Etiket: 1 eylül

  • ‘Barış, ekmek ve su kadar temel ihtiyaçtır!’-VİDEO

    ‘Barış, ekmek ve su kadar temel ihtiyaçtır!’-VİDEO

    PİRHA- Antalya’da bir araya gelen yüzlerce yurttaş, “Barış ve demokrasi talebi, emek ve demokrasi güçleri için ekmek ve su kadar temel ihtiyaçtır” dedi.

    1 Eylül Dünya Barış günü nedeniyle Antalya Yavuz Özcan Parkı’nda toplanan Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, Cumhuriyet Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirdi. Katılımın yoğun olduğu yürüyüşe Alevi kurumları, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütü temsilcileri de yerini aldı.

    Açıklamayı Emek ve Demokrasi Güçleri adına KESK Dönem Sözcüsü ve Büro Emekçileri Sendikası (BES) Antalya Şube Başkanı Barış Mol okudu.

    “EMPERYALİST SAVAŞ POLİTİKALARINA KARŞI EMEK, BARIŞ VE DEMOKRASİ MÜCADELESİNİ SAHİPLENİYORUZ!”

    1 Eylül Dünya Barış Günü’nün tarihçesini paylaşan Barış Mol, “Aradan geçen bunca zamana rağmen emperyalistler daha fazla kar elde etme adına sermaye ihracına, tekelleşmeye, silahlanmaya hız kesmeden devam ediyorlar” dedi.

    Savaşın olduğu coğrafyalarda insanlığın tüm kazanımları yok edildiğine dikkat çeken Barış Mol, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “21. yüzyılın ilk çeyreğinde kadınlar ve kız çocukları köle pazarlarında satılmakta, tecavüz, işkence, mal varlıklarına el koyma, talan ve doğa katliamları işgalci güçlerce yaygınlaştırılmaktadır. Savaşın çıkmasında hiçbir rolü olmayan coğrafyanın emekçi yoksul halkları zorla yerlerinden edilerek sürgün yollarında tarifsiz acılar yaşamakta, sığındıkları ülkelerde insanlık dışı şartlar nedeniyle yaşayan ölüler haline gelmektedirler.

    Geldiğimiz aşamada ‘savaş suçları’ dahi dava konusu yapılmamaktadır! Nitekim Gazze’de BM’nin resmen ilan ettiği kıtlık nedeniyle toplu ölümlerin an meselesi olduğu bugünlerde bırakalım savaş suçlarının yargılanmasını Gazze’nin işgal ve ilhak edilmesi “çare” diye sunulur noktaya gelinmiştir. Savaşta dahi hedef olmaması gereken sağlıkçıların, gazetecilerin öldürülmesi ve uluslararası kamuoyunun buna sessiz kalışı nasıl vahim bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzun da göstergesidir.

    Suriye’de demokrasi, barış, eşit yurttaşlık, laiklik, kadın ve çocuk hakları, ekoloji mücadelesi veren tüm toplumsal güçlerin reddini temsil eden bir rejimin uygulayıcısı olan HTŞ eliyle Alevilerin, Dürzilerin katledilmesine karşı da aynı kesimlerin ve ideolojik birliktelik yaşayanların ses çıkarmaması katliamların kanıksanmasına ve duyarsızlaşmaya yol açmaktadır.  Ama biliyoruz ki, bu kanlı rejime ve katliamlarına dolaylı dolaysız destek veren, sessiz kalan tüm güçler tarih önünde hesap verecektir.

    Ülkemizde de silahlanmaya ayrılan paylar her yıl katlanarak devam etmekte, alt emperyalist yayılmacı heveslerle ülkemiz sonu belirsiz maceralara sürüklenmek istenmektedir. “Stratejik derinlik” adına girilen bazı kirli ilişkilerin ülkemizin de vekalet savaşı yürüten ülkeler arasına girmesine neden olmaktadır.

    İktidar son yerel seçimler sonrası iyice açığa çıkan meşruiyet krizini siyasal ve ekonomik baskıyla kapatmaya çalışırken, 19 Mart ve sonrasındaki siyasi operasyonlarda olduğu gibi yoğun gözaltı ve tutuklamalarla, halkın iradesini gasp eden kayyum uygulamaları ve tüm anti demokratik uygulamalarla, özellikle de laiklik karşıtı gerici kuşatmayla var olmaya çalışıyor.”

    “BARIŞ VE DEMOKRASİ TALEBİ, EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ İÇİN EKMEK VE SU KADAR TEMEL İHTİYAÇTIR”

    Barış Mol, başta Ortadoğu olmak üzere, savaş ve militarizmin; emperyalizmin tüm yıkıcı işgaline karşı, Osmanlıcılık hayalleri ile değil, ancak tüm ezilen halkların ve emekçilerin kendi özgür iradesini, taleplerini ifade edebileceği, güvence altına alınacağı demokratik düzenlerin, bu coğrafyalarda kalıcı barışı sağlayacağını bildiklerini dile getirerek, “Barış ve demokrasi talebi, emek ve demokrasi güçleri için ekmek ve su kadar temel ihtiyaçtır” diye konuştu.

    Barış sürecinin emek, barış ve demokrasi lehine, halkların kardeşliğini ve bir arada yaşam zeminini güçlendirecek şekilde kalıcı barışla sonuçlanması için çaba göstermeye, süreci sahiplenmeye devam edeceklerini vurgulayan Mol, “Bizler, kalıcı bir barışın halkların doğrudan katılımı ile mümkün olacağını ifade ediyor ve sürecin sadece parlamentoya sıkıştırılmayan, demokratik kitle ve emek-meslek örgütlerinin de sözünü kurabildiği bir demokratik işleyişle; toplumla birlikte açık ve şeffaf şekilde paylaşılarak ilerlemesini önemsiyoruz” şeklinde ifade etti.

    PİRHA/ANTALYA

  • Adıyaman’da 1 Eylül açıklaması: Barışa engel olan tecrit politikasından vazgeçilmeli-VİDEO

    Adıyaman’da 1 Eylül açıklaması: Barışa engel olan tecrit politikasından vazgeçilmeli-VİDEO

    PİRHA-Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle basın açıklaması yaptı. Emek ve Demokrasi Platformu adına konuşma yapan Adıyaman İHD Şubesi Eş Başkanı Dilan Güler, “Maalesef ki devletin sürekli öne sürdüğü çatışma, çözümsüzlük ve savaş ortamı toplum üzerindeki baskıyı da beraberinde getirmiştir” dedi. 

    Adıyaman Demokrasi Parkı önünde bir araya gelen Emek ve Demokrasi Platformu, 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle basın açıklaması yaptı.

    “Barış İnsan Hakkıdır, Barış İnsan Teminatıdır” pankartı açan kitle, ‘Barış Hemen Şimdi’, ‘Biji Aşiti’ dövizlerini taşıdı.

    Açıklama metnini okuyan Adıyaman İnsan Hakları Derneği Şubesi Eş Başkanı Dilan Güler, “Rojava’daki çatışmalı ortam binlerce sivil ölüme neden olmuştur. Birleşmiş Milletler raporlarında ağır silah kullanımının giderek arttığı, ayrım gözetmeyen orantısız saldırılar sonucunda sivil ölümlerinin beşte birinin ‘kadın ölümleri’ olduğu belirtilmektedir” şeklinde konuştu.

    “ROJAVADAKİ ÇATIŞMALI ORTAMDA BİNLERCE İNSAN YAŞAMINI YİTİRDİ”

    Dünya’daki savaşların giderek arttığını dile getiren Adıyaman İHD Şubesi Eş Başkanı Dilan Güler, “Barış gününü kutladığımız bugün Dünyanın birçok yerinde bölgesel ve yerel savaşlar ile çatışmalar devam etmektedir. İsrail-Filistin savaşı, Rusya’nın Ukrayna işgali ile devam eden savaş, Sudan, Myanmar, Burkina Faso, Mali, Libya’da süren savaşlar/çatışmalı ortam ve Suriye iç savaşı ile Rojava’daki çatışmalı ortam binlerce sivil ölüme neden olmuştur. Birleşmiş Milletler raporlarında ağır silah kullanımının giderek arttığı, ayrım gözetmeyen orantısız saldırılar sonucunda sivil ölümlerinin beşte birinin “kadın ölümleri” olduğu belirtilmektedir” açıklamasında bulundu.

    “AŞIRI GÜVENLİKÇİ POLİTİKALAR KUTUPLAŞMAYA NEDEN OLMUŞTUR”

    Kürt sorunun baskı politikaları nedeniyle çözülemediğinin altını çizen Güler, “Türkiye, Kürt meselesini aşırı güvenlikçi politikalarla çözme ısrarını 1990’lardaki köy boşaltma ve yakmaları yerine günümüzde güvenlik politikaları adı altında sınır duvarları, güvenlik barajları, kalekol ve karakol inşaatları, ekonomik ve ekolojik talanın savaş aracı olarak kullanılması ile devam ettirmektedir. 40 yıldır devam eden çatışmalı süreçte başta yaşam hakkı olmak üzere en temel insan hakları sürekli ve sistematik olarak ihlal edilmiştir. Devlet, toplumdan gelen temel hak ve özgürlüklerin tanınması talebine karşı aşırı güvenlikçi politikalarla cevap vererek meselenin çözümünden uzaklaşmış, bu durum Türkiye toplumunun kutuplaşmasına neden olmuştur” şeklinde konuştu.

    “672 SAYILI KHK İLE EMEKÇİLERE SAVAŞ AÇILMIŞTIR”

    Güler şöyle devam etti:

    “Kürt sivil siyasetçiler, insan hakları savunucuları, gazeteciler, sanatçılar birçok insan sadece devletten farklı düşündükleri için hapishanelerde tutulmakta veya iltica etmek zorunda kalmaktadır. Nitekim AKP iktidarı tüm dünya 1 Eylül vesilesiyle barıştan, demokrasiden, özgürlük ve eşitlikten yana söylem ve talepleri yükseldiği bir günde, 1 Eylül 2016 gecesinde, yayımladığı 672 sayılı KHK ile sorgusuz sualsiz şekilde 50 bin 875 kamu görevlisini ihraç ederek adeta kamu emekçilerine savaş açmıştır. Ve o günden bu yana ihraç, açığa alma, adli ve idari soruşturmalar, gözaltı ve tutuklamalar, demokratik hakların kullanımı karşısında yasaklama ve fili müdahaleler gibi her türlü zor ve baskı aracı aratarak devam etmiştir.

