Etiket: 10. yıl

  • Barış Vakfı 10. yılında: Barış hakkı hayattır, ertelenemez!

    Barış Vakfı 10. yılında: Barış hakkı hayattır, ertelenemez!

    PİRHA- Barış Vakfı, kuruluşunun 10. yılı dolayısıyla yayımladığı açıklamada, barış çabalarının büyütülmesi çağrısında bulundu. Vakıf, Kürt sorununun demokratik çözümünün Türkiye’nin demokratikleşmesinin anahtarı olduğunu vurgulayarak, “Barış hakkı hava gibi, su gibi vazgeçilmezdir” dedi.

    “BARIŞ HAKKI İNSAN HAKLARININ TEMELİDİR”

    Vakfın 14 Şubat 2026 tarihli açıklamasında, farklı siyasi görüş, inanç ve toplumsal kesimlerden barış gönüllüleri ve aktivistlerin bir araya gelerek kurduğu yapının on yıldır çoğulcu ve politik çekişmelerden uzak bir çizgide çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi.

    Açıklamada, amaçlarının net olduğu ifade edilerek, “Kürt sorununun demokratik çözümüne ve barışın toplumsallaşmasına katkı sunmak” hedefi doğrultusunda çalıştaylar, konferanslar ve araştırmalar yürütüldüğü kaydedildi.

    “ÇÖZÜM TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMESİDİR”

    Vakıf, Kürt sorununun çözümünü Türkiye’nin demokratikleşmesiyle eşdeğer gördüğünü belirterek, farklı kimliklerin eşitlik, özgürlük ve adalet temelinde barış hakkıyla güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.

    Açıklamada, geçmişte yaşanan çözüm süreci deneyimine atıf yapılarak, kısa süreli çatışmasızlık ortamının toplumda yarattığı huzur ve güvenin barışın mümkünlüğünü gösterdiği ifade edildi.

    “BARIŞ SABIR VE KARARLILIK GEREKTİRİR”

    Dünyadaki çatışma çözümü örneklerini incelediklerini belirten Vakıf, kalıcı barışın uzun soluklu, sabırlı ve fedakârlık gerektiren bir süreç olduğuna dikkat çekti.

    Toplumun farklı kesimlerinde umutsuzluk ve eleştiriler bulunsa da barış gönüllülerinin barış inancını daha güçlü taşımak zorunda olduğu belirtilen açıklamada, “Barış için savaşa harcanandan daha fazla çaba gösterilmelidir” denildi.

    1 EKİM 2024’TEN SONRA BAŞLAYAN SÜREÇ

    Açıklamada, 1 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin HDP milletvekilleriyle tokalaşmasıyla başlayan sürece işaret edildi.

    Ardından 27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan’ın çağrısı ve örgütün 12 Mayıs 2025’te kendini feshetme kararı almasının “barış yolunda tarihsel bir fırsat kapısı” açtığı ifade edildi.

    Bu fırsatın kalıcı çözüme dönüştürülmesinin tüm kesimlerin sorumluluğu olduğu vurgulandı.

    “SOSYO-PSİKOLOJİK VE HUKUKSAL DÜZENLEMELER”

    Barışın yalnızca silahların susmasıyla sınırlı olmadığı belirtilen açıklamada, hayatın yeniden inşası için sosyo-psikolojik ve hukuksal düzenlemelerin aciliyet taşıdığı kaydedildi.

    Karar alıcılar başta olmak üzere herkesin sorumluluk üstlenmesi gerektiği ifade edilen metinde, barışın ülke sınırlarıyla sınırlı olmayan bir değer olduğuna dikkat çekildi.

    Açıklama, “Bilinmelidir ki hayat ertelenemezdir ve barış da hayattır” sözleriyle son buldu.

    HABER MERKEZİ

  • 104 kişi İzmir’de anıldı: Barışta hala ısrarcıyız!-VİDEO

    104 kişi İzmir’de anıldı: Barışta hala ısrarcıyız!-VİDEO

    PİRHA- İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden 104 kişiyi andı. Alsancak Garı önünde gerçekleşen kitlesel anma sonrasında yapılan yürüyüş sonrasında denize karanfiller bırakıldı.

    Ankara Gar Meydanı’nda 10 Ekim 2015 tarihinde düzenlenen “Barış ve Demokrasi” mitingine katılanlara yönelik IŞİD’in gerçekleştirdiği canlı bomba saldırısının üzerinden 10 yıl geçti.

    İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, 10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde IŞİD saldırısı sonucu katledilenleri anmak için Alsancak Garı önünde 10 Ekim Barış Derneği “10 Ekim’i unutmayacağız, unutturmayacağız” pankartını açtı. Sık sık “Savaşa hayır barış hemen şimdi”, “Faşizme karşı omuz omuza” ve “Amed, Suruç Ankara katil sarayda”, “Katil IŞİD işbirlikçi AKP” sloganları atıldı.

    Katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinin yanı sıra, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda kişinin katıldığı anmada yaşamını yitirenlerin isimleri okunarak bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

     “ADALET ARAYIŞINDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    “10 Ekim baskıya, zora karşı demokrasi ve özgürlüklerin savunulmasının adıdır” diyen Mustafa Özdağ, “Tarifi mümkün olmayan acılarla yaşamak, yaralara alışamadan katlanmak zorundayız. Bu yüzden 10. yılında ilk günkü öfkemizle, yasımızla ve kararlılığımızla buradayız: korkmuyoruz, yılmadık ve vazgeçmeyeceğiz. Emek, demokrasi, özgürlük ve barışı her zaman haykırarak savunmaya devam edeceğiz. 10 Ekim, iyileşmeyecek yürek yaralarımızın, parçalanmış bedenlerimizin ve emekten yana duruşumuzun adıdır; kadınlara, çocuklara yönelik şiddete karşı duruşumuzun, yaşam alanlarımızı savunuşumuzun adıdır. Baskıya, zora karşı demokrasi ve özgürlüklerin savunulmasının adıdır” diye konuştu.

    Katilleri tanıdıklarını belirten Özdağ, katliamdan sonra “Oylarımız arttı diye sırıtanlar”, “400 vekili verin bu iş bitsin” diyenler ve barış isteyen akademisyenlere tahammülsüzlük gösterenlerin asıl katiller olduğunu kaydederek, hakikatler ortaya çıkana ve sorumlular yargılanana kadar adalet arayışından vazgeçmeyeceklerini vurguladı.

    “SİYASİ BİR CİNAYETTİR”

    Ardından söz alan katliamda yitirilen Mesut Mak’ın eşi Evrim Mak, katliamın yalnızca IŞİD’in değil, devletin ihmaliyle gerçekleşen “derin bir siyasi cinayet” olduğunu ifade etti. Barış isteyen on binlerce insanın, devletin koruması olmadan adeta bir hedef tahtasına dönüştürüldüğünü dile getiren Evrim Mak şöyle konuştu:

    “Aramızdan koparılan o insanlar ne bir savaş çağrısı yapmışlardı ne de bir çatışmanın tarafıydılar. Onlar sadece emek, demokrasi ve barış diye haykırmak için Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelmişlerdi. İnsani olan bu talepler neden birilerini bu kadar rahatsız etti? Çünkü barışın sesi, savaştan beslenenlerin kulağını tırmalıyordu. O gün patlayan bombalar yalnızca bedenlerimizi parçalamadı; devletin en temel görevi olan yurttaşlarının can güvenliğini sağlama yükümlülüğünü de yerle bir etti. Bu katliam sadece IŞİD militanlarının parmak izini taşıyan bir terör eylemi değildir. Aynı zamanda derin bir devlet zafiyetinin, kamu görevlilerinin ihmalinin, hatta bilinçli ihmali sonucu işlenmiş siyasi bir cinayettir. Barış isteyen on binlerce insan, devletin koruması olmadan adeta bir hedef tahtasına dönüştürüldü.”

    “ORGANİZE KATLİAM”

    Ardından konuşan 10 Ekim yaralısı Murat Akçalı, Gar katliamında yaşananları “bilerek ve isteyerek organize edilmiş bir katliam” olarak nitelendirerek, “Gar katliamının ardından bazıları için ‘oh oldu’ dediler; sonra statlarda yuhalananları hatırlarsınız. Bombalar patladığında can çekişirken, yanımda ölü insanlar yatarken, üzerimizde müdahale edenler olurken aynı zamanda atılan gazla insanların refleksle uzaklaştığını gördük; atılan gaz sıradan değildi. Burada söyleyecek çok şey var ama en önemlisi şu: katilleri biliyoruz. İki farklı hakime defalarca söyledim; burada ‘ihmal’ ya da ‘göz yumma’ gibi hafif ifadeler söz konusu değildir. Bence burada bilerek ve isteyerek organize edilmiş bir katliam var” diye belirtti.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • ‘Arkadaşlarımızın anısını yaşatmaya, barışı ve özgürlüğü savunmaya devam edeceğiz’-VİDEO

    ‘Arkadaşlarımızın anısını yaşatmaya, barışı ve özgürlüğü savunmaya devam edeceğiz’-VİDEO

    PİRHA-KESK bileşenleri olarak yargılama sürecinin sadece IŞİD bağlantılı sanıklarla sınırlı tutulmaması gerektiğini belirten BES Dersim Şube Başkanı Sinan Ulu, “Soruşturmanın genişletilmesi, istihbarat mensuplarının dinlenmesi, bu olayda sorumluluğu ve ihmali olan kamu personellerinin bu sürece dahil edilmesi, gerekiyorsa cezalandırılması gerekiyor. Sadece tetikçilerin yargılanıp ceza verilmesi bizim için hiçbir şey ifade etmiyor” dedi.

    KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin 10 Ekim 2015’te, Ankara Tren Garı’nda düzenlediği Barış Mitingi’ne IŞİD tarafından bombalı saldırı düzenlendi. 104 kişinin hayatını kaybettiği saldırı, Cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamlarından biri olarak tarihe geçti.

    Yüzlerce yurttaşın da ağır yara aldığı saldırının ardından görülen yargılama süreçlerinde yaşanan usulsüzlüklerin yanı sıra, sanıkların “insanlığa karşı suç” kapsamında yargılanmamaları, toplumun tepkisine neden oldu. Özellikle kamu görevlilerinin sorumluluğunun ortaya çıkarılması talebinin de karşılık bulmamasıyla birlikte bir katliam dosyasının daha üstü örtülmüş oldu.

    10 Ekim 2015’te başkente girişlerdeki arama noktalarının kaldırıldığına vurgu yapan avukatlar, katliamı yapan IŞİD militanlarının yolda hiçbir aramaya takılmamasını da şüpheli bulmuşlardı. Mitingin yapılacağı alan olan Sıhhiye Meydanı için 2 bin 44 polis görevlendirilirken, toplanma alanı olan Ankara Gar çevresinde ise yalnızca 129 polisin olması soru işaretlerini arttırmıştı.

    Büro Emekçileri Sendikası (BES) Dersim Şube Başkanı Sinan Ulu, Ankara Gar Katliamı’nın 10. yılında PİRHA’ya konuştu.

    “10 EKİM’İ DEĞERLENDİRİRKEN O DÖNEMDEKİ SİYASİ ATMOSFERİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURMALIYIZ”

    10 Ekim Gar Katliamı’nı değerlendirirken o dönemdeki siyasi atmosferi göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Sinan Ulu, “2013 yılında başlayan Barış Süreci 2015 yılında sona erdi. 7 Haziran’da seçimler vardı ve iki gün önce Diyarbakır’daki mitingde bomba patladı ve beş kişi hayatını kaybetti. Yıllardır tek başına iktidar olan AK Parti tek başına iktidar olma kabiliyetini o seçimle yitirdi. Ondan sonra da iktidarına devam etmek için sınırlarını bilmediğimiz çeşitli arayışlara girdi. 20 Temmuz’da Suruç’ta bomba patladı ve 33 kişi hayatını kaybetti. Böyle devam eden bir sürecin ardından demokrasi güçleri barışı merkeze alarak bir miting organize etme düşüncesi ile bir araya geldiler ve tüm Türkiye’ye çağrıda bulundular” dedi.

