PİRHA- Mezitli Cemevin’de paylaşılan aşure lokmasında günümüz Kerbelalarına dikkat çekilerek, toplumsal barış ve eşit yurttaşlık vurgusu yapıldı.
Alevi toplumu ve kurumları aşure lokmalarını paylaşmaya devam ediyor. Mezitli Cemevi tarafından lokma paylaşımında bulundu. Onlarca yurttaşın katıldığı lokma paylaşımı Seyit Sabun Ocağı’ndan Pir Hasan Kılavuz’un lokma gulbangıyla başladı.
Mezitli Cemevi Başkanı Ferdi Koç, Hüseyni duruşa dikkat çekerek, “Kerbela’da bugüne uzanan bu miras bize gösteriyor ki, adalet saraylarda değil, halkın ortak mücadelesinde filizlenir. Dayanışma büyüdükçe sömürü ve zulüm geriler, kardeşlik büyüdükçe ayrımcılık ortadan kalkar. Nasıl her malzeme kendi lezzetini koruyorsa, toplumda farklılıklarıyla birlikte anlam kazanır. Toplumsal barış ancak eşit yurttaşlık temelinde kurulabilir” dedi.
Konuşmaların ardından deyişler ve nefesler okunup semah dönüldü. Ardından aşure lokmaları paylaşıldı.
Mersin Pazarcıklılar Derneği de, aşure lokması paylaştı. Dernek binasında yapılan aşure paylaşımına demokratik kitle örgütü ve siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra onlarca yurttaş katıldı.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda NATO Zirvesi öncesinde yaşanan gözaltılar, tutuklamalar ve erişim engellerine tepki gösterdi. Bakırhan, “Bu ülkenin, kendi yurttaşına sıkıyönetim uygulamasına değil, demokrasiye, adalete ve barışa ihtiyacı var” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, X hesabından yaptığı açıklamada, NATO Zirvesi öncesinde ülke genelinde gerçekleştirilen gözaltılar ve erişim engellerini eleştirdi.
Bakırhan, “NATO zirvesi bahane edilerek ülke baştan başa gözaltı merkezine çevrildi. Adı konmamış sıkıyönetim günlerinden geçiliyor” ifadelerini kullandı.
Paylaşımında akademisyen ve yazar Sibel Özbudun ile Temel Demirer’in de aralarında bulunduğu çok sayıda siyasetçi ve aktivistin gözaltına alındığını belirten Bakırhan, akademisyen Bülent Bilmez’in akademik çalışma alanının Kürtler ve Aleviler olması nedeniyle görevinden uzaklaştırıldığını, komedyen Deniz Göktaş’ın ise yaptığı bir mizah nedeniyle tutuklandığını ifade etti.
Bakırhan ayrıca, Nûmedya24, Azadiya Welat, Ajansa Welat ve Sendika.org’a erişim engeli getirildiğini belirterek, “Habere, gerçeğe, farklı sese tahammül kalmadı” dedi.
Türkiye’nin ekonomik kriz, adaletsizlik, tarımdaki sorunlar ve gençlerin geleceksizlik kaygısıyla karşı karşıya olduğunu kaydeden Bakırhan, iktidarın ise enerjisini muhaliflere, akademisyenlere, sanatçılara ve gazetecilere yönelik gözaltılar ile haber sitelerine erişim engellerine harcadığını savundu.
Açıklamasının sonunda iktidara çağrıda bulunan Bakırhan, “Elinizi akademisyenlerden, sanatçılardan, gazetecilerden, muhaliflerden çekin. İnsanların bam teline basmaktan vazgeçin. Bu ülkenin, kendi yurttaşına sıkıyönetim uygulamasına değil, demokrasiye, adalete ve barışa ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Avrupa’nın dokuz ülkesinden 118 yazar, gazeteci, sanatçı ve mizahçı, tutuklu komedyen Deniz Göktaş’ın serbest bırakılması çağrısında bulundu. Açıklamada ifade özgürlüğü ve mizahın demokratik toplumların vazgeçilmez unsurları olduğu vurgulandı.
Stand-up gösterisinde kullandığı ifadeler nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş için Avrupa’nın farklı ülkelerinde yaşayan 118 yazar, gazeteci, sanatçı, tiyatrocu, karikatürist ve müzisyen ortak bir açıklama yayımladı. Açıklamada, Göktaş’ın temel hak ve özgürlükler çerçevesinde derhal serbest bırakılması istendi.
Almanya, Belçika, Hollanda, Avusturya, İsveç, Fransa, İngiltere, İrlanda ve İsviçre’den imzacıların yer aldığı açıklamada, düşünce ve ifade özgürlüğü ile mizahın demokratik toplumların temel unsurlarından biri olduğu belirtildi.
Açıklamada, sanatçıların eleştirel ve mizahi ifadeleri nedeniyle cezalandırılmasının hukukun evrensel ilkeleri ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğünü güvence altına alan 10. maddesiyle bağdaşmadığı vurgulandı.
Ortak metinde, “Bir düşünceye katılmamak onu cezai yaptırımla susturmanın gerekçesi olamaz. Masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ve ölçülülük ilkesi her koşulda gözetilmelidir” ifadelerine yer verildi.
İfade özgürlüğünün yalnızca toplumun benimsediği düşünceleri değil, rahatsız edici, eleştirel ve mizahi ifadeleri de koruduğunun altı çizilen açıklamada, hicvin demokratik toplumlarda meşru bir ifade biçimi olduğu, cezalandırılmasının ise kamusal tartışma ortamı üzerinde caydırıcı etki yaratacağı belirtildi.
Açıklamada, Anadolu’nun Nasreddin Hoca, Bektaşi fıkraları ve Karagöz-Hacivat geleneğiyle şekillenen güçlü mizah kültürüne dikkat çekilerek, sanatçıların cezai yaptırım tehdidi olmaksızın özgürce üretim yapabilmesi gerektiği ifade edildi.
Son gösterisindeki bazı ifadeler gerekçe gösterilerek “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “dini değerleri alenen aşağılama” suçlamalarıyla tutuklanan Deniz Göktaş’ın derhal serbest bırakılması çağrısı yapılan açıklamaya gazeteci, tiyatrocu, müzisyen, karikatürist ve yazarların da aralarında bulunduğu 118 isim imza attı.
“KEYFİM ÇOK YERİNDE”
Öte yandan Deniz Göktaş’ı cezaevinde ziyaret eden avukat Cenk Yiğiter, görüşmenin ardından Göktaş’ın mesajını paylaştı.
Yiğiter’in aktardığına göre Göktaş, sağlık durumunun ve moralinin iyi olduğunu belirterek, “Keyfim çok yerinde, tahmin ettiğimden de iyiyim. Dünya Kupası’nı izliyorum. Burada en büyük problemim turnuvanın az gollü geçmesi.” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Ankara’da 7-8 Temmuz’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde birçok kentte sabah saatlerinde düzenlenen ev baskınlarında siyasi parti üyeleri, gençlik örgütü temsilcileri, gazeteciler ve akademisyenler gözaltına alındı. Gözaltı sayısının artabileceği belirtilirken, bazı gözaltılarda avukat görüş kısıtlaması uygulandığı bildirildi.
Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesinde çok sayıda kentte eş zamanlı ev baskınları düzenlendi. Sabah saatlerinde yapılan operasyonlarda farklı siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinden çok sayıda kişi gözaltına alındı.
KOCAELİ’NDE EMEP ÜYELERİNE OPERASYON
Kocaeli’nde gerçekleştirilen ev baskınlarında Emek Partisi (EMEP) il yöneticisi ile gençlik örgütünden üç kişi gözaltına alındı. EMEP Genel Başkan Yardımcısı Arzu Erkan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, operasyon sırasında özel harekat ekiplerinin kapıları kırarak evlere girdiğini ve gözaltına alınan kişilerin darbedildiğini öne sürdü.
ADANA’DA SEKİZ KİŞİ GÖZALTINA ALINDI
Adana’da da sabah saatlerinde düzenlenen baskınlarda Devrimci Gençlik Dernekleri, Kaldıraç ve Mücadele Birliği çevrelerinden sekiz kişinin gözaltına alındığı bildirildi. Kentte operasyonların devam edebileceği ifade edildi.
İZMİR’DE ÇOK SAYIDA EVE BASKIN
İzmir’de ESP, Kaldıraç ve Özgür Üniversite çevrelerinden çok sayıda kişinin evine baskın düzenlendi. Evlerde yapılan aramaların ardından gözaltına alınanların İzmir İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü öğrenildi.
ANTALYA’DA HALKEVLERİ VE TİP YÖNETİCİLERİ DE GÖZALTINDA
Antalya’da gerçekleştirilen operasyonlarda Halkevleri Genel Yönetim Kurulu üyesi Gürkan Gülseven, Antalya Halkevi Başkanı Gülcan Şahin, şube yöneticileri ile Türkiye İşçi Partisi (TİP) Antalya İl Örgütü yöneticileri, Emek Gençliği ve Kaldıraç üyelerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.
URFA’DA EMEP, SEP VE TİP ÜYELERİNE GÖZALTI
Urfa’da sabah saatlerinde yapılan baskınlarda Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Emekçiler Partisi (SEP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyeleri gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında EMEP Urfa İl Başkanı Barış Can Güleç ile İl Yönetim Kurulu Üyesi Cemallettin Özden de bulunuyor. Parti tarafından yapılan açıklamada gözaltı gerekçesine ilişkin bilgi verilmediği belirtilerek, gözaltına alınanların serbest bırakılması istendi.
GAZETECİLER VE AKADEMİSYENLER DE GÖZALTINA ALINDI
Operasyonlar kapsamında akademisyen ve yazar Doç. Dr. Sibel Özbudun ile akademisyen-yazar Temel Demirer’in de gözaltına alındığı duyuruldu.
T24 Dış Haberler Editörü Buse Söğütlü de sabah saatlerinde ailesinin evine düzenlenen baskında gözaltına alındı. Avukatı Erman Öztürk, müvekkili hakkında 24 saatlik avukat görüş kısıtlaması kararı uygulandığını ve gözaltı gerekçesinin henüz bildirilmediğini açıkladı.
Operasyonlarda gözaltına alınanlar arasında Odatv editörü Ceren Erdoğdu’nun da bulunduğu öğrenildi.
Öte yandan İstanbul’da gerçekleştirilen ev baskınlarında Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şube Başkanı Ezgi Önalan ile 15 kişinin daha gözaltına alındığı bildirildi.
Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde başlatılan operasyonların kapsamının genişleyebileceği belirtilirken, gözaltılara ilişkin resmi makamlardan henüz ayrıntılı bir açıklama yapılmadı.
PİRHA- 1994 yılında boşaltılan Dersim’in İksor köyüne 27 yıl sonra dönen Ali Haydar İpekoğlu, yeniden yaşam kurduğu köyünda doğayla kurduğu bağı, yaban hayvanlarıyla iç içe geçen yaşamını, köyün sorunlarını ve barışa dair düşüncelerini PİRHA’ya anlattı.
İksor, adını İksor Vadisi’nden alan, sırtını Tujik Dağı’na yaslayan bir köy. Tarihi boyunca iki kez boşaltıldı. İlki Dersim Tertelesi’nde, ikincisi ise 1994 yılında. Aradan geçen yılların ardından başlayan bireysel dönüşler, köyde yaşamı yeniden yeşertmeye çalışıyor.
Bu dönüşlerden biri de Ali Haydar İpekoğlu’na ait. 2021 yılında köyüne yerleşen İpekoğlu, bugün hayvancılık, arıcılık ve tarımla yaşamını sürdürüyor. Bir yandan yıllardır çözülemeyen altyapı sorunlarıyla mücadele ederken, diğer yandan doğayla kurduğu yaşamı koruyor.
Yıllarca sessiz kalan köyünde bugün yeniden yaşam kurmaya çalışan İpekoğlu’nun hikâyesi, yalnızca bir köye dönüşü değil; insanla doğa arasında yeniden kurulan güvenin de hikâyesi.
“SAĞLIK AÇISINDAN BULUNMAZ BİR YER”
1994 yılında köyün boşaltıldığını, 2021 yılına kadar köyde yaşam olmadığını belirten İpekoğlu, son yıllarda köye kısmi dönüşlerin başladığını söyledi.
Hayvancılık, arıcılık ve tarımla uğraştıklarını belirten İpekoğlu, tüm eksikliklere rağmen köy yaşamını “sağlık açısından bulunmaz bir yer” olarak tanımladı.
Ancak yıllarca boş bırakılan köyde altyapı sorunlarının hala çözülemediğini belirterek şunları söyledi:
“Köyde yaşam var, güzellik var ama yolumuz bozuk, elektriğimiz yok. 5 ev var ve elektriğimizi güneş panelinden alıyoruz. Çünkü köy boş göründüğü için resmi olarak elektrik verilmiyor. Yazın idare ediyoruz ama kışın güneş dağların arasından geç çıktığı için panellere yetmiyor. Elektriksiz kalıyoruz.”
DOĞAYLA KURDUĞU GÜVEN
İpekoğlu’nun köye dönüşüyle birlikte en dikkat çekici değişimlerden biri yaban hayvanlarıyla kurduğu ilişki oldu. İki yıl boyunca köyde tek başına yaşayan İpekoğlu, zamanla dağ keçilerinin, ayıların ve diğer yaban hayvanlarının kendisine alıştığını anlattı.
“Ben köye geldikten sonra ne kadar dağ keçisi varsa hepsi yanıma geldi. Eskiden insanları gördüğü zaman kilometrelerce uzağa kaçarlardı ama 2021’de ben buraya geldiğimde bütün yaban hayvanları etrafıma toplandı. Ben iki yıl burada yalnız kaldım. Gündüzleri dağ keçileri geliyordu, akşamları ayılar etrafıma toplanıyordu.
Ayılar dut yerdi, alıç yerdi, mamuk yerdi, armut yerdi. Benim hiçbir zaman onlarla bir sorunum olmadı. Ben kapımın önünde yemek yerken onlar dut yerdi. Ben öğlen yemek yerken onlar ceviz yerdi. Şimdi demek ki, insanlarla doğanın ne kadar iç içe olduğunu o zaman daha iyi anladım.”