    “BARIŞIN TESİS EDİLECEĞİ ANA KADAR MÜCADALE EDECEĞİZ”

    Emek ve Demokrasi bileşenleri olarak 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle bir kez daha barış isteğimizi yüksek sesle dile getiriyoruz. Topluma dayatılan tekçilik, ırkçılık, milliyetçilik, ötekileştirmenin ve nefret dilinin son bulması için iktidarı insan haklarına dayalı barışçıl politikaları uygulamaya ve Türkiye’nin toplumsal barışına engel teşkil eden tecrit politikasından vazgeçmeye çağırıyoruz. İnsan Hakları Savunucuları olarak barışın tesis edileceği ana kadar mücadele etmeye devam edeceğimizi tüm kamuoyuna duyuruyoruz.”

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Ankara’da 1 Eylül açıklaması: Barış içinde kardeşçe yaşayabildiğimiz bir ülke istiyoruz -VİDEO

    Ankara’da 1 Eylül açıklaması: Barış içinde kardeşçe yaşayabildiğimiz bir ülke istiyoruz -VİDEO

    PİRHA- Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle bir araya geldi. Yapılması planlanan yürüyüşü polis engelledi. Yapılan açıklamada, “Bizler, silahların sustuğu, komşularıyla barış ve dostluk içinde yaşayan bir ülke istiyoruz. Sınırları içinde yaşayan farklı inançların, kültürlerin, kimliklerin barış içinde kardeşçe yaşayabildiği bir ülke istiyoruz” denildi.

    video eklenecek…

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü sebebiyle bir araya geldi. Yüksel Caddesi’nden Sakarya Meydanı’na yürümek isteyen kitleye polis izin vermedi. Basın açıklamasını, Ankara Eğitim Sen 1 No’lu Şube Başkanı Mehmet Aydoğdu okudu.

    “DEMOKRATİK SİYASET ALANINDA ELİMİZDEN GELEN HER ŞEYİ YAPACAĞIZ”

    Bu toprakların barışa ihtiyacı olduğunu söyleyen Mehmet Aydoğdu, “Savaşlara ve şiddete karşı etkili bir barış talebinde bulunmak, emperyalizme karşı etkili tutum almaktan geçer” dedi.

    Aydoğdu,  AKP-MHP ittifakının ayakta durmasının koşulu; savaş, çatışma ve gerginlik yaratmaktır. Erdoğan-Bahçeli tahakkümünü derinleştirmek için toplumu kutuplaştırıyor. Bir tarafta faşizmi kurumsallaştırmak isteyenler var, bir tarafta ise bu sürece direnen demokrasi güçlerinin mücadelesi ve barış talebi var! İktidar, sadece Türkiye halklarının değil Ortadoğu halklarının da geleceğini tehdit eden politikalarıyla bölgesel ve küresel bir sorun haline gelmiştir.
    1 Eylül’de bir kez daha demokratik siyaset konusundaki kararlı duruşumuzu vurguluyoruz. Demokrasi ve barış mücadelemizi faşizme ve her türlü adaletsizliğe karşı kararlı bir şekilde sürdüreceğimizi belirtiyoruz. Barış mücadelesinin toplumsal karşılığının yaratılması, bu talebi ete kemiğe büründürecek imkân ve koşulların oluşturulması için demokratik siyaset alanında elimizden gelen her şeyi yapacağız” diye belirtti.

    “TOPLUMSAL KESİMLERİN GELECEĞİNİ CEHENNEME CEVİRMİŞ DURUMDALAR”

    İktidarın toplumsal barış talebine kulaklarını kapatmış ve bu toplumsal kesimlerin geleceğini cehenneme çevirmiş durumda olduğunu belirten Aydoğdu şunları kaydetti:

    “Ülkemizde, Kobane, Gezi, Madımak, Soma, Cumartesi Anneleri, Suruç, KHK’lılar, Akbelen, İliç, Şenyaşar ve Çakır Aileleri, Çorlu tren faciasında yakınlarını kaybeden aileler, 10 Ekim Aileleri, cinsel kimlik ve yönelimi farklı olanlar, toplumsal barış adına adalet arıyorlar!
    Kendilerini diğer insanlardan üstün tutan, yeryüzünü özel mülkiyetleri olarak gören, ahiretini kaybetmiş AKP-MHP iktidar bloğu, Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, Yezidilerin, Süryanilerin, Sünnilerin, Romanların, Lazların, Rumların Ermenilerin, Pomakların, Çerkeslerin, emeklilerin, depremzedelerin, çocukların, doğanın, hayvanların, kadınların, gençlerin, işçilerin, öğrencilerin, işsizlerin, öğretmenlerin, engellilerin, yoksulların, çiftçilerin, yani cümle âlemin toplumsal barış talebine kulaklarını kapatmış ve bu toplumsal kesimlerin geleceğini cehenneme cevirmiş durumdalar!
    Bizler, silahların sustuğu, komşularıyla barış ve dostluk içinde yaşayan bir ülke istiyoruz. Sınırları içinde yaşayan farklı inançların, kültürlerin, kimliklerin barış içinde kardeşçe yaşayabildiği bir ülke istiyoruz.”

    “BARIŞ UMUDUNU BÜYÜTMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Mehmet Aydoğdu, Ankara Emek ve Demokrasi Güçlerinin barış için taleplerini sıraladı:

    -Türkiye’nin emperyalist savaş siyasetinin parçası olmasına son verilsin.
    – NATO’dan çıkılsın, askeri üsler kapatılsın.
    -Savaş maliyetleri halkın sırtına yüklenemez. Halkın kaynakları savaşa değil kamusal hizmetlere ayrılsın.
    -Kürt halkına yönelik savaş politikalarına son verilsin.
    – İsrail ile olan tüm ilişkiler kesilsin.
    -Ülkemizi Avrupa’nın göçmen deposu haline getiren politikalara ve göçmen düşmanlığına son verilsin.
    -Silahın ve şiddetin yarattığı korkuya karşı, barışın umuduna ihtiyacımız var. Eşitlikten, özgürlükten, adaletten yana tüm insanları, barış umudunu büyütmeye çağırıyoruz.

    “SUSMUYORUZ, KORKMUYORUZ, İTAAT ETMİYORUZ”

    Açıklama metni Kürkçe olarak da okunduktan sonra Ankara Kadın Platformu adına İlke Kumar Taşlıoğlu açıklama metnini okudu.

    Taşlıoğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Dünya’da ve Türkiye’de bitmek bilmeyen kar hırsı ve baskıcı devlet politikaları her gün savaşı ve savaşın getirdiği yıkımı büyütmeye devam ediyor. Orta Doğu’dan Rusya, Ukrayna’ya, Filistin’e kadar derinleşmiş savaş bugün en çok kadınları ve çocukları öldürüyor. Öldürmekle kalmıyor yoksulluk ve açlıkla korkunç bir sefaletin içine halklar kendi elleriyle itiliyor. Savaşa bütçe ayıran ve savaşın çığırtkanlığını yapan devletin tek derdi daha fazla ölüm, daha fazla kar, daha fazla rant. Şavaşa hayır diyoruz. Barışı hemen şimdi istiyoruz.
    Güçsüzleştirdiği yerden kendine güç kazandığını sananlar bilsinler ki biz kadınlar daima özgürlüğü ve barışı yeşerteceğiz. Susmuyoruz, korkmuyoruz itaat etmiyoruz. Kaybolan çocukların, köleleştirilen kadınların hesabını soracak ve hepsi için özgür dünyayı yaratacağız. Güçlü ordu güçlü Türkiye diye slogan atanlara gücün tecavüz, taciz, kan dökmek, yok etmek gibi savaş suçları işleyerek elde edilemeyeceğini yine biz kadınlar öğreteceğiz. Kadınlar olarak biliyoruz ki gücümüzü kız kardeşliğimizden, verdiğimiz özgürlük ve eşitlik mücadelemizden alıyoruz.”

    “BARIŞ TALEBİ SİZİ BU KADAR KORKUTMASIN”

    DEM Parti Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü ise şunları söyledi:

    “Zindanlarda rehin tutulan tüm yoldaşlarımıza selam göndermek istiyorum. Barış mücadelesi halklarının kardeşliği için verilmiş en önemli mücadeledir. Savaş çığlıkları atanlara karşı barışın sesi her zaman daha yüksek olacaktır. Her tarafımızı barikatlar ile sarmışlar, barış talebi sizi bu kadar korkutmasın.”

    PİRHA/ANKARA

  • Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü

    Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü

    PİRHA- Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü. BM, 21 Eylül’ü Dünya Barış Günü ilan etse de Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler barış içinde bir dünya mücadelesi görevini hatırlatmak amacıyla, Almanya’nın Polonya’yı işgal ederek 2. Dünya Savaşı’nı başlattığı tarih olan 1 Eylül’ü, ‘Dünya Barış Günü’ ilan edip kutladı.

    1 Eylül 1939’da, Nazilerin Polonya’yı işgali ile başlayan II. Dünya Savaşı’nda milyonlarca insan hayatını kaybetti.

    Nazilerin bu tarihte Polonya’yı işgal etmesiyle yeni bir dünya savaşı başladı. 30’dan fazla ülkeden gelen 100 milyondan fazla personelin doğrudan katıldığı bu savaş sonucunda 70 milyondan fazla insan hayatını kaybetti. İnsanlık tarihinin en kanlı savaşlarından biri olarak tarihe geçen bu savaşta, nükleer ve kimyasal silahlar ile birlikte atom bombası da kullanıldı.

    Altı yıl süren savaş sırasında milyonlarca insan hayatını kaybetti, sakat kaldı, açlık ve yoksulluk içerisinde yaşamak zorunda kalırken, bombalanan kentler haritadan silindi. İnsanlığa büyük acılar yaşatan bu savaşların bir daha yaşanmaması için Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 1981 yılında Eylül ayının üçüncü salı gününü “Dünya Barış Günü” olarak ilan etti. 2001 yılına gelindiğinde bu tarih, 21 Eylül olarak belirlendi.

    BM, 21 Eylül’ü Dünya Barış Günü ilan etse de Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler barış içinde bir dünya mücadelesi görevini hatırlatmak amacıyla Almanya’nın Polonya’yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı’nı başlattığı tarih olan 1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” olarak ilan edip kutladı.