    “IŞİD’İN SALDIRI YAPACAĞI İSTİHBARATI, TERTİP KOMİTESİNDEN GİZLENİYOR”

    IŞİD’in mitingleri hedef alarak katliamlar yapacağı yönünde istihbaratların alındığı ve katliamı yapacak kişilerin de tespit edildiğini söyleyen Sinan Ulu, şunları dile getirdi:

    “Bu bu kişiler teknik takibe takılıyor. Ankara’ya doğru yola çıktıklarında polis noktasına takılıyorlar ama serbest bırakılıyor, yollarına devam ediyorlar. Diğer taraftan da Türkiye’nin dört bir tarafından on binlerce yurttaş bu mitinge katılmak üzere yollara çıkıyor. Burada tabii alınan istihbaratlar ve böyle bir tehlikenin olduğu tertip komitesinde gizleniyor. Ankara’ya giden herkesin dikkatini çeken başka bir husus daha var. Buna benzer merkezi mitinglerde yola çıktıkları kentlerden başlayarak polisler birçok yerde kimlik kontrolleri yaparlardı. Ama bunların hiçbir yapılmıyor.

    Kalabalığın en yoğun olduğu zaman iki bomba patlıyor. Tabii ilk şokun ardından insanlar patlamanın olduğu yere geri dönmeye başlıyorlar ve korkunç manzarayla karşılaşıyorlar. Yerde hayatını kaybetmiş insanlar, uzvunu kaybetmiş insanlar, vücut bütünlüğü bozulanlar, kan gölü, kan deryası ve ilk şok atlattıktan atlatıldıktan sonra insanlara yardım etme süreci başlıyor. Zamanla yarışıyorlar tabii orada. Barış mesajlarının olduğu pankartlar, bayraklar insanların yaralarına sarılıyor, kanları durdurulmaya çalışılıyor. İnsanlar bunlarla taşınmaya başlanıyor. İnsanlar hızlı bir şekilde müdahale etmeye çalışırken, yaralarını sarmaya çalışırken kalabalıkların üzerine gaz bombası atılıyor.”

    “GAR KATLİAMI’NDA YİTİRDİĞİMİZ ARKADAŞLARIMIZI UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ”

    KESK bileşenleri olarak yargılama sürecinin sadece IŞİD bağlantılı sanıklarla sınırlı tutulmaması gerektiğini ifade eden Ulu, “Soruşturmanın genişletilmesi, istihbarat mensuplarının dinlenmesi, bu olayda sorumluluğu ve ihmali olan kamu personellerinin bu sürece dahil edilmesi, gerekiyorsa cezalandırılması gerekiyor. Sadece tetikçilerin yargılanıp ceza verilmesi bizim için hiçbir şey ifade etmiyor. Türkiye tarihinin gördüğü en büyük ve en kanlı katliam olan Gar Katliamı’nda yitirdiğimiz arkadaşlarımızı unutmadık, unutmayacağız. Böyle bir görev ve sorumlulukla karşı karşıyayız. Bizler mücadeleci sendikalar olarak arkadaşlarımızın anısını, ideallerini yaşatmaya, barışı ve özgürlüğü savunmaya ve bunun mücadelesini sürdürmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Ankara Gar Katliamı tanığı Özkan Uç: O görüntüleri 10 yıldır hafızamdan silemedim-VİDEO

    Ankara Gar Katliamı tanığı Özkan Uç: O görüntüleri 10 yıldır hafızamdan silemedim-VİDEO

    PİRHA-Ankara Gar Katliamı tanığı Özkan Uç, yaşadıklarını 10 yıldır hafızasından silemediğini belirterek, “Cümlelerle ifade edilebilecek bir katliam değil. O acıyı her gün yaşıyorum. İnsan yaşadıklarını anlatınca boğazı düğüm düğüm oluyor. Ama şunu söylemek gerekiyor ki eğer bu ülkede gerçekten barış olacaksa biz o bedeli ödemeye yine hazırız” dedi.

    KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin 10 Ekim 2015’te, Ankara Tren Garı’nda düzenlediği Barış Mitingi’ne IŞİD tarafından bombalı saldırı düzenlendi. 104 kişinin hayatını kaybettiği saldırı, Cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamlarından biri olarak tarihe geçti.

    Yüzlerce yurttaşın da ağır yara aldığı saldırının ardından görülen yargılama süreçlerinde yaşanan usulsüzlüklerin yanı sıra, sanıkların “insanlığa karşı suç” kapsamında yargılanmamaları, toplumun tepkisine neden oldu. Özellikle kamu görevlilerinin sorumluluğunun ortaya çıkarılması talebinin de karşılık bulmamasıyla birlikte bir katliam dosyasının daha üstü örtülmüş oldu.

    10 Ekim 2015’te başkente girişlerdeki arama noktalarının kaldırıldığına vurgu yapan avukatlar, katliamı yapan IŞİD militanlarının yolda hiçbir aramaya takılmamasını da şüpheli bulmuşlardı. Mitingin yapılacağı alan olan Sıhhiye Meydanı için 2 bin 44 polis görevlendirilirken, toplanma alanı olan Ankara Gar çevresinde ise yalnızca 129 polisin olması soru işaretlerini arttırmıştı.

    Ankara Gar Katliamı tanığı ve o dönem Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Dersim Şube Başkanı olan Özkan Uç, yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    “O GÖRÜNTÜLERİ HER GECE RÜYAMDA GÖRÜYORUM”

    Barış Mitingi için bir araya gelen herkesin umut dolu olduğunu belirten Özkan Uç, “Barış mitingine gidiyorduk, insanlar son derece coşkulu ve mutluydu. Tek amacımız vardı o da barış dolu bir ülke ve dünya hayalimiz. Dersim’den beş otobüs gittik. Herhangi bir problem olmadan miting alanına ulaştık. Aslında çok enteresandı çünkü hem yolda hem de miting alanına girerken hiçbir arama olmadı. İlk bomba bizim bulunduğumuz yerin 40-45 metre çaprazımızda patladı. Tabii biz olayın şokuyla arkamıza bile dönemedik. Yani o kadar büyük bir gürültüyle, o kadar büyük bir sesle patladı ki. Sonra iki saniye arayla 20 metre arkamızda ikinci bomba patladı. Ben arkamı bile dönememiştim, o görüntüyü görmek istemiyordum. Sonra kendimi toparladıktan sonra arkama döndüğümde yüzlerce insanın yerde yattığını gördüm. Parçalanmış bedenler, kan, inleyenler, bağıranlar. Ben o görüntüleri 10 yıldır hafızamdan silemedim. Hemen hemen her gece rüyamda görüyorum. Bu kadar büyük bir travma” dedi.

    “15 DAKİKA BOYUNCA AMBULANS GÖREMEDİM”

    Sağlık çalışanı oldukları için kendilerini toparlayıp olaya müdahale ettiklerini söyleyen Özkan Uç, “Hemen ilk etapta doktor, hekim ve sağlıkçı arkadaşlarla birlikte yaralılara müdahale etmeye çalıştık. Pankartlarla hayatını kaybedenlerin üzerini kapatıyorduk veya pankartları sedye olarak kullanıyorduk. Dersim’den gelen yaralı bir arkadaşa sedye bulmaya çalışırken ayakta kalan insanlarla çevik kuvvet polisleri arasında bir hengame oldu. Hatta insanlar tepki verdi polislere ‘Siz bomba patlayana kadar neredeydiniz?’ diye. Daha sonra fiziki müdahale oldu ve iki veya 3 tane gaz bombası atıldı. Alanda 15 dakika boyunca ambulans göremedim. Hatta biz bir arkadaşı itfaiye ile göndermek zorunda kaldık. Düşünün ambulans giremediği için alana itfaiye bile daha önce gelmişti” diye belirtti.

    “HALEN DAHA RAHAT UYKU UYUYAMIYORSUN VE O TRAVMAYI ÜZERİNDEN ATAMIYORSUN”

    Bütün yaralıları alandan taşıdıktan sonra olayın vahametini anlamaya başladıklarını ifade eden , “O kadar büyük bir trajediydi ki. Aynı sıraları paylaştığınız, aynı şehirleri paylaştığınız, aynı ülkede nefes alıp verdiğiniz insanların yerde paramparça cesetler şeklinde durması çok büyük bir trajediydi. Cümlelerle ifade edilebilecek bir katliam değil. 10 sene aradan geçmesine rağmen halen anılarımızda taze ve bizi çok rahatsız ediyor. Halen daha rahat uyku uyuyamıyorsun ve o travmayı üzerinden atamıyorsun. İşin enteresan tarafı Dersim’den gelen beş otobüsün isim listeleri bendeydi. Benim için aslında en büyük travma o zaman başladı. Çünkü tek tek arıyorsun ve ulaştıklarına artı, ulaşamadıklarına da eksi atıyorsun. O an bile benim ömrümden bir 10 sene götürmüştür” şeklinde konuştu.

    “O ACIYI HER GÜN YAŞIYORUM”

    Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden bütün insanların yapılacak mitinge barışı taçlandırmak için geldiğini dile getiren , konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Kimsenin elinde bir taş, silah, patlayıcı yoktu. Bu ülkenin huzurunu, güvenini, mutluluğunu ve barışını savunan insanlardı. O gün hayatını kaybedenler arasında 7-8 yaşındaki çocukta, 80 yaşındaki yaşlımız da vardı. Bu kadar büyük bir acıyı, bu kadar büyük bir travmayı hem aileler, hem bu halk, hem bu ülkede yaşayan insanlar niye çeksin? Kim gülmeye bu kadar düşman olabilir? Kim barışa bu kadar düşman olur? Kim sevgiye bu kadar düşman olur? Bunu anlamakta zorlanıyoruz. Yaşanan katliam benim hayatımda bir dönüm noktasıdır, bir kırılma noktasıdır. O acıyı her gün yaşıyorum. İnsan yaşadıklarını anlatınca boğazı düğüm düğüm oluyor. Ama şunu söylemek gerekiyor ki eğer bu ülkede gerçekten barış olacaksa biz o bedeli ödemeye yine hazırız. Yeter ki bu ülkede güzellikler olsun.”

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ DOSYA

    10 Ekim’in 10. yılı: 103 insana söz verdik unutturmayacağız
    10 Ekim Gar Katliamı yaralılarından Değirmenci: Barış için miting olsa, aynı heyecanla gidip katılırım

  • Suruç Katliamı’nın 10. yılında Dersim’de açıklama: Suruç için adalet herkes için adalet-VİDEO

    Suruç Katliamı’nın 10. yılında Dersim’de açıklama: Suruç için adalet herkes için adalet-VİDEO

    PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Suruç Katliamı’nın 10. yılında Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Suruç Katliamı bu topraklarda yüzleşmenin anahtarıdır. Katliamın 10. yılında yeniden haykırıyoruz Suruç için adalet, herkes için adalet” denildi.

    DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırısı sonrasında Türkiye ve bölge kentlerinden “Gezi’nin çocukları Kobanê’nın çocuklarıyla buluşmaya gidiyor” şiarıyla Urfa’nın Suruç ilçesinde bulunan Amara Kültür Merkezi’nde Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) öncülüğünde toplanan gençlerine yönelik 20 Temmuz 2015’te yapılan canlı bomba saldırısı sonucu 33 kişi katledilmişti.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Suruç Katliamı’nın 10. yılında Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) MYK Üyesi Orhan Çelebi, okudu.

