Etiket: 12 Eylül askeri darbesi

  • ‘Yeni Maraş Katliamı tehlikeleri var, Aleviler olarak faşizme ve tekçiliğe karşı bir örgütlenmeliyiz’-VİDEO

    ‘Yeni Maraş Katliamı tehlikeleri var, Aleviler olarak faşizme ve tekçiliğe karşı bir örgütlenmeliyiz’-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı ile demografik yapının değiştirilmesinin hedeflendiğini söyleyen HDP 27. dönem Milletvekili Kemal Bülbül, “ Maraş katliamı, 12 Eylül 1980 faşist darbesine giden sürecin zeminini atmıştır. Kürt Alevi coğrafyasını fiziksel ve kültürel soykırım politikaları akabinde demografik dönüşüme uğratmak isteyen devlet, sistematik politikalar kapsamında Maraş Katliamını gerçekleştirmiştir’ dedi.

    İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi, Maraş Katliamının 45’inci yıldönümünde, ‘ Unutmadık, Unutturmayacağız” başlığıyla panel gerçekleştirdi. Panele HDP 27. Dönem Milletvekili Kemal Bülbül panelist olarak katıldı.

    Çerağların uyandırıldığı ve katliamda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunun yapıldığı panele Alevi kurum temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    Açılış konuşmasını yapan Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, “Maraş Katliamı anlaşılsaydı Çorum, Sivas, Roboski ve Ankara Katliamını yaşamazdık,  yaşanmazdı. Tekçilik ile halklar ve inançlar inkar ediliyor. Dünya tarihinde birçok katliamı olmuş. Katliam yaşanan ülkelerde demokrasi ve insan hakları mevcut olmuş. Ama bizler hala bu acıları yaşıyoruz. Maraş’ta yaşamın yitirenlerin önüne eğiliyor saygı ile anıyorum” diye konuştu.

    1968’DEKİ İLK KATLİAM GİRİŞİMİ

    HDP 27. Dönem Milletvekili Kemal Bülbül, Maraş Katliamının ilk adımının 1968’deki faşist saldırı ile atıldığını söyleyerek, “1968’de Elbistan’da Mahsuni Baba’ya karşı faşistler sinemayı çevirerek ilk katliamı gerçekleştiriyor. Bu katliamda 3 kişi yaşamını yitiriyor. Maraş Katliamı asıl Kerbala’da başladı. Kerbela Maraş’tır, Maraş Kerbala’dır. Aralık ayı katliamlar tarihidir” dedi.

    “KATLİAMLA 12 EYLÜL DARBESİNİN ZEMİNİNİ OLUŞTURDULAR”

    Bülbül, 12 Eylül 1980 askeri darbesine giden yolda en önemli olaylar zincirinden biri olan Maraş Katliamında Alevilerin hedef alındığına işaret ederek, “Osmanlı’dan bu yana Alevilerin katledilmesinin temel sebebi vergi, askerlik ve inancının farklı olmasıdır. Bunlar olmayınca hedef olmuştur. 1960’da Aleviler kentlere göç edince sistem onları istemiyor. Maraş Katliamı, 12 Eylül faşist darbesinden önce olmuştur. Bu katlim planı darbeye gerekçe ilan edilmiştir. 12 Eylül darbesinin zeminini oluşturmuştur. Maraş nüfusunun büyük bölümü Kürt’tür ve Kürtlerin şehirde yer alması, ekonomik olarak güçlenmesi istenmiyor” şeklinde konuştu.

    YENİ MARAŞ KATLİAMI TEHLİKERİ

    Maraş Katliamının güncel haliyle devam ettiğini ifade eden Bülbül, “Maraş Katliamı bugün hala devam ediyor. Anmaya dahi izin verilmeyerek tahammül edemiyor. Tek kimlik sorununa karşı yıllarca mücadele ediyoruz. İnkar edilmiş bir tarihi anlatıyoruz. AKP’nin kurduğu uyduruk kurum olan Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nı tanımıyoruz. Maraş’ı anmak istiyorsak bugün Maraş gibi bir tehlike var olduğunu unutmamalıyız. Maraş Katliamı tehlikesi hala devam ediyor. Aleviler olarak örgütlenmeliyiz, buna karşı çıkmalıyız” ifadelerini kullandı.

