Etiket: 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü

  • Basın emekçileri Mersin’den seslendi:Gazeteciler yazmazsa gerçekler karanlıkta kalır!- VİDEO

    Basın emekçileri Mersin’den seslendi:Gazeteciler yazmazsa gerçekler karanlıkta kalır!- VİDEO

    PİRHA- 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde basın açıklaması yapan Mersin’deki gazeteciler, “Hakikati savunan ve gazeteciliğin gereğini yerine getiren gazeteciler hedeftedir, işsiz bırakılmıştır, aşla ve işle terbiye edilmeye çalışılmaktadır. Tüm bunlara karşı mücadelede ve umudu var etmekte inat edeceğiz” dedi.

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü sebebiyle Mersin’deki çalışan gazeteciler Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı. “Gazeteciler yazmazsa gerçekler karanlıkta kalır” pankartının açıldığı eyleme gazeteciler ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.

    “KUTLAMA DEĞİL MÜCADELE GÜNÜ”

    Basın açıklamasını okuyan DİSK Basın İş Bölge Temsilcisi Diren Keser, sözlerine hayatını kaybeden gazeteci Hüseyin Aykol’u anarak başladı. Ardından gazetecilik uğrunda bedel ödeyen bütün basın emekçilerinin gününü kutlayan Keser, “Gönül ister ki biz basın emekçileri bugünü gönül rahatlığıyla, hak ettiğimiz gibi ve bayram havasında kutlayabilelim. Basın emekçilerinin sosyal ve ekonomik haklarını güvence altına alan 212 Sayılı Basın Yasasının yürürlüğe girdiği gün olan 10 Ocak ne yazık ki gelinen aşamada “Çalışan Gazeteciler Günü” olmaktan çıkmış; çalıştırılmayan, tutuklanan, gözaltına alınan, işsiz bırakılan ve hakları gasp edilen gazetecilerin hak aradığı ve mücadeleyi yükselttiği güne dönüşmüştür” dedi.

    Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun verilerine göre (IFJ), 2025’te dünya genelinde en az 111 gazeteci ve medya çalışanının öldürüldüğünü, 533 gazetecinin ise cezaevinde olduğunu söyleyen Diren Keser, BM üye ülkelerini bu konuda adım atmaya çağırdı.

    “GAZETECİLER BASKIYLA SUSTURULMAK İSTENİYOR”

    2025 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye’deki basın özgürlüğünün giderek geriye düştüğüne de vurgu yapan Keser, “Gazeteciler bir yıl içinde 610 kez hakim karşısına çıktı, 95 gazeteci gözaltına alındı, 39 gazeteci tutuklandı. Basın özgürlüğüne yönelik baskılar yalnızca adli süreçlerle sınırlı kalmadı; kayyum uygulamaları, RTÜK yaptırımları, erişim engelleri ve adli kontrol tedbirleriyle sistematik bir hale geldi. Hakikati savunan ve gazeteciliğin gereğini yerine getiren gazeteciler hedeftedir, işsiz bırakılmıştır, aşla ve işle terbiye edilmeye çalışılmaktadır. Türkiye’de medya alanı, siyasal baskılar ve ekonomik kuşatma altında daraltılmıştır. Gazeteciler sansür, oto-sansür, hedef gösterme, yargı baskısı ve cezalandırma mekanizmalarıyla karşı karşıyadır. Haber yapma faaliyeti, kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkarılmakta; gazeteciler baskı yoluyla susturulmak istenmektedir. Bu tablo, yalnızca basın emekçilerini değil, toplumun tamamının haber alma hakkını tehdit etmektedir” diye konuştu.

    “MESLEĞİMİZİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Son olarak mücadele vurgusu yapan Keser, şu ifadeleri kullandı:

    “Bütün bunlara rağmen gerçekler açığa çıkarılıyor ve halka ulaştırılıyorsa, hakikat için mücadele edenler ve meslek onuruna sahip çıkan gazeteciler sayesindedir. Çünkü bütün saldırılara rağmen gazetecilik yapan, bedel ödeyen ama bir an bile geri durmayan, topluma yönelik saldırıları, talanı, yalanı, yoksulluğu ve yaşanan felaketleri araştıran ve halka sunan gazeteciler var. Bu umudu var eden ve bütün zorluklara rağmen meslek onuruna sahip çıkan bütün gazetecilerin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutluyor, gazeteciler yazmazsa hakikat karanlıkta kalır diyoruz!”

    PİRHA/ MERSİN

  • 10 Ocak: Türkiye’de gazetecilik günü mü, direnme günü mü?

    10 Ocak: Türkiye’de gazetecilik günü mü, direnme günü mü?

    PİRHA-10 Ocak, resmî adıyla Çalışan Gazeteciler Günü. Ancak Türkiye’de bu tarih, uzun zamandır bir “kutlama”dan çok, gazeteciliğin hangi koşullarda ayakta kalmaya çalıştığını hatırlatan bir yüzleşme gününe dönüşmüş durumda. Çünkü Türkiye’de gazeteci olmak, yalnızca haber yazmak değil; baskıyla, sansürle, yargıyla, işsizlikle ve kimi zaman ölümle karşı karşıya kalmayı göze almak anlamına geliyor.

    Bugün Türkiye’de gazeteciler, iktidarların hoşuna gitmeyen gerçekleri yazdıkları için ya işsiz bırakılıyor, ya mahkeme kapılarında süründürülüyor ya da cezaevine gönderiliyor. “Halkın haber alma hakkı” anayasal bir hak olmaktan çıkıp, iktidarın izin verdiği ölçüde kullanılan kırılgan bir alana sıkıştırılmış durumda.

    GAZETECİLİK SUÇ, SUSMAK MAKBUL

    AKP iktidarı döneminde gazetecilik, sistematik biçimde kriminalize edildi. Eleştirel haberler “terör propagandası”, kamu yararına yapılan yayınlar “devleti hedef almak”, iktidarı sorgulamak ise “ihanet” olarak yaftalandı. Yargı, bağımsız bir denetim mekanizması olmaktan çıkarılıp, basın üzerinde bir sopa haline getirildi.

    Bugün onlarca gazeteci yalnızca yazdıkları haberler, attıkları manşetler ya da yaptıkları yorumlar nedeniyle cezaevinde. Yüzlercesi ise adli kontrol, yurt dışı yasağı, dava ve soruşturmalarla fiilen susturulmuş durumda. Türkiye, dünya sıralamalarında gazeteci hapseden ülkeler arasında üst sıralarda yer almaya devam ediyor.

    SANSÜR ARTIK YALNIZCA YASAKLA DEĞİL, EKONOMİK BOĞMAYLA UYGULANIYOR

    Basına yönelik baskı yalnızca tutuklamalarla sınırlı değil. RTÜK eliyle televizyon kanallarına verilen ekran karartma cezaları, Basın İlan Kurumu aracılığıyla gazetelerin ilanlarının kesilmesi, kayyım atamaları ve medya şirketlerinin el değiştirmeye zorlanması, basını tek sesli hale getirme politikasının parçalarıdır.

    Bugün birçok gazeteci, haberini yayımlayabileceği bir mecra bulamıyor. Güvencesiz çalıştırılıyor, düşük ücretlere mahkûm ediliyor, sendikasızlaştırılıyor. Haber merkezleri küçülürken, “itaatkâr medya” büyütülüyor. Böylece sansür, yalnızca yasakla değil, açlık ve işsizlik tehdidiyle de işletiliyor.

    Türkiye’de gazeteciler yalnızca mahkeme salonlarında değil, sokakta da hedef alınıyor. Metin Göktepe’den Hrant Dink’e, Musa Anter’den Hakan Tosun’a uzanan çizgi, gazeteciliğin bu ülkede nasıl bir bedel gerektirdiğini açıkça gösteriyor. Gazeteci cinayetlerinin failleri ya hiç bulunmuyor ya da cezasızlıkla ödüllendiriliyor. Bu cezasızlık yeni saldırıların önünü açıyor.

    BUNA RAĞMEN GAZETECİLİK SÜRÜYOR

    Tüm bu baskılara rağmen Türkiye’de gazetecilik hâlâ sürüyorsa bu; mesleği bir kariyer değil, toplumsal sorumluluk olarak gören gazeteciler sayesindedir. İşçilerden kadınlara, Alevilerden Kürtlere, doğadan yoksullara kadar sesi bastırılan herkesin hikâyesi, ana akım medyada yer bulamasa da bağımsız ve muhalif gazeteciler tarafından kayda geçirilmeye devam ediyor.

    Bugün gazetecilik, iktidarın çizdiği sınırlar içinde değil; o sınırları zorladığı ölçüde anlamlıdır. Çünkü gazetecilik, iktidarın hoşuna gidenleri yazmak değil, gizlenenleri açığa çıkarmaktır.

    10 OCAK’IN GERÇEK ANLAMI

    Bu nedenle 10 Ocak, Türkiye’de gazeteciler için bir bayram değil; bir direnme günüdür. Kalemin copla, manşetin mahkeme kararıyla, kameranın kurşunla susturulmak istendiği bir ülkede gazetecilik yapmaya devam etmek, başlı başına politik bir tutumdur.

    Bugün kutlanacak bir “çalışan gazeteciler günü”nden söz edilecekse, bu ancak şu gerçeği kabul ederek mümkün olabilir:
    Gazeteciler özgür değilse, toplum da özgür değildir.

    Ve hâlâ geçerliliğini koruyan o sözle bitirelim:
    Gerçekler susmaz.

    HABER MERKEZİ

  • Kadın Gazeteciler Derneği: Medyada kadınlar görünmez kılınıyor- VİDEO

    Kadın Gazeteciler Derneği: Medyada kadınlar görünmez kılınıyor- VİDEO

    PİRHA- Kadın Gazeteciler Derneği, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü sebebiyle yaptığı açıklamada kadın ve LGBTİ+ gazetecilerin yaşadığı sorunlara ve özgür basına yönelik sorunlara değindi. Medyada kadınların görünmez kılındığına vurgu yapıldı.

    Kadın Gazeteciler Derneği, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü sebebiyle Mersin Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı.

    Basın metnini okuyan Kadın Gazeteciler Derneği Başkanı Ayşenur Önal; gazetecilerin sansür ve şiddet sarmalı ortasında mesleklerini yapmaya çalışırken, öte yandan iş yerlerindeki düşük ücret, mobbing ve cinsiyet ayrımcılığı ile başa çıkmaya çalıştığını vurguladı.

    Önal, “Toplumun her kesimine yönelik baskı ve şiddet politikalarını sürdüren iktidar, toplumun haber alma ve gerçeklere ulaşma hakkını da engellemek için yaptırımlarını sürdürüyor. Sansürler, medyaya sopa olarak gösterdiği RTÜK cezaları, etki ajanlığı gibi yaptırımlarla gazeteciliği engellemeye çalışan iktidar, tüm bunlara karşı mücadeleden vazgeçmeyen gazetecilere de her türlü şiddeti uygulamaktan geri kalmıyor. Bunların ortasında halkın haber alma hakkı için gözaltına alınmayı, tutuklanmayı ve hapis yatmayı göze alan kadın ve LGBTİ+ gazeteciler, halkın haber alma hakkının engellenmemesi için iktidar erkleriyle de başa çıkmaya çalışıyor” dedi.

    “MEDYADA KADINLAR GÖRÜNMEZ KILINIYOR”

    Medya sektöründe kadın gazetecilerin sıklıkla görünmez kılındığını belirten Önal, “Kadınlar bu meslekte sekreterlik veya hizmet gibi ikincil rollerle sınırlandırılmaktadırlar. Aynı zamanda LGBTI+ gazeteciler ise cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri nedeniyle dışlanmakta, görmezden gelinmekte hatta hedef gösterilmekte ve tehditlerle karşı karşıya kalmakta” diye konuştu.