“İNSAN DOĞAYA EN FAZLA ZARAR VEREN VARLIKTIR”
Doğaya, coğrafyaya ve diğer canlılara en büyük zararı insanın verdiğini söyleyen İpekoğlu, yıllardır doğayla iç içe yaşamanın kendisine bunu açıkça gösterdiğini ifade etti.
“Ayıları, keklikleri, geyikleri, tilkileri vuran demek ki insanlarmış, yaşamı zehir eden insanlarmış. Ben tilkilerle, ayılarla, geyiklerle iç içe yaşadığım için, beni şikâyet ettiler. Şimdi bu hayvanlar ne zaman canavarlaştı ki biz insanlaştık? İnsan doğaya en fazla zarar veren varlıktır. Hayvanlar hiç bu doğayı kirletmedi.”
“MEGA KENTLER ÖLÜMDÜR!”
Doğayla iç içe üretmenin insanı özgürleştirdiğini söyleyen İpekoğlu, büyük kentlerdeki yaşamın insanı üretimden ve doğadan kopardığını savundu. Kent yaşamını eleştiren İpekoğlu, şunları söyledi:
“Mega kentlerdeki insanlar ayakta yaşayan ölülerdir. Geceleri çalışırlar, gündüzleri de uyurlar ve de tramvaylarda uyuyarak işe giderler. Büyükşehirler aslında ölümdür. Ama buralar insanlar için yaşam alanıdır. Burada yaşayanların düzenli bir hayatı olur. Hayvancılık yaparlar, arıcılık yaparlar, tarımcılık yaparlar. Çok iyi geçinirler. Çünkü dünyanın kuruluşundan beri sıcak para olmadığı zaman yüzlerce aile hayvancılık yaparak yaşadı.
Şimdi insanlar en büyük yoksulluğu ve açlığı yaşıyor. Çünkü asgari ücret demek ayakta yaşayan ölü demektir. Buradayken zenginlerdi. Büyük kentlere gittiler, yoksul aileler oldular. Üretmeyen bir toplum yoksul bir toplumdur. Asgari ücretle çalışacaklarına, garsonluk yapacaklarına gelsinler köylerinde meyvelerini, bahçelerini eksinler. Hayvancılığını yapsınlar. Zengin olsunlar.”
BARIŞ VE BİRLİKTE YAŞAM VURGUSU
Dağların arasında kurduğu yaşamı anlatırken ülkenin geleceğine ilişkin düşüncelerini de paylaşan İpekoğlu, barışın ve birlikte yaşama kültürünün güçlenmesi gerektiğini söyledi.
“Ülkemizde ne yazık ki uzun süredir büyük sıkıntılar yaşandı. Umarım Barış Süreci devam eder. Ülkemizin sorunları daha da rahat çözülür. Bu toplum ön yargılarını ne zaman kıracak? Birlikte nasıl yaşayacak? Birlikte nasıl bir ülkenin zenginliklerinin farkına varacak, birlikte yaşamını nasıl fark edecek? Toplum eğer birbirine düşman edilirse, toplum birbirine ön yargılarla bakarsa bu ülke insana zor olur, yaşamı zor olur, harap olur. Toplum birbirine güvenirse, toplum birbirini anlayabilirse, ülkesinde nasıl özgürce yaşanır anlayabilirse bu ülke çok huzurlu bir ülke olur.”
“FARKLILIKLAR BİR ARADA YAŞARSA GÜZEL OLUR”
İnsanın diliyle, kültürüyle ve inancıyla yaşamasının önemine vurgu yapan İpekoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Farklılar bir arada yaşanırsa güzel olur. İnançlar bir arada yaşanırsa güzel olur. Ama farklılıklar tekleştirilirse, inançlar tekleştirilirse yaşam güzel olmaz. Baskıyla hiçbir şey yürümez, şiddetle hiçbir şey yürümez. Herkes kendisini inandığı gibi yaşarsa, herkes kendisini konuştuğu gibi yaşarsa, kendi tarihini yaşarsa güzel olur.”
PİRHA- Fransa’nın Sarcelles kentinde bulunan Alevi Anıtı önünde, 2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı’nın yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen resmi anma töreninde yaşamını yitirenler anıldı. Sarcelles Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen programa çok sayıda Alevi kurumu, demokratik kitle örgütü ve siyasi temsilci katıldı.
Fransa’nın Paris’e bağlı Sarcelles kentinde bulunan Alevi Anıtı önünde, 2 Temmuz 1993’te yaşanan Sivas Madımak Katliamı’nın yıl dönümü dolayısıyla geleneksel resmi anma töreni düzenlendi. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Sarcelles Belediyesi tarafından gerçekleştirilen anmada, Madımak’ta yaşamını yitiren 33 aydın, sanatçı ve yurttaş anıldı.
Anma törenine Alevi kurumlarının yanı sıra çok sayıda dost kurum ve kuruluş da katıldı. Belediye temsilcileri, milletvekilleri, MARDEF, PAZEM, Keldani Süryani Derneği, Ermeni toplumunun temsilcileri ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu anmada yer aldı. Anma programının hazırlığı Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) tarafından gerçekleştirildi.
MADIMAK’TA YAŞAMINI YİTİRENLERİN ANISINA ÇELENK
Tören kapsamında 20’den fazla kurum ve kuruluş, Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anısına Alevi Anıtı’na çelenk bıraktı. Çelenk sunumunun ardından semah dönüldü ve katılımcılar yaşamını yitirenleri saygıyla andı.
Programda ayrıca gençler tarafından günün anlam ve önemini anlatan anma metni Fransızca olarak okundu. Okunan metinde, Madımak Katliamı’nın unutulmaması ve benzer acıların bir daha yaşanmaması gerektiği vurgulandı.
Törende, Madımak Katliamı’nın hafızalarda canlı tutulmasının, adalet mücadelesinin sürdürülmesinin ve toplumsal barışın güçlendirilmesinin önemine dikkat çekildi.
PİRHA – Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Foça Bağarası Cemevi’nde Aşure lokması paylaşıldı. Bağarası Cemevi Başkanı İlhan Karaca, Kerbela’nın Dersim, Maraş, Çorum, Muğla, Ortaca ve Suriye’de devam ettiğini belirterek, Aşure lokmasının barışa vesile olmasını temenni etti.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Foça Bağarası Cemevi’nde aşure lokması paylaşıldı. Aşure lokmasına ABF Ege Bölgesi Sorumlusu Mehmet Bozkurt, CHP Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı, Foça Kaymakamı İhsan Emre Aydın, AKD Aliağa Şube Başkanı Suat Çiçekdal, PSAKD Helvacı Cemevi Başkanı Süleyman Laçin’in yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
“AŞURELER BARIŞA VESİLE OLSUN”
AKD Foça Bağarası Cemevi Başkanı İlhan Karaca 12 gün boyunca cemevinde lokma verdiklerini belirterek, yaşamımızda zulmün olduğu her yerin Kerbela olduğunu söyledi. Bugün Dersim’de Muğla Ortaca’da Maraş, Çorum, Sivas, Gazi ve bugün Suriye’de yaşananların bir Kerbela olduğunun altını çizdi. paylaşılan Aşure’nin barışa ve sevgiye vesile olmasını istedi.
