Etiket: 10 ekim Ankara gar

  • Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden gençlerin aileleri: Davamızın peşindeyiz-VİDEO

    Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden gençlerin aileleri: Davamızın peşindeyiz-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim 2015’te Ankara Tren Garı’nda gerçekleştirilen bombalı saldırıda hayatını kaybeden 103 kişinin içinde yer alan Malatyalı 13 yurttaşın ailesi 9 yıldır mücadele etmeye devam ediyor. Mahkemenin, Madımak Katliamı gibi Gar Katliamı’nı da zaman aşımına sokmaya çalıştığının altını çizen aileler, gerçek failler yargılanana kadar davalarını sürdüreceklerini belirttiler.

    10 Ekim 2015’te Türk Mühendis Mimarlar Odası Başkanlığı (TMMOB), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Tabipler Birliği (TTB) tarafından ortak düzenlenen miting için Malatya’dan Ankara’ya çoğunluğu CHP Gençlik Kolları üyesi olan 13 kişi gitmişti.

    Miting gerçekleşmeden yürüyüş alanına kortej hâlinde ilerleyen grupların bulunduğu Tren Garı kavşağında 3 saniye arayla iki canlı bombanın patlaması sonrası, Malatya’dan giden Eren Akın, Gülbahar Aydeniz, Onur Tan, Canberk Bakış, Kasım Otur, Sezen Vurmaz, Gözde Aslan, Umut Tan, Mehmet Ali Kılıç ve Mehmet Hayta’nın yanı sıra, mitinge Tarsus’tan giden Doğanşehir- Dedeyazılı Metin Peşmen ve Elbistan’dan giden Akçadağ-Kürecikli Seyhan Yaylagül’ün yanı sıra, Mersin’den giden Hekimhanlı öğretmen Ata Önder Atabay hayatını kaybetmişti.

    Saldırılarda toplam 103 yurttaş hayatını kaybederken 500’ün üzerinde kişi de yaralanmıştı.

    Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden yurttaşların aileleri PİRHA’ya konuştu. Aileler 9 yıldır sürdükleri adalet arayışlarının devam ettiğini ve adalet yerini bulana kadar da mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi.

    “AHMET DAVUTOĞLU BİLDİĞİ NE VARSA ÇIKIP KONUŞSUN”

    10 Ekim’de oğlu Mehmet Ali Kılınç’ı kaybeden Kemal Kılınç, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı konuşmadan bahsederek, “Bizim çocuklarımız oraya barış için gitmişlerdi. Ülkede gözyaşı ve kan dinsin, anneler ağlamasın, ülkede savaş olmasın diye gitmişlerdi ama 2 canlı bombacı eylemcinin bomba patlatıp 103 kişinin canını alacağını bilmiyorlardı. Siyasal iktidar bundan nemalandığı için Ankara gar patlamasıyla 3-4 oranında oyumuz arttı diyen dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “1 Kasım-7 Haziran seçimlerini konuşursam insan içine çıkamazsınız” diyordu. Biz Ahmet Davutoğlu’ndan bu sözünün arkasında durmasını istiyoruz. Bildiği ne varsa çıkıp konuşsun” dedi.

    “MAHKEME SÜRECİNİ OYLAMAYA ÇALIŞTILAR, 9 YILDIR BİR ARPA BOYU KADAR YOL ALAMADIK”

    Mahkeme heyetinin verilen bütün delilleri kararttığına vurgu yapan Kemal Kılınç, gerçek faillerin yargılanmadığını dile getirdi. Kılınç konuşmasında şu ayrıntılara yer verdi:

    “Patlama devlet eliyle işletildiği, faillerin ortaya çıkmasını istemedikleri için sadece 3-5 kişiyi, piyonu ortaya koyarak, siyasi iktidarın isteği doğrultusunda bir mahkeme görülüyor. Mahkemelerin görevi şu olmalıdır: Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve gerçek faillerin yakalanması. Bizim avukatlarımız 9 yıldır canla başla hukuk mücadelesi vererek, mahkeme heyetinin, kolluk kuvvetlerinin yapmadığı işleri başararak tüm belgeleri ve delilleri mahkemeye sunmasına rağmen mahkeme heyeti aldığı talimat sonucunda avukat heyetinin taleplerinin tümünün reddine, aldıkları talimat doğrultusunda verilen emirlere uyarak mahkeme sürecini oylamaya çalıştılar. 9 yıldır verdiğimiz onurlu hukuk mücadelesi boyunca bir arpa boyu kadar yol alamadık.”

    “MADIMAK OTELİ GİBİ ZAMAN AŞIMINA UĞRATMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    O dönemde insanlık suçu işlemekten yargılanan Erman Ekici’nin daha sonra bu davadan beraat edildiğini, anayasal düzeni bozmak suçundan yargılandığını ifade eden Kılınç, “Erman Ekici denilen terörist insanlık suçuyla yargılandığı için zaman aşımına ve ceza indirimine tabi olmadığı için biraz yüreğimize soğuk su serpildi. Fakat son duruşmada mütalaaya geçildi, cezalar verildi, bu cezalar onlara ödül gibiydi. Erman Ekici de son mahkemeyle birlikte insanlığa karşı suç işlemekten beraat ederek anayasal düzeni bozmak suçundan yargılandı. Mahkeme Madımak Otel’i gibi zaman aşımına sokmaya çalışıyor. Belki 3-5 yıl gibi bir süre sonra çıkıp tekrar katliamlara devam ederler” şeklinde konuştu.

    “KATLİAMDA İHMALİ OLANLAR YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMALI”

    Gerçek faillerin yargı önüne çıkarılıp, katliamda ihmali olan emniyet mensuplarının yargı önüne çıkartılmasını istediklerinin altını çizen Kılınç, “O dönemin Başbakanı, İçişleri Bakanı, Ankara Valisi, Antep Emniyet Müdürü, Antep Valisinin yargılanmalarını istiyoruz. Çünkü o döneme katkı sunan herkesin hesap vermesini talep ediyoruz. O gün hiçbir şekilde kolluk kuvvetleri yoktu oysa en ufak bir basın toplantısında bile birçok polis bulunur. O gün insanlar orada tepki gösterdiği zaman polisler gelmeye başladı. Biz bu ülkede bu dava bitti demeden bu dava bitmeyecek. Bu dava onurlu mücadelemize kaldığı yerden devam edecek. Ta ki bu ülkeye barış gelene kadar” diye konuştu.

    “9 YIL GEÇTİ İÇİMİZDEKİ ACI ÖFKE BİTMEDİ”

    Ankara Gar Katliamı’nda eşini kaybeden Songül Otur, eşi için yürüttüğü mücadeleyi sonuna kadar devam ettireceğini belirterek şunları söyledi:

    “Türkiye Cumhuriyeti’nin ortasında, başkentinde iki canlı bomba patladı. Çocuklarımız, eşlerimiz, kardeşlerimiz katledildi. Eşim bu ülkeye 32 yıl hizmet etti. Ben kendim 33 yıl hizmet ettim. Ama ne yazık ki devletin bize reva gördüğü şey ölümler. 9 yıl geçmesine rağmen içimizdeki acı da öfke de hiç bitmedi, git gide öfkemiz de artıyor. Bizim bu ülkede istediğimiz şey hak, hukuk ve adaletin gelmesi. Bu adalet mücadelesi 9 yıldır sürüyor. Her yılda bir üç kere mahkemeye gidiyoruz. Mahkemelerde IŞİD militanlarından daha fazla zulüm görüyoruz. Mahkeme yerlerinde onlara bey diye hitap ediliyor. Bu mesele üç beş piyonun yapabileceği bir şey değildir, bu olayın mutlaka siyasi bir bağlantısı vardır. Bu insanlar elini kolunu sallayarak Ankara’nın başkentine gelmedi. O kadar istihbarat var ve çocuklarımız orda katledildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanmış en büyük katliamdır. Mahkeme süreçleri devam ediyor ama bizim istediğimiz gibi devam etmiyor.”