    “MARAŞ IŞIĞIMIZDIR, BUNU BİLİNÇLİ ÖRGÜTLÜLÜĞE DÖNÜŞTÜRMELİYİZ”

    ‘Katliamlara karşı en önemli olan şey faşizme ve tekçiliğe karşı örgütlenmektir’ diyen Bülbül, şunları ifade etti:

    “Bizler bir inancı, direnci temsil ediyoruz. Sömürülen kadınların, mazlum halkların haklarını almak için bir araya gelip mücadele edin diyor Pir Sultan. Maraş, bizim ışığımız olacak ve bunu bilinçli bir örgütlülüğe dönüştüreceğiz. Bugün en önemli şey faşizme, tekçiliğe karşı birliktir.”

    Panel soru cevap ile son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • Cumartesi Anneleri: 12 Eylül’de kaybedilenler için adalet sağlanmıyor-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 12 Eylül’de kaybedilenler için adalet sağlanmıyor-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 911. hafta açıklamasında 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinde kaybedilenler için adaletin sağlanmadığını belirtirken, “12 Eylül’ü aşmak ancak bütün bir 12 Eylül anlayışıyla, anayasası, yasaları ve kurumlarıyla yüzleşmek, hesaplaşmakla mümkündür. Bu yüzden herkesi 12 Eylül’le yüzleşmek ve hesaplaşmak konusunda talepkâr olmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı. 

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların cezalandırılması talebiyle sürdürdükleri adalet mücadelesinin 911. haftasında 42. yıl dönümüne giren 12 Eylül askeri faşist darbesine değindi. 12 Eylül kayıplarından Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren’in İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde okuduğu basın açıklamasında “12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilen insanlarımızı unutmadık! 12 Eylül rejimi anayasası, yasaları, kurumları ve zihniyetiyle bugün de devam eden eşitlik, özgürlük ve demokrasi karşıtı bir düzen yarattı. 12 Eylül’ü aşmak ancak bütün bir 12 Eylül anlayışıyla, anayasası, yasaları ve kurumlarıyla yüzleşmek, hesaplaşmakla mümkündür. Bu yüzden herkesi 12 Eylül’le yüzleşmek ve hesaplaşmak konusunda talepkâr olmaya çağırıyoruz” ifadelerine yer verildi.

    “TÜRKİYE’DE DARBECİLER HİÇBİR ZAMAN HESAP VERMEDİ”

    Cumartesi Anneleri ile İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon tarafından yapılan açıklamanın tamamı şu şekilde:

    “911. hafta açıklamamızı 12 Eylül Askeri Darbesi’nin 42. yıldönümüne girerken yapıyoruz. 42 yıl önce 12 Eylül 1980 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri emir-komuta zinciri içinde askeri bir darbe gerçekleştirdi. Darbe sürecinde insan yaşamının, onurunun, hak ve özgürlüklerinin ayaklar altına alındığı koşullarda yarası hala kapanmayan ağır suçlar işlendi. Türkiye’de fiili darbe dönemleri kısa sürmesine rağmen darbecilerin kurdukları sistem sivil yönetimler tarafından sürdürülerek bugüne taşındı. Öyle ki ülkemizin siyasal tarihi sıkıyönetimler ve olağanüstü haller tarihi olarak şekillendi. Bu durum insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti değerlerine dayanan bir siyasal kültür ve sistem inşasını da imkansız kıldı.

    Şili, Arjantin ve Yunanistan gibi askeri darbeler yaşamış ülkelerin aksine, Türkiye’de darbeciler hiçbir zaman yaptıklarının hesabını vermedi. Bu yüzden12 Eylül Askeri Darbesi yüzleşilmemiş, hesaplaşılmamış, yaraları sarılmamış toplumsal travmalarımızdan biri olarak kalmaya devam etti. 911. haftamızda 12 Eylül Askeri Darbesi döneminde işlenen insanlığa karşı suçlardan biri olan gözaltında kaybetmeleri bir kez daha hatırlıyor ve hatırlatıyoruz:

    “12 EYLÜL’DE KAYBEDİLENLER İÇİN ADALET SAĞLANMIYOR”