    Üzerinden 85 yıl geçmiş olmasına rağmen, bugün de başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın bir çok yerinde savaşlar ve soykırıma varan saldırılar devam ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin’de barışçıl politikalar için iktidara çağrı – VİDEO

    Mersin’de barışçıl politikalar için iktidara çağrı – VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, topluma dayatılan tekçilik, ırkçılık, milliyetçilik, ötekileştirme ve nefret dilinin son bulması için iktidara çağrıda bulundu. Barış savunucuları, “İktidar insan haklarına dayalı barışçıl politikaları uygulamalı ve Türkiye’nin toplumsal barışına uyguladığı tecrit politikasından vazgeçmeli” dedi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Özgecan Aslan Barış Meydanında bir araya gelerek eylem yaptı.
    “Barışa ses ver yaşama güç ver” yazılı pankartın açıldığı açıklamaya Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, platform bileşenleri ve çok sayıda hak savunucusu katıldı.

    “DEVLETİN ÇÖZÜMSÜZ TAVRI SAVAŞ ORTAMINI DOĞURUYOR”

    Platform adına açıklamayı okuyan İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, dünyanın birçok yerinde yaşanan savaşlara değindi.
    Türkiye’de de siyasal iktidarın barışçıl politikalara karşı çözümsüzlük tavrını sürdürdüğünü belirten İnci, “Devletin sürekli öne sürdüğü çatışma, çözümsüzlük ve savaş ortamı toplum üzerindeki baskıyı da beraberinde getiriyor. Örgütlenme özgürlüğü ve ifade özgürlüğü büyük baskı altında. İnsanlar sadece fikirlerini açıkladıkları için yargı eliyle büyük cezalar alıyor ve tutuklanıp hapishanelere konuluyor. Örgütlenme özgürlüğü hiçbir dönemde olmadığı kadar ihlal ediliyor. Kürt sivil siyasetçiler, insan hakları savunucuları, gazeteciler, sanatçılar birçok insan sadece devletten farklı düşündükleri için hapishanelerde tutuluyor veya ülkeyi terk etmek zorunda kalıyorlar” diye konuştu.

    “BARIŞ İÇİN MÜCADELEMİZ SÜRECEK”
    Siyasi partilerin ve iktidarın kullandığı şiddet diline de dikkat çeken İnci, “Bu söylemler, başta kadınlar, LGBTİ+lar, sığınmacılar olmak üzere ötekileştirilen gruplara şiddet olarak geri dönmektedir. Ayrımcı uygulamalar ile şiddet politikalarının ürettiği sınırsız-sayısız ihlal gerçeğinin çözümü ve tek seçeneği barışa dayalı politikalardır” dedi.

    İnci, topluma dayatılan ötekileştirme ve nefret dilinin son bulması için barışçıl politikaları uygulanması gerektiğinin altını çizerek, barış mücadelesini sürdüreceklerini ifade etti.

    Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca da, savaş politikaların sonucu olarak artan bir şiddete ve ölümlere dikkat çekerek, barış mücadelesini sonuna kadar sürdüreceklerini ifade etti.

    Açıklamanın ardından denize karanfiller bırakıldı.

    MERSİN/ PİRHA

  • İHD’den Dersim’de açıklama: Savaşların tek sebebi hak ve özgürlüklerin tanınmayışıdır-VİDEO

    İHD’den Dersim’de açıklama: Savaşların tek sebebi hak ve özgürlüklerin tanınmayışıdır-VİDEO

    PİRHA-1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla İHD Dersim Şubesi bir basın açıklaması yaptı. Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu’nun da katıldığı açıklamada, savaşların sebebinin hak ve özgürlüklerin tanınmayışı olduğu belirtilerek, barışın önemine vurgu yapıldı.

    1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla İHD Dersim Şubesi bir basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da katıldı.

    “BARIŞ İSTEĞİMİZİ YÜKSEK SESLE DİLE GETİRİYORUZ”

    Açıklamayı okuyan İHD Dersim yöneticilerinden Hüseyin Yaşar Sezgin, İnsan Hakları Derneği olarak benimsedikleri temel yaklaşımın, barışın, insan hakları ve özgürlüklere dayalı olduğunu belirterek, “İnsan Hakları Derneği olarak benimsediğimiz temel yaklaşım, barışın, insan hakları ve özgürlüklere dayalı oluşudur. İnsanlar arasındaki her türden eşitsizlikler, hakların ve özgürlüklerin tanınmayışı, savaşların ve çatışmaların temel sebebidir. Bu nedenle İHD olarak her şart altında ve dünyanın neresinde olursa olsun barışın, haklara ve özgürlüklere dayalı olarak sağlanabileceği düşüncesindeyiz” dedi.

    Dünyanın birçok yerinde bölgesel ve yerel savaşlar ile çatışmaların devam ettiğini belirten Sezgin, “Rusya’nın Ukrayna işgali ile devam eden savaş büyük acılar üretmeye, Libya ve Suriye iç savaşı yüzbinlerce insanın yerinden edilmesine, Türkiye’nin Kürt Meselesini aşırı güvenlikçi politikalarla çözme ısrarı her yıl yüzlerce insanın yaşamını yitirmesine neden olmaktadır. İnsan hakları savunucuları olarak 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle bir kez daha barış isteğimizi yüksek sesle dile getiriyoruz. Topluma dayatılan tekçilik, ırkçılık, milliyetçilik, ötekileştirmenin ve nefret dilinin son bulması için iktidarı insan haklarına dayalı barışçıl politikaları uygulamaya ve Türkiye’nin toplumsal barışına uyguladığı tecrit politikasından vazgeçmeye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “DÜNYADA VE ORTADOĞU’DA SAVAŞLAR DEVAM EDİYOR” 

    Daha sonra konuşan Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise, Dünya Barış Günü’nün ilan edilişinin 85. yılında tüm dünyada, özellikle Ortadoğu’da savaşların devam ettiğini belirterek, “Savaş ve çatışmalı ortamlar, bütün toplumsal kesimlerin zararına sonuçlara yol açıyor. Ama emperyalist ülkeler, sermaye ve silah tüccarlığı üzerinden, kutuplaştırıcı, düşmanlaştırıcı, halkları karşı karşıya getiren siyaset biçimlerine devam ediyorlar. Bugün Türkiye ve Kürdistan’da da savaş ortamı devam ediyor. Kürt Sorunu çözülmeden Türkiye’de demokratik bir ortamın oluşması mümkün değil” dedi.

    Barışın, mücadelesi en güçlü sürdürülecek bir içeriğe sahip olduğunu ifade eden Kordu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz Türkiye’de hakikatlerle yüzleşme gerçekleşmeden, toplumsal kesimlerin eşit ve demokratik bir yaşama erişebileceğine inanmıyoruz ve bunun mücadelesini de sürdürüyoruz. Savaş, kadınlar için taciz, tecavüz demek, toplumlar için göç, sefalet, ayrımcılığa uğramak ve eşitsiz yaşamak demektir.”

    PİRHA/DERSİM

  • Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü

    Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü

    PİRHA- BM, 21 Eylül’ü Dünya Barış Günü ilan etse de Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler barış içinde bir dünya mücadelesi görevini hatırlatmak amacıyla, Almanya’nın Polonya’yı işgal ederek 2. Dünya Savaşı’nı başlattığı tarih olan 1 Eylül’ü, ‘Dünya Barış Günü’ ilan edip kutladı.

    Türkiye’de 1 Eylül tarihinde kutlanan Dünya Barış Günü’nün gerekçeleri, 2. Dünya Savaşı’nın başlangıç tarihi olan 1 Eylül 1939’a kadar uzanıyor.

    Nazilerin bu tarihte Polonya’yı işgal etmesiyle yeni bir dünya savaşı başladı. 30’dan fazla ülkeden gelen 100 milyondan fazla personelin doğrudan katıldığı bu savaş sonucunda 70 milyondan fazla insan hayatını kaybetti. İnsanlık tarihinin en kanlı savaşlarından biri olarak tarihe geçen bu savaşta, nükleer ve kimyasal silahlar ile birlikte atom bombası da kullanıldı.

    Altı yıl süren savaş sırasında milyonlarca insan hayatını kaybetti, sakat kaldı, açlık ve yoksulluk içerisinde yaşamak zorunda kalırken, bombalanan kentler haritadan silindi. İnsanlığa büyük acılar yaşatan bu savaşların bir daha yaşanmaması için Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 1981 yılında Eylül ayının üçüncü salı gününü “Dünya Barış Günü” olarak ilan etti. 2001 yılına gelindiğinde bu tarih, 21 Eylül olarak belirlendi.

    BM, 21 Eylül’ü Dünya Barış Günü ilan etse de Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler barış içinde bir dünya mücadelesi görevini hatırlatmak amacıyla Almanya’nın Polonya’yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı’nı başlattığı tarih olan 1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” olarak ilan edip kutladı.

    Dünyada ve Türkiye’de bugün pek çok yerde alanlara çıkılarak barış talepleri yükseltilecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Av. İbrahim Sinemillioğlu: Eşit yurttaşlık temeline dayalı barış sağlanmalı

    Av. İbrahim Sinemillioğlu: Eşit yurttaşlık temeline dayalı barış sağlanmalı

    PİRHA- Avukat İbrahim Sinemillioğlu, 1 Eylül Dünya Barış Günü yaklaşırken, Türkiye’deki mevcut siyasi duruma, barışın neden sağlanamadığına ve barışı kurmak için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine ilişkin konuştu. Sinemillioğlu, “Bu ülkedeki en büyük bölücü iktidarlardır. Muhalefet cesur davranıp eşit yurttaşlık temeline dayalı bir barış getirme sözünü vermeyince bu ayrımcı, ötekileştirici, nefret söylemleri devam edecektir” dedi.

    İnsanlık tarihinin en kanlı savaşlarından biri olan İkinci Dünya Savaşı nedeniyle milyonlarca insan katledildi, soykırıma uğradı ve yok edildi. Bu acıların bir daha yaşanmaması için Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1 Eylül tarihi 1981 yılında Dünya Barış Günü olarak ilan edildi.

    Avukat İbrahim Sinemillioğlu, 1 Eylül Dünya Barış Günü yaklaşırken Türkiye’deki mevcut siyasi duruma, barışın neden sağlanamadığına ve barışı kurmak için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “BİR KİMLİĞİN DIŞINDAKİ DİĞER KESİMLER EŞİT GÖRÜLMÜYORSA, ORADA BARIŞ YAPILMAZ”

    Sinemillioğlu, bu ülkeye barışın gelebilmesi için öncelikle kendini bu ülkenin tek sahibi sayan Sünni-Türk kesimin, kendilerinden binlerce yıl öncesinden bu yana bu topraklarda yaşayan Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin ve Alevilerin kendileri ile eşit olduklarını kabul etmeleri gerektiğini ifade etti.