    Önal, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde, gazetecilerin yalnızca mesleklerini özgürce yapabildikleri bir ortamda değil, aynı zamanda kadınların ve LGBTI+ bireylerin haklarının güvence altına alındığı bir medya anlayışının da var olması gerektiğini vurguladı.

    İRADE GASPINA TEPKİ

    Son olarak Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Nuriye Arslan ve Hoşyar Sarıyıldız, Başkan Yardımcısı Özgür Çağlar ile meclis üyeleri Neslihan Oruç ve Hikmet Bakırhan’ın gözaltına alınmasına değinan Önal, şunları söyledi:

    “Belediye binası polis bariyerleriyle çevrilirken kayyum atandığı iddia edildi. Bu gözaltılar, demokrasiye ve halkın iradesine açık bir saldırıdır. Halkın seçtiği belediye başkanlarını gece yarısı gözaltına almak, adaletsizliğin ve baskının en açık göstergesidir. Bu, sadece birkaç kişinin değil, milyonların iradesine yapılan bir saldırıdır. Hak ve özgürlüklerimiz için, demokrasi ve adalet için mücadelemizi büyüteceğiz. Bizler, kadın gazeteciler olarak, bu karanlığa karşı hakikatleri duyurmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Basın örgütlerinden 10 Ocak açıklaması: Basın ve ifade özgürlüğü için mücadelemizi sürdüreceğiz

    Basın örgütlerinden 10 Ocak açıklaması: Basın ve ifade özgürlüğü için mücadelemizi sürdüreceğiz

    PİRHA- Basın örgütleri, 10 Ocak Gazeteciler Günü nedeniyle mesajlarını paylaştı. Açıklamalarda, basın ve ifade özgürlüğü için mücadele vurgusu yapıldı.

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, Türkiye’de 1961 yılında gazetecilerin mücadelesi ile basın çalışanlarının haklarını yasal güvenceye alan 212 Sayılı Kanunun, 10 Ocak 1961 yılında Resmî gazetede yayınlanarak yasalaşması sonrası “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanmaya başlandı. Ancak yaşananlar ve yapılan uygulamalar nedeniyle 10 Ocak daha çok “çalışan gazeteciler” değil, “mücadele” günü olarak tanımlanıyor.
    Basın örgütleri, konuya ilişkin mesajlarını paylaş

    DİSK Basın-İş: “HAPİSTEKİ GAZETECİLERİN ÖZGÜRLÜĞÜ, UYDURMA GEREKÇELERLE GASP EDİLİYOR”

    DİSK Basın-İş yaptığı açıklamada, bu senede 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün basın özgürlüğü açısından karanlık bir tablo olduğunu belirterek, “Bugünü maalesef bir kutlama günü olarak değil, tutuklu üyemiz Dicle Müftüoğlu başta olmak üzere cezaevinde esaret altındaki meslektaşlarımızla dayanışmak ve basın özgürlüğü için verdiğimiz mücadeleyi daha da büyütmek için vesile olarak görüyoruz.

    Ekonomik krizin etkisi ve artan siyasi kutuplaşma, Türkiye’de asgari ücretin olağan ücret haline geldiği medya sektöründeki krizi her geçen gün daha fazla derinleştiriyor. İktidar tarafından basın ve ifade özgürlüğüne nefes aldıracak bir yaklaşım ve mevzuat ortaya koyulmazken, gazetecilerin özlük hakları, iş güvencesi ve refah düzeyi açısından da bir çalışma yapılmıyor.

    Sahada görev yapan gazetecilerin kolluk kuvvetleri tarafından keyfi olarak engellenmesi, gözaltına alınması, fiziksel şiddete maruz bırakılması, tehdit edilmesi ve hedef gösterilmesi gibi saldırılar sürerken; hapisteki gazetecilerin özgürlüğü ise uydurma gerekçelerle hazırlanan iddianameler ve dayanaksız yargılamalar yoluyla gasp ediliyor.

    Halkın haber alma ve haber olma hakkına sahip çıkarak bir kamu görevi ifa eden gazeteciler Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Toplantı Gösterişleri Yürüyüşleri Kanunu, Terörizmin Finansmanı Kanunu gerekçe gösterilerek yargılanıyor.

    Türkiye’de hâl bu iken, dünyada ise Rojava’dan Karabağ’a, Ukrayna’dan Filistin’e gazeteciler ölümü göze alarak çalışıyor.
    İşte bu yüzden, iş güvencesine sahip olamayan, mesleki dayanışmadan yoksun ve derinleşen ekonomik krizi hayatının her alanında hissederek her türlü baskıya açık hale gelen gazetecilere sahip çıkmadan basın özgürlüğüne de sahip çıkılamayacağını biliyoruz.
    Gerçeğin peşinden koşan ve yalnızca hakikate bağlı kalan tüm meslektaşlarımızla örgütleneceğiz, sendikal mücadele vereceğiz ve yan yana yürüyeceğiz” dedi.

    ÇGD: “BASKILARA KARŞI DİRENMEYE KARARLILIKLA DEVAM EDECEĞİZ”

    Çağdaş Gazeteciler Derneği, gazeteciliğin mücadele ve dayanışma mesleği olduğunu vurguladı. ÇGD, açıklamasına şöyle devam etti:

    “Anayasa’nın ‘Basın hürdür, sansür edilemez’ hükmü artık yalnızca kağıt üzerindedir. Sansür Yasası’nın ardından gazeteciler, mesleki özgürlüklerini tamamen kullanamaz hale getirilmiştir.

    Tüm bu karanlık tabloya, tüm saldırılara karşın gazetecilik mesleği hala ayaktadır. Türkiye’de hiçbir meslek, böyle ağır saldırılar karşısında bu güçle ve bu kararlılıkla ayakta kalamamıştır. Bunu, halkın haber alma hakkını savunan, gazetecilikte ısrar eden meslektaşlarımızın mücadelesi mümkün kılmıştır.

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü gazeteciler için kutlanacak bir bayram değil, dayanışmanın ve mücadelenin gücünün bir kez daha hatırlandığı gündür. Mesleğimizi hak ettiği gibi yapmaya çalışan her meslektaşı gibi, günümüz koşullarında gazetecilerin kutlanacak hiçbir özel gününün olmadığının bilincindeyiz. Basın ve ifade özgürlüğü için mücadelemizi her alanda büyütecek, omuz omuza durarak baskılara karşı direnmeye kararlılıkla devam edeceğiz.”

    DFG: “10 OCAK İÇİN ‘ÇALIŞAMAYAN GAZETECİLER GÜNÜ’ DESEK ABARTMIŞ OLMAYIZ”

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği tarafından yapılan açıklamada ise, “10 Ocak tarihi, Türkiye’de 1961 tarihinde bu yana gazetecilerin bazı haklar ve yasal güvence sağlayan 212 sayılı Fikir İşçileri Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle Çalışan Gazeteciler Günü olarak kabul ediliyor. Ancak Türkiye’de gazeteciler gerçekten çalışabiliyor mu, bu sorgulanması gereken bir nokta.

    Dünya çapında gazeteciler türlü sorunlarla boğuşurken, halen savaşlarda onlarca gazeteci kurban veriyoruz maalesef. Türkiye’de ise basın özgürlüğü tarih boyunca hep sorunları bünyesinde barındıran bir husus olarak günümüze kadar süregeldi. Geç Osmanlı döneminden başlayarak, Cumhuriyet’in kuruluş yılları, Demokrat Parti iktidarı süreci, darbeler süreci, 90’lı yıllar ve devamında hep bir baskıcı rejimle karşı karşıya kaldı gazeteciler. Bugün de yüz yılı aşkın tarihi süreç boyunca yaşanan sorunlardan farklı bir tablo yok basın özgürlüğü konusunda. Hatta daha beter bir hal almış durumda. 10 Ocak günü gazeteciler açısından önemli bir gün olsa da maalesef ‘tutsak edilen bir gazetecilik’ gerçeği halen yakıcı bir şekilde önümüzde duruyor. O yüzden şekli bir kutlama gününün ötesine geçemiyor. Yani kısacası 10 Ocak için ‘çalışamayan gazeteciler günü’ desek abartmış olmayız.

    Ülkede basın özgürlüğü konusundaki baskı ve hukuksuzluklara karşı ses yükselten, bu gidişatı kabul etmeyen Kürt gazeteciler ve Özgür Basın, 90’lı yıllarda yeni bir soluk olarak ortaya çıktı ancak baskı ve katliamlarla yok edilmeye çalışıldı. Onlarca gazeteci arkadaşımızı şehit verdik. Halen hapishanelerde 50’nin üzerinde gazeteci var. Bunlardan biri de Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu. Onun haricinde daha kısa zaman önce gazeteci arkadaşlarımız hapishanelerden tahliye oldu. 2022-23 yılı içerisinde onlarca gazeteci tutuklandı, serbest bırakıldı. Halen içlerinde tutuklu olanlar var. Hüküm giymiş olan gazeteciler var. Yılın son günlerinde dahi gazeteciler tutuklandı. Furkan Karabay daha yeni tahliye oldu. Gazeteciler için bu özel bir gün olan bugün dahi 6 kadın gazeteci arkadaşımız hakim karşısına çıkacak. Sırf tutuklu meslektaşları için ses yükselttikleri için dayak yediler, gözaltına alındılar, haklarında dava açıldı. İşte bu yüzden, yani tüm bu yaşananlar ışığında “gazeteciliği resmen katleden bir iktidar gerçekliğiyle” karşı karşıyayız diyoruz.

    Tüm bu yaşananlara rağmen yine de tüm onurlu gazetecilerin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyoruz. ‘Özgür basın, özgür toplum’ şiarıyla ve dayanışmayı daha da büyüterek bu zorbalığın, bu zulmün de üstesinden geleceğimize inanıyoruz” ifadelerine yer verildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kadın gazeteciler, eril medyaya karşı direnmekte kararlı: Mücadeleyi sürdüreceğiz- VİDEO

    Kadın gazeteciler, eril medyaya karşı direnmekte kararlı: Mücadeleyi sürdüreceğiz- VİDEO

    PİRHA- Erkeklerin hakimiyet kurduğu medya sektöründe kadınlar uzun yıllardır cinsiyetçilikle baş etmeye çalışıyor. Kadın gazeteciler maruz kaldıkları cinsiyetçilik, mobbing ve ayrımcılıklara karşı pes etmeyeceklerini, hayatın her alanında olduğu gibi eril medyaya karşı da mücadeleyi sürdüreceklerini ifade ettiler.

    Kadınlar, her sektörde olduğu gibi medya sektöründe de ayrımcılığa ve ikincilleştirilmeye maruz kalıyor. Gazetecilik yapan kadınlar şiddet, taciz, mobbing, nefret dili, ekonomik eşitsizlik, cam tavan sendromu ve cinsiyetçilik gibi birçok sorunla karşı karşıya kalıyor. Bu gibi problemler mesleği icra etme noktasında zorlayıcı olsa da bir yandan eril medya sektöründe var oluş mücadelesi veren kadınların sayısı günden güne artıyor.

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla Mersin’de yaşayan kadın gazeteciler; sektörün sorunlarını, var oluş mücadelelerini, eşitlik için çözüm pratiklerini ve gazeteci olma deneyimlerini PİRHA’ya anlattılar.

    “KADIN GAZETECİLERE İHTİYAÇ VAR”

    2014’ten bu yana gazetecilik yapan İmece Gazetesi Editörü Seren Sabuncu, zaten oldukça zor bir meslek olan gazetecilikte bir de kadın kimliği ile var olmanın epey zorlayıcı olduğu görüşünde. Sektörde erkeklerin hakimiyet kurması sebebiyle bir süre gazeteciliğe ara veren ancak kadın gazetecilere ihtiyaç olduğunu düşündüğü için mesleğe kaldığı yerden devam eden Sabuncu, medyada kadın çalışanların olmasının önemli olduğunu belirtti.

