile onlara vermeyeceğiz” Şirketlerin ve onlara yol açan bürokrasinin halkın iradesi karşısında duramayacağını belirten Hülakü, “Bu hakkı kendilerinde görenler çok iyi biliyor ki buradan gidecekler. Nasıl ki başka yerlerde bu mücadeleler sonuç verdiyse, Kanireş (Karlıova) dağlarında da sonuç verecek,” dedi.

    “KARLIOVA NEYSE VARTO ODUR, MÜCADELEMİZ ORTAKTIR”

    Mitingin finalinde söz alan Varto Ekoloji Platformu Sözcüsü Çayan Dursun, bölgedeki direnişin coğrafi sınırları aştığını ve tek vücut haline geldiğini vurguladı. Dursun, dayanışma mesajı verdi.

    “Karlıova ve Karga Pazarı neyse, Varto da odur. Bizim için Karlıova neyse Varto aynıdır. Kaderimiz de kavgamız da bir. Bu toprakları savunmak için ortak hareket edeceğiz. Mücadele edeceğiz, mücadele edeceğiz, mücadele edeceğiz!”

    Miting, konuşmaların ardından sahne alan sanatçıların ezgileri ve çekilen halaylarla coşkulu bir şekilde sona erdi.

    “Doğamıza dokunma” sloganlarıyla alanı dolduran yüzlerce kişi, projeler iptal edilene kadar mücadelenin süreceği vurgusuyla meydandan ayrıldı.

    PİRHA/KARLIOVA

  • Mersin’de ‘Kadın ve Barış’ konulu panel: Kadın barışın teminatıdır!-VİDEO

    Mersin’de ‘Kadın ve Barış’ konulu panel: Kadın barışın teminatıdır!-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de kadınlar ‘Barış’ı konuştu. Kadınların barışın öncü gücü olduğunu vurgulayan konuşmacılar, “Kadından geçmeyen bir barış, mutlak bir barış olmayacaktır” dedi.

     

    Mimoza Kadın Derneği tarafından “Kadınların direnişi özgürlüğü, özgürlük barışı inşa eder” şiyarıyla panel düzenlendi.

    Barış Anneleri, CHP, DEM Parti ve Deva Partili kadınlar başta olmak üzere çok sayıda kadının katıldığı panelde kadının barış içindeki yerine dikkat çekildi.

    Moderatörlüğünü Esen Günay Akkuzu’nun yaptığı panele konuşmacı olarak, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Hatice Us, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) MYK Üyesi Derya Arslan, Deva Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Kadın Çalışmaları Başkanı Zeynep Sudan ve TJA Aktivisti Gülbahar Alpsoy katıldı.

    Deva Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Kadın Çalışmaları Başkanı Zeynep Sudan, dünyada kadınların her alanda eril zihniyetle karşı karşıya kaldığını belirterek, “Kadının her alanda kendini güvende hissetmesi gerekiyor. Bunun içinde barış ve kadının kendi hakları için mücadele etmesi önemli” dedi.

    TJA Aktivisti Gülbahar Alpsoy, kadının Rojava’da ortaya koyduğu modele dikkat çekerek, “Savaş erkek aklıdır. Kadın ise barışın savunucusudur. Bunu korumak ve ülkeye ve Ortadoğu’ya barışı getirmek mümkün. Kadın düşmanı politikalara karşı birlik olmak zorundayız Biz kadınlar olarak barışın öncülüğünü nasıl yapacağız? diye sormamız lazım” diye konuştu.

    DEM Parti MYK Üyesi Derya Arslan da, yan yana gelmenin önemine işaret ederek, “Bizler barışı inşa etmeye çalışıyoruz. Her düşüncemiz aynı olmak zorunda değil ama barış için, haklarımız için bir birimize ihtiyacımız var. Kadınlar barışın öncü gücüdür. Bu zeminde her türlü gerici, eril, düşmanlaştırıcı dile ve pratiğe karşı bir araya gelerek mücadele edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Hatice Us ise, tüm kadınların farklılıklarına rağmen bir arada durabileceğini vurgulayarak, “Kadından geçmeyen bir barış mutlak bir barış olmayacaktır” şeklinde konuştu.

    Panel soru-cevap ile sona erdi.

    PİRHA/MERSİN

  • İstanbul’da HTŞ protestosu: Toplumların ortak iradesi, bu karanlığı yenecek! – VİDEO

    İstanbul’da HTŞ protestosu: Toplumların ortak iradesi, bu karanlığı yenecek! – VİDEO

    PİRHA – Suriye’de Kürt, Süryani, Dürzi ve Alevi toplumlarına yönelik saldırılar İstanbul’da protesto edildi. Yapılan açıklamada, Türkiye’nin, Suriye politikası eleştirilerek “Suriye’nin geleceğine orada yaşayan halklar karar vermelidir” denildi.

    Suriye geçici hükümeti HTŞ tarafından yapılan saldırılara bir tepki de İstanbul’dan geldi. Kadıköy ruhtımda bir araya gelen İstanbul Emek Barış ve Demokrasi güçleri, katliamlara “dur” dedi.

    “SAVAŞ SUÇU İŞLENMEKTE”

    Ortak basın metnini Fadik Temizyürek okudu. Orta Doğu halkları için karanlık ve kanlı bir sürecin devam ettiği ifade edilen basın metninde şu ifadelere yer verildi:
    “Yanı başımızda, tarihin en kadim coğrafyalarından birinde; Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin, Çerkezlerin, Ermenilerin, Asurilerin, Süryanilerin, Dürzîlerin ve Yahudilerin; Alevisi, Ezidisi, Sünnisi ve Hristiyanıyla yüzyıllardır oluşturduğu o zengin kültürel mozaik bugün büyük bir tehdit altındadır. Meşruiyetini halklardan değil, küresel ve bölgesel emperyalist odakların desteğinden alan htş ve bağlı cihatçı çeteler, iktidarı ele geçirdikten sonra başta Aleviler, Dürziler, Süryaniler ve Hristiyanlar olmak üzere tüm farklı inanç ve kimliklere yönelik saldırıları sistematik hale getirmiştir. Bu gerici saldırganlığın hedefi bugün ise doğrudan Kürt halkına yönelmiş durumdadır. Süveyda’da onurlu bir direniş gösteren Dürzilere saldıran; İdlib camilerinden cihat çağrıları yaparak Lazkiye, Tartus ve Humus’ta Arap Alevi halkını hedef alan bu çeteler, yüzlerce sivilin kanını dökmüştür. Saldırılar, Halep’in Kürt mahalleleri olan Şeyh Maksut ve Eşrefiye’ye kadar uzanmıştır. Hastanelerin bombalandığı, sağlık emekçilerinin katledildiği ve on binlerce insanın göçe zorlandığı ağır bir savaş suçu işlenmektedir.

    EMPERYALİST GÜÇLERİN, KATLİAMLARDAKİ ROLÜ!

    Yapılan katliamların ABD, NATO ve İsrail’in bölge politikalarından bağımsız olmadığını söyleyen Fadik Temizyürek, Türkiye’deki siyasi iktidarın da katliamcı çetelere açık destek verdiğini vurguladı.
    Açıklamada, İran’da yaşanan gelişmelere de depinilerek şunlar söylendi:
    “İran’da yükselen halk isyanı iki haftayı aşkın bir süredir kararlılıkla devam ediyor. 47 yıldır hüküm süren Molla rejimi süregiden eylemlerde bilinen rakamlarla 3500’e yakın eylemciyi katletmiştir. Ertelenen idamların her an infaz edilme gölgesinde tutulduğu, sayısız tutuklamanın yaşandığı, internet ve GPS sinyal kesintileriyle halkın sesinin dünyadan koparılmaya çalışıldığı bu baskıcı rejim, kendi bekasını korumak için halkına yönelik şiddeti ve zoru büyütmektedir. İran halkının yanındaymış gibi görünen ABD emperyalizmi ise burada da özgürlükçü bir niyet taşımamaktadır. ABD emperyalizmi Suriye’de gerici çeteleri tetikçi olarak kullanırken, İran’da halkın özgürlük arayışını bölgeye yeni bir müdahale zeminine dönüştürmeye çalışmaktadır.
    Venezuela’dan Suriye’ye kadar gördüğümüz gerçek şudur: Sindirerek ele geçirdiği her karış toprakta sayısız insanın ölümüne ve zorunlu göçüne yol açan emperyalist güçlerin derdi demokrasi ya da halkların çıkarı değil, bölgeyi kendi çıkarlarına göre parça parça etmektir.”

