PİRHA- İHD Mersin Şubesi, 10 Aralık İnsan Hakları Günü sebebiyle yaptığı basın açıklamasında, “İnsan hakları evrensel bir değer ve bu değerlerin savunulması tüm insanlığın ortak sorumluluğudur” diyerek, temel hak ve özgürlüklerin korunması için kararlı bir mücadeleye devam edeceklerini vurguladı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, 10 Aralık İnsan Hakları Günü nedeniyle Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı Mersin İHD Eş Başkanı Zeynep Kaya yaptı.
Zeynep Kaya, 2025 yılı itibarıyla Türkiye’deki insan hakları ihlallerinin boyutlarının arttığını vurgulayarak, ülkedeki siyasal baskılar, temel hak ve özgürlükler üzerindeki kısıtlamaları eleştirdi. Kaya, “İnsan hakları evrensel bir değerdir ve bu değerlerin savunulması sadece bir ülkenin değil, tüm insanlığın ortak sorumluluğudur” dedi.
Kaya, özellikle basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve toplantı özgürlüğü gibi temel hakların ihlali noktasında hükümeti eleştirerek, “Bugün Türkiye’de basın, düşünce özgürlüğü ve barışçıl toplantılar özgürlük değil, suç sayılıyor. Hükümetin, halkın taleplerine kulak vermek yerine şiddeti ve baskıyı tercih ettiğini görüyoruz. Bu durumu kabul etmiyoruz ve asla boyun eğmeyeceğiz” diye konuştu.
Türkiye’de hapishanelerdeki ağır insan hakları ihlallerine dikkat çeken Kaya, yüksek güvenlikli hapishaneler ve tecrit uygulamalarının adeta bir işkence mekanına dönüştüğünü belirterek, “İmralı başta olmak üzere, ülke çapındaki hapishanelerde uygulanan tecrit ve izolasyon koşulları, insan onuruna aykırı ve kabul edilemez. Bunu derhal durdurmalıyız” dedi.
Kadınlar ve LGBTİ+’ların yaşadığı ayrımcılığa da değinen Kaya, “Kadın cinayetleri ve LGBTİ+’lara yönelik şiddet artarak devam ediyor. Bu yıl yine yüzlerce kadın, erkekler tarafından öldürüldü ve LGBTİ+’lar nefret saldırılarına uğradı. Tüm bu uygulamalara karşı daha güçlü bir dayanışma ve mücadele sergilemeliyiz” ifadelerini kullandı.
Zeynep Kaya, son olarak, “Bizler insan hakları savunucuları, her türlü zorluğa rağmen bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Haklarımızı savunmak, özgürlüklerimizi geri almak için hep birlikte sesimizi yükselteceğiz” diyerek açıklamasını sonlandırdı.
Açıklamanın ardından, şube yöneticileri İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi broşürleri dağıttı.
İZMİR – İHD Dersim Şubesi’nin 10 Aralık İnsan Hakları Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada artan hak ihlallerine dikkat çekilerek, “Devletlerin insan haklarına yönelik saygısının dolayımsız göstergesi olan hapishaneler, bugün Türkiye’de siyasal iktidarın hukuku bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanmasının sonucunda tıka basa dolu durumdadır. Yaşam hakkı ihlalinden işkenceye, sağlık hakkına erişime kadar ağır ve ciddi ihlallerinin yaşandığı yerlerdir” denildi.
İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, 10 Aralık İnsan Hakları Günü dolayısı ile Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, “Savaşa hayır barış hemen şimdi”, “Haklar kullandıkça vardır”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek”, “İnsan haklarıyla insandır”, “Zindanlar boşalsın tutsaklara özgürlük”, “İnsan hakları evrenseldir”, “İçeride dışarıda hücreleri parçala” sloganları atıldı. Basın metnini İHD Dersim Şube Başkanı Eş Başkanı Gürbüz Solmaz okudu.