“ALEVİLERİN TALEPLERİ YERİNE GETİRİLMELİ”
ABF Ege Bölgesi sorumlusu Mehmet Bozkurt,1445 yıl önce yaşanan Kerbela’nın olayının anlaşılmadığını belirterek, bugün hala Dersim, Sivas, Çorum, Gazi, Roboski, gezi yaşanmazdı.
Alevilerin taleplerini bir kez daha hatırlatan Bozkurt, eşit yurttaşlık, cemevlerinin ibadethane olması gerektiğini söyledi. Alevilerle ilgili muhatabın örgütlü gücümüz olan ABF olduğunu onun dışındaki Alevi Bektaşi Cemevi Kültür Başkanlığı tanımadıkalarını belirtti.
“AŞURE LOKMASI ANADULU DEMEKTİR”
Foça Kaymakamı İhsan Emre Aydın ise Kerbela şehitlerini anarak başladı. Aşurenin en büyük simgelerinden biri olduğunu söyleyen Aydın, “Her bir malzeme kendi rengini kendi tadını muhafaza ederek birleşerek aynı kazan içinde bam başka bir lezzet ortaya çıkar. İşte Anadolu bu demektir. Anadolu bir çok milleti bir çok bakışı ve farklı inanışı, dini, rengin buluştuğu bir yerdir” dedi.
Konuşmaların ardından Baba Mansur Ocağı Piri Ali Tekin lokma gülbenginin ardından Aşureler pay edildi.
PİRHA- Sivas Zara ilçesine bağlı Yeşildere Köyü’nde bulunan Derviş Cemal Ocağı’nda Yol’da Birlik Cemi etkinliği düzenlendi.
Lokmaların paylaşıldığı, deyişlerin ve nefeslerin okunduğu, semahların dönüldüğü etkinlikte yapılan konuşmalarda kültürün, inancın önemine vurgu yapılarak, birlik ve barış mesajı verildi.
Sanatçılar Ali Sizer, Kutsal Evcimen ve Cihan Çelik Kürtçe ve Türkçe deyiş ve nefesler seslendirdi.
PİRHA- Mersin Dersimliler Derneği aşure lokması paylaştı. Yoğun katılımın olduğu etkinlikte yapılan konuşmalarda, barış ve dayanışma mesajları verildi.
Mersin Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği’nde aşure paylaşımı yapıldı. Aşure lokmasına Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Ali Bozan, DEM Parti Mersin İl ve İlçe Örgütü, CHP Mersin İl ve İlçe Örgütü, demokratik kitle örgütleri, yöre dernekleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Açılış konuşması yapan Mersin Dersim Derneği Başkan Nurşen Çığlık, aşurenin birliğin ve beraberliğin simgesi olduğunu belirterek, Çığlık, “Aşure lokmalarımız dostluğa, barışa, dayanışmaya, yardımlaşmaya ve sevgiye vesile olsun” dedi.
Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz’un okuduğu gülbengin ardından aşure lokmaları paylaştırıldı.
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, aşure lokmalarını paylaştı. Gültan Kışanak, yaptığı konuşmada, Aleviliğin zulme karşı direnişi ortaya koymanın adı olduğunu vurgulayarak, Barış Süreci’ne sahip çıkılması çağrısında bulundu.
Yası Kerbela (Muharrem) Orucu’nun ardından aşureler paylaşılmaya devam ediliyor. DAD İstanbul Şubesi de Gazi Mahallesi’nde aşure lokması paylaştı.
DAD İstanbul İl Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, yaptığı konuşmada günümüz Yezitlerine karşı Hüseyni duruşun sahibi olunması gerektiğini belirtti.
“ZULME KARŞI DİK DURMANIN ADIDIR”
Siyasetçi Gültan Kışanak da, Alevi inancının geçmişte kalan bir inanç olmadığının altını çizerek, “Aleviliğin yolunda yürüyerek doğru yaşamı kurabiliriz. Kerbela sadece tarihte kalmış bir gün değildir. Bugünün sorunlarına cevap olmamız bir yaşam var. Alevilik yaşayan bir inaçtır. Ruhumuzda, sözümüzde, eylemimizde yerine getirmemiz gereken bir inançtır. Alevilik zulme karşı direnişi ortaya koymanın adıdır. Hüseyni duruş gerektiğinde bedel ödemeyi göze almak ama asla boyun eğmemeyi günümüze dair de anlatan bir duruştur” dedi.
Barış Süreci’ne dikkat çeken Kışanak, “Bu sürecin bize yüklediği sorumluluklar var. Biz Aleviler, zulme karşı direnenler olarak süreci sahiplenip harekete geçmeliyiz” diye konuştu.
PİRHA- İstanbul Varto Derneği ve Varto Der Gazi Şubesi adına açıklama yapan Ayfer Altun, Muş’un Varto ilçesinde jeotermal enerji santrali (JES) projelerine karşı 22 Ocak’tan bu yana sürdürülen direnişin büyütülmesi çağrısında bulundu. Altun, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütlerini Varto halkının mücadelesiyle dayanışmaya davet etti.
Muş’un Varto ilçesinde yaşam alanlarını, tarım ve hayvancılığı, su kaynaklarını ve doğayı tehdit ettiği belirtilen jeotermal enerji santrali (JES) projelerine karşı sürdürülen direnişe destek çağrısı yapıldı.Demokratik Alevi Derneği (DAD) İstanbul Şubesi’nde İstanbul Varto Derneği ve Varto Der Gazi Şubesi tarafından ortak yapılan açıklamayı Varto Ekoloji Platformu adına Ayfer Altun yaptı.
Altun, JES çalışmalarının başlayacağı ve ilk sondajın yapılmasının planlandığı kritik bölgede kurulan direniş çadırında aylardır kesintisiz nöbet tutulduğunu ifade etti. Çadırın yalnızca bir nöbet alanı olmadığını belirten Altun, “Burası gecesini gündüzüne katanların, karşılık beklemeden emek verenlerin yazdığı büyük bir dayanışma hikâyesine, halkın sesinin ve hafızasının kalbine dönüştü” dedi.
Çadır nöbetlerinin köylerden oluşturulan nöbet listeleri ve seçilen nöbetçi köyler aracılığıyla sürdürüldüğünü belirten Altun, mücadele alanının her gün dayanışma ziyaretleriyle büyüdüğünü kaydetti.
“ÇALIŞMA YÜRÜTTÜĞÜNÜZ HER YERDE BİZİMLE OMUZ OMUZA OLUN”
Siyasi partilere ve demokratik kitle örgütlerine seslenen Altun, Varto’da yükselen direnişin sahipsiz bırakılmaması gerektiğini söyledi. Varto’daki doğa mücadelesinin her sokakta, her mahallede ve çalışma yürütülen tüm alanlarda gündeme taşınmasını isteyen Altun, kurumların kürsülerini, bildirilerini, sosyal medya hesaplarını ve saha çalışmalarını Varto halkının JES karşıtı mücadelesini duyurmak için kullanmalarını istedi.
Altun ayrıca örgütlü olunan tüm platformlarda Vartolularla iletişim kurulması, ortak mücadele araçlarının geliştirilmesi ve doğa mücadelesinin birlikte büyütülmesi çağrısında bulundu.
