Etiket: 12 eylül darbesi

  • FEDA VE DAKB: 12 Eylül’ün yasakçı, baskıcı zihniyeti bugün de devam etmekte!

    FEDA VE DAKB: 12 Eylül’ün yasakçı, baskıcı zihniyeti bugün de devam etmekte!

    PİRHA- FEDA VE DAKB, 12 Eylül Darbesi’nin Aleviler ve Kürtler üzerindeki baskıyı arttırdığını, 12 Eylül’ün yasakçı ve baskıcı zihniyetinin bugün de devam ettiğini belirterek Abdullah Öcalan’ın çağrısının hayati önem taşıdığını vurguladılar.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 12 Eylül darbesine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “DEVLET, BU FAŞİST DARBEYLE DÜŞMANLIĞINI DAHA İLERİ TAŞIMIŞTIR”

    “Halklara ve inanç topluluklarına düşman olan devlet, bu faşist darbeyle düşmanlığını daha ileri taşımıştır” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “12 Eylül faşist darbesi boyunca Türkiye ve Kürdistan’da toplumun tüm kesimlerine, işçilere, emekçilere, devrimcilere, demokratlara, kadınlara, çocuklara ve daha çok da Kürtlere ve Alevilere yönelik kuralsız zorbalıklar yapılmıştır.

    12 Eylül faşist darbesinde 1 milyon 683 bin insan fişlenmiş, 650 bin kişi gözaltına alınmış, 50 kişi idam edilmiş, 14 kişi açlık grevinde, 171 kişi işkencede öldürülmüş, 144 kişi kuşkulu olarak hayatını kaybetmiştir. Zindanlara atılan Alevilere, Kürtlere, solculara ve devrimcilere insanlık dışı işkenceler yapılmıştır. On binlerce kurum, çok sayıda parti, sendika ve yayın organı kapatılmıştır. Sanatçılar, yazarlar ve gazeteciler yargılanmış, gösteriler ve yürüyüşler yasaklanmıştır.”

    “ALEVİ KÖYLERİNE YOĞUN BASKILAR YAPILDI”

    Silah toplama adı altında basılan Alevi köylerine özel ve yoğun baskılar yapıldığının altı çizelen açıklamada, “Özellikle Reya Hakk inancının serçeşmesi olan Dersim’de zorla camiler yapılmıştır. 1982 Anayasası’yla zorunlu din dersleri dayatılmış, Sünni anlayış devletin tekçi merkezine yerleştirilmiş, çocuklar yatılı okullarda asimilasyona maruz bırakılarak, Alevi inancının ortada kaldırılması amaçlanmıştır. 12 Eylül koyu bir karanlık olarak bütün halkların ve aynı şekilde Kürt halkı, Alevi toplumunun üzerine çökmüştür. Farklılıklar reddedilmiş; demokratlar, devrimciler ve inanç toplulukları susturulmuştur. Darbe ile birlikte Kürt Alevi halkı yurtlarından koparılmış, zorunlu göçlerle parçalanmış, sürgün edilmiş ve yoksullaştırılmıştır” denildi.

    “12 EYLÜL’ÜN YASAKÇI, FAŞİST ZİHNİYETİ VE UYGULAMALARI BUGÜN DE DEVAM ETMEKTEDİR”

    FEDA ve DAKB’ın açıklamasının devamında şunlar dile getirildi:

    “12 Eylül’ün yasakçı, faşist zihniyeti ve uygulamaları bugün de devam etmektedir. Bu amaçla Alevilik ya yok sayılmakta veya yok edilmek için yoğun baskılara maruz bırakılmaktadır. Alevilerin eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü talepleri karşılanmamaktadır. Cemevleri ibadethane olarak kabul edilmemektedir. Seçilmişlerin yerine kayyumlar atanarak halkın iradesi gasp edilmektedir.