    Kars’ta Cemil Kırbayır ve Mahmut Kaya, Bingöl’de Hüseyin Morsümbül, Ankara’da Nurettin Öztürk, Yalova’da Zeki Altunbaş, İstanbul’da Hayrettin Eren, Nurettin Yedigöl, Süleyman Cihan, Mustafa Hayrullahoğlu ve Maksut Tepeli 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedildiler. Süleyman Cihan’ın işkence ile öldürülen bedenine 3 ay sonra, Mustafa Hayrullahoğlu’nun işkence ile öldürülen bedenine 5 ay sonra “kimliği meçhul kişi” olarak gömüldükleri kimsesizler mezarlığında ulaşıldı. Diğerlerinin mezarları ise hala gizleniyor. 12 Eylül rejiminde Antep’te Veysel Güney, İzmir’de İlyas Has idam edildi. Onların bedenleri ailelerine teslim edilmedi, mezar yerleri açıklanmadı. İlyas Has’ın mezarına 28 yıl sonra ulaşılabildi. Veysel Güney’in mezarı ise hâlâ gizleniyor.

    Tanıklara rağmen, belgelere rağmen, Adli Tıp raporlarına rağmen, TBMM raporuna rağmen tüm hukuki yollarını kullanmamıza rağmen 42 yıldır 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilen insanlarımız için adalet sağlanmıyor. 12 Eylül’ün gözaltında kayıpları inkâr eden ve kaybedenleri cezasız bırakan zihniyeti bugün de sürüyor. 12 Eylül Askeri Darbe’sinin 42.yılına girerken bir kez daha “12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilen insanlarımızı unutmadık! Onları kaybedenleri, kaybedenleri cezasızlıkla koruyanları, 12 Eylül zihniyetini yaşatanları affetmeyeceğiz! 12 Eylül’le yüzleşme ve hesaplaşma talebimizden vazgeçmeyeceğiz” diyoruz.

    “12 EYLÜL’Ü AŞMAK, KURUMLARIYLA HESAPLAŞMAKLA MÜMKÜNDÜR”

    12 Eylül Askeri Darbesi’nin 42.yılına girerken bir kez daha hatırlatıyoruz: 12 Eylül rejimi anayasası, yasaları, kurumları ve zihniyetiyle bugün de devam eden eşitlik, özgürlük ve demokrasi karşıtı bir düzen yarattı. 12 Eylül’ü aşmak ancak bütün bir 12 Eylül anlayışıyla, anayasası, yasaları ve kurumlarıyla yüzleşmek, hesaplaşmakla mümkündür. Bu yüzden herkesi 12 Eylül’le yüzleşmek ve hesaplaşmak konusunda talepkâr olmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • HDP: 12 Eylül’ün karanlık günlerini aratacak uygulamalara imza atmaktalar

    HDP: 12 Eylül’ün karanlık günlerini aratacak uygulamalara imza atmaktalar

    PİRHA-12 Eylül Darbesinin yıldönümü sebebiyle açıklama yapan Halkların Demokratik Partisi Merkez Yürütme Kurulu, “Darbecilerin hayalleri iktidarın icraatları olarak karşımıza çıkıyor” eleştirisinde bulundu.

    12 Eylül 1980 askeri darbenin üzerinden 41 yıl geçti. HDP Merkez Yürütme Kurulu, yüzlerce kişinin yaşamını yitirmesine, milyonlarca yurttaşın ise fişlenmesine yol açan darbenin yıldönümünde yazılı bir açıklama yaptı.

    “DARBE ZİHNİYETİNİ LANETLİYORUZ”

    Binlerce tutuklama, işkence, idam, faili meçhuller ve her türlü insanlık dışı muamelenin yapıldığı darbenin etkilerinin halen sürdüğüne işaret eden HDP, şu paylaşımda bulundu:

    “Darbeden bu yana Anayasanın hiçe sayılması, tek adam rejimi, temel hak ve özgürlüklerin pervasızca çiğnenmesi, yargısız infazlar, başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye halklarına karşı devam eden hukuksuzluklar katmerleşerek devam etmektedir. 12 Eylül darbesinin bugünkü aklı ve uygulayıcısı olan AKP-MHP iktidarı, siyasi bekası için demokrasi, adalet, özgürlükler ve barış taleplerini şiddetle bastırmakta, 12 Eylül’ün karanlık günlerini aratacak uygulamalara imza atmaktadır. Cuntacıların hayalini kurduğu bütün hukuk dışılıklar bugün AKP-MHP iktidarının icraatları olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Türkiye’de Kürt sorununu çözümsüz bırakarak darbe mekaniğini işletmeye devam eden iktidar ve iktidarın açık, gizli ve derin ortakları bugünün 12 Eylül cuntasıdır. Doğa talanı, emek sömürüsü, işsizlik, yoksulluk, kadın kırımı, sokak ortasında katledilen çocuklar, cezaevlerinde ölüme terk edilenler, belediyelerin ve milletvekilliklerinin gaspı ve kapatma davaları bugünkü darbe zihniyetinin ağır bilançosu olarak tarihin karanlık sayfalarında yerini aldı.

    Türkiye halklarının kâbusu haline gelen cuntacı zihniyetin ve darbe mekaniğinin ortadan kaldırılmasının yolu Kürt sorununun demokratik çözümü ve yeni yaşamın inşasıdır. Darbeci zihniyetle yüzleşmeyi halkların ortak mücadelesi sağlayacaktır. HDP olarak her alanda birlikte yürüteceğimiz ve halkların ortak iradesini hâkim kılacağımız mücadeleye bütün halklarımızı omuz vermeye davet ediyoruz. 41’inci yıl dönümünde darbeci zihniyetini bir kez daha lanetliyor, hayatını kaybeden yurttaşlarımızı saygıyla anıyoruz.

    PİRHA/ANKARA

  • AİHM’nin 12 Eylül mağduru Sait Özdemir ile ilgili verdiği karara avukatından tepki-VİDEO

    AİHM’nin 12 Eylül mağduru Sait Özdemir ile ilgili verdiği karara avukatından tepki-VİDEO

    PİRHA- Bursa’da yaşayan emekli öğretmen Sait Özdemir’in 12 Eylül askeri darbesinin ardından gözaltına alındıktan sonra ağır işkenceler gördüğü gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yaptığı başvuru “zamanaşımı” gerekçe gösterilerek reddedildi. Sait Özdemir’in avukatı Arif Ali Cangı, AİHM’in aldığı bu karara tepki göstererek, insanlığa karşı suçların zaman aşımı olmayacağını, AİHM’in bu kararından dönmesi gerektiğini belirtti. 

    12 Eylül Askeri Darbesi sırasında Ordu’da bulunan Sait Özdemir, Aybastı Karakolu’ndan işkence mağdurlarının seslerinin duyulması üzerine ‘Öğretmen Gözüyle’ adlı bir dilekçe hazırlayıp karakola teslim etti. Bu dilekçenin ardından Özdemir öğrencilerinin önünde gözaltına alındı. Gözaltında ağır işkenceler gören Özdemir hukuk mücadelesini başlattı.

    Özdemir, 2012 yılında, 12 Eylül döneminde “sistematik işkenceye maruz kaldığı’ gerekçesiyle darbeciler Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında suç duyurusunda bulundu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da suç duyurusuna takipsizlik kararı verdi.

    Kararın kesinleşmesinin ardından Özdemir avukatı Arif Ali Cangı aracılığıyla, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. AYM, zamanaşımı gerekçesiyle açılan davayı reddetti. Özdemir, daha sonra davasını AİHM’e taşıdı. Darbe mağdurları tarafından yakından takip edilen davada AİHM, “başvurucunun sözleşmenin 3. maddesi (işkence yasağı) çerçevesinde formüle ettiği şikâyeti, zamanaşımı gerekçesiyle incelemeye yetkili olmadığına”  karar verdi.

    Ancak 25 Mayıs’ta açıklanan AİHM kararında kanıtlanmış bir dosyada şimdiye kadar yapmadığı bir karara imza atarak kabul edilemezlik kararı verdi. Kabul edilemezlik kararı kesin kararlardır ve itiraz yolları kapalı.