    Gazetecilikte yaşanan sorunlara değinen Sabuncu, bunun çözüm yolunun kadın gazeteci sayısının çoğalmasından geçtiğini kaydetti:

    “Erkeklere verilen haklar daha fazla. Eşit işe eşit ücret kavramı yok. Sahada çalışmak ayrı zor çünkü erkekler kendilerince orada bir hakimiyet kurmuşlar. Öyle bir ortamda rahat çalışabilecek alan yaratmak zor. Ama ben bu tür ayrımların Mersin’de kırılmaya başladığını düşünüyorum çünkü kadın gazeteciler çoğalmaya başladı. Bu nedenle kadın gazetecilerin bu mesleği bırakmamalarını temenni ediyorum. Her ne kadar çoğalmaya başlasak da yeteri kadar sayısal çoğunluğa ulaşmamış olabiliriz fakat önemli olan nitelik ve bunu da yaptığımız işlerle ortaya koyduğumuzu düşünüyorum.”

    “EVLİ KADIN GAZETECİLER DEZAVANTAJLI DURUMDA”

    Mezopotamya Ajansı Mersin Muhabiri Yüsra Batıhan evli bir kadın gazeteci. Patriyarkal sistemde özellikle evli kadınlara atfedilen rollerin kadınlık, evlilik ve gazetecilik kesişiminde büyük bir olumsuz etki yarattığını dile getirdi.

    Gazetecilikteki yoğun temponun günün sonunda evde de devam ettiğini söyleyen Batıhan, “Sabahın erken saatlerinde başlayan iş temposu akşam geç saatlere kadar sürüyor. Bir de eve gidince temizliğin, yemeğin bütün yükü senin üzerine yükleniyor. Böyle olduğunda kadın kendini yeniden üretemiyor. Aynı işi yaptığım erkekler eve gittiğinde dinlenme imkanına sahip” dedi.

    Bu sebeple erkek gazetecilerin kendilerini yeniden üretip, bir sonraki güne hazırlayabildiklerini ancak kadınların bu koşturmalı döngü içerisinde dinlenmeden çalıştıkları için verimlerinin düştüğünü ifade eden Batıhan, “Kadınlar bir yerden sonra haber üretemez, verimli olamaz hale geliyor. Bu yüzden birçok duayen gazetecinin erkek olduğunu görüyoruz ama toplumsal cinsiyet rollerinin kırıldığı bir süreçte gazetecilik sektöründe de kadınlar bunu değiştirmeye başlıyor” sözlerini kullandı.

    “YERELDE KADIN GAZETECİLERİN İŞ TANIMI YOK”

    Yaklaşık 1 buçuk yıldır sektörde çalışan ve şu an Çukurova Gazetesi’nde grafikerlik yapan Meryem Karadağ ise yerelde kadın gazeteci olmanın kat be kat zor olduğuna değindi. Yerelde çalışan kadın gazetecilere temizlik, çay ve yemek yapma dayatmasının olduğuna dikkat çeken Karadağ, “Mesleğe ilk başladığımda ofiste benimle aynı işi yapan erkek meslektaşım da olmasına rağmen çay ve temizlik yapmak gibi işler benden istendi. Erkeklerden böyle bir şey talep edilmiyor. Bu da oldukça heves kırıcı bir durum” diye konuştu.

    KADIN GAZETECİLERDEN ÖRGÜTLÜLÜK VURGUSU

    Seren Sabuncu, Yüsra Batıhan ve Meryem Karadağ, böylesine erkek egemen bir sektörde kadınların örgütlenmesinin oldukça elzem olduğunun altını çizerek şu ifadelerde ortaklaştılar:

    “Kadın gazeteciler geniş bir mobbing çemberi içerisine alınmış durumda. Maaş alamamaktan tutun da yaptıkları haberlere kadar her türlü ayrımcılığa maruz kalıyorlar ama çoğunlukla seslerini çıkaramıyorlar çünkü güçlü bir örgütlenme yok. Haklarımızı alamıyoruz ama bu kurumlardan çıkamıyoruz da. Öte yandan toplumsal rollerin dayattığı baskılar var. Tüm bunların karşısında öz kadın gücümüzle bir araya gelip güçlü bir örgütlülük yaratmak şart.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Yurtsever: Gazetecilere dönük saldırılara karşı örgütlü mücadele hayata geçirilmeli-VİDEO

    Yurtsever: Gazetecilere dönük saldırılara karşı örgütlü mücadele hayata geçirilmeli-VİDEO

    PİRHA- Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, “10 Ocak Gazeteciler gününü karşılıyoruz ama Türkiye’de çalışan gazeteciler olarak, Kürt kadın gazeteciler olarak yılı, gazetecilere dönük baskı, sansür ve yargının bir sopa olarak kullanıldığı bir yıl olarak geçirdik” dedi. Yurtsever, örgütlü ve güçlü bir mücadeleyi ve güçlü bir itirazı hayata geçirmek gerektiğini belirtti. 

    Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Türkiye’de 1961 yılında gazetecilerin mücadelesi ile basın çalışanlarının haklarını yasal güvenceye alan 212 Sayılı Kanunun, 10 Ocak 1961 yılında Resmî gazetede yayınlanarak yasalaşması sonrası “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanmaya başlandı. Ancak yaşananlar ve yapılan uygulamalar nedeniyle 10 Ocak daha çok “çalışan gazeteciler” değil, “mücadele” günü olarak tanımlanıyor.

    “İKTİDARIN SALDIRILARININ İLK HEDEFİ KADINLAR”

    Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin görüşlerini PİRHA ile paylaştı.

    Diren Yurtsever, “10 Ocak Gazeteciler gününü karşılıyoruz ama Türkiye’de çalışan gazeteciler olarak, Kürt kadın gazeteciler olarak yılı, gazetecilere dönük baskı, sansür ve yargının bir sopa olarak kullanıldığı bir yıl olarak geçirdik” dedi.

    “Birçok arkadaşımız haber yaptığı için, mesleki faaliyetleri yürüttüğü için bugün cezaevinde tutsak edilmektedir” diyen Yurtsever, “Cezaevinde tutsak edilen arkadaşlarımızın olduğu bir dönemde 10 Ocağı karşılıyoruz. Çünkü mevcut iktidar tam da gazeteciler işini iyi yapamasın diye bu tutuklamaları gerçekleştiriyor. Türkiye’de 21 yıllık AKP iktidarı boyunca gerçekleri yazmak isteyen, hakikatlere dokunan, gerçekten gazeteciliğin onurunu koruyan gazeteciler her zaman bu iktidarın hedefinde oldu. Bunun başında da Kürt gazeteciler geliyor. Kürt gazeteciler içerisinde de kadın gazetecilerin çok daha özgün olarak hedef alındığını söylemek mümkün çünkü bu iktidar en fazla baskıyı kadınlara dönük yapıyor. Kadınlar, Türkiye’de iktidarın baskıcı politikalarına karşı öncü bir muhalefet yürütüyor. Böyle bir gücü ve rolleri var. İktidar da kadınların bu gücünden korktuğu için saldırılarının ilk hedefi kadınlar oluyor” ifadelerini kullandı.

    “İLK GÖZDEN ÇIKARILAN KESİMİN KADIN GAZETECİLER OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ”

    Yurtsever şunları kaydetti:

    “Bugün cezaevlerinde birçok kadın gazeteci tutsak edilmiş durumda ve onların kendi mesleklerini icra edilmesinin engellendiği bir süreci yaşıyoruz. Yine sadece yargı sopasıyla gazeteciliğin yapılması koşullarını ortadan kaldırmıyor, aynı zamanda iktidarın derinleştirdiği kimi krizler var. Bunlardan biri de ekonomik krizdir. Yürüttüğü savaş politikaları nedeniyle Türkiye’deki ekonomik kriz daha da derinleşiyor. Toplum daha fazla yoksullaşıyor ve bu derinleşen ekonomik kriz nedeniyle de aslında basın yani medya mecrasında kadın gazetecilerin, yani işten birileri ekonomik kriz nedeni çıkarılması gerekiyorsa ilk gözden çıkarılan kesimin kadın gazeteciler olduğunu görüyoruz.”

    “DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ASKIYA ALINIYOR, İKTİDAR TOPLUMA KARŞI SUÇ İŞLİYOR”

    Bugün kimin gazeteci olduğunun ve gazeteciliğin ne olduğu sorusunun tartışılması gereken bir durum olduğunu belirten Yursever, “Ne yazık ki  günümüz Türkiye’sinde bu bile tartışılmıyor çünkü biat eden bir gazetecilik kültürü oluşturulmak isteniyor. E eğer bir ülkede yüzde doksanından fazlası iktidar güdümüne girilen bir medya varsa, gerçekten bu ülkede özgürlüklerin çok ciddi oranda askıya alındığı, gerçek bir gazeteciliğin nasıl yapılacağına dair bir tartışmanın yürütülmesinin bile ne kadar zor olduğunu anlayabiliyoruz. Çünkü bu iktidar topluma karşı suç işliyor. Toplumu yoksullaştırıyor, yolsuzluklarla parasını yiyor ve kadın düşmanı politikaları hayata geçiriyor. Düşünce ve ifade özgürlüğü askıya alınıyor, hiç kimse iktidarın politikalarına dair bir tek söz söyleyemiyor. Söylediği zaman baskısının hedefinde kalıyor çünkü iktidar yaptığı şeylerin yanlış ve suç olduğunu biliyor. Bu suçların, bu ihlallerin açığa çıkmasını istemiyor. Bu suçları açığa çıkaran bir grup özgür basın çalışanı gazeteci var.”

    “BASKILAR SADECE DAYANIŞMAYLA AŞILABİLECEK BİR ŞEY DEĞİLDİR”

    Kim gazetecidir kim gazeteci değildir sorusuna şöyle yanıt vermek gerekiyor: Toplumun yararını gözeten, toplumun sesi olan özgür basın geleneğini sürdüren gazetecilerdir. Dayanışma elbette ki sadece özgür basının içinde olması gereken bir şey değildir. Artık bu meseleye dayanışma olarak bakamayız. Çünkü içerisinde yaşadığımız, bulunduğumuz koşullar ve baskılar sadece dayanışmayla aşılabilecek bir şey değil. Dayanışma gerekli, önemli ama tek başına yeterli değil. Özgür basın çalışanlarına, Kürt gazetecilere, gazetecilere dönük saldırıların karşısında gerçekten örgütlü ve güçlü bir mücadeleyi ve güçlü bir itirazı hayata geçirmek gerekiyor.”

    Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL

  • Gazeteciler İstanbul’dan seslendi: Demokratik bir ülkede gazeteciliği sürdürmek istiyoruz-VİDEO

    Gazeteciler İstanbul’dan seslendi: Demokratik bir ülkede gazeteciliği sürdürmek istiyoruz-VİDEO

    PİRHA-Disk-Basın İş, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde Kadıköy Beşiktaş İskelesi önünde basın açıklaması yaptı. Sahada çalışan gazetecilerin baskı altında olduğunu belirten DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, “Gerçekten demokratik bir ülkede gazeteciliği sürdürmek istiyoruz. Bu nedenle hapishanelerde tutulan tüm gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını, açılan davaların düşürülmesini talep ediyoruz” dedi.

    Disk-Basın İş, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde Kadıköy Beşiktaş İskelesi’nde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Disk-Basın İş üyeleri, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği üyeleri, HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ve çok sayıda gazeteci katıldı.