    12 Eylül karanlığında halka dayatılan ‘tekçilik’ baskısı, bugün yine karşımıza çıkmaktadır. Dün zindanlarda, meydanlarda yasaklanan diller, bugün Meclis çatısı altında susturulmaktadır. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda Barış Anneleri’nin Kürtçe konuşmasına izin verilmemesi, 12 Eylül zihniyetinin hâlâ diri olduğunun en açık göstergesidir.”

    “ÖCALAN’IN ÇAĞRISI HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR”

    Açıklamada, Abdullah Öcalan’ın, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın derhal hayata geçirilmesinin yaşamsal bir önem taşıdığı belirtilerek, “Bu çağrı, sadece Kürt halkı için değil, tüm halkların, inançların ve dolayısıyla Alevilerin eşit ve özgür yaşaması için yol göstericidir. Barışın, kardeşliğin ve demokrasinin hemen inşa edilmesi için mücadelemize devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki özgürlük, rızayla kurulan bir toplumsal yaşamda; barış ise halkların dillerini, kimliklerini ve inançlarını özgürce ifade edebildiği bir düzende hayat bulacaktır” diye eklendi.

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin 78’liler Hareketi: Erdoğan, darbe yasalarını kendi yükselişi için kullandı- VİDEO

    Mersin 78’liler Hareketi: Erdoğan, darbe yasalarını kendi yükselişi için kullandı- VİDEO

    PİRHA- Mersin 78’liler Hareketi, 12 Eylül Darbesine ilişkin yaptığı açıklamada darbe anlayışının hala devam ettiğini belirterek, Recep Tayyip Erdoğan’ın darbe yasalarını, kendi siyasi yükselişi için kullandığına dikkat çekti.

    Mersin 78’liler Hareketi, 12 Eylül 1980 darbesine ilişkin Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Açıklamayı okuyan Necdet Kılıç, 12 Eylül darbe rejiminin temel unsurlarıyla sürdüğünü belirterek, “12 Eylül 1980-83 açık darbe döneminde yapılan 600’ün üstünde yasayla, o tarihten günümüze kadar çıkarılan yeni baskı yasaları ve yönetmeliklerle sürüyor” dedi.

    “ERDOĞAN, DARBE ANAYASASINI KULLANDI”

    Türkiye’de hem iktidarların hem muhalefet partilerinin 12 Eylül darbe rejimiyle uzlaştığını söyleyen Kılıç, “Sanki 12 Eylül darbesi olmamış, sanki 12 Eylül rejimi temel unsurlarıyla sürmüyormuş gibi bir siyasi tutum içinde oldular. Bu tutum 2000’li yıllara doğru iktidara hazırlanan Recep Tayip Erdoğan’a 2000’lerin başında iktidar olma olanağı sağladığı gibi, ona geniş bir hareket sahası sağlamaya devam etti. Açık bir ifadeyle Türkiye’nin resmi siyasal muhalefetinin 12 Eylül rejimi ile uzlaşmasının bedeli Erdoğan ve tekçi rejim oldu. Erdoğan, darbeden 20 yıl sonra hazır bulduğu darbe Anayasasını ve darbe yasalarını, kendi siyasi yükselişi için sonuna kadar kullandı. Anayasayı ve yasaları ihtiyaç duyduğunda yok saydı” diye konuştu.

    “DARBE ANLAYIŞI KAYYIMLARLA SÜRÜYOR”

    Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız ise “Darbe sadece iktidarın belirlenmesine yönelik değil, her türlü devlet aygıtının uygulamalarında tecelli etmekte. Kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı, emeğin sömürüsü, yerel yönetimlere karşı uygulanan kayyım politikaları darbe anlayışının uzağında değildir. Umuyoruz ki Türkiye bir daha böyle demokrasi karşıtı uygulamalar görmesin” sözlerini kullandı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Alevi Bektaşi Federasyonu: 12 Eylül darbecileri yargılansın, halktan özür dilensin

    Alevi Bektaşi Federasyonu: 12 Eylül darbecileri yargılansın, halktan özür dilensin