    “SEKÜLER VE KAPSAYICI YÖNETİM” VURGUSU!
    Açıklamanın devamında, Türkiye’nin, cihatçı çetelere verdiği desteğini hemen kesmesingerektiği vurgulanarak şöyle devam edildi:
    “Suriye’nin geleceğine orada yaşayan halklar karar vermelidir. Suriye halklarının, etnik ve dinsel toplulukların bir arada yaşamasının; eşit ve özgür bir gelecek kurmasının tek yolu; demokratik, seküler ve kapsayıcı bir yönetimdir. Kürt, Alevi, Süryani, Dürzi başta olmak üzere tüm halkların ve inançların ortak iradesi, bu karanlığı yenecek yegane güçtür.
    Bizler İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri olarak; Suriye’de katledilen Alevilerin, direnen Dürzilerin, bombalanan Kürtlerin ve yok sayılan tüm inançların yanındayız.”

    “MÜCADELE ETMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da Türkiye’nin HTŞ’ye verdiği desteği kınayarak şu konuşmayı yaptı:

    “Suriye’de önce Aleviler, Dürzilerle başlatılan katliam Kürtlerle devam etti. Halep’te 200 bin kişiyi aşkın sivile tankla topla saldırıldı. Kadınlar binalardan atıldı, insanlar zorunlu göçe tabi tutuldu. Türkiye ise Halep saldırılarını destekleyen bir noktada durdu. Bu destek halkların bir arada yaşamasına fayda sağlamaz. Barış ve Demokratik Toplum Süreci devam ederken, bu uygulamalar sabotajdır. Biz barıştan yanayız ama onurlu bir barıştan yanayız. Birileri dün akşam kararname yayınlamış ‘Kürt dilini tanıyoruz’ diye ama arkadan saldırı başlattı. Her yerde Kürtler katliama uğruyor. Ama biz müzakereye de mücadeleye de varız. Kürt düşmanlığını kabul etmiyoruz. Bu baskıcı rejimlere karşı mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Rojava Devrimi dünya açısından insanlığın ortaya çıktığı bir devrimdir. Şimdi Kürt düşmanlığından, Alevilere, Dürzilere yönelik katliamlardan vazgeçin.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 1086. haftada Abdullah Canan’ı andı: Cezasızlık Kalkanı Kaldırılsın!VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1086. haftada Abdullah Canan’ı andı: Cezasızlık Kalkanı Kaldırılsın!VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’ndaki 1086. hafta buluşmasında 1996 yılında gözaltında kaybedilen Abdullah Canan dosyasını yeniden gündeme taşıdı. Açıklamada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen faillerin cezasız bırakıldığı vurgulandı.

     

    Cumartesi Anneleri/İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu, Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdikleri 1086. hafta eyleminde, 17 Ocak 1996’da gözaltına alındıktan sonra öldürülen Abdullah Canan’ı andı.

    Açıklamada, adaletsizlik, keyfi yasaklar ve hukukun askıya alınmasının toplumsal barışı tehdit ettiği vurgulanarak, “Adaletin yerini keyfililik aldığında insanlar sorunlarını hukuk içinde çözme inancını yitirir. Bu da öfkeyi, umutsuzluğu ve dışlanmışlık duygusunu derinleştirir” denildi. Kalıcı barış ve toplumsal huzurun ancak hukukun üstünlüğünün tesis edilmesiyle mümkün olduğu ifade edildi.

    GÖZALTINDA KAYBEDİLDİ, İŞKENCE GÖRMÜŞ BEDENİ BULUNDU

    43 yaşındaki iş insanı Abdullah Canan’ın Yüksekova’da yaşadığı bölgede kendisi ve ailesini hedef alan ağır hak ihlalleri nedeniyle savcılığa başvurduğu hatırlatıldı. Canan’ın, Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında yedi yakınıyla birlikte suç duyurusunda bulunduğu belirtildi.

    Açıklamaya göre, bu başvurunun ardından Abdullah Canan ve iki şikayetçi tabura çağrıldı. Canan’ın şikayetinden vazgeçmeyi reddetmesi üzerine, tanıklar önünde tehdit edildiği ifade edildi. Kısa bir süre sonra, 17 Ocak 1996 sabahı Hakkari’ye gitmek üzere evinden çıkan Abdullah Canan’ın Yüksekova-Van Karayolu’nda askerler tarafından durdurularak gözaltına alındığı ve Yüksekova Dağ Komando Taburu’na götürüldüğü aktarıldı.

    Ailenin yaptığı tüm başvuruların yanıtsız bırakıldığı, 21 Şubat 1996’da ise Abdullah Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeninin Yüksekova-Esendere Karayolu üzerindeki bir menfezde bulunduğu belirtildi. Canan’ın elleri, ayakları ve ağzının bantlı olduğu kaydedildi.

    TANIK İFADELERİ VE AİHM KARARI

    Yüksekova Taburu’nda görev yapan itirafçı Kahraman Bilgiç’in savcılığa verdiği ifadede, Abdullah Canan’ın taburda işkenceyle sorgulandığını ve Binbaşı Yurdakul’un talimatıyla öldürüldüğünü anlattığı aktarıldı. Albay Kadir Oğuz’un da Canan’ı tabur revirinde başı sarılı halde gördüğünü beyan ettiği hatırlatıldı.

    Bu beyanlar üzerine açılan davada sanıkların beraat ettiği, kararın Yargıtay tarafından onandığı belirtildi. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 26 Haziran 2007 tarihli kararında, Abdullah Canan’ın gözaltında öldürüldüğünün ve ağır işkence gördüğünün tespit edildiği vurgulandı. AİHM’in Türkiye’yi yaşam hakkını ve işkence yasağını ihlal etmekten oy birliğiyle mahkûm ettiği hatırlatıldı.

    AİLEDEN VE HUKUKÇULARDAN ADALET ÇAĞRISI

    Eylemde konuşan Abdullah Canan’ın oğlu Vahap Canan, 17 Ocak’ın aileleri için bir yas günü olduğunu belirterek, babasının onurlu bir şekilde adalet aradığını ve davasından vazgeçmediğini söyledi. Galatasaray Meydanı’ndaki buluşmaların engellenmesine de tepki gösteren Canan, “Burada 10 kişi de olsak 10 binlerin sesiyiz” dedi.

    Hakkari Barosu Başkanı Ergün Canan ise, Abdullah Canan dosyasının cezasızlık politikalarının somut örneklerinden biri olduğunu vurguladı. Cumartesi Anneleri’nin taleplerinin hukuki ve meşru olduğunu ifade eden Canan, “Bu dosyalar zaman aşımıyla kapatılamaz. Hukuk gerçeği gizleyen değil, ortaya çıkaran bir mekanizma olmalıdır” dedi.