    “UNUTMAYACAĞIZ, UNNUTURMAYACAĞIZ”

    Hem oğlunu hem yeğenini kaybeden Feramuz Tan da Biz acılarımızın üstüne bir acı daha ekledik. Yüreklerimiz iki defa yandı. Davamızın peşindeyiz, olayın da peşinde olacağız. Gerçek katiller ortaya çıkana kadar yılmayacağız. Son nefesimize kadar bu davanın takipçisi olacağız. Unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.

    Kızı Gülbahar Aydeniz’i kaybeden Salih Aydeniz ise, “Bizim çocuklarımız Ankara’ya barış için gittiler. Tek temennimiz annelerinin gözyaşları olmasın. Bütün mücadelemiz de bu yönde olacak” ifadelerine yer verdi.

    Kamber YILDIZ/MALATYA

  • Sağlık Bakanlığı, güncel koronavirüs tablosunu paylaştı

    Sağlık Bakanlığı, güncel koronavirüs tablosunu paylaştı

    PİRHA-Sağlık Bakanlığı, 7 Temmuz 2021 tarihine ait koronavirüs verilerini paylaştı. Tabloya göre, 5 bin 160 yeni vaka tespit edilirken 52 kişi hayatını kaybetti.

    Sağlık Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan Türkiye Günlük Koronavirüs Tablosu’nun güncel verileri paylaşıldı.

    7 Temmuz Çarşamba gününün verilerine göre, 225 bin 253 test yapıldı. 5 bin 160 yeni vaka tespit edilirken 52 kişi de hayatını kaybetti. Son 24 saatte 4 bin 636 kişi ise sağlığına kavuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Av. Piroğlu: Soylu, solcuları, Alevileri öldürenleri terörist görmüyor-VİDEO

    Av. Piroğlu: Soylu, solcuları, Alevileri öldürenleri terörist görmüyor-VİDEO

    PİRHA-Avukat Coşkun Özgür Piroğlu, Sivas Katliamı’nın 3 firari sanığının “terör listesinde” aranmadıklarının ortaya çıkması üzerine konuştu. Piroğlu, “Süleyman Soylu’nun kendi iç dünyasında bu üç sanığı terörist olarak görmediğini biliyoruz. Soylu, solcuları, Alevileri öldürenleri kendi iç dünyasında terörist olarak görmüyor” dedi.

    Milletvekili Yıldırım Kaya’nın Sivas Katliamı ile ilgili soru önergesine Süleyman Soylu’dan örtülü cevaplar gelmesi ardından davanın avukatı Coşkun Özgür Piroğlu konuştu.

    “Halkta korku ve panik yaratmak, Anayasal düzeni yıkmak ya da değiştirecek eylemler yapmanın” terör eylemi olduğunun altını çizen Piroğlu, Yargıtay’ın Sivas Katliamı hakkında kesinleşmiş “Anayasal düzene karşı işlenmiş olan bir suç” kararını da hatırlattı.

    “3 FİRARİYİ TÖRÖRİST GÖRMEDİĞİNİ BİLİYORUZ”

    Avukat Coşkun Piroğlu, Sivas Katliamının bir terör suçu olduğunu vurgulayarak “Süleyman Soylu için Sivas Katliamı bir terör eylemi midir?” diye de sordu. Av. Piroğlu, “Ama üzülerek görüyoruz ki yakalanmasını istediğimiz kişiler terör listesinde dahi yoklar diyerek şunları aktardı:

    “Devler, ‘terör arananlar listesine kimi zaman Grup Yorum’un elemanlarını bile terör listesine koydu. Üzülerek görüyoruz ki bu listede Sivas Katliamı’nın 3 firari katili yok. Süleyman Soylu, öncelikle şunun cevabını vermeli; bu 3 firari sanık, Süleyman Soylu’ya göre terörist midir değil midir? Süleyman Soylu’nun kendi iç dünyasında bu üç sanığı terörist olarak görmediğini biliyoruz. Zaten Süleyman Soylu’nun artık düşünce yapısını bizler öğrendik. Süleyman Soylu, solcuları, Alevileri öldüren insanları kendi iç dünyasında terörist olarak görmüyor. Bir İçişleri Bakanı’nın, bakan sıfatı ile Yargıtay’ın kesinleşmiş kararı olan bu hususta cevap vermesi gerekiyor. Süleyman Soylu’ya göre bu 3 firari terörist midir, değil midir? Eğer Süleyman Soylu, ‘ben bu 3 firari sanığı terörist olarak görüyorum’ diyorsa o zaman ikinci soruyu sormak lazım. Bu 3 firari sanık, hangi gerekçe ile terör arananlar listesinde yer almıyor? O zaman bu sorunun cevabını da verecek.”

    “KARAMOLLAOĞLU KATLİAMIN EN BÜYÜK SORUMLULARINDAN BİRİSİDİR”

    Piroğlu, siyasilerin Sivas Davasına ilişkin tavrını da yorumladı. CHP ve HDP milletvekillerinin yeteri çabayı göstermediklerini söyleyerek, “Milletvekilleri arasında Yıldırım Kaya dışında gerçek anlamıyla bu konu ile uğraşan ve bizimle yol arkadaşlığı yapan, bu konuda ‘hassas’ diyebileceğimiz milletvekili yok. Bir de şöyle bir durum var; hem HDP hem de CHP liderleri, Karamollaoğlu ile görüşmekteler. Fakat bu iki partideki Alevi milletvekillerinin hiç sesi çıkmadı. Temel Karamollaoğlu bizce katildir. Bu katliamın en büyük sorumlularından birisidir” ifadelerini kullandı.

    “ALMANYA KATİLLERİ KORUYOR”

    Piroğlu, 9 Haziran 2021’de görülecek Sivas Davasında Almanya’nın sorumluluklarına değineceklerini belirterek şunları dile getirdi:

    “Gelecek celse Almanya konusuna yüklenmeyi düşünüyoruz. Çünkü bu 3 firari sanığı yıllardır Almanya koruyor. Almanya, Sivas Katliamının başka sanıklarını da yıllarca korudu. Biz hatta medyadan öğrendik ki Almanya, Sivas Katliamını yapan isimlerden bir tanesine vatandaşlık da vermişti. Bizim amacımız; bu 3 firari sanığın zamanaşımından faydalanmadan, bu dava zaman aşımına uğramadan 3 firari sanığın Türkiye’ye getirilmesi. Almanya’nın bu üç katili iade etmesi ve yaptıklarının yanlarına kar kalmaması bizim öncelikli amacımız olacak.”

