Etiket: 10 ekim katliamı

  • Gar Katliamı tanığı Evrim Ay: Katliamın yol göstericilerinin de hesap vermesi gerekiyor-VİDEO

    Gar Katliamı tanığı Evrim Ay: Katliamın yol göstericilerinin de hesap vermesi gerekiyor-VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı tanığı Yapı-Yol Sen Elazığ Şube Başkanı Evrim Ay, “İnsanlarda öyle bir barış umudu vardı ki hiçbir eyleme katılmayan arkadaşlarımız bile mitinge katıldılar. Miting alanında eskisi gibi işportacılar, simitçiler ve bayrak satıcıları yoktu. Patlamadan sonra ellerimde kırmızı benekler olunca anladım ki korkunç bir katliam yaşanmış” dedi. 

    DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği (TTB), TMMOB ve HDP’nin de aralarında bulunduğu pek çok sivil toplum örgütü ve siyasi partinin çağrısıyla 10 Ekim 2015 yılında Ankara Tren Garı önünde yapılmak istenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne IŞİD tarafından yapılan canlı bombalı saldırıda 104 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 500 kişi de yaralandı.

    Katliam tanığı olan Yapı-Yol Sen Elazığ Şube Başkanı Evrim Ay, o gün yaşananları PİRHA’ya anlattı.

    “BÜYÜK BİR KATILIMLA DERSİM’DEN ANKARA’YA GİTTİK”

    Türkiye’deki savaş ortamından dolayı demokratik kitle örgütlerinin çağrısı üzerine Dersim KESK Şubeler Platformu olarak yoğun bir katılım sağlayarak Ankara’ya gittiklerini söyleyen Evrim Ay, “Barış müzakerelerinin sona ermesiyle başlayan süreçle beraber 5 Haziran’daki HDP’nin mitinginde yapılan bombalı saldırı, 20 Temmuz’da SGDF’li (Sosyalist) gençlerin katledilmesi gibi savaş çığırtkanlığı yapanlara karşı barıştan yana olan tüm kitleler Ankara’da Barış Mitingi planladı. Biz de o dönem büyük bir katılımla Dersim’den Ankara’ya yola çıktık. İnsanlarda öyle bir barış umudu vardı ki hiçbir eyleme katılmayan arkadaşlarımız bile mitinge katıldılar ve biz otobüslerle Ankara’ya gittik. Ankara’ya giderken polisin mitingi engelleyici bir tutumunu görmedik. Çok rahat gittik ve mola yerlerinde halaylar çektik” dedi.

    “ELLERİMDE KIRMIZI BENEKLER VARDI, ANLADIM Kİ KORKUNÇ BİR KATLİAM YAŞANMIŞ”

    Böyle büyük bir katliamın yapılacağını akıllarına bile getirmediklerini ifade eden Evrim Ay, “Miting alanında eskisi gibi işportacılar, simitçiler ve bayrak satıcıları yoktu. Biz kortejler halinde yürüyüşe başlamıştık saat 10.00 gibi miting alanına gelmiştik, tam o esnada bir ses geldi, ben ses bombası zannettim. Daha önceki eylemlerde ve mitinglerde ona benzer sesler olurdu. Ama öyle bir sesti ki arkamızdan bir rüzgâr esintisi geldi, daha sonra insanların bize doğru koştuğunu gördük. Tam o esnada aklıma büyüklerimizden dinlediğim 1977 1 Mayıs’ı geldi. İnsanların yüzündeki o korku dolu suretleri görünce çok kötü bir şey olduğunu anladım. Ellerimde ufak kırmızı benekler vardı. O an anladım ki korkunç bir katliam yaşanmış. Şu anda hatırlıyorum ayağımın önünde kemik tarzında kafatasına benzer bir insan uzvu vardı. Biz ambulans gelir diye beklerken polisler gelip koridor oluşturdu ve bizim gidişimize izin vermediler” diye belirtti.

    “20-25 DAKİKA SONRA AMBULANSLAR GELDİ”

    Alana 20-25 dakika sonra ambulansların geldiğini vurgulayan Ay, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Alana girdiğimde korkunç bir tablo vardı. Et yığınları, insan cesetleri üzerindeki sendika ve siyasi parti bayrakları örtülmüştü. Türkiye’nin yakın tarihinin en büyük katliamı. Katliamı yapanların IŞİD militanları olduğu ve ellerini kollarını sallayarak Suriye sınırından Ankara’nın en güvenlikli yerine gelip Ankara Garı önünde büyük bir katliam yapması nedeniyle bu işin yol göstericilerinin de hesap vermesi gerektiğini söylüyoruz. O gün barış talebinde bulunan her kesimden insan oradaydı ama savaştan beslenen kesimler tarafından bu katliam planlandı.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri: 10 Ekim katliamı önceden tasarlanmış planlı bir katliamdı-VİDEO

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri: 10 Ekim katliamı önceden tasarlanmış planlı bir katliamdı-VİDEO

    PİRHA – Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, 2015 yılında 104 kişinin hayatını kaybettiği 10 Ekim Ankara Gar katliamının 8’inci yıldönümünde, Attalos Heykeli önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan basın açıklamasında, “Katliam göz göre göre geldi. 10 Ekim katliamından önce aynı merkezden planlandığı düşünülen 5 Haziran 2015 Diyarbakır ve 20 Temmuz 2015 Suruç katliamları yaşandı” denildi.

    Gar katliamında yaşamını yitirenler anılırken, sloganlar atıldı. “Unutmadık, unutturmayacağız. Barış mücadelemiz sürecek” ve katliamda yaşananların fotoğraflarının yer aldığı pankartlar açıldı. Katliamda yaşamını yitirenlerin adları tek tek okunurken, kitle “Yaşıyor” karşılığını verdi. Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri adına KESK Şubeler platformu dönem sözcüsü Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Nurettin Sönmez tarafından okundu.

    “BARIŞ GÜVERCİNLERİMİZİ UNUTMADIK”

    Sönmez’in okuduğu basın açıklamasında ise şunlara yer verildi:

    “Cumhuriyetin 100 yıllık tarihinin en büyük katliamlarından birisi olan 10 Ekim Ankara Gar Katliamı üzerinden tam 8 yıl geçti… 10 Ekim 2015’te düzenlediğimiz Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne yapılan saldırıda 104 arkadaşımızı yitirdik, 500’e yakın arkadaşımız ise yaralandı. Elbette bizler 8 yıl geçmesine rağmen planlı bir şekilde katledilen barış güvercinlerimizi unutmadık. Bizlerin yüreği kan ağlarken birilerinin statlarda barış karanfillerimizi yuhalatmasını unutmadık. İnsanlık suçları işleyen cani bir örgüte selam yollayanları unutmadık. Bizler ülkemizin geleceğine kara bir leke olarak düşen katliamda yitirdiklerimizi birer birer toprağa defnettiğimiz sıralarda katliamı önlemek bir yana adeta yol veren iktidar yetkililerinin anketlerle oy hesabı derdine düşmesini unutmadık. Katliam milyonların yüreğinde derin yaralar açarken, acının bir nebze olsun hafiflemesi için katliamın gerçek sorumlularının yakalanmasını beklerken yetkililerin “kokteyl örgüt” diyerek ilk karartmayı yapmalarını unutmadık.  Barış karanfillerimizin aileleri, yakınları, avukatları ve biz mücadele arkadaşları katliamın gerçek suçlularının açığa çıkması için kılı kırk yararak belge ve delil ararken kimi görevlilerin delilleri dolaplarda unutmalarını kimisini de imha etmelerini unutmadık.”

    “10 EKİM KATLİAMI ÖNCEDEN TASARLANMIŞ ‘PLANLI BİR KATLİAMDI”

    “Katliam göz göre göre geldi. 10 Ekim katliamından önce aynı merkezden planlandığı düşünülen 5 Haziran 2015 Diyarbakır ve 20 Temmuz 2015 Suruç katliamları yaşandı. Her üç katliamın sadece planlaması değil sözümüz ona ‘ihmaller zinciri’ de büyük benzerlikler taşımaktadır. Her ne hikmetse her üç katliamın öncesinde güvenlik güçleri ortadan kaybolmuş, arama noktaları kaldırılmıştır! Her üç katliamın dava süreci de birkaç maşaya ceza verilerek kapatılmak istenmektedir. Ve katliamlar zincirinin iktidarı sarsılan AKP’nin yeniden çoğunluğu sağlamasıyla bıçakla kesilir gibi kesilmesi sürecin politik arka planı için kafalardaki en önemli soru olarak varlığını korumaktadır.”

    “BU KATLİAM BAŞKENTİN ORTASINDA GÜVENLİK BÜROKRASİNİN GÖZLERİ ÖNÜNDE GERÇEKLEŞTİ”

    “10 Ekim Ankara Gar katliamı, Türkiye devletinin başkentinin ortasında, bütün güvenlik bürokrasinin gözleri önünde gerçekleşti. Katliamı gerçekleştiren canilerin istihbarat tarafından takip edildiği, canlı bomba ihbarının olduğu, katliam sorumlularının istihbarat görevlileri ile katliam öncesinde ve sonrasında görüştüğü çok sayıda belge ile kanıtlandı. Katliamı gerçekleştiren IŞİD katilleri, patlama malzemeleri ile binlerce kilometre yolu adeta elini kolunu sallayarak, herhangi bir kontrole tabi olmadan geçti. Gelinen aşamada ortaya çıkan gerçekler bu katliamın göz göre göre yapıldığını göstermektedir. Dava süreci de iktidarın ve siyasallaşan yargının katliama bakış açısını ele vermektedir. Katliam sorumlusu olmasına karşın kimliği tespit edilemediği iddia edilen, fotoğraf ve videolarda apaçık görünen ve X-Y diye kodlanan kişiler hakkındaki dosyada 5 yıldır tek bir işlem yapılmamıştır. Katliamla bağlantılı oldukları tespit edilen ve açık kimlikleri bilinen IŞİD militanları hakkında bir işlem yapılmadığı gibi, bütün evraklar avukatlarca sunulmasına karşın savcılığın aldığı kısıtlılık kararıyla dosya gizlenmektedir. Katliamın planlayıcısı ihbar edildiği, katliamdan bir gün önce kimlik bilgileri tespit edildiği halde hakkında hiçbir işlem yapmayan kamu görevlileri ve yargılama boyunca delilleri gizleyerek, evrak göndermekten imtina ederek görevini yapmayan kamu görevlileri hakkında tek bir işlem yapılmamıştır. Kamu görevlilerinin sorumluluklarını ortaya seren mülkiye müfettişleri raporunun elde edilmesi için açılan ve kazanılan davaya rağmen bugün hala evraklar katılan avukatlarına verilmemiştir. 8 yıldır katliamın aydınlatılması, gerçek faillerin açığa çıkarılması için talep edilen esaslı bilgi ve belgelerin neredeyse tamamı, büyük bir engelleme gayretiyle reddedilmiştir. 10 Ekim Barış Şehitlerinin Mirasına Sahip Çıkacağız! Barış Karanfillerimiz bu ülkenin eşitlikçi, laik, insan haklarına dayalı, demokratik bir hukuk devleti olması için mücadele eden herkesin yüreğindedir.”

    10 EKİM KATLİAMININ UNUTTURULMAK İSTENMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”.

    “Hiçbir canımızın hatırasına gölge düşürülmesine, anma etkinliklerimizin engellenerek, müdahale edilerek 10 Ekim Katliamının unutturulmak istenmesine izin vermeyeceğiz. Adalet mücadelemiz bu katliamda katillere yol verenler ve katliamın asıl sorumluları yargı önüne çıkarılıncaya ve cezalandırılıncaya kadar devam edecektir. Bugün; 42 ilde defnettiğimiz canlarımızın, yüzlerce yaralımızın ve on binlerce yoldaşımızın sözü işçilerin, kamu emekçilerinin eylemlerinde ve grevlerinde, kadınların özgürlük mücadelesinde, ekoloji savunusunda yaşıyor. Bizler IŞİD’e ve IŞİD zihniyetine, gericiliğe, laiklik karşıtı faaliyetlere, halklarımızın düşmanlaştırılmasına teslim olmadık, olmayacağız. Bir kez daha savaş rüzgârlarının estirildiği bu dönemde ülkemizde, bölgemizde ve dünyada bedeli ne olursa olsun barış politikasını savunacak, emek ve demokrasi mücadelesini yükselteceğiz. Yitirdiğimiz arkadaşlarımızın bizlere bıraktığı en değerli miras olan emek, barış, demokrasi mücadelesini hep beraber, kol kola omuz omuza büyütmeye kararlıyız.  Bugün Filistin halklarının özgür geleceğine yönelik saldırıları kınıyoruz. Bir kez daha belirtiyoruz, emek kazanacak, demokrasi kazanacak, barış kazanacak diyoruz.”

    PİRHA/ANTALYA

  • 10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitirenler, Karşıyaka Mezarlığı’nda anıldı

    10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitirenler, Karşıyaka Mezarlığı’nda anıldı

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler, 8. yılında Karşıyaka Mezarlığı’nda yapılan törenle anıldı. Anmada “Mücadeleye devam” mesajı verildi.

    Ankara’da 10 Ekim 2015 tarihinde düzenlenen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne dönük DAİŞ saldırısında hayatını kaybeden 104 kişi, katliamın 8’inci yılında anıldı. 10 Ekim Barış Derneği, yaşamını yitiren 5 kişinin mezarlarının olduğu Karşıyaka mezarlığında anma töreni düzenledi. Emek Partisi (EMEP) Milletvekili Sevda Karaca, yaşamını yitirenlerin aileleri ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri anmaya katıldı.

    Yaşamını yitiren 104 kişinin fotoğraflarının yer aldığı büyük bir pankart arkasında yürüyen kitle, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Yaşasın devrim ve sosyalizm” sloganları attı.

    “ACIMIZA SAYGI DUYMAYAN BİR SİSTEMLE MÜCADELE EDİYORUZ”

    10 Ekim Barış Derneği Başkanı Mehtap Sakinci Coşkun, “Tam 8 yıl geçti ve her yıl burada yaşamını yitiren 5 canın nezdinde 104 canı anıyoruz. Bu katliamdan hayatta kalanlar olarak gerçek adalet sağlanana kadar talebimizi ve mücadelemizi sürdüreceğiz. 8 yıldır acımıza saygı duymayan bir sistemle mücadele ediyoruz. Orada bulunan 104 canın barış talebi vardı ve biz de bu talep gerçekleşene kadar buradayız” dedi.

    “KORKMAZ TEDİK GİBİ EŞİT VE ÖZGÜR BİR DÜNYA İSTİYORUZ”

    Katliamda hayatını kaybeden Emek Partisi üyesi Korkmaz Tedik’in mezarı başında söz alan Emek Gençliği  üyesi Bilgesu Kiper, “Baskı, savaş ve saldırı politikaları gençliğin yaşamının her alanında üniversite kampüslerinden lise sıralarına, atölyelere örgütlenmeye devam ediyor. Yönetmelikleriyle, soruşturmalarıyla, taleplerimizin yok sayılmasıyla 10 Ekim’de gerçekleştirilen saldırıda hedeflenenler, mücadelemizin önüne geçmeye çalışılması gençliğin yaşamının her anında karşımıza çıkıyor. Bu yanıyla 10 Ekim yitirdiğimiz canlarımızı yalnızca onlara duyduğumuz özlem üzerinden değil; aynı zamanda onların mücadelemizi ve mücadelemiz onların da mücadelesinden güç alarak yeniden ilan ettiğimiz günlerden bir tanesi. Şimdi yeniden ilan edelim; biz mücadele eden gençler, genç komünistler, çok genç yaşında mücadeleye atılan Korkmaz Tedik gibi eşit ve özgür bir dünya istiyoruz.