“BU SADECE DOĞANIN TAHRİBATI DEĞİL, EKOLOJİK KIRIMDIR”
Açıklamada, ülkenin birçok bölgesinin yabancı şirketler ve onların yerli iş birlikçileri aracılığıyla talana açıldığı belirtilerek, tarım ve hayvancılığın yok olma noktasına getirildiği ifade edildi. Atalardan miras kalan yaşam alanlarının ve kutsal mekanların hiçbir hukuki sınır gözetilmeden ranta kurban edildiğini belirten Altun, yaşananların yalnızca doğanın tahribatı olmadığını, aynı zamanda bir ekolojik kırım anlamına geldiğini söyledi.
Altun, bölgenin insansızlaştırılmak istendiğini, yerel halkın yurdundan edilerek yoksulluğa ve ucuz iş gücüne mahkum edilmek istendiğini belirterek, “Buna asla izin vermeyeceğiz” dedi.
“62 GÜNDÜR DİRENİŞ ÇADIRINDA NÖBET TUTULUYOR”
Varto halkının toprağına, suyuna ve geleceğine sahip çıktığını vurgulayan Altun, iki aydır, 62 gündür köylüler ve doğa savunucularının canlarını ortaya koyarak direniş çadırında gece gündüz nöbet tuttuğunu söyledi.
Direnişin kararlılıkla süreceğini ifade eden Altun, tüm demokratik kamuoyunu Varto halkıyla omuz omuza mücadele etmeye çağırdı.
PİRHA- Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Ilıpınar (Çerme) köyünde bir araya gelen ekoloji platformları, jeotermal enerji projelerine karşı basın açıklaması düzenledi. ÇERME Ekoloji ve Doğa Platformu Sözcüsü Mehmet Dinler, bölgede planlanan JES projelerinin su kaynaklarını, tarım alanlarını ve yaşamı tehdit ettiğini belirterek, “Doğayı savunmak yaşamın kendisini savunmaktır” dedi.
Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Ilıpınar (Çerme) köyünde ÇERME Ekoloji ve Doğa Platformu (ÇEDEF), Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu, Kanireş Ekoloji Platformu, Varto Ekoloji Platformu ile Karlıova-Yedisu İlçelerini Kültür ve Dayanışma Derneği’nin çağrısıyla jeotermal enerji projelerine karşı basın açıklaması ve halk buluşması gerçekleştirildi.
Basın açıklamasına DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, DEM Parti Bingöl Milletvekili Faruk Hülakü, bölgedeki ekoloji platformları, sivil toplum örgütleri, siyasi parti temsilcileri, hukukçular, muhtarlar, kadınlar, gençler ve çok sayıda doğa savunucusu katıldı.
Saat 12.00’de Şehit Deresi’nde toplanan katılımcılar, ardından Ilıpınar (Çerme) Köyü Meydanı’nda bir araya gelerek basın açıklaması yaptı.
“ÇERME SADECE BİR KÖY DEĞİL, YAŞAYAN BİR MİRASTIR”
Ortak açıklamayı ÇERME Ekoloji ve Doğa Platformu Sözcüsü, emekli öğretmen Mehmet Dinler, okudu.
Dinler, köyün resmi adının zamanla Ilıpınar olarak değiştirildiğini ancak halkın belleğinde her zaman Çerme olarak kaldığını belirterek, “Çerme, dedelerimizin emeği, ninelerimizin duası, çocukluğumuzun hatırası ve gelecek kuşaklara bırakacağımız tarihi, dili, kültürü ve gelenekleriyle yaşayan bir mirastır” dedi.
Doğaya sahip çıkmak amacıyla bir araya geldiklerini belirten Dinler, “Bugün burada tek yürek, tek ses olduğumuzu ilan ediyoruz. Bu topraklar bizim ekmeğimiz, aşımız, suyumuz, yaşam alanlarımız ve geleceğimizdir. Çocuklarımıza yaşanabilir, sağlıklı bir çevre bırakmanın yolu dayanışma içinde doğamıza sahip çıkmaktan geçiyor” ifadelerini kullandı.
“JES PROJELERİ YAŞAM HAKKINA MÜDAHALEDİR”
Açıklamada Dinler, Bingöl Dağları ve Şerafettin Dağları’ndan doğan akarsular üzerinde HES projelerinin, Peri Vadisi boyunca ise Karlıova’dan Yedisu’ya kadar uzanan bölgede çok sayıda jeotermal enerji santralinin (JES) planlandığı belirtti.
Özellikle Karlıova’ya bağlı Kaynarpınar ve Ilıpınar köyleri ile Kantarkaya, Kargapazar ve Varto çevresinde toplam 17 noktayı kapsayan jeotermal projelerin hayata geçirilmek istendiğini aktaran Dinler, bu projelerin halkın rızası alınmadan planlandığını söyledi.
Dinler, “En temel yaşam kaynağı olan suyun kesilerek, kirletilerek belirli şirketlere tahsis edilmesi kabul edilemez. Bu projeler yalnızca doğaya değil, bölge halkının ve tüm canlıların yaşam hakkına müdahaledir. Yerel halkın toprakları üzerindeki söz hakkı yok sayılmaktadır” diye konuştu.
“TOPRAĞIMIZ, SUYUMUZ VE HAVAMIZ TEHDİT ALTINDA”
Jeotermal enerji projelerinin kalkınma değil çevre ve sağlık tehdidi olduğunu dile getiren Dinler, yer altından çıkarılacak akışkanların içerdiği ağır metaller ve gazların toprağı, su kaynaklarını ve tarım alanlarını geri dönülmez biçimde tahrip etme riski taşıdığına dikkat çekti.
Bölgede arıcılık ve hayvancılıkla geçimini sağlayan insanların yaşam alanlarının zarar göreceğini belirten Dinler, akarsuların azalmasına, derelerin kurumasına, içme sularının kirlenmesine, hava kalitesinin bozulmasına ve iklim değişikliğinin etkilerinin artmasına asla rıza göstermeyeceklerini söyledi.
Platform adına yetkililere de dört soru yöneltildi:
-Su kaynaklarının korunacağına ilişkin hangi somut güvenceler verildi?
-Olası çevresel zararların sorumluluğunu kim üstlenecek?
-Bölge halkının görüşü ne ölçüde dikkate alındı?
-Gelecek kuşakların yaşam hakkı nasıl korunacak?
Bu soruların halen yanıtsız bırakıldığı ifade edilen açıklamada, Anayasa’nın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını güvence altına aldığı hatırlatıldı.
“DOĞAYI SAVUNMAK YAŞAMI SAVUNMAKTIR”
Yetkililere çağrıda bulunan Mehmet Dinler, köyün sesine kulak verilmesini, bilim insanlarının, çevre örgütlerinin ve bölge halkının görüşlerinin dikkate alınmasını istedi.
Dinler, “Doğanın sesi duyulmadan alınacak hiçbir kararın toplumsal meşruiyeti olmayacaktır. Mücadelemizi hukuk içinde, demokratik ve barışçıl yollarla sürdüreceğiz. Çünkü doğayı savunmak yalnızca ağaçları, suyu ve toprağı savunmak değildir, yaşamın kendisini savunmaktır” dedi.