    Açıklamaya Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Çağdaş Aydın’ın babası Fethi Aydın, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet konak, Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri katıldı.

    “SURUÇ KATLİAMI, BU TOPRAKLARDA YÜZLEŞMENİN ANAHTARIDIR”

    10 yıldır 33’lerin katliamla yarım bırakılmak istenen düşlerinin peşinde olduklarını belirten Orhan Çelebi, “33 düş yolcusunun düşleri şimdi onların izinden giden gençlerde, kadınlarda, milyonlarda yaşıyor. Amara Kültür Merkezi’nden yükselen kardeşliğin sesi 10 yılda mücadelemizle milyonların sesi oldu. Suruç Katliamı davası ise bu topraklardaki adaletsizliğin, haksızlığın sembolü oldu. 33’lerin izinde mücadele ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki Suruç Katliamı bu topraklarda yüzleşmenin anahtarıdır. Yüzleşme için, adalet için yüzümüzü Suruç’a dönmeliyiz. Katliamın 10. yılında yeniden haykırıyoruz Suruç için adalet, herkes için adalet” dedi.

    “KATLİAMCILAR HESAP VERMEDEN NASIL BARIŞACAĞIZ”

    Barış köprüsü kurmak için Suruç’a gittiklerini söyleyen Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Çağdaş Aydın’ın babası Fethi Aydın ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Katliamcılar hesap vermeden nasıl barışacağız. Devletten izin alıp Suruç’a gitmiştik ama barbar çeteler ve onları koruyanlar barış köprüsünü yıkmaya çalıştı ama yıkamadılar. Bugün Suruç’ta, İstanbul’da, İzmir’de, Dersim’de, Adana’da haykırıyoruz. Çocuklarımız umut filizleri gibi içimizde yaşıyorlar. Çünkü onlar barışın, kardeşliğin sesiydi.”

    Açıklama ‘Suruç için adalet, herkes için adalet’ sloganlarıyla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • FEDA ve YJAD: Suruç’ta katledilen yoldaşlarımızın mücadelesini büyütme sözünü yineliyoruz

    FEDA ve YJAD: Suruç’ta katledilen yoldaşlarımızın mücadelesini büyütme sözünü yineliyoruz

    PİRHA- FEDA ve YJAD, 20 Temmuz 2015’de Suruç’ta IŞİD’in canlı bomba ile düzenlediği katliamda hayatlarını kaybeden 33 kişiyi anarak, “Onların uğruna can verdiği özgür, eşit ve adil bir dünya mücadelesini büyütme sözümüzü yineliyoruz” diye belirtti.

    Kobanê’ye yardım götürmek için Urfa’nın Suruç ilçesinde Amara Kültür Merkezi önünde bir araya gelen 300 kişiye yönelik IŞİD’’in bombalı saldırısında 33 kişi katledildi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (YJAD), Suruç Katliamının 10. yılında yazılı bir açıklama yaptı. Yapılan saldırıyla Türkiye’den Ortadağu’ya uzanan devrimci mücadele hattının ve insani değerlerin hedef alındığına vurgu yapılan açıklamada, onların uğruna can verdiği özgür, eşit ve adil bir dünya mücadelesini büyütme sözü yinelerek adalet çağrısı yapıldı.

    “IŞİD-MİT ORTAKLIĞINDA KATLİAM”

    FEDA VE YJAD’ın Suruç Katliamının 10. yılındaki açıklamasında şunlar kaydedildi:

    “Bundan tam on yıl önce bugün, Suruç’ta 33 gencecik canımız İŞİD canavarları ile onların suç ortağı olan Türk devletinin karanlık güçleri  tarafından hunharca katledildiler.

    Değerli canlar, O günlerde insanlık düşmanı İŞİD denen çetelerin saldırısı sonrası Kobanê,  büyük yıkıma uğramıştı. Ayrıca Türk devleti seçimleri kaybetmiş, despotik devletin geleceği tehlikeye girmiş demokratik barışın koşulları oluşmuştu. Sosyalist genç canlarımız 20 Temmuz 2015’te, Rojava kadın devriminin umut ışığını sahiplenmek ve Kobanê’nin yeniden inşasına destek olmak istemişlerdi. Kobani’ye insani yardım ulaştırmak ve yeniden inşa çalışmalarına destek vermek amacıyla yola çıkmışlardı.

    Yaklaşık 300 kişiden oluşan gönüllü grup, çoğunluğunu Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin oluşturduğu devrimci gençlerden oluşuyordu. Kobaniye gitmeden önce, Suruç’ta, Amara Kültür Merkezi bahçesinde bir basın açıklaması yapmak üzere toplanmışlardı. Ancak açıklama sırasında IŞİD-MİT ortaklığında gerçekleştirilen hain bir saldırıyla  33 genç canımız yaşamını yitirdi, 100’den fazla kişi yaralandı.

    “DEVRİMCİ MÜCADELE HATTI HEDEF ALINDI”

    Bu genç kardeşlerimiz  halkların kardeşliği, eşitliği, emeğin, özgürlüğün ve devrimin geleceği için sınırları aşan bir umut köprüsü kurmaya çalışan insanlığın vicdanıydı. Onların, o günkü haykırışları hala kulaklarımızda.

    Değerli canlar, bu genç yürekler, yalnızca oyuncak götürmek için orada değillerdi.   İnsanlık için tehdit oluşturan gerici bir yapıya karşı verilen devrimci mücadeleyi selamlamak için yola çıktılar. Bu umut tașıyıcıları canlarımız düşleri uğruna  serden geçtiler. Ve bugün hâlâ değerleriyle, idealleriyle bizlere yol göstermeye devam ediyorlar. Șunu iyi bilelim bu saldırıyla,   Türkiye’den Kürdistan’a uzanan devrimci mücadele hattı ve insanık insani değerler hedef almıştır. Amaç, sosyalist gençlerin ve devrimci öncülerin sesini susturmaktı. Bunu bașaramadılar, bașaramayacaklar.

    “ONLARIN MÜCADELESİNİ BÜYÜTME SÖZÜNÜ YİNELİYORUZ”

    Değerli canlar bugün, demokratik toplum ve barış sürecinden söz edebiliyorsak bu, o günlerde IŞİD gibi barbar zihniyetlere karşı yürütülen mücadelenin ürünüdür. Verilen emeklerin, çekilen acıların ve ödenen bedellerin bir sonucudur. Değerli canlar, bu saldırıyla açıkça siviller hedef alınmış, insanlığa karşı suç işlenmiştir. O nedenle bu katliamın sorumluları, işbirlikçileri ve bu suça zemin hazırlayan karanlık odaklar, er ya da geç hesap verecektir! Değerli canlar, bizler Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak; Suruç’ta katledilen yoldaşlarımızın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Onların uğruna can verdiği özgür, eşit ve adil bir dünya mücadelesini büyütme sözümüzü yineliyoruz. Anaların acısının dinmesi için,  ağıtlarının susması için adalet arayışında asla vazgeçmeyeceğiz. Suruç için adalet! Herkes için adalet! Hiçbir düş yarım kalmayacak!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Suruç Katliamının 10. yılında adalet arayışı sürüyor

    Suruç Katliamının 10. yılında adalet arayışı sürüyor

    PİRHA- IŞİD çetelerinin bombalı saldırısıyla 33 sosyalistin yaşamını yitirdiği Suruç Katliamı’nın üzerinden 10 yıl geçti. Ailelerin ve dostlarının adalet arayışı 10 yıldır sürüyor.

    20 Temmuz 2015’te Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) çağrısıyla, Kobane’deki çocuklara oyuncak götürmek için Urfa’nın Suruç ilçesindeki Amara Kültür Merkezi bahçesinde bir araya gelen gençlere yönelik İŞİD’in gerçekleştirdiği bombalı saldırı 10. yılını geride bıraktı.

    Katliamda 33 genç yaşamını yitirirken, 100’ün üzerinde kişi de yaralandı.

    Suruç Katliamı’na dair firari sanıklar yönünden devam eden duruşmada aile ve avukatların talepleri reddedilmiş, ayrıca duruşmada dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun dinlenmesi talebi de yinelenmişti.

    ADALET ARAYIŞI 10. YILINDA DRVAM EDİYOR

    Suruç Katliamı Davası’nın 22 Ekim 2021 tarihinde görülen son duruşmasında gerçek failler bulunmadan Ankara Gar Katliamı’ndan tutuklu tek sanık Yakup Şahin’e 34 kez ağırlaştırılmış hapis cezası verilerek kapatıldı.

    Dava dosyasında ortaya çıkan gerçekler kamuoyunda büyük yankı yarattı. Suruç’ta 33 gencin hayatını kaybettiği bombalı saldırının sabahında, polislerin canlı bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün ismini emniyet kayıtlarında aradığı ortaya çıktı.

    MİT ve polisin teknik takipleri, ailelerin ihbarları, Alagöz kardeşler arasında yaptıkları görüşmeler biliniyor olmasına karşın Suruç Katliamı’nın önlenmediği süreç içerisinde aydınlanırken, dava boyunca bu bilgiler ve belgeler mahkeme heyeti tarafından dikkate alınmadı.

    Suruç Katliamı sonrası, katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri Suruç Aileleri İnisiyatifi’ni kurarken, 10 yıl boyunca “Suruç için adalet herkes için adalet” diyerek yaptıkları eylemler sonrası gözaltına alınıp tutuklandılar. Ailelerin adalet arayışı 10. yılında devam ediyor.

    AMARA KÜLTÜR MERKEZİNDE ANMA

    20 Temmuz 2015 tarihinde “Beraber savunduk beraber inşa edeceğiz” kampanyası kapsamında Kobane’ye yola çıkan yüzlerce kişi mola verdikleri Urfa Suruç’ta bulunan Amara Kültür Merkezinde canlı bomba saldırısına uğradı.

    33 düş yolcusunun ölümsüzleştiği, çok sayıda kişinin yaralandığı Amara Kültür Merkezinde her yıl olduğu gibi bu sene de 11.50’de anma yapılacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ezidi Soykırımı 10. yılında: Binlerce kayıp hala bulunamadı

    Ezidi Soykırımı 10. yılında: Binlerce kayıp hala bulunamadı

    PİRHA- 3 Ağustos 2014’de IŞİD çeteleri tarafından Ezidilere yönelik yapılan soykırımın 10. yılı. IŞİD’in Şengal’e yaptığı saldırılarda 2 bin 213 Ezidi katledildi, 7 bini kaçırıldı, 390 binden fazlası yerinden edildi.

    Suriye iç savaşının başlamasıyla birlikte ortaya çıkan IŞİD çeteleri, Kürt coğrafyasında farklı etnik kimlik ve inançlara dönük soykırımlar gerçekleştirdi. Musul’u ele geçiren IŞİD, daha sonra kendisine biat etmeyen Ezidiler başta olmak üzere Şebek ve Kakaî Kürtlerini, Şiileri ve Türkmenleri hedef aldı.

    IŞİD, 3 Ağustos 2014’te Ezidîlerin ana yurdu olan Şengal’e saldırdı. IŞİD’in saldırıları sonucu Ezidiler, 74’üncü kez soykırıma maruz kaldı. IŞİD, Şengal’in dört tarafındaki köylere saldırarak, soykırıma başladı.

    BİNLERCE EZİDİ KATLEDİLDİ, KAÇIRILDI, KÖLE PAZARLARINDA SATILDI

    IŞİD saldırılarında 2 bin 213 Ezidi katledildi. 390 binden fazla Ezidi yerinden edildi. 7 bin Ezidi kaçırıldı. 4 bini kurtarılırken, kadınlar köle pazarlarında satıldı. 3 bin kadın ve çocuğun akıbeti hala bilinmiyor. Belirli aralıklarla açılan 12 toplu mezarda, Ezidilerin cenazelerine ulaşıldı.