    “İKTİDARLARINI KORUMAK İÇİN ÜLKEYİ KARANLIĞA SÜRÜKLEMEYE DEVAM EDİYORLAR”

    Katliamda yaşamını yitiren Ali Kitapçı’nın mezarı başında konuşan eşi Emine Kitapçı ise, “O günden bugüne devletin nezdinde de birçok şey değişti. Suruç ile başlayıp Ankara ile bitirilen süreç doğrultusunda seçim kazanılmış oldu. Zaten bu dönemin Başbakanı Davutoğlu tarafından da ifade edilmişti. Öfkeli heyecanlı gençlerdi, kimseyi yakalamak istemediler. Ellerini, kollarını sallaya sallaya Ankara’nın orta yerine gelip 104 canımızı bizden kopardılar. Onlar bizleri korkutmak istediler, sindirmek istediler. Biz korktuk mu; korkmadık. İktidar bizi öldürmek istese de iktidara rağmen biz küllerimizden her yıl doğmaya devam ediyoruz. Ayaktayız. Söylediğimiz şeyleri tekrar tekrar söylüyoruz, barış. Biz barış içinde yaşamak istiyoruz. Türkiye halkları olarak biz kardeşçe yaşamak istiyoruz. Biz özgürce yaşamak istiyoruz. Bombayı patlatan anlayış HÜDAPAR’ı meclise taşıyan anlayıştır. Ve yaptıkları ile ülkeyi daha büyük bir karanlığa sürüklemeye devam ediyorlar. Sadece kendi iktidarlarını korumak için yapıyorlar bunu” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘10 Ekim için gelmeyecek adalet, bu ülkede kimse için gelmeyecektir’

    ‘10 Ekim için gelmeyecek adalet, bu ülkede kimse için gelmeyecektir’

    PİRHA-10 Ekim Katliamı’na ilişkin konuşan 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği (10 Ekim Der) Başkanı Avukat Mehtap Sakinci Coşkun, “10 Ekim için gelmeyecek adalet kimse için gelmeyecektir” dedi. Sakinci, yapılması beklenen anıtın aileler için kırmızı çizgi olduğunun altını çizdi.

    DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği (TTB), TMMOB ve HDP’nin de aralarında bulunduğu pek çok sivil toplum örgütü ve siyasi partinin çağrısıyla Ankara Tren Garı önünde düzenlenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne düzenlenen saldırıda 103 kişi hayatını kaybetmişti.

    IŞİD’in iki canlı bomba ile gerçekleştirdiği saldırı, Türkiye tarihinde en çok insanın hayatını kaybettiği katliam olarak kayıtlara geçti. Canlı bombalardan birinin aynı yıl Suruç’ta intihar saldırısını düzenleyen canlı bomba Abdurrahman Alagöz’ün kardeşi Yunus Emre Alagöz olduğu ortaya çıktı.

    “İĞNE İLE KUYU KAZMAKTAYIZ”

    10 Ekim Der Başkanı, 10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitiren Avukat Uygar Coşgun’un eşi Avukat Mehtap Sakinci Coşgun, 10 Ekim Katliamı Davası’nın 8. yılında davanın geldiği evreyi anlatarak, “10 Ekim ceza yargılaması gerek firari sanık yargılamaları gerekse de insanlığa karşı suç istinadı kapsamında yargılanan bir sanık yönünden halen devam etmektedir. Yaklaşık 2 ayda bir tekrarlanan yargılamalarda, mahkeme heyeti 2 defa değişerek her seferinde yeni gelen heyete dosyayı sil baştan anlatmak ve önceki reddedilen taleplerimizi iletmek zorunda kalan bizler, deyim yerindeyse iğne ile kuyu kazmaktayız. Bu bakımdan geride kalanların sabır ve metaneti ile örülü gerçek adalet talebi neferi olan bir avuç insan tarafından sürdürülmektedir. Zaman zaman kamu vicdanının işlerlik kazandığı bu davada 7 yılı bulan yargılamalar her geçen yıl ilgisini ve farkındalığını yitirdiğinden her yılın anmasında ceza davasına emek barış demokrasi bileşenlerinin sahip çıkması gerektiğini vurguluyoruz. Diyoruz ki, 10 Ekim için gelmeyecek adalet, bu ülkede kimse için gelmeyecektir” dedi.

    “BİZİ TEMSİL EDEN BİR ANIT YAPILMADAN HUZUR BULMAYACAĞIZ”

    Yapılmasına söz verilen anıtın ailelerin kırmızı çizgisi olduğunu vurgulayan Sakinci, “Ankara Büyükşehir Belediyesi nezdinde henüz tamamlanmamış olmakla birlikte 2023 yılı içerisinde yapılması planlanan amacına uygun ve ailelerin içine sinecek bir anıt yapım aşamasındadır. Her ne kadar yıl dönümüne yetişmemiş olsa bile 8. yılın içinde olay mahallinin bir anıtla buluşturulacak olması yönünde iyi haberlerimiz bulunmaktadır. Bu zamana kadar mevcut konjonktür ve önceki dönem belediyecilik anlayışı maalesef anıt yapılmasına olanak vermediği gibi 15.10.2015 tarihli belediye meclisi kararının da fiilen uygulanmasının önüne geçilmiştir. Bu zamana kadar siyaseten pek çok engelle karşılaştığımız anıt konusu, 10 Ekim ailelerinin kırmızı çizgisi olup bu konuda bizi temsil eden bir anıt yapılmadan huzur bulmayacağız” diye ekledi.

    “DURUŞMALARDA DOSYANIN KAPATILMASINA İLİŞKİN BİR HAVA HAKİM”

    Son süreçte yaşanan zaman aşımı kararlarını hatırlatan Sakinci, “Davanın kısa sürede istenilen şekilde ve gerçek adaletten nasibini almadan sonuçlandırılacağına dair kaygılarımız bulunmakta” dedi. Sakinci şunları ekledi:

    “Zaman aşımı meselesi kapsamında Sivas Katliamı’nın akıbeti çok yakın bir zamana denk düşmesi nedeni ile bizi tedirgin eden ve bu konudaki hassasiyetimizi çok daha yükselten bir yerde durmaktadır. Her ne kadar insanlığa karşı suç isnadı kapsamında kovuşturma aşamasına geçilmiş ilk ve tek davanın 10 Ekim yargılaması nezdinde olduğu bilinse de mevcut mahkeme heyetinin insanlığa karşı suç isnadını ve yakın zamanda sosyal medyadan da bildiğimiz üzere ortaya çıkan dijital görüntülerde canavarca hisle insan katleden IŞİD’liler yönünden uygulamaması ne yazık ki adalet inancımızı sarsmaktadır. 10 Ekim ceza yargılaması eksik ve yetersiz bir soruşturma dosyası ile başlatılmış, ne yazık ki kovuşturmanın genişletilmesi talebimizin neredeyse tamamı reddedilerek, adil yargılama ilkesine aykırı şekilde sürdürülmesinde ısrarlı bir tavır sergilenmektedir. Yargılamada duruşmaların neredeyse hepsinde bu dosyanın hemen kapatılmak istendiğine dair bir havanın hakim olduğunu söyleyebiliriz.”

    “MÜCADELEMİZ BİZ BİTTİ DEMEDEN BİTMEYECEK”

    10 Ekim Katliamı’nın yıl dönümü yaklaşırken Akıncı, “10 Ekim’in 8. yılında yaşamını yitiren 104 insanın anılarının yaşatılması, yaşam hakkına kast edilen bu ülkenin emek, barış ve demokrasi paydasında bulunan milyonlarca insanın haklı taleplerinin yükseltilmesi adına, geride kalanların sorumluluklarının gereği olarak adalet talebimize destek vermesini bekliyoruz. Ayrıca, ‘unutma ve unutturma’ şiarımızı tekrarla, mücadelemizin biz bitti demeden bitmeyeceğinin de altını çizmek isteriz” diyerek adalet taleplerine destek çağrısında bulundu.

    Buse Nehir DEMİR/Ankara

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Gökhan Yaralı, 8 yıldır vücudunda şarapnel parçalarıyla yaşıyor: Çocuklarımız için gitmiştik-VİDEO

    Veli Saçılık: Gar Katliamı bir IŞİD saldırısı değildi, IŞİD’in üstümüze salınmasıydı-VİDEO

    ‘Güvenlik güçlerinin anmalarımıza gösterdiği tavırla katliam halen devam ediyor!’-VİDEO

  • Emek meslek örgütleri: 10 Ekim davasında adalet mücadelemizi sürdüreceğiz-VİDEO

    Emek meslek örgütleri: 10 Ekim davasında adalet mücadelemizi sürdüreceğiz-VİDEO

    PİRHA- KESK, TMMOB, TTB, 10 Ekim Barış Derneği (10 Ekim-Der) Ve 10 Ekim Katliamı Davası Avukat Koordinasyonu, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın dava sürecine ilişkin yaptıkları açıklamada, “Gerçek sorumlular ortaya çıkarılmadı. Mağdurlara dava açıldı. Kamunun hizmet kusuru yok sayıldı. Bizler adalet mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz” denildi.

    KESK, TMMOB, TTB, 10 Ekim Barış Derneği (10 Ekim-Der) Ve 10 Ekim Katliamı Davası Avukat Koordinasyonu, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın dava sürecine ilişkin basın toplantısı yaptı.

    Toplantıya PSADK, İHD Ankara Şubesi, HDP Ankara il örgütü, Emek Partisi Ankara il örgütü ve BİDSED temsilcileri katıldı.

    KESK Genel Merkezinde gerçekleştirilen toplantıda, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğu, yargı sürecinde en son Yargıtay’ın aldığı kararın bu suça eklendiği dile getirildi.
    Açıklamayı kurumlar adına KESK Genel Sekreteri Şenol Köksal okudu.

    “GERÇEK SORUMLULAR AÇIĞA ÇIKARILMADI, MAĞDURLARA DAVALAR AÇILDI”

    Verilen yargı kararlarıyla davanın kapatılarak, asıl sorumlularının ortaya çıkmasının engellenmek istendiğini belirten Köksal şunları ifade etti:

    “Bilindiği üzere 10 Ekim Ankara Gar Katliamı nedeniyle aileler avukatlar ve emek ve demokrasi güçleri olarak katliamın tüm yönleri ile aydınlatılması, gerçek failler ile tüm sorumluların bulunması ve cezalandırılması için hukuk mücadelemiz devam etmektedir. 10 Ekim Ankara Katliamıyla ilgili idari yargıda açılan tazminat davaları, hayatını kaybedenlerin ailelerinin, yaralıların, ceza yargılaması dışında adalet talebini dile getirdikleri yargısal bir kanal olmuştur. İçişleri Bakanlığına karşı açılan tazminat davalarında; temel olarak, Katliamın gerçekleşmesinde hizmet kusuru olan Bakanlığın Katliamdan maddi ve manevi olarak zarar görenlerin zararlarını karşılama sorumluluğu olduğu belirtilmiştir. Açılan bu tazminat davalarında bir mitinge, üstelik izinli bir mitinge katılanların yaşamını koruma sorumluluğu olan Bakanlığın Katliam öncesinde pek çok istihbarat ve ihbara rağmen gerekli tedbirleri almayarak, Katliamın gerçekleşmesinin ardından acil sağlık hizmetlerini yeterli şekilde sunmayarak, Katliamın hemen ardından en yaşamsal sürede alana kimyasal gazlı polis müdahalesi ile kusurlu olduğu belirtilmiş, bu iddia İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri raporuna ve Türk Tabipleri Birliğinin 10 Ekim Katliamıyla ilgili hazırladığı iki ayrıntılı rapora dayandırılmış olmasına rağmen idari yargı mercii somut delilleri ve iddialarımızı görmezden gelerek devletin sorumluluğunun üstünün kapatılmasına hizmet etmektedir. Bu davalardaki temel hukuki değerlendirmemiz, Bakanlığın hizmet kusuruna ilişkindi. Mahkemeler bu zamana değin Bakanlığın ve Ankara Valiliği’nin hizmet kusurunun olmadığı kabulüyle davaları “sosyal risk” ilkesi kapsamında değerlendirerek tazminat kararları vermiştir. Sosyal risk ilkesi ile, idarenin hizmet kusurunun olmadığı terör eylemleri sonucunda zarar görenlerin zararlarının bir kısmının karşılanması öngörülüyor.

    “YARGILAMALARDA KAMU GÖREVLİLERİNİN KUSURU GÖZ ARDI EDİLDİ”

    Bizce oldukça eksik ve yanılgılı bir şekilde hizmet kusuru göz ardı edilerek mağduriyetlerin kısmi olarak ekonomik telafisini öngören “sosyal risk” ilkesinin somut olayla örtüşmediği idarenin kusurunun tespit edilebilmesi için ileri sürdüğümüz somut iddiaların araştırılması, idarenin kusurunun tespiti, kabulü ve tazmini istemiyle yapılan temyizler neticesinde Danıştay bu yöndeki taleplerimizi 2021 yılı temmuz ayında reddetmiş, aynı kararda ailelerin ve yaralıların maddi zararlarının terör tazminatı kapsamında hesaplanması gerektiğini belirtmişti. Bölge İdare Mahkemesinin terör tazminatını kabul etmeyen ailelerin, yaralıların tazminatlarının genel esaslara göre hesaplanmasına dair kararlarında ısrar etmesi üzerine dosyalar danıştay idari dava Daireleri Kurulu’nun önüne gitti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu geçtiğimiz hafta tebliğ edilmeye başlayan kararıyla bizce hukuken ve vicdanen kabul edilemeyecek bir karara imza atmıştır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu bu konuyu gündemine almış ve bizce hukuken de vicdanen de kabul edilemeyecek bir karara imza atmıştır. Danıştay İdare Davalar Genel Kurulu özetle; …”Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığının 14/09/2015 tarih ve 46477 EBYS sayılı Ankara ve 47 İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüklerine gönderildikleri anlaşılan DEAŞ’ın ülkemize yönelik uluslararası ses getirecek çapta büyük bir eylem yapma kararı aldığı, bu eylemle ilgili olarak seçtiği grubu Suriye Deyr-ez Zor’da bulunan bir kampta özel eğitime tabi tutmaya başladığı, planlanan eylemin uçak/gemi kaçırma ya da miting/kalabalık yerde aynı anda çok sayıda canlı bomba patlatma şeklinde kompleks bir eylem olabileceği yazısına rağmen olay öncesinde ve esnasında davalı idare tarafından gerekli emniyet tedbirlerinin alındığı, önleyici ve güvenliğe yönelik bomba, alan aramalarının yapıldığı iddiasıyla idarenin hizmet kusurlarının bulunmadığı anlaşılmıştır…” şeklinde karar vermiştir.