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • 10 Ekim Gar Katliamı davasında yine sonuç çıkmadı-VİDEO

    10 Ekim Gar Katliamı davasında yine sonuç çıkmadı-VİDEO

    PİRHA-Ankara Garı’nda 10 Ekim 2015’te IŞİD’in bombalı saldırısı sonucu gerçekleştirilen katliama ilişkin 11 firari sanık ile insanlığa karşı suçtan yargılanan sanık Erman Ekici yönünden devam eden davanın 10’uncu duruşması görüldü. 10 Ekim davasında, sanık avukatı Heyyam Fidan, IŞİD’lileri “Zulüm altında bulunan Müslümanları savunmak için savaşmaya giden mücahitler” olarak tanımladı.

    Ankara Garı’nda 10 Ekim 2015’te IŞİD’in bombalı saldırısı sonucu gerçekleştirilen katliama ilişkin 11 firari sanık ile insanlığa karşı suçtan yargılanan sanık Erman Ekici yönünden devam eden davanın 10’uncu duruşması görüldü. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Sanık Erman Ekici duruşmaya tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.

    “YAKALAMA ÇIKARILMASI TALEP EDİLDİ”

    Yapılan duruşma, 10 Ekim Ankara Katliamı Avukat Komisyonu’ndan avukatların talepleriyle başladı. Avukat Senem Doğanoğlu, Erman Ekici’nin insanlığa karşı suçtan yargılandığını hatırlatarak, “Erman Ekici 2009 yılında terörle mücadeleni teknik takibine takılmış bir sanık. Uzun süre takip altında olan bir sanık. Ekici, 10 Ekim Ankara Katliamı’nın onayını Yunus Durmaz’a getirdiği için yargılanıyor. Ama bizce tüm sanıkların insanlığa karşı suçtan yargılanmalı. Mahkemenizden bu hususta da taleplerimiz olacak. Yakalama emirlerinin de yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Böyle arandıklarında yakalandıkları ülkede yargılanabilecekler” dedi.

    Doğanoğlu, tüm firari sanıklar için insanlığa karşı suç kapsamında yakalama emrinin düzenlenmesi talebinde bulundu.

    Ardından söz alan avukat Gülşen Kaya da İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan firari sanıklara ilişkin tutulan tüm kayıtların, bilgi ve belgelerin istenmesini talep etti. Avukat Dilan Ateş ise mahkeme başkanına, “Mahkeme firari sanıkların yakalanmasını nasıl sağlamayı düşünüyor?” diye sordu. Ateş, şu taleplerde bulundu: “Firari sanıkların iletişim bilgilerinin ilgili bilgilere sorularak, hangi hattın kim tarafından kullanıldığının tespit edilmesini talep ediyoruz.”

    Murat Kemal Gündüz, sanıklar hakkındaki tüm bilgi ve belgelerin ilgili yerlerden istenmesi, X, Y olarak adlandırılmış ancak bomba taşıdıkları fotoğraflarda açık olan kişilerin yüz tanıma sistemiyle tespit edilmesini de kapsayan 12 maddelik talepte bulundu.

    “İŞİD’LİLERİN KİMLİKLERİ 5,5 YILDIR TEŞHİS EDİLMİYOR”

    Gündüz, ayrıca, “Feminist Gece Yürüyüşüne katılan maskeli kadınları yüz tanıma sistemiyle teşhis edip gözaltına alan emniyet, yüzleri açık boy fotoğrafları olan IŞİD’lilerin kimliğini 5,5 yıldır nasıl teşhis edemiyor?” diye sordu.

    Avukatların taleplerinin ardından insanlığa karşı suçtan yargılanan sanık Erman Ekici konuştu. Müşteki avukatlarının istemi üzerine insanlığa karşı suçtan yargılandığını ileri süren sanık Ekici, kendisinin DAİŞ ile bir bağlantısısın olmadığını iddia ederek, “Ben vatani vazifemi yapmış, bir partiye üye olan biriyim” dedi. Sanık Ekici, hangi siyasi partiye üye olduğunu ise belirtmedi.

    “SANIK AVUKATLARI IŞİD PROPAGANSI YAPTI”

    Ardından söz alan sanık Ekici’nin avukatı Heyyam Fidan, sosyalist görüşlü kişilerin sosyal medyada ve duruşmalarda baskı oluşturarak hukuku istediği gibi kullandığını ileri sürdü ve sol görüşlü kişilere dair sözlerini sürdürüp konuyla ilgisi olmayan HDP’li yöneticilere yönelik açılan davaları anlattı. Daha da ileri giden sanık avukatı Fidan, “Vatan hainliğinden idam edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşları kahraman ilan edildi, fotoğrafları tişörtlere basıldı. Ernesto adında bir terörist var…” dedi. Mahkeme salonu ve dava avukatları araya girerek, olayla ilgili olmayan konuların anlattığı yönünde karşı çıktı.

    Sanık avukatı Fidan, olayın tamamen dışına çıkarak, müşteki avukatlarına ilişkin ithamlarda bulundu. Fidan, müşteki avukatlarına yönelik, “Burada HDP’nin iddianamesini okudum. Buradaki avukatlar yarın da orada savunma verecekler” diye konuştu. Müşteki avukatlarının karşı çıkması üzerine mahkeme başkanı, sanık avukatını “Olaya dair konuş” diyerek uyardı.

    Geçmiş duruşmalarda beyanları nedeniyle mahkemece hakkında DAİŞ propagandası yapmaktan suç duyurusunda bulunulan sanık avukatı Fidan, IŞİD’lilere “Zulüm altında bulunan Müslümanları savunmak için savaşmaya giden mücahitler” şeklindeki tanımlamasıyla propagandasını sürdürdü.

    “DURUŞMA ERTELENDİ”

    Sanık avukatı Fidan’ın konuşmalarının ardından iddia makamı, müşteki avukatlarının taleplerinin kabulünü, sanık avukatının taleplerinin reddi ve sanık Erman Ekici’nin tutukluluğunun devamı yönündeki mütalaasını verdi. Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, firari sanıklar yönünden yakalama emrinin devamına, MASAK’tan sanıklara ilişkin talep edilen mali raporların getirilmesi için tekrar müzekkere yazılmasına, cevap verilemediği taktirde suç duyurusunda bulunulmasına, 10 Ekim Barış Derneği’nin katılan talebinin kabul edip edilmemesi hususunda resmi dernek olup olmadığının araştırılmasına, önümüzdeki celse 3 tanığın daha dinlenilmesine, sanık Erman Ekici’nin tutukluluk halinin devamına karar verdi.

    IŞİD’lilerin teşhisine yönelik fotoğraf albümünün incelenmesi talebinin reddine karar veren mahkeme, duruşmayı 9 Haziran’a erteledi.

    Duruşmanın ardından 10 Ekim Barış Derneği, çok sayıda kişinin katılımıyla adliye önünde açıklama yaptı. Burada konuşan Dernek Başkanı Mehtap Sakinci, “Hukuk açısından garabet diyebileceğimiz bir duruşma vardı geçen celse. Artık 10 Ekim katliamı kapsamında mahkeme heyeti değişti. Bugün iki salonu doldurduk. İlk günkü kadar taleplerini illetten insanlarla doluydu. Bu davanın nasıl sahiplenildiğini ve unutulmadığını gördük” dedi.