    Eylem, Abdullah Canan ve tüm gözaltında kaybedilenler için Galatasaray Meydanı’na karanfiller bırakılmasıyla sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 26 EYLÜL 2025 CUMA-GÜNDEM

    26 EYLÜL 2025 CUMA-GÜNDEM

    Manisa’da OSB’nin kuşattığı Alevi köyü Çepnidere’de evler ve mezarlar toprak yığınlarının altında kalma tehdidi altında. GÖRÜNTÜLÜ

  • AYM’den Gezi Direnişi’nde hayatını kaybeden Ahmet Atakan kararı

    AYM’den Gezi Direnişi’nde hayatını kaybeden Ahmet Atakan kararı

    PİRHA-Anayasa Mahkemesi (AYM), Gezi direnişinde polisin müdahalesi sonucu hayatını kaybeden Ahmet Atakan’ın ‘yaşam hakkının ihlal edildiğine’ yönelik karar verdi. AYM, Ahmet Atakan’ın ailesine 225 bin lira tazminat ödenmesine hükmetti.

    Gezi Direnişi sırasında Hatay’ın Armutlu Mahallesi’nde polisin attığı gaz kapsülünün başına isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Ahmet Atakan’ın ailesi uzun yıllardır hukuk mücadelesi veriyor.

    Atakan’ın ölümü üzerine soruşturmada sorumluluğu olduğu tespit edilen polisler hakkında Hatay Valiliği tarafından soruşturma izni verilmemiş, aile karara itiraz etmişti. 2017 yılında Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı yeniden soruşturma izni vermiş, valilikten yine izin çıkmamıştı. Aile ise 2021 yılında AYM’ye başvurmuştu.

    Dosyayı görüşen AYM kararını duyurdu. Ahmet Atakan’ın yaşam hakkının ihlal edildiğine karar veren yüksek mahkeme, dosyanın yeniden ele alınması için kararın bir örneğini Adana Bölge İdare Mahkemesi’ne gönderdi.

    Söz konusu kararda, “İncelenen başvuruda İdari Dava Dairesinin Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmemesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır” ifadelerine yer verildi.

    ATAKAN AİLESİNE 225 BİN TL TAZMİNAT

    Atakan ailesine 225 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmeden AYM karara ilişkin,

    “Somut olayda ihlalin tespit edilmesinin başvurucuların uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla eski hale getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara müştereken net 225.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir” dedi.

    AYM, toplantı ve gösteri hakkının ihlaline yönelik başvuruyu ise “kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle” kabul etmedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne operasyon: 13 gözaltı

    Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne operasyon: 13 gözaltı

    PİRHA-Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 2021-2024 yıllarında düzenlediği konser harcamalarında 154 milyon TL’lik “kamu zararı” iddiasıyla 13 kişi gözaltına alındı.

    Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 2021-2024 yılları arasında düzenlediği konserlere ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonda 13 kişi gözaltına alındı.

    “KAM ZARARI” İDDİASI 

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından “2021–2024 yılları arasında düzenlenen konserlere ilişkin harcamalarda kamu zararına yol açıldığı” iddiaları üzerine soruşturma başlattı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan operasyona ilişkin olarak yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

    “Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından 2021-2024 yılları arasında düzenlenen konserlere yönelik yapılan harcamaların kamu zararına sebebiyet verdiği iddialarına ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturma kapsamında; İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından düzenlenen tevdii raporu, MASAK incelemesi, Sayıştay incelemesi, bilirkişi raporlarına göre 32 adet konser hizmet alımında idarenin 154.453.221,60 TL zarara uğratıldığı tespit edilmiştir.

    Soruşturma kapsamında şüpheliler; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Eski Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı H. A. B, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Eski Kültür Etkinlikleri Şube Müdür Vekili / Eski Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkan Vekili H. E., Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Eski Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkan Vekili H. Z, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Eski Kültür Etkinlikleri Şube Müdür Vekili A. A. Ç, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Kültür Etkinlikleri Şube Müdür Vekili C. A, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Kültür Etkinlikleri Şube Müdür Vekili K. B, Evren Teknik Grup Müzik Organizasyon San. Tic. Ltd. Şti sahibi O. E, Universe Production Organizasyon San. Tic. Ltd. Şti. sahibi S. E, Festiva ve Enfest Organizasyon Turizm San. Tic. Ltd. Şti. ortakları K. A ve S. Ç, Gurudan Turizm Danışmanlık Organizasyon Reklam San. Tic. A.Ş ortağı A. A, Yalınayak Gıda Organizasyon Turizm. San. Tic. Ltd. Şti. ortakları E. D ve L. E hakkında Görevi Kötüye Kullanma ve İhaleye Fesat Karıştırma suçlarından 23.09.2025 tarihinden itibaren eş zamanlı olarak gözaltına alınmalarına karar verilmiş ve şüphelilerin tamamı gözaltına alınmıştır.

    Şüphelilerin yakalanmasına ve Cumhuriyet Başsavcılığımıza sevklerine yönelik işlemlere Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce devam edilmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • DAD Ankara Şubesi 5. Olan Kongresi’ni yaptı-VİDEO

    DAD Ankara Şubesi 5. Olan Kongresi’ni yaptı-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi 5. Olağan Kongresini gerçekleştirdi. Mustafa Karabudak ve Melahat Teke tekrar DAD Ankara Şube Eş Başkanı seçildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi 5. Olağan Kongresini gerçekleştirdi. Tüm Bel-Sen binasının toplantı salonunda yapılan kongreye demokratik kitle örgütü temsilcileri, siyasi parti temsilcileri de katıldı.

    Nefeslerin seslendirilmesi sonrasında divan kurulu üyeleri seçildi. Tek liste ile girilen kongrede gülbengler verilip çerağlar uyandırılmasının ardından 1 dakikalık saygı duruşuyla dara duruldu.

    “BÜTÜN KİMLİKLERLE ORTAK VATANDA EŞİT OLARAK YAŞAMAK HEPİMİZE GÜÇ VERECEKTİR”

    İçinden geçilen zamanın tarihi günler olduğunun altını çizen Mustafa Karabudak, “3. Dünya savaşının bütün hızıyla sürdüğü bu günlerde barış içinde yaşamak hepimizin ortak arzusudur. İnancımızın gereği olarak, cümle can ile birlik içinde, barış içinde yaşamak, işinde barış mücadele sini toplumsallaştırmak gerekiyor. 5. Olağan Kongremizi tamamladığımız bu günlerde umudumuz ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşamaktır. Demokratik Alevi Dernekleri olarak amacımız binlerce yıla dayanan Alevi inancını, inanca ait erkanları, dili, kültürü, tarihi, toplumsal değerleri yaşatmak. Cümle cana bir nazarda baktığımızda bu topraklarda yaşayan bütün farklı inançlar, kültürler, kimliklerle birbirimizi var ederek yaşamak isteriz. Bundan dolayı inancımıza yönelik bütün asimilasyon politikalarına rıza göstermiyoruz. Ülkemiz bir barış ortamına girmiştir. Bizler Alevi toplumu olarak barışın toplumsallaştırılması, kapsayıcı hukuk temelinde yeni bir yaşamı arzuluyoruz. Barış ve demokratik toplum perspektifi, Aleviler, Kürtler, Türkler ve bütün kimliklerle ortak vatanda eşit olarak yaşamak hepimize güç verecektir” dedi.

    “ALEVİLER OLARAK MURADIMIZ TÜRKİYE’DE DEMOKRASİNİN GÜÇLENMESİDİR”

    “Aleviler olarak muradımız Türkiye’de demokrasinin güçlenmesidir” diyen Karabudak, şunları kaydetti:

    “Barışın tek başına masaya getirilmesi yetmiyor. Kapsayıcı hukukla birlikte demokratik normlar esas alınmalıdır. Alevi toplumunun bu esasla sürecin başarıya ulaşması için güçlü bir şekilde çalışması gerekiyor. Muradımız olan kapsayıcı hukuk, ifade-örgütlenme özgürlüğü, adil yargılanma, yerel demokrasi ve kültürel haklarda geri dönülmez güvenceler, yerel yönetimlerde kayyım pratiğinin bitmesi; eşit yurttaşlık ve umut hakkı gibi ilkelerin yasal çerçeveye girmesi, yerel demokrasinin güçlendirilmesi ve demokratik entegrasyondur. Tekçi ulus devletin ideolojik aygıtı olan milliyetçilik ile toplumun kültürel, ekonomik, sosyal, inançsal çoklu kimliklerin tekleştirilmesinden vazgeçilmesidir.