Çerme’de yükselen sesin yalnızca köyün değil, çocukların geleceğinin, temiz suyun, temiz havanın ve yaşanabilir bir dünyanın sesi olduğunu belirten Dinler, bu mücadelenin Akbelen’den Varto’ya, Karadeniz’den Ege’ye kadar doğasını savunan herkesin ortak mücadelesi olduğunu ifade etti.
PİRHA- Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde Hatay’da sabah saatlerinde birçok adrese polis baskını düzenlendi. Operasyonda Kaldıraç üyesi 9 kişi gözaltına alınırken, Kaldıraç ve Antakya Emek ve Demokrasi Platformu gözaltılara tepki göstererek gözaltındakilerin serbest bırakılmasını istedi.
NATO Zirvesi öncesinde Hatay’da polis, sabah saatlerinde birçok eve eş zamanlı baskın düzenledi. Operasyonda Kaldıraç üyesi Mustafa Çelik, Çağla Cemali, İlayda Çekiç, Mehmet Ali Ceylan, Başak Munker, İpek Arslan, Bahar Okur, Sinan Okur ve Defne Yolcu gözaltına alındı.
Gözaltına alınan 9 kişinin Hatay İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü öğrenildi.
KALDIRAÇ’TAN GÖZALTILARA TEPKİ
Kaldıraç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla gözaltılara tepki gösterdi. Açıklamada, NATO’ya karşı çıkmanın halkların katledilmesine, kadınlara yönelik saldırılara ve çocukların geleceğinin tehdit edilmesine karşı çıkmak olduğu belirtilerek, mücadeleyi büyütme çağrısı yapıldı.
Açıklamada, “Gözaltılar derhal serbest bırakılsın. NATO defol, bu topraklar bizim” ifadelerine yer verildi.
“MUHALEFET SUSTURULAMAZ”
Antakya Emek ve Demokrasi Platformu da yazılı bir açıklama yayımlayarak gözaltıları kınadı. Açıklamada, operasyonlarla toplumsal muhalefete gözdağı verilmek istendiği savunularak, gözaltına alınanların derhal serbest bırakılması talep edildi.
Platform, ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve barışçıl gösteri hakkı üzerindeki baskılara son verilmesi çağrısında bulunarak, “Toplumsal muhalefet gözaltılarla susturulamaz” mesajını paylaştı.
PİRHA- DEM Parti Dersim İl Örgütü Yası Kerbela Orucu’nun tamamlanmasının ardından aşure pay etti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (Dem Parti) Dersim İl Örgütü, Yası Kerbela Orucu dolayısıyla Sanat Sokağı’nda aşure lokması pay etti.
Aşurenin pay edilmesine DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eşbaşkanları Birsen Orhan ve Cevdet Konak da katıldı.
Aşure lokmasının paylaşılmasında konuşan DEM Parti İl Örgütü Eşbaşkanı Özcan Ateş, lokmalarının barışa ve özgürlüğe vesile olmasını diledi. Ardından Baba Mansur Ocağı’dan Ana Narin’in çeraxları uyandırması ve lokma gulabangının vermesinin ardından aşure pay edildi.
PİRHA-Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay’ın akıbetini sordu.
Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve sorumluların yargılanması için İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Galatasaray Meydanı’nda eylemlerinin 1110’uncusunu gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde Hasan Gülünay’ın akıbetini soran Cumartesi Anneleri/İnsanları, kayıplar bulunana, hesap verilene kadar mücadele edeceklerini söyledi.
“BAŞVURULAR SONUÇSUZ KALDI”
Eylemde, basın metnini İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Sekreteri Jiyan Kaya okudu.
Hasan Gülünay’ın çalıştığı işyerini arayan ve kendisini “Terörle Mücadele Şubesi”nden olarak tanıtan bir kişinin Gülünay’ı gözaltına aldığını ifade eden Jiyan Kaya, ailenin dönemin İstanbul Emniyeti’nde görev yapan Hüseyin Kocadağ ile görüştüğü, Kocadağ’ın “Hasan Gülünay sağ, içeride. İşkence izleri iyileştikten sonra gözaltına alındığını açıklayacaklar” dediğini, aynı dönemde gözaltında bulunan iki kişinin de Gülünay’ı emniyette gördüklerini ve yapılan işkenceye tanık olduklarını bildirdiklerini belirtti.
Ailenin tüm resmi kurumlara yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını vurgulayan Kaya, yargı makamlarının etkili bir soruşturma yürütmediğini ifade ederek, dosyanın zaman aşımı gerekçesiyle kapatıldığının altını çizdi: “Kaç yıl geçerse geçsin; Hasan Gülünay için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
Ardından Gülünay’ın kızı Deniz Gülünay’ın gönderdiği mesajı kayıp yakını Maside Ocak okudu.
“BİZE ‘UNUTUN’ DEDİLER. BİZ BUNU KABUL ETMEDİK”
Mektupta şu ifadeler yer aldı:
“O gün yalnızca bir insan kaybolmadı. Bir ailenin hayatı, dört çocuğun çocukluğu ve bir ülkenin hafızasında açılacak kapanmaz bir hikaye başladı. Bu bir kayıp hikayesi değil. İnkarın ve cezasızlığın hikayesidir. O günden sonra hayatımız beklemek, adalet, hukuk, hakikat, zaman aşımı kelimeleriyle geçti. Önce saatleri bekledik, sonra günleri, sonra yılları. Her kapı çalındığında babamdan haber geldi sandık. Her telefonda ona ne olduğunu duymayı umduk ama hiçbir şey olmadı. Yalnızca sessizlik büyüdü. Bize sürekli kayıp dediler ama ben o kelimeye hiçbir zaman inanmadım. Çünkü kayıp tesadüf çağrıştırır. Oysa burada bir tesadüf değil bir süreç vardır. Devletin karanlık elleri muhalif olanı susturmak için organize olmuştu. Babam bulunmadı. O yüzden ben hep şunu söyledim. Babam kayıp değil. Devletin sistematik yok etme politikası sonucu gözaltında kaybedildi.
Buna faili meçhul dediler ama aslında faili vardı. Sadece adı söylenmiyordu. Ben büyüdükçe eksikliğim de büyüdü. Çünkü bazı eksikler zamanla kapanmıyor. Aksine insanın içinde derinleşiyor. Bir çocuğun hayatında babasızlık sadece bir yokluk değil, sürekli devam eden bir soru haline geliyor. Ben hep aynı soruyu sordum. Babam nerede? Bu soru yıllar içinde değişmedi. Sadece ağırlığı arttı. Çünkü cevap verilmediği her gün o sorunun anlamı biraz daha büyüdü. Bize ‘unutun’ dediler. Biz bunu kabul etmedik. Çünkü kabul etmek olanı normalleştirmek olurdu. Oysa olan şey normal değildi. Bugün hala aynı yerdeyim. Aynı sorunun içindeyim ve biliyorum ki bu sadece benim sorum değil. Bu ülkede evladını, kardeşini, eşini, babasını kaybeden herkesin sorusu aynı. Biz cevap bekliyoruz ve bu soru cevaplanana kadar susmayacağız. Burada olacağız.”
Eylem, Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasıyla sona erdi.