“OHAL REJİMİ DEVAM EDİYOR”
Tüm dünyada yaşanan insan hakları krizine dikkat çeken Solmaz, 19 Temmuz 2018 tarihinde resmen kaldırıldığı söylense Türkiye’nin OHAL rejimi ile yönetildiğini ifade etti. Bu durumun anayasacılık ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin terkedilmesine yol açtığını kaydeden Solmaz, “Böylelikle keyfilik ve belirsizlik kamusal/siyasal alanın asli unsurları haline gelmiştir. Özellikle bir yönetim tekniği olarak başvurduğu belirsizlik yaratma gücü, siyasal iktidara erkini daha da merkezileştirip toplum üzerindeki baskı ve kontrolünü arttırma olanağı sağlamaktadır” dedi.
ŞİDDET POLİTİKALARI VE CAN KAYBI
İktidarın ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu haline getiren bilhassa da Kürt sorununun ve uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem haline getiren politikaları sonucunda 2023 yılında da çok sayılarda yaşam hakkı ihlali yaşandığını kaydeden Solmaz, “Çok faklı toplumsal kesimlerden insanlar ya doğrudan kolluk güçlerinin şiddeti ya da devletin, ‘önleme ve koruma’ yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu yapısal şiddetin ve/veya üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen şiddetin sonucu yaşamlarını yitirmişlerdir” ifadelerini kullandı.
“DEPREM BİZZAT AĞIR İNSAN İHLALİDİR”
6 Şubat’ta yaşanan depremde resmi açıklamalara göre en az 50 bin 783 kişinin yaşamını yitirdiğini ifade eden Solmaz, “Bilimin gereklerine uygun deprem hazırlıkları yapmamışlar, etkin afet yönetim planları oluşturmamışlardır. Bu kabul edilemez eksikliği-ihmali devletlerin başta yaşam hakkı olmak üzere tüm hak ve özgürlükleri koruma ve geliştirme yükümlülüğü ile birlikte değerlendirdiğimizde depremin yol açtığı ölümler yaşam hakkı ihlalidir. Daha da ötesi yıkım ve tahribatın bu denli büyük bir boyuta ulaşmasında insan faktörünün doğrudan etkisi düşünüldüğünde yaşanan deprem bizzat ağır insan hakları ihlalidir” şeklinde konuştu.
“TECRİT KRONİK BİR SORUN HALİNE GELMİŞTİR”
Zorla kaçırma-kaybetme vakalarının OHAL’in ilan edildiği 2016 yılından bu yana yeniden yaşanmaya başlamasının endişe verici olduğunu kaydeden Solmaz, şunları belirtti:
“Devletlerin insan haklarına yönelik saygısının dolayımsız göstergesi olan hapishaneler, bugün Türkiye’de siyasal iktidarın hukuku bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanmasının sonucunda tıka basa dolu durumdadır. Yaşam hakkı ihlalinden işkenceye, sağlık hakkına erişime kadar ağır ve ciddi ihlallerinin yaşandığı yerlerdir. İmralı Hapishanesi başta olmak üzere tek kişi ya da küçük grup izolasyonu/tecrit uygulamaları çözülemeyen kronik bir soruna dönüşmüştür.”
“İFADE HAKKI YOK SAYILDI”
Kamuoyunda “Dezenformasyon Yasası” olarak bilinen, 18 Ekim 2022 tarihinde yürürlüğe giren Basın Kanunu’nda bazı değişiklikler yapan kanun ile basının ve gazetecilerin üzerindeki baskının daha da arttığını dile getiren Solmaz, “Yıl içinde her toplumsal kesimden kişi ve grup toplanma ve gösteri yapma özgürlüklerini mülki idare amirlerinin yasakları ve/veya kolluk güçlerinin fiili müdahaleleri sonucunda kullanamamışlardır. Hakikat ve Adalet talebiyle Galatasaray Meydan’ına çıkmak isteyen Cumartesi Anneleri-İnsanları, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği ihlal kararına karşın söz konusu yasak ve müdahaleler sonucu haftalarca işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalarak gözaltına alınmışlardır. Benzer şekilde, Anayasa tarafından teminat altına alınmış olan toplanma ve gösteri yapma özgürlüklerini kullanmak isteyen kadınlar, LGBTİ+’lar, barış ve insan hakları savunucuları, öğrenciler, çevreciler, işçi ve emekçiler, muhalif siyasi partilerin üyeleri kolluk güçlerinin zalimane ve utanç verici şiddetine mazur kalmışlardır” dedi.