    “ALEVİLERİN KARŞILAŞTIĞI TEK ZULÜM FİZİKSEL DEĞİLDİR”

    Alevilerin karşılaştığı tek zulüm fiziksel değildir. Siyasal iktidar son döneminde asıp kesip yakarak yok edemediği Alevilerden asimilasyon politikalarıyla makbul Alevi yaratma derindedir. Bu da bir kültürel ve inanç soykırımıdır. Buna karşı da siyasal iktidarın bu oyununa gelmeyeceğiz. Bu politikalar doğrultusunda kurulmuş Kültür Bakanlığına bağlı Alevi masasını başından beri tanımadık, hiçbir şekilde de tanımıyoruz. Demokratik Alevi Dernekleri olarak da önümüzdeki süreçte, süreci iyi tahlil ederek kendimizde gördüğümüz eksiklerimizi tamamlayarak bütünlüklü bir şekilde çalışmalarımıza devam edeceğiz. Hak Hızır hepimiz yardımcımız olsun.”

    Mustafa Karabudak ve Melahat Teke tekrar DAD Ankara Şube Eş Başkanı seçilirken yönetimde; Hasan Gürer, Helin Tuğra, Medet Dilek, Hıdır Çelebi, Hacı Azgın yer aldı.

    PİRHA/ANKARA

  • DAD İzmir Şube Kongresi’nde ‘barış ve demokratik toplum’ vurgusu-VİDEO

    DAD İzmir Şube Kongresi’nde ‘barış ve demokratik toplum’ vurgusu-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi 5. Olağan Kongresini gerçekleştirdi. Kongrede, ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin yükseltilmesi gerektiğine vurgu yapılarak, ‘Barış, mücadele ve demokratik cumhuriyet ile mümkündür’ mesajı verildi.

    ‘Erkanı Rızalık, Edebi İkrar Olan Toplum; Demokratik Toplumdur!’ şiarıyla Yamanlar Cemevinde gerçekleşen kongrede salona, “Kamî Vato Bınê Asmenî Aştîyê Çîna!, Hardê Dewreşî Wad Bo Peyser Yênê“, “Dersim Ana’nın Yaralı Var, Kapamalı, İyileşmemeli. Dil, Kültür, Ve İnanç; Toprağı Gibi Geliyor. Say Ki Avuç Toprak Üstüne Serp, Korusun!” pankartlarının yanı sıra Seyit Rıza, Alişer Koçgiri, Zarife Ana, Nuri Dersimi gibi Dersim önderlerinin fotoğraflarının olduğu afişleri asıldı.

    Kongreye Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, Karlıova Yedisu İlçeleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi, Barış Anneleri, DEM Parti İzmir İl yöneticileri, Eğitim Sen 2 Nolu Şube, İzmir Vartolular Derneği yöneticileri ve çok sayıda kişi katıldı.

    ÇERAĞLAR UYANDIRILDI

    Nefeslerin seslendirilmesi sonrasında divan kurulu üyeliğine Serpil Deniz Şahin, Ethem Dikmen ve Aynur Çelik seçildi.

    Kongrede Baba Mansur Ocağından Fidan Yıldız’ın verdiği gülbengler sonrasında çerağlar uyandırıldı. Kongrede hakikat yolunda mücadele edenler ve Hakk’a yürüyenler için1 dakikalık saygı duruşuyla dara duruldu.

    BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİ

    Kongrede söz alan mevcut eş başkanlardan Nebat Çelik, dil ve kültürün inanç ve yol ile olan ilişkisine değinerek yolun bu değerlerle var olacağını vurgularken, bir diğer eş başkan Fırat Dikmen ise 27 Şubat’ta yapılan ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne atıfta bulunarak Alevilerin eşit yurttaşlık talebiyle bu sürece dahil olmaları gerektiğini ifade etti.

    “İNCELTİLMİŞ ALEVİLİK İLE ALEVİLER KUŞATILIYOR”

    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ise, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın ‘inceltilmiş Alevilik’ ile toplumu kuşatma altına almak istediğini ifade ederek, “27 Şubat’ta ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısı yapıldı. Bu çağrı varlığı inkâr edilen toplumların varlığını tescil eden ve finalinin demokrasi ve eşitlikle sonlanmasını ortaya koyan bir çağrıydı. Bizim hakikatimiz, demokratik mücadelemizin sayılı günlerinin son bulması. Kendi kimliğimiz ve gerçekliğimizle yaşayabilmenin mücadelesini yükselteceğiz. Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı inceltilmiş bir Alevilikle yokluğumuzu tescil edecek bir kuşatma yaşatıyor. Buna karşı uyanık olmalıyız. Örgütlenerek, kenetlenerek mücadeleyi finale götüreceğiz” diye konuştu.

    YENİ YÖNETİM BELİRLENDİ

    Kurum temsilcilerinin dilek ve temenni konuşmalarının ardından tek liste ile gidilen kongrede yeni yönetime Fadime Dapaklı, Fırat Dikmen, Baykal Öztürk, Sakine Koğu, Murat Seven, Güler İpin Karagöz ve Nebat Çelik seçildi.

    PİRHA/İZMİR

  • 21 EYLÜL 2025 PAZAR-GÜNDEM

    21 EYLÜL 2025 PAZAR-GÜNDEM

    -Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi 5. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirecek. GÖRÜNTÜLÜ

    -Türkiye Alevi Federasyonu Hacı Bektaş Buluşması kapsamında saat 16:00’da Garip Dede Dergahında “Alevi kadınlar konuşuyor” başlıklı serbest kürsü kurulacak. GÖRÜNTÜLÜ

  • 32. Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödül Töreni düzenlendi

    32. Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödül Töreni düzenlendi

    PİRHA – 32. Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödül Töreni’nde Abdullah Öcalan’ın mesajı okundu. Uzun süre ayakta alkışlanan mektupta “Edebiyat konusunda Yaşar Kemal ne ise o da odur. Yaşar Kemal Türkçe’de o da Kürtçe’de. Bu çok değerliydi. Bu anlamda ilksel bir özelliği var. Zaten öyle olduğu için kontralar tarafından katledildi” ifadeleri paylaşıldı.

    Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri, sahiplerine takdim edildi. Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’nde yapılan törene, katılım bir hayli yüksek oldu.

    Törenin yapıldığı salona, Gurbeteli Ersöz ile Musa Anter’in fotoğrafları asıldı.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Tevgera Jinên Azad aktivistleri, Barış Anneleri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile milletvekilleri, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Uçar, Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ve Demokratik Aleviler Derneği (DAD) üye ve yöneticileri de programda yer alan isimler arasındaydı.

    Gecede ilk olarak basın şehitleri adına saygı duruşunda bulunuldu. Programın açılış konuşmasını ise Gazeteci Ahmet Güneş yaptı. Güneş, katledilen basın emekçilerinin izinden gittiklerini vurgulayarak barışın önemine vurgu yaptı. Güneş, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin önemine de değinerek “Kürdistan’da barış, küresel anlamda barışı getirecektir” dedi.