PİRHA- Akışının şarkılara, romanlara, öykülere, şiirlere ilham olmuş Munzur Suyu, doğayla ikrarlı insana selam duruyor.
Kapitalizmin kök salmaya çalıştığı, insanı ve doğayı kirlettiği, suyu zehirlediği, yerin altını üstüne getirdiği dünyamızda suyunun berraklığı, direniş ezgilerine ilham olan akışıyla Dersim’in sembol yeri: Munzur Suyu.
Alevi toplumunun doğduğu yeri ziyaret kabul edip, niyaz olup, yalın ayak yürüdüğü Munzur Gözeleri’ni “kirletmeyin, etrafa şişe atmayın, piknik alanı olarak kullanmayın” uyarısı yapılmaya devam ediliyor.
PİRHA- Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nin programı netleşti. Zirveye NATO üyesi ülkelerin yanı sıra müttefik ve ortak ülkelerden temsilciler de katılacak. İki gün sürecek zirvede savunma sanayii, Ukrayna savaşı ve NATO’nun ortaklık politikaları öne çıkacak.
NATO’nun resmi internet sitesinde yayımlanan programa göre, zirve öncesinde 6 Temmuz Pazartesi günü NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Cumhurbaşkanlığı’nda saat 16.45’te basın toplantısı düzenleyecek.
SAVUNMA SANAYİİ FORUMU İLE BAŞLAYACAK
Zirvenin ilk günü olan 7 Temmuz Salı günü, ATO Congresium’da saat 10.00’da Savunma Sanayii Forumu gerçekleştirilecek. Forumun açılış konuşmalarını saat 12.45’te NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler yapacak.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de forum kapsamında saat 14.00’te kısa bir konuşma gerçekleştirecek.
DIŞİŞLERİ VE SAVUNMA BAKANLARI BİR ARAYA GELECEK
İlk günün programında diplomatik temaslar da yer alıyor. Saat 17.00’de Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de aralarında bulunduğu İstanbul İşbirliği Girişimi partnerleriyle Dışişleri Bakanları düzeyinde görüşmeler yapılacak.
Ardından Savunma Bakanlığı Ayyıldız Yerleşkesi’nde Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in ev sahipliğinde saat 17.30’da Savunma Bakanları resepsiyonu düzenlenecek.
Cumhurbaşkanlığı’nda ise saat 18.30’da NATO Devlet ve Hükümet Başkanlarının katılımıyla resmi akşam yemeği verilecek. Yemeğe Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de davet edildi.
Saat 19.45’te NATO-Ukrayna Dışişleri Bakanları düzeyinde çalışma yemeği gerçekleştirilecek. Toplantıya Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın katılması bekleniyor.
İlk günün son programı ise saat 20.15’te düzenlenecek çalışma yemeği olacak. NATO’nun Asya-Pasifik ortakları Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore’nin savunma bakanları bu toplantıda bir araya gelecek.
ANA ZİRVE 8 TEMMUZ’DA YAPILACAK
NATO Zirvesi’nin ikinci günü olan 8 Temmuz Çarşamba sabahı program, saat 08.00’de NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin, saat 08.15’te ise devlet ve hükümet başkanlarının ayaküstü basın açıklamalarıyla başlayacak.
Saat 10.45’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin ev sahipliğinde müttefik devlet ve hükümet başkanları için resmi karşılama töreni düzenlenecek.
Saat 11.00’de aile fotoğrafı çekilecek, ardından saat 11.15’te Devlet ve Hükümet Başkanları düzeyindeki ana zirve toplantısı başlayacak.
Zirvenin kapanışında saat 15.00’te NATO Genel Sekreteri Mark Rutte basın toplantısı düzenleyecek. Daha sonra devlet ve hükümet başkanlarının da ayrı ayrı basın açıklamaları yapması bekleniyor.
PİRHA- Venezuela’nın kuzeyinde 24 Haziran’da meydana gelen 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki depremlerde yaşamını yitirenlerin sayısı 2 bin 645’e yükseldi. Arama kurtarma çalışmaları sürerken, kayıp sayısının yüksekliği nedeniyle bilançonun daha da ağırlaşmasından endişe ediliyor.
Venezuela Enformasyon Bakanlığı, ülkenin kuzeyini vuran depremlere ilişkin güncel bilançoyu açıkladı. Bakanlığın verdiği bilgiye göre, yaşamını yitirenlerin sayısı son açıklamaya göre 50 artarak 2 bin 645’e yükseldi.
Açıklamada, 24 Haziran’da meydana gelen 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki iki depremde 12 binden fazla kişinin yaralandığı, yaklaşık 15 bin kişinin ise evsiz kaldığı belirtildi.
Depremlerin ardından arama kurtarma çalışmaları devam ederken, yakınları tarafından kayıp olarak bildirilen kişi sayısının 68 bini aşması nedeniyle can kaybının artmasından endişe ediliyor.
ABD Jeolojik Araştırma Merkezi (USGS), depremlerin 24 Haziran’da 39 saniye arayla meydana geldiğini duyurmuştu. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ise 26 Haziran’da yaptığı değerlendirmede, depremlerin yol açtığı doğrudan fiziksel hasarın yaklaşık 6,7 milyar dolar olduğunu açıklamıştı.
PİRHA- Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı Bulam beldesinde tütünün her aşamasında emek veren kadınlar, sigortasızlık, sağlık sorunları ve devletin tütün satışına getirdiği kısıtlamalarla mücadele ediyor.
Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı Bulam beldesinde tütün dikim dönemi başladı. Bölgenin en önemli geçim kaynaklarından biri olan tütün üretiminde, tohumun ekilmesinden fidelerin yetiştirilmesine, dikimden çapa ve sulamaya, hasattan kurutma ve seçme aşamasına kadar uzanan uzun üretim sürecinin büyük bölümünü kadın emeği oluşturuyor. Ancak üretimin her aşamasında çalışan kadınlar, sigortasız ve güvencesiz çalışma koşulları, artan üretim maliyetleri, sağlık sorunları ve tütün satışına yönelik kısıtlamalar nedeniyle emeklerinin karşılığını alamadıklarını belirtiyor. PİRHA’ya konuşan tütün emekçisi kadınlar, hem tarladaki ağır çalışma temposunu hem de ev içi bakım yükünü birlikte üstlendiklerini ifade ederek, sosyal güvence, insanca çalışma koşulları ve üretimi sürdürebilecek politikalar talep ediyor.
“EZİLEN HEP KADINLAR”
Tütün emekçisi kadınlardan üç çocuk annesi Yıldız Öztorun, tütünün “en fazla insan emeği isteyen ürünlerden biri” olduğunu belirterek dikim döneminde yaşadıkları yoğun tempoyu şöyle anlattı:
“Dikime gittiğimiz günler sabahın erken saatlerinde kalkıp 10-12 kişilik kahvaltı hazırlıyoruz, çoğu zaman hazırladığımız kahvaltıyı kendimiz yiyemiyoruz bile. Hem tarlaya gidiyoruz hem de evdeki tüm yük omuzlarımızda. Evdeki yaşlıların bakımı, çocukların bakımı, temizlik, yemek; her şey kadının sorumluluğunda. Bir de tarlaya gidiyoruz. Eve geliyoruz, yatana dek dinlenme fırsatımız olmuyor.”