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu, 12 Eylül Darbesi’nin Aleviler üzerindeki baskıyı arttırdığını ifade ederek, “Aleviliğe uygulanan kuşatma ağırlaştırıldı ve darbenin tohumları ise Maraş, Çorum, Malatya’da Alevilere saldırıp katliamlar yapılarak atıldı. 12 Eylül ve tüm darbeler yargılansın, halktan özür dilensin” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) 12 Eylül darbesine ilişkin yazılı açıklama yaptı. 12 Eylül’ün devrimcilere, yurtseverlere ve Alevilere karşı işlenmiş insanlık suçu olduğuna vurgu yapıldı.

    “12 Eylül tarikat ve şeriatçıların dostu, eşitlik ve adaleti savunanların ise düşmanıdır” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Eşitlik adalet ve demokrasi gibi değerleri bünyesinde üretip çoğaltarak yaşayan Aleviler, her dönem şeriatın ve faşizmin hedefi olmuştur. Bu gerçeklik 12 Eylül Faşist darbesinde de değişmemiş, binlerce Alevi mahallesi, köyü arama bahanesi ile talan edilmiş, yüzbinlerce Alevi sürgün edilirken yüzlerce genç ise katledilmiştir. Ülkemizde faşizm, dinci gericilikten beslenmektedir.

    “12 EYLÜL’LE ALEVİLERE BASKI YOĞUNLAŞTI”

    12 Eylül darbesinden sonra tarikatların önü daha da açılmış, Alevi köylerine camiler yapılmaya başlanırken, okullarda din dersleri zorunlu hale getirilmiştir. Toplumun bilim, sanat, demokrasi, eşitlik gibi değerlerden uzaklaşarak gericileştirilmesi Alevilerin baskı altına alınmasıyla paralel devam etmiştir. Devrimciler katledilirken zaten yasaklı olan Aleviliğe uygulanan kuşatma da ağırlaştırıldı darbenin tohumları ise Maraş, Çorum, Malatya’da Alevilere saldırıp katliamlar yapılarak atılmış, meyvesi ise sayısız katliamların yanı sıra Madımak, Gazi, 10 Ekim, Suruç, boşaltılan köyler ve sayısız katliamlar olmuştur. Kürtler, Ermeniler ve Alevilerin yan yana gelerek ülkede demokrasi mücadelesine ivme kazandırmasının önüne geçmek için halklara şiddet ve yasaklar artarak devam ettirilmiştir.

    “DARBECİLERLE MÜCADELEMİZ SÜRECEK; HALKTAN ÖZÜR DİLENSİN”

    On binlerce faili meçhul cinayetler vardır. Bugün tarikatların ülkeyi yönetiyor olmasının temellerini 12 Eylül darbecileri atmıştır. Bu darbe 12 Eylül 1980’de başlatılan ve günümüzde AKP-MHP icraatları ile devam eden bir süreçtir. Tüm bunların karşısında Aleviler devrimcileri, demokratları her yerde ve koşulda desteklemeye devam etmektedir. Bizler laiklik ve özgürlük mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğimizi haykırırken, darbecilere ve onun destekçilerine karşı olan mücadelemize devam edeceğimizi bir kez daha haykırıyoruz. Şeriata karşı demokrasi, sömürüye karşı özgürlük mücadelesini devrimcilerle, yurtseverlerle omuz omuza vermeye devam edeceğiz. 12 Eylül ve tüm darbeler yargılansın halktan özür dilensin.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • 78’liler Girişimi’nden İzmir’de açıklama: 12 Eylül sürüyor, darbecilerle hesaplaşacağız

    78’liler Girişimi’nden İzmir’de açıklama: 12 Eylül sürüyor, darbecilerle hesaplaşacağız

    PİRHA- 78’liler Girişimi, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin 42’nci yılında İzmir’de yaptığı açıklamada, 1980 darbesinin bugün de devam ettiğini belirterek, “Darbecilerle hesaplaşacağız” dedi. 