    “CİDDİ YURTSEVERDİ”

    Programın devamında Abdullah Öcalan’ın, ödül törenine gönderdiği mektup okundu. Musa Anter’in, alanında ilksel başarılarına vurgu yapılan mektupta şu ifadelere yer verildi:

    “1970’Ier ortamı Kürtler açısından iyi anlaşılmak durumundadır. İnkâr ileri boyutta. Kaçış çok ileri boyutta. Kürt adını bile kendisine koymaktan kaçınıyor, ortam inkârla örülmüş. Adını bile söylesen, her şeyi kaybettin demektir. 1970’lere girişte tarihsel bir dönüşüm yapmak istiyordum. İstanbul’da derneklere giderek ilk hamlemi yaptım. ‘Kürt kavramını kullanayım’ dedim ve kullandım. Musa Anter’i de ilk kez orada gördüm. Bu ilk ve son görmemdi. Ape Musa çok kıymetlidir, değerlidir. 1940’lardan sonra ilk ses çıkaranlardandır. Belki de İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tek ciddi yurtseverdi. Tek başına bir parti gibi hareket etti. Yarım asır bir tek parti gibi davrandı. Parti kurmamış, fakat Kürtler için edebiyat yoluyla bir şeyler söylemeye çalışmıştı. Edebiyat konusunda Yaşar Kemal ne ise o da odur. Yaşar Kemal Türkçe’de o da Kürtçe’de. Bu çok değerliydi. Bu anlamda ilksel bir özelliği var. Zaten öyle olduğu için kontralar tarafından katledildi.

    Kendisi ile İstanbul’daki görüşmemizde kısa da olsa birlikte yürüme imkânımız oldu. Bize nasihati vardı. ‘Kendinize sahip çıkın’, dedi. Biz de onu yapmaya çalıştık, hala çalışıyoruz. Oradan bugüne geldik.

    Şu anda da Barış ve Demokratik Toplumun inşası amacıyla bir süreç yürütüyoruz. Bunun başarısı da özlü ve değerli bir çaba gerektirecek. Başarıya dair inancım ve umudum yüksektir.

    Sözün hakikatle buluştuğunda çok etkili olduğu; yaratıcı ve yürütücü olduğu unutulmamalıdır. Bu hakikatle değerli basın çalışanlarının bu konuda sorumlu ve katkı sunucu rolünü oynaması tarihi sorumluluk durumundadır.

    Sözlerime son verirken özgür basın şehitlerimizi saygıyla anıyor, Musa Anter’in izinden yürüyerek ideallerini gerçekleştirmeye çalışan basın çalışanlarına başarılar diliyorum.”

    Ardından Özgür Basın tarihi ve mücadelesine dair sinevizyon gösterimi gerçekleştirildi.

    “APE MUSA VE YOLDAŞLARININ BİZE BIRAKTIĞI MİRASI HER ALANDA TAŞIYACAĞIZ”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yaptığı konuşmada şunları söyledi:

    “Bugün ödül törenindeyiz. Bu izlediklerimizden sonra basına bin değil, milyon değil, dünya kadar ödül versek bile emin olun az kalır. İnkârcı bir sistem karşısında, infazcı bir sistem karşısında, yok sayan bir sistem karşısında yaşamını ortaya koyan değerli özgür basın emekçilerini saygıyla anmak gerekiyor. Çok önemli şeyler yaptılar. Doğanın, bütün canlıların sustuğu bir ortamda Kürt’ün, emekçinin, Alevi’nin, kadının ve ezilenin sesi oldular. Köşe bucak arayarak hakikati Türkiye halklarına ulaştırmaya çalıştılar. İnfazlara boyun eğmediler, işkencelere boyun eğmediler. Cezaevlerinde uygulanan zulmün karşısında boyun eğmediler ve hakikatle bizleri buluşturdular. Bu hakikatin en önemli temsilcilerinden biri Ape Musa‘dır. Ape Musa duruşuyla, mücadelesiyle ve çalışmasıyla aslında sadece bir basın emekçisi değildi; aynı zamanda sesi, dili yok sayılan Kürt’ün sesiydi. Yok sayılan kadının sesiydi; Nusaybin’deki ağacın, canlının, doğanın sesiydi; ezilenin, emekçinin sesiydi. Bugün Ape Musa’nın devamcısı olan yüzlerce, binlerce genç basın emekçisi arkadaşı görmek, onlarla bir arada olmak gerçekten bizi mutlu ediyor, umutlandırıyor. Bu hakikatin sesi, bu hakikatin emekçileri, bu hakikatin mücadelecileri ve taşıyıcıları olduğu müddetçe emin olun ki kazanacağız. Kürt’ün, Alevi’nin, emekçinin, kadının eşit yurttaş olduğu; herkesin diliyle, kimliğiyle eşit yurttaş olduğu demokratik bir Türkiye’de hep birlikte yaşayacağız. Ape Musa’nın mirasını, Ape Musa ve yoldaşlarının bize bıraktığı mirası sözümüzde, sesimizde, eylemimizde, yaşamın her alanında taşıyacağımızın sözünü veriyorum.”

    “BARIŞ GELENE KADAR ÜSTÜMÜZE DÜŞEN SORUMLULUK İÇİN HAZIRIZ”

    Barış Annesi Rewşan Döner ise “Söz veriyoruz biz sizin yolunuzu takip edeceğiz. Barış Anneleri yıllardır her şeye rağmen mücadelesini yürüttü ve çalmadığımız kapı kalmadı ve buradan söz veriyoruz; demokrasi, barış gelene kadar biz üstümüze düşen sorumluluk için hazırız. Onurlu bir barış bu ülkeye gelsin hep beraber yaşayalım. Başar yakındır ama çalışmamızı devam ettirmeliyiz” diye belirtti.

    “HAKİKATİN YOLUNU AÇTI”

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da “Ape Musa katledildiği günden bu yana failler açığa çıkmadı ve dosyalar kapandı. Onlar da bizler de failler kimler biliyoruz. Özgür basın emekçileri de Rojava’da, Süleymaniye’de katledildi. Yeni bir süreçteyiz demokratik toplumun inşası çok önemli. Ape Musa’nın kalemi bugüne kadar yolumuzu aydınlattı ve hakikatin yolunu açtı” dedi.

    Konuşmaların ardından sanatçı Haluk Tolga sahne aldı.

    “BÜYÜK BİR ONUR, AĞIR BİR SORUMLULUK”

    Devamında ödüller sahiplerine teslim edildi. Türkçe haber dalında birincilik ödülü “Welatê Xerîbîye’ye Yolculuk” çalışmasıyla Bir+Bir Express’ten Adem Özgür’e verildi.

    Ödülünü Asrın Hukuk Bürosu avukatı Raziye Öztürk, Özgür yerine gazeteci Ömer Sönmez’e verdi. Özgür, sürgünde olduğu için törende olamadığını belirttiği mesajında şu ifadelere yer verdi:

    “Musa Anter adına verilen bu ödülü almak, benim için hem büyük bir onur hem de ağır bir sorumluluk. Apê Musa’nın mirasını taşımak; Kürtlerin ve sesleri bastırılmış tüm toplulukların hikâyelerini anlatmaya devam etmek demektir. Bu görevi layıkıyla yerine getirmeye çalışacağım.”

    ÖCALAN’IN SELAMINI GETİRDİM”

    Raziye Öztürk ise Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın selamını getirdiğini söyledi. Raziye Örtürk, “Sayın Öcalan bu süreçte çalışan herkese özel selam iletti. Uzun zamandan sonra avukatları olarak kendisini gördük. Biz bir kere daha Sayın Öcalan’ın süreci yürütme ve nihayete erdirme inancını bir kez daha gördük. Bu bir süreç en önemli taraflarından biri de toplum. Toplumun sürece destek vermesi önemli. Bu yüzden dilimize, kültürümüze, şehitlerimize saygı duymalıyız, diyorum” dedi.