    Basın açıklamasını DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren okudu. Açıklamada, ‘Gazetecilere, habere, emeğe özgürlük’ pankartı açıldı ve sık sık özgür basın susturulamaz sloganları atıldı.

    “SAHADA ÇALIŞAN GAZETECİLER BASKI ALTINDA”

    Sahada çalışan gazetecilerin baskı altında olduğunu belirten DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, “Güvenlik güçleri tarafından işlerini yapmaları engelleniyor, itilip kakılıyor, şiddete uğruyor, gazeteci oldukları bilindikleri halde gözaltına alınıyor. Saray gazetecilere basın kartı vermiyor, güvenlik güçleri basın kartınız yok diye gazetecilere saldırıyor. Türkiye her yıl çeşitli kurumların yaptığı araştırmalarda basın ve ifade özgürlüğü alanında dünyanın en geri ülkelerinden biri durumuna düşmüş durumda. OHAL’den sonra 200’e yaklaşan tutuklu gazeteci sayısı bir süre sonra düşmeye başlamıştı. Ne yazık ki bu sayı yine artmaya başladı” diye belirtti.

    “TUTUKLU GAZETECİLERİN SAYISI 60’A YAKLAŞTI”

    Son operasyonlarla birlikte tutuklu bulunan gazetecilerin sayısının 60’a yaklaştığını vurgulayan Faruk Eren, “Kaç gazeteci hakkında dava açıldığını kimse bilemiyor. O kadar dava açılıyor ki, bu işle profesyonel olarak ilgilenen hak örgütleri bile yetişemiyor. Davalar sadece yapılan haberler nedeniyle açılmıyor. İktidar çevrelerinin hoşlanmadığı gazetecilerin sosyal medya hesapları inceleniyor, yaptıkları paylaşımlar bahane edilerek davalar açılıyor. Geçtiğimiz yıl gazetecilere yönelik davalar ve verilen cezalarda gözle görülür bir artış yaşandı. Gerçekten demokratik bir ülkede gazeteciliği sürdürmek istiyoruz. Bu nedenle hapishanelerde tutulan tüm gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını, açılan davaların düşürülmesini talep ediyoruz” dedi.

    “İKTİDAR, ÖZGÜR BASINI SUSTURMAYA ÇALIŞIYOR”

    Gerçeğin üstünü örtmek isteyenlerin olduğunu söyleyen HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ise şunları söyledi:

    “İktidar bu ülkede halklara, ezilenlere, kadınlara, gençlere uygulanan baskı politikasını gizlemek istiyor. Gazetecilere uygulanan baskılar ve iktidarın çıkardığı sansür yasasıyla özgür basını susturmaya çalışıyor ama özgür basın susmuyor. Bütün baskılara rağmen özgür basın direnmeye, hakikatin sesi olmaya ve halka haber ulaştırmaya devam ediyor. Özgür Basın sayesinde yolsuzluğu, çocuk istismarını, kadın cinayetlerini ve doğa katliamını öğreniyoruz. Mutlaka kazanacağız ve bu baskı ortamını geride bırakacağız. Basının da halkın da  özgür olduğu bir dönemi hep beraber açacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Türkiye’de gazeteci olmak kabus gibi bir durum; Bu olumsuz tabloyu birlikte aşabiliriz’

    ‘Türkiye’de gazeteci olmak kabus gibi bir durum; Bu olumsuz tabloyu birlikte aşabiliriz’

    PİRHA- DİSK Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin günümüz koşullarında gazetecilerin yaşadıklarını değerlendirerek, “Gazetecilerin birçok özlük hakkı vesaire budanmış durumda. Seçime giderken baskıların daha da artacağını düşünüyoruz. Bütün bu tabloyu birlikte mücadele ederek aşabileceğimiz fikrinin gazeteciler içinde de yayıldığı bir dönemdeyiz. İşte bu yüzden umutluyuz” dedi.

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, gazetecilik mesleğini icra edenleri onurlandırmak için 1961’den bu yana kutlanan Türkiye’ye özgü bir gün. 4 Ocak 1961’de kabul edilen ve basın çalışanlarına bazı haklar ve yasal güvenceler sağlayan ‘212 sayılı kanun’ düzenlemesinin Resmî gazetede yayınlanmasıyla 10 Ocak günü kutlama günü oldu.

    1961-1971 yılları arasında ‘Çalışan Gazeteciler Bayramı’ adıyla kutlanmış; 1971 yılındaki askeri darbeden sonra gazetecilerin bazı haklarının geri alınması üzerine kutlama gününün adı, ‘10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ olarak değiştirildi.

    Türkiye’de ve dünyada gazeteciler hiçbir zaman tam anlamıyla özgür olmadı. Bu yılda gazeteciler 10 Ocak gününü baskılarla, tehditlerle, tutuklamalarla ve sansürle karşılıyor.

    DÜNYADA 533 GAZETECİ TUTUKLANDI, 57’Sİ ÖLDÜRÜLDÜ

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, bu yıla ilişkin bilançosunda, dünyada 533 gazetecinin kamuoyunu bilgilendirme çabası içerisindeyken tutuklandığını, 57’sinin de öldürüldüğünü bildirdi. Tutuklama ve cinayetlerdeki rekor artışa dikkat çeken RSF, 65 medya temsilcisinin rehin, 49’unun da kayıp durumda olduğunu açıkladı.

    Gazetecilik haklarında 2022 yılında ciddi gerileme yaşandığının da belirtildiği açıklamada, 1 Aralık itibarıyla 533 tutuklu gazetecinin tespit edildiğini, bunun bir önceki yıla oranla yüzde 13,4’lük bir rekor artışa işaret ettiğini duyurdu.

    Açıklamada, tutuklu dağılımına göz atıldığında, 432’sinin profesyonel gazeteci, 83’ünün profesyonel olmayan, 18’inin medya çalışanı olduğu kaydedildi. Açıklamada, toplam mahpus gazetecilerden sadece yüzde 36,4’ünün mahkum edildiği, kalan yüzde 63,6’sının yargılanmadığı da tespit edildi.

    SON BİR YILDA TÜRKİYE’DE 128 DAVADA 273 GAZETECİ YARGILANDI

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) tarafından hazırlanan 2021-2022 Basın Özgürlüğü Raporu’na göre ise Türkiye’de sadece son bir yılda:

    31 gazeteci toplamda 52 gün gözaltında kaldı.

    60 gazeteci hakkında soruşturma açıldı.

    128 davada 273 gazeteci yargılandı.

    Gazeteciler toplam 75 yıl 5 ay 26 gün hapis cezasına mahkûm edildi.

    TGS 10 cezaevinde 18 gazeteciyle görüşerek hak ihlâllerini kayıt altına aldı.

    57 gazeteci fiziksel saldırıya uğradı; 32 gazeteci sözlü olarak tehdit edildi.

    54 haber sitesine ve 1355 haber içeriğine erişimin engellenmesine, 19 haberin içerikten çıkarılmasına karar verildi.

    RTÜK marifetiyle toplam 61 ayrı karar ile toplam 10.427.902 TL idari para cezası verildi.

    2021’de 559 basın kartı iptal edildi. TGS’nin İletişim Başkanlığı’ndan edindiği bilgiye göre 16.429 kişide Cumhurbaşkanlığı basın kartı var.

    Basın İlân Kurumu gazetelere toplam 25 gün ilân kesme cezası verdi.

    Gazeteci meslek örgütlerinin temsilcileri, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin günümüz koşullarında gazetecilerin yaşadıklarını değerlendirdi.

    “TÜRKİYE’DE GAZETECİ OLMAK ŞU ANDA KABUS GİBİ BİR DURUM”

    DİSK Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün bir anlamının kalmadığını belirterek, şunları dile getirdi:

    “212 sayılı yasanın kabulünün yıl dönümü nedeniyle kutlanan bir gündü. O yasa fiilen bugün uygulanmıyor. Gazetecilerin birçok özlük hakkı budanmış durumda. Türkiye’de gazeteci olmak şu anda kabus gibi bir durum. Çok sayıda meslektaşımız hapishanelerde. Neden tutuldukları belli değil. Aylardır iddianameleri bile hazırlanmadı. Diyarbakır’da, Ankara’da gazetecilere yönelik toplu operasyonlar yapıldı. Birlikte çalıştığımız birçok gazeteci arkadaşımız tutuklandı. Tüm bu yaşadıklarımızdan dolayı 10 Ocak Gazeteciler Günü’nü kutlamak söz konusu değil. Ama bugün vesilesiyle sorunlarımızı, dertlerimizi bir kez daha dile getireceğiz. Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü büyük bir baskı altında. Bu baskının dozu giderek de artıyor. Geçtiğimiz yıl şunu çıplak gözle gördük ki, gazetecilik davalarında hızla ve çok sert cezalar veriliyor. Deneyimlerimiz bize şunu söylüyor; Seçime giderken bu baskıların daha da artacağını düşünüyoruz. Bu baskılara hep birlikte karşı koymaya çalışacağız.

    “SANSÜR YASASININ SONUÇLARINI SEÇİM SÜRECİNDE DAHA NET GÖRECEĞİZ”

    Geçen yılın en vahim olaylarından biri de sansür yasasının çıkması oldu. İnternet sitelerini denetim altına almak istiyorlar. Bu yasanın sonuçlarını seçim sürecinde daha net görmüş olacağız. Şu anda o yasaya uygun başvurular yapılıyor. 13 Ocak’ta başvurular bitecek. Seçim sürecinde internet sitelerine daha da yüklenileceğini düşünüyoruz. Gazetelerde olduğu gibi Basın İlan Kurumu’nun denetimine alınmak isteniyor internet siteleri. Bu da bizim açımızdan olumsuz bir durum. Geçtiğimiz yıl RTÜK aracılığıyla anlaşılması güç gerekçelerle para cezaları yağdırıldı. Medya bu tür yöntemlerle susturulmak isteniyor. Böyle bir karamsar tablo ile karşı karşıyayız. Ama çok da ümitsiz değiliz. Önümüzde bir seçim süreci var. Bu karanlık tablonun dağılacağını umuyoruz. Meslektaşlarımızın da bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz.”

    “2022, BASIN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ YOK EDECEK KANUNİ DÜZENLEMELERİN YAPILDIĞI BİR YIL OLDU”

    2022 yılının geçmiş yıllarda olduğu gibi basın özgürlüğünün yok edilmesi için yoğun bir iktidar saldırısı ile geçtiğini belirterek sözlerine başlayan Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş ise, şunları aktardı:

    “Hem hukuk dışı engellemeler hem de basın ve ifade özgürlüğünü yok edecek kanuni düzenlemelerin yapıldığı bir yıl oldu. Onlarca meslektaşımız tutuklandı ve hala 2022 yılında tutuklanan 25 meslektaşımız özgürlüklerinden mahrum durumdalar. Tutukluluk süreleri 6 ayı geçmiş olmasına rağmen hala iddianameleri dahi hazırlanmadı.

    Basın İlan Kurumu muhalif gazetelere onlarca gün ilan kesme cezası verdi. Evrensel Gazetesinin ilan hakkını iptal etti. RTÜK muhalif gördüğü televizyon kanallarına milyonlarca lira para cezası ve yayın karartma cezaları verdi. Bütün bunları alt alta sıralayınca çok zor bir yıl geçirdiğimizi görüyoruz.