    Video eklenecek

    12 Eylül Darbesi’nin 42. yılında 78’liler Girişimi, Eski Sümerbank önünde basın açıklaması yaptı. ’12 Eylül Darbe rejimi katlanarak sürüyor’ pankartının taşındığı açıklamada sık sık, “Faşizme karşı omuz omuza”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek”, “Gün gelecek devran dönecek faşistler halka hesap verecek” sloganları atıldı. Basın açıklamasını girişim adına Emine Sözüdoğru okudu.

    “12 EYLÜL DARBESİ KATLANARAK DEVAM EDİYOR”

    12 Eylül rejiminin temel unsurlarıyla katlanarak devam ettiğini belirten Sözüdoğru, “Darbecilerin yaptığı 12 Eylül Darbe Anayasası ile Siyasi Partiler, Seçim Barajı, YÖK, RTÜK, Sendikalar yasalarının yanı sıra, 12 Eylül devletinin hukuki temellerini oluşturan 1980-83 döneminde yapılan 600 civarında yasa ve binlerce yönetmelik 42 yıldır sürüyor” dedi.

    “MGK İKTİDARLARIN ORTAĞI OLDU”

    12 Eylül projeleri açısından aşırı milliyetçi, şoven ve dinbaz görüşlerin önünün açıldığını belirten Sözüdoğru, “Pentagon’un ‘Ulusal Güvenlik Devleti’ Türkiye’deki derin tarihsel köklere sahip tutucu, bürokratik, milliyetçi devlet geleneği ile örtüştü. Böylece devlet-toplum ilişkilerinde dengenin tamamen toplum aleyhine bozulduğu, yurttaş karşısında devletin kutsallaştırıldığı bir durum ortaya çıktı. 1983’de ‘Ulusal Güvenlik Devleti’ne tekabül eden ‘Kontrollü Demokrasiye’ geçilirken askeri cunta, Türk siyasal yaşamında var olan, ancak daha çok bir danışma organı gibi çalışan Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) yetkilerini arttırarak, sürekli bir iktidar ortağı haline getirdi” diye ifade edildi.

    DİYARBAKIR VE MAMAK CEZAEVLERİ

    Sözde sivil hükümetlerin ‘Ulusal Güvenlik Rejimi’ çerçevesinde iktidarı darbe rejimiyle bölüşmeye rıza gösterdiğini belirten Sözüdoğru, “Darbecilerin ayrımsız, muhalif ya da farklı her kesime karşı uyguladığı ölçüsüz şiddetin yanıtı, 1984’den sonra patlak veren ‘Kürdi savaş’ oldu. Bu savaşın kısa sürede büyümesinin ana kaynaklarından biri- abartısız- işkence kampına dönüştürülen Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi oldu. Mamak, Metris ve Türkiye’nin her yanına yayılan sayısız askeri cezaevinde inanılmaz bir şiddet uygulandı. Bunlar kayda bile geçmedi” diye belirtti.

    “SADECE ASKERİ DEĞİL TÜM ALANLARA YÖNELİK DARBE”

    12 Eylül projesinin sadece askeri darbe değil, ülkenin ekonomik yapısı, toplumun siyasi tercihleri, düşünce ve kültürel özellikleri ile oynayan, ancak ‘yerlilik’ bağları olmayan bir proje olduğunun belirtildiği açıklamaya devam edildi:

    “Eşitlikçi, insana ve kardeşliğe dayalı yüksek değerler tasfiye edilecek; para, statü ve güce dayalı aşağı değerler sisteminin önü açılacaktı. 12 Eylül sonrası gençlik, işte bu aşağı değerler kuşatması altında yetişti. Klasik kapitalizmin üretime yönelik yapılanması dahi gözden düşürüldü, Para ile para kazanmak varken, üretim gibi zor ve sorunlu işlerle uğraşmaya gerek kalmayacaktı. Siyaset yapma ile çıkar sarmalları arasında çürüme iç içe geçti. Bu durum siyaseti çürüttü. Çürüme, sonunda tüm kurumları sarmalı içine aldı.”