    “İDARENİN HİZMET KUSURU YOK SAYILDI”

    Olay sonrasında sağlık hizmetlerinin geç ulaşması, emniyet mensuplarının gaz ve diğer şekillerdeki müdahaleleri yönünden ise sağlık hizmetinin aksamadığı, polis müdahalesi gaz kullanımının bu konuda sertifikalı güvenlik görevlileri tarafından gerekli görüldüğü için yapıldığı belirtilerek bu konuda da hizmet kusurunun olmadığı belirtilmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu bu çerçevede idarenin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğunu gerektirecek herhangi bir işlem ya da eyleminin olmadığına hükmetmiştir. “5233 sayılı yasa kapsamında idare ile uzlaşmayan başvuruculara genel hükümlere dayanılarak maddi tazminat ödenmesine karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir” şeklinde kesin kararını 6 ya karşı 7 oyla oy çokluğuyla vermiştir. Görüldüğü üzere İdari Dava Daireleri Genel Kurulu açık istihbari bilgi ve belgelere rağmen idarenin hizmet kusurunu yok saydığı gibi sosyal risk kapsamında tazmin yükümlülüğünü de çok görmüştür. Bir nevi DEAŞ’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde yüzden fazla ölüme ve yüzlerce yaralanmaya yola açan saldırısında idarenin hiçbir şekilde sorumlu tutulamayacağına dair Danıştay kararı yönünde karar vermiştir.

    “BU DAVADA YARGININ SİYASALLAŞTIĞINI SOMUT OLARAK GÖRÜYORUZ”

    Anılan kararla bakanlık sosyal risk ilkesi kapsamında tazminattan sorumlu tutulduğundan maddi tazminatın 5233 sayılı yasa kapsamında değerlendirilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu zamana değin herhangi bir sivil katliama kapatılmayan tam yargı davası yolu 10 Ekim Ankara Gar katliamı mağduru ailelere kapatılarak 10 Ekim Katliamı mağduru aileler yargı nezdinde bir kez daha mağdur edilmiş ve ayrımcılığa uğramışlardır. Bu kararın alınmasında ortaya çıkan bir başka sonuca daha dikkat çekmek isteriz. Söz konusu karar bir oy farkla 6’ya karşı 7 oyla oy çokluğuyla alınmış bulunmaktadır. Bu durum hali hazırda zaten oldukça siyasallaşmış yargının kamuoyuna mal olmuş diğer tüm yargılama pratiklerinde görüldüğü gibi daha katı ve totaliter bir anlayışa her geçen gün daha da sürüklendiğini göstermektedir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu bu kararı ile siyasallaşmış yargının somut göstergesi olmuştur.

    “ADALET MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Gerçeğin üzerini örtmek için yargı yoluyla hukuksuzluğa imza atılan hiçbir kararın 10 Ekim Katliamı mağduru aileler nezdinde karşılığı olmadığını bir kez daha yineliyoruz. Gizlenmek istenilen devletin sorumluluğunun ortaya çıkması için adalet mücadelemizi sonuna kadar sürdürmeye devam edeceğimizi kamuoyuna bir kez daha beyan ediyoruz.”

    “YARGILAMA SÜRECİ BİZİ ÇOK YIPRATTI AMA MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”

    Ardından 10 Ekim-Der Başkanı Mehtap Sakinci söz alarak, “Biz aileler adaletsizliği her zaman teşhir ettik. Bugün idari yargıdaki davaların ne kadar can yakıcı sonuçlar yarattığını anlattık. Dava süreçleri çok uzun sürdü. Terör mağdurları yasasından bizler yararlandırılmadık. Yasaya göre 60 gün icinde başvuru yapmak zorunda bırakıldık. Katliamın hemen ardından müjde gibi açıklama yapıp ailelere çok büyük paralar verileceğini söyledi. Dönemin başbakanı 28 bin TL’yi böyle duyurdu.

    “ANAYASA MAHKEMESİ’NE BAŞVURACAĞIZ”

    Çok ciddi emekler verdik. Bu süreçler aileleri çok yıprattı. Davaların peşini bırakmadık. Ama bugün tüm taleplerimiz yok sayılmış durumda. Kamu kurumlarının hizmet kusuru yok, kararı verildi. Amaç buydu zaten. Başından bu yana bir aklama çabası söz konusu. Biz ayrımcılığa maruz kaldık. Bu ülke katliamlar ülkesine dönüştü. Geride kalan aileler davalar açıyor. 10 Ekim davasında gerekenler yapılmadı. Çoğu şey göz ardı edildi. AYM’ye başvuracağız. Yargılama süreci vahametlerle dolu. Geldiğimiz noktada mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • 10 Ekim Katliamı’nın araştırılması önerisi AKP ve MHP oylarıyla reddedildi

    10 Ekim Katliamı’nın araştırılması önerisi AKP ve MHP oylarıyla reddedildi

    PİRHA – 10 Ekim Ankara Katliamı’nın araştırılmasına ilişkin önergenin doğrudan gündeme alınması önerisi, TBMM Genel Kurulu’nda AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildi.

    Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) IŞİD’in 10 Ekim 2015’te Ankara Tren Garı’nın önünde düzenlediği saldırının araştırılmasına ilişkin önergesinin doğrudan gündeme alınması önerisi TBMM Genel Kurulu’nda görüşüldü.

    Araştırma önergesinin doğrudan gündeme alınması önerisi, AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildi.

    “İSTİHBARAT BİLGİLERİNE RAĞMEN TEDBİR ALMAYANLARA DAVA AÇILMADI”

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu önerge üzerine yaptığı konuşmada şunları söyledi:

    “İlk ambulans, patlamadan 45 dakika sonra ancak gelebildi. Bir taraftan da yaralılara müdahale engellendi, gaz sıkıldı ve tazyikli su sıkılarak ilk yardım imkanları da engellenmiş oldu ve çok sayıda kişinin ölümüne de sebebiyet verildi. Bu olaydan sonra, bu kişilerle ilgili, yani oradaki gerekli güvenlik önlemlerini almayan, istihbarat bilgilerine rağmen tedbir almayanlara karşı herhangi bir soruşturma açılmadı, herhangi bir kovuşturma yapılmadı, herhangi bir dava açılmadı.

    Bugünlere gelen yola, Ekim 2014’teki Milli Güvenlik kararları çerçevesinde alınan bir kararla gelinmişti ve o kapsamda 5 Haziran’da Diyarbakır’da, 20 Temmuz’da Suruç’ta -bunların hepsi 2015’te oluyor- 10 Ekim’de Ankara Garı’nda, 20 Ağustos’ta da Antep’te katliamlar yapıldı. Tabii bu katliamlarla birlikte aynı zamanda katliam girişimleri de yapıldı. Burada 10 Ekim günü ne oldu? Gaziantep’ten, elini kolunu sallayan bombacılar Ankara’ya, gar önüne kadar girdiler ve orada kendilerini patlattılar. Sonra ne oldu? Tabii ki orada gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığını görüyorduk, biliyorduk. Ben de oradaydım, yani bunun tanıklarından birisiyim, 10 Ekim 2015’te gar önünde bulunan kişilerden birisiyim.”

    “AMBULANSLARIN GİRİŞİNİ ENGELLEDİLER”

    “Ortalıkta herhangi bir güvenlik gücü, polis yokken insanlar yaşamını yitirdikten sonra, bomba patladıktan sonra bir anda güvenlik güçleri sağlıkçılardan, ambulanslardan önce oraya intikal ettiler ve ambulansların gelişini engellediler. İlk ambulans, patlamadan 45 dakika sonra ancak gelebildi, alana girebildi ve bir taraftan da yaralılara müdahale engellendi, gaz sıkıldı ve tazyikli su sıkılarak ilk yardım imkanları da engellenmiş oldu ve çok sayıda kişinin ölümüne de sebebiyet verildi. Bu olaydan sonra, bu kişilerle ilgili, yani oradaki gerekli güvenlik önlemlerini almayan, istihbarat bilgilerine rağmen tedbir almayanlara karşı herhangi bir soruşturma açılmadı, herhangi bir kovuşturma yapılmadı, herhangi bir dava açılmadı. Hatta şöyle ilginç bir şey var; Antep Nizip’te, katliamdan 10 gün önce çok yüklü miktarda amonyum nitrat satın almak isteyen kişi var. Bu belirleniyor ve savcılık bununla ilgili soruşturma açıp, inceleme başlatıp bu kişi hakkında Gaziantep Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Şube Müdürü’ne diyor ki ‘Bu kişiyi araştırın’. Kim bu kişi? Yakup Şahin. O gün, Antep’ten Ankara’ya gelen katillere, o bombacılara eskortluk eden araçtaki kişi Yakup Şahin; onları takip eden. Ama ne oluyor? Yakup Şahin’le ilgili herhangi bir araştırma, soruşturma yapılmıyor ama bu araştırmayı, soruşturmayı yapmayanlarla ilgili de herhangi bir soruşturma, kovuşturma yok. Ne oluyor? Katliam esnasında ambulanslar gelmediği için orada, iki tane polis aracıyla yaralıları hastaneye taşıyan insanlar, kamu aracını gasp etmekten dolayı yargılanıyorlar. Yani yargılananlar da yine mağdurlar oluyor. Diğer taraftan, babasının mezarı başında anma yapan, duygusal konuşma yapan insanlar hakaretten, terör propagandasından ve benzeri uyduruk iddialardan aylarca, yıllarca mahkemelerde yargılanıyorlar.”

    “TARİHİMİZİN GÖRDÜĞÜ EN BÜYÜK VAHŞETLERDEN BİR TANESİ”

    Gelinen noktada Ankara Gar katliamı, tarihimizin gördüğü en büyük vahşetlerden bir tanesidir. Ancak davaları da takip ediyoruz, bu davalardan da hiçbir umut yok, çünkü düzgün bir soruşturma, araştırma ve dava süreci yürütülmüyor. En son dava, 7 Ekim’de görüldü. O davaya katıldım ben ve orada, MİT’in tespitlerine göre IŞİD’in Türkiye sorumlusu, Türkiye emiri olarak bilinen kişi Kasım Güler şunu itiraf etti; ‘Biz o dönemde elimizi kolumuzu sallayarak Türkiye’ye giriş-çıkış yapıyorduk. Ben, 4 ya da 5 defa Türkiye’ye giriş-çıkış yaptım. Sınırdaki güvenlik karakoluna sadece bilgi veriyordum, o bilgi çerçevesinde de Türkiye’ye giriş-çıkış yapıyordum’. Bu rahatlıkla geldi bu katiller ve insanlarımızı katletti.”

    “O KAOS VE KANDAN SİZLER, YENİ BİR İKTİDAR ÜRETTİNİZ”

    CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, konuya ilişkin söz alarak 2015 yılında yapılan iki genel seçim arasındaki sürece dikkat çekti. Emir, AKP’lilere hitaben, “Özellikle de haziran-kasım arasında Türkiye’yi kaosa sürükleyerek oylarınızı artırma yoluna gittiniz. Kaybettiğiniz iktidarınızı, bu şekilde tekrar tahkim etme yoluna gittiniz. Göz yumdunuz; o kaos ve kandan sizler, yeni bir iktidar ürettiniz” dedi.

    Murat Emir “10 Ekim Ankara Gar Katliamı bu toprakların ve insanlığın gördüğü en zalim, en kanlı, en alçak saldırıdır” diyerek gerekli yüzleşmenin ise yapılmadığını belirtti.

    Murat Emir şunları söyledi:

    “Hukuki süreç savsatıldı. Arkadaşım bahsetti, göstermelik bir mahkeme süreci, sanki birkaç IŞİD’li militan, IŞİD’li katil bu işi planlamış, yapmış gibi, gerçek sorumlulara uzanmayan bir hukuki süreç işletildi. Oysa bu katliamı planlayanlar, arkasında duranlar, ona siyasi destek verenler, orada bu bomba tedarik edilirken Emniyet’in bilmesine rağmen gereğini yapmayanlar, mülkiye raporlarına geçtiği gibi ‘Bir saldırı yapılabilir’ istihbaratı alınmış olmasına rağmen önlem almayanlar, adeta bu katiller Ankara’ya eskort eşliğinde gelirken hiçbir şey yapmayanlar suçlular ama maalesef mahkeme bunları görmezden, duymazdan geldi.

    Bir katil düşünün. İki kardeş; birisi Suruç katliamındaki bombacı ve bu kişi teknik takip altında, yine ‘Ankara emiri’ dedikleri İlhami Balı’yla sürekli görüşüyor, o da teknik takip altında ama onlar hakkındaki hiçbir tape kaydı mahkemeye getirilmedi. Oysa İlhami Balı, firari sanık, 2016’da meğer Konya Cihanbeyli Devlet Hastanesi’nde, aranıyorken her nasılsa tedavi edilmiş. Baktığınız zaman bu katliam, devletin içindeki kirli odakların birilerinin bilgisi, ilgisi ve ihmali sonucunda gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla biz, bu mahkeme sürecini eksik sayıyoruz, eksik buluyoruz ve bu yargılamayı göstermelik buluyoruz.

    Çok daha önemlisi arkadaşlar, AKP iktidarı o günlerde IŞİD’e ‘IŞİD’ diyemiyordu ve o günkü dış politikanız, Suriye politikanızın bir gereği olarak da sınırlarımızın kevgire çevrilmesine izin verdiniz. O günkü ‘katil’ diyemediğiniz IŞİD saldırganları, ‘cihatçı, savaşçı’ adı altında istedikleri gibi Türkiye’ye girip çıkıyorlardı. Hatta yaralandıklarında Türkiye’de hastanelerde tedavi görüyorlardı.”

    “KAOS VE KANDAN YENİ BİR İKTİDAR ÜRETTİNİZ”

    “Özellikle de haziran-kasım arasında Türkiye’yi kaosa sürükleyerek oylarınızı artırma yoluna gittiniz. İktidarınızı, kaybettiğiniz iktidarınızı bu şekilde tekrar tahkim etme yoluna gittiniz. Göz yumdunuz; o kaos ve kandan sizler, yeni bir iktidar ürettiniz.”

    PİRHA/ANKARA

  • 10 Ekim Barış Derneği Başkanı Sakinci: Bu yüzyılın mağduru ve katledileni olmayacağız-VİDEO

    10 Ekim Barış Derneği Başkanı Sakinci: Bu yüzyılın mağduru ve katledileni olmayacağız-VİDEO

    PİRHA – IŞİD tarafından gerçekleştirilen 10 Ekim Ankara Gar Katliamı Davası’nın 17. celsesi 6 Ekim saat 10.00’da Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Avukat Mehtap Sakinci, katliamın 7. yılına dair değerlendirmesinde “Geldiğimiz noktada hala 7 adım atamamış noktadayız. Ama bu yüzyılın mağduru, katledileni, maktulü olmayacağız. Adalet talebimizi daha yüksek sesle dile getirmeliyiz” dedi.

    10 Ekim 2015’te Ankara Katliamı’nda 104 insan hayatını kaybetti, 500’den fazla insan yaralandı ve bir çok insan ruhen zarar gördü.

    DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin çağrısı ile düzenlenecek mitinge birçok demokratik kitle örgütü ve sivil toplum kuruluşlarının çağrısı ile 60’a yakın şehirden katılım olmuştu. Barış ve demokrasi talebiyle düzenlenen mitingin kana bulanmasının ardından 7 yıl geçti.

    IŞİD tarafından gerçekleştirilen 10 Ekim Ankara Gar Katliamı Davası’nın 17. celsesi 6 Ekim saat 10.00’da Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Davada IŞİD’in Türkiye vilayeti sorumlusu olduğu belirtilen “Ebu Usame el Türki” kod adlı Kasım Güler‘in dinlenmesi bekleniyor.

    7 YILDA NE OLDU?

    10 Ekim Barış Derneği Başkanı Avukat Mehtap Sakinci, katliamın 7. yılında gelinen hukuk sürecini anlattı. “Oturup hesap yaptığımızda hiçbir şeyin kazanılmadığı, çok fazla yüreğin tüketildiği ve çok da bedel ödediğimiz bir süreç oldu” diyen Sakinci, faillerin korunduğuna vurgu yaptı.