    ‘BARIŞ DİLİ’ VURGUSU

    Türkçe Haber dalında Jüri Özel Ödülü “Kavga ettikleri çocuğun babası kaymakam çıkınca hayatları karardı: Mezitli karakolunda yaşananlar kan dondurdu” haberiyle HalkTv.com.tr’den Cengiz Karagöz’e verildi. Ödülünü Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifi’nden Zeynep Çelik verdi. Cengiz Karagöz, Ercüment Akdeniz’in tutuklu bulunduğunu ve ilk özel haberini onunla birlikte yaptığını belirterek, selamlarını yolladı. Zeynep Çelik ise “Hepimizin barışa ihtiyacı var. Herkesin elini taşın altına sokmaya basının da barış dilini kullanmaya davet ediyorum” dedi.

    “YOLUNUZ AÇIK OLSUN”

    Görüntülü Haber dalında birincilik ödülü Voys Media’dan gazeteciler Tunca Öğreten ve Murat Baykara’nın imzasını taşıyan “Vatan’da İşkence” röportajına verildi. Ödülünü Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar verdi.

    Gazeteciler Öğreten ve Baykara, ödüle layık görüldükleri için teşekkürlerini iletti. Çiğdem Kılıçgün Uçar ise “Siyasal ve basın alanı Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde çok önemli bir konumu var. Nasıl ki Apê Musa kalemini yere düşürmediyse gazeteci arkadaşlarımız da bunu yere bırakmadı. Yolunuz açık olsun, gözümüz yolunuzda” dedi.

    “BU ÖDÜLÜ BÜTÜN ŞEHİT GAZETECİLER ADINA ALIYORUM”

    Fotoğraf dalında Zana Deniz’in “göç” temalı fotoğrafına birincilik ödülü verildi. Ödülünü MKM’den Engin Cengiz verdi. Zana Deniz adına ödülü gazeteci Aziz Oruç aldı.

    Zana Deniz’in geceye gönderdiği mesaj okundu. Mesajda şu ifadelere yer verildi:

    “Musa Anter ve Gurbeteli Ersöz şahsında Şehit Seyit Evran, Aziz Köylüoğlu, Nagehan Akarsel, Gülistan Tara, Nazım Daştan, Cihan Bilgin ve Egid Roj’u anarak onların bıraktığı mirasın devamcısı olarak mücadelemizi sürdürmeye devam ediyoruz. Bugün beni layık gördüğünüz bu ödülün fotoğrafını çekerken Cihan ile birlikte Tabqa’daydık o halkın arasındaydı ben sınır kapısına gitmiştim, belki Cihan aramızda olsaydı oda haberiyle, fotoğrafıyla ödül alacaktı. Çünkü şehit Cihan ve Şehit Nazım’da Rojava’nın her karış toprağında hakikati sizlere ulaştırmaktan asla geri durmadılar. Onların izinden yürümek bizim için büyük sorumluluktur. Ben bu ödülü şehit Cihan Bilgin ve Nazım Daştan şahsında tüm şehit gazeteciler adına alıyorum.”

    “BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ HALKLARIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN BİR PARÇASIDIR”

    Karikatür Dalı birincilik ödülü Nuri Doğan’ın “Keder Değil” adlı karikatürüne verildi. Ödülünü Modernite Dergisi’nden Rojdan Erez verdi. Nuri Doğan yerine ödülü gazeteci Mehmet Ali Çelebi aldı. Çelebi, Doğan’ın şu mesajını okudu:

    “Basın özgürlüğü halkların özgürlüğünün bir parçasıdır. Onun için destek vermek de insanidir.” Rojdan Erez ise “An serkeftin, an serkeftin” dedi.

    “BU ÜLKENİN ZİNDANLARI İŞKENCE VE KATLİAMLARLA DOLU”

    Karikatür Dalı Jüri Özel Ödülü Konya Ereğli Cezaevi’nde tutsak olan Mahmut Ulusan’a verildi. Ödülünü Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (MATUHAYDER) Eşbaşkanı Nurten Karagöz verdi. Mahmut Ulusan adına ödülü Musa Şanak aldı.

    Burada konuşan Nurten Karagöz, “Bu ülkenin zindanları işkence ve katliamlarla dolu. Ama ne kadar tecrit etseler de özgürlük sınır tanımıyor ve çıkıp ödüle geliyor. Bize düşen yoldaşlarımızın mücadelesine destek vermek” ifadelerini kullandı.

    “HAKİKATİN İZİNDE OLACAĞIZ”

    Kadın Haberciliği dalında Jüri Özel Ödülü JİNNEWS muhabiri Elfazi Toral’ın “İlmek İlmek Barış Mücadelesi” haberine verildi. Ödülünü TJA aktivisti Hatice Başkale verdi.

    “Kalemleriyle gerçekleri yazan Gurbeteli Ersöz, Musa Anter şahsında şehit düşen tüm arkadaşlarımız saygı duyuyorum” diyen Elfazi Toral, Barış Anneleri’nin de baskıya rağmen direnmeye devam ettiklerini vurguladı. Elfazi Toral, Barış Anneleri’nin “barışın umudu” olduklarını söyledi.

    Elfazi Toral, “Kadın gazeteciler olarak, kadınların maruz kaldığı şiddeti halka yansıtmaya kalemimizle devam edeceğiz. Vicdanın ve ahlakın sesi olan kadın gazeteciler olarak hakikatin izinde olacağız. ‘Jin Jiyan Azadî’” dedi.

     BİLGİN VE DAŞTAN’A ONUR ÖDÜLÜ VERİLDİ

    Onur Ödülü katledilen gazeteciler şahsında Cihan Bilgin ve Nazım Daştan’a verildi. Ödülü Cihan Bilgin ve Nazım Daştan’ın ailelerine verildi. Ödülü, gazeteciler Ender Önder ve Hüseyin Kalkan ailelere takdim etti.

    Nazım Daştan’ın babası Mehmet Ali Daştan ve annesi Zozan Daştan ile Cihan Bilgin babası Nesim Bilgin, herkesi selamladı ve ödül için teşekkürlerini iletti. Ender Öndeş ise katliamlarının birer halka olarak günümüze kadar geldiğini söyledi. Hüseyin Kalkan da Daştan ve Cihan Bilgin’in savaş alanında gazetecilik yaptıklarını ve kendilerinin de onların izinden gideceklerini ifade etti.

    Yeni Özgür Politika Gazetesi emekçileri ise “Hiç olmadığı kadar çok farklı bir dönemin içindeyiz. Bir dönemin sonlandığı, yeni bir dönemin bütün inşa edici unsurlarının henüz ortaya çıkmadığı, diğer bir ifadeyle tam anlamıyla bir geçiş sürecinin yaşandığı bu zamanda özgür basının rolünün ne kadar hayati olduğunun bilincindeyiz” mesajını ödül töreninde okundu.

    Ödül gecesi Koma Vejîn’in seslendirdiği stranlar ile son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kartal’da 6. Pir Sultan Abdal Festivali ‘nin ilk günü: Halktan yana bir dünya kurulmalı-VİDEO

    Kartal’da 6. Pir Sultan Abdal Festivali ‘nin ilk günü: Halktan yana bir dünya kurulmalı-VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kartal Şubesi’nde iki gün sürecek olan 6. Pir Sultan Abdal’ı Anma ve Kültür Festivali başladı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kartal Şubesi’nin yaptığı iki gün sürecek olan Pir Sultan Abdal’ı Anma ve Kültür Festivali başladı. Şube bahçesinde yapılan festivale; sivil toplum örgüt yöneticileri, siyasi partiler ve çok sayıda kişi katıldı.

    Festival kapsamında şube bahçesinde stantlar açılırken etkinlikler düzenlendi.