    Bir kimsenin kendini ülkenin gerçek sahibi sayıp diğer kesimleri bu ülkenin yabancıları olarak görüyorsa, o insanla barış yapılamayacağını söyleyen Sinemillioğlu, “Bir kimse kendi kimliğinin dışındaki diğer kesimlerin bu ülkenin, bu devletin ekmeğini yediğini söylüyorsa, o insanla barış yapamazsınız. Kendilerinden başka diğer kesimlere bu devletin ekmeğini yiyorsun diyorlar ya, hayır ben devletin ekmeğini yemiyorum. Bir vatandaş olarak Kürt, Ermeni, Süryani, Alevi olarak ben üretiyorum, ben yaratıyorum, ben emek veriyorum ve ben bu devleti besliyorum. Benim paramla Diyanet İşleri Başkanı Mercedes’e biniyor, benim paramla Cumhurbaşkanı 13-14 tane uçak alabiliyor, benim paramla milyonlar açlıkla cebelleşirken bir kısım insana 5-6 maaş birden veriliyor. Her şeyden önce bu kesimin empati yapması lazım ve kendilerinin de diğer insanlardan bir farkının olmadığını, en az onların da kendileri kadar bu ülkenin gerçek yurttaşları olduklarına inanmaları gerekir. Bu inancı sağlayamadığımız müddetçe biz bu ülkeye barış getiremeyiz” diye konuştu.

    “DİYANET GİBİ UCUBE BİR KURUM YAŞAM BİÇİMİMİZ HAKKINDA FETVA VERİYOR”

    Barış dilinin sağlanması için öncelikle muhalefetin oluşturduğu iki ittifakın da ortak bir dil oluşturması, eşitlik ilkesini tavizsiz savunması ve bunu uygulaması gerektiğini vurgulayan Sinemillioğlu, sözlerine şöyle devam etti:

    “Başını CHP’nin çektiği 6’lı masanın içerisinde bir kesim bu ülkede Kürtlerin, Alevilerin eşit olduğunu düşünmüyor. Bir kere bu ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir ucube kurum var. Bu kurum laikliğe kesinlikle aykırı. Başka ülkelerde de din işleri ile uğraşan daireler var. Bu daireler o ülkede din hizmetlerinin yerine getirilmesinde yolsuzlukların önlenmesi ve evrensel hukuka, evrensel ahlaka aykırı işlemlerin yapılmasını engellemek için varlar. Oradaki dini kuruluşlar kutsal kuruluşlar değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı 657 sayılı devlet memuru kanununa tabi bir kurumdur. Ama bakıyorsunuz yaşam biçimimiz hakkında fetvalar veriyor.

    “ÖNCELİKLE MUHALEFETİN BARIŞI İÇSELLEŞTİRMESİ LAZIM”

    Okullarda durum çok daha kötü. İmam hatip okullarına özel statü tanıyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesinin en az %20’si imam hatip okullarına ayrılıyor. En çok bütçe onlara ayrılıyor ama üniversite sınavını kazananlara bakıyorsunuz en az puanı alanlar imam hatip mezunları oluyor. Bunlar TÜİK rakamlarında mevcut. Onun verdiği rakamlar da ne kadar güvenilir o da tartışılır. Barış dilinin kurulması için öncelikle kendini muhalefet olarak lanse eden ve ‘demokrasiye inanıyoruz’ diyenlerin Kürtlere, Alevilere karşı yapılan ayrımcılıklara ve savaşa karşı olması gerekiyor. Bugün Suriye’de haksız bir savaş yürütülüyor. Türk ordusunun Suriye’de ne işi var? Ancak bu savaşa CHP’nin başını çektiği 6’lı masadakiler onay veriyor. O nedenle öncelikle muhalefetin barışı içselleştirmesi lazım.”

    “BEN NEDEN BİR CAMİ İÇİN PARA VERİYORUM?”

    Muhalefetin barışçıl bir dil kullanmada cesaret göstermesi gerektiğini belirten Sinemillioğlu, “CHP’nin başını çektiği 6’lı masadan biri çıkıp en azından Diyanet’i bağımsız hale getirelim diyemez. Bu kurumu cemaatlerin eline bırakalım diyemez. Hanefiler Hanifi cemaatleri, örgütleri, Şafiler kendi cemaatlerini diğer dinden ve mezhepten olan kesimler kendi cemaatlerini, örgütlerini kursunlar ve kendileri idare etsinler, diyemez. Bir kurum kurulacaksa eğer bu kurum bütün dinlere, mezheplere mensup cemaatleri, örgütleri yolsuzluklar, hukuk dışı uygulamalar yapmasınlar diye denetlemeli. Bu amaç için kurulmalı. Biri o masadan çıkıp bunu dese o masa 5 dakikada dağılır. Muhalefette maalesef böyle bir söylemde bulunma cesareti yok. Bunu vaktiyle HDP dile getirmişti. Ona da bir sürü laf ettiler. Aleviler cemevinin parasını veriyorsa, Süryaniler kilisenin parasını veriyorsa, caminin parasını da o inanca mensup kişiler versin. Ben neden bir cami için para veriyorum?

    “BARIŞ DİLİNİN SAĞLANMASI İÇİN HER TÜRLÜ AHLAKSIZLIĞA KARŞI AYNA TUTULMASI GEREKİR”

    Türkiye’de şu anda yüz binin üzerinde cami var. Ben şu an Maraş Elbistan’dayım. Buranın bazı köylerinde sadece 5-6 tane hane var ve cami var. Ama buralarda okul yok, sağlık ocağı yok. Devlet bu camilere para veriyor ama bir öğretmene, bir okula para ayırmıyor. Barış dilinin sağlanması için kurumların ve muhalefetin küfre, hakarete, zorbalığa, her türlü ahlaksızlığa karşı ayna tutması gerekir. Tüm insanlara eşit yaklaşılmalı” dedi.

    “MUHALEFET SAVAŞ POLİTİKALARINA KARŞI AÇIK VE NET BİR TAVIR ORTAYA KOYMALI”

    AKP iktidarının savaş politikalarına ve söylemlerine de değinen Sinemillioğlu, şunları kaydetti:

    “Bu iktidar şu anda Suriye’de teröristler olduğunu söylüyor. Bunu neye dayanarak söylüyor, kime terörist diyor belli değil. Daha düne kadar Salih Müslim ile kankaydılar. Ancak anlaşamayınca Salih Müslim terörist oldu. Eğer Salih Müslim iktidarın dediklerini kabul etseydi şimdi Suriye’de at koşturuyor olacaktı. İktidar Suriye’de, Irak’ta her gün bir yerleri bombalıyor, insanları öldürüyor. Muhalefet çıkıp da bunlara dair tek kelime etmiyor. Türkiye’nin askerleri de gidip orada can veriyorlar. Yazık değil mi bu insanlara? Muhalefet bunlara karşı açık ve net bir tavır ortaya koymalı. Şimdiki iktidar ya da yarın seçimlerden sonra iktidara gelecek parti Esat’la oturup konuştuğunda ne diyecek? Kürtleri ekarte edelim, biz keyfimize bakalım mı diyecek. Suriye’de şu anda anayasa çalışmaları var ve bu çalışmalarla Kürtlere bir statü verilmesi öngörülüyor. Ancak Türkiye bunu kabul etmiyor. Suriye kabul ediyor, Türkiye olmaz diyor. Bu anayasa çerçevesinde ‘Suriye’ye barışın getirilmesi konusunda biz elimizden geleni yaparız’ demiyorlar. Türkiye Devleti, Suriye’nin kuzeyinde bulunan Kürtleri yerlerinden edip oraya Arapları yerleştirmek istiyor. Afrin’de yaptığı gibi. Oradaki nüfus dengesini altüst etmek istiyorlar ancak buna tüm dünya karşı çıkıyor. 6’lı masadakilerden en demokratı bile çıkıp ‘bu insanları yerlerinden edemeyiz’ diyemiyor. Hepsi dış politikada devletimizin yanında olacağız diyor.”

    “MUHALEFET CESUR DAVRANMALI”

    Avukat Sinemillioğlu, “HDP’nin başını çektiği ittifakta bile kendine solcuyum diyen Türkiye’deki toplamlarının binde biri geçmediği aydınlar grubu, Kürt sorununu dile getirmekten çekiniyorlar, Alevi sorununu dile getirmekten çekiniyorlar. Ülkenin bölünmez bütünlüğünden bahsediyorlar. Bu ülkede bölücülüğün başını çekenler iktidardakilerdir. İktidardakiler Türkiye’nin bölünmesi konusunda çalışmalar içerisindeler. Muhalefet cesur davranıp eşit yurttaşlık temeline dayalı bir barış getirme sözünü vermeyince bu ayrımcı, ötekileştirici, nefret söylemleri devam edecektir. Çünkü seçimi kazanmanın en güzel yolu hamasi nutuklarla, savaşlarla kitleleri arkasından sürüklemektir” ifadelerini kullandı.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingi yasağı: Siyasi kararları protesto ediyoruz-VİDEO

    1 Eylül Dünya Barış Günü mitingi yasağı: Siyasi kararları protesto ediyoruz-VİDEO

    PİRHA-İçişleri Bakanlığı’nın, 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingini yasaklamasını protesto eden İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, Bakırköy’de basın açıklaması düzenledi. “Bu antidemokratik uygulama bir siyasi karardır. Barışseverlere karşı alınmış karardır” denilen açıklamada, Taksim Tünel’de yapılacak buluşmaya çağrı yapıldı. 

    İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri’nin, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Bakırköy Pazar Alanı’nda 5 Eylül’de yapmayı planladıkları miting İçişleri Bakanlığı tarafından yasaklandı. Yasak kararını protesto etmek için Bakırköy İncirli’de bir araya gelen tertip komitesi, basın açıklaması düzenledi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekilleri Oya Ersoy, Züleyha Gülüm, Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Batman Milletvekili Necdet İpekyüz‘ün de yer aldığı açıklamayı tertip komitesi adına Cemalettin Yüksel yaptı.

    “BARIŞSEVERLERE KARŞI ALINMIŞ BİR KARARDIR”

    Pandemi koşullarını gözeterek, miting yapmayı planladıklarını ifade eden Yüksek, “5 Eylül’de Dünya Barış Günü’nü Bakırköy Pazar Alanında kutlamak istedik. Pazar gününü seçmemizin nedeni pandemi koşullarında İstanbul halkının yararına olan bir eylemi gözettik. Ancak İçişleri Bakanlığı yasağı ile karşı karşıya kaldık. Bu antidemokratik uygulama bir siyasi karardır. Barışseverlere karşı alınmış karardır. Bugünden itibaren alanda yapacağımız basın açıklaması ile ilgili yer tartışmasına tertip komitesi olarak girmiyoruz. Bu siyasi kararları kınıyor ve protesto ediyoruz. Barış güçlerinin bu akşam Taksim Tünel’de yapacağı basın açıklamasına katılım sağlayacağız” diye konuştu.

    İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü mitinginin yasaklanmasını, Taksim Tünel Meydanı’nda saat 17.00’de kitlesel olarak protesto edecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ankara’da Gar önünde izin verilmeyen barış açıklaması KESK önünde yapıldı-VİDEO

    Ankara’da Gar önünde izin verilmeyen barış açıklaması KESK önünde yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Ankara Emek ve demokrasi güçlerinin Gar önünde yapmak istediği açıklama polis tarafından engellendi. Polisin kitleye saldırması üzerine KESK Genel Merkezi önüne gidilerek burada açıklama yapıldı. Açıklamada, “Barış karşıtı politikalara karşı omuz omuzayız” denildi. 

    1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısı ile Ankara Emek ve demokrasi güçlerinin Gar önündeki Anıt meydanında yapacağı açıklamaya polis saldırdı. Bunun üzerine kitle KESK Genel Merkezi önünde bir araya gelerek bir basın açıklaması yaptı.

    “BARIŞ İÇİN MÜCADELE ETMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Bütün dünyayı ve özellikle de yaşadığımız coğrafyayı kasıp kavuran savaşlara, çatışmalara. zorunlu göç ve yerinden etmelere, gittikçe yükselen ırkçılığa, ekolojik yıkıma, hapishanelerdeki siyasi tutsaklara uygulanan baskı ve tecrite, içeride – dışarıda her türlü antidemokratik ve barış karşıtı politikalara karşı 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde yine alanlarda, omuz omuzayız.
    Faşizmin yükselişe geçtiği, siyasi iktidarın politikalarının ayrımcılığı, nefret söylemini ve linç kültürünü her geçen gün daha fazla beslediği bir coğrafyada elbette barışı savunuyoruz, savunacağız. Çünkü barış, eşit ve özgür bir dünya için mücadele alanıdır. İnsanların etnik kimliğinden, ırkından, cinsiyetinden, cinsel yöneliminden, dilinden, dininden, mezhebinden, inancından, inançsızlığından dolayı ayrımcılığa uğramamasıdır barış. Doğanın rant uğruna talan edilmediği, tüm türlerin yaşam hakkının korunduğu bir yaşamdır barış. Kapitalizmiz talan politikalarına, faşizme karşı mücadele alanıdır banış. Eşit ve özgür bir yaşam isteyenlerin tutsak edilmedikleri bir dünyadır barış. Savaşa karşı barışı, ırkçılığa karşı eşitliği, ataerkiye karşı toplumsal cinsiyet eşitliğini savunuyoruz, savunacağız! Dünden bugüne talan düzenine biat etmedik, etmeyeceğiz! Onurlu bir barış için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz!”

    NE OLDU?

    Tandoğan Meydan’ında saat 17.00’de yapılacak eylemin başvurusu Valilik tarafından 1 Eylül’e birkaç gün kala reddedildi ve eylemin saat 15.00’te yapılması istendi. Mesai saatinde katılımın az olacağı sebebiyle Valiliğin teklifi kabul edilmedi.

    Emek ve demokrasi güçleri, yaşananlar üzerine Ankara Garı önüne çağrı yaptı. Ancak garın çevresi ve gara giden yollarda yaya geçişini kapatan polis, kitlenin toplanmasına izin vermedi. Eylem için gara gitmek isteyenleri opera binası önünde durduran çevik kuvvet ekipleri, geçişleri engelledi.

    PİRHA/ ANKARA

  • Buldan: Barışın kendisi bir yoldur

    Buldan: Barışın kendisi bir yoldur

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, iktidarın ülkeyi savaşlara sürüklediğini belirterek, çözüm için tecridin acilen kaldırılması gerektiğini vurguladı.

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Van’da “Barış Yaşatır” şiarıyla düzenlediği miting, binlerce kişinin halayları eşliğinde sürüyor. Sanatçı Murat Demir’in seslendirdiği şarkıların ardından HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan halk seslendi.

    Buldan’ın açıklamaları şöyle:
    “Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü, halklara kutlu olsun. Sevgili halkımız, değerli Van halkı, hepinizin 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü yürekten kutluyorum. 1 Eylül’ün bu ülkede barış adına atılacak bütün adımlara vesile olmasını yürekten temenni ediyorum. Barışa susamış bu topraklarda, kalbi yüreği, beyni, barışla vuran, barışla yüreği atan milyonların 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü, HDP olarak kutluyoruz. Türkiye ve Ortadoğu halklarının ihtiyaç duyduğu bir zamanda, barışa ne kadar özlem duyduğumuz zamandan geçiyoruz. Evet, barış sadece bir isim olarak barış değil. Elbette barış adalettir, özgürlüktür, emektir, alın teridir, aynı zamanda hakça yaşamdır. Gandhi’nin dediği gibi, barışa giden bir yol yoktur, barışın kendisi bir yoldur.
    Bu topraklarda büyük acıların yaşandığını, büyük bedellerin ödendiğini, barış için mücadele edildiğini, her zaman için barış adına, demokrasi adına, özgürlükler adına, büyük mücadeleler verildiğini biliyoruz ve tanıklık ediyoruz. Kaybettiğimiz canlarımız, yaşadığımız yıkımların bir nedeni var. Halkımızın tercih etmediği, onay vermediği savaş politikalarıdır. Ülkemiz son 6 yıldır bu savaş politikalarına prim veren, savaş politikalarının birebir içerisinde olan, halkımızı bu politikalarla ekonomik krizin, sosyal krizlerin, siyasi krizlerin içerisine sürükleyen bir hale getiren bir iktidar var karşımızda. O da AKP ve MHP iktidarıdır.
    “ÜLKEYİ YÖNETENLER ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ TERCİH ETTİLER”
    Çözüm ve barış olmadığı için Türkiye’nin her gün başka bir yere savrulduğu bir zamandan geçiyoruz. Oysa biliyoruz, tanıklık ettik, gördük ve yaşadık: 2013 yılı hepimizin hafızasında, yüreğinde önemli bir tarih. 2013’te başlayan diyalog ve müzakere süreci, görülme süreci, Türkiye ve Ortadoğu’nun kaderinin tarihi olarak değiştirecek olan bir adımdır. Bunu bizler Türkiye halkları olarak önemle takip ettik, üzerinde durduk. Sadece barış ve müzakere süreci değil, onun arkasında atılan adımlar da vardı. 28 Şubat’ta Dolmabahçe’de okunan mutabakat metni, bu ülkenin barışa adım adım gitmesi için atılan adımlardan bir tanesiydi, o da kıymetli bir adımdır. Ancak bu ülkeyi yönetenler çözüm yerine çözümsüzlüğü tercih ettiler, savaş politikalarını tercih ettiler, halkların ortak geleceğine darbe yaptılar. Bunu yaparken tecridi derinleştirdiler, Türkiye halklarına barışı unutturmaya çalıştılar. Türkiye halkları 2013 yılında barışın geleceğini özlemle bekliyordu, o iklim Türkiye’ye yayılmıştı.

    Çözüm ve barış olmadığı için Türkiye’nin her gün başka bir yere savrulduğu bir zamandan geçiyoruz. Oysa biliyoruz, tanıklık ettik, gördük ve yaşadık: 2013 yılı hepimizin hafızasında, yüreğinde önemli bir tarih. 2013’te başlayan diyalog ve müzakere süreci, görülme süreci, Türkiye ve Ortadoğu’nun kaderinin tarihi olarak değiştirecek olan bir adımdır. Bunu bizler Türkiye halkları olarak önemle takip ettik, üzerinde durduk. Sadece barış ve müzakere süreci değil, onun arkasında atılan adımlar da vardı. 28 Şubat’ta Dolmabahçe’de okunan mutabakat metni, bu ülkenin barışa adım adım gitmesi için atılan adımlardan bir tanesiydi, o da kıymetli bir adımdır. Ancak bu ülkeyi yönetenler çözüm yerine çözümsüzlüğü tercih ettiler, savaş politikalarını tercih ettiler, halkların ortak geleceğine darbe yaptılar. Bunu yaparken tecridi derinleştirdiler, Türkiye halklarına barışı unutturmaya çalıştılar. Türkiye halkları 2013 yılında barışın geleceğini özlemle bekliyordu, o iklim Türkiye’ye yayılmıştı.”

    “ATIK SAVAŞLARIN İÇİNE SÜRÜKLENEN BİR TÜRKİYE VAR”

    İktidarın inkar ve asimilasyon politikalarında ısrar etmesinin ülkeye hiçbir şey kazandırmadığını aksine bir yüzyıl daha geriye gitmesine yol açtığını belirten Buldan şöyle devam etti: “Ortadoğu’da yaşanan tüm savaşların içine bu iktidar Türkiye’yi soktu. Atık savaşların içerisine sürüklenen bir Türkiye var. Bu savaşın maliyetini ekonomik ve sosyal olarak Türkiye halkları her gün ödemek zorunda kaldı. Kürt sorunuyla yüzleşemeyen bir ülke mafyanın, çetelerin, krizlerin ve bunların oluşturduğu düzenlere teslim oldu. Kürt sorunun çözümü için diyalog, müzakere, tecridin kalkması acil ve elzemdir. Çünkü çözümün olmadığı bir ülkede demokrasi olmaz, adalet, refah, istikrar ve güvenli bir yaşam asla olamaz. Bugün en önemli meselemiz tabi ki barıştır. Bir kez daha barışa ne kadar ihtiyaç duyulduğunu tartışmak istiyoruz. Çünkü artık yönetilemeyen bir ülke var. AKP-MHP’nin artık ülkeyi yönetemediğini iyi biliyoruz. Bu ülke artık yönetilemiyor. Bu ülkede: faşizm koşullarının olduğu, demokratik siyasete darbe yapıldığı bir ülke, açlığa, yoksulluğa, işsizliğe mahkum edilen milyonlar, geleceği çalınan gençler, her gün sokak ortasında katledilen kadınlar, çökertilen ekonomi, sömürülen alın teri, yakılan orman, kurutulan sular, nefret ve ırkçılık siyaseti var.  İnsanların artık kardeşçe bir arada yaşaması olanak bulmayan bir ortam yaratan iktidar var.”