    “BU OLUMSUZ TABLOYU BİRLİKTE MÜCADELEYLE AŞABİLİRİZ”

    Yılın son günlerinde asgari ücret başta olmak üzere tüm yayıncılık faaliyetlerine gelen zamlarla yoğun bir güvencesiz ve işsizlik de gazetecileri işlerini yapamaz hale getirdi. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü de işte böyle bir ortamda karşılıyoruz. Tutuklandığımız, işsiz kaldığımız ve çalışanlarından güvencesiz ve düşük ücretle çalıştıkları bir dönemdeyiz. Bütün bu tabloyu birlikte mücadele ederek aşabileceğimiz fikrinin gazeteciler içinde de yayıldığı bir dönemdeyiz. İşte bu yüzden umutluyuz.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

     

     

  • Tanrıkulu’ndan medya raporu: AKP iktidarı döneminde en az 811 gazeteci tutuklandı

    Tanrıkulu’ndan medya raporu: AKP iktidarı döneminde en az 811 gazeteci tutuklandı

    PİRHA-10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla bir rapor yayımlayan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, gazetecilerin maruz bırakıldığı hak ihlalleri ve baskılara dikkat çekti. Tanrıkulu raporunda, “Türkiye’de AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından 2021 yılı sonuna kadar en az 811 gazeteci tutuklandı” ifadelerini kullandı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla hazırladığı raporda “12 Eylül döneminde başlayan basını sermayenin kontrolüne alma çabaları AKP döneminde ivme kazandı” ifadelerine yer verdi. Tanrıkulu, AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından 2021 yılının sonuna kadar en az 811 gazetecinin tutuklandığını söyledi.

    “GAZETECİLERİN ÇALIŞMA KOŞULLARI İNANILMAZ DERECEDE KÖTÜLEŞTİ”

    Türkiye’deki muhalif gazetecilerin iktidar tarafından ‘terörist’ ilan edildiğini belirten Tanrıkulu, raporunda şu ifadeleri kullandı:

    “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün kutlanmasına vesile olan 212 sayılı Basın Kanunu, gazetecilerin çalışma koşullarında önemli gelişmeler ve ilerlemeler getiriyordu. Kanununun kabul edildiği 1961 yılından bugüne geçen 61 yılda (20 yılı AKP iktidarı döneminde) ise gazetecilerin çalışma koşulları inanılmaz derecede kötüleşti. Gazetecilerin iş güvencesi, tazminat hakkı yok edildi. 12 Eylül döneminde başlayan basını sermayenin kontrolüne alma çabaları AKP döneminde ivme kazandı, etik değerler yok edildi. ‘Muhalif olmasına gerek yok, gerçeği yazıyorsa, biat etmemişse, bizden değilse teröristtir’ yaklaşımı hâkim kılındı.”

    “TÜRKİYE, DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ENDEKSİNDE 153. SIRADA”

    Tanrıkulu, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) verilerine de yer verdiği raporunda, “Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün ‘2021 Dünya Basın Özgürlüğü’ endeksinde 180 ülke arasında 153. sırada yer alıyor. 2020 yılında 154. sırada yer alan Türkiye’nin bir sıra ilerlemesi ise ‘basın özgürlüğü’ konusundaki gelişmelerden değil, Belarus’un beş basamak birden gerilemesinden kaynaklandı” dedi.

    “AKP İKTİDARI DÖNEMİNDE 811 GAZETECİ TUTUKLANDI”

    “Türkiye’de AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından 2021 yılı sonuna kadar en az 811 gazeteci tutuklandı” diyen Tanrıkulu‘nun raporundan dikkat çeken veriler şu şekilde:

    “Düşüncesi ifade özgürlüğü kapsamına giren eylem ve etkinlikleri nedeniyle gözaltına alınan, tutuklanan, yargılanan, mahkum olan gazeteciler ve diğer kişilere ilişkin verilerin sağlıklı olmadığı, gerçeğin çok altında olduğu unutulmamalıdır. Geçen yıl Eylül ayında yayınlanan ‘Düşünceyi İfade Özgürlüğü İhlal Raporu’nda dediğimiz gibi, ‘Yani aslında ‘düşünceyi ifade özgürlüğü ihlali’ kapsamındaki durumlara, olaylara ilişkin verilere ulaşmanın zorluğunun, hatta imkansızlığının da ‘düşünceyi ifade özgürlüğünün ihlali’ olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

    Gazetecilere Saldırılar: AKP Hükümetleri döneminde yeniden gündeme gelen gazeteci düşmanlığı ve gazetecilere yönelik fiziksel saldırılar AKP Hükümetinin tutumu nedeniyle yaşanmaktadır.

    -Bursa Uludağ Gazetesi Yazarı Ferruh Varanoğlu (58), 17 Şubat Günü işyerinin önünde park ettiği aracından inerken kimliği belirsiz bir kişinin silahlı saldırısına uğradı. Saldırganın 6 el ateş ettiği Varanoğlu, sağ ayağından vuruldu.

    -KRT TV’de “Kent ve Yaşam” programını hazırlayan Osman Güdü, 4 Şubat Günü İstanbul Kartal’da kimliği belirsiz bir kişinin saldırısına uğradı. Başına aldığı darbeler sonucu yaralanan Osman Güdü hastaneye kaldırıldı.

    -Gazeteci Levent Gültekin, 8 Mart Günü bir programa katılmak için gittiği Halk TV’nin İstanbul Bakırköy’deki merkezi önünde yaklaşık 25 kişinin saldırısına uğradı. Levent Gültekin ‘Geçen haftaki konuşmamın ardından sosyal medyadan ciddi tehditler aldım, Bakırköy meydanında kanala doğru yürüdüğümde iki kişiyle göz göze geldim. Bunlar beni takip etmeye başladılar, bir süre sonra da saldırdılar’ Olay nedeniyle 23 Mart günü gözaltına alınan Ö.D. ve M.E.K. tutuklandı, M.A.D. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    -Diyarbakır’da Türkçe ve Kürtçe yayın yapan Amed Radyo TV’nin vericilerine 22 Mart Günü silahlı saldırı düzenlendi. Saldırı nedeniyle radyo 8 saat yayın yapamadı.

    -Gazeteci Sultan Eylem Keleş, 1 Mayıs Günü Taksim’e çıkmak isteyenlere polis müdahalesini görüntülerken Emniyet Genel Müdürlüğü’nün gazetecilerin görüntü almasına ilişkin genelgesi gerekçe gösterilerek alandan uzaklaştırıldı. Ankara’da ise eylemcilere müdahaleyi izleyen Yol TV Muhabiri Özge Uyanık’ın telefonunu yere atan polisler görüntüleri de silmeye çalıştı.

    -İsrail’in Filistin’e saldırılarını protesto amacıyla İstanbul’da 27 Mayıs günü düzenlenen eylemin ardından bir öğrenciyi taşıdığı pankartı gerekçe göstererek gözaltına alan polis, haber takibi yapan gazeteciler Derya Saadet ve Fatoş Erdoğan’ı engelledi. Emniyet Genel Müdürlüğü genelgesini gerekçe gösteren polis, gazetecileri alandan uzaklaştırmaya çalıştı.

    -DHA Muhabiri Ahmet Atmaca, 10 Haziran günü Gaziantep’te haber takibi için bulunduğu Adli Tıp Kurumu binasında bir grubun saldırısına uğradı.

    -Yeniçağ Gazetesi Samsun Muhabiri İbrahim Akkuş, Samsun’un 19 Mayıs İlçesinde yapılan devlet hastanesindeki eksiklerle ilgili haberi nedeniyle 22 Haziran Günü saldırıya uğradı. Akkuş’a inşat firması çalışanlarının saldırdığı öğrenildi.

    -Gazeteci Erk Acarer 7 Temmuz Günü Almanya Berlin’deki evinde saldırıya uğradı. Yüzünden ve vücudunun çeşitli yerlerinden yaralanan Acarer, “Oturduğum binanın müşterek avlusunda silahlı üç kişinin saldırısına uğradım. Saldırganlardan biri ‘Yazmayacaksın ulan’ diye bağırıyordu. Olay sırasında tanıklar çok fazla arttığı için silah kullanamadılar” dedi.

    -Kırım Haber Ajansı (QHA) Türkçe Yayın Yönetmeni Aydın Taş, 9 Ağustos günü Ankara’daki ofisinde ölü bulundu. Resmi açıklamada Aydın Taş’ın intihar ettiği iddia edildi.

    -Marmaris’te Çevre ve Şehircilik Bakanını izleyen BirGün Muhabiri Sarya Toprak’ın çekim yapması önce polis, ardından da Bakan tarafından engellendi. Toprak, polis tarafından zorla alandan çıkartıldı.

    -Gazeteci Murat Ağırel, Emrah Çelik adlı kişi tarafından sosyal medya üzerinden tehdit edildi.

    -İstanbul Beylikdüzü İlçesinde Zümra Nur Şenyurt (3) adlı çocuğun ölümüne ilişkin gelişmeleri izleyen DHA çalışanları Ahmet Yeşilmen, Kubilay Özev ve İHA muhabiri Erdal Can İçelli, bekçilerin fiziksel şiddetine maruz kaldı.

    -Gazeteci Celal Eren Çelik, 2 Eylül Günü Ankara’da kimliği belirsiz kişilerin saldırısına uğradı.

    -FOX Haber Muhabiri Barış Kaya, 2 Eylül Günü AKP Sözcüsünün basın toplantısı için gittiği AKP Genel Merkezie alınmadı.

    -Birol Yıldırım’ın İstanbul Esenyurt Polis Merkezi’nde ölümü nedeniyle açılan davayı (20 Eylül) izleyen gazeteci Canan Coşkun, bir polis tarafından “İnşallah sizin de başınıza gelir” denilerek tehdit edildi.

    -Batman Jiyan Haber gazetesinin sahibi İdris Yayla’nın kimliği belirsiz kişilerce telefonla tehdit edildi, evinin önünde de silahla havaya ateş açıldı. İdris Yayla şunları söyledi:

    ‘3 Eylül’de saat 01.45’te Yunanistan telefon koduyla arandım. Önce mesaj attılar. Daha sonra Whatsapp üzerinden aradılar. Aradıklarında ‘eleştiriniz nedir?’ diye sordum. Ama kendilerini hakaret ve tehdit için hazırlamışlardı. Haberlere son vermemizi istediler. Sonrasında tehdit yağdırmaya başladılar. ‘Kulaklarını kesip seni öldüreceğiz. Leşini de sokağa atacağız. Gazeteyi kapat, sıradan bir iş yap, otur oturduğun yerde’ diye tehdit ettiler. Yapılan tehdidin ardından aynı gece evimin önünde 5 el silah sesi duyulması üzerine balkona çıktım. Balkona çıktığımda kimseyi görmedim. Sabah komşularım iki kişinin evimin önünde havaya ateş açtığını ve siyah bir araca binip kaçtığını söylediler.’

    -5 Ekim Günü Şırnak’ta asker ve korucuların ağaç kesimini görüntülemek isteyen Mezopotamya Ajansı Muhabiri Zeynep Durgut, ağaçları taşıyan TIR şoförlerinin saldırısına uğradı, çektiği fotoğrafları silmesi için tehdit edildi.

    * İnternete Sansür : İfade Özgürlüğü Derneğinin EngelliWeb 2020 Raporu, Ağustos Ayında yayınlandı. Rapora göre, 2020 sonu itibarıyla Türkiye’de 467.011 web sitesi 764 farklı kurum (mahkemeler ve idari kurumlar) tarafından verilen 408.808 farklı kararla erişime engellendiği belirtildi. Raporda, 2020 sonu itibarı ile 150.000 URL adresine, 7.500 Twitter hesabına, 50.000 tweete, 12.000 YouTube videosuna, 8.000 Facebook içeriğine ve 6.800 Instagram içeriğine de 5651 sayılı Kanun ve diğer hükümlere istinaden erişimin engellendiği vurgulandı.