KÜRT SORUNUNDA DEMOKRATİK ÇÖZÜM VURGUSU
Kürt sorununun barışçıl, demokratik ve adil çözümüne yönelik esas olarak iktidar tarafından içtenlikli, bütünlüklü adımların atılmaması, yanı sıra Orta Doğu’daki gelişmelerin de etkisi ile 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinin hemen ardından başlayan silahlı çatışma ortamının başta yaşam hakkı olmak üzere ağır ve ciddi insan hakları ihlallerine yol açtığını söyleyen Solmaz, “Hak savunucuları olarak bizler, Kürt sorununun her zaman demokratik, barışçıl ve adil çözümünü savunduk. Bunda ısrarlıyız. O nedenle, çatışmaların hemen şimdi durmasını istiyoruz. Çatışmasızlık ortamının tesisi ile birlikte çatışmasızlık halinin yaşanan olumsuzluklardan da hareketle tahkim edilmiş bir hale getirilerek güçlendirilmesi, izlenmesi ve toplumsal barışın sağlanabilmesi için tüm tarafların içtenlikli, şeffaf ve etkin programlar geliştirmesi gerekmektedir” diye konuştu.
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı nedeniyle yüzlerce kadının erkekler tarafından katledildiğini ifade eden Solmaz, “Kadın ve LGBTİ+ hakları için yapılan barışçıl toplantı ve gösterilerin mülki idare amirleri tarafından yasaklanması ya da kolluk güçlerinin şiddet uygulayarak müdahale ve engellenmesi, yüzlerce kadın ve LGBTİ+’nın işkence ve diğer kötü muamele ile gözaltına alınması, yetkililerin desteklediği LGBTİ+ karşıtı nefret mitinglerinin yapılması ve her bakımdan derinleşen ayrımcılık ile anlamış olduk” şeklinde konuştu.
MÜLTECİLERE KARŞI IRKÇILIK
Mültecilerin her türlü ayrımcılığa ve istismara, nefret söylemine ve ekonomik sömürüye maruz kaldığını dile getiren Solmaz, “2023’de de ırkçı ve nefret içerikli şiddet maruz kalan sığınmacı ve mülteciler yaşamlarını yitirdiler. İnsan kaçakçıları tarafından ölüme sürüklendiler. Ülkede yaşanmakta olan ağır krizin fiziksel, ruhsal, sosyal ve ekonomik tüm sonuçlarından en derin şekilde etkilenen sığınmacı ve mülteciler, ne yazık ki toplumumuz açısından görmezden gelinen, hatta gözden çıkarılan hayatlar oldular” ifadelerini kullandı.
İNSAN HAKLARINI SAHİPLENME KARARLILIĞI
Solmaz, son olarak insan haklarının kurucu değerlerine kararlılıkla sahip çıkmaya devam edeceklerini söyledi. Basın açıklaması sloganlarla sona erdi.
PİRHA- Ankara Barosu, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, “Eşitsizliklerin arttığı, ekonomik yoksullaşmanın insan hakları ihlallerini derinleştirdiği, siyasal ve sosyal hakların gittikçe daraltıldığı ve hatta yok edildiği bu coğrafyada ihlallerin karşısında durmaktan vazgeçmeyecek her daim mücadele edeceğiz” dedi.