    “İKTİDAR HERKESE DÜŞMAN”

    Barışı ancak acıları hissedenler, umudu da ancak cesareti olanların hissedebileceğini söyleyen Buldan, “Biz de milyonlarla birlikte bu cesareti; savaşa karşı barışı her alanda ısrarla savunmaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki bu ülkeyi yönetenler Kürtlere, kadınlara, Alevi’ye, Sünni’ye, Ermeni’ye, Süryani’ye düşman. İşte bunlara karşı mücadele edenler, yine barış ve demokrasi için mücadele veren arkadaşlarımız şuan cezaevlerinde. Bu arkadaşlarımız annelerimizi artık gözyaşı dökmesin, gencecik insanlar toprağa düşmesin diye mücadele ettiler ama cezaevine atıldılar.  Biz barış istiyor ve bunda ısrar ediyoruz. Ama barışın sağlanması için Kürt sorunun demokratik yöntemlerle çözülmesi gerekiyor. Barış sorunu sadece HDP’nin sorunu değil, olmamalıdır. Bu sorun vicdanı olan herkesin sorunudur. Kürt sorunun çözümsüzlüğü 83 milyona mağduriyet olarak geri dönmektedir. Kürt sorunun demokratik olarak çözülmesini haykırmanın zamanı gelmiştir” dedi.

    HDP’NİN DEKLARASYONU 27 EYLÜL’DE

    27 Eylül’de HDP’nin “İlkelerimiz” başlığıyla bir deklarasyon yayımlayacağını söyleyen Buldan, şunları kaydetti:

    “Bizler, siyasal ve toplumsal muhalefete, demokrasi güçlerine, vicdanlı olan herkese çağrıyı yapıyoruz. Kurulması gereken ittifak barış ittifakıdır. Herkes barış ittifakı üzerinde çalışmalı ve bu ittifakı hayata geçirmelidir. Türkiye’nin en acil ihtiyacı barıştır. Türkiye’nin barış ittifakını oluşturmak için çalışması gerekiyor. HDP olarak 27 Eylül’de ilkelerimizi açıklayacağız. Türkiye’nin tüm sorunlarının yanında Kürt sorunu ve diğer sorunların çözümüne dair ilkelerimizi Türkiye kamuoyuna açıklayacağız. Bu ilkeler açıklandıktan sonra Türkiye halkları HDP etrafında kenetlenecek, HDP büyüyüp genişleyecektir. Bu aşamadan sonra imha ve inkar siyasetine ‘hayır’ diyenler kendilerini belli edeceklerdir. HDP’nin Türkiye siyasetinde büyük bir umut olduğunu, çözüm gücü ve cesaret olduğunu bir kez daha göstereceğiz.”

    Buldan’ın açıklamalarının ardından Grup Abdal sahneye çıktı.

    (Mezopotamya Ajansı)

  • HDK’den savaşa, ırkçılığa karşı ortak mücadele çağrısı

    HDK’den savaşa, ırkçılığa karşı ortak mücadele çağrısı

    PİRHA- 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne ilişkin yazılı açıklama yapan HDK, savaşa, ırkçılığa ve faşizme karşı ortak mücadele ruhunu büyütme çağrısı yaptı. 

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Yürütme Kurulu, 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, savaşa, ırkçılığa ve faşizme karşı ortak mücadele ruhunu büyütme çağrısı yapıldı.
    Açıklamada, AKP-MHP iktidarının savaşı kışkırttığı belirtilerek, şunlar ifade edildi:

    “On yıllardır demokrasi ve özgürlük uğruna bedeller ödeyen Türkiye ve Kürdistan halkları, bugün de savaş, işgal, sömürü, rant ve talan siyasetinin kıskacı altında teslim alınmaya çalışılıyor. Yer yer örtülü yer yer açık bir şekilde seyreden bu iç savaş politikalarının temelinde, saray gladiosunun özel savaş anlayışı ve örgütlenmesi yatıyor. Aynı akıl, Kuzey ve Doğu Suriye’de ve Irak Kürt Bölgesinde Kürt halkının eşitlik ve özgürlük taleplerini bastırmak için işgal bölgeleri yaratmaktadır. Bu savaşa dayalı yayılmacı politika, Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta, Ege’de, Libya’da, Karabağ’da, Afrika içlerinde, Sudan, Somali ve Yemen’de emperyal heveslerle sürdürülmektedir. Doğal olarak AKP-MHP iktidarının, ülke içinde ve dışında ısrar ettiği savaş politikaları, yaşanan ağır ekonomik krizin de temel nedenidir.”

    Açıklamada, faşizmin dayattığı savaş karanlığına karşı halkların barış aydınlığını var kılmak için ortak mücadelenin kaçınılmaz olduğu vurgulanarak, tüm halklara örgütlü mücadeleyi ortaklaştırma çağrısı yapıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Diyarbakır’da 1 Eylül mitingine izin verilmedi, 4 Eylül’de kitlesel açıklama yapılacak

    Diyarbakır’da 1 Eylül mitingine izin verilmedi, 4 Eylül’de kitlesel açıklama yapılacak

    Diyarbakır’da 4 Eylül’de yapılması planlanan 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingine izin verilmedi. Aynı gün saat 16.00’da AZC Plaza önünde “Barışı haykırma zamanıdır” denilerek kitlesel bir açıklama yapılacak. 

    Diyarbakır’da 1 Eylül Dünya Barış Günü için Amed Emek ve Demokrasi Platformu tarafından 4 Eylül Cumartesi günü İstasyon Meydanı’nda miting yapılması planlanmıştı. Ancak Valilik başvuruya hafta sonu kentte yapılacak etkinlikleri gerekçe göstererek izin izin vermedi. 31 Ağustos’ta tebliğ edilen kararla ilgili “İsterseniz yarın yapabilirsiniz” denildi.

    Teknik olarak bunun mümkün olmadığını belirten tertip komitesi, konuyla ilgili Eğitim Sen 1 No’lu Şubede açıklama yaptı.

    Salonda Kürtçenin Kurmanci ve Kirmançki lehçelerinde “Şimdi barışı haykırma zamanıdır” pankartı açıldı. Basın metnini tertip komitesinden Arin Zümrüt okudu.

    BARIŞ GÜNÜ’NÜN ANLAM VE ÖNEMİ GÖZARDI EDİLİYOR

    Çatışmalı günlerin yaşandığı bölgede Dünya Barış Günü’nü kutlamanın daha anlamlı olduğunu ifade eden Zümrüt, “Bu nedenle kent bileşenlerinin oluşturduğu Demokrasi Platformu olarak 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü kutlamak için gerekli mercilere başvurduk. Ancak üzülerek görüyoruz ki bugünün anlam ve önemi hala bazı çevrelerce anlaşılmamakta ya da bilerek gözardı edilmektedir” dedi.

    BARIŞ MİTİNGİ NASIL BİR ZAFİYET OLUŞTURUYOR?

    “Mitingimiz kentte herhangi bir güvenlik açığı oluşturmayacak şekilde düzenlenebileceği halde iptal edilmiştir” diyen Zümrüt, iptal gerekçelerini ise şöyle aktardı:

    “Uluslararası Diyarbakır Zerzevan Gökyüzü Gözlem Etkinliği ve tabanda hiçbir karşılığı olmayan bir partinin düzenlediği kurultaya bağlı olarak kentte üst düzey devlet erkanının bulunması gerekçe gösterilmiştir.”

    Kararın 31 Ağustos’ta verilmesini de değerlendiren Zümrüt, “Biz böylesi bir kararın böylesi bir zamanda verilmesini mitingimizin önüne engel koymak için hazırlanan bir senaryo olarak kabul ediyoruz ve soruyoruz: Kentte üst düzey devlet erkânının bulunması ile barış mitinginin olması nasıl bir zafiyet oluşturuyor? Bürokratik gerekçeler bir mitinge müdahale etmek, iptal etmek için yeterli sebep midir” dedi.

    Kararın anayasa ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu dile getiren Zümrüt, “Eğer bir gösteri barışçıl ise müdahalenin bir gerekçesi olamaz” ifadesini kullandı.

    ACZ PLAZA ÖNÜNE ÇAĞRI  

    Emek ve Demokrasi Platformu ve kent bileşenleri olarak 4 Eylül günü barış çağrılarının olacağını aktaran Zümrüt, “Bu bizim demokratik yasal hakkımızdır. Bizler mitingin iptaline yönelik kararın doğru olmadığını, toplumun barışa olan özlem ve sesinin kısılmaması gerektiğini ifade etmek istiyoruz” dedi.

    Tertip komitesinden Mehmet Ceylan, da, “Her ne kadar miting yapmasak bile 4 Eylül günü saat 16:00’da AZC Plaza önünde ‘Barışı haykırma zamanıdır’ şiarıyla sesimizi bütün dünyaya duyuracağız. İstanbul’daki mitingimiz de iptal edildi. Biz halkımıza ayın 4’ü için çağrı yaptık. İçimizden ne geçiyorsa onları haykıracağız ve cumartesi günü yapacağımız açıklamaya bütün halkımız davet ediyoruz” şeklinde konuştu.

    (Diyarbakır/EVRENSEL)

  • Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü

    Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü

    PİRHA- BM, 21 Eylül’ü Dünya Barış Günü ilan etse de Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler barış içinde bir dünya mücadelesi görevini hatırlatmak amacıyla Almanya’nın Polonya’yı işgal ederek 2. Dünya Savaşı’nı başlattığı tarih olan 1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” olarak ilan edip kutladı. 

    Türkiye’de 1 Eylül tarihinde kutlanan Dünya Barış Günü’nün gerekçeleri, 2. Dünya Savaşı’nın başlangıç tarihi olan 1 Eylül 1939’a kadar uzanıyor. Nazilerin bu tarihte Polonya’yı işgal etmesiyle yeni bir dünya savaşı başladı. 30’dan fazla ülkeden gelen 100 milyondan fazla personelin doğrudan katıldığı bu savaş sonucunda 70 milyondan fazla insan hayatını kaybetti. İnsanlık tarihinin en kanlı savaşlarından biri olarak tarihe geçen bu savaşta, nükleer ve kimyasal silahlar ile birlikte atom bombası da kullanıldı.

    Altı yıl süren savaş sırasında milyonlarca insan hayatını kaybetti, sakat kaldı, açlık ve yoksulluk içerisinde yaşamak zorunda kalırken, bombalanan kentler haritadan silindi. İnsanlığa büyük acılar yaşatan bu savaşların bir daha yaşanmaması için Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 1981 yılında Eylül ayının üçüncü salı gününü “Dünya Barış Günü” olarak ilan etti. 2001 yılına gelindiğinde bu tarih, 21 Eylül olarak belirlendi.

    BM, 21 Eylül’ü Dünya Barış Günü ilan etse de Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler barış içinde bir dünya mücadelesi görevini hatırlatmak amacıyla Almanya’nın Polonya’yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı’nı başlattığı tarih olan 1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” olarak ilan edip kutladı.