    “RIZA ŞEHRİ YOLUNDA HEPİMİZE ÇOK BÜYÜK BİR GÖREV DÜŞÜYOR”

    Festivalde konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Bu düzen, çocuklarımızın, gençlerimizin geleceğini karartan düzen, bu köhne yapı, bu ceberut yapı kesinlikle ve kesinlikle yıkılmalı, yıkılmalı ve mutlaka halktan yana, özgürlüklerden yana, emekten yana bir dünya kurulmalı. Bu dünyanın bizim nezdimizdeki adı Rıza Şehri. Rıza Şehri yolunda hepimize çok büyük bir görev düşüyor” dedi.

    “HER YERDE ELLERİNİ BİZİM KANLARIMIZLA ISLATTILAR”

    Cuma Erçe, ‘Alevi açılımı’na da değinerek, şunları kaydetti:

    “Onlar Maraş’ta, Çorum’da, Gazi’de, Gezi’de, her yerde bizim kanlarımızla ellerini ıslattılar. Biz masadan yanayız bunda sıkıntı yok. Ama şunun bilinmesi gerekiyor. Alevi açılımını yapmak isteyen ya da bunu kamuoyuna duyuranlar daha son Sivas Madımak katillerini serbest bırakanlardır. Alevi açılımından bahsedenler Çorum’da cemevine hoparlör takıp ezan okutanlardır. Alevi açılımından bahsetmeye çalışanlar çocuklarımızın derslerine imamları sokanlardır.”

    Festivale; Bülent Renkli, Cemal Kaya, Domane Dersim, Ergün Ergül, Eren Ergül, Hakan Erol, Tolga Sağ türküleri ile eşlik etti. Aynı zamanda semahlar dönüldü.

    PİRHA/İSTANBUL

  • PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Beyhan Gün tahliye edildi

    PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Beyhan Gün tahliye edildi

    PİRHA- PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Beyhan Gün tahliye edildi.

    15 Aralık’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şube Yöneticisi ve saymanı Şimal Deniz, 16 Aralık’ta da PSAKD Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün gözaltına alınmıştı.

    3-4 gün gözaltına tutulduktan sonra tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hâkimliği’ne sevk edilen Beyhan Gün ve Şimal Deniz 20 Aralık’ta tutuklanmıştı.

    Şimal Deniz İstanbul Adliyesi’nde görülen duruşmasında oy çokluğu kararıyla İstanbul’u terk etmeme ve adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verilmişti.

    Tutuklu PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Beyhan Gün de İstanbul Çağlayan Adliyesi 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ardından tahliye edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD Ankara Şubesi’nde Sanatçı Lütfü Gültekin’in türküleri söylendi-VİDEO

    DAD Ankara Şubesi’nde Sanatçı Lütfü Gültekin’in türküleri söylendi-VİDEO

    PİRHA- DAD Ankara Şubesi’nde “Lütfü Gültekin’in türküleri ile buluşuyoruz” denilerek etkinlik düzenlendi. Etkinlikte, Lütfü Gültekin’in türküleri söylendi.

    Dersimli Halk Sanatçısı Lütfü Gültekin için Demokratik Alevi Dernekleri (DAD)/Ana Fatma Cemevi’nde etkinlik yapıldı.

    “LÜTFÜ GÜLTEKİN’İN TÜRKÜLERİ HALA DİLLERDE”

    Açılış konuşmasını yapan DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, şunları söyledi:

    “Bugün bizim için çok değerli bir gün. Değerli ozanımız buradalar. Gültekin, Dersim’in bağrından kopup gelen ömrü boyunca zorluklar çekmiş bir ozanımız. Türküleri hala dillerde olmaya devam ediyor.”

    Lütfü Gültekin, etkinliğe katılanları selamlarken etkinlikte emeği geçen herkese teşekkürlerini sundu.

    Etkinlik, Gültekin için söylenen türküler ve pay edilen lokmaların ardından sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • 14 EYLÜL 2025 PAZAR-GÜNDEM

    14 EYLÜL 2025 PAZAR-GÜNDEM

    -Yazar İbrahim Bulak, ‘Kayıp Bir Kürt ve Alevi Aydını: Doğan Kılıç’ isimli yeni kitabını okuyucularıyla buluşturdu. Ömrünün yarısını sürgün ve hapishanede geçiren Doğan Kılıç hakkında birçok yeni bilgiyi kitabında aktaran İbrahim Bulak, Kılıç’ın Kürt basın tarihi ve Alevi hak mücadelesindeki çabasına da ışık tutuyor.GÖRÜNTÜLÜ

    -Mersin Demokratik Kurumlar Platformu, “umut hakkı tanınsın” diyerek 17.00’de DEM Parti Akdeniz İlçe Binası Önü’nde basın açıklaması yapacak. GÖRÜNTÜLÜ

    -Dersim Demokratik Kurumlar Platformu, Sanat Sokağı’nda saat 18.00’de yapacağı basın açıklaması ile “umut hakkı derhal uygulansın” diyecek. GÖRÜNTÜLÜ

  • PSAKD Eğitim Sekreteri Arif Can Koçer: Zorunlu din dersleri tamamen kaldırılmalıdır-VİDEO

    PSAKD Eğitim Sekreteri Arif Can Koçer: Zorunlu din dersleri tamamen kaldırılmalıdır-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Eğitim Sekreteri Arif Can Koçer, zorunlu din derslerinin kaldırılması gerektiğini belirterek, Alevi ailelerin en önemli görevlerinin, çocuklarını Alevi Yol’una uygun yetiştirmek olduğunu vurguladı.

    2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı’nın başlamasıyla çocuklar birçok sorun ile karşı karşıya kalırken yıllardır devam eden ve her geçen gün sayısı arttırılan zorunlu din dersleri ile Alevi çocuklar asimile ediliyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Eğitim Sekreteri Arif Can Koçer, zorunlu din derslerinin Alevi çocuklar için büyük bir sorun olduğunu dile getirerek PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “EĞİTİMDE, YOZLAŞMA VE GERİCİLEŞME BÜYÜK BİR PROBLEM”

    Yeni eğitim-öğretim yılı ile çocukların birçok sorun ile karşı karşıya kaldığını belirten Arif Can Koçer, “Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla beraber ülkede yoksulluk çok arttı. Yoksulluğun artması sebebiyle de çocuklar okullara başlamakta zorlanıyor, aileler okul ihtiyaçlarını karşılamakta çok zorlanıyor. Bu zaten temel bir eğitim problemi. Yozlaşma ve gericileşme de ikinci bir problem. Bunun temelinde de 80 darbesiyle beraber gelen zorunlu din dersleri meselesi var” dedi.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİNİN KALDIRILMASI GEREKİYOR”

    Zorunlu din derslerinin kaldırılması gerektiğini belirten Koçer, şunları kaydetti:

    “Zorunlu din dersleri bugün AİHM kararıyla insana haklarına aykırı bir durumdur. Eşit yurttaşlık hakkını kaldıran bir durumdur. Zorunlu din dersleri Anayasa’daki eşit yurttaşlık hakkını, eğitime eşit ulaşımı engelleyen bir şey. Zorunlu din dersleri Türkiye’de Alevi çocuklarına dayatılıyor. Bu açıdan zorunlu din derslerinin kaldırılması gerekiyor.

    Zorunlu din derslerinin 2017-2018’de iki saate çıkarılması ilk adımdı. Bununla beraber bugün Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adı altında bu iyice arttırıldı. Bunu bir asimilasyon projesi olarak görüyoruz. Çocukları dindar ve kindar bir nesil olarak yetiştirmek istiyorlar ve bunun üzerine attıkları bir adımdır. Haftada yaklaşık 6 saat, 8 saate kadar ortaokullarda, liselerde din dersi veriliyor. Bununla beraber de fen bilimlerinin, sosyal bilimlerin ders saatlerini azalttılar. Bugün fizik, kimya, biyoloji gibi dersler 4 saatten 2 saate düşürüldü. Matematik ders saati azaltıldı. Sosyal bilimler, tarih, coğrafya, felsefe gibi dersler azaltıldı veya konu içerikleri çıkartıldı. Bunun gibi problemlere karşı karşıyayız.”