Ankara Barosu, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü dolayısıyla basın açıklaması yaptı. Ankara Adliyesi önünde bir araya gelen avukatlar, hak ihlallerinin arttığını vurguladı.
Basın açıklamasını Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu okudu.
“TÜRKİYE 180 ÜLKE ARASINDA 149. SIRADADIR”
10 Aralık 1948 tarihinde, bundan 74 yıl önce, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edildiğini anımsatarak sözlerine başlayan Köroğlu, “İkinci Dünya Savaşındaki yıkımların, ırkçılık ve eşitsizliğin, kitlesel kıyımların yani insan hakları ihlallerinin, dünyayı sürüklediği yıkımın bir daha gerçekleşmemesi için bu tarih, Evrensel İnsan Hakları Günü olarak kabul edilmekte ve kutlanmaktadır. Hak ve özgürlüklere saygı, eşitlik, hukuk devleti ilkelerinin esası, öncelikle insan haklarına saygılı olmak ve onu referans almaktan geçer. 2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksinde Türkiye 180 ülke arasında 149. sıradadır. 2005 yılında listede 98. sırada yer alan Türkiye’nin aradan geçen yaklaşık 17 sene içinde basın özgürlüğü açısından iyi bir sınav vermediği aşikardır. Yine basından edindiğimiz bilgilere göre 2022 yılı Ekim ayında düşünce ve ifade özgürlüğünü kullandığı için 20 kişi tutuklanmış, 8 kişi hakkında açılan davada mahkûm olmuştur. 25 gazeteci gözaltına alınmış, 10 gazeteci tutuklanmış, 3 gazeteciye soruşturma açılmış, 14 gazeteci mesleğini yaparken saldırıya uğramıştır. 58 internet sitesi haberine erişim engeli kararı verilmiştir. RTÜK tarafından yayın kuruluşlarına 8 idari yaptırım uygulanmıştır. 4 yayın hakkında ise mahkemeler tarafından toplatma kararı verilmiştir” dedi.
“TAM 74 YIL GEÇSE DE HALEN İNSAN HAKKI İHLALLERİNE MARUZ KALMAKTAYIZ”
Her bir ihlalin beraberinde getirdiği ve getireceği sorunlar olduğunu kaydeden Köroğlu, “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edildiği günden bu yana tam 74 yıl geçse de halen insan hakkı ihlallerine maruz kalmaktayız. Bugün özgürce ifadelerimizi açıklayamamakta, toplantı ve gösteri yürüyüş hakkımızı kullanamamakta, işyerinde, cezaevinde, sokakta, evde öldürülmekteyiz. Halen ayrımcılığa maruz bırakılıyor, mesleğimizi ifa ederken saldırıya uğruyor ve hatta yine mesleğimizi ifa ederken her an bir terör örgütüyle irtibat ve iltisaklı olduğumuz değerlendirilecek endişesi duyuyoruz ancak korkmuyoruz” ifadelerini kullandı.
“İHLALLERE KARŞI HER DAİM MÜCADELE EDECEĞİZ”
Eşitsizliklerin arttığını, ekonomik yoksullaşmanın insan hakları ihlallerini derinleştirdiğini vurgulayan Köroğlu, son olarak şunları dile getirdi:
“Siyasal ve sosyal hakların gittikçe daraltıldığı ve hatta yok edildiği bu coğrafyada ihlallerin karşısında durmaktan vazgeçmeyecek her daim mücadele edeceğiz. Ankara Barosu, kurulduğu günden bu yana şiddetsiz ve demokratik bir toplum, insan haklarına dayanan bir Devlet ve bağımsız bir yargı için mücadele ederek hukuk devletinin en önemli bekçilerinden biri olmuştur. Bu anlayış ve inançla, İnsan Hakları Gününü tüm kurumsal ve bireysel inancımızla kutluyoruz. Daha adil ve eşit bir dünya için mücadelemizi hukuk yoluyla daima sürdüreceğimiz sözüyle.”