    Mehtap Sakinci, 2018 yılında görülen IŞİD dosyasında “Sınırda askerler, bize baklava veriyorlardı” şeklinde ifade veren sanık Ahmet Sami Karabilgin‘i işaret ederek şu konuşmayı yaptı:

    “IŞİD terör örgütü maalesef bu ülkede diğer sözüm ona terör örgütleri gibi görülmeyen, yeterince soruşturmanın, kovuşturmanın yapılması bir yana dursun çok samimi beyanlarda bulunan kişilerin bile sadece ifade verip gözaltına bile alınmadan salıverildikleri bir noktaya geldiğini 7. yılın sonunda daha iyi görüyoruz.
    Devlet erkinin, anmalarımızda bile daha fazlasını gördüğümüz müdahalelerin sınırlardaki hareketlilikte baklava ikram edilerek karşılandığı noktasına geldiğinde açıkçası biz bu ülkenin vatandaşları olarak 2. sınıf evlatlarmışız gibi hissetmeye devam ediyoruz. Türkiye’de muhalif olmanın bedelini 10 Ekim’de canı ile ödeyecek haddeye geldiği bir süreçten geçtik. Artık 7 yılın sonunda şunu çok iyi biliyoruz; bu katliama yol verildi.”

    “HALA ADIM ATAMAMIŞ NOKTADAYIZ”

    Av. Mehtap Sakinci, katliamın ardından hiçbir hukuki adımın atılmadığının altını çizdi. Mahkemenin, yargı sürecini zamana yaydığını ifade eden Sakinci, şu sözlerle devam etti:

    “Adalet mücadelesindeki çabalarla dava bir noktaya getirildi ama geldiğimiz noktada hala 7 adım atamamış noktadayız. Çünkü her yıl bir adım ilerleyebilseydik şimdi 10 Ekim Katliamı ile ilgili 7 adımda çok bambaşka bir yere gelmiş olacaktık.
    ‘İnsanlığa karşı suç’tan ötürü hakkında iddianame düzenlenmiş bir sanığın da içinde olduğu yargılama bu. Onun dosyası firari sanık yargılamalarına dahil edildi. Çünkü insanlığa dair suç tartışması yürütülecekti bu dosyada. Yani bir iki duruşmada onu fiziken mahkeme getirdi ama sonrasında ondan da vazgeçti. Artık SEGBİS ile bağlanan bir ekran, köşesinde bir sanık, bol miktarda boş sandalye ve öfkeli, sabrı tükenmekte olan ailelerle dolu bir salonda yargılama sürdürülmeye çalışılıyor. Yani aslında devlet, iki ayda bir mahkeme salonlarında bu işi gündeme getirerek zamana yaymış oluyor. Bu zamanda şöyle tüketiliyor; öğleden sonra duruşmayı bitirmeye çalışan bir mahkeme heyeti %99.9 bütün taleplerin reddedildiği, katılan avukatların ve katılanların hiçbir şekilde taleplerinin dinlenilmediği dosyaya, yıllarca uğraşın sonucunda getirtilen bir kısım tanıkların da daha ‘a’ demeden ‘Konuşmak zorunda değilsin. Bildiklerini ifade etmek zorunda değilsin’ deniliyor. Eğer hakkında konuşacağı kişi, aileden biri ise ‘yakınlık’ hatırlatması yapıp ‘Yakının hakkında aleyhine konuşmak zorunda değilsin’ denilip neredeyse bütün mahkeme boyunca sarf edilmeyen çabanın sanık sırf konuşmasın diye mahkeme başkanında görüyoruz.”

    “BİR TİYATRO OYUNUNUN TAM OLARAK İÇİNDEYİZ”

    “10 Ekim Katliamı eğer Cumhuriyet tarihinin en büyük sivil katliamı olarak değerlendiriliyor ise katliam yargılamasında adaletle ilgili beklentinin, kamuoyunun artık yıllardır çabaladığı bu davanın kesinlikle bu şekilde devam ettirilmemesi gerekiyor.
    7 yıldır hiçbir şekilde milim ilerlemeyen bir tiyatro oyununun tam olarak içindeyiz. Aileler bu işin öznesi olmayıp peşinden gitmeseydi ve 7 yıl öncesinden aileler, bir adaletin tesisi noktasında bu duruma düşeceğimiz öngörüsüyle hareket etmeseydi belki bu noktada bile değildik. Bu davanın herkes takipçisi olmalı. Geride kalan herkesin, bu davayı takip etmekle ilgili boynunun borcu olduğunu hep söylüyoruz. Çünkü o gün orada 104 insanın canına kastedecek bir saldırı, 500’ün üzerinde yaralısının savaş zayiatı gibi bir sonuçla yaralanacak kadar büyük bir katliamın aslında hedefinde hepimizin olduğunu, hepimizin yaşam hakkına doğrudan doğruya müdahale olduğunu da unutmamak gerekiyor. IŞİD hala bir örgüt olarak olduğu yerde duruyor.”

    “BELKİ BİR ŞEYLERİ DEĞİŞTİREBİLECEĞİMİZ BİR YOL BULMUŞTUK”

    10 Ekim Barış Derneği Başkanı Mehtap Sakinci, firari sanıklar üzerinden devam eden Sivas Katliamı davasının zamanaşımı ihtimaline işaret ederek “Madımak Katliamı’ndaki gibi faillerinin bakan olacağı bir günü görmemek için acımızı bir kenara bırakarak suçluların peşine düştük” dedi.

    Sakinci sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bizim açımızdan 10 Ekim, Temmuzun sıcağında katledilenlerin acısını da yıllardır içimizden atamayan insanların bir tür yeni bir katliamla karşılaşması gibi olmuştu. O yüzden sadece eli toprağa değenlerin değil bu süreçte önceki katliamlardan da hesap soramamanın öfkesini taşıyanların da sahip çıkması gerektiği bir katliam bu. Çünkü 10 Ekim Katliamı eğer olmasaydı 7 yıl öncesinde bu ülkede belki bir şeyleri değiştirebileceğimiz bir yol bulmuştuk. Sokağa çıkarken korkmayan ya da gerçekten barış talebini sonuna kadar dile getirmek noktasında ısrarla mücadele eden insanların yok edildiği bir katliamla karşı karşıya bırakıldık.”

    “SİVAS KATLİAMI’NDAN SONRA İKİNCİ BİR BIÇAK DARBESİ OLDU”

    “Katliamda eşini kaybeden bir insan olarak ben her zaman şunu söyledim; Sivas Katliamı’nın akıbetini asla bu katliam yönünden de uygulatmamaya kendi adıma bir avukat olarak söz vermiştim. Çünkü uzak tarihe bir şey diyemiyorsun ama yakın tarihimizden ders çıkartmamız gerekiyor. Bizim gerçekten iyi duygularımız da yakıldı, yıkıldı. İnsanlığın da aslında bittiği bir katliamdı Sivas. Zaten bu katliam sonrasında bu ülkeye dair güzel hayallerimiz, planlarımız ve halen umudumuz varken, 10 Ekim Katliamı’nı yaşadıktan sonra ikinci bir bıçak darbesi gibi oldu. Belki biraz özeleştiri vermek gerekirse bizden önceki kuşaklar, Sivas Katliamı’na gelmeyen adaletin 10 Ekim Katliamı’na da gelmediğini gördüğümüzde adalet için daha çok çaba sarf etmeliydi. ‘Onlar yeterince mücadele etmedi mi ki biz bunları yaşıyoruz’ duygusuna kapılmıyor da değilim. O yüzden var gücümle bunun için uğraşıyoruz. 2 yaşında babasını kaybeden çocuğumun da yetişkinlik yaşlarında başka bir katliamla yüzleşmesi veya başka bir katliam gerçeğinin onun da hayatının tam ortasına düşmesini asla istemiyorum. Bu yüzden bu yüzyılda yaşayan herkesin daha fazla sahip çıkıp daha fazla korkusuz olması gerekiyor belki de.”

    “BU YÜZYILIN KATLEDİLENİ, MAKTULÜ OLMAYACAĞIZ”

    Katliamlar bizi daha da korkan, sosyal medyada bir paylaşımı bile beğenirken bizi ürkek hale getiren sonuca ulaştırdı. Belki de en çok bu yandan zarar gördük. Yani korkuyor, sindiriliyor olmak, sesimizi çıkartamayacak kadar acıyla, yasla boğuşuyor olmak gerçekten kimsenin kaderi olmamalı. Biz aileler olarak yası bir kenara bırakıp korkmamayı ve kaybettiğimiz canların aslında mücadelesini yürütürken de korkunun ecele faydası olmadığını anladık. O yüzden sistem neyi getirirse getirsin bir şeyi değiştirmek zorundayız artık. Bu yüzyılın mağduru, katledileni, maktulü olmayacağız. Belki bedenen öldürülüyoruz ama ruhen maktul haline getiriliyor olmamız aslında bizim için çok daha büyük ve daha kötü bir yerde duruyor. En büyük bedel de belki de bu. Kendimizi makbul psikolojisinden çıkartıp artık gerçekten savunduğumuz değerler için yaşamayı, var olma sebebimizin bir misyonu olduğunu bilerek adalet talebimizi daha yüksek sesle dile getirmeliyiz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri: 10 Ekim Katliamını Unutmayacağız, Unutturmayacağız!

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri: 10 Ekim Katliamını Unutmayacağız, Unutturmayacağız!

    PİRHA- Antalya Emek ve Demokrasi güçleri, 10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler için Attalos Heykeli önünde bir araya geldi. Yapılan açıklamada “İki seçim arasında, 2015 yılının karanlık bir dönemine tekabül eden 10 Ekim Ankara Katliamı siyasi bir cinayettir” denildi.

    Antalya Emek ve Demokrasi güçleri, 10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. 10.04’de Attalos Heykeli önünde yapılan anmada yaşamını yitirenler için kırmızı karanfil bırakıldı. Saat 17.00’de ise Attalos heykeli önünde kitlesel basın açıklaması yapıldı.

    Basın metnini Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri adına Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Nurettin Sönmez okudu. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında ülkeye egemen hale getirilmeye çalışılan şiddet ve korku iklimine karşı barışı, demokrasiyi ve emeğin haklarını savunmak için DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak tüm yurttaşlarımızı Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne katılmak üzere Ankara’ya davet etmiştik.

    Yaptığımız çağrıya kulak veren on binlerce yurttaşımız emek, barış ve demokrasi özlemiyle Türkiye’nin dört bir yanından yola çıkmış ve Ankara Garı önünde buluşmuştu.

    10 Ekim 2015 sabahında bu alanda yüreklerinde sevgi, gözlerinde gülümseme, dillerinde barış türküleri olan on binlerce kişi kardeşçe yan yana bulunuyordu. O karanlık dönemde hepimize umut veren bu coşkulu birliktelik saat 10’u 4 geçe birbiri ardına patlayan iki bomba ile kana bulandı.

    IŞİD üyesi iki canlı bomba tarafından gerçekleştirilen kanlı saldırı sonucunda 104 arkadaşımız hayatını yitirdi. 500’e yakın arkadaşımız yaralandı ve sakat kaldı.

    Türkiye tarihinin en büyük kitle katliamında kaybettiğimiz bütün arkadaşlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz.

    Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıllarda, tutuklu sanıklar yönünden 10 Ekim Davası karara bağlandı ve 9 kişi hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi. Ayrıca, Ana dosyadan tefrik edilen firari sanıkların yargılandığı dosya, Türkiye’de ilk defa İnsanlığa Karşı Suç kavramının yargıya konu edilmiş dosyası oldu. Bu yönüyle 10 Ekim Katliamı, Türkiye siyasi tarihi ve yargı tarihi bakımından da kamuoyunu ilklerle buluşturan bir konumdadır.

    Hâlihazırda ceza dosyası kapsamında 16’sı firari, biri tutuklu 17 sanık yönünden yargılama devam etmekte olup davanın duruşması; 24 Kasım’da Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecektir. Nitekim 5 yıldır devam eden duruşmalarda, katliamda ihmali olan kamu görevlilerinin ve sorumlulukları bulunan siyasetçilerin de yargılanması gerektiği dile getirildi. Ne yazık ki, geçen bu süreçte mahkeme heyetinin değiştiğine ve mağdur olanların sanık olarak addedildiğine, “adalet” isteyenlerin mahkeme salonlarından çıkarılmak istendiğine tanıklık ettik.

    Artık hepimiz biliyoruz ki; bugün 6. yıl anmasını yaptığımız, devasa acılara karşılık gelen bu katliam önlenebilirdi. İki seçim arasında, 2015 yılının karanlık bir dönemine tekabül eden 10 Ekim Ankara Katliamı siyasi bir cinayettir.

    Türkiye’nin barış umuduna darbe vuran, insanları sokağa çıkamaz hale getiren 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşanan olayların sorumlusu kimdir? Bizim çocuklarımız neden katledildi? Soruların yanıtını hepimiz iyi biliyoruz.

    İnsanlığa karşı işlenen bu suçların faillerini gizleyenler, bu suçların ortağıdır. İktidarını korumak için toplumu kaos ve şiddet sarmalına sürükleyenleri asla unutmayacağız. Kardeşlerimizin hayatlarından, bizlerin acılarından oy devşirenleri asla affetmeyeceğiz.

    Bildiğiniz gibi, 10 Ekim katliamı, kendinden önce aydınlatılmamış 5 Haziran 2015 Diyarbakır ve 20 Temmuz 2015 Suruç katliamları gerçek anlamda araştırılsa ve failleri bulunsaydı hiç yaşanmayacaktı.

    Bugün Ankara’da katliamı anmak isteyen kitleyi alana sokmayarak onlara karşı şiddet uygulamak ve katliamı yapanlara karşı değil katliamda yaşamını kaybedenlerin ailelerine karşı engel oluşturmak iktidarın tarafını da net olarak göstermektedir. Bizler katilleri biliyoruz. Öfkeliyiz ve bu katliamın hesabını mutlaka soracağız.

    Eşitlik, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesi yitirdiğimiz arkadaşlarımızın bizlere en büyük emanetidir. Bizler bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu doğrultuda kararlı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Katliamın 6. Yılında bir kez daha sesleniyoruz: Kaybettiklerimizi unutmayacağız, unutturmayacağız, sorumlularını unutmayacağız, affetmeyeceğiz. Yaşasın Emek, Barış ve Demokrasi Mücadelemiz!”

    PİRHA/ANTALYA

  • 10 Ekim’de yaşamını yitirenler, Dersim’de anıldı-VİDEO

    10 Ekim’de yaşamını yitirenler, Dersim’de anıldı-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler Dersim’de anıldı. Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından yapılan anmada “6 yıl önce 10 Ekim’de Ankara Tren Garında katledilen arkadaşlarımızı anmak için toplanmış bulunmaktayız. Ankara Katliamı da tıpkı Taksim 1 Mayıs, Maraş, Çorum, Sivas ve Roboski Katliamları gibi failleri belli olan bir katliamdır” denildi.

    10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin düzenlediği Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde IŞİD’li iki canlı bombanın saldırısı ile 103 kişi yaşamını yitirmiş ve 400’ü aşkın kişi yaralanmıştı.

    Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri, Seyit Rıza Meydanı’nda açıklama yaptı. Üzerinde yaşamını yitiren 103 kişinin fotoğraflarının bulunduğu pankartın açıldığı açıklamaya, Emek ve Demokrasi bileşenlerinin yanı sıra HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü ile çok sayıda yurttaş katıldı. Katledilen 103 kişi anısına yapılan saygı duruşunun ardından “Devrim şehitleri ölümsüzdür” ve “Katillerden hesabı emekçiler soracak” sloganları atıldı.

    Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri, adına basın açıklamasını Belediye Emekçileri Sendikası (BES) Dersim Şube Başkanı Özcan Gürtaş okudu. “Türkiye’nin barış umuduna darbe vuran, insanları sokağa çıkamaz hale getiren 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşanan olayların sorumluları hesap vermesi gerektiğini söyleyen Gürtaş, “6 yıl önce 10 Ekim’de Ankara Tren Garında katledilen arkadaşlarımızı anmak için toplanmış bulunmaktayız. Ankara Katliamı da tıpkı Taksim 1 Mayıs, Maraş, Çorum, Sivas ve Roboski Katliamları gibi failleri belli olan bir katliamdır” dedi.

    “10 EKİM KATLİAMI EMEK, BARIŞ VE DEMOKRASİ UĞRUNA ÖDENEN AĞIR BEDELLERDEN SADECE BİRİDİR”

    Gürtaş, ”İki seçim arasında, 2015 yılının karanlık bir dönemine tekabül eden 10 Ekim Ankara Katliamı siyasi bir cinayettir. 7 Haziran seçim ile parlamentoya hiç giremeyen kesimden insanların girmesi yani: Kürtlerin, Alevilerin, Süryanilerin, Arapların, Ermenilerin, Çingenelerin, Sosyalistlerin yani Türkiye’nin ötekilerinin Meclise girmesini hazmedemeyen güçler iktidar uğruna bu toprakları ateş çemberine çevirdiler. Yakın tarihimizin en karanlık döneminin aydınlığa kavuşması için siyasetçileri de ellerini vicdanlarına koymaya, gerçekleri açıklığa kavuşturmaya çağırıyoruz: Türkiye’nin barış umuduna darbe vuran, insanları sokağa çıkamaz hale getiren 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşanan olayların sorumlusu kimdir? Sorumlular hesap vermeliler. Sorumlulardan ve katillerden insanlık adına hesap soracağız. Bu kaybettiklerimize sözümüzdür” diye konuştu.

    Katliamda hayatını kaybeden Mesut Mak ve Adil Gür’ün mezarları başında yapılan anmada konuşan Emek Partisi (EMEP) Genel Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Taşkale de, “Katliamı yapanlar acılarımızı anlayamazlar. Çünkü onların yüreğinde acı değil kendi iktidarlarını devam ettirme planları yaptılar. Dönemin yetkilileri katledenler öfkeli çocuklar, katliamdan sonra oylarımız arttı dediler buda yetmedi başka katliamlarda yaparak emek ve demokrasi güçlerini ezmenin hesaplarını yaptılar. 103 arkadaşımızın Ankara’da bize devrettiği hayallerini gerçekleştirmek için mücadele edeceğiz” diye konuştu.

    Açıklamanın ardından katliamda hayatını kaybeden Mesut Mak ve Adil Gür’ün mezarları başında anma gerçekleşti. Çiçek bırakılıp, lokma dağıtıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • 10 Ekim Ankara Katliamı duruşması 8 Mayıs’a ertelendi

    10 Ekim Ankara Katliamı duruşması 8 Mayıs’a ertelendi

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’na ilişkin 16 firari ve bir tutuklu sanık yönünden devam eden davanın dördüncü duruşması Ankara Adliyesi’nde görüldü. “IŞİD üyeliği” suçlamasıyla aranan ve teslim olduktan sonra mahkemenin serbest bıraktığı Ayşenur İnci, duruşmada tanık sıfatıyla ifade verdi. İnci, “IŞİD bize kimlik verdi. Eşim ‘bununla hastaneye gidebileceğiz’ dedi. İlk kaçma girişimim oldu. İlk kontrol sırasında beni geri çevirdiler. Cezalandırmadılar da. Her yer bombalanıyordu, bizimle uğraşacak halleri yoktu” ifadelerini kullandı. Dava 8 Mayıs’a ertelendi.

    103 kişinin öldüğü yüzlerce kişinin yaralandığı 10 Ekim Ankara Katliamı’na ilişkin, 16 firari sanık ve “insanlığa karşı suç işlemek” ile yargılanan Erman Ekici yönünden devam eden davanın 4’üncü duruşması Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Yoğun güvenlik önlemleri altında başlayan duruşmaya Avrupa Parlamentosu Milletvekili Özlem Demirel’in takip etmesine mahkeme heyeti izin vermedi.

    İLHAMI BALI’NIN EŞİ DİNLENDİ

    Duruşmada katliamın planlayıcısı olan İlhami Balı’nın eşi Hülya Balı SEGBİS ile dinlendi. İlhami Balı’nın aniden 2014 yılında IŞİD’e katıldığını söyleyen Hülya Balı, “Suriye’ye gitti ve benim de gelmemi istedi” dedi. “Eşinle Suriye’ye gitmedin mi” diye soran mahkeme heyetine Hülya Balı, “Aradı beni tehdit etti. ‘Çocuklarını alırım’ dedi. Çocuklarımdan ayrı kalmamak için ben de gittim. Suriye’ye kaçak yolla gittim. Ben dönmek istiyordum ama beni bırakmıyordu. Zorla tutuyordu” yanıtını verdi.

    ‘KAÇAKÇILARA 2 BİN DOLAR VERDİM’

    Mahkeme heyetinin, “DEAŞ’ın oradaki evlerinde eğitim aldınız mı?” sorusuna, “Kadınlara böyle bir eğitim verilmiyordu orada” yanıtı veren Hülya Balı 10 Ekim katliamına ilişkin ise “Duymadım herhangi bir bilgim yok. Türkiye’ye geldikten sonra öğrendim. Hiçbir şekilde de duymadım” dedi.

    Suriye’de bombalamalar yüzünden dayanamadığını söyleyen Hülya Balı 2018 yılında Türkiye’ye geldiğini söyledi ve “İlhami 10 gündür yoktu” ifadelerini kullandı. Türkiye’ye geliş sürecini anlatan Balı, “Kaçakçıya para verdim. Türkiye’den giderken yanımda para vardı. 2 bin dolar verdim. Ben eşimden kaçarak Türkiye’ye geldim” dedi.

    Eşinin örgüt içerisindeki konumunun ne olduğunu bilmediğini söyleyen Hülya Balı, “Eşimin kod adı Ebubekir’di” dedi ve şunları söyledi:

    “Eşim örgütle ilgili bir şey anlatmazdı. Ben sürekli gelmek isterdim. Suriye’de telefon kullanmıyorduk, çekmiyordu. Türkiye’ye gelince eşimden hiç haber almadım. Deniz Büyükçelebi’nin (firari sanık) öldüğünü orada duymuştum. Türkiye’ye gelince Suriye’den kimseyle temas kurmadım.”

    İLHAMİ BALI MENZİL TARİKATINA GİTMİŞ

    Mağdur avukatlarından Tonguç Cankurt, tanık Hülya Balı’ya sorular yöneltti. Cankurt’a yanıt veren Balı, “Eşim Hayır ve Ensar Derneği’nde çalıştığını söylüyordu. Suriye’de beni aradı ben de gittim” dedi.

    “Reyhanlı’da ev sohbetlerinde kimlerle sohbet ettiniz” sorusuna Balı, “Şu an aklıma hiçbir isim gelmiyor ama teşhis etmiştim. Bir kitap vardı onu okurduk çay falan içerdik. Erkekler siz oturun toplanın derdi. Ayda bir falan tesadüfen toplanmalar olurdu” yanıtını verdi. Eşi İlhami Balı’nın Adıyaman’a Menzil tarikatına gittiğini söyleyen Hülya Balı avukatların saydığı birçok ismi tanımadığını söyledi.

    “ASKERLERİ YAKAN HASAN AYDIN”

    Suriye’de yakılarak öldürülen Türk askerlerini yakan kişiyi bildiğini, kod adının Abu Ramazan gerçek adının ise Hasan Aydın olduğunu ifade eden Hülya Balı, “Ben de videoyu orada izledim. Suriye’de kaldığımız eve geldiğinde gördüm” dedi. Mağdur avukatlarından Murat Cemal Gündüz’ün, “Eşiniz hiç gözaltına alındı mı” sorusuna Balı, “2012 yılında 6 ay yattı. O zaman El Kaide idi. Adana’da yattı” dedi. “11 Mayıs 2013 Reyhanlı patlamasında eşin ne yapıyordu” sorusuna Hülya Balı, “Biz Reyhanlı’da oturuyorduk. İlhami evde hasta yatıyordu. Evimiz basılmadı polis ifademizi almadı” dedi. (gazeteDuvaR)

  • 10 Ekim Gar Katliamı’nın tanığı Yaman: Katliamın hesabı bitmedi, bu dava sürecek-VİDEO

    10 Ekim Gar Katliamı’nın tanığı Yaman: Katliamın hesabı bitmedi, bu dava sürecek-VİDEO

    PİRHA- 100’ü saldırı sırasında olmak üzere 103 canın yaşamını yitirdiği 10 Ekim Ankara Garı Katliamı’nın 3. yılı. Katliam sırasında alanda olan Fotoğrafçı Özcan Yaman, katliama tanıklığını PİRHA’ya anlattı. Yaman, “Fiziken darbe almadım ama psikolojik olarak çok etkilendim. Ankara Katliamı’nın hesabı bitmedi, onlara göre Gar olayı bitti ama katliam davası sürüyor” diyerek tepkisini dile getiriyor.

    10 Ekim 2015…Türkiye tarihindeki en vahşi katliamlarından biri gerçekleştirildi. Ankara Gar Katliamı.

    KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin “Savaşa inat, barış hemen şimdi”, “Acil barış, acil demokrasi“ şiarıyla Emek, Barış, Demokrasi mitingi yapılacaktı Ankara’da.

    Türkiye’nin pek çok yerinden barış insanları, binlerce emekçi 10 Ekim sabahı Ankara Garı önünde toplandı.

    İstihbaratın en yoğun olduğu, polis önleminin en üst düzeyde olduğu Ankara’da o gün ne bir polis ne bir güvenlikçi, kimse yoktu.

    Gar önünde toplanan binlerce insan mitingte barışı haykıracağı anı beklerken, o hain katliam yapıldı.

    IŞİD militanları kullanılarak yapılan saldırı saat 10.05’te gerçekleşti. Tren garının önündeki kavşakta yaşanan patlamanın ilki HDP’nin, ikincisi de EMEP ve SGDF’nin de aralarında bulunduğu kortejlerin olduğu alanda gerçekleşti. 103 insan hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı, sakat kaldı. Acıyla yaşamını sürdürmeye mahkum edildiler.

    Saldırı yerindeki görüntüler patlamanın bilye ve metal parçalarıyla güçlendirilmiş bir bombayla gerçekleştirildiğini ortaya koydu.

    Kara günün, o büyük acının yaşandığı dakikalarda ilgili bakanlar, vali, emniyet müdürü gülen yüz ifadeleriyle açıklama yapmaya çalışıyorlardı.

    Katliamdan bir yıl sonra ancak dava açıldı. Dava dosyasında katliam yok, terör var, denildi.

    3 Ağustos 2018’de Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıkladı. Davada, 9 sanığa 100 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilirken, 9 sanık ayrıca öldürmeye teşebbüsten 10 bin 557’şer yıl hapisle cezalandırıldı. Kamu görevlilerinin yargılanmadığı davada tutuklu sanıklardan tahliye olan olmadı. Devletin sorumluluğunun üstü örtüldü.

    Hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen sanıkların isimleri şöyle: Abdulmubtalip Demir, Talha Güneş, Metin Akaltın, Yakup Şahin, Hakan Şahin, İbrahim Halil Alçay, Resul Demir, Hüseyin Tunç, Hacı Ali Durmaz.

    10 Ekim saldırısından sağ kurtulanlardan biri de Evrensel Gazetesi Yazarı, fotoğrafçı Özcan Yaman.

    Yaman, Evrensel Gazetesi’nde kadraj köşesinde yaklaşık 10 yıldır fotoğraf, sanat ve siyaset üzerine güncel gelişen olayları fotoğraf ve sanat alanından değerlendiren yazılar yazıyor. Bunun yanında uzun bir dönem Evrensel Gazetesi’nde foto muhabirliği de yaptı.

    Özcan Yaman ile 10 Ekim Gar Katliamını konuşmadan önce fotoğraf çekerken ya da yazı yazarken yaşanan bu olumsuz süreçlerden nasıl etkilendiğini, fotoğraflarına nasıl yansıdığını soruyoruz.

    “Hepimize yansıdığı gibi diyebilirim. İfade etme biçimlerimiz değişiyor. Güncel yaşadığımız sıkıntıları konuşarak anlatabiliriz. Şiir, roman yazarak ya da resim yaparak anlatabiliriz ya da fotoğraf çekerek anlatmaya çalışabiliriz. Ben fotoğrafı tercih eden bir insanım. Dolayısıyla foto muhabirlik anlamında olsun belgesel fotoğraf çalışmalarında olsun hep bu açılardan yaklaşıyorum. Bunu da tabi haftada bir oturup değerlendirirken de yazıya dökmeye çalışıyorum. Görselli yazı şeklinde Evrensel’in kadraj köşesinde paylaşıyorum” diyor.

    YÜREKLERİ DAĞLAYAN O FOTOĞRAF

    10 Ekim Katliamı yapıldıktan sonra çekilen bir fotoğraf var ki yürekleri dağlıyor. O fotoğrafı soruyorum Özcan Yaman’a. Ve başlıyor tanıklığını anlatmaya…

    “ANKARA’YA ŞARKILAR VE TÜRKÜLER SÖYLEYEREK GİTTİK”

    “Aslında 10 Ekim 2015 tarihinde 9 Ekim’de buradan TTMOB otobüsleriyle Ankara’ya barış mitingine gittik. Türkiye’nin muhalif birçok kurum ve kuruluşunun ortak tertip ettiği bir mitingdi. Öyle bir mitinge gitmemek olmazdı. Kamusal sorumluluğun verdiği bir gazetecilik sorumluluğu var ama bir de gönül işi var. Muhalif bir insan olarak büyük umutlar bağladığımız bir mitingdi. Gayet güzeldi. Tabi o süreçte alışılmadık uygulamalardan geçtik ve çok şaşırdık. Bu ülkeye demokrasi geldi herhalde. Normalde bir mitinge giderken her 5-10 km durdurulup GBT’den aramalara kadar her şeyi yapan emniyet güvenliği burada yoktu. Biz Ankara’ya kadar hiçbir şekilde durdurulmadan şarkılarla, türkülerle gittik. Gara yakın bir yerde otobüsler park etti. Park yerinden gara kadar aşağı yukarı 1 km yolu yürüyerek gittik.