    68 dini mekan yağmalandı. 150 bin insan açılan koridorda mahsur kaldı. Ezidi köylerinde ve Şengal dağlarında korkunç bir trajedi yaşandı.

    Katliamla birlikte hızla örgütlenen Ezidiler, 2014’te Şengal Direniş Birlikleri’ni (YBŞ) kurdu. Yine Kuzey Suriye’den gelen YPG güçlerinin yardımıyla açılan koridorda binlerce Ezidi, Kuzey Suriye kentlerine geçirildi.

    EZİDİLERE SOYKIRIM UYGULANDI

    Ezidilerin bir kısmı ise Batman, Mardin, Diyarbakır ve Şırnak’a göç etmek zorunda bırakıldı. İşgalin ardından başlatılan operasyon 13 Kasım 2015’te sona erdi. İçinde Ezidilerin de bulunduğu Kürt güçleri, Şengal’i özgürlüğüne kavuşturdu.

    Şengal savunma birliklerinin koruduğu bölgeye, katliamın yaşandığı tarihten bu yana 8 bin aile geri döndü. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından 15 Haziran 2016 tarihinde Ezidilere ilişkin bir rapor yayımlandı. Raporda, IŞİD’in Ezidilere yönelik soykırım suçunu işlediği vurgulandı. Raporda, 400 bin Ezidi’nin öldürüldüğü, köleleştirildiği veya diğer insanlık dışı suçlara maruz bırakılarak yok edilmeye çalışıldığı da kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Berkin Elvan, katledilişinin 10. yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    Berkin Elvan, katledilişinin 10. yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Berkin Elvan katledilişinin 10. yılında Feriköy’deki mezarı başında anıldı. Anne Elvan, mezara karanfil bırakırken, “Oğlum sen bu kadar uzun uyumazdın” edi. Baba Sami Elvan da sizden aldığımız güçle, sizden aldığımız enerjiyle bugünlere kadar geldik” diye konuştu.

    Gezi direnişi sırasında polislerin attığı gaz fişeğiyle başından vurulup 269 gün sonra henüz 15 yaşındayken hayatını kaybeden Berkin Elvan, ölümünün 10. yılında anıldı. Şişli Feriköy Mezarlığı’ndaki anmaya Elvan Ailesi, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti)İstanbul Milletvekilleri Celal Fırat ve Kezban Konukçu, DEM Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan adayları Meral Danış Beştaş ve Murat Çepni, Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Sekreteri Yeşim Kantekin, Cumartesi Anneleri/İnsanları ve çok sayıda kişi katıldı.

    Gülsüm Elvan ve Sami Elvan, Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz, Rakel Dink, Murat Çepni ve Meral Danış Beştaş Berkin Elvan’ın mezarına karanfil bıraktı.

    Anne Gülsüm Elvan mezara karanfil bırakırken, “Oğlum sen bu kadar uzun uyumazdın” ifadelerini kullandı.

    Baba Sami Elvan, yargı sürecine dair avukatlarının bilgi verdiğini belirterek, “11 yıldır Berkin için adalet mücadelesi verdiğimiz süreçte bizlere destek olduğunuz için hepinize minnettarız. Sizden aldığımız güçle, sizden aldığımız enerjiyle bugünlere kadar geldik. Mahkeme sürecini avukat anlattı, ben onlardan bahsetmeyeceğim sadece sizlere teşekkür edeceğim” dedi.

    “DEVLET KURŞUNUYLA ÖLDÜRÜLEN BÜTÜN ÇOCUKLARIN YASINI TUTACAĞIZ”

    Elvan ailesinin avukatlarından Akçay Taşçı ilk olarak söz aldı. Taşçı, yargı sürecinden bahsederek, ailenin artık yas tutacağını şu sözlerle ifade etti:

    “10 yıldır Türkiye siyasetinde etkisi olan ve iktidar sahiplerinin doğrudan hedef aldığı, katiline doğrudan sahip çıkıldığı bir çocuk katlinin yasını tutmadan geçirdik. Bu yası tutmayışımızın nedeni bir adalet mücadelesi yürüttük ve bu adalet mücadelesi henüz tamamlanmadı. Berkin Elvan bir polis kurşunuyla kasten öldürüldü ve katiline doğrudan sahip çıkılmasına rağmen kasten öldürme suçundan ceza almasını sağlayabildik. Dosyamız hala Yargıtay’da. Ailesi, avukatları ve yoldaşları olarak mücadeleyi sürdürüyoruz. Fakat artık yas tutmanın zamanı geldi diye düşünüyor ailesi. Berkin’in nezdinde gezide kaybedilen herkesin ve devlet kurşunuyla öldürülen tüm çocukların yasını Elvan ailesi nezdinde tutmaya devam edeceğiz.”

    Taşçı’nın konuşmasının ardından bir dakikalık saygı duruşuna geçildi. Ardından söz alan Baba Sami Elvan, yargı sürecine dair avukatlarının bilgi verdiğini belirterek, “11 yıldır Belkin için adalet mücadelesi verdiğimiz süreçte bizlere destek olduğunuz için hepinize minnettarız. Sizden aldığımız güçle, sizden aldığımız enerjiyle bugünlere kadar geldik. Mahkeme sürecini avukat anlattı ben onlardan bahsetmeyeceğim sadece sizlere teşekkür edeceğim” dedi.

    CAN ATALAY’IN BERKİN’E YAZDIĞI MEKTUBU OKUNDU

    Avukat Deniz Özen de yargı sürecine dair değerlendirme yaptı. Özen, “Berkin’i vuran polis ceza aldı ama cezaevinde yatmadı. Amirleri ceza almadı. Emri ben verdim diyenler yargılanmadı. Onlar dışarıda ama Berkin Elvan’ın avukatları içeride” dedi. Deniz Özen hukuksuzca vekilliği düşürülen Can Atalay’ın Berkin Elvan’a yazdığı mektubu okudu.

    Atalay’ın mektubunda şu sözler yer aldı:

    “14 yaşında bir çocuğu evine iki adım kala vurdular. Vurulmasının üzerinden 11, aramızdan ayrılmasının üstünden 10 yıl geçti. Anısı bize umut olsun.”

    “ÖFKEM KATLANIYOR”

    Anne Gülsüm Elvan geçtiğimiz 11 yılda hukuk mücadelesi verdiklerini ifade ederek adaletsizliğe uğradıklarını söyledi. Elvan, “Adaletsizliğe uğradım. Sadece şunu söylüyorum katillere, ‘Çocuklarına sarılırken benim çocuğumu hatırlasınlar. Acaba bizi hatırlıyorlar mı? Acım gitgide katlanıyor. Öfkem katlanıyor. 10 yıldır oğlumsuzum, onsuzum.”

    Elvan’ın konuşmasının ardından kitle, “Anaların öfkesi katilleri boğacak” sloganı attı.

    KORKMAZ: UMUDUMUZ KALMASA DA UMUT EDELİM  

    Gezi Direnişi sırasında Eskişehir’de dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz da alandaydı. Korkmaz, tıpkı Elvan ailesi gibi hukuk mücadelesi verdiklerini ifade ederek, “Adaleti sağlayamadık. Katilleri dışarıda sokakta dolaşıyor. Çok canımız yanıyor. Acımızla birlikte öfkemiz de büyüyor. İnşallah o adalet bir gün yerini bulacak. Her ne kadar umutsuz olsak da umut edelim. Çocuklarımızın katilleri hak ettikleri cezayı alacaklar.”Emel Korkmaz, kendileriyle dayanışma içinde olan herkese teşekkür etti.

    “BERKİN’İN ADI SLOGANLARDA, YOKLUĞU 10’UNCU YILINDA”  

    Berkin Elvan’ın ablası Gamze Özge Elvan, ailesi adına bir konuşma yaptı. Elvan, “Bu bir basın açıklaması değil bu bir haykırış” diyerek şöyle devam etti:

    “Şimdi yaşayamadıklarımızı anlatmanın vakti. Berkin’imiz, oğlumuzun, canımızın bizden koparılmasının 10’uncu yılı. Giyilemeyen mezuniyet giysisi 10 yıldır askıda. Çekemediği şutlar, dans edemediği sahneler, giremediği sınavlar ve çalamadığı ıslıklar 10 yıllık bir dağ. Mutfak masasında yeri sabit tabağı boş sandalyesi boş. Telefonu çalışıyor ama çalmadı. Odası dağılmıyor. Sakalı yakışacak mıydı bilmiyoruz, bıyıkları terlememişti çünkü. Ağız dolusu bir gülüş eksik kaldı. Mahcup mahcup ama ışıl ışıl bakan gözleri. Artık kokusu sadece ama sadece burnumuzda tütüyor. Caddeler bomboş kaldı. Onun yürümek bilmediği koştuğu o daracık sokaklar. Sayısız keşkelerin, donakalan hayallerin, dinmeyen hasretin, sönmeyen yangının 10’uncu yılı. Bedeni küçücük kaldı bir sabah ansızın polis kurşunuyla vurulduktan sonra. Dokuz ay boyunca direndi. Umut oldu bize. Yoğun bakımda gözlerini oynatmasıyla, elini ufacık kıpırdatmasıyla, bilinci yerinde değilken ‘anne’ diye bağırmasıyla umut oldu bize. Tutunmaya çalıştı hayata ama olmadı. Berkin’in adı sokaklarda, meydanlarda, sloganlarda, yokluğu 10’uncu yılında. Onsuzluğun 10 senesi.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Britanya Alevi Federasyonu, 10. kuruluş yılını 13-14 Ocak’ta kutlayacak-VİDEO

    Britanya Alevi Federasyonu, 10. kuruluş yılını 13-14 Ocak’ta kutlayacak-VİDEO

    PİRHA- Britanya Alevi Federasyonu (BAF) 10. kuruluş yıldönümünü 13-14 Ocak’ta kutlayacak. BAF’ın Eşit Başkanı Dilek İncedal ve BAF Kurucu Başkanı İsrafil Erbil, etkinliklere katılım çağrısında bulundu.

    Britanya Alevi Federasyonu (BAF), 10. yıl dönümü kutlamaları çerçevesinde bir dizi etkinlik yapacak. “Aleviler Vardır, Alevilik Haktır!” sloganıyla gerçekleşecek kutlama kapsamında, 13 Ocak 2024 Cumartesi günü saat 18:00’de Churchfield Recreation Grounds’ta bir panel düzenlenecek.

    “Örgütlü Alevilerin Kazanımları ve Hedefleri” başlığı altında gerçekleşecek panelde, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat, Britanya Alevi Federasyonu (BAF) Kurucu Başkanı İsrafil Erbil, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, AABK İletişim ve Medya Sorumlusu Özkan Lafatan ve Alevilerin Sesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya yer alacak. Alevi toplumunun örgütlenme deneyimlerinin ve gelecek hedeflerinin konuşulacağı panelde moderatörlüğü Dilek İncedal yürütecek.

    14 Ocak 2024 Pazar günü saat 18:00’de de aynı yerde Sasa, Suna Alan, Mustafa Kılıç ve Enfield AKM Kadın Korosu’nun sahneye çıkacağı bir müzik dinletisi sunulacak.

    BAF Eşit Başkanı Dilek İncedal, etkinliklere katılım çağrısında bulunurken, BAF Kurucu Başkanı İsrafil Erbil, 10 yıl önceki heyecanı taşıdıklarını belirterek, “Bu ülkenin okullarında Alevilik derslerinin veriliyor olması, parlamentoda sekreteryamızın olması, Hakk’a yürüyen canlar için Alevi Mezarlığı’nın olması gibi başlıca sayacağımız kazanımlarımız oldu. Bu adımlarla gelecek nesillere bir temel atıldı. Yapılacak daha çok işimiz var” dedi.