    Duruşmada tanık olarak dinlenen Büşra Şahin’in önceki tanıklar gibi 3 maymunu oynadığını belirten Sakinci, “Mahkemenin verdiği ara karar doğrultusunda önümüzdeki celse 3 tanık daha dinlenilecek. Bu önemli bir karar. Biz olduğumuz sürece bu dava bitmeyecek, bu dava yeni başlıyor” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Hukuk ve sağlık örgütleri: Timtik ve Ünsal için adaleti sağlayın-VİDEO

    Hukuk ve sağlık örgütleri: Timtik ve Ünsal için adaleti sağlayın-VİDEO

    PİRHAAdil yargılanma talebiyle ölüm orucunu sürdüren Avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal için ortak basın toplantısı düzenleyen hukuk ve sağlık örgütleri, yetkililere çağrı yaparak adaletin sağlanması talebinde bulundu.

    Haberin Videosu

    5 Nisan Avukatlar Günü’nden bu yana adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda bulunan Avukat Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal için ortak basın toplantısı düzenledi. Koronavirüs (Kovid-19) tedbirlerini gereğince fiziki mesafeye dikkat edilerek gerçekleşen toplantı salonuna “Adalet sağlansın Ebru ve Aytaç yaşasın” pankartı asıldı.

    “ADALET SAĞLANSIN EBRU VE AYTAÇ YAŞASIN”

    Ortak açıklamayı okuyan ATO Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Uğurlu, avukatların yaşaması için her saat, her dakikanın kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) tahliye edilmeleri yönünde verdiği rapora rağmen avukatların tahliye edilmediğine değinen Uğurlu, Ünsal’ın pandemi hastanesine kaldığını belirtti. Avukatların sağlık durumlarının kritik aşamada olduğunu dile getiren Uğurlu, “Yine avukatların başvurularındaki bilgilere göre 24 saat ışığı açık tutulan bir ortamda, temizlik için gerekli olanaklardan yoksun, havalandırma koşulları sınırlı bir ortamda tutuldukları anlaşılmaktadır” dedi.

    “ZORLA MÜDAHELE BİR TEHDİTTİR, KABUL EDİLEMEZ”

    Uğurlu, “Mahkum koğuşunda olmalarının Timtik ve Ünsal üzerinde yarattığı bir başka zorbalık ise psikolojik olarak oluşturulan “zorla müdahale” tehdididir. Hem ulusal hem uluslararası bildirgelere göre böyle bir girişim kabul edilemez ve onurlu yaşam ve ölüm hakkı ile bağdaşmaz. Etik olarak kabul edilemez” diye belirtti.

    Zorla müdahale sonucunda oluşabilecek fiziksel ve ruhsal hastalıklara değinen Uğurlu, devamında şunları söyledi:

    “İlgili hastanelerde Avukat Ebru Timtik ve Avukat Aytaç Ünsal’ın hekimlerini ve onlar ile ilgilenen sağlık emekçilerini bir kez daha Türk Tabipleri Birliği Etik Kurul görüşleri çerçevesinde tutum almaya, Adalet Bakanlığı’nı ise sorunun esasını çözecek adımlar atmaya davet ediyoruz. Adil yargılanma hakkı da sağlık hakkı kadar hayati bir hak olup, bu hakkın önünde durmak yerine yetkilileri kulak vermeye ve cevap olmaya çağırıyoruz.”

    Açıklamada imzası bulunan hukuk ve sağlık örgütleri şöyle: Ankara Tabip odası (ATO), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV)

    PİRHA/ANKARA

     

  • İHD: Hasta mahpusların tedavileri vakit kaybedilmeden yapılmalı – VİDEO

    İHD: Hasta mahpusların tedavileri vakit kaybedilmeden yapılmalı – VİDEO

    PİRHA – İHD Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 311. haftasında yaptığı basın açıklamasında Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesi’nde kalan Zana Mazak’ın durumuna dikkat çekti. 

    Haberin Videosu

    Cezaevlerinde yaşayan hasta mahpusların yaşam savaşını dile getirmek için harekete geçen İHD Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 311. haftasında, cezaevinde hasta mahpusların sağlıksız koşullarda yaşam mücadeleleri ve yaşadıkları insanlık dışı uygulamalara bir kez daha dikkat çekti.

    Bu haftaki basın metnini okuyan  yönetim kurulu üyesi Sevil Turgut, “Hasta mahpusların tetkik ve tedavileri aksatılmamalı, hapishanede kalamayacak durumda olan mahpusların acil olarak tahliyeleri ölümün kıyısına gelmeleri beklenmeden sağlanmalı ve yaşam hakkı hiçbir gerekçe gösterilmeden korunmalıdır” dedi.

    “HASTALARIN TEDAVİ EDİLMESİ ÖNÜNDE ENGELLER KALDIRILSIN”

    Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine değinen Turgut, tedavileri engellenen binlerce hasta tutuklunun yaşamını yitirdiğine dikkat çekti.

    Hasta mahpuslara yapılan keyfi uygulamalara da vurgu yapan Turgut, bu hafta Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesi’nde kalan Zana Mazak’ın durumuna dikkat çekti.

    Turgut, hasta tutuklu Mazak’ın durumuna ilişkin şunları söyledi:

    “12 Ağustos 2020’de kurumumuza mektup yollayan Mazak yaşadığı sorunları aktarmıştır. 26 yıldır cezaevinde olan Zana Mazak, Kırıkkale F Tipi Kapalı Hapishanesi’nde iken 2015 yılında ailesine yakın hapishaneye sevk talebinin Adalet Bakanlığınca kabul edilmesinin üzerine masrafı kendi tarafınca karşılanarak, Siverek T Tipi Kapalı Hapishanesi’ne götürülmüştür. Daha sonra düzenleme yapılacak denilerek Urfa 2 Nolu T Tipi Hapishanesi’ne konulmuştur. 14 Temmuz 2020’de Urfa 2 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nden 8 arkadaşı ile Urfa 1 Nolu T Tipi Hapishanesi’ne sevk edilecekleri söylenerek ring aracına bindirildiklerini ancak kendisinin Bolu F Tipi Cezaevine götürüldüğünü, diğer arkadaşlarının hangi cezaevine götürüldüğünü bilmediği ifade etmiştir. Hakkında Urfa’da açılmış dava olmasına rağmen Bolu’ya sevk edilmiş, avukatı ile görüşmesi, ailesi ile görüşmesi de zorlaştırılmıştır. Kalp hastası olması nedeniyle de uzun sevk sürelerinin ayrıca sağlığını olumsuz yönde etkilemesine ve üstelik pandemi koşullarında sevklerin risk teşkil etmesine rağmen uzun mesafe kat edilerek Urfa’dan Bolu’ya götürülmüştür. Kendisini araba tutmasından ve ring araçlarında kusmasından kaynaklı olarak sürekli olarak hastaneye gidiş ve gelişlerde de problem yaşamaktadır.”