    Sait Özdemir’in avukatı Arif Ali Cangı, emekli öğretmen Sait Özdemir’in hukuk mücadelesi ve AİHM kararıyla ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    Cangı, “Sait hoca hak arama özgürlüğünde inatçı bir insan. Geçici 15. maddenin kaldırılması üzerine 12 Eylül darbecileri hakkında soruşturmaların başlatılmasıyla birlikte hiç birimizin yapmadığı bir başvuruda bulundu. Darbe başvurusunun yanı sıra; Milli Güvenlik Konseyi üyeleri hakkında işkenceye yol açmak, sistematik işkenceye göz yummak suç duyurusunda bulundu. Bütün işkence olayları hakkında ayrı ayrı suç duyurusunda bulundu. Bu suç duyurularının hepsi takipsizlikle sonuçlandı. Takipsizlikle sonuçlanmasının nedeni zaman aşımına uğramasıdır. Takipsizlik kararlarına itiraz da netice vermedi. Anayasa Mahkemesi kabul edilemezlik raporu verdi. Dosyalar AİHM’ye taşındı. Toplam 5 dosya oluştu. İlk iki dosyayı Evren ve Şahinkaya hakkında sistematik işkence suçlamasıyla, bu Aybastı’daki işkence hakkında AİHM bir dosya olarak birleştirdi” dedi.

    AİHM’İN KABUL EDİLEMEZLİK KARARI KESİN KARARLARDIR, İTİRAZ EDİLEMEZ

    Geçtiğimiz mayıs ayında AİHM, kanıtlanmış bir dosyada şimdiye kadar yapmadığı bir karara imza atarak kabul edilemezlik kararı verdi. Kabul edilemezlik kararının kesin kararlar olduğunu belirten Avukat Cangı, “Bu karar yüksek daireye itiraz edilemeyecek kararlardır. Oysa ihlal yok demiş olsaydı, onun tartışması yüksek daire de kabul ederdi. AİHM bu şekilde dosyayı kapattı” diyerek tepki gösterdi.

    AİHM: İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELEYİ YASAKLAYAN 3. MADDE İHLAL EDİLMEDİ

    Cangı, kararın gerekçesini de aktardı.

    “Gerekçeli kararda Türkiye’nin, AİHM yargı yetkisine tanıdığı 1987 yılına vurgu yapıyor. Olayların o tarihten önce yapıldığını vurguluyor. O tarihten önce gerçekleşen olaylara ilişkin zaman aşımı kararlarında kendisine başvuru yapamayacağını söylüyor. Diğer yandan bu kadar uzun süre suç duyurusunda bulunmamasının kötü niyetli bir davranış olarak değerlendiriyor. İşkence ve kötü muameleyi yasaklayan 3. maddenin ihlal edilmediğini söylüyor. Adil yargılama hakkının ihlal edilmediğini söylüyor. Bunun anlamı şu: AİHM insanlığa karşı suçların başında gelen sözleşmenin 3. Maddesinde koruma altında olan zaman aşımını ciddiye almıştır. Bu şimdiye kadar vermiş olduğumuz insanlığa karşı suçların zaman aşımı olmayacağına dair kararından geri dönmek AİHM’in itibarının zedelenmesi anlamına gelir. Kendisine karşı olan güvenin ortadan kalkması anlamına gelir.”

    Bu anlamda konunun sadece Sait Özdemir’in başvurusu veya Türkiye’den yapılması sorunu olmaktan çıktığını belirten Cangı, “Aslında AİHM yargı yetkisini tanımış tüm ülke vatandaşlarının üzerinde durması gereken bir durum bu. Mahkemenin itibarını korumak öncelikle başkanına ve burada çalışan yargıçlara aittir.”

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇLARIN YARGILANMAMASI İLE BİR DURUM ORTAYA ÇIKIYOR”

    AİHM’in bir anlamda şu anda bir sınamadan geçtiğinin altını çizen Cangı, şöyle devam etti:

    “Eğer bunu yerleşik iştirak haline getirmeye kalkarsa artık insanlığa karşı suçlarda zaman aşımı olmaz ilkesini gevşetmesi söz konusu olacak. Türkiye’deki 12 Eylül gibi değişik yerlerdeki yaşanan darbelere ilişkin insanlığa karşı suçların yargılanmaması ile bir durum ortaya çıkıyor. Bu, çok vahim sonuçlar ortaya çıkarır ve mahkemenin güvenirliğini ortadan kaldırır. O nedenle biz bundan dönülmesini ve mahkemenin kendi ilkeleri, iştikaklarına dönmesini bekliyoruz. Zira eğer güvenilecek bir mahkeme olarak kalmak istiyorsa buna hepimizin ihtiyacı var. Bir daha insanlığa karşı suçların işlenmemesi açısından AİHM kendisine bir çeki düzen vermesi gerekiyor. Başka gerekçelere dayanarak karar vermesi kendi varlığını ortadan kaldıran kendi var olma amacını ortadan kaldıran bir durum olarak görüyoruz.”

    Cangı, bunun bir umutsuzluğa yol açmaması gerektiğini, Sait Özdemir’in yapmış olduğu mücadelenin başlı başına bir kazanım olduğunu söyleyerek, “Sonuç böyle olmuş olsa bile, sonunda bir şekilde hakkı teslim edilecektir. Bu mücadelenin sonuna kadar sürdürülmesi gerekiyor” dedi.

    NE OLMUŞTU?

    Sait Özdemir, Ordu’nun Aybastı Karakolu’ndan işkence mağdurlarınin sesleri duyulması üzerine ‘Öğretmen Gözüyle’ diye bir dilekçe hazırlayıp 3. Ordu Komutanlığı’na, karakol komutanına bir dilekçe göndermiş bu dilekçenin ardından çalıştığı okul, askerlerce kuşatılarak, öğrencilerinin önünde gözaltına alınmıştır. 40 gün gözaltında tutulduğu Aybastı Jandarma Karakolu’nda, bileklerine kadar su dolu kömürlükte tutulmuş, ardından ayakları patlatılıncaya kadar falakaya yatırılmış, kaba dayak atılmıştır. Daha sonra kaldığı cezaevlerinde çok ağır işkencelere maruz kalmıştır.

    Gözaltına alınmadan önce sağlam bir bedeni olan Özdemir, uygulanan işkencelerden dolayı yüzde 42 oranında engelli durumundadır.

    Burcu ANIL/İsmail SİVASLI

     

  • Şair Ahmet Telli: Darbelerin zemini Türkiye’nin NATO’ya üye olmasıyla başladı

    Şair Ahmet Telli: Darbelerin zemini Türkiye’nin NATO’ya üye olmasıyla başladı

    PİRHA – 12 Eylül askeri darbesinden etkilenen isimlerden biri olan Şair Ahmet Telli, Türkiye’deki baskı ikliminin ve savaş ortamının 12 Eylül’den çok önce olduğunu düşünenlerden. Telli,  darbelerin zemininin Türkiye’nin NATO’ya üye olmasıyla başladığını belirtiyor.

    97 yıllık tarihinde darbeleri, darbe girişimlerini ve muhtıraları yaşayan Türkiye’de solcu, sosyalist, Kürt, Türk, sağcı, İslamcı, sanatçı fark etmeksizin siyasi yelpazenin tüm kesimleri 12 Eylül darbesinden etkilendi. 12 Eylül darbesinin ardından yüzlerce kitap toplattırıldı. Birçok edebiyatçıya davalar açıldı, gözaltına alındılar, mahkûm oldular. Bazı yazarlar uzun yıllar sürgün hayatı yaşadı. Türkiye’nin birçok aydını uzun yıllar cezaevinde yatarken birçok insan sürgünde yaşmak zorunda kaldı. Yoğun işkencelerin yaşandığı Türkiye’de 12 Eylül darbesinin 40. yılında siyasetçisinden yazarına sinemacısından sendikacına 12 Eylül’ü sorduk.