Öztorun, sağlık sorunları yaşasalar dahi çalışmak zorunda kaldıklarını, hiçbir sosyal destek almadıklarını ve hiçbir kadının sigortasının bulunmadığını vurgulayarak şunları söyledi:
“Hastalandığımızda dinlenme gibi bir lüksümüz yok. Sağlık sorunlarımız olsa dahi çalışmak zorundayız, tütün işi öyle yarım bırakılamıyor, o gün o iş bitecek. Benim gözümde alerji var, güneşe çıkmamam gerekiyor ama gözüm kızarsa da çalışmak zorundayım, başka alternatifim yok. Devlet satışını yasaklıyor, o zaman üretimine de alternatif bir ürün koysun. Biz sigortasız, güvencesiz çalışıyoruz, ezilen hep kadınlar.”
“EMEK KADININ, PARA TÜCCARIN”
Tütün üreticisi kadınlardan Birsen Tunç, tohum ekimiyle başlayıp dikimle devam eden üretim sürecinin uzun ve titizlik isteyen bir emek olduğunu, kadın emeğinin evde başlayıp tarlada devam ettiğini anlattı. Tunç, tütünün dikiminden çapasına, hasadından kurutulmasına ve seçilmesine kadar her yaprağının kadın elinden geçtiğini belirterek şöyle konuştu:
“Çocukluğumuz, gençliğimiz hep tütünle geçti, geçiyor. Tütünün tohum aşamasından dikilmesine, çapasına, toplanmasına kadar en çok emeği hem evde hem tarlada çalışarak kadınlar veriyor. Tütünden kazandığımızla hayatımızı sürdürüyoruz, ancak devletin yasağı nedeniyle kazancımızdan da oluyoruz. Tütünü yasaklıyorlar, peki alternatif ne? Zaten sigortasız çalıştığımız için emeğimizin karşılığını alamıyoruz, yasaklardan dolayı da tüccar üreticinin elindekini ucuza almaya çalışıyor. Olan bizlere oluyor. Devlet bizi tüccarların insafına bırakmış.”
Tunç, devletin tütün satışını yasaklaması durumunda üreticilere alternatif bir iş imkanı sunması gerektiğini vurgulayarak, bölgede kişi başına düşen arazinin 3-4 dönümü geçmediğini, tütünün yerini alacak bir ürün önerilmesi halinde bunu değerlendirebileceklerini söyledi. Tunç’a göre üreticiyi tüccarla baş başa bırakan bu düzen, aslında yasağın yükünü doğrudan üreticinin sırtına yıkıyor.
“EMEĞİMİZ BOŞA GİTMESİN İSTİYORUZ”
65 yaşındaki Dilber Yıldız, eskiden hayvancılıkla uğraştıklarını, bugün geçimlerinin tamamen tütüne bağlı olduğunu belirterek, “Çocuklarımız tütünden kazandığımız parayla okuyor, bu parayla evleniyor, geçimini sağlıyor. Biz kadınlar tütünde yoruluyoruz, sağlığımızdan oluyoruz. Tütün satışına gelen yasaklardan dolayı az kazanıyoruz. Devletin yasaklaması olmasa biz halimizden memnunuz, toprağımızda kalıp üretmeye devam edeceğiz. Emeğimiz boşa gitmesin istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“MADEM YASAKLIYORLAR, BİZİ EMEKLİ ETSİNLER”
Ömrünün tütünle geçtiğini söyleyen 70 yaşındaki tütün emekçisi Beyaz Şenses, arazilerinin küçük olması nedeniyle mısır ya da fasulye gibi ürünlerle geçinemeyeceklerini belirtti.
Şenses,bildikleri işi yaptıklarını ama satamadıklarını kaydederek, “Madem yasaklıyorlar, öyleyse bizi emekli etsinler. Geçimimizi sağlayan tek şey tütündür, devlet yasakladığında kolumuzu kanadımızı kırmış gibi oluyor. Bu yaştan sonra başka bir şey yapacak halimiz yok. Bizi emekli edeceklerse buyursunlar yasaklasınlar” dedi.
“YA BİZE BİR İŞ VERSİNLER YA DA EKMEĞİMİZE KARIŞMASINLAR”
Tütünün içine doğduğunu, çocukluğundan beri tütün emekçisi olduğunu belirten Yıldız Tağral, sigortasız çalıştıklarını ve tek geçim kaynağının tütün olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Üç çocuğum var. Onların eğitimi de dahil tüm masraflarımızı geçim kaynağımız olan tütünle sağlamak zorundayız. Yeterince arazimiz yok, kiraya tarla tutuyoruz, tütünü dikiyoruz. Ancak onun da garantisi yok, tütün hastalıklardan kurtulup iyi mahsul verecek mi, alıcılar iyi bir fiyat biçecek mi, hiçbir şeyin garantisi yok. Bu haliyle de devlet yasaklamaya çalışıyor. Biz bu saatten sonra ne yapacağız? Bizim tütünden bildiğimiz başka bir şey yok. Ya bize bir iş versinler ya da ekmeğimize karışmasınlar.”
“KADININ AYAKTA DURMASI İÇİN KENDİ EKONOMİSİ OLMASI GEREKİYOR”
13 yıl önce eşini kaybeden, iki çocuk annesi Şehriban Ertürk, 8-9 yıl önce köyüne dönerek tütün üretimiyle hayat mücadelesi verdiğini anlattı. Ertürk, kadının hem evde hem tarlada hem de dışarıda sürekli çalışmak, her şeye göğüs germek zorunda kaldığını vurgulayarak şöyle devam etti:
“Kadının ayakta durması için kendi ekonomisinin olması gerekiyor. Ben tütün dikimi için tarlamı hazırlarken 20 bin liralık hayvan gübresi, 20 bin liralık sulama hortumu aldım; ilacı, gübresi derken en az 200 bin lira masraf ettim. Buna rağmen tüccar gelip bedavaya almaya çalışıyor. Biz memleketimizi seviyoruz, toprağımızı işleyip üretim yapmak istiyoruz ama bu şartlarda elimizde hiçbir şey kalmıyor.”
Ertürk, yıllardır tek başına verdiği mücadeleden süzülen bir öğütle sözlerini tamamladı:
“Tarlada olsun, dışarıda olsun, her kadın kendi ayakları üzerinde durmalı. Tütün emekçisi kadınlar kendi emeklerinin karşılığını almak için büyük bir çaba gösteriyor ama yasaklarla mücadele ediyor. Bunun duyulmasını istiyoruz.”
PİRHA- Komedyen Deniz Göktaş, “dini değerleri aşağılama” ve “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamalarıyla tutuklandı.
“Ölü Deniz” stand-up gösterisinin ardından hedef alınan ve önce “dini değerleri aşağılama” ardından “cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla hakkında soruşturma başlatılan komedyen Deniz Göktaş, dün havalimanında pasaport kontrolü sırasında gözaltına alındı.
Sabah saatlerinde savcılığa sev edilen Göktaş, “dini değerleri aşağılama”, “cumhurbaşkanına hakaret” iddialarıyla tutuklanması talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi. Hakimlik, aynı iddialarla Göktaş’ın tutuklanmasına karar verdi.