    Elif TABAK-Diren KESER/BRİTANYA

  • Ali İsmail Korkmaz mezarı başında anıldı-VİDEO

    Ali İsmail Korkmaz mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Gezi şehidi Ali İsmail Korkmaz, ölümünün 10. yılında Antakya’daki mezarı başında anıldı. Anmada konuşan Yeşil Sol Parti Adana Milletvekili Hatimoğulları, “Gezi bu ülkenin yüz akıdır. Ali İsmail Korkmaz’ı ve Gezi Direnişi’ni unutmadık unutturmayacağız” dedi.

    10 yıl önce Eskişehir’deki Gezi Direnişi sırasında dövülerek öldürülen üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, Antakya’daki mezarı başında anıldı. Korkmaz ailesinin çağrısıyla yapılan anmaya, Yeşil Sol Parti Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) ve Öğrenci İnisiyatifi üyeleri yanı sıra kentten birçok sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilci de katıldı.

    ALİ İSMAİL’İ UNUTTURMAYACAĞIZ

    Anmada ilk sözü, Ali İsmail Korkmaz’ın abisi Gürkan Korkmaz aldı. Abi Korkmaz, Ali İsmail Korkmaz’ın darp edilerek öldürülme sürecini anlattı. Bütün haksızlıklara rağmen mücadele etmeye devam ettiklerini ve kardeşini öldürenlerden mutlaka hesap soracaklarını belirten Korkmaz, “Şuan burada birlikte duruyor olmamız ve Ali İsmail’i anmamız çok önemli. Ali İsmail Korkmaz’ı, unutmadık. Unutturmayacağız” dedi.

    Kurdukları ALİKEV bünyesinde binlerce öğrenciye burs verdiklerini ve binlerce kişinin yeni doğan çocuklarına Ali İsmail adını verdiğini söyleyen abi Korkmaz, “Ölüme inat tohum ekmeye devam ediyoruz. Ali İsmail belki aramızda değil ama ruhuyla, düşüncesiyle yaşıyor. Yanımızda” ifadelerini kullandı.

    OĞLUMUN KATİLİ İKTİDAR

    Gürkan Korkmaz’dan sonra sözü Ali İsmail Korkmaz’ın babası Şahap Korkmaz aldı. Baba Korkmaz, oğlu İsmail’in katilinin iktidar olduğunu belirtti.

    Gerçek katilin iktidar olduğunu söyleyen baba Korkmaz, “İktidar katili destekliyor. Kadın katillerini destekliyor. Ülkede adaletin olmama nedeni bu iktidar. Gerçek suçlular cezaevine atılsa bu halde olmazdık. Bugün alıyorlar, yarın arka kapıdan salıyorlar suçluları. Maalesef bu ülkede adalet yok” dedi.

    ALİ İSMAİL KORKMAZ İLE AYNI İSMİ TAŞIYAN KUZENİ DEPREMDE HAYATINI KAYBETTİ

    Şahap Korkmaz’dan sonra söz alan anne Emel Korkmaz sözlerine, Antakya’da büyük bir yıkım yaratan ve binlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan depremlere değinerek başladı. Depremlerin yüreklerinde büyük bir yara bıraktığını söyleyen Anne Korkmaz, “Kimimiz ailesini, kimimiz akrabalarını, kimimiz de komşularını yitirdi. Biz de Ali İsmailimizle aynı ismi taşıyan, kuzeni Ali İsmail Korkmaz’ı ve hamile eşi Şaziye Korkmaz’ı kaybettik” dedi.

    Acılarının hiç dinmediğini ve yaralarının sürekli kanamaya devam ettiğini belirten Anne Korkmaz, “Ali İsmail aramızda yok ama binlerce, 100 binlerce evladımız var. Bu bize güç veriyor. Bu güç sayesinde ayakta kalıyoruz. Yoksa ayakta kalmak mümkün değil. Ayağınıza ve yüreğinize sağlık hepinizin” diyerek anmaya katılanlara teşekkür etti.

    DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE UMUTLARI VARDI

    Anmada son sözü Yeşil Sol Parti Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları aldı. Sözlerine gezi şehitlerini anarak başlayan Hatimoğulları, Gezi şehitlerinin umutlarının ve ruhlarının hala aralarında olduğunu söyledi.

    Gezi Direnişi’nin, Türkiye’nin vicdanı olduğuna vurgu yapan Hatimoğulları, “Gezi şehitlerinin demokratik bir Türkiye umudu vardı. Eşit yaşamın ve gençlerin umudunun olduğu bir Türkiye için mücadele ettiler. Gezi bu ülkenin adaletiydi. Gezi bu ülkenin eşitlik talebiydi. Gezi bu ülkede yaşan halkların özgürlük ve eşit yaşam talebiydi. Gezi bizdik, Gezi hepimizdik. Gezi Direnişi’nin en ağır bedelini ödeyen şehirlerden biri ne yazık ki Antakya oldu. Antakya üç şehit verdi Gezi’de. Ali İsmail Korkmaz’ın mezarı başında, Gezi’de şehit düşen herkesi saygıyla anıyorum. Onları unutmak ve unutturmak mümkün değil” diye belirtti.

    GEZİNİN RUHU HİÇ DİNMEYECEK

    6 ve 20 Şubat depremlerine değinen Hatimoğulları, “Biz Antakya’da o acıyı bu depremlerle tekrardan yaşadık. Yüreğimiz acıyla dolu. Bunu anlatmaya kelimeler yetmez. Gezi Direnişi’nde gencecik fidanların ektiği umut; Yeniden Armutlu’da, Yeniden Taksim’de yeşerecek ve bizler kendimizi de kentimizi de, adil bir ülkeyi de yeninde kuracağız. Mücadeleye devam edeceğiz, Gezi Direnişi ruhu hiç bitmeyecek ve bizler aynı ruhla kentimizi yeniden inşa edeceğiz. Bu da bütün yoldaşlarımızla sözümüz olsun. Bütün halkımızın başını sağ olsun. Ali İsmail Korkmaz’ın ailesine ve diğer bütün gezi şehitlerinin ailelerine verdikleri mücadeleden ötürü sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum” diyerek sözlerini bitirdi.

    Anma şiirlerin söylemesinin ardından sona erdi.

    ALİ İSMAİL KORKMAZ ADINA KONSER

    23’üncü Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali’i kapsamında Samandağ Kalkındırma Derneği, ALİKEV ile birlikte, Ali İsmail Korkmaz’ın, Antakya ilçesine bağlı Ekinci Köyü’ndeki evinin önünde konser düzenlenecek. Saat 20:30’da başlayacak olan konsere Lal Gazel ve Hüsnü Arkan katılacak. Anmaya katılanlar, anmanın ardından konserin yapılacağı yere geçti.

    PİRHA/ANTAKYA

  • ‘Sakine Cansız’ın ölümü Dersim için büyük bir kayıptı’-VİDEO

    ‘Sakine Cansız’ın ölümü Dersim için büyük bir kayıptı’-VİDEO

    PİRHA-Sakine Cansız ile tanışmasının öğrencilik döneminde olduğunu söyleyen Kibar Köse, “Öğrenciyken kitap okumaktan kaçıyorduk ama Sakine Cansız bizi sürekli okumaya teşvik diyordu okuma alışkanlığımızı onun sayesinde kazandık diyebilirim. Sakine Cansız’ın ölümü Dersim için büyük bir kayıptı” dedi.

    9 Ocak 2013 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’te suikastla katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in ölümünün üzerinden 10 yıl geçti.

    Diyarbakır cezaevinde işkenceci Esat Oktay’ın yüzüne tükürerek boyun eğmeyen Sakine Cansız, direniş abidesi olarak tarihe geçti.

    Sakine Cansız’ın kuzeni Haydar Çallı ve Sakine Cansız ile öğrencilik zamanında tanışan Kibar Köse, PİRHA‘ya konuştu.

    “SAKİNE CANSIZ BİZİ SÜREKLİ OKUMAYA TEŞVİK EDİYORDU”

    Sakine Cansız ile tanışmasının öğrencilik döneminde olduğunu söyleyen Kibar Köse, “Biz öğrencilik dönemimizde Sakine Cansızların evinde kiracıydık. Öğrenciyken kitap okumaktan kaçıyorduk ama Sakine Cansız bizi sürekli okumaya teşvik diyordu. En mutlu insan bizmişiz ki biz Sakine Cansız’ı tanımışız. Her akşam bizim yanımıza gelirdi ve kızlar kitapları okudunuz mu?’ diye sorardı. Okuma alışkanlığımızı onun sayesinde kazandık diyebilirim. Sakine Cansız aynı zamanda bize Aleviliği de anlatıyordu. Kısa da olsa ondan çok şey öğrendik, bize ‘Kızlar okuyun okumaktan zarar görmesiniz’ diyordu. Sakine Cansız’ın ölümü Dersim için büyük bir kayıptı” dedi.

    “SAKİNE CANSIZ ÇOK ZEKİ BİRİSİYDİ”

    Sakine Cansız ile ilkokul üçe kadar birada olduklarını ifade eden Sakine Cansız’ın kuzeni Haydar Çallı, “Sakine Cansız, küçükken sakin birisiydi, kimseye karışmazdı ve çokta zekiydi. Sakine Cansız insanların fikirlerini ikna yoluyla değiştirirdi. Akrabası olarak Sakine’nin ölümüne üzülüyoruz, keşke ölmeseydi yaşasaydı” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Neşet Ertaş, Hakk’a yürümesinin 10. yılında unutulmadı

    Neşet Ertaş, Hakk’a yürümesinin 10. yılında unutulmadı

    PİRHA- Yaşar Kemal’in, “Bozkırın Tezenesi” olarak adlandırdığı, Abdallık geleneğinin son büyük temsilcisi Neşet Ertaş’ın Hakk’a uğurlanışının 10. yılı.

    Savaşın, yıkımın, yoksulluğun, salgının ortasında sesine sığınılan Ertaş, unutulmadı. Abdallık geleneğinin son temsilcilerinden “Bozkırın Tezenesi” olarak tanınan Neşet Ertaş’ın ölümünün 10. yılı.

    Kimine göre “Bozkırın Tezenesi” kimine göre ise “Türkülerin Babası”… Halk ozanı Neşet Ertaş, 10 sene önce bugün 74 yaşında Hakk’a yürüdü.

    Neşet Ertaş 1938 yılında Kırşehir’de dünyaya geldi. Neşet Ertaş’ın babası bağlama ustası Muharrem Ertaş, annesi Döne Ertaş’tır. 8 yaşına kadar doğduğu köy olan Kırtıllar Köyü’nde yaşamış, sonrasında ailesi ile birlikte İbikli Köyü’ne yerleşmişlerdir. 12 yaşındayken annesi Döne’yi kaybetmiştir.

    YAŞAYAN İNSAN HAZİNESİ

    Ertaş, ilkokula gittiği yıllarda önce keman, sonra da bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte yörenin düğünlerinde sazı ile çalıp sesi ile türküler söylemeye başladı. Ertaş, etkilendiği tek kişinin babası Muharrem Ertaş olduğunu söyler. Bu durumu şu şekilde ifade eder; “Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız.”

    Sanat yaşamına onlarca eser bırakan Ertaş, Unesco Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında yapılan ulusal envanterlerden Yaşayan İnsan Hazineleri Türkiye Ulusal Envanterine alınarak yaşayan insan hazinesi olarak kabul edildi.

    MÜZİĞE NASIL BAŞLADI?