    ZANA MAZAK VE HASTA MAPUSLAR SAĞLIKSIZ KOŞULLARDA

    Zana Mazak’ın sağlık sorunlarını da dile getiren Turgut, şunları söyledi:

    “2 yıl önce kalp hastalığı nedeniyle anjiyo olmuştur ve kalp hastalığı ile ilgili sürekli ilaç kullanmaktadır. Ayrıca mide, bağırsak ve prostat, kulak, boğaz hastalıkları bulunmakta sırtına yakın yerde kronik ağrıları yaşamaktadır. Ayrıca bel fıtığı hastalığı var ve bununla ilgili olarak doktor raporu da bulunmaktadır. Cezaevinin sağladığı klasik sünger yataklar nedeniyle sürekli sırt ağrıları çekmektedir. Maddi durumu elvermediğinden ortopedik yatak alma imkanı da bulunmamaktadır. Zana Mazak’ın ring araçlarında yaşadığı problemlerden kaynaklı olarak ve pandemi koşullarından dolayı da kronik hastalıkları ve risk teşkil eden hastalıkları için her seferinde ayrı ayrı hastane sevkleri yapmak yerine aciliyet gerektiren üroloji, gastroenteroloji veya dahiliye, KBB ve kardiyoloji servislerinde tek seferde hastanede testlerinin ve tetkiklerinin yapılması yönünde talebi bulunmaktadır. Zana Mazak’ın talebi doğrultusunda tetkik ve tedavileri vakit kaybedilmeden yapılmalı, bel rahatsızlığından kaynaklı olarak maddi imkanlarının olmaması da gözetilerek ortopedik yatak ihtiyacı acil olarak karşılanmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • BES: Enflasyon rakamlarını hükümet buyurdu, TÜİK duyurdu-VİDEO

    BES: Enflasyon rakamlarını hükümet buyurdu, TÜİK duyurdu-VİDEO

    PİRHA – Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Enflasyon rakamlarını açıkladı. Büro Emekçileri Sendikası Basın Sekreteri Bahadır Berdicioğlu “Bakan Albayrak tarafından verilen sipariş rakamları istemiyoruz” dedi.

    TÜİK’in tarafsızlığı tartışmaları hız kesmeden sürerken, TÜİK açıkladığı enflasyon rakamları ile yeniden gündeme geldi.

    Enflasyon rakamlarını açıklayan TÜİK, “Ekonomimiz güçlü, vatandaşın alım gücü yüksek” dercesine ekonomik krizi kamufle etmek adına gerçekleri örtmekle suçlanıyor. Büro Emekçileri Sendikası da TÜİK tarafından duyurulan bu rakamların doğru olmadığını ve Hazine Bakanlığı’na bir kurum haline dönüştürülen TÜİK’in tarafsız ve objektif rakamlar sunamayacağını belirttiler.

     “2020 MART AYI İLE BERABER PANDEMİ SÜRECİNİN YARATTIĞI EKONOMİK KRİZLE KARŞI KARŞIYA KALMIŞTIR”

    Büro Emekçileri Sendikası Basın Sekreteri Bahadır Berdicioğlu konuya ilişkin bir açıklama yaptı.

    Berdicioğlu, “2018 yılının ikinci yarısında döviz piyasalarında ortaya çıkan dalgalanmaya paralel yaşanan ekonomik krizin etkileri 2019 yılında devam etmiş kriz döneminde yapılan toplu sözleşme ve bütçe ile 2020 yılına giren Türkiye, 2020 Mart ayı ile beraber pandemi sürecinin yarattığı ekonomik krizle karşı karşıya kalmıştır. Olağanüstü süreçlerin olağan yöntemlerle atlatılamayacağı ortadadır, bütçe bir ülke ekonomisinin yönetimini elinde bulunduran siyaset mekanizmasının, temel sınıfsal yönelimlerini, milli gelirden kimlerin ne kadar pay alacağının, hangi alanlara ne kadar pay aktarılacağının önceden belirlendiği, siyasi iktidarın sınıfsal tercihlerini en açık ve somut şekilde yansıtan bir belgedir. Kamu adına yapılacak harcamaların hangi alanlara yapılacağının ve finansmanının nasıl sağlanacağı bütçe ile belirlenir” dedi.

    “2020 YILI BÜTÇESİ İÇ GÜVENLİĞE, DİYANETE VE KAMU ÖZEL ORTAKLIĞI PROJELERİNE AYRILMIŞTIR”

    TBMM’de AKP-MHP oyları ile kabul edilen 2020 Genel Bütçe tasarısına değinen Berdicioğlu şunları ifade etti:

    “Pandemi sürecinin ekonomide yarattığı tahribatın, gerçekliği yansıtmayan önlem paketleriyle aşılamayacağını yaşayarak görüyoruz. 2020 yılı bütçesinde başta askeri harcamalar olmak üzere, iç güvenliğe, diyanete ve kamu özel ortaklığı projelerine taahhüt karşılığı olarak devasa bütçeler ayrılmıştır. Bütçe revize edilerek bu kaynakların başta sağlık olmak üzere sosyal güvenlik ve sosyal yardımlara aktarılması dönemsel bir ihtiyaçtır. Genel olarak siyasi iktidarın yapması gereken 2020 yılı bütçesini revize ederek pandemi sürecinden olumsuz etkilenen kesimleri öncelleyen bir yaklaşımla yeni bir bütçe hazırlamak, bütçenin finansmanı için başta servet vergisi olmak üzere gerçekçi adımlar atmaktır. Aksi takdirde açıklanan paketlerde ifade edilen rakamların gerçekliği tartışılmaya devam edecektir. Pandemi sürecine ilişkin açıklanan destek paketleri 100 milyarla başlamış sonrasında 200 milyar derken çarpan etkisi ile 600 milyar liraya kadar çıktığı bizzat Hazine ve Maliye Bakanı Beraat Albayrak tarafından ifade edilmektedir. Borç ertelemeleri ve kredi imkânları ile sağlanan destek yardım olarak ifade edilerek destek paketleri suni olarak şişirilmektedir. Sonuçta ertelenen borç da alınan kredi de ödenecektir.”

    “PANDEMİ SÜRECİNDE İŞSİZLİK VE YOKSULLUK DAHA DA ARTMIŞTIR”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın defalarca dillendirdiği ve işten çıkarmanın yasaklandığı açıklamalarını da eleştiren Büro Emekçileri Sendikası Basın Sekreteri Bahadır Berdicioğlu, “Açıklanan paketlerde tek bir gerçek vardır o da korona kalkanı destek paketi kapsamında herhangi bir geliri olmayan 4 milyon 411 bin aileye yapılan bir defaya mahsus bin lira ödemektir. Üç milyon aile daha bu ödeneği alma hakkı kazanmış olup ödemeleri halen devam etmektedir. Bu tablo işsizlik ve yoksullukta içinde bulunduğumuz gerçekliği tescil etmektedir. Her hanede iki işsiz olduğu varsayımı ile hareket etsek bile 14 milyon 822 bin kişilik bir işsizlik tablosu karşımıza çıkmaktadır. Bu tablodan utanması gereken siyasi iktidar yaptığı bir defaya mahsus bin liralık yardımla övünmektedir. TÜİK verilerine göre 2020 Mart döneminde işsiz sayısının 573 bin kişi azalarak 3 milyon 971 kişiye düştüğü ifade edilmektedir. Kısa çalışma ödeneği alan 3,5 milyon kişi, işsizlik ödeneği alan 1 milyon kişi, işsiz sayılmadığından gerçek işsiz sayısının daha da yüksek olduğu ortadadır. Siyasi iktidar tarafından açıklanan veriler bir biri ile çelişmekte, TÜİK her zaman olduğu gibi gerçekçi olmayan veriler ile manipülasyona devam etmektedir” diye konuştu.

    Berdicioğlu, TÜİK’in bağlı olduğu Hazine ve Maliye Bakanlığı’na rağmen tarafsız bir şekilde veri sunmayacağını da belirtti.