    Dünyada ve Türkiye’de bugün pek çok yerde alanlara çıkılarak barış talepleri yükseltilecek.

    (HABER MERKEZİ) 

  • Çukurova 1 Eylül’de ‘yaşasın barış’ diyecek

    Çukurova 1 Eylül’de ‘yaşasın barış’ diyecek

    PİRHA-Çukurova’daki siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve meslek odaları da 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle etkinlikler düzenleyecek. Adana’da İstasyon Meydanı’nda miting, Mersin Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda, Hatay’ın İskenderun, Samandağ ve Antakya ilçelerinde basın açıklaması yapılacak. 

    Dünya ve özellikle de Ortadoğu coğrafyası savaşlar, çatışmalar, göç ve yerinden edilmeler, gittikçe yükselen ırkçılık ve ekolojik yıkımla karşı karşıya.

    Türkiye’nin bir çok kentinde yurttaşlar 1 Eylül’ü alanlarda karşılayacak.

    Çukurova’daki siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve meslek odaları da 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle etkinlikler düzenleyecek.

    Adana’da gerçekleşecek mitinge dair konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şube Başkanı Avukat Yakup Ataş, mitingin şiarının “Bölgede barış, ülkede demokrasi, hak ve özgürlükler için alanlara” olduğunu belirterek “1 Eylül Dünya Barış Günü yaklaşırken dünyada, bölgede ve ülkemizde karanlık bir tablo hakim. Dünya Barış Günü’nde savaşı, çatışmayı, bunun yarattığı yoksulluğu ve göçü konuşuyoruz. Emek ve demokrasi güçlerinin bütün barış çağrılarına karşın dünyanın yeniden paylaşımı peşindeki emperyalist güçler ve onların işbirlikçisi yerli gericiler kendi çıkarları uğruna milyonları yeni savaşlara sürüklemekten geri durmuyor” dedi.

    “BARIŞA HAVA KADAR, SU KADAR İHTİYACIMIZ VAR”

    “Barışa hava kadar, su kadar ihtiyacımız var” diyen Ataş, “Çatışmanın ve savaşın hüküm sürdüğü ülkelerde barışı savunmak İnsan hakları savunucularının birincil görevidir. Bu görev ve sorumluluk bilinciyle barıştan, kardeşlikten özgür ve eşitçe yaşamaktan yana olan tüm halkları 1 Eylül günü saat 17.30 da Adana da İstasyon(Uğur Mumcu) meydanına Barışı Haykırmaya davet ediyoruz” diye konuştu.

    “BU KARANLIKTAN HEP BİRLİKTE ÇIKACAĞIZ”

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Mersin Meclisi de, Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde yaptığı açıklamada, şunlara yer verildi:

    “İnsanlık tarihi binlerce yıldır sürdürdüğü yaşamının belki de en karanlık dönemini bugünlerde yaşıyor. Savaşa verilecek tek kuruşumuz, kurban edilecek tek canımız yoktur artık. Mezopotamya’nın kadim topraklarında, Ortadoğu’nun tarihi coğrafyasında ve tüm Dünyada artık yeni bir yaşamın inşa edilmesi kaçınılmazdır. Yeni Yaşam’ın geçtiği tek yol ise onurlu bir barıştır. Biliyoruz ki; hep birlikte olursak barışı getirebiliriz. İnanıyoruz ki; bu karanlıktan hep birlikte çıkacağız.

    Yüreği emekten, barıştan, demokrasiden yana atan herkesi çok ses, tek yürek olarak 1 Eylül’de dünyanın her yerinde sokakta olacak barış savunucularına selamlarımızı, sevgilerimizi, dayanışma duygularımızı iletmek, yüreklerimizi yüreklerinin yanlarına koymak, seslerine ses katmak için Emek ve Demokrasi Platformu’nun Mersin’de saat 18:00’de Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda düzenleyeceği basın açıklamasına barıştan ve özgürlükten yana olan herkesi davet ediyoruz.”

    YENİŞEHİR BELEDİYESİ’NDEN ÖZEL KONSER VE SÖYLEŞİ

    Yenişehir Belediyesi, 1 Eylül Dünya Barış Gününe özel konser ve söyleşi düzenliyor. Usta sanatçı Ali Asker ve Turhan Alıcı’nın sahne alacağı; sendikacı, yazar Yaşar Seyman’ın konuşmacı olarak katılacağı etkinlik 1 Eylül Çarşamba günü saat 20.00’de Yenişehir Belediyesi Atatürk Kültür Merkezinde düzenlenecek.

    Hatay genelinde ise 1 Eylül Dünya Barış Günü programları kapsamında, İskenderun eski bit pazarında saat 13.00’te, Antakya’da  Köprü başı saat 17.30, Samandağ  Abdullah Cömert alanı, saat 18.00’de açıklamalar yapılacak.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • ‘Türkiye’de barışın inşası, barış hakkı mücadelesidir’

    ‘Türkiye’de barışın inşası, barış hakkı mücadelesidir’

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği Malatya şube Başkanı Gönül Öztürkoğlu, “Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi sorununu çözebilmesi için barış sürecinin inşa edilmesi gereklidir” dedi. 

    İnsan Hakları Derneği Malatya şube Başkanı Gönül Öztürkoğlu, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Emeksiz Üst Kavşağı’nda açıklama yaptı.

    Öztürkoğlu, “İnsan hakları ve demokrasi için barışı inşa etmeliyiz” dedi.

    “İHD demokrasi ile insan hakları arasında koparılamaz bir bağ bulunduğu düşüncesindedir. O nedenledir ki, İHD Türkiye’nin temel sorununun insan hakları ve demokrasi sorunu olduğunun altını çizmiş ve bu temel sorununun en önemli halkasının da Kürt sorunu olduğu tespitinde bulunmuştur” diyen Öztürkoğlu, şunları belirtti:
     
     “BARIŞ SÜRECİNİN İNŞA EDİLMESİ GEREKLİ”

    “Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi sorununu çözebilmesi için barış sürecinin inşa edilmesi gereklidir.
    Türkiye, Kürt sorunu gibi temel sorunlarını diyalog ve müzakereye dayalı çatışma çözüm yöntemleri kullanarak çözememiş bir ülkedir. Bu nedenle silahlı çatışmalar ülke içi ve ülke dışında devam etmektedir.
    Kürt sorununun çözümsüzlüğünün yarattığı silahlı çatışma hali, hayatın tüm alanlarını etkilemektedir.

    TİHV verilerine göre ise 16 Ağustos 2015’ten 1 Ocak 2020 tarihine kadar geçen süre içerisinde toplam 11 il ve en az 51 ilçede tespit edilebilen en az 381 resmi sokağa çıkma yasağı ilanı gerçekleşmiştir. Sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı il ve ilçeler ile kırsal bölgelerdeki silahlı çatışma halinin sonuçları oldukça ağırdır. Yüzlerce sivil can kaybının yanı sıra tahrip edilen yerleşim yerleri sonucunda yerlerinden zorla edilen yaklaşık 500 bin kişi bulunmaktadır.
    Oysa barış ve çözüm süreci olarak adlandırılan 2013-2015 tarihleri arasında, çatışmasızlığın Türkiye toplumuna yaşattığı huzur dönemidir. Son beş yılda ise yaşanan silahlı çatışmalarda binlerce insan yaşamını yitirmiş ve yaralanmıştır.
    Bütün bu bölgelerdeki başta sivil can kayıpları olmak üzere meydana gelen ağır insan hakları ihlallerinin soruşturulmadığı, sadece uluslararası kuruluşların raporlarında yer verildiği, BM yetkili organları tarafından yakın takibe alındığı bilinmektedir. Bunun dışında kesin can kayıpları hakkında herhangi bir sağlıklı bilgi de alınamamaktadır.
    Görüldüğü gibi Kürt sorununun çözümsüz kalması durumunda, çatışma ve savaşın kapsadığı alan giderek büyümektedir. Bunun insani ve mali açıdan sürdürülebilir bir yanı yoktur.”

    Açıklamada, “Türkiye’de barışın inşası, barış hakkı mücadelesidir” denilerek, “Türkiye’de barışın inşasına giden yolda, insan haklarının temeli olan insan onuru, eşitlik, özgürlük ve adaleti asla unutmamamız gerekir. Türkiye’nin kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadın erkek eşitliği bakımından mutlaka savunması gereken Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi nedeniyle yapılan tartışmalar oldukça ibret vericidir. Kadına yönelik şiddetin önlenemediği ve giderek arttığı bir dönemde İstanbul Sözleşmesinin tartıştırılması şiddet politikalarının ne denli egemen olduğunu da göstermektedir” ifadeleri yer aldı.

    “BARIŞ İÇİN MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Açıklamanın sonunda şunlar vurgulandı:

    “Türkiye’nin yönetim sisteminin otoriterleştiği koşulların ortadan kaldırılarak demokrasi ve insan haklarına dayalı yeni bir toplum sözleşmesi yapması, barıştan ve barışı savunmaktan geçmektedir. Bunun için de ülkemizdeki demokrasi güçlerinin kararlı birlikteliği sürdürülebilir yeni bir barış sürecinin başlaması için en önemli güvence olacaktır. İHD, Türkiye’de barış ve demokrasiden yana kesimlerin birlikte mücadelesinin sonuç alacağı inancındadır. İHD olarak, ülkemiz başta olmak üzere tüm dünyada barışın egemen olduğu bir yaşam için insan hakları mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    PİRHA/ MALATYA

  • ‘Barışa ihtiyaç ekmek, su kadar acildir’

    ‘Barışa ihtiyaç ekmek, su kadar acildir’

    PİRHA- Kadıncık Ana Derneği Başkanı Gönül Akkuş ve Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Malatya ve Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir, 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne ilişkin konuştu. Akkuş, “Barışın sesini yükseltelim” derken, Tunçdemir de, “Barışa ekmek, su kadar acil ihtiyaç var” diye konuştu. 

    1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Kadıncık Ana Derneği Başkanı Gönül Akkuş ve Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Malatya ve Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir, PİRHA’ya konuştu.

    Kadıncık Ana Derneği Başkanı Gönül Akkuş, “Dünyada barış olsun. Dünyada barışı da analar ister. Savaş anaları ve cocukları vurur. Hiçbir kadın savaş istemez” dedi.