    Neşat Ertaş, ilkokula gittiği yıllarda önce keman, sonra da bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte yörenin düğünlerinde sazı ile çalıp sesi ile türküler söylemeye başladı. Ertaş, etkilendiği tek kişinin babası Muharrem Ertaş olduğunu söyler. Kendi ifadesi ile şu şekilde ifade eder: “Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız.”

    TÜRKÜLERİ DERS OLARAK OKUTULDU

    Unesco Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında yapılan ulusal envanterlerden Yaşayan İnsan Hazineleri Türkiye Ulusal Envanterine alınarak yaşayan insan hazinesi kabul edilen Ertaş, 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet konservatuarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görülmüş, bağlamadaki tavrı ve türküleri konservatuarlarda ders olarak okutuldu. Hayatı ve eserleri Doç. Dr. Erol Parlak tarafından iki ciltlik bir kitap halinde yayımlandı.

    “BEN HALKIN SANATÇISIYIM”

    Neşat Ertaş, kendisine bir dönem verilmek istenen Devlet sanatçılığı teklifini reddeder. Ve şu açıklamayı yapar: “Hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım.”

    2012 yılında prostat kanseri nedeniyle Hakk’a yürüyen Neşet Ertaş’ın cenazesi Kırşehir’deki Bağbaşı Mezarlığı’nda babası Muharrem Ertaş’ın yanında toprağa verildi. Ertaş arkasında, “Evvelim Sen Oldun”, “Neredesin Sen”, “Ah Yalan Dünya”, “Gönül Dağı”, “Yazımı Kışa Çevirdin” gibi birçok eser bıraktı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevilerin Ege’de 9 yılı: 27 ev işaretleme, 62 mezar tahribi, nefret söylemi, işkence!

    Alevilerin Ege’de 9 yılı: 27 ev işaretleme, 62 mezar tahribi, nefret söylemi, işkence!

    PİRHA- 2012-2021 yılları arasında Ege Bölgesi’ndeki 4 farklı şehir ve 11 ilçede resmi kayıtlara göre yaşanan 21 hak ihlalinin 11’inde Alevi yurttaşlara ait toplamda 27 ev işaretlenerek ölüm tehditleri yazıldı. İzmir’in 2 ilçesinde ise Alevi mezarlarına yönelik gerçekleşen saldırıda 62 mezar taşı tahrip edildi. Geçen 9 yıl içerisinde hak ihlalleri hız kesmeden devam etti. 

    Alevilere yönelik asimilasyon, baskı, ayrımcılık her geçen gün hız kesmeden devam ediyor. Türkiye’nin birçok yerinde yıllardır Alevi ailelerin evleri kimliği henüz belirlenmeyen şahıslarca çarpı işaretiyle işaretlenip, nefret yazıları yazılıyor.

    Pir Haber Ajansı (PİRHA) olarak 2012-2021 yılları arasında Ege Bölgesi’ndeki şehirlerde yaşanan ev işaretlemeleri, mezar tahripleri ve hak ihlallerini derledik. Mağdurlar ile tekrar iletişime geçerek hukuki süreçlerin nasıl işlediğini sorduk.

    2012-2021 yılları arasında Ege Bölgesi’nde bulunan 4 farklı şehir ve 11 ilçede resmi kayıtlara göre yaşanan 21 hak ihlalinin 11’inde Alevi yurttaşlara ait toplamda 27 ev işaretlenerek, ölüm tehditleri yazıldı. İzmir’e bağlı farklı 2 ilçede ise Alevi mezarlarına yönelik gerçekleşen saldırıda toplamda 62 mezar taşı tahrip edildi.

    Basına yansıyanlar dışında ise onlarca hak ihlalinin kendisini İzmir dışında Ege bölgesinde ve ülkenin tamamında kendisi hissettirdiği bilinen bir durum.

    Bu süreçlerin panoramasını kronolojik olarak tekrar derlerken 2021 yılında da Alevilere yönelik hah ihlalleri, nefret söylemleri ve devam hız kesmeden devam etti.

     ZORUNLU DİN DERSİ, EV İŞARETLEMELERİ, GÖZALTILAR, NEFRET SÖYLEMLERİ, MEZAR TAHRİPLERİ…

    Hak ihlalleri ülkenin dört bir yanında ev işaretlemeleri, zorunlu din dersleri, eğitimde ihlaller, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmemesi ve elektriklerinin kesilmesi, cemevleri önüne korsan hoparlör takılarak ezan okunması, köylere cami dayatması, hizmet verilmemesi, cemevlerini belediyelerin yönetmesi, gözaltı ve tutuklamalar, nefret söylemleri, cenazelere saldırı, mezar yerlerinin tahrip edilmesi, HES-JES projeleri, yaşam alanlarının yasaklı bölge ilan edilmesi, festivallerin yasaklanması ve orman yangınları şeklinde kendini hissettiriyor.

    UYKUDA OLMASI GEREKEN “ÇOCUKLAR” İŞBAŞINDA!

    Özellikle İzmir’de son 2 yıl içerinde 5 farklı ilçe ve mahallede çok sayıda Alevi yurttaşın evinin işaretlenmesi kamuoyunda büyük yankı uyandırdı ne oluyor sorularını akıllara getirdi.

    Kürt ve Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları bu mahallelerde ise evlerin nasıl işaretlendiği ve faillerin kim olduğu bir türlü açığa çıkarılmadı. Dinlenen tanık ve mağdur ifadeleri, izlenen güvenlik kameraları, olay yerinden alınan parmak izleri üzerinden yürütülen soruşturmalar bir türlü sonuca bağlanamadı.

    Adli yargı ve kolluk güçleri tarafından ‘önemsiz bir vaka’ olarak görülen ev işaretlemeleri ‘çocuk ve sarhoşların’ işi olarak kaldı. Ne hikmet ise uykuda olması gereken bu çocuklar, hep Alevilerin evlerini işaretleyip durdu.

    “ÇOCUKLAR” GECE YARISI BELİRDİ: 62 MEZAR TAHRİP EDİLDİ

    Sistematik olarak özellikle 2012’den beri neredeyse her sene çok kez saldırılar yaşanmaya devam etti. Alevilerin kapısına çarpı işareti atan ‘çocuklar’ ise nedense hiç büyümedi. Aleviler ne de çok çekmişti bu ‘çocuk işlerinden.’ Kapılara, ‘Alevilere Ölüm, Defol Alevi’ yazan bu ‘çocuklar’ artık bir gece yarısı mezarlıklarda belirmişti.

    Yakın zamanda kendini hissettiren Alevilerin cenazelerine saldırı, yerini mezarları tahrip etmeye bırakmıştı. Yaşamanın da, ölmenin de cehennem ile eş değer anlama getirildiği ülke ortamında Alevilere mezarda olmak dahi suçtu. Adana ve  İstanbul’da Alevi mezarlarına başlayan saldırılar, İzmir’in Bornova ve Selçuk ilçelerinde bulunan iki mezarlıkta da devam etti.

    2013 ve 2014’te gerçekleşen bu saldırılarda Alevilere ait toplamda 62 mezar tahrip edildi.

    EGE BÖLGESİNDE 9 YILDA 27 ALEVİ AİLENİN EVİ İŞARETLENDİ

    2012 yılında Adıyaman’da başlayan ev işaretleme süreçleri sırasıyla Malatya, Çorum, Aydın, Antep, Elazığ, İstanbul, Adana, Kocaeli, Bursa ve İzmir’de devam etti. Ülke genelinde 32 ayrı yerde 200’ü aşkın ev işaretlendi. Dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda milletvekillerinin Alevi yurttaşların evlerinin işaretlenmesine ilişkin sorduğu soruyu, “Çocuklar bilgisayar oyunu Counter Strike’tan etkilenerek evleri işaretlemiş” şeklinde cevaplamış ve Aleviler tarafından sert tepkiyle karşılanmıştı.

    İzmir başta olmak üzere Balıkesir, Aydın ve Manisa’da 2012 ve 2021 yılları arasında yaşanan 11 işaretleme vakasında, Alevi yurttaşlara ait 27 eve çarpı işareti atılarak, ‘Defol Alevi, Alevilere Ölüm, Allahu Ekber’ diye tehdit içeren yazılar yazıldı.

    İKTİDAR İLK DEFA KELAM ETTİ

    8 yıl önce gündeme gelen ev işaretleme olayları ne medya ne de hükümet cephesinde görünmez iken, 2019 yılının 26 Kasım’ında Gaziemir’de bir Alevi yurttaşa ait evin duvarına çarpı işareti atılması sonrasında ülke gündeminde ilk sırayı aldı, çokça konuşuldu.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gaziemir’deki işaretleme için, “Bu kapılara bu işaretleri koyanların üzerinde tüm güvenlik teşkilatlarımız özellikle çalışmaktadır ve bunlar yakalandığı zaman da hesabı sorulacaktır” dedi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise çarpı işaretini kendi evine atılmış saydığını söyleyerek, “Biz İçişleri Bakanlığı olarak bizzat tarafız. Bu kişi bulunacak ve bedelini ödeyecek. Benim bakanlığım döneminde bu tür olaylar çok az yaşandı ama hiçbiri faali meçhul olarak kalmadı. Milletin huzurunu bozmaya kimsenin hakkı yok” ifadelerini kullandı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, polislerin olay yerinde evi işaretlenen aileye söylediği, ‘Çocuk veya sarhoşların işidir’  sözüne nedense hiç değinmeyerek ‘Alevi’ kelimesini bile kullanmadı.

    Olayın üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen hala failler ortaya çıkarılmadı.

    Pir Haber Ajans (PİRHA) olarak 2012-2021 yılları arasında İzmir’de yaşanan ev işaretlemeleri ve hak ihlallerini derledik. Olayın mağdurlarıyla yeniden iletişime geçmeye çalışarak hukuki süreçlerin nasıl işlediğini sorduk.

    Yeniden iletişime geçebildiğimiz aileler ise sürecin ilk başından beri umutsuz olduklarını ifade ederek faillerin ortaya çıkarılamadığını belirttiler. 27 ev işaretlemesinden tek birinin failleri adalet karşısına çıkarılamadı.

    İşte hak ihlalleri, yaşananlar ve hukuki süreçlerin durumu:

    16 MART 2012 / ÇİĞLİ’DE ALEVİLERİN EVLERİNE DİNİ BROŞÜRLER DAĞITILDI

    İzmir’in Çiğli ilçesi Harmandalı semtinde Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Cumhuriyet Mahallesi’nde vatandaşların evlerinin kapılarına asılı dini içerikli notlar bulundu. Notlarda İslam’a riayet edilmesi, namaz kılınması ve bunları yerine getirmeyenin müşrik sayılacağını yazılmıştı.

    Meclis’te Sivas Davası’nın 19. yılında (2012) katliamcıların avukatlığını da yapmış olan AKP milletvekili Ali Aşlık, “Orada yargılananların büyük bir kısmı, orada yananlar kadar masumdur” dedikten sonra “Çiğli’de yaşanan olayda, bir apartmanda bildiri dağıtıldı. Ve bu apartmanda yaşayanlara “Sünni’sine de Alevi’sine de aynı broşür dağıtılmış” diyerek konuyu normalleştirdi.

    Olay, Adıyaman’daki işaretlemelerden sonra yaşandı. Soruşturmalar sonuçsuz kaldı, failler bulunamadı.

    19 MART 2012 / BUCA’DA 5 ALEVİ YURTTAŞIN EVİ İŞARETLENDİ

    İzmir’in Buca ilçesine bağlı Göksu Mahallesi’nde 5 Alevi yurttaşın evi işaretlendi. İşaretleri ilk olarak bir Alevi yurttaş maç dönüşünde gece yarısı fark etti.