    “DARBELERİN ZEMİNİ TÜRKİYE’NİN NATO’YA ÜYE OLMASIYLA BAŞLADI”

    Şair Ahmet Telli de 12 Eylül askeri darbesinden etkilenen isimlerden sadece birisi. Telli, Türkiye’deki baskı ikliminin ve savaş ortamının 12 Eylül’den çok önce olduğunu düşünenlerden. Darbelerin zemininin Türkiye’nin NATO’ya üye olmasıyla başladığını belirten Telli, şunları ifade etti:

    “NATO bizim gibi ülkelerde Neonları vasıtasıyla antikomünizm gerekçesiyle yapılandırma gerçekleşti. Bu nedenledir ki soğuk savaşın en sıcak ülkesi Türkiye olmuştu. Komünizme karşı kurulan dernekler vs. bu nedenledir ki 12 Eylül’ü sadece kısa tarihi içinde değerlendirmemek daha öncesine götürmek gerekiyor. Ama en keskin olgusu NATO’ya üye olduktan sonradır. 12 Mart ile 12 Eylül’ün karakteristik özelliği belli ki Memduh Tamar’ın söylemiyle ‘sosyal gelişim, ekonomik gelişimin önüne geçmişti’ ve buna dayandırıyordu Memduh Tamca, 12 Mart’ı.

    “TÜRKİYE’DE MUHALİF HAREKETLERE KARŞI ÇEŞİTLİ SUİKASTLAR GERÇEKLEŞTİRİLDİ”

    Gerçi şu da var. Neonlar aracılığıyla gayri nizami harp gerekçesi ile Türkiye’de baş gösteren muhalif hareketlere karşı çeşitli suikastlar gerçekleştirilmiş, dahası sosyal mücadelenin, muhalefetin gelişmesi karşısında faşistleri, MHP’lileri organize ederek, silahlı güç haline dönüştürmüşlerdir. Ve 12 Eylül’üler 12 Eylül generalleri her günkü olayları adeta biriktirerek 12 Eylül’e bir meşrutiyet kazandırmaya çalıştılar.”

    “BİR DİRENME VE ARKADAŞLIK KÜLTÜRÜYDÜ”

    12 Eylül’ün faşist örgütlenmelerin ve onların karşısında devrimcilerin kısmen silaha sarılmalarıyla ortaya çıktığını söyleyen Telli, “Ne var ki devrimcilerin elindeki silahlar çakaralmazlardı, hatta bazıları kendine zarar verecek durumdaydı.  Dolayısıyla 12 Mart’ta da 1 kişiyi bile öldürmemişken imha edilen devrimci önderler kendilerinden sonra gelen kuşağa bir şey bıraktılar. 12 Mart’ta idam edilenler arkadaşı uğuruna ölümü göze alan insanlardı. Nitekim söz gelimi THKO ve THKPC ayrı örgütlenmelerine rağmen THKPC, THKO önderlerini hapisten kurtarmak için hapishaneleri yarıp onlar için ölümü göze aldılar. Bu bir direnme ve arkadaşlık kültürüydü” diye konuştu.

    “12 MART MUHTIRASI SÜRECİNDEN SONRA OLUŞAN 68 KUŞAĞI”

    12 Mart Muhtırası sürecinden sonra oluşan 68 kuşağının ilk kıvılcımlarının Fransa’da görüldüğünü hatırlatan Telli, Türkiye’deki 68 hareketinin ODTÜ’de başladığını ve o zaman sayılı olan üniversite kampüslerine yayıldığını da ifade etti. Türkiye devrimcilerinin özgürlük talebi dışında bir siyasi ve iktidar mücadelesinin olduğuna dikkat çeken Telli, “Bu mücadele onların imhasından sonra da devam etti. 12 Mart‘ta imha edilen 68’li devrimci önderlerin yerini dolduran yeni kuşaklar içerisine öyle bir bomba düştü ki onlar daha 18-20 yaşlarındaydılar. 1956- 57- 58 doğumlu olan gençlerdi” diyerek gencecik fidanların siyasi iktidarlar tarafından ölüme gönderildiğine vurgu yaptı.

    13 Eylül’den sonra yetişen 78 kuşağının 18-20 mücadelenin içine katılmalarından dolayı iyi romancılar ve edebiyatçıların çıkmadığını söyleyen Telli, “25’ini hayal edecek gençler çok azdı. Çünkü onlar ölümü göze alarak bir mücadeleye başladılar. Bu yüzden de 78 kuşağı sanat ve edebiyatta 68 kuşağına göre daha dağınık ve daha sanat dışı kaldı. Böyle olunca da edebiyat sanat mücadele dışındaki küçük burjuva yahut bu tarz insanların elinde gelişti. Onların içinde 12 Eylül’den memnun olanlar vardı” dedi.