    “REFLEKS HALİNDE FOTOĞRAF MAKİNASININ RC DÜĞMESİNE BASTIM”

    Sabah saat 7-8 gibiydi, in cin top oynuyordu. Trafik polisi bile yoktu. Hala dedik böyle akın akın millet gidiyor, sıkı yönetim ilan edilmiş ama bize özgürlükmüş gibi dalga geçiyorduk arkadaşlarla. Gar meydanına gittik temel ihtiyaçlar giderildikten sonra insanlar birikmeye başladı. Ben de orada fotoğraf makinası boynumda, oluşturulan kortejlerin arasında dolaşıyordum. Mitingin başlamasına çağrılar yapılıyordu, ‘kortejler oluşturalım, yürüyüş başlayacak’ falan deniyordu. Ben de kızını güzel sanatlarda fotoğraf bölümüne sokmaya çalışan bir anneyle konuşuyordum. Arkamdan çok kuvvetli bir basıncın beni bir metre ileri itmesiyle arkama dönerek o katliam anını yaşadım. Ben arkama dönerken olduğum yerde beş metre ötemde de ikinci bomba patladı. Ben o refleks halinde fotoğraf makinasının rec düğmesine bastım. Makina boynumda, arkama doğru döndüm ve  birinci yani HDP kortejinin oraya doğru giderken kopmuş kafalar, kollar, bacaklar vardı. O kanlara basarak oraya kadar gittiğimi hatırlıyorum. İki soru çok kafamı kurcalıyordu. Kendinizi kaybediyorsunuz refleks olarak ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. O anda hep soruyorlar ‘Sen nasıl çekebildin fotoğraf?’ Mesela BirGün Gazetesi’nden Pembegül de oradaydı. Ama çantasından makinasını bile çıkartamıyor ve o gün hiç fotoğraf çekmiyor psikolojik olarak.”

    “FOTOĞRAF MAKİNASINI GÖZE KOYMADAN FOTOĞRAF ÇEKMEYİ ÖĞRENDİM ORADA”

    Benim aklıma ilk Robert Capan’ın bir lafı var; ‘Fotoğrafçı yaşadığı olayların içinde olduğu sürece daha iyi olayları fotoğraflar’ der. Birde bizim hep kamusal sorumluluk diye bir haberciliği, eğitimi edindiğimiz kültür var. Onun vermiş olduğu bir psikolojiyle direk düğmeye basıp, fotoğraf makinasını göze koymadan ben fotoğraf çekmeyi öğrendim orada. İlk önüme rastladığım yaralı ya da ölmüş can çekişen insanlara elimi uzatıyorum, makine boynumda sallanarak ama kayıtta.  O sırada birileri hemen koşup geliyor yardıma onu bırakıp öbürüne…. Ne zaman ki HDP bayrakları, flamalar örtülmeye başlandı o zaman fotoğraf makinasını gözüme alıp fotoğraf çekmeye başladım.

    Katliamın simgesi olan bu fotoğrafta, İzzetin Çevik ile eşi Hatice Çevik patlamadan hemen sonra görülüyor.

    “KAFAMDAKİ TEK DÜŞÜNCE BUNU BÜTÜN DÜNYAYA DUYURMAKTI”

    Gazeteci/Fotoğrafçı Özcan Yaman, bu fotoğrafı nasıl çektiğini şöyle anlatıyor:

    “Bu fotoğraflardan biri İzzet abiyle eşinin olduğu fotoğraftı. İşte geniş bir tarla gibi ortada üçgen şeklinde ikisi duruyorlar. Çok duygulandırmıştı o an çekerkende. Arkama bakmadan başka bir olaya yöneldim. İşte o katliam haberini ilk Hayat TV’den aramışlardı ‘abi orada beş kişi ölmüş, bomba patlamış’ diye. Dedim beş kişi değil yüzlerce insan deyince…. TV ile o an görüşmemiz sonlanmıştı. Çünkü sunucu arkadaş bile şoke olmuştu. Bize arkadaşlarımızın kanlarına, cenazelerine bastırarak görüntüleri çektirmek zorunda bıraktılar. Sırtımızda onların etleri, onların kanları biz bu işi yaptık. Kafamdaki tek düşünce bunu bir an önce bütün dünyaya duyurmaktı. Bunu ilk Hayat televizyonuna söyledim. Twitterda birkaç fotoğraf çektim ancak bütün internetler kesilmişti o zaman. Akşam üstü AFP’den Bülent Kılıç aradı, ‘Sen olayın içindesin birkaç fotoğraf hemen yolla’ dedi. Ancak ben internet yok yollayamıyorum akşam yollayabilirim, dedim. Akşam 17:00 civarında Bülent Kılıç’a 5 fotoğraf yollayabildim. Bu, 5 fotoğraftan biriydi o hafızalarda olan fotoğraf. Ertesi gün Cumhuriyet’te, Takvim’de bir sürü gazetede AFP’den satın alınarak kullanıldı o fotoğraf.”

    “2015 DÜNYA FOTOĞRAF YARIŞMASINDA İKİNCİ OLDU”

    Bu fotoğrafın 2015 Dünya Fotoğraf yarışmasında ikincilik getirdikten sonra kendisine eleştiler geldiğini belirten Yaman, “Yarışmaya ben katılmadım. Bu fotoğraf AFP ajansının malı sayılıyor telif hakları kanunu gereğince. AFP, ajans bu yarışmaya kendisi katılıyor. Dolayısı ile fotoğrafçının ismini zikretme zorunluluğundan dolayı böyle bir şey oluyor. Yoksa bana ödül olarak bir şey vermediler” diyor.

    Fotoğraflarım özellikle Evrensel Gazetesi ile sosyal medyada çok kullanıldığını ifade eden Yaman, “Ben fotoğrafı olayları, düşüncelerimi yorumlayıp anlatmakta kullanıyorum. Gezi direnişinde de aylarca sahada çalıştık. Gezi’de yaralandık mahkeme açtık daha bir gelişme yok.

    “DAVAYA ZORLA MÜŞTEKİ OLARAK KATILDIM, ÖLENE KADAR DAVACI OLACAĞIM”

    Ankara Katliamı davasına zorla müşteki olarak katıldığını dile getiren Özcan Yaman, “Orada benim bir vefa borcum var” diyor ve duygulanarak anlatıyor şu an nasıl hayatta olduğunu, gencecik çocukların hayattan koparılışını!

    “Ben ölene kadarda bitmeyecek bir şey. Ben bugün burada konuşuyorsam… Benim çok önceden tanıdığım gencecik çocuklar daha bomba patlamadan önce konuştuğum insanlar beş dakika sonra öldüler. 20’li yaşlarda daha üç beş ay öncesinde beraber gençlik kampında olduğumuz Ali Deniz Uzatmaz, Şebnem ve ismini şu an hatırlamadığım birçok çocuk orada öldüler. Ben bugün burada sizinle konuşuyorum onlar bizim önümüzde böyle siperdiler. Onlar olmasaydı belki ben de ölecektim. Hatta fotoğraf çektiğim yer saat dokuzu dört geçe mi ne bomba patlıyor. Dokuzu bir veya iki geçe tam bombanın patladığı yerde fotoğraf çekmişim. Videolarda kayıtlarda görüyorum. Bombanın patladığı yerde 5 metre uzaktayım. Önümde o insanlar olduğu için ben şu an yaşıyorum. Şimdi bu benim ikinci hayatım. Ve ben bu davanın ölene kadar davacısı olacam.”

    “FİZİKEN DARBE ALMADIM AMA PSİKOLOJİK OLARAK ÇOK ETKİLENDİM”

    Yaklaşık 200’e yakın aileden ölen, yaralanan ve mağdur olan olduğunu söyleyen Özcan Yaman, “Ben fiziken bir darbe almadım. Ama psikolojik olarak çok etkilendim. Bunu İnsan Hakları Vakfı’ndan aldığım raporla belgelendirip mahkemeye müracaat ettik. Başta biraz tereddütlü yaklaştılar. Dediler, ‘Adamda bir şey yok, sapa sağlam insan, mahkemeye neden dahil olacak ki?’ Fakat avukatın biraz ısrarı ile müşteki olarak katıldık” diye konuştu.

    “KATLİAM KELİMESİ BU DAVADA YOK, DOSYANIN ADI ‘KATLİAM’ OLMALI”

    Mahkemenin nasıl başladıysa öyle bittiğine işaret eden Özcan Yaman, “Aşağı yukarı 10 duruşma yapıldı ve 60-70 oturum yapıldı. Bir hafta filan sürdü her duruşma. Sonunda nasıl başladı ise öyle bitti mahkeme. Tutuklu olan o 10-12 kişi ceza aldı. Onun dışında sanki bütün katliamı yapan o 12 kişiymiş gibi neticelendirilmeye çalışıldı. Bu süreçte yaşanan anmalar, şunlar, bunlar sürekli baskı ve polis engeli ile karşılandı. Bir sürü mağdur yerlerde süründürüldü. Ülkenin  yaşadığı en büyük katliam deniliyor, bayraklar filan yarıya indirilmişti. Ama her şekilde görünmez hale getirilmeye çalışılıyor. Mahkeme başkanı, aileler tepki gösterince ayağa kalkıyor, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşamış olduğu en büyük katliam davasına bakıyoruz. Lütfen sağduyulu olun’ diyor. Ve oturuyor yerine. Önündeki klasörün kapağını açıyor ve ‘Gar patlamasında ölenler, terör olayı sonunda ölenler’ gibi terimler kullanıyor. Ancak katliam kelimesi bu davada yok. Bu dosyanın adı Katliam olmalı. Ama yok.

    Dersim ve Sivas katliamları davalarında da katliam kelimesinin geçmediğini hatırlatan Özcan Yaman, bunun tuhaf olduğunu ifade ediyor.

    “BELGELER ORTADA, SORUMLULUĞU OLAN RESMİ GÖREVLİLER VAR”

    “Avukatların ve bizlerin talepleri şuydu: Sorumlular, dahil olan, bu katliama yol veren yol veren kim varsa devlet görevlisi, resmi görevli, vali, müdür, polis, bunlar bırakın sanık olarak tanık olarak mahkemeye getirilsin ve tanıklıklarına başvurulsun. Ancak hiçbir şey yapılmadı. Dolayısı ile Sincan Cezaevi duruşma salonu önünde büyük bir üç gün süren bir yargılama ile bitirdiler. Belgeler ortada, sorumluluğu olan resmi görevliler var” diyen Yaman şöyle devam etti:

    “Ben kendim olarak şunu söylüyorum. Vazgeçtim resmi görevlinin olmasından, bir tane vicdan sahibi üst rütbeli, alt rütbeli sıradan bir polis kalkıpta şunu diyebilirdi: Benim hiçbir ilgim yok ama benim görev alanımda bu yaşandı ben üzüldüm ve vicdan azabı çekiyorum diyebilirdi. Ama hiç kimse çıkmadı. Tam tersi üç tane bakan çıktı, ‘biz patlamadan haber alır almaz ambulansları yolladık, şöyle yaptık, böyle yaptık’ dedi. Hepsi yalan. Bakanların yalan söylediklerini mahkemede de söyledik. Ama dediğim gibi bırak sanık olarak, tanık olarak bile çağrılmadılar.
    Antep’ten Ankara’ya gelip eskortluk yapan yakalanıyor, yol denetiminde arabasından uyuşturucu çıkana geç deniyor. Bu denetimi yapan polislerde mi yok ortada. Dolayısı ile hikaye şuna döndü: Sanıklardan bazıları FETÖ  falan deyip olayı oraya bağlamaya çalıştılar. Mahkeme sonuç olarak tutuklu olan, kaçak durumda olanları da olaya dahil etti. Ve duruşmanın bitirilmesine karar verdi. IŞİD olayı, terör olayı, gar olayı her bir olay bitmiş oldu böylece.”

    “ADALET SU ÜSTÜNE ÇIKTIĞINDA DOSYALAR YENİDEN AÇILACAK”

    Ankara Katliamı’nın hesabının bitmediğini vurgulayan Gazeteci/Fotoğrafçı Özcan Yaman, “Onlar açısından gar olayı bitti. Katliam davası sürüyor. Geriye dönüp baktığımızda Suruç, ondan öncekiler. Bu ülkede hak hukuk ve adalet dediğimiz kavramlar bir parça olsun su üstüne çıkmaya başladığında bu dosyalar yeniden açılacak. O zaman bizlerin bu tanıklıkları size anlattıklarım yeniden değerlendirilecek. Biz öldürülen, katledilen arkadaşlarımızı niye öldüklerini, katledildiklerini çok iyi biliyoruz. Bu ülkede barışı, huzuru, vicdanı yok edenlere karşı önümüzde siper oldular. Biz yaşadığımız sürece bu siperi korumaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    İÇİŞLERİ BAKANLIĞI HAKKINDA ‘AĞIR KUSURLU’ DAVASI

    Bu arada, 10 Ekim Ankara Katliamı’nın tanığı Fotoğrafçı- Yazar Özcan Yaman, patlamanın yaşanmasında İçişleri Bakanlığı’nın kusurlu olduğunu belirterek, Ankara 17. İdare Mahkemesi’nde 50 bin liralık manevi tazminat davası açmıştı. Mahkeme, 31 Ocak 2018 tarihli kararında, Bakanlığın 5 bin lira manevi  tazminat ödemesine karar vermişti. Mahkeme kararında, davacı Yaman’ın katliamda Bakanlığın “ağır kusurlu” olduğu yönündeki iddiasını reddetmişti. Ancak sosyal hukuk devletinin, vatandaşın can güvenliğinden sorumlu olduğuna atıf yaparak, sosyal risk ilkesi gereğince, Bakanlığın manevi  tazminat ödemesi gerektiğine hükmetti. Mahkeme kararında, Yaman’ın olay nedeni ile psikolojisinin bozulduğuna ilişkin rapordan söz etmedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

  • 10 Ekim’de katledilenler adına ‘101 Korkmaz İnsan Futbol Turnuvası’ için çağrı-VİDEO

    10 Ekim’de katledilenler adına ‘101 Korkmaz İnsan Futbol Turnuvası’ için çağrı-VİDEO

    PİRHA- Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri’nin organize ettiği ve 10 Ekim Ankara Katliamı anısına düzenlenen “101 Korkmaz İnsan Barış ve Dostluk Futbol Turnuvası” düzenlenecek. 10 Ekim Katliamı’nda şehit olan Korkmaz Tetik’in babası Erdoğan Tetik Turnuva’ya ilişkin PİRHA’ya yaptığı konuşmada, “Antalya’daki tüm emek ve demokrasi güçlerinin semtlerde, işyerlerinde takımlarını kurarak bize katkı sunmalarını bekliyoruz” dedi. 

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri’nin organize ettiği ve 10 Ekim 2015’te Ankara Gar Katliamı anısına düzenlenen “101 Korkmaz İnsan Barış ve Dostluk Futbol Turnuvası” düzenlenecek.

    Her yıl Haziran ayında düzenlenen turnuva 24 Haziran Milletvekili ve Cumhurbaşkanı seçimleri dolayısıyla Eylül-Ekim tarihine ertelenmişti.

    “103 BARIŞ GÜVERCİNİNİ ANIYORUZ”

    Konuyla ilgili dün bir toplantı yapıldı. Toplantı sonrası 10 Ekim Gar Katliamı’nda şehit olan Korkmaz Tetik’in babası 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu üyesi Erdoğan Tetik PİRHA’ya konuştu.

    Tetik, katliamın 3. yılına girerken, 103 barış güvercinini anmak için futbol turnuvası düzenlediklerini söyledi. Barış mücadelesini ve 103 insanı unutturmamak için turnuvayı düzenlediklerini belirten Tetik, Gar katliamının cumhuriyet tarihinin en vahşi, en kanlı katliamlarından biri olduğunu söyledi. Yüz binlerce insan savaşa karşı Ankara’da toplandığını ifade eden Erdoğan Tetik, ailece barış eylemine gittiklerini hatırlattı. Devletin katilleri koruduğunu savunan Tetik, bu katliamda kusuru bulunan tüm devlet görevlilerinin yargılanması gerektiğini, bu konuda mücadele edeceklerinin altını çizdi. Antalya’daki futbol turnuvasının da bu mücadelenin bir parçası olduğunu kaydetti.