    Adıyaman’daki ev işaretlemelerin ardından içinde kuşku olan yurttaş kapısında 5-6 cm büyüklüğünde bir numara gördü. Akrabalarının ve mahallede tanıdığı Alevilerin evlerini de kontrol eden yurttaş, onların da evlerinin numaralandığını fark etti. Bunun üzerine yurttaşlar, durumu polise şikayet etti. Polis, bölgede incelemeler yaptı.

    Evi işaretlenen ve güvenlik nedeniyle ismini vermek istemeyen bir yurttaş, “Çocuklar bu saatlerde yataklarında olur. Bu işaretleri gece yarısı, çocuklar yapmış olamaz” uyarısında bulunmuştu.

    Soruşturma her zamanki gibi sonuçsuz kaldı, failler bulunamadı.

    NİSAN 2012 / DİDİM MAVİŞEHİR’DE ALEVİ AİLENİN KAPISI İŞARERETLENDİ

    2012 Nisan ayı içerisinde Aydın Didim’e bağlı Mavişehir Mahallesi’nde Alevi ailenin kapısına çarpı işareti atıldı.

    Kamuoyuna çok yansımayan olayın akıbetine dair bilgi edinemedik.

    5 MAYIS 2012/ YİNE DİDİM: KAPILARA, ‘ALEVİLERE ÖLÜM’ YAZILDI

    Aydın’ın Didim ilçesi Hisar Mahallesi’nde bulunan bir apartmanda Alevi iki ailenin evinin kapısı işaretlenip, boyayla “Aleviler’e Ölüm, Aleviler’i yakın” yazıldı.

    Didim’de yaşanan bu yazılama sonrasında Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi, Cemevi, EMEP, BDP, ÖDP Eğitim-Sen ve birçok demokratik kitle örgütünün katıldığı basın açıklaması ile olay protesto edilmiş ve sorumluların açığa çıkarılması çağrısında bulunulmuştu.

    Aileler olmasa da o dönemin tanığı olanlar ile geçtiğimiz iletişim sürecinde herhangi bir sonucunun alınamadığı kaydedildi.

    3 AĞUSTOS 2012 / BALIKESİR’DE ALEVİLERE AİT 7 EV İŞARETLENDİ

    Balıkesir’in Altınoluk ilçesindeki 120 haneli Hedef Sitesi’nde gece Alevi ailelere ait 7 ev, kimliği belirsiz kişilerce işaretlendi.

    Ayrıca işaretlemelerden önce 31 Temmuz gecesi bir çocuğa Alevilerin oturduğu bölgede bilinçli olarak sahurda davul çaldırıldığı aktarılmıştı. Olayın üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen kamuoyuna soruşturmanın sonuçlarını yansıtan açıklama yapılmadı.

    22 EYLÜL 2013 / BORNOVA’DA ALEVİLERE AİT 20 MEZAR TAHRİP EDİLDİ

    İzmir’in Bornova İlçesi’nde özellikle Sivaslı Alevilere ait 20’ye yakın mezar kimliği belirlemeyen kişi veya kişilerin saldırısı sonucu tahrip edildi.

    Naldöken Mahallesi’ndeki mezarlıkta olaydan yaklaşık bir ay önce nöbetçi kulübesi ateşe verilmişti. 22 Eylül günü mezarlığa giden vatandaşlar bu kez de yakınlarına ait mezar taşlarının kırılıp tahrip edildiğini görmüş ve ihbar üzerine mezarlığa giden polis ekipleri inceleme başlatmıştı.

    Hepsi de Alevi olan yaklaşık 20 mezarın zarar gördüğü tespit edilmiş ve tutanak düzenlenmişti. Saldırı aileleri öfkelendirirken, mezarlıkta toplanan Aleviler olayın siyasi olduğunu ve faillerin bir an önce bulunmasını istemişti

    Olaydan sonra Alevilere ait mezar taşlarının kırılması, Naldöken Kültür Derneği, Sivas Dernekleri Federasyonu ve İmranlılılar Derneği (İMDER) tarafından düzenlenen açıklamayla kınanmıştı.

    Kendilerine ulaştığımız aileler soruşturmanın sonuçsuz kaldığını ve faillerin halen bulunamadığını ifade etti.

    MART 2014 / İZMİR ÇİĞLİ GÜZELTEPE MAHALLESİ’NDEKİ KARAKOL CEMEVİNE ÇEVRİLDİ

    30 Ekim 2014 yılında boşaltılan ve adı işkenceler ile anılan karakol, AKP ‘ye yakınlığı ile konuşulan Evrensel Alevi Bektaşi Birliği Derneği’ne devredilerek cemevi yapıldı.

    Karakolun cemevine çevrilmesine tepki gösteren Güzeltepe Mahallesi’ndeki Aleviler imza toplayarak bu mekana gitmeme çağrısında bulundu. Cemevine dönüştürülen ve Hz. Hüseyin adı verilen mekan ilgi görmeyince kapandı.

    2 TEMMUZ 2014 / SİVAS MADIMAK ANMASINA BİBER GAZLI, TOMALI VE COPLU MÜDAHALE

    Alevi kurumları öncülüğünde İzmir Basmane Fuar önünde Sivas Katliamı’nın 21’inci yıldönümü nedeniyle düzenlenen açıklamaya yönelik TOMA’lı polis müdahalesinde 9 kişi gözaltına alındı. Birçok kişi sıkılan biber gazı ve sudan etkilenerek hastanelere kaldırıldı.

    14 AĞUSTOS 2014 / SELÇUK’TA ALEVİLERE AİT 42 MEZAR TAHRİP EDİLDİ

    İzmir’in Selçuk İlçesi, Zeytinköy Mahallesi’nde Aleviler’e ait olduğu belirlenen 42 mezar, kimliği belirsiz kişi veya kişilerce tahrip edildi.

    290 hane, 852 nüfuslu dağ köyü Zeytinköy’deki bazı mezar taşlarının kırıldığını, mezarlara zarar verildiğini fark eden köylüler durumu jandarmaya bildirmişti.

    Saldırıya tepki gösteren köy halkı ve kitle örgütleri köy meydanında toplanarak mezarlığa yürümüş ve mezarlıkta yapılan açıklamayı okuyan Alevi Kültür Dernekleri Selçuk Şube Başkanı Düzgün Çelik, Alevi mezarlarına siyasi bir amaçla saldırıldığını ifade etmişti.

    Jandarma, soruşturmanın sürdüğünü belirtip, mezarları tahrip eden kişi veya kişilerin yakalanması için çalışmaların sürdüğünü bildirmişti. Soruşturma sonuçsuz kaldı ve failler bulunamadı.

    10 HAZİRAN 2015 / KONAK’TA DAD VE DERSİMLİLER DERNEĞİ’NİN KAPISI İŞARETLENDİ 

    İzmir Çankaya’da bulunan Demokratik Alevi Derneği (DAD) İzmir Şubesi ve Dersim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin bulunduğu binanın dış kapısına kimliği belirsiz kişi yada kişilerce çarpı işareti konuldu.

    Derneğe gittikleri sırada işareti fark eden dernek yöneticileri, halkların karşı karşıya getirilmek istendiğini dile getirmişti.

    Olay yerinin İzmir’in merkezinde bulunması ve güvenlik kameraları ile denetliyor olmasına rağmen bu olayda sonuçsuz kaldı ve failler bulunmadı.

    16 HAZİRAN 2015/ BALIKESİR’DE CEMEVİNE GETİRİLEN KEMAL DİVRİKLİ’NİN CENAZESİ HUKUKSUZCA ARANDI

    Alevi Kültür Derneği yöneticisi Kemal Divrikli’nin cenazesi cemevine getirildiği esnada 10 -15 asker tarafından zor yoluyla ve hukuksuz bir biçimde aranarak rencide edildi.

    Hayatını kaybeden babası için cemevinde yapılan cenaze törenine, katılmak için tutuklu bulunduğu cezaevi idaresine başvuran Doğan Divrikli’nin yasal hakkı olmasına rağmen cezaevi yönetimi tarafından “Cemevleri ibadet yeri değildir” denilerek talebinin reddedilmişti.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Kemal Divrikli’nin cenaze törenine katılmasına izin verilmeyen oğlu, mahkum Doğan Divrikli ve ailesine yaşatılan ayrımcı tutumla ilgili olarak dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevaplaması istemiyle soru önergesi vermişti.

     21 OCAK 2016 / KONAK’TA İMAM, ALEVİ YURTTAŞIN SELASINI OKUMADI

    İzmir Kemeraltı Çarşısı’nda esnaf olan Alevi yurttaş V.T, hakka yürüyünce yakınları cemevinden kaldırılacak cenaze için Kemeraltı Camii’nde sela verilmesini istedi. Kemeraltı Camii imamı ise “Alevinin selası okunmaz” diyerek isteği reddetti.

    Yaşananlara ilişkin konuşan Alevi yurttaş Hasan Aslan, Kemeraltı Camii’nde Alevilere ilişkin söylenenleri daha önce de babası vefat ettiğinde duyduğunu belirterek, “Bugün yaşanan olay daha önce benim başıma geldi. Babam aniden vefat edince bir şok yaşamıştık. Eşe dosta haber verilmesi, cenazenin kalkacağı yer ve saatin bildirilmesi için camii imamına gittik. Orada imamdan duyduğumuz ‘sağlığında hiç camiye gelmedi, Aleviler’in camide selası okunmaz’ sözü bizi ikinci bir kez daha şoka soktu. Konuyu yargıya taşıdık. Dava başlayınca da müftülükten iki kez evimize gelip şikayetimizi geri çekmemizi istediler. Biz açtığımız bu davadan vazgeçmedik ve kazandık. Aldığımız tazminatı da cemevine bağışladık” şeklinde konuşmuştu.

    Tüm bu yaşananlar karşısında cami imamı soruşturmaya tabi tutulmayarak görevine devam etmişti.

    22 KASIM 2016 / CHP’Lİ BAYRAKLI BELEDİYESİ YAMANLAR CEMEVİNE AİT DÜĞÜN SALONUNU YIKTI

    CHP’li Bayraklı Belediyesi, Yamanlar Cemevi’ne tahsis edilmiş olan düğün salonunu yıktı.

    Cemevi üzerinde güç tahsis etmesine izin verilmeyen dönemin Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ’ın bu yıkımı bilinçli gerçekleştirdiği ifade edilmişti. Salon tamamen yıkılırken, salonun içindeki malzemelerin çıkarılmasına da izin verilmedi. İçeride masa, sandalye, klima, projeksiyon gibi binlerce liralık malzeme de yıkımla beraber kullanılamaz hale geldi.

    5 ARALIK 2017 / MANİSA’DA ALEVİ AİLENİN DUVARINA ÇARPI İŞARETİ ATILDI

    Manisa’da Alevi vatandaşların çoğunlukta olduğu Hafsa Sultan Mahallesi’nde yaşayan  Kazım İnce’nin (77) evinin duvarına kırmızı boyayla çarpı işareti konuldu. İnce, polise şikayette bulunurken, evinin duvarındaki kırmızı işaret ise silindi.

    Kendisine ulaştığımız Kazım İnce soruşturma ile ilgili bir sonuç alınmadığını belirtti.

    19 EKİM 2018 / ÇİĞLİ’DE ALEVİ AİLENİN EVİNE 3 HİLAL ÇİZİLEREK ‘DEFOL’ YAZILDI

    Çiğli Yakakent Mahallesi’nde eşi ve çocukları ile birlikte yaşayan Sinan Can isimli yurttaşın kapısına Alevi ve Kürt kimliği ile siyasi görüşünden dolayı, ‘Defolun’ ve ‘Allahu Ekber’ yazılarak 3 hilal logosu çizildi.