    Telli, 12 Eylül sonrasındaki Türkiye’nin durumunu şöyle özetliyor:

    “Mesela hatırlıyorum, yurt dışındaydım Hürriyet gazetesinde birkaç kişiyle röportaj yapmışlardı, birisi 12 Eylül‘ün olduğu sabah rahatlamıştım diyordu, artık ölümlerin olmayacağını düşünüyordum diyordu. Kuşkusuz ki 12 Eylül öyle bir hale getirdi ki kitleleri anayasa oylamasında %92 gibi bir oyla Kenan Evren cumhurbaşkanı seçildi. Bu durum Türkiye gerçeğini oldukça iyi açıklayan bir durumdur.”

    “78 KUŞAĞI MÜCADELEYİ HİÇ BIRAKMADI”

    Ama bu dönem içeresindeki 78 kuşağının mücadeleyi bırakmadığına dikkat çeken Telli, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “En azından hafızalarını hep diri tutarak, bu benim hatıralarım demeden, başka hatıraları da kendi hatıralarına ekleyerek bir hafıza oluşturmaya çalıştılar. Bu hafızayı gelecek kuşaklara bir şekilde devretmek gerekiyordu. Bu nedenle söz gelimi bizim devrimci 78’liler Federasyonu 11 kez 12 Eylül utanç Müzesi’ni açtı. İzleyenler o hafızanın içinden geçerek, kendilerinde bir vicdan olduğunu hatırladılar. Etkiliydi. Bu sene de 12 Eylül’ün 40. yılı nedeniyle “Ne Darbe Ne Diktatörlük” başlığıyla müzeyi yeniden açmak istedik, ama belli ki 12 Eylül hala sürüyor. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu darbeyi fırsat bilen iktidar, 12 Eylül baskısını daha şiddetlendirerek bir korku, bir yılgınlık yaydı. 12 Eylül 40. Yıl müzesini ne yazık ki batının sözde en demokrat yerinde İzmir’de gerçekleştiremedik.

    “MÜCADELEDE İKİ ADIM İLERİ BİR ADIM GERİ DİYE BİRŞEY VARDIR”

    Bu devrimci 78’lilerin duruşunda bir değişiklik yapmaz, belli ki mücadeleye devam edeceğiz demektir. Mücadelede iki adım ileri bir adım geri diye bir şey vardır. Ne yazık ki ülke iki adım geri durumdadır bir adım atabilmek mücadeleyle olacaktır. Belli ki 12 Eylül sürüyor, 78’liler Kenan Evren’in yargılanması için alanlara çıktığında, mitingler düzenlediğinde nasıl kararlıysa ve bir biçimde hâkim sınıfları Kenan Evren’i mahkemeye çıkarmışsa, en azından onun hakkında bir mahkeme toplanmışsa bu 78’lilerin içinde bulunduğu mücadele toplamından ileri gelir, bu mücadele devam edecektir.”

    “12 MART VE 12 EYLÜL DARBELERİNİ YAŞAYARAK BUGÜNE GELDİM”

    12 Mart ve 12 Eylül darbelerini yaşayarak bugüne geldiğini ifade eden Telli, kitaplarında doğal olarak bu siyasi baskıların izlerinin olduğunu anımsatarak sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “İlk kitabım belki 12 Mart darbesinin sonunda ortaya çıkan gerçekliği anlatan, biraz yansıtacı şiirler olmuştur.12 Mart’tan 12 Eylül’e kadar üç kitabım çıktı, 12 Eylül’den sonra da çıkardığım kitaplarda kuşkusuz ki bir biçimde ama kavramları daha küçük harflerle kullanarak ve daha estetik bir vaziyet alarak yazmaya devam ediyorum. Hatta kimileri işte ‘Suç Yürüdü’ adlı kitap veyahut ‘Soluk Soluğa’ adlı şiirin 12 Eylül’ün ortamını yahut gerçekliğini kendilerine duyumsattığını söylerler. Bilemiyorum. Bende kişisel olarak 12 Mart ve 12 Eylüllerden bugüne geliyorum. Kolektif bir şekilde mücadelemizi sürdürüyoruz, sürdüreceğiz.”

    İsmail SİVASLI – Burcu ANIL