    “DESTEK, DUYARLILIK İSTİYORUZ”

    Erdoğan Tetik, Antalya’daki tüm emek ve demokrasi güçlerine şu çağrıyı yaptı:

    “Antalya’daki tüm emek ve demokrasi güçlerinin semtlerde, işyerlerinde takımlarını kurarak bize katkı sunmalarını bekliyoruz. Burada sadece aileye değil, Türkiye’nin 41 iline gönderdiğimiz cenazeler adına tüm halkı duyarlılığa çağırıyoruz. Çünkü biz barış güvercinlerine, barış elçilerine söz verdik. Onların mücadelesini devam ettireceğiz, yarıda bırakmayacağız. Düşen bayraklarını kaldırcağız, pankartlarını yeniden asacağız. Güzel gülüşlerini yeniden yaşatacağız. Onun için Antalya’da destek istiyoruz, duyarlılık istiyoruz, katılım istiyoruz.”

    PİRHA/ANTALYA

     

     

     

     

     

     

    10 ekim Ankara katliamında kaybettiğimiz canlarımız için her yıl Antalya’da futbol turnuvası düzenleniyor.Bunun ön çalışması için toplantıya gidiyorum.Şehitlerimizden Korkmaz Tetik’in babası ile kısa bir görüntü alsam kamuoyu duyarlılığı için ne dersiniz ?

  • 10 Ekim Katliamı’nın akşamı deliller ‘süpürülmüş’

    10 Ekim Katliamı’nın akşamı deliller ‘süpürülmüş’

    10 Ekim Ankara Katliamı’nın yaşandığı günün akşamına dair olay yeri inceleme görüntüleri çıktı. Görüntülerde, belediyeye ait temizlik aracı ve çöp kamyonlarıyla delillerin yok edildiği yer alıyor.

    10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı’nda yapılmak istenen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne IŞİD tarafından düzenlenen ve 102 kişinin hayatını kaybettiği canlı bomba saldırısına ilişkin bir yeni görüntü daha ortaya çıktı.

    Bu kez görüntülerde saldırının yaşandığı günün akşamına ait olay yeri görüntüleri yer alıyor.

    Mahkemeye gönderilen ve katliamın yaşandığı günün akşam saatlerinde polis kamerası (Ankara Polis Foto Film Şube) tarafından çekildiği anlaşılan görüntülerde, olası delillerin belediyeye ait temizlik ve çöp araçlarıyla yok edildiği görülüyor.

    Mezopotamya Ajansı’ndan Barış Boyraz’ın haberine göre görüntülerin ilk dakikalarında, olay yeri inceleme polisleri bir yandan delilleri toplarken, diğer yandan Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne ait temizlik kamyonu, patlamanın yaşandığı yerlerde su kullanarak yıkama ve süpürme işlemi yapıyor.

    Görüntülerin 35’inci saniyesinden sonra temizlik aracı ikinci patlamanın yaşandığı yerde süpürme ve temizleme işlemi yapıyor. Temizlik kamyonu çalışırken alanda bir çok materyalin olduğu görülüyor.

    45’inci saniyeden sonra ise alana bir çöp kamyonu ve onlarca temizlik görevlisi getiriliyor.

    Temizlik görevlileri alanda yaşamını yitirenlerin taşıdığı ve cenazelerin üzerine örtülen bayrak ve flamalar ile yaşamını yitiren ve yaralananlara ait olabilecek eşyaları özensizce çöp kamyonuna attığı görülüyor.

    Görüntülerin 85’inci saniyesinde birinci patlamanın olduğu alanın tamamen “temizlendiği”, yerlerin ıslak olduğu görülüyor ve olaya dair izler siliniyor.

    Kaydın 90’ıncı saniyesinden itibaren Ankara Gar’ının yaklaşık 10 metre yükseklikteki duvarına tazyikli su tutuluyor.

    “DELİLLERİ KARARTMA SUÇU”

    Katliamın olduğu gün gar önünde bulunan ve saat 16.30’a kadar incelemeler yapan Adli Tıp Uzmanı Şebnem Korur Fincancı, ortaya çıkan görüntülere dair, “Deliller toplanırken temizlik aracının, çöp aracının oraya girmesi delilleri karartmaya yönelik suçtur, delilleri karartma suçudur” değerlendirmesi yaptı.

    Korur-Fincancı, “Cenazelerin üstüne örtülen flamalar dahil oradaki tüm delillerin laboratuvara götürülerek incelenmesi gerekiyordu. Bir biber gazı kalıntısı olup olmadığının araştırılması gerekiyordu” dedi.

    “OLAY YERİ İNCELEMESİ EN AZ 2 GÜN SÜRMELİYDİ”   

    10 Ekim’de gar önünde inceleme yapanlar arasında bulunan avukat Nuray Özdoğan ise görüntülere dair şu değerlendirmede bulundu:

    “Savcı olay yerine ancak 12.00 sularında geldi. 102 kişinin yaşamını yitirdiği bir olay ancak sadece 2 savcı geldi. Olay yeri incelemesi usule uygun yapılmadı. Ne Ceza Muhakemesi Kanunu’na ne de Minnesota Sözleşmesi’ne uygun bir şekilde yapılmadı. Olay yerine gelen inceleme ekipleri de eksikti. Olay yeri bandının dışında bir çok delil bulundu, insan parçaları bulundu. Tüm itirazlarımıza rağmen polisler ve savcılar delillerin üzerinde gezdi. Bu görüntüler de bir delil karartma çabasıdır. Olay yerini hızlıca boşaltıp, ertesi güne hiç bir şey bırakmamayı düşündüler. Bu düşüncenin altında yatan sebep toplumu bu olaydan uzaklaştırmaktır. Böyle bir katliamda olay yeri incelemesi en az 2 gün sürmelidir. Ancak 3-4 saatte bitirildi. Bu olayı ne kadar ciddiye aldıklarını, ne kadar önemsediklerini gösteriyor. Olay yerini temizlemek için gösterdikleri hızı sanıkları yakalamak için gösterselerdi, belki de şuan 10 Ekim katliamından sonra yaşanan katliamların bir kısmı olmayacaktı.”

  • 10 Ekim Katliamı duruşmasında IŞİD sanıklarından avukatlara tehdit

    10 Ekim Katliamı duruşmasında IŞİD sanıklarından avukatlara tehdit

    10 Ekim davasının 5. duruşmasının 2. gününde IŞİD sanıkları Mehmeddin Baraç ve Abdülhamit Boz, avukatları tehdit etti. Bunun üzerine kısa süreli gerginlik yaşandı. 

    10 Ekim Katliamı davasının 5. grup duruşmasına Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. IŞİD sanıkları mağdur avukatlarını yine tehdit etti. Avukatlar mahkemeye seslenerek, “Mahkemenin vereceği  karar Türkiye yargısı için örnek olacak. Ancak mahkeme ısrarla delilleri toplamıyor, tanıkları dinlemiyor” dedi. IŞİD sanığı da ayetle savunma yaparak “Biz değil, İslam yargılanıyor” dedi.

    Duruşmaya KESK Eş Genel Başkanları Aysun Gezen ve Mehmet Bozgeyik, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, CHP Genel Başkanı Yardımcısı Veli Ağbaba, CHP’li vekiller Şenal Sarıhan ve Murat Emir’in yanı sıra KESK’e bağlı sendikaların yöneticileri katıldı. Duruşma salonuna 18 tutuklu sanık getirildi.

    Duruşmada söz alan mağdur avukatlarından Senem Doğanoğlu, sanıkların IŞİD ile eylemsel ve fikri yönden birliktelikleri olduğunu belirterek, “Sanıklar hayatımızın orta yerine bombalarla düştü. Geçmişin vahşetinin hukuken tanımlanması sorunu mahkemenizin üzerinde. 10 Ekim Ankara Katliamı sonrası Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, katliamı da referans alarak bir karar aldı. BM Güvenlik Konseyi IŞİD’i evrensel olarak ‘eşi görülmemiş’ bir tehdit olarak tanımladı. BM aynı zamanda IŞİD’in eylemlerini ‘soykırım’ ve ‘insanlığa karşı suç’ olarak tanımladı. IŞİD’in canlı bombalarının sivil alanı hedef almasını da savaş suçu olarak tanımladı” dedi.

    IŞİD’in sivil halka karşı işlediği suçların, insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında olduğunun altını çizen Doğanoğlu, “Antep mahkemeleri ise göçmen kaçakçılığı diyerek IŞİD üyeleri hakkında beraat kararı verdi. Sizin burada vereceğiniz karar şuan sınırda bekleyen IŞİD’lilerin, geldiklerinde  haklarında verilecek olan karar bakımından önemli. Aynı zamanda 10 Ekim Ankara Katliamı’nın nasıl tarif edileceği bakımından da önemli” dedi. Doğanoğlu, mahkeme heyetine hitaben, “Sadece bizlere karşı değil, Ezidî kadınlara, Alevilere ve Kürtlere karşı da sorumluluğunuz var” diye seslendi.

    SANIKLARDAN AVUKATLARA TEHDİT

    Doğanoğlu’nun konuşması sırasında sanık Mehmeddin Baraç ve Abdülhamit Boz, müşteki avukatlarını tehdit etti. Bunun üzerine kısa süreli gerginlik yaşandı. Gerginliğin ardından sözlerine devam eden Doğanoğlu, sanıkların Suriye’de faaliyette bulunduklarına dair kanıtlar ve sanık ifadeleri olduğunu ekledi. Sanıkların avukatlara yönelik sözleri zapta geçirildi.

    SANIKLAR TAHLİYE İÇİN DOSYALARIN AYRILMASINI İSTİYOR

    Müşteki avukatlarından Ahmet Özdel, Terörle Mücadele Kanunun mahkemelere, örgütleri yeniden tanımlama imkanı verdiğine değinerek, “Bunu IŞİD terör örgütü için yapmanızı talep ediyoruz. Yaptığınız yargılamanın dünya ve Türkiye yargısına örnek teşkil etmesi gerekir. Ancak mahkeme ısrarla delilleri toplamıyor, tanıkları dinlemiyor. Polis amirlerinin ve Ceren Demir’in dinlenmesi gerekir. En önemlisi IŞİD’in yeniden tanımlanması gerekir.

    IŞİD örgütü değişmiştir ve Türkiye’de yapılan yargılamaların da  buna uygun hale getirilmesi gerekir. Bir sanık birden çok cep telefonu kullanıyorsa bunun dikkate alınması gerekir. Yakup Şahin tek seferlik telefon hattı kullanıyor. İnternet üzerinden IŞİD’in talimat verdiği biliniyor” sözleriyle bilirkişilerin sanıkların telefonlarını gereği gibi incelememesini eleştirdi.

    Sanıklardan Suphi Alpfidan, yargılamanın başında, katliamın organizatörlerinden Halil İbrahim Durgun’un yanında gördüğü bir kişinin 10 Ekim Katliamı’ndan sonra kendisinden ev istediğini Antep Emniyetinden 3 polise bildirdiğini söylemişti. Bu durumu hatırlatan Avukat Özdel, bu 2 polisin hala tanık olarak dinlenmediğini belirterek, “Tanık olarak dinlenmesi gereken 2 polisi bile hazır etmeyen emniyet müdürlüğü IŞİD’i bu hale getirmiştir” dedi.

    Sanıkların kendi dosyalarının ayrılmasını talep ettiğini söyleyen Özdel, “Bölge mahkemeleri sanıklara müsamaha göstermiştir. Bu sebepten dosyalarının ayrılmasını talep ediyorlar” diye konuştu. Özdel, sanıklar hakkındaki delilleri tek tek açıklayarak, sanıkların tutukluluk hallerinin devamını istedi.

    “3 POLİSİ DİNLEYEMEDİK”

    Suphi Alpfidan’ın Avukatı Akın Deniz de, müvekkilinin isimlerini verdiği polislerin ifadesinin alınmamasını eleştirerek, “Bir yıldır 3 polis memurunun ifadesini alamadık. Bu maddi gerçeğin açığa çıkarılmasını engelliyor. İfadeleri bir an önce huzurda alınmalı” dedi.

    SANIK AVUKATI HATİCE AYDIN KATLİAMA OLAY DEDİ

    Daha sonra sanık Hacı Ali Durmaz’ın Avukatı Hatice Aydın söz aldı. Aydın’ın 10 Ekim  Katliamı’na “olay” demesi üzerine, Aydın ve mağdur aileler arasında kısa süreli tartışma yaşandı. Aydın ısrarla “olay” demeye devam ederken, “Olay işte olay. Bizim suskunluğumuzu güçsüzlük olarak algılamayın” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • 10 Ekim Gar Katliamı duruşması bugün; duruşmaya katılım çağrısı yapıldı

    10 Ekim Gar Katliamı duruşması bugün; duruşmaya katılım çağrısı yapıldı

    10 Ekim Ankara Katliamı’nın 5. duruşması bugün. Davada kritik aşamaya gelindiğini belirten avukat İlke Işık ve 10 Ekim Der Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun kamuoyu takibi çağrısı yaptı.

    10 Ekim Katliamı davasının 5. duruşması bugün başlıyor. İki gün sürecek duruşma öncesi Evrensel’e konuşan 10 Ekim davası mağdurlarının avukatlarından İlke Işık bu duruşmada mahkemeden kamu görevlilerinin sorumluluğu hakkında adım atmalarını isteyeceklerini vurguladı.

    10 Ekim Der Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun da davanın kritik aşamaya geldiğini bu nedenle kamuoyu takibinin önemli olduğunu söyleyerek davaya katılım çağrısı yaptı.

    “MAHKEME SOMUT ADIM ATMALI, TÜM SORUMLULAR YARGILANMALI”

    Yargılama boyunca firari sanıkların yakalanması ve katliamdaki sorumluluğun sadece salondaki sanıklarla sınırlı olmadığını söylediklerini hatırlatan Işık, bu duruşma mahkeme heyetinin kamu görevlilerinin sorumluluğu hakkında somut bir adım atması gerektiğini vurgulayarak, “Katliamda bütün sorumluluklar yargılanmalı” diye devam etti.

    Işık, son olarak “10 Ekim barış mitinginde gerçekleşen, bir katliamdı. Şimdiye kadar emek demokrasi güçleri, bu davayı izledi. Bundan sonra da böyle olacak. Herkesi Ankara adliyesine bekliyoruz” çağrısı yaptı.

    “KATLİAMI AYDINLATACAK KRİTİK TALEPLER KABUL EDİLMİYOR”

    10 Ekim-Der Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun da, ana akım medyanın 10 Ekim davası ile yeterince ilgilenmediğini ifade ederek, “Duruşmada akla mantığa aykırı şeyler oluyor. Bu gelişmelerin takip edilmesi, tarihe not düşülmesi çok değerli” dedi.

    Davada birtakım taleplerin kabul edilirken, katliamın aydınlatılmasına yardımcı olacak kritik taleplerin kabul edilmediğine dikkat çeken Coşgun, dosyada sanık olması, dinlenmesi gereken kişilerin duruşmaya getirilmediğini söyledi. Sanık Resul Demir’in eşi Ceren Demir’in  mahkeme huzurunda dinlenmesinin reddedildiğini kaydeden Coşgun, Demir’in savcılıkta yarım yamalak alınan ifadesinin mahkeme heyeti tarafından yeterli görüldüğünü ifade etti.