    ÇOCUKLARA YOLUMUZU ÖĞRETMEK ZORUNDAYIZ”

    Alevi ailelerin, çocuklarını Alevi öğretilerine göre yetiştirmesi gerektiğini belirten Arif Can Koçer, şu ifadeleri kullandı:

    “Bu durumda da ailelerin yapması gereken tek bir görev var. Çocukların Alevi kurumlarında yetiştirmek. Çocuğa okulda öğretilenle evde öğretilen farklı olduğu için problem yaratmakta. Aileler bunun önüne geçmek için çocuklarına kendi yolumuzu, felsefemizi, ahlakımızı anlatmak zorunda ve öğretmek zorunda.

    Bunun da yapılabileceği yerler kurumlarımızdır. Çocuklarımızın kendi yol ve inancını bilmesi, kendi felsefesini bilmesi, kendi ahlakını bilmesi için kurumlarımıza yönlendirmesi gerekiyor. Başka türlü bu problem ortadan kalkmayacaktır. Zorunlu din derslerinin tamamen kaldırılması gerekiyor. Eşit yurttaşlık hakkımızdır, bunun sağlanması gerekiyor. Bu talebimiz her zaman devam edecek. Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli, 2. yüzyılın başlangıcında daha da dincileşme, daha da gericileşme çabasıdır, yozlaşma çabasıdır. Bunu kesinlikle kabul etmiyoruz.”

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • İHD Dersim Şubesi: İnsanlık onuruna aykırı ‘kuyu tipi’ hapishaneler derhal kapatılmalıdır-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: İnsanlık onuruna aykırı ‘kuyu tipi’ hapishaneler derhal kapatılmalıdır-VİDEO

    PİRHA- İHD Dersim Şubesi, “İnsanlık onuruna aykırı ‘kuyu tipi’ hapishaneler derhal kapatılmalıdır” diyerek basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Türkiye’de hapishaneler, uzun süredir yalnızca özgürlükten yoksun bırakmanın ötesine geçmiş, insanlık onurunu hedef alan ağır koşulların dayatıldığı mekânlara dönüşmüştür” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, hapishanelerde giderek ağırlaşan tecrit ve izolasyon koşullarına, ‘kuyu tipi’ olarak tanımlanan Y, S ve Yüksek Güvenlikli Hapishanelerde yaşanan insan hakları ihlallerine ve süresiz açlık grevleri ile ölüm oruçlarına dikkat çekmek için basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Basın metnini İHD Dersim Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Hüseyin Yaşar Sezgin okudu.

    “İktidarlar tarih boyunca muhalifleri susturmak, toplumu denetim altında tutmak ve itirazı bastırmak için hapsetmeyi en temel araçlardan biri olarak kullanmıştır” diyen Hüseyin Yaşar Sezgin, “Türkiye’de ise hapishaneler, uzun süredir yalnızca özgürlükten yoksun bırakmanın ötesine geçmiş, insanlık onurunu hedef alan ağır koşulların dayatıldığı mekânlara dönüşmüştür” dedi.

    “BU HAPİSHANELER, SİSTEMATİK BİR KÖTÜ MUAMELE ALANINA DÖNÜŞMÜŞTÜR”

    2000’li yıllarda F tipleri ile derinleştirilen tecrit uygulamalarının, bugün S Tipi, Y Tipi ve ‘Yüksek Güvenlikli’ hapishanelerle çok daha ağır bir boyuta ulaştığını belirten Sezgin, şunları kaydetti:

    “Kamuoyunda ‘kuyu tipi hapishaneler’ olarak bilinen bu yapılar, 5 metrekarelik dar hücrelerde mahpusları günün 23 saatinde tek başına tutmakta; yalnızca kısa süreli ve izole edilmiş havalandırma hakkı tanımaktadır. Mahpuslar, başka mahpuslarla ve gardiyanlarla iletişimleri kesilmiş şekilde, temel ihtiyaçlarını karşılamak için dahi haftalarca bekletilmektedir. Bu hapishanelerde güneş ışığına erişim engellenmekte, pencereler apartman boşluğunu andıran dar alanlara açılmakta, hücrelerin içine yerleştirilen kameralarla mahremiyet tamamen ortadan kaldırılmaktadır.

    Kuyu tipi hapishanelerde uygulanan uzun süreli izolasyon yalnızca ruhsal değil, bedensel sağlığı da ciddi biçimde tehdit etmektedir. Algısal yoksunluk ve sürekli gözetim; ağır psikolojik rahatsızlıklara, oryantasyon kaybına, duygu durum bozukluklarına yol açmaktadır. Güneş ışığından yoksunluk, hareketsizlik ve dar mekânlarda geçirilen uzun süreler ise kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarından kronik hastalıklara kadar geri dönüşü olmayan sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Bu hapishaneler, mimarisi ve işleyişiyle mahpusların insani varoluşunu yok sayan sistematik bir kötü muamele alanına dönüşmüştür.”

    “BİRÇOK MAHPUSUN YAŞAMI KRİTİK BİR EŞİĞE GELMİŞTİR”

    Hak ihlalleri karşısında uzun süredir çok sayıda mahpusun, kuyu tipi hapishanelerin kapatılması ve başka tip hapishanelere sevk edilme talepleriyle açlık grevlerini ve ölüm oruçlarını sürdürmekte olduğunu söyleyen Hüseyin Yaşar Sezgin, “Bu süreçte ölüm orucunun 303. gününde olan Serkan Onur Yılmaz ve açlık grevinin 203. gününde olan Ali Aracı başta olmak üzere birçok mahpusun yaşamı kritik bir eşiğe gelmiştir. Mahpusların bedenlerinde geri dönüşü olmayan sağlık sorunları ortaya çıkmakta, yaşam hakları doğrudan tehdit altına girmektedir. Yetkililerin bu talepleri görmezden gelmesi, hem insan onuruna aykırı uygulamaların sürmesine hem de toplumun geri dönülmez kayıplarla karşı karşıya kalmasına yol açmaktadır. Türkiye, Avrupa Konseyi ülkeleri arasında nüfusuna oranla en yüksek mahpus sayısına sahip ülkedir. Her 100 bin kişiden 355’i hapishanelerde tutulmaktadır. Buna rağmen Adalet Bakanlığı her yıl onlarca yeni hapishane açmakta, tutuklama istisnai değil kural haline getirilmektedir. Yeni yapılan hapishaneler şehir merkezlerinden uzakta inşa edilmekte, böylece avukat görüşleri ve aile ziyaretleri zorlaştırılmakta; mahpusların toplumsal bağları sistematik olarak zayıflatılmaktadır” diye ekledi.

    “YETKİLİLERİ HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    İHD Dersim Şubesi, taleplerini şöyle sıraladı:

    “İnsanlık onuruna aykırı kuyu tipi hapishaneler derhal kapatılmalıdır.

    Tecrit ve izolasyon politikaları son bulmalı, mahpusların insanca yaşam koşulları sağlanmalıdır.

    Açlık grevinde ve ölüm orucunda olan mahpusların talepleri acilen karşılanmalı, yaşam haklarının yitirilmesine izin verilmemelidir.

    Hapsetme politikaları, toplumu sindirme ve muhalefeti bastırma aracı olmaktan çıkarılmalıdır.

    İnsan hakları savunucuları olarak, ölümler ve kalıcı sakatlıklar oluşmadan, mahpusların başka hapishaneye sevk taleplerinin kabul edilmesi için yetkilileri acilen harekete geçmeye çağırıyoruz.”

    Açıklama, yapılan oturma eyleminin ardından sona erdi.

    PİRHA/DERSİM