    “KAMU EMEKÇİLERİNE YAPILAN ZAMLAR VERGİ MEKANİZMASI KULLANILARAK GERİ ALINMAKTADIR”

    Büro Emekçileri Sendikası Basın Sekreteri Bahadır Berdicioğlu, şöyle devam etti:

    “Uzun yıllardır kamu emekçilerine yapılan temmuz zamları, kamu emekçileri yılın ikinci yarısında %15’lik gelir vergisi diliminden %20’lik dilime geçtikleri için, kamu emekçilerine yapılan zamlar vergi mekanizması kullanılarak geri alınmaktadır. Emekçilerin vergi soygununa ve sipariş usulü ile hazırlanan enflasyon rakamlarına tahammülü kalmamıştır. 2020 ilk çeyreğinde %4,5 büyüme ile övünen siyasi iktidar makroekonomik verileri TÜİK’e verdiği talimatlarla istediği gibi belirlemektedir. İşsizlik ülke tarihinin en yüksek oranına ulaşmışken işsizlik oranını düşük gösteren siyasi iktidar, bugün enflasyon rakamlarını da düşük göstermiştir.”

    PİRHA/ANKARA

  • DİSK/Emekli-Sen: İktidar emeklileri, yoksulları açlığa mahkum etti-VİDEO

    DİSK/Emekli-Sen: İktidar emeklileri, yoksulları açlığa mahkum etti-VİDEO

    PİRHA- DİSK/Emekli-Sen Eğe Bölge Sorumlusu Hüseyin Özkaynak ve yönetim kurulu üyeleri, “Koronavirüs, Covid- 19 pandemisinde zamanında önlemleri alınmayarak, sürecin iyi yönetilmemesiyle kaderlerine terk edilen milyonlarca insanımız adına itirazımız var” diyerek taleplerini açıkladılar. 

    DİSK/Emekli-Sen Eğe Bölge Sorumlusu Hüseyin Özkaynak ve yönetim kurulu üyeleri, sendika binasında koronavirüs (Covid-19) salgını ile ilgili basın açıklaması yaptı.

    Hüseyin Özkaynak, “İktidar salgına karşı sağlık emekçilerine, sözde sahip çıkıyormuş gibi yaparak sağlık emekçilerinin ihtiyaçlarını yeterince karşılamak yerine hamaset politikası izlemiştir” dedi.

    Açıklamanın devamında şunlar belirtildi:

    “İKTİDAR EMEKLİLERİ, EMEKÇİLERİ YOKSULLARI AÇLIĞA MAHKUM ETMİŞTİR”

    “Koronavirüs (Covid-19) pandemisiyle, zamanında önlemleri alınmayan ve sürecin iyi yönetilmemesiyle kaderlerine terk edilen milyonlarca insanımız adına itirazımız var” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    * Covid-19 virüsü dolayısıyla 65 yaş üzeri emeklilerin ihtiyaçları yeterince karşılanmamış ve büyük çoğunluğu ölüm korkusuyla burun buruna yaşamaktadır.

    * Emeklilerin ihtiyaçlarını kolonya, maskeyle sınırlandıran iktidar, evde kalın telkininden başka emeklilere verdiği değersizliği alenen ortaya koymuştur.

    * Sokaktaki simitçisiyle, geçimini çöpten sağlayan gariban insanıyla, 270 binin üzerinde kapanan iş yerleri ile günlük yevmiyeyle çalışan milyonlarca emekçisiyle açlığa terk edilmiştir.

    * İşten çıkarılan işçiye 39.24 lira günlük sefalet ücreti dayatan iktidar, ev kirası, elektrik, su, doğal gaz gibi temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayan emekçileri yoksulluk ve açlık içinde inim inim inlemeye terk etmiştir.

    * 13-18 yaş aralığında çalışan ve evine ekmek götüren 451 bin işçi işsizliğe, açlığa ya da çalışma zorunluluğundan hastalık nedeniyle ölüme terk edilmişlerdir.

    “İKTİDAR KARGO VE PTT ÇALIŞANLARINI VİRÜS DAĞITICISI KONUMUNA GETİRMİŞTİR”

    * Salgına karşı cephede en güçlü, canı pahasına mücadele veren sağlık emekçilerine iktidar, sözde sahip çıkıyormuş gibi sadece bir alkış isteyerek sağlık emekçilerini kendi içlerinde ayırıp ihtiyaçlarını yeterince karşılamak yerine hamaset politikası izlemiştir.

    * Kargo taşımacılığı yapanlarla PTT’de ve özel firmalarda çalışan, salgınla her an yüz yüze gelen emekçiler zorunlu virüs dağıtıcısı konumuna getirilmiştir.

    * Bankaların kıskacında ecel terleri döken, kredi borcunu ödeyemeyip icra  ve iflasla yüz yüze kalan ve sorunlarına çözüm üretilmeyen halkımız kredi faizlerinin düşürülmesiyle, mevcut borçlarının üç ay ile altı ay arasında ötelenmesiyle tekrar borçlandırılmakta, sonu belli olmayan bir girdaba atılmaktadır.”

    TALEPLER

    Açıklamada talepler şöyle sıralandı:

    *Mağdur durumda olan tüm emeklilerimizin her türlü temel ihtiyaçları ötelemeden acil olarak karşılanması ve ayrımsız her haneye en az bir asgari ücret tutarında para verilmesini istiyoruz.

    *Bizlerin evlatları, geleceğimizin teminatları olan her gün sahada, fabrikada, iş yerlerinde, sokakta, tarlada, denizde ve öncelikle hastanelerde görev yapan sağlık emekçilerimizin her türlü ihtiyaçlarının, özlük haklarının sosyal devlet olma gereği üzerinden bir an önce karşılanması ve insan olmaktan kaynaklı anayasal haklarımızın acil olarak yerine getirilmesini istiyoruz.

    *Okula gidemeyen ve yoksulluğun pençesinde olan ailelerin çocukları için ders araçları, bilgisayar, tablet, televizyon gibi ihtiyaçlarının acilen karşılanması gerekmektedir.

    *Çiftçilerimizin bankalara borçlarının salgın süresince ötelenmesi, faizlerinin ve vergi borçlarının silinmesi, üretim yapabilmeleri için her türlü ihtiyaçlarının karşılanması, hazine arazilerinin çiftçiler tarafından ekilmesinin teşvik edilmesi, yerli tohum ekilmesinin desteklenmesi, ürünlerinin satılması ve dağıtılması konusunda gereken organize önlemlerin alınmasının sağlanmasını istiyoruz.

    *Salgın bahane edilerek işten çıkarmaların yasaklanması ve ücretli izin uygulanmalı.

    *İşsizlik fonunda biriken 131 Milyar liranın patronlara kredi olarak değil, işten çıkarılan emekçilere verilmelidir.

    *Kanal İstanbul projesi ihalesinin böyle bir zamanda yapılması en hafif deyimiyle insan aklıyla dalga geçmektir, derhal iptal edilmelidir.

    *Sokağa çıkma yasağı bahane edilerek sahillerin ve ormanlarımızın yağmalanmasına katledilmesine izin verilmemesini, sokağa çıkma yasakları 11-12 Nisan da olduğu gibi iki aylık tedbirlerin bir iki saatte heba edilmesine ve kaos ortamı yaratılmasına göz yummadan en az 3-4 gün önceden haber verilmelidir.