    “ÖNEMLİ VERİLER MAHKEMEYE GETİRİLMİYOR”

    Yine birçok dijital verinin bilirkişiler tarafından incelenmesi gerektiğini, ancak bilirkişilerin “şarjı yok, telefonu açamadım” gibi trajikomik yanıtlarla bu incelemeyi yapmadığını dile getiren Coşgun, önemli birçok verinin mahkemeye getirilmemesini eleştirdi.

    Özellikle katliamdaki kamusal sorumluluk konusunda mahkeme heyetinin bir cümle bile kurmadığını ifade eden Coşgun, “Bu taleplerin kabul edilmemesi bizim adalet anlayışımızla uyuşmuyor”dedi.

    10 Ekim Ankara Katliamı’nın ikinci yıldönümünün yaklaştığını da hatırlatan Coşgun, anma töreni için  KESK, DİSK, TMMOB ve TTB ile birlikte hazırlık yaptıkları bilgisini verdi. Anma için Ankara Valiliği’ne randevu başvurusu yaptıklarını belirten Coşgun, valilikten dönüş beklediklerini kaydetti.

     

     

  • Böyle olur bakanlık raporu: 10 Ekim’de atılan gazlar sağlık hizmetini engellemedi!

    Böyle olur bakanlık raporu: 10 Ekim’de atılan gazlar sağlık hizmetini engellemedi!

    102 insanın öldürüldüğü 10 Ekim Ankara Katliamı’nda, bombaların patladığı meydana atılan gaz bombalarının sağlık hizmetini engellemediği iddia edildi.

    Sağlık Bakanlığı Sağlık Denetçiliği Müfettişinin, 10 Ekim Ankara Katliamı’nda  “sağlık hizmetlerinin gereği gibi yerine getirilmediği” iddiasıyla 11 personel hakkında ön inceleme raporu hazırladığı ortaya çıktı.

    Miting alanında görev yapan TTB üyesi hekimlerin ve katliam tanıklarının “Patlamadan sonra miting alanına atılan yoğun biber gazı nedeniyle  bazı yaralıların hayatını kaybettiği, TOMA’ların ambulansların girişini engellemesi nedeniyle yaralıların hastaneye geç ulaştırıldığı” şeklindeki önemli ifadelerine rağmen, müfettiş raporunda patlama öncesinde ve sonrasında sağlık hizmetlerinin zamanında yapıldığı ileri sürüldü.

    Haklarında ön inceleme yürütülen 3 sağlık kurumu müdürünün ise ifadelerinde, “güvenlik uygulamaları nedeniyle sağlık  hizmetinin yeterince sunulamadığına katılmıyoruz” dediği görülürken, Valilik 11 sağlık personeli hakkında soruşturma izni vermedi.

    SORUŞTURMA İZNİ YOK

    Katliam tanıklarının, mağdurların ifadeleri sonrası 10 Ekim Katliamı davasına bakan Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, bombalı saldırının olduğu gün görevini yerine getirmedikleri öne sürülen sağlık personelleri hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istemişti. Bunun üzerine savcılık da Ankara Valiliğinden soruşturma izni istedi. Valilik, Ankara İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde 10 Ekim günü görevli 11 sağlık personeli hakkında ön inceleme yaptırdı.

    29 Haziran 2017 tarihli ön inceleme raporunda Sağlık Bakanlığı Sağlık Denetçiliği müfettişi,  “Patlama öncesinde ve sonrasında sağlık hizmetlerinin gereği gibi yapılmadığı iddiasının gerçeği yansıtmadığı”ni savundu. Valilik de söz konusu 11 kişi hakkında soruşturma izni vermedi.

    VALİLİK REVİR ÇADIRI İSTEMEMİŞ

    Mahkemeye ulaşan ön inceleme raporunda, sağlık personellerinin ifadeleri yer aldı. Bir sağlıkçı, 10 Ekim Katliamı öncesinde Ankara Valiliğinin revir çadırı istemediğini belirterek “ ‘Organizasyon Gar Meydanı’ndan başlayarak, Opera- Atatürk Bulvarı ve Sıhhıye’ye kadar gösteri yürüyüşü şeklinde olacağından, burada sabit bir çadırın kurulması mümkün değil’ dediler” ifadelerini kullandı.

    Sağlık personeli, olay yerine yakın ambulansların patlamaların olduğu yere 1 dakika 12 saniyede, diğer ambulansların ise 5 dakika içerisinde ulaştığını ileri sürdü. Ayrıca rapora göre katliamın yaşandığı gün Ankara Tren Garı’nda 1, Mithatpaşa Caddesi Sağlık Bakanlığı önünde 2 adet ambulans ve alanda görevlendirilen sadece 9 sağlık personeli vardı. Rapora göre sağlık istasyonlarından Çiğdem’de 37, Sıhhiye’de 4 ve Siteler’de 15 ambulans bulunuyordu. Haklarında soruşturma yürütülen Eski İl Sağlık Müdürü Dr. M. E. Ç., 112 Acil Sağlık Hizmetlerinden Sorumlu Dr. H. F. İ.ve Eski Acil Sağlık Hizmetleri Şube Müdürü Dr. M. M. T., katliam günü polislerin gaz kullanması, TOMA’ların ambulansların girişini engellemesine rağmen, “güvenlik uygulamaları nedeniyle sağlık  hizmetinin yeterince sunulamadığı hususuna da asla katılmadıklarını” öne sürdü. 102 kişinin öldüğü katliamda görev alan 6 sağlık personelinin “özverili çalışmalarından dolayı” 29 Ekim 2015’te Cumhurbaşkanlığı Resepsiyonuna çağrıldığı, bir doktorun da 2016 yılında 14 Mart Tıp Bayramı’da “Yılın Doktorluğu”na aday gösterildiği raporda yer aldı.

    TTB RAPORU: KALP MASAJI SIRASINDA GAZ ATILDI

    Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) daha önce hazırladığı 10 Ekim raporunda, Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ön inceleme raporunu yalanlayan tespitler yer almıştı. Patlama sırasında alanda yaralılara müdahale eden doktorların ifadelerinin yer aldığı raporda, 22 No’lu tanık sağlıkçı, “Polisin sıktığı gaz nedeniyle yaşamsal müdahalede bulunduğum bir hastayı bırakıp, gazın yoğun olmadığı bir alanda bir süre bekledim ve geri döndüğümde müdahalede bulunduğum şahıs ölmüştü” demişti.

    Yaralıları kurtarmaya çalışan 16 No’lu sağlıkçı da, “Yaralının başında tam kalp masajı yaparken, bulunduğum noktaya gaz bombaları atıldı ve silah sesi duydum. Yaşamsal müdahalede bulunduğum yaralıyı dahi göremez hale geldim. Yoğun gazın ortasında yaralıdan 3-5 metre uzaklaştım. Gaz hafifçe dağıldığında tekrar yaralının başına döndüm. Yine yaşamsal müdahalede bulundum ancak her şey için çok geçti, yaralıyı kaybettik” diye gazın atıldığı anı anlatmıştı.

    “GAZ ATILDI, AMBULANS OLAY YERİNDEN UZAKLAŞTI”

    Müdahalede bulunduğu hastayı ambulansa ulaştırmaya çalıştığı sırada yoğun gaza maruz kaldığını belirten 15 No’lu sağlıkçı ise, yaşadıklarını şöyle anlatmıştı:

    “Yoğun gaz bombası atıldı. Ben dahil bulunduğumuz bölgedeki tüm yaralılar ve sağlıkçılar yoğun gaza maruz kaldı. İlgilendiğim yaralıyı bırakarak uzaklaşmak zorunda kaldım. O arada ambulans olay yerinden uzaklaştı. Yeniden nefes alabilir hala geldiğimde yaralının yanına döndüm, yaralının genel durumu daha da kötüleşmişti ve zorlukla nefes alıyordu.”

    İHD RAPORU: AMBULANSLAR 20 DAKİKA GEÇ GELDİ

    İHD tarafından katliam sonrası hazırlanan inceleme raporunda da, bombalar patladıktan hemen sonra, alanda bulunan TTB ve SES üyesi sağlık emekçilerinin yaralılara müdahalede bulunduğu, az sayıda ambulansın olay yerine yaklaşık 15-20 dakika içerisinde ulaştığı, bu yüzden yaralıların büyük çoğunluğunun özel araçlarla hastanelere taşındığına yer vermişti.

    Raporda, “Bombaların etkisiyle iki olay yerinde yaşamını yitiren göstericiler, bizzat sağ kalan göstericiler ve olay yerinde bulunan sağlık emekçileri ile daha sonra olay yerine gelen ambulans personeli tarafından kontrol edildiklerinden olay yerinde bırakılmışlardır. Yaralılara müdahale edilirken Sıhhiye yönünden kalabalık bir çevik kuvvet polisi ekibi olay yerine biber gazı ve tazyikli su sıkarak müdahalede bulunmuş ve sağlık personelinin ilkyardım çalışmalarını engellemiştir. Ambulansların yoğun olarak olay yerine gelmeye başladığı (yaklaşık 10:30) zamanı Tandoğan yönünden bir grup çevik kuvvet polisi cenazelerin olduğu bölgeye doğru koşarak ilerlemiş, ambulansların olay yerine gelmesini sağlayan tek yolu tıkayarak ambulansların gelişini geciktirmiştir. Göstericiler, tepki göstererek polislerin geri gitmesini ve yolun yeniden açılmasını sağlamıştır” tespitleri yer almıştı.

    YARALILAR DA ‘GAZDAN ETKİLENDİK’ DEMİŞTİ

    10 Ekim Ankara Katliamı’na ilişkin Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın, 6- 10 Şubat 2017 tarihleri arasındaki  2. duruşmasında, 125 müştekinin tamamı polisin gazlı saldırısı nedeniyle yaralılara yardım edilemediğini, oluşan kaos nedeniyle ambulansların alana girişinin engellendiğini, kimi yaralıların müdahaleden sonra hayatını kaybettiğini, ambulansların olaydan çok uzun bir süre sonra yardıma geldiğini anlatmıştı. Müştekiler ve avukatları bu durumdan sorumluluğu olanların yargılanmasını istemişti. Mahkeme heyeti de müşteki ifadelerini yeni delil kabul ederek ilgili savcılığa gönderilmesi yönünde karar vermişti.

    (Evrensel)

  • Ankara’da 10 Ekim’de katledilen 102 kişi 22’nci ayında anıldı

    Ankara’da 10 Ekim’de katledilen 102 kişi 22’nci ayında anıldı

    10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı önünde gerçekleşen katliamın 22’nci ayında katliamda yaşamını yitirenler anıldı. KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, “Bu alan ‘Emek Demokrasi ve Barış’ meydanı olarak anıtlaştırılmalı” diyerek katliamda yaşamını yitirenlerin mücadelelerine sahip çıkacaklarını söyledi.

    10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da düzenlenen Barış Mitingi’ne yönelik gerçekleştirilen katliamda yaşamını yitiren 102 kişi, katliamın 22’nci ayında Ankara Garı önünde anıldı.

    Polis yolları trafiğe kapatırken meydanda bulunan 10 Ekim’de yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının bulunduğu anıt etrafında güvenlik önlemleri alındı. Anmaya Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) yöneticileri, KESK’e bağlı sendikaların yöneticileri, yaşamını yitirenlerin yakınları, yaralananlar ve 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği’nin temsilcileri katıldı.

    “10 Ekim’i unutma unutturma”, “Savaşa hayır barış hemen şimdi” sloganları atan yurttaşlar, “Barışı umut edenleri unutmadık unutturmayacağız” ve “İnadına barış” yazılı pankartlar açtı. Alanda ayrıca 102 kişinin resminin basılı olduğu 10 Ekim-Der imzalı pankart ile yaşamını yitirenlerin dövizlere basılı fotoğrafları taşındı.

    “ONLARIN BIRAKTIĞI YERDEN MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Anmada konuşan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, yaşanan katliamın utanç olduğunu belirtti. 10 Ekim’de yaşamını yitirenlerin mücadelelerine sahip çıkacaklarını belirten Bozgeyik, “Onların bıraktığı yerden bu mücadeleye devam edeceğiz” diye konuştu. Gar önündeki meydanın adının 10 Ekim Barış ve Demokrasi Meydanı olarak değiştirilmesi için talepte bulunduklarını söyleyen Bozgeyik, “Bu alanın adının değişmesi için mücadelemiz sürecek” şeklinde konuştu.

    “BU ÜLKE ADALETİNİ BU MEYDANDA KAYBETMİŞTİR” 

    Bozgeyik’in konuşmasının ardından katliam saati olan saat 10.04’te yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. Saygı duruşunun ardından konuşan 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun, “Bu ülke adaletini bu meydanda kaybetmiştir. Türkiye tarihinin en büyük katliamı şu an bulunduğumuz alanda herkesin gözleri önünde yapılmıştır” diye konuştu.

    “HENÜZ ASIL SORUMLULAR YAKALANMIŞ DEĞİL”

    10 Ekim katliamı davasının 5. duruşmasının 25-26 Eylül’de Ankara’da devam edeceğini hatırlatan Coşgun, “Mahkeme salonuna henüz bu katliamın tüm sorumluları getirilmiş değil. Doğrudan suç fiiline dahil olan sanıkların çeşitli operasyonlarda öldürülmesi, yurtdışına kaçabilmesi bu davaya gölge düşürmektedir” şeklinde konuştu.

    “SORUMLULAR HESAP VERMELİ”

    Kamu görevlilerinin sorumluluğuna dikkat çeken Coşgun, “Ayrıca bu davanın üzerindeki en büyük gölge, kamusal sorumlulukları gereği Türkiye tarihinin en büyük katliamını önlemesi gereken kurumların, bu kurumların başlarında bulunanların ve siyasal olarak sorumlu olanların hesap vermemesidir. Bu hesap da er geç sorulmalıdır. Sorulacaktır” ifadelerini kullandı.

    “BU MEYDAN ANITLAŞMALI”

    Gar önündeki meydanı işaret eden Coşgun, “Bu alanın ‘Emek, Barış ve Demokrasi’ temasını içerecek şekilde anıtlaştırılmasını talep ediyoruz. Bu meydanda kaybettiğimiz adalet duygusunun yeniden inşa edilmesi için bu alanın bir bütün olarak, bir hafıza olarak bu amaçla anıtlaştırılması gerekmektedir” diye kaydetti.    (HABER MERKEZİ)

  • 10 Ekim Katliamında yaralanan Mustafa Budak yaşamını yitirdi

    10 Ekim Katliamında yaralanan Mustafa Budak yaşamını yitirdi

    10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaralanan Mustafa Budak hayatını kaybetti. Katliamda yaşamını  yitirenlerin sayısı 102’ye çıktı.

    10 Ekim 2015’te Ankara Katliamı’nda yaralanan Mustafa Budak, 20 aylık yaşam mücadelesinin ardından bu sabah hastanede hayatını kaybetti.

    10 Ekim 2015’te DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin Ankara Tren Garı’nda düzenlemek istediği Barış Mitingine yönelik IŞİD’in gerçekleştirdiği bombalı saldırı sonucu 101 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı.

    Katliamda yaralanan Budak, 20 aydır hastanede tedavi görüyordu. 61 yaşındaki Budak, bu sabah hayatını kaybetti. Katliamda yaşamını yitirenlerin sayısı 102’ye çıktı.

    Mitinge katılmak için İzmir’den Ankara’ya gelen ve saldırıda yaralanan Mustafa Budak, 20 aydır hastanede tedavi görüyordu. Budak, son 1,5 aydır Menemen Özel Seda Hastanesi’nde yoğun bakımda kalıyordu. Bombalı saldırıda Budak’ın vücuduna şarapnel parçası gelmiş ve felç kalmıştı.