    “DARBELER DARBELERİ DOĞURDU”

    12 Eylül’ün darbeciliğinin yargılanamayışının bedelinin 28 Şubat, onun da bedelinin 15 Temmuz darbe girişimi ve tek adam rejimi olduğu kaydedilen açıklamada, “Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, yeni bir darbe olmamasının en gerçekçi yolu darbelerle hesaplaşmak, darbecilerin ve işkencecilerin yargılanmasını sağlamaktır” denildi.

    Açıklama sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • İpek Ateş hayatını kaybetti

    İpek Ateş hayatını kaybetti

    PİRHA-12 Eylül Darbesi sonrası tutuklu oğlunun ziyareti sırasında, Kürtçe konuşmak yasak olduğu için bildiği tek Türkçe cümle ile seslenen İpek Ateş hayatını kaybetti.

    12 Eylül 1980 Darbesi sonrasında tutuklu bulunan oğlunu ziyarete giden ve Kürtçe konuşmak yasak olduğu için tek Türkçe cümle ile “Kamber Ateş nasılsın?” diyebilen İpek Ateş hayatını kaybetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Yurtdışına gitmem için ayağıma kırmızı halı sermedikleri kaldı!’-VİDEO

    ‘Yurtdışına gitmem için ayağıma kırmızı halı sermedikleri kaldı!’-VİDEO

    PİRHA- Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, ‘Ocak sistemini’ günümüzde daha etkin işletebilmek adına “Yeniden inşa hareketi” başlattıklarını söyledi. Deprem, Alevi toplumunun bilinçli bir politika sonucu köylerinden uzaklaştırıldığına dikkat çekerek “Bir toplumun kültürünü yok edeceksen toprağından uzaklaştıracaksın. Bize bu dayatıldı. Bunu değerlendirerek arkadaşlarla birlikte yaşamı yerinde ve yeniden inşa hareketi başlattık.” dedi.

    Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Alevi toplumuna, bir bütün olarak sürgün politikası dayatıldığına işaret etti. Köylerin zorla boşaltılıp toplumun, köklerinden uzaklaştırıldığını söyleyen Deprem, “Yeniden inşa hareketi” başlattıklarını anlattı.

    Pir Süleyman Deprem, Türkiye’nin “Darbeler ülkesi” olduğunu ifade ederek, özellikle 12 Eylül darbesinden sonra Alevi ve Kürt toplumuna hukuk dışı politikalar yöneltildiğini söyledi. Deprem, “O dönem, sözüm ona demokrasi darbeye rağmen biraz işliyordu, bugün ise hak getire. O günleri atar duruma düştük” diyerek 1980 yılından sonra uygulanan “gizli sürgün politikasını” anlattı.

    Pir Süleyman Deprem, “Alevi ve Kürt toplumu, köy ve şehirlerde taciz edildi, her türlü zor ve zorbalık uygulandı. Ama asıl olan bir sürgün politikasıydı” diyerek şunları anlattı:

    “Toplumların topraklarından uzaklaştırılması asıl önemli konuydu. Bunu önce fark etmedik. Ben gözaltında 26 günlük işkenceden sonra 1982 yılında çıktım ve 32 yaşında niyetim yokken askere gittim. Sonrasında ‘Yaşama şansın yok. Sen de Avrupa’ya git’ dediler. ‘Bu devlet, bu iktidar bana pasaport vermez’ dedim ama gidip bir şansımı denemek istedim. Başvurdum ve tabiri caizse ayağıma kırmızı halı sermedikleri kaldı. Anında pasaportumu hazırladılar.