    *İktidar bu pandemi günlerinde her türlü politik çıkarı unutup bütün kurumlarıyla dayanışma içerisinde çalışmalı, önerilere açık olarak her kesimi bir arada tutacak politikalar geliştirmelidir.

    *İktidar yandaş iş adamlarının yaptıkları bağışları vergilerinden düşürmemeli ve geçiş garantili yapmış olduğu ya da yapacağı ihaleleri iptal etmelidir. Devlet olanaklarını halkının sağlığı için kullanmalıdır.

    “İNFAZ YASASIYLA MAFYAYA, TECAVÜZCÜLERE AF, DEMOKRASİ İSTEYENLERE, MAHKUMİYET”

    *Bir gece yarısı meclis operasyonu ile kanunlaştırdıkları sözde infaz yasasıyla, mafyaya, tecavüzcülere, kadına ve çocuğa tecavüz edenlere af, bunları haber yapan basın emekçilerine ceza olarak çıkmış, özgürlükler ve demokrasi için mücadele edenlerin önüne yeni engeller çıkarmıştır, Anayasa Mahkemesi bunu reddetmelidir,

    *Bütün belediyelerin halkımıza yardım amaçlı yapacağı bağış ve yardım toplama, ihtiyaç sahiplerine ulaştırma çalışmaları engellenmek yerine desteklenmelidir.

    *DİSK Emekli-Sen olarak yukarıda belirttiğimiz düşüncelerimizin ve taleplerimizin demokratik çerçevelerde her zaman savunucusu ve takipçisi olacağımızı buradan bir kez daha haykırıyoruz.

    *İnsan onuruna yakışır bir ücret, yaşanabilir doğa ve çevre, parasız sağlık, parasız ulaşım, parasız eğitim ve barınma ile toplu sözleşmeli sendika hakkı mücadelemiz sürecektir.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • İHD Ankara Şubesi: Aysel Koç’un ölümünde ihmalleri olanlar hakkında soruşturma başlatılmalı – VİDEO

    İHD Ankara Şubesi: Aysel Koç’un ölümünde ihmalleri olanlar hakkında soruşturma başlatılmalı – VİDEO

    PİRHA –  İHD Ankara Hapishaneler Komisyonu, cezaevinde yaşamına son verdiği ileri sürülen Aysel Koç’a dair yaptığı açıklamada, Koç’un sistematik hak ihlaline maruz kaldığını söyledi.

    Haberin Videosu

    İHD Ankara Şube Hapishane Komisyonu tarafından 3 Mart 2020 tarihinde Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde bulunan Aysel Koç’un yaşamını yitirmesi ile ilgili bir basın toplantısı gerçekleştirdi.

    Basın toplantısı öncesi Ankara Şube Eş Başkanı Nuray Çevirmen kısa bir konuşma yaptı. Çevirmen, “Sincan Cezaevi’nde yaşamını yitiren Aysel Koç’un yaşamış olduğu hak ihlallerini aktarmak için burada toplandık. 3 Mart tarihinde avukatı tarafından arandık. Arkadaşlarımızla birlikte adli tıp kurumuna gittik, ailesinin aktarımları oldu. Bugün Sincan Cezaevi’nde birlikte kalmış olduğu mahpuslarla yapılan görüşmeler doğrultusunda yaşamış olduğu sıkıntı ve sorunların onu nasıl adım adım ölüme götürdüğünü tespit etmiş bulunmaktayız. Bu nedenle cezaevinde yaşanan ölümlere de bir duyarlılık sağlamak amacıyla basın açıklaması yapmak istedik” dedi.

    “SIK SIK EPİLEPSİ KRİZİ GEÇİRDİ”

    İHD Ankara Şube Hapishane Komisyonu üyesi Avukat Ömer Faruk Yazmacı yaptığı açıklamada ailenin kendilerine, Koç’un bir süredir tek başına tutulduğu, epilepsi hastası olduğu, cezaevinde birçok hak ihlaline maruz kaldığı, babası ile yaptığı telefon görüşmesinde “Beni buradan sağ çıkartmayacaklar” dediği bilgilerini aktardığını belirtti.

    Cezaevinde birlikte kaldığı arkadaşlarıyla yapılan görüşmesine dair bilgi veren Yazmacı, şunları söyledi: “8 yıldır 4 kadın mahpus olarak birçok cezaevinde kaldıkları ve son 3,5 yıldır da Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulundukları dönemde kendilerine ayrı bir tecrit uygulandığını, spor, atölye gibi faaliyetlere sadece 4 kişi olarak çıkarıldıklarını, sohbet haklarının engellendiğini, 4 kişinin hiçbir yere çıkarılmadıklarını, bunun sebebini sorduklarında cevap alamadıklarını ifade etmişlerdir. Aysel Koç’a yetkililer tarafından ‘Bekleyin ağırlaştırılmış müebbet alacaksınız, şurada yeni bir cezaevi yapacağız, tek tip kıyafet giydireceğiz’ dediklerini ifade etmişlerdir. Aysel Koç’un epilepsi hastası olmasına rağmen görevliler tarafından kafasının koğuş kapısına sıkıştırıldığını, yerlerde sürüklendiğini, bu durumu diğer üç arkadaşının mahkemede dile getirmesine rağmen sonuç alamadıklarını, olayla ilgili olarak Aysel Koç’un ceza aldığını aktarmışlardır.”

    Koç’un sık sık epilepsi krizi geçirmesinden dolayı bir başka cezaevine naklinin yapılması ve tedavi edilmesi için arkadaşlarının idareye başvurduklarını aktaran Yazmacı, şu bilgileri verdi: “Arkadaşları ayrıca Koç’un bir defasında dilini yuttuğunu, koğuşta kalan diğer 3 kişinin zor durumda kaldığını, hiçbir görevlinin gelmediğini, bu nedenle bir tutuklunun elini Aysel’in ağzına sokarak hayatını kurtardığını, Aysel’in 6 ay boyunca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan mahkumların yan koğuşunda tek başına kaldığını, tek başına kalırken üç kez epilepsi krizi geçirdiğini, bir kez epilepsi krizi sırasında elindeki bardağın kırıldığını ve kırılan bardaktaki camların üzerinde titreyerek kriz geçirdiğini ve yaralandığını, ölmeden önce de, 25 Şubat’tan sonra 7 gündür tek başına bir koğuşta kaldığını anlatmışlardır.”

    “İDARENİN AĞIR İHMALLERİ BULUNMAKTA”

    27 Şubat akşamında Aysel’in bulunduğu koğuştan bağırarak “Nasılsınız, ben hiç iyi değilim, kuşlarımı, kitaplarımı, defterlerimi size göndereceğim, sizi seviyorum” dediğini söyleyen Yazmacı, Koç’un sistemli bir hak ihlaline maruz kaldığını belirterek şöyle devam etti:

    “Epilepsi hastaları sebebi ne olursa olsun tek başlarına tutulamazlar. Ancak daha önce 6 ay süreyle ve 25 Şubat’tan ölümüne kadar olan 7 günlük sürede tek başına tutulmuştur. Arkadaşlarının ve ailesinin verdiği beyanlara göre de çeşitli zamanlarda sözlü ve fiziki şiddete maruz bırakılmıştır. Hasta olmasına ve tedavisi yönünde çeşitli kereler dilekçe yazılmasına ve sevk talep edilmesine rağmen bunlar yapılmayarak süreç adeta hızlandırılmıştır. Hapishanelerde mahpusların yaşamının korunması yönünde gereken tedbirleri almakla yükümlü olan idare gerekenleri yerine getirmemiştir ve ağır ihmalleri bulunmaktadır. Tüm bu ihmallerden ve hak ihlallerinden sorumlu olanlar hakkında derhal soruşturma başlatılmalı, yükümlülüğü bulunanlar hakkında cezai işlemler uygulanmalıdır.”  PİRHA/ANKARA

  • Ankara’dan hasta tutuklu Engin Aydınalp için seslendiler-VİDEO

    Ankara’dan hasta tutuklu Engin Aydınalp için seslendiler-VİDEO

    PİRHA– Ankara’da da Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla 287. kez İHD Ankara Şubesi önünde bir araya geldi. İnisiyatif üyeleri, bu haftaki eylemlerinde Samsun Bafra T Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki hasta tutuklu Engin Aydınalp’in sağlık durumuna dikkat çekti.

    İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi Hasta Tutsaklar İnisiyatifi 287. haftasında Samsun-Bafra T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan hasta mahpus Engin Aydınalp’in durumuna dikkat çekti. İHD Ankara Şubesi Hasta Tutsaklar İnisiyatifi adına basın metnini okuyan Şube Eş Başkanı Fatin Kanat, hasta tutuklular sorunun Türkiye’nin en büyük ve en görünmez meselesi olduğunu söyledi.

    Kanat, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekerek , Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde yaşamına son veren hasta tutuklu Aysel Koç’un ölüme sürüklendiğini söyledi.

    “%40 FELÇLİ DURUMDASIN”

    Samsun-Bafra T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan hasta tutuklu Engin Aydınalp’in durumuna dikkat çekmek için bir araya geldiklerini söyleyen Kanat, Aydınalp’in sağlık durumu bilgisini paylaştı:

    “28 yıldır cezaevinde bulunmaktadır ve yaklaşık 2,5 yılı kalmıştır. Çocukken geçirdiği omurilik kanseri dolayısıyla sırtından tümör alınmış ve 2 yıl felçli kaldıktan sonra iyileşmiştir. Cezaevindeki ilk 15 yılında buna dair bir sorun yaşamamıştır. Ancak cezaevinde tüberküloz ve zatürre geçirmiş, akciğerlerinden ameliyat olmuş, hala da kısmen solunum yetmezliği çekmektedir.

    İlk 15 yıldan sonra bacakları yavaş yavaş ağırlaşmaya ve yıllar geçtikçe yürüme sorunu yaşamaya başlamıştır. Defalarca da hastaneye gitmiş, tetkikler yapılmış ve mutlak ameliyat gerektiği söylenmiş, fakat ameliyat bölgesi riskli olduğundan ameliyatın felç ile sonuçlanabileceği kendisine anlatılmıştır. 1,5 yıl önce Bafra Devlet Hastanesi Beyin Cerrahi doktoruna gitmiş, tetkikler yapılıp MR çekildikten sonra doktoru “Ameliyat olmazsan felçle sonuçlanabilir. Bacağın gittikçe daha fazla ağırlaşacak, hareket yeteneğini kaybetmeye başlayacaksın. Zaten şu an da %40 felçli durumdasın, ameliyat olman gerekiyor fakat çok riskli olduğunu da, ameliyatın felce yol açabileceğini de bilmen gerekir” demiş ve kararını verdiğinde ameliyatı yapabileceklerini ifade etmiştir. Ancak risklerden dolayı o zaman ameliyat olmak istememiştir. Geçen sürede bacakları daha fazla ağırlaşmış, ciddi şekilde yürüme sorunu yaşamakta, yürürken bir yerlere tutunmak zorunda kalmaktadır. Ayrıca bacaklarda incelme oluşmuş, ağrılar çekilmez halde artmaya başlamış ve belden aşağısını hissetmiyor. Yarı felçli durum yaşamakta, kendi işlerini yapamamaktadır.”

    Her gün durumu ağırlaşan ve yürümemez halde olan hasta tutuklu Engin Aydınalp’in cezasının ertelenmesi ve serbest bırakılması çağrısı yapan Kanat, tüm hasta tutuklular serbest bırakılıncaya kadar mücadele edeceklerini söyledi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

  • Bakanlık, 10 Ekim mağdurlarından para istiyor

    Bakanlık, 10 Ekim mağdurlarından para istiyor

    10 Ekim Ankara Garı katliamında mağdurların İçişleri Bakanlığı’na açtığı tazminat davaları sonuçlanmaya başladı. İdari yargı, talep edilenin altında miktarlara hükmedince davalı taraf olan İçişleri Bakanlığı, kendi avukatlarının 4 bin ile 12 bin lira arasında değişen vekalet ücretlerini mağdur ailelerden tahsil etmek için ailelere yazı gönderdi.

    Gazete Duvar’dan Özlem Akarsu Çelik’in haberine göre, 103 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı 10 Ekim 2015 Ankara Garı katliamı davasında, kayıp ailelerinin ve yaralıların, devletin kurumlarının kusurlu olduğu gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı’na tazminat talebiyle açtığı davalar sonuçlanıyor.

    İdari yargı, ‘kişilerin duyduğu acı ve elemin karşılığı olarak belirlenen’ manevi tazminatlarda, talep edilenin çok altında miktarlara hükmetti. İdari yargı ayrıca talep edilen ile kabul edilen arasındaki reddedilen tazminat miktarı açısından, mevzuat gereği 10 Ekim mağdurlarının, Bakanlık lehine vekalet ücreti ödenmesini talep etti.

    İçişleri Bakanlığı, tazminatları ödemeden, avukatları aracılığıyla vekalet ücretlerinin tahsili için davacı 10 Ekim mağdurlarına yazı gönderdi. Kendi hakkından feragat edebilecekken vekalet ücretinin peşine düşen Bakanlık, 10 Ekim mağdurlarının bu ücretleri ödememesi halinde icra işlemine başlayacak.

    Reddedilen miktarların yüksekliği nedeniyle İçişleri Bakanlığı lehine hükmedilen vekalet ücretleri 4 bin ile 12 bin lira arasında değişiyor.

    “DEVLETİN KUSURU YOK AMA TAZMİNAT ÖDENMELİ, DEDİLER”

    Konuyu, 10 Ekim Davası Avukat Komisyonu’ndan Nuray Özdoğan şu sözlerle değerlendirdi:

    “İdari davalar yakın zamanlarda sonuçlanmaya başladı. Katledilenlerin yakınlarına ve mağdurlara maddi ve manevi tazminat kararları çıktı. Ancak idari yargı, ceza yargısı gibi devletin kurumlarının sorumluluğunu araştırmaktansa sosyal risk ilkesi dediğimiz, idarenin terör saldırısı kapsamında gördüğü vakalarda kusura bağlı olmayan sosyal sorumluluğunu gerektiren ilkeyi uyguladı. Yani ‘devletin hizmet kusuru yok ama sosyal risk ilkesi gereği tazminat ödenmeli’ dedi. İdari davalarda devletin sorumluluğuna işaret eden dilekçe içerikleri nedeniyle kimi avukatlar hakkında soruşturma dahi başlatıldı. Oysaki dilekçelerin dayanağını oluşturan, ceza soruşturması ve idari soruşturmada ortaya dökülen, emniyet ve istihbarat makamlarının sorumluluğunu ortaya koyan delillerdi.”