    “BARIŞIN SESİNİ YÜKSELTELİM”

    Savaşın mağdurlarının kadınlar olduğunu söyleyen Akkuş, şöyle konuştu:

    “Kendi öğreti ve alt yapımızla aldığımız eğitim ve terbiyede, Kerbela’da yaşananlar sonunda anaların ağladığı bir olaydır. Hz. Zeynep Anamız Kerbela’nın kadın komutanıdır. Kadınları derleyip toplayan, geride kalan Ehlibeyt nesline sahip çıkan kadın anamızdır, yol önderimizdir. Onun kutlu yolu bu katliamda 73 kişide iki oğlunu ve eşini, kardeşlerini ve yeğenlerini Kerbela vakasına şehit veren, bu katliamı bu zulmü yaşayan, buna rağmen dimdik duran Şam’da lanet Yezit’le cebelleşen, davalaşan ve ona lanet okuyan kadın anamız bizim yolumuz. Bu anlamda yeryüzünde bugün de insanlığa, doğaya, tabiata, çocuğa, hayvana her şeye zarar veren her şeye karşıyız. Savaştan değil barıştan yanayız, sevgiden yanayız. Bu anlamda dünya barış günü bizim için çok önemlidir. Barışın sesini yükseltelim. Her şeye barış olsun, güzellik olsun, dünyanın adı sevgi olsun. Benim temennim budur.”

    “BARIŞA İHTİYAÇ EKMEK, SU KADAR ACİLDİR”

    Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Malatya ve Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir de, “Bu yıl 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün, aşure ile aynı güne denk gelmesi biz Aleviler için 1 Eylül ‘ü daha bir anlamlı kılıyor” dedi.

    “Bu ülkede yaşayan halkların huzura kavuşması için barışa ihtiyacı vardır ve bu ihtiyaç ekmek ve su kadar acildir” diyen Tunçdemir, “Tek dil, tek din, tek ulus dayatmasıyla mazlum halkların yaşama hakları elinden alınmakta, farklı kültürlere olan tahammül her geçen gün daha da azaltılmaya çalışılmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERİN DİLİNİN ADI BARIŞTIR”

    Tunçdemir şunları kaydetti:

    “Öyle ki bölmenin, parçalamanın en minimalize edildiği günlerden geçmekteyiz. Din, dil, sınıf, etnik köken ve cins ayrımı, siyasal iktidarın refleks haline gelen adımlarıyla daha da derinlestirilmektedir. Biz Alevilerin bir dili vardır ve bu dilin adı barıştır. İnancımız kadıncıl bir inançtır. Tarihin her döneminde savaşı erkekler çıkarmış, kadınlar hayatı yeniden inşa etmiştir. Yaşadığımız her katliam sonrası da bu böyle olmuştur. Bu nedenle Alevi kadınlar olarak savaşların yaratmış olduğu yıkımın acısını çok iyi biliriz. Onun içindir ki 72 millete aynı nazarda bakmakta ısrarlıyız, onun içindir ki barış için mücadelemiz dünya döndükçe devam edecektir.
    Barışa, kardeşliğe, huzura susamış halklar olarak çeşitlilik içinde birliğin en güzel örneği olup sevgi ve kardeşlik duygularıyla pay ettiğimiz aşuremizin basta kendi coğrafyamız olmak üzere tüm dünyaya barış getirmesini diliyorum.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

     

     

  • DAD: Reya Heq Aleviler olarak bizler için zulmün olduğu her mekan ve an Kerbela’dır

    DAD: Reya Heq Aleviler olarak bizler için zulmün olduğu her mekan ve an Kerbela’dır

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, “1 Eylül Barış Günü iyiliğe vesile olsun” dedi. Yapılan yazılı açıklamada, “II. Dünya Savaşı’nın başlangıç tarihi olan 1 Eylül Dünya Barış Günü olarak ilan edilmiştir. Reya Heq Aleviler olarak bizler için zulmün olduğu her mekan ve an Kerbela’dır. Zulme karşı direniş Şah Hüseyin’in boyun eğmeyen zamana ikrarlı direncidir” denildi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle yazılı bir açıklama yaparak, “1 Eylül Barış Günü iyiliğe vesile olsun” dedi.

    Günümüzde Yezid aklı kendini zulmederek devam ettirmekte. Mazlumlar ise Şah Hüseyin gibi meydan kurmakta, hakikatin koruyucusu olmak için direnmektedirler” denilen açıklama şöyle:

    “İkrar li meydane, nişan Deşta Kerbelayne,
    Dem dema cengane, Kerbela Hüsen ra Seyrane
    Li mirine seyran dibe, dil seyrane meydan dewrane
    Xuna lawa bawa ra diherike, şire dayika mansura xelale

    Hakikat her demde can ile meydan kurmuştur. Can kıymet bilmekle meydanı ala kılmış, kadir bilmiştir. Kadir bilenler kıymete mazhar olmuştur. Toplumlar birlikte yaşamı kadir, kıymet düsturları ile gelenek kurmuş, aralarındaki çatışmaları çözme gücü oluşturmuştur. İnançlar kadir, kıymet üzerine nişan bulmuş, yerle , gök arasında kıymetlilerine ikrar vermişlerdir. Yol ikrarlık ve rızalık yoludur. Reya Heq halkları varlıktan bu yolculuğa ikrar vermişlerdir. Zaman vardan azade olmadığı gibi, mekan rızadan azade değil, can meydandan cüda değil. Hakikat külli mekanın, kulli varlığın rızalı birlikteliğidir. Rıza nefsini dayatmamaktır. Kamil İnsan yolculuğu nefsini tanıyan, ona da zülmetmeyen gerçeği, yaşama kabiliyeti gösteren insandır. Reya Heq Halkları nefsani nehak iktidarlara karşı da cenk meydanları kurmuştur. Cenk kendini savunma, meşru müdafa direncidir. Kerbela böyle bir meydanın gerçeğidir. Şah Hüseyin ve yarenleri kendinden önce ki hakikat elçileri gibi cenk meydanı kurarak, hakikate kurban adamışlardır.

    “AŞURE LOKMASI ŞİRE VE ŞİR KAVRAMI ÜZERİNE KURULUR”

    Reya Heq Alevi halkları cenk meydanında hakikat elçilerini kendilerinin kıymetlisi görmüş, ahid bağlamış, ikrar vermişlerdir. Ahidlerinin mührü ise Ana Kadının ahid lokması olan Aşure lokması ile mühürlemişlerdir. Aşure Lokması kadir, kıymetin ilk makamı olan Şire(Süte) gelme, doğum kapısına ulaşmanın nişanı olan Şir(Süt) kavramı üzerine kurulur. Aşure kavimlarin (Aşiretlerin) zordan kurtuluş, barış yemininin, rızkını, rıza ile pay etmenin kadim Ana Kadın gıdasıdır.

    “ALEVİLER İÇİN ZULMÜN OLDUĞU HER MEKAN KERBELADIR”

    Dünya hepimizin yuvası, kulli mekanda hiçbir varlık, hal birbirinden azade değil. Günümüzde Yezid aklı kendini zulmederek devam ettirmekte. Mazlumlar ise Şah Hüseyin gibi meydan kurmakta, hakikatin koruyucusu olmak için direnmektedirler. İnsanlığın büyük bedeller verdiği II. Dünya Savaşı’nın başlangıç tarihi olan 1 Eylül Dünya Barış Günü olarak ilan edilmiştir. Reya Heq Aleviler olarak bizler için zulmün olduğu her mekan ve an Kerbela’dır. Zulme karşı direniş Şah Hüseyin’in boyun eğmeyen zamana ikrarlı direncidir.
    Yas-ı Muharrem niyetlerini birleyen canlarımızın niyetleri, dilekleri Hakk katında kabul olsun. Aşure lokmalarımız cümle varlığa barış içerisinde yaşama gayreti versin. Dünya halklarının barış günü savaş arayan sömürgeci zulümkarlara karşı, birlikte yaşamın direnç zamanı olsun.
    Mazlum Çaresiz, Mekan Rızasız, Zaman Sahipsiz Değildir. Aşure Binin Bir, Birin Bin Olduğu.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • AABK Genel Sekreteri Kılıçkaya’dan 1 Eylül mesajı: Tüm dünyada gözyaşı dinsin

    AABK Genel Sekreteri Kılıçkaya’dan 1 Eylül mesajı: Tüm dünyada gözyaşı dinsin

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya tarafından 1 Eylül Dünya Barış Günü ile ilgili kısa bir mesaj yayınlandı. İkinci Dünya Savaşı’na atıfta bulunan mesajda, Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyada gözyaşlarının dinmesi temennisinde bulunulduğu ifade edildi.
    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri ve Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) Üyesi Erdal Kılıçkaya, 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne ilişkin bir mesaj yayınladı.
    “1 Eylül Dünya Barış Gününüz Kutlu Olsun” diyen Kılıçkaya, İkinci Dünya Savaşı’na atıfta bulunarak, Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyada gözyaşlarının dinmesi temennisinde bulundu.
    Kılıçkaya şunları kaydetti:

    “1 Eylül Dünya Barış Günü’nde, Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyada, savaşların yaşandığı her yerde, silah seslerinin susmasını, gözyaşlarının dinmesini temenni ediyorum.
    Hitler faşizminin 1939 yılında Polonya’yı işgal ederek ikinci dünya savaşını başlattığı gün olan 1 Eylül tarihi, “Dünya Barış Günü” olarak kabul edildi.
    Yaklaşık 50 milyon kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan bu savaşı hatırlama ve barışın değerini gelecek kuşaklara aktarma adına önemli bir gün olan,
    1 Eylül Dünya Barış Gününüz kutlu olsun.”
    PİRHA/ İSTANBUL 
  • Bakırköy’de 1 Eylül mitingi yürüyüşle başladı – VDEO

    Bakırköy’de 1 Eylül mitingi yürüyüşle başladı – VDEO

    PİRHA- Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda gerçekleştirilecek “1 Eylül Dünya Barış Günü” mitingi için alana girişler başladı.

    1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla İstanbul Bakırköy’de düzenlenen miting için kortejler alana girmeye başladı. Miting için HDK, HDP, EMEP, DİSK, KESK ve İnsan Hakları Derneği (İHD) gibi çok sayıda siyasi parti, demokratik kitle örgütü, sendika ve dernek tarafından İstanbul Valiliği’ne geçtiğimiz günlerde başvuruda bulunulmuştu. Yapılan başvuru doğrultusunda Valilik’ten mitinge izin çıkmıştı.

    Saat 15.00’da Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda gerçekleştirilecek miting için binlerce kişi kortejler halinde miting alanına yürüyüşe başladı.

    “Barış Tecrit Edilemez” mitingi için kortejler Bakırköy Özgürlük Meydanı’na doğru yürüyor. (HABER MERKEZİ)