    Raporda yer alan veriler ana başlıklarıyla şöyle:

    -Toplam 58.809 alan adı erişime engellendi (Bunlardan 52.185 alan adı BTK tarafından, 3.025 alan adı Hakimlik, Savcılık ve Mahkemeler tarafından, diğerleri resmi kurumlar tarafından)…

    -EngelliWeb projesi kapsamında 2020 sonuna kadar 5651 Sayılı Kanunun 9. Maddesi kapsamında 468 farklı Hakimlik tarafından verilen 5.136 farklı kararla erişimi engellenmiş 22.554 haber (URL adresi) ve kaldırılan, çıkartılan veya silinen 15.832 haber (URL adresi) tespit edildi.

    -2020 yılı içinde 384 haberle Hürriyet Gazetesi ilk sırada yer aldı. İkinci sırada 267 haberi erişime engellenen Haberler.com web sitesi, üçüncü sırada 248 haberi erişime engellenen Sabah gazetesi yer alıyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tunceli Gazeteciler Derneği Başkanı Demir: Gazeteciler tehditler ile yola getirilmek isteniyor

    Tunceli Gazeteciler Derneği Başkanı Demir: Gazeteciler tehditler ile yola getirilmek isteniyor

    PİRHA-10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin bir açıklama yapan Tunceli Gazeteciler Derneği Başkanı Ferit Demir, “Açılan davalar, gözaltılar, baskılar, yıldırmalar ve birçok baskı türüyle mesleğini yapmak isteyen gazeteciler hep tehditler ile yola getirilmek isteniyor. Ama gerçekleri ve doğruları yazan gazetecilerin de hala var olduğu bilinmelidir” dedi.

    Tunceli Gazeteciler Derneği Başkanı Ferit Demir, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla bir açıklama yayımladı. Demir açıklamasında “Açılan davalar gözaltılar, baskılar, yıldırmalar ve birçok baskı türüyle mesleğini yapmak isteyen gazeteciler hep tehditler ile yola getirilmek isteniyor. Ama gerçekleri ve doğruları yazan gazetecilerin de hala var olduğu bilinmelidir” ifadelerine yer verdi.

    Demir, “Bugün 10 Ocak çalışan gazeteciler günü ama gerçekten gazeteciler çalışabiliyor mu, ya da gazeteciler özgürce haber yapabiliyor mu? Gazeteciler doğruları yazmak için bir çaba içindeler mi? Bu konu son yıllarda inanılmaz derecede tartışılıyor ve vatandaşın gazetecilere olan inancı ve güveni neredeyse tamamen kaybolmuş durumda. Günümüzde yüzlerce gazeteci işsiz, yüzlercesi çok zor şartlarda çalışıyor ve gazetecilik artık birilerinin güdümüne girmiş. Emrivaki ile haber yapılan bir meslek haline dönüştürülmek üzere. Namusuyla, şerefiyle gazetecilik yapan gazeteci dostlarımız tabi ki var ama gerçekleri yazan gazeteciler de hep baskı altında tutuluyor” dedi.

    “GERÇEKLERİ YAZAN GAZETECİLER HALA VAR”

    “Açılan davalar gözaltılar, baskılar, yıldırmalar ve birçok baskı türüyle mesleğini yapmak isteyen gazeteciler hep tehditler ile yola getirilmek isteniyor. Ama gerçekleri ve doğruları yazan gazetecilerin de hala var olduğu bilinmelidir” diyen Ferit Demir şöyle devam etti:

    “Son yıllarda gerçek anlamda gazetecilik yapan, doğruları tarafsız bir gözle yazmak isteyen gazetecilere her türlü baskı uygulandı. Birçok meslektaşımızın basın kartları iptal edildi ve birçok gazeteciye hala basın kartları hak ettikleri halde verilmiyor.

    Yüzlerce gazeteciye hukuksuz bir şekilde soruşturmalar ve davalar açıldı. Toplum içinde itibarı olmayan ve gazetecilik mesleği ile bağdaşmayan haller içinde bulunan, bize göre gazeteci olmayan satılık kalemler belli bir kesim tarafından kollanıyor. Gazetecilik mesleği onur ve şeref ile yapılınca anlamlı olur. Bugün yandaşlık, yalakalık yaparak gazeteci olduğunu söyleyenlerin gazetecilik ile hiçbir bağlantıları yoktur. Onlara verilen basın kartları çıkar ve menfaat amaçlıdır.

    Sonuç olarak yıpratılan, baskı altında tutulan, zindanlara tıkılan, haber yapmaları engellenen, sansüre uğrayan gazeteciler her şartta mesleklerini yapmak için mücadelelerini bugün de yarın da sürdürecekler. Mesleklerini onuruyla, şerefiyle yapan tüm gazetecilerin çalışan gazeteciler günü kutlu olsun. Diğer tarafta kalemlerini satan ve birileri için senaryo yazarak gazetecilik yapan kesimlerin kendilerine gazeteciyim demesi de utanç verici bir gerçektir. Son olarak şunu demek istiyorum. Topluma tarafsız, doğru haberleri verebilmek için gazetecilik yaptıkları sırada katledilen ve çeşitli nedenlerle hayatlarını kaybeden bütün gazetecileri de saygı ile anıyor, anıları önünde saygıyla eğiliyorum.”

    PİRHA / DERSİM

  • Gazeteci Cemil Uğur: Halkın haber alma hakkı için çalışmaya devam edeceğiz-VİDEO

    Gazeteci Cemil Uğur: Halkın haber alma hakkı için çalışmaya devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Çalışan Gazeteciler Günü’nü değerlendiren Gazeteci Cemil Uğur, Çalışan Gazeteciler Günü’nü gerçek anlamda kutlayamadıklarını belirterek, “Her ne kadar iktidarın bizi baskılamaya dönük politikaları devam etse de, bizler halkın haber alma hakkını savunmaya, gerçekleri yazmaya devam edeceğiz” dedi.

    Türkiye’de gazeteciler, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü daha birçok sorunla karşılıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, Nisan ayında açıkladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, bir önceki yıla göre üç basamak yükselmesine rağmen 180 ülke arasında 154’üncü sırada yer aldığımı açıkladı.Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) 2021 Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu’na ise, bir yıl içinde 55 gazeteci saldırıya uğradığı, 2 gazetecinin katledildiği yansıdı.

    Raporda ayrıca, 61 kişinin gözaltına alındığı, 6’sının tutuklandığı ve 23’ünün ise işkenceye maruz kaldığı tespitleri yer aldı. DFG raporunda, 62 gazetecinin cezaevinde olduğu belirtilirken, son on yılda 11 binden fazla gazetecinin işsiz kaldığı tespitini yapan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) verilerine göre ise, 2 Mayıs 2020 itibariyle 85 gazeteci hala tutuklu.

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü baskı ortamında karşılayan gazetecilerden biride Cemil Uğur.

    Mezopotamya Haber Ajansı’nda çalışan Cemil Uğur, yaptığı haberlerden kaynaklı cezaevine girmiş bir gazeteci. Son olarak Van’da yaşamını yitiren Servet Turgut ile Osman Şiban’ın helikopterden atılmasını kamuoyuna duyurduktan sonra 3 gazeteci arkadaşıyla birlikte tutuklanan ve 6 ay tutuklu kalan Cemil Uğur geçtiğimiz günlerde görülen duruşma sonunda beraat etti.

    PİRHA’ya 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne dair değerlendirmede bulunan Cemil Uğur, Çalışan Gazeteciler Günü’nü gerçek anlamda kutlayamadıklarını belirterek, “Çünkü mesleğimizi hakkıyla yaptığımız için yargılanıyor ve tutuklanıyoruz. Bugün gazeteci olduğu için cezaevlerinde tutuklu bulunan onlarca gazeteci var. Bu da Türkiye’de gazeteciliğin geldiği noktayı gösteriyor” dedi.

    Mevcut iktidar tarafından erişim engelleriyle de halkın haber alma hakkının engellendiğinin altın çizen Cemil Uğur, “Ajans olarak da bir çok engelle karşı karşıya kaldık. Bunun için 10 Ocak bizim için mücadele günüdür. Her ne kadar iktidarın bizi baskılamaya dönük politikaları devam etse de, bizler halkın haber alma hakkını savunmaya, gerçekleri yazmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Nisan ayında 48 gazeteci hapis istemiyle yargılandı

    Nisan ayında 48 gazeteci hapis istemiyle yargılandı

    Gazeteciler Cemiyeti’nin desteğiyle hazırlanan nisan ayı raporunda, 48 gazetecinin 485 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı belirtildi.

    Gazeteciler Cemiyeti’nin Demokrasi için Medya/Medya için Demokrasi projesinin desteğiyle “Haberin Bedeli” başlığıyla yürütülen gazeteci davalarını raporlama çalışmasının Nisan 2021 raporu açıklandı. Gazeteci Hayri Demir tarafından hazırlanan rapordaki verilere göre; nisan ayı boyunca İstanbul, Van, Mardin, Batman, Kars, Adıyaman, Edirne, Ağrı ve Diyarbakır’da görülen 21 ayrı davada en az 48 gazeteci yargılandı.

    48 GAZETECİ HAKİM KARŞISINA ÇIKTI

    Hakim karşısına çıkan 48 gazeteci 165 yıl 3 aydan 485 yıl 9 aya kadar hapis istemiyle yargılandı. Yine 1 gazeteci hakkında ise 50 bin TL tazminat talep edildi. Tutuklu yargılanan 5 gazeteci hakkında ise tahliye kararı verildi.

    Rapora göre, davaların 10’u ağır ceza mahkemelerinde görüldü. Bu mahkemelerde, 18 gazeteci hakim karşısına çıktı. Ağır ceza mahkemelerinde yargılanan gazetecilerden 11’ine “örgüt üyesi olmak” 8’ine “örgüt propagandası yapmak” suçlaması yöneltildi. Ay içerisinde yargılanan üç gazeteci hakkındaki dava ise “Cumhurbaşkanına hakaret ettiği” iddiasıyla görüldü.

    ANKARA, DİYARBAKIR VE İSTANBUL’DA 10 GAZETECİ GÖZALTINA ALINDI

    Ay içerisinde yargılanan gazetecilerden 5 hakkında beraat kararı verilirken, 2 davada ise davanın reddine karar verildi.

    Gazetecilere dönük baskılar sadece görülen davalarla sınırlı kalmadı. 49 gazetecinin yargılandığı Nisan ayında 4 gazeteciye de Terörle Mücadele Kanunu kapsamında 17,5 yıldan 43 yıla kadar hapis istemiyle yeni davalar açıldı. Ankara, Diyarbakır ve İstanbul’da 10 gazeteci gözaltına alındı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Temel’den Meclise Araştırma Önergesi: Basın, nefessiz bırakılmak isteniyor

    Temel’den Meclise Araştırma Önergesi: Basın, nefessiz bırakılmak isteniyor

    PİRHA-Van Milletvekili Tayip Temel, basın çalışanlarının yaşadıkları baskıya dikkat çekerek Meclis Araştırma Önergesi verdi. “İktidarın basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskısı günden güne artmaktadır” diyen Temel, basın özgürlüğü üzerindeki baskılar nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğini aktardı.

    HDP Van Milletvekili Tayyip Temel, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunduğu araştırma önergesinde, iktidarın basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskısının günden güne arttığını vurguladı.

    Tayip Temel, haber alma hakkının ihlal edilmesine sebep olan sorunların tespit edilmesi gerektiğini belirterek “Anayasa’nın 98. TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz” dedi.

    “BASIN HÜRDÜR, SANSÜR EDİLEMEZ”

    HDP’li Temel,Basın özgürlüğü, haber ve düşünceleri, çoğaltıcı araçlarla, serbestçe açıklayabilmek özgürlüğüdür” diyerek araştırma önergesinin gerekçeleri konusunda şunları kaleme aldı:

    “Basın özgürlüğü sadece gazetecinin kendini ifade edebilme özgürlüğü değil, aynı zamanda toplumun da haber alma özgürlüğüdür. Ancak Türkiye’de basın ve özgürlük kavramlarını yan yana kullanmak mümkün görünmemektedir. Türkiye’de 1961 yılından bu yana 10 Ocak’ta kutlanan Çalışan Gazeteciler Günü’ne 92 gazeteci cezaevinde girecektir.