    İki çocuğu ve eşiyle birlikte bir buçuk yıldır yaşadığı evin duvarına yazılan nefret ve tehdit ifadeleri için polise gittiğini, fakat polisin kendisine ‘Bu topraklarda yaşıyorsun. Kötü bir şey değil bunlar’ dediğini aktaran Can, daha önce de motosikletinin yakıldığını, yangının eve de sıçradığını ama hiçbir soruşturma açılmadığını kaydetti.

    Evinin duvarına 3 hilal çizilerek ‘Defolun’ ve ‘Allahu Ekber’ yazıları yazılan inşaat işçisi Sinan Can, polisin bu gelişme karşısındaki ideolojik tutumunu  anlatarak, bu nedenle yaşadıklarına ilişkin herhangi bir suç duyurusunda bulunmak yerine basınla paylaşmayı uygun gördüğünü vurgulamıştı. Soruşturma sonuçsuz kaldı ve failler bulunamadı.

    22 MART 2019 / YAMANLAR’DA 6 AİLENİN EVİ İŞARETLENDİ

    İzmir Bayraklı’da Kürt ve Alevi nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Yamanlar Mahallesi’nde 6 evin duvar ve kapıları kimliği belirsiz kişi veya kişilerce çarpı ile işaretlendi.

    Kürt ve Alevilerin yoğun yaşadığı Yamanlar Mahallesi sakinleri, sabah saatlerinde evlerinin duvarlarının ve kapılarının çarpı işareti ile işaretlenmiş olduğunu görmüştü. Toplam 6 hanenin evlerinde görülen işaret halkın tepkisine yol açmıştı.

    Yaşananlar üzerine mahalleliler  polisi araması sonrası olay yerine gelen polislerin tutanak tutarak çarpı işaretlerinin üzerlerini boyaması yurttaşların tepkisine neden olmuştu. Olayın yaşandığı gün Yamanlar’daki aileleri ziyaret HDP Milletvekili Murat Çepni ise faillerin bir an önce bulunması çağrısında bulunmuştu.

    CHP İzmir Milletvekili Kani Beko, olayı meclis gündemine taşımış ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya “Polisin yeterli ve detaylı araştırma yapmaksızın duvarlardaki işaretleri sildirdiği iddiası doğru mu?” sorusunu yöneltmişti.

    İletişime geçtiğimiz aileler, 3. yılına girecek bu olayın faillerin hala bulunamadığını ifade etti.

    1 KASIM 2019 / KARŞIYAKA’DA ALEVİ AİLENİN KAPISINA ‘ALEVİLERE ÖLÜM’ YAZILDI

    İzmir’de yaşayan Yalçın Acar isimli vatandaşın evinin kapısına “Alevilere ölüm” tehdidi yazılarak ve çarpı işareti konuldu.

    Kızlarını okul servisine bindirmek için kapıyı açtığında ‘Alevilere ölüm’ yazısını ve çarpı işaretini gördüğünü söyleyen Acar, kimse ile bir tartışma yaşamadıklarını ifade etmişti.

    Suç duyurusunda bulunduğunu dile getiren Yalçın Acar’a ulaşamadığımız için soruşturmanın durumunu öğrenemedik.

    26 KASIM 2019 /GAZİEMİR’DE ALEVİ AİLENİN DUVARINA ‘DEFOL ALEVİ’ YAZILDI

    İzmir’in Gaziemir ilçesine bağlı Yeşil Mahallesi’nde oturan Şenal ailesinin duvarına kimliği belirsiz kişi veya kişilerce, ‘Defol Alevi’ yazılarak çarpı işareti konulduğu iddia edildi.

    Kimliği hala belirlenmeyen kişi veya kişilerce yapılan yazıyı fark eden aile karakola giderek şikayette bulunmuştu.

    Olay yerine gelen polislerin yazıları sildiğini ve kendilerine, ‘Bu iş sarhoşların veya çocukların işidir’ dediklerini aktaran Şenal ailesi, olayın çocuk işi olduğuna inanmadıklarını ve olayın takipçisi olacaklarını vurgulamıştı.

    PİRHA’nın gündeme getirdiği bu haber kısa sürede ülke gündeminde ilk sırayı almış ve alışkın olmadığımız bir şekilde iktidar cephesinden konuya dair açıklamalar geldi.

    Olaya ilişkin ilk olarak açıklama yapan İzmir Valisi  Erol Ayyıldız ise söz konusu mahallede Alevi vatandaşların yaşadığının öğrenildiğini belirterek, “Emniyetimizin yaptığı çalışmada yazının herhangi bir mezhepsel bir durum sebebiyle olmadığı, kavga nedeniyle asayiş olayına dayandığı değerlendirilmektedir. Konuyla ilgili idari ve adli tahkikat devam etmektedir” açıklamasında bulunmuş ve bu açıklama Alevi kamuoyunda tepki topladı.

    7 yıl önce gündeme gelen ev işaretleme olayları ne medya ne de iktidar cephesinde görünmezken, 2019 yılının 26 Kasım’ında Gaziemir’de bir Alevi yurttaşa ait evin duvarına çarpı işareti atılması sonrasında iktidar cephesinden gelen böyle açıklamalar şaşkınlıkla karşılandı.

    Şenal ailesi soruşturmadan herhangi bir sonucun henüz çıkmadığını ve kendilerine bir şey iletilmediğini dile getirdi.

    04 ŞUBAT 2020 / GÖZALTINA ALINAN DERSİMLİ AİLE 3 GÜN İŞKENCEYE MARUZ KALDI, SUÇSUZ OLDUKLARI ORTAYA ÇIKTI

    Dersimli Hasan Elkatmış ile iki oğlu, İzmir’in Menemen İlçesinde Suriyeli kadın ve 5 yaşındaki oğlunun öldürülmesi olayına karıştıkları iddiasıyla gözaltına alınıp işkence görmüş, 1 ay cezaevinde kalan, katilin yakalanmasıyla tahliye olmuştu.

    4 Şubat’ta işlenen cinayetten, Suriyeli ailenin alt komşuları olan Dersimli Hasan Elkatmış ile oğulları Ozan Elkatmış ve Şahin Elkatmış sorumlu tutularak gözaltına alınmıştı. Polis, Elkatmış ailesinin suçu üzerlerine almaları için 3 gün boyunca tehdit ve işkence etmiş, ardından baba ve iki oğlu tutuklanarak cezaevine gönderilmişlerdi.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu tarafından Meclis gündemine getirilmiş, 1 ay cezaevinde kalan Elkatmış ailesi suçlunun yakalanması ile tahliye olmuş ve yargılama sonunda beraat etmişti.

    19 ARALIK 2020 / MENEMEN’DE DERSİMLİ AİLENİN KAPISINA ÇARPI İŞARETİ ATILDI

    İzmir Menemen’de Dersimli bir ailenin kapısına Maraş Katliamı’nın yıl dönümünü olan 19 Aralık gecesi 01:00 sıralarında çarpı işareti konuldu.

    Yine olayı açığa çıkaran ajansımız PİRHA’ya konuşan ev sahibi Haydar Koç, 19 Aralık Cumartesi gecesi duyduğu ayak sesleri sonrasında kapıyı açtığında bir şey fark etmediğini ancak pazartesi günü işaretlemeyi gördüğünü söylemişti. Koç, “Beni kuşkulandıran bunun Maraş Katliamı’nın yıl dönümüne denk gelmesi. Polisler, ‘çocuklar da yapmış olabilir’ dedi ve fotoğraf çekip gittiler” ifadelerini kullandı.

    Yeniden ulaştığımız ev sahibi Haydar Koç, yürütülen soruşturmadan herhangi bir sonuç çıkmadığını ve kendilerine bir şey iletilmediği bilgisini paylaştı.

    05 TEMMUZ 2021 / BUCA’DA ALEVİ AİLEYE YÖNELİK NEFRET SÖYLEMİ

    İzmir’in Buca ilçesindeki bir apartmanda oturan Özbey ailesi, Alevi ve Kürt olmalarından kaynaklı 2 yıldan bu yana üst kat komşularının hakaretlerine ve yoğun sözlü tacizine maruz kaldıklarını iddia etti. Özbey ailesi son olarak üst kat komşularının, ‘Buradan çıkıp gidin pis Aleviler, sizi buradan göndereceğim’ gibi nefret söylemleri ile kendilerini hedef aldığını kaydetti. Nefret söylemi sonunda yargıya taşındı.

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

  • İHD Dersim: Roboski’nin ve tüm katliamların sorumlularını yargılayın!

    İHD Dersim: Roboski’nin ve tüm katliamların sorumlularını yargılayın!

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Roboski Katliamı’na ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Yaşanan katliamlara yenilerinin eklenmemesi için, Roboski’nin ve tüm katliamların sorumlularını yargılayın, hakikatleri açıklayın ve gerçeklerle yüzleşin” denildi.

    Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde 28 Aralık 2011 gecesi saat 21.39 ile 22.24 arasında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Irak sınırından geçen köylülere 4 bomba atıldı. Grupta çocukların da olduğu 38 köylü ve en az 50 katır bulunuyordu. Bombardıman sonucu 34 kişi hayatını kaybetti.

    İHD Dersim Şubesi, Roboski Katliamı’na ilişkin yazılı açıklama yaptı

    28 Aralık 2011 günü Şırnak İli Uludere İlçesi Roboski Köyü sınır hattında Türkiye’ye ait F-16’lar tarafından yapılan bombalama sonucunda çoğu çocuk 34 sivil katledildiği hatırlatılan  açıklamada, “Katliam duyulur duyulmaz insan hakları savunucuları olay yerine gitti ve kitle örgütleri ile birlikte araştırma ve inceleme yaparak, Roboski Katliamı raporunu hazırladı. Bu rapor 3 Ocak 2012 günü Ankara’da kamuoyunun ve yetkililerin dikkatine sunuldu. Katliamın üzerinden 10 yıl geçti. Uludere Cumhuriyet Savcılığı tarafından başlatılan ve Diyarbakır Savcılığına nakledilen soruşturma dosyası görevsizlik kararı verilerek Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’na gönderildi ve 2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek dosya kapatıldı” denildi.

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Roboski Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin yakınları ve katliamda yaralananlar tarafından bu karara yapılan itiraz da reddedilince dosya Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Ancak bu adalet taleplerine Anayasa Mahkemesi de 24 Şubat 2015 tarihinde eksik evrak gerekçesi ile ret kararı verdi. 22 Ağustos 2016 tarihinde 281 bireysel başvuru ile katliam bu kere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de başvuruların yaşam hakkı ihlaline,  dahası bir katliama ilişkin olduğunu göz ardı ederek, Anayasa Mahkemesi’ne kimi belgelerin geç sunulmuş olmasını gerekçe yaparak başvurular hakkında 2018 Mayıs’ında kabul edilemezlik kararı verdi. Böylece, bir katliamın üzeri hem de el birliği yapılarak, cezasızlık zırhıyla örtüldü. Ancak aileler ve insan hakları savunucularının yeni başvurularla adalet arayışı devam etmektedir.”

    “TÜM KATLİAMLARIN SORUMLULARINI YARGILAYIN”

    Roboski’de yapılanın katliam olduğu vurgulanan açıklamada, “Dolayısıyla insanlığa karşı suç işlenmiştir. Cezasızlık politikasına rağmen sorumlular er ya da geç ortaya çıkarılacak ve yargı önünde hesap vereceklerdir. Hakikat ve adalet isteğimiz, Roboski ve tüm insanlığa karşı işlenen suçlar için ortak talebimizdir. Roboski Katliamı’nın üzerinden tam 10 yıl geçti, devlet yetkililerine sesleniyoruz. Yaşanan katliamlara yenilerinin eklenmemesi için, Roboski’nin ve tüm katliamların sorumlularını yargılayın, hakikatleri açıklayın ve gerçeklerle yüzleşin” ifadeleri yer aldı.

    PİRHA/DERSİM