    Türkiye, taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatları, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmelerinin yanı sıra, Anayasa’daki 26. Madde ile düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini; 28. Madde’de geçen ‘Basın hürdür, sansür edilemez’ ifadesi ile de basın özgürlüğünü koruduğunu beyan etmiştir. Ancak Türkiye’de ifadenin suç sayılmasının ve sansürün tarihi, çok eskilere dayansa da AKP iktidarı, tüm muhalif basın üzerindeki baskısını çeşitli yöntemlerle arttırmaktadır. OHAL döneminde çıkarılan KHK’ler ile basın, adeta nefessiz bırakılmak istenmiştir. Özgür Gündem, Azadiya Welat gazeteleri ve Dicle Haber Ajansı (DİHA) ile Jin Haber Ajansı’nın (JINHA) yanı sıra 179 medya kuruluşu KHK’ler ile kapatılmıştır.

    Bugün ise mevcut iktidar basın üzerindeki baskısını gözaltı ve hapis cezaları ile sürdürmektedir. 07.12.2020 tarihinde, KHK ile kapatılan İMC TV’nin program koordinatörlüğünü yapan Gazeteci Ayşegül Doğan’ın gazetecilik faaliyetlerinin suç sayıldığı davada Ayşegül Doğan’a 6 yıl 3 ay hapis cezası vermiştir. Kürt sorunundaki çözümsüzlükle beraber yaşanan hak ihlalleri ile ilgili haber yapan bütün gazete ve gazeteciler, özellikle Kürt basını emekçileri ciddi bir baskıyla karşı karşıyadır. Helikopter işkencesinde yaşamını yitiren Servet Turgut’u ve olayda ağır yaralanan Osman Şiban’ın yaşadığı hakikatleri kamuoyuna duyuran Mezopotamya Ajansı muhabirleri Adnan Bilen ve Cemil Uğur, Jinnews muhabiri Şehriban Abi ve gazeteci Nazan Sala 09.10.2020 tarihinde tutuklanmışlardır.

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), 2020 Yılı Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu’na göre 79 gazeteci gözaltına alınmış, 24 gazeteci tutuklanmış, 19 gazeteci saldırıya uğramış, 17 gazeteciye kötü muamelede bulunulmuş ve ajanlık dayatılmış, 12 gazetecinin haber takibi engellenmiş, 54 gazetecinin hakkında soruşturma açılmış, 53 gazeteci hakkında dava açılmış, 43 gazeteciye 150 yıl 15 gün hapis, 56.310 TL para cezası verilmiştir. Rapora göre 539 gazetecinin toplamda 231 dosya ile yargılaması devam etmektedir. Ayrıca ilan cezası verilen gazete sayısı 8’dir. İnternet erişim engeli konmuş 1960 haber ve 145 internet sitesi bulunmaktadır. Rapora göre işine son verilen gazeteci sayısı ise 6’dır.

    Öte yandan yayın hayatına 30 Kasım’da başlayan ve HDP grup toplantısını yayımladığı için baskı gördüğü öne sürülen Olay TV 25.12.2020 tarihinde kapanmıştır. İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un kanalın sahibi Cavit Çağlar’a bir isim listesi gönderdiği ve yeniden yapılanma talep ettiği iddiası Olay TV’nin kapatılma nedenini güçlendirmektedir. Tablo böyle iken Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) 2020 yılı Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye’nin 180 ülkenin yer aldığı basın özgürlüğü listesinde 154’üncü sırada yer almasına şaşırmamak gerekmektedir.

    Gazetecilerin maruz kaldığı baskılar sonucu ortaya çıkan sorunların tespit edilmesi ve Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün sağlanması amacıyla bir araştırma komisyonunun kurulması elzemdir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD: Biat etmeyen gazetecilerin günü kutlu olsun

    İHD: Biat etmeyen gazetecilerin günü kutlu olsun

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin açıklama yapan İHD İstanbul Şubesi, basın özgürlüğünü talep etmekten ve baskıya maruz bırakılan gazetecilerle dayanışmaktan vazgeçmeyeceklerini belirtti. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle yazılı açıklama yaptı. ’10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ çerçevesinde bir kez daha basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne ve çalışan ya da işsiz bırakılmış tüm gazetecilere yönelik baskılara son verin çağrısında bulunuyor, bu baskılara karşı mücadele ve dayanışma çağrımızı yineliyoruz” denilen açıklamada, gazetecilerin çalışma koşullarına da değinildi.

    Açıklamada ayrıca basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne ve çalışan ya da işsiz bırakılmış tüm gazetecilere yönelik baskılara son verilmesi çağrısında bulunuldu.

    BASKI, TEHDİT, SURUŞTURMA

    Halkın gerçekleri öğrenmesinin teminatı olan basın özgürlüğünün demokrasinin olmazsa olmazı olarak tanımlandığı açıklamada, “Türkiye’de gazeteciler, güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle işsizlik, ekonomik zorluklar ve bunun yanında yazıları ve yaptıkları haberler nedeniyle sansür, baskı, tehdit, soruşturma, ceza ve tutuklama kıskacında yaşamaya zorlanıyorlar ve işlerini yapmaları engelleniyor” denildi.

    YAKLAŞIK 67 GAZETECİ HAPİSTE

    Açıklamanın devamında Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) hazırladığı gazetecilerin temel sorunları şu şekilde sıralandı:

    * Türkiye Basın Özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasında 154’üncü sırada.

    * Yaklaşık 67 gazeteci gazetecilik faaliyetleri nedeniyle hapiste.

    * Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın açıkladığı Temmuz 2020 istatistiklerine göre ‘Basın, yayın ve gazetecilik’ iş kolundaki toplam kayıtlı çalışan sayısı 86,505; basın yayın ve gazetecilik iş kolundaki toplam sendikalaşma oranı ise yüzde 7,87’dir.

    * Basın sektöründeki işsizlik genel işsizlik ortalamasının yaklaşık iki katı ve sendikasız ve güvencesiz çalışma oranı yüzde 90 civarında.

    * Son yıllarda dile getirilen aktif basın ve medya organlarının yüzde 96’ya yakınının iktidar tarafından kontrol altında tutulduğu tespiti, sosyal medyayı baskı altına alan yasanın çıkarılması ile basın ve ifade özgürlüğü aleyhine aşılmış oldu.

    * 2020 yılında küresel bir krize dönüşen pandemi de tüm çalışanları olduğu gibi basın emekçilerini olumsuz etkiledi ve çalışma haklarında büyük hak gasplarına neden oldu. RSF raporuna göre dünya çapında 130’u aşkın gazeteci sırf koronavirüs pandemisiyle ilgili yaptığı haberler nedeniyle keyfi bir şekilde tutuklandı.”

    “KATLEDİLEN GAZETECİLERİ ANIYORUZ”

    Açıklamanın devamında, “Musa Anter’den Ferhat Tepe’ye Uğur Mumcu’ya, Metin Göktepe’den Hrant Dink’e, katledilen, kaybedilen tüm gazetecileri saygıyla bir kez daha anarken, tüm zorluklarına rağmen otoriteye biat etmeden özgür basın faaliyeti sürdürmeye gayret eden gazetecilerin ‘Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyoruz. Ülkeyi yönetenleri basın özgürlüğüne ve gazetecilere yönelik baskılara derhal son verilmesi noktasında uyarıyoruz” ifadelerine yer verildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • TGS İzmir Şubesi Başkanı Hüner: 10 Ocak artık ‘anma’ günüdür

    TGS İzmir Şubesi Başkanı Hüner: 10 Ocak artık ‘anma’ günüdür

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İzmir Şubesi Başkanı ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Üyesi Halil İbrahim Hüner, basın emekçilerinin 10 Ocak 1961 kazanımlarının aradan geçen 60 yılda, kesintisiz devam eden kayıplarla, kutlanılacak değil anılacak güne dönüştüğünü bildirdi.

    Hüner, yaptığı yazılı açıklamada gazetecilerin özgürlükleriyle birlikte özlük haklarını da kaybettiğini, bu nedenle, iş, aş, özgürlük, barış ve adalet taleplerini sürekli gündemde tutup, 1961 kazanımlarının üstüne çıkana kadar mücadele edeceklerini belirtti.

    “GAZETECİLER İŞŞİZLİĞE MAHKUM EDİLDİ”

    Gazetecilerin, 10 Ocak 1961 yılında Resmi Gazete’de yayımlanan 212 sayılı yasayla bir dizi hak ve güvenceye kavuştuğunu hatırlatan Hüner, şunları kaydetti:

    “10 Ocak, bayram olarak kutlanıyordu. Gazetecilerin kazanımları 1971’deki askeri muhtırayla ağır darbe alınca, ‘Bayram’, ‘Gün’e döndü. Ama darbeler aralıksız devam edince, bugün ortada “Gün” de kalmadı. Artık, 10 Ocak olsa olsa ‘Anma’ günü olabilir. Çünkü gazetecilerin hiçbir hak ve özgürlüğü kalmadı. Son yıllarda 15 binin üzerinde basın çalışanı işini kaybetti, 67 gazeteci, yönetici ve yazar cezaevinde. Anadolu’da Basın İlan Kurumu’ndan ilan desteği alan binin üzerinde yerel gazete kapandı.”

    Artık kimin gazeteci olduğuna memurların karar verdiğini, basın kartlarının haksız-hukuksuz şekilde yenilenmediğini ya da hiç verilmediğini iddia eden Halil İbrahim Hüner, “İşini tarafsız yapmaya çalışan gazeteciler işsizliğe mahkûm edildi. Çalışabilenler de ağır şartlar altında eziliyor” dedi.

    “ZİNDANLARA TIKILIP, ÖLDÜRÜLEBİLİRİZ”

    Ağır siyasi baskının yanında, ekonomik sıkıntıların da dayanılmaz hale geldiğini ifade eden Hüner, açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Basın emekçilerinin sorunlarının başında işsizlik geliyor. Son yıllarda sektörde yüzde 70 daralma yaşandı. Gazeteler ve televizyonlar, ihtiyaçlarının yüzde 30’u kadar emekçiyle iş yürütüyor. Çalışanlar,  örgütlü, sendikalı olmadıkları için hak ettikleri ücretleri alamıyor. Kendilerini bile geçindiremeyen genç gazeteciler evlenip, yuva kurmaya cesaret edemiyor. Zindanlara tıkılabiliriz, hatta öldürülebiliriz. İşsiz kalabiliriz, basın kartlarımız devlet tarafından yenilenmez ya da iptal edilebilir, mahkemelere çıkarılabiliriz. Özgürlüklerimiz ayaklar altına alınabilir. Ancak bizim sözümüz var; gazetecilik görevimizi onurlu, erdemli ve teslim olmadan yerine getirip, kaybettiğimiz haklarımızı elde edene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Haklar elimizden kayıp giderken üzerimize düşeni yapıp yapmadığımızı da özeleştiri konusu yapaya devam edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ’10 Ocak’ın yeniden bir bayram havasında kutlanabilmesi için birlikte mücadele edelim’

    ’10 Ocak’ın yeniden bir bayram havasında kutlanabilmesi için birlikte mücadele edelim’

    PİRHA- TGS, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün 60’ıncı yılında gazetecilerin, işsizlik, güvencesizlik, örgütsüz ve sağlıksız koşullarda çalışmaya zorlandığına dikkat çekerek, “Ayrıca kanunun tanıdığı haklar budanmakta, kalemleri üzerindeki baskılar artmaktadır. Türkiye Gazeteciler Sendikası olarak 10 Ocak’ın yeniden bir bayram havasında kutlanabilmesi için tüm gazetecileri dayanışmaya, birlikte mücadeleye ve basın sektöründeki orman kanunlarına son vermeye çağırıyoruz” denildi.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününe ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, gazetecilerin işsizlik, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik engellerle karşı karşıya olduğuna dikkat çekilerek “Günümüz Türkiye’sinde 10 Ocak’ı sadece ‘Çalışan Gazeteciler’ günü olarak tanımlamak oldukça zor. Çünkü sektördeki işsizliğin ülke ortalamasının iki katı olduğu, güvencesiz ve sendikasız çalışmanın yüzde 90’ı aştığı, 67 gazetecinin cezaevinde olduğu medya, mücadele edilmeyi gerektiriyor” denildi.

    “İŞSİZLİK SORUNU GAZETECİLER ÜZERİNDE YAKICI BİR TEHDİT OLMAKTADIR”

    Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın açıkladığı son rapor olan Temmuz 2020 istatistiklerine göre “Basın, yayın ve gazetecilik” iş kolundaki toplam kayıtlı çalışan sayısı 86 bin 505 olarak verildiğinin belirtildiği açıklamada, “Pandemi dönemiyle beraber daralan ekonomik faaliyetler nedeniyle işsizliğin görece yüksek çıkması beklenmektedir. Ülkenin önemli meselelerinden birisi olan işsizlik sorunu, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik engellerle boğuşan gazeteciler üzerinde daha yakıcı bir tehdit olmaktadır” denilerek, gazetecilerin temel sorunları şu şekilde yer verildi:

    “-Kısmi çalışma ödeneğine başvurulan işletmelerde çalışan gazetecilerin gelirlerinde yaşanan düşüş,

    -Kısmi çalışma kapsamında olmasına rağmen tam zamanlı çalıştırılmaya devam etme,

    -Ücretsiz izine çıkartma nedeniyle gelirde düşüş,

    -Ücretsiz izne çıkartılmasına rağmen çalıştırılmaya devam etme,

    -İşten çıkarma yasağı nedeniyle işinden memnun olmayan gazetecilerin yaşadığı sorunlar,

    -Ücret ve kıdem tazminatı alacakları konusunda işverenlerle anlaşmazlıklar,

    -Pandemi ile birlikte evden çalışmaya geçen işletmelerde artan iş yükü,

    -İş sağlığı ve güvenliği önlemlerindeki yetersizlikler,

    -Pandemi nedeniyle daralan ekonomik faaliyetler nedeniyle gazetecilerin iş güvencesinde aşınma. Diğer bir deyişle işini kaybetme korkusunun artması,

    -Kayıt dışı çalıştırılma,

    -Farklı iş koluna kayıtlı basın kuruluşlarında istihdamdan dolayı TGS üyesi olamama.”

    “10 OCAK’IN YENİDEN BİR BAYRAM HAVASINDA KUTLANABİLMESİ İÇİN TÜM GAZETECİLERİ DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Açıklamada son olarak, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün 60’ıncı yılında gazetecilerin, işsizlik, güvencesizlik, örgütsüz ve sağlıksız koşullarda çalışmaya zorlandığına yer verilerek, “Ayrıca kanunun tanıdığı haklar budanmakta, kalemleri üzerindeki baskılar artmaktadır. Türkiye Gazeteciler Sendikası olarak 10 Ocak’ın yeniden bir bayram havasında kutlanabilmesi için tüm gazetecileri dayanışmaya, birlikte mücadeleye ve basın sektöründeki orman kanunlarına son vermeye çağırıyoruz” denildi.

    (HABER MERKEZİ) 

     

     

  • İzmir TGS Başkanı Hüner: Her türlü yasal haklarımız elimizden alındı

    İzmir TGS Başkanı Hüner: Her türlü yasal haklarımız elimizden alındı

    PİRHA – 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle PİRHA’ya konuşan TGS İzmir Şube Başkanı Halil İbrahim Hüner, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nden elde edilen hakların ellerinden alındığını belirterek, işsizlik ve cezaevi kıskacıyla karşı karşıya olduklarına dikkat çekti. Hüner, iktidara çağrıda bulunarak, ortak devlet kuralları dahilinde düzenlemelerin yapılmasını istedi.

    Türkiye’de gazetecilere yapılan baskılar devam ediyor. 2019 yılında 500 gazeteci işsiz kaldı, 90’ı aşkın gazeteci ve medya çalışanı ise gazetecilik faaliyetlerinden dolayı Türkiye’nin çeşitli cezaevlerinde tutuklu bulunuyor. Medya yapılanmasının yüzde 95’i iktidarın kontrolü altında bulunurken muhalif basına yönelik cezalar ise hız kesmeden devam ediyor.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası İzmir Şubesi Başkanı Halil İbrahim Hüner, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü PİRHA’ya değerlendirdi.

    “GAZETECİLER VE AYDINLAR CEZALANDIRILIYOR”

    Türkiye’de basın özgürlüğünden bahsetmenin mümkün olmadığını söyleyen Hüner, Anayasada yer alan ‘basın ve ifade özgürlüğü vardır’ ifadesini hatırlatarak, bugün yaşanan ortamda hukuk ve adaletin bağımlı olduğunun, özgür olmadığının altını çizdi.

    Hüner, iktidarın halkın gerçekleri öğrenmemesi için gazetecilere, aydınlara bir takım cezalandırma yöntemini tercih ettiğini belirterek, “Gazetecileri, aydınları halka yol gösteren insanları bir kez dahi dinlemiyorlar, kafalarına göre kendi dünya görüşlerine göre davranıp onları hain ilan edebiliyorlar. Fikirlerini düşmanca görüyorlar ve buna göre ceza davaları açıyorlar. O açıdan fikir ve ifade özgürlüğünü, vatandaşın sorunlarını gazeteciler yazamıyor. Zaten fikir ve ifade özgürlüğü gazetecilerin bir özgürlüğü değil yurttaşın bilgi ve haber edinme hakkından doğmuştur. Maalesef bizi yönetenler yine halkın bir takım gerçekleri öğrenmesini istemediği için gazetecileri, aydınları cezalandırma yolunu tercih ediyorlar” dedi.

    “İKTİDAR TEK TİP MEDYA VE GAZETECİLİK YARATMAYA ÇALIŞIYOR”

    Basının daraltılmaya, gazetecilerin işsiz bırakılmaya ve cezaevine atılmaya çalışıldığını kaydeden Hüner, “Bunlar ülkemizde demokrasi sorununu gündeme getiriyor. Bugün Avrupa Birliği ülkelerinde Türkiye dediğiniz zaman demokrasi soru işareti olan bir ülke konumundayız. Bu da biz gazetecileri üzüyor” ifadelerini kullandı.

    İktidarın tek tip bir medya ve gazetecilik yaratmaya çalıştığını belirten Hüner, “Ne kadar tek tip bir gazetecilik ya da televizyonculuk yaparsanız yapın yurttaşlar izlemiyor. Yurttaşlar kendi yaşadıkları sıkıntıları gazetelerde ve televizyonlarda görmek istiyor. Halk mutsuz, o mutsuzluğu da yetkililere ulaştırmanın kanalı gazeteler ve televizyonlardır” dedi.

    “1961’DE GAZETECİLERE ÖNEMLİ HAKLAR SAĞLANDI, PATRONLAR KARŞI ÇITI”

    Halkın haber alma hakkının engellenemeyeceğini belirten Halil İbrahim Hüner, “Ne kadar basına baskı uygularsanız uygulayın bugün sosyal mecralar çok gelişmiştir. İnternet ortamı çok gelişmiştir, insanlar bunu bir şekilde görüyorlar ve yayıyorlar. Başarılı olamazsınız” ifadelerini kullandı.

    Hüner, Hitler Almanyası’nda Goebbels’in, ‘Basın tek ses çıkaran bir piyano olsun istiyorum. Farklı sesler çıkaran piyanoda sesler olursa kırar atarım’ sözünü hatırlatarak, onların başarısız olduğunu, tarihin tekerrür ettiğini kaydetti.

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün 1961 yılında o dönemin gazetecilerine çok önemli haklar sağlandığının altını çizen Hüner, 10 Ocak’ın önemini şöyle açıkladı:

    “10 Ocak 1961 yılında o dönem gazeteciler için çok önemli haklar sağlandı. Onun üzerine 9 gazete patronu, ‘Kardeşim bunlar bizi çok büyük bitiriyor. Siz gazeteciye 30 gün izin veriyorsunuz, ücretini peşin veriyorsunuz, 8 saat çalıştırmaya zorluyorsunuz. Biz sıkıntıdayız’ diye ortaklaşa bir metin kaleme alarak üç gün gazetelerini basmama kararı aldılar. Onun üzerine Gazeteciler Sendikası çatısı altında çalışanlar, genel yayın yönetmenleri, gazeteciler, matbaacılar bir araya gelerek bir gazete çıkardılar. Dediler ki’ Biz hakkımızı sonuna kadar savunuyoruz. Birlikteyiz, direneceğiz’ Üç gün geçmeden patronlar geri adım atmak durumda kaldı. O günden sonra 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı oldu.”

    “GAZETECİLER CEZAEVİ KISKACIYLA KARŞI KARŞIYA”

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü olarak kutlanan bugün de birçok gazetecinin yasal haklarının elinden alındığını, işsiz bırakıldığını ve cezaevi kıskacıyla karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Hüner, Şu anda Çalışan Gazeteciler Günü değil Çalışmayan Gazeteciler Günü olarak kutladıklarını söyledi.

    TGS olarak, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü, ‘Çalışmayan gazetecilerle mücadele gününe’ dönüştürmek istediklerini söyleyen Halil İbrahim Hüner, “Bundan sonra dipten ayağa kalkma günü ilan edelim. Zaten özgürce yazamıyoruz, aşımız, işimiz elimizden alınıyor hiç olmazsa sınıfsal mücadeleyle bir araya gelip mücadele edelim” dedi.

    1961’de gazetecilere sağlanan 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün bir daha gelmeyeceğini kaydeden Hüner, çünkü basının bir yasasının, tanıtımının olmadığını belirterek, iktidarın istediği zaman işçi olarak nitelendirdiğini, istedikleri zaman ‘siz basın mensubusunuz’ dediklerini kaydetti.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası İzmir Şubesi Başkanı Halil İbrahim Hüner, iktidara çağrıda bulunarak, ortak devlet kuralları dahilinde düzenlemelerin yapılmasını istedi.

    PİRHA/İZMİR

  • HBVAKV Genel Sekteri Gülseven: Gerçek emekçi gazetecilerin gününü kutlarım

    HBVAKV Genel Sekteri Gülseven: Gerçek emekçi gazetecilerin gününü kutlarım

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Sekteri Hüseyin Gülseven, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla bir mesaj yayınladı. 

    Basın özgürlüğünün demokrasinin temel taşlarından biri olduğuna vurgu yapan HBVAKV Genel Sekreteri Hüseyin Gülseven, gazetecilerin özlük hakları ve iş güvencesinin tam olarak sağlandığı bir ülke olma temennisinde bulunarak çalışan gazeteciler gününü kutladı.

    Gülseven mesajının devamında, “Haber alma Hakkı’nın kutsal sayıldığı, basın özgürlüğünün demokrasinin olmazsa olmazı olduğu, farklı düşünenlerin bir zenginlik kabul edildiği, gazetecilerin özlük haklarının ve iş güvencesinin tam sağlandığı bir ülke hayaliyle bütün onurlu gerçek emekçi çalışan gazetecilerin gününü kutlarım” diye vurguladı.

    (HABER MERKEZİ)