    Dedim ki ‘Düşmanın sana iyi davranıyorsa ya sende ya da onda bir numara var’. O gün pasaportu yırttım ve gitmedim. ‘Öleceksem ya da kalacaksam burada, ama gideceksem de elimi kolumu sallayarak gezmeye gideceğim’ dedim. ‘Neden?’ diye sordular. Ben de dedim ki ‘Oradaki yaşam riski buradaki ölüm riskinden daha ağır. Orada kişiliğimi kaybederim ama burada hayatımı. Ben kişiliğimi hayatıma tercih ediyorum’ dedim. Ama birçok insanımız, hatta devrimcilikle ilişkisi olmayanlar, bu gerekçelerle gidip bizden de referans istediler. Sonrasında o kişiler, para kazanıp geldiler ama kişiliklerini kaybettiler.

    İkincisi; bir toplumun kültürünü yok edeceksen toprağından uzaklaştıracaksın. Bize bu dayatıldı. Şu anda Kürt Alevi köyleri, özellikle Maraş bölgesinde yazın köylere tatile gelirler ancak kışın o köylerde kimse kalmaz. Bunu değerlendirerek arkadaşlarla birlikte yaşamı yerinde ve yeniden inşa hareketi başlattık. Yaşam derken; kültürel, inançsal, tarımsal, hepsi var. İnsanları tekrar topraklarına dönmeye davet ettik. Ve bu konuda çok güzel gelişmeler oldu.”

    “YAŞAM TOPRAKTADIR”

    Süleyman Deprem, toprağı işleme konusunda alışılmış bir yönetim biçimi olduğunu söyleyerek tüm üretim biçimlerini değiştirme amacı taşıdıklarını anlattı. Yaşamın, toprağı işleyerek daha nitelikli hale gelebileceğine vurgu yapan Deprem, şöyle devam etti:

    “Toprakta sulu ya da susuz hangi ürünler yetişir; sahlepten tutun cevizinden, bademine kadar şu anda herkes harıl harıl bu çalışmaların içerisinde. Sanayi bile ancak toprakla gelişir. Yaşam topraktadır. Alevilik felsefesinin temel anlayışıdır.

    Bizler eskiden 70 kişilik bir aileydik ve hiçbirimizin ne bir emekli ne de çalışan bir maaşı vardı. Ama küçük bir tarlada hiçbir şeye ihtiyaç duymadan seneyi kurtarıyorduk. Toprak yoksa yurt yoktur. Toprak yoksa yaşam yoktur. Toprak yoksa beslenme yoktur. Bu anlamda hiç kimsenin topraklarını asla satmamasını öneriyoruz. İnsanlar, topraklarını yeniden üretime kazandırabilirler. Bizim de bu yönlü bir çabamız var.

    Ürünü işlemek önemli. Çünkü bu işlem çeşitli ticari kurumların himayesinden kurtulmak anlamına gelir. İstedikleri gibi zam yapamazlar. Kooperatifleşerek sen yaparsın sen satarsın. Örneğin domatesi domates olarak satmayacaksın, onu salça yapacaksın.”

    “DIŞARIDAN İNANCA SADECE FİNANSAL DESTEK VEREBİLİRSİN”

    Pir Süleyman Deprem, son olarak ocaklar sisteminin yerinden yönetilip güncellenmesi gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi:

    Yaşam felsefesi olarak Alevi yaşamımız toprağa, suya, havaya, ışığa bağlıdır. Kendi toprağı üzerinde yeşermeyen ağaç kurur. Bugün dışarıda olan bütün Alevi ve Kürtler mülteci konumdadır. Evet Fransa’da Fransız, Almanya’da Alman değilsin. Çünkü mültecisin. Şimdi Avrupa da yeni yeni yasalar çıkarmaya başlıyor. Eğer kendi ülkende malvarlığının var ise vatandaşlığını zora sokuyor.

    Örneğin ben Sinemilli Ocağında bir pirin oğluyum. Sinemilli Ocağını Almanya’dan, Fransa’dan, Amerika’dan örgütleme şansın yok. Sinemilli Ocağı, merkezi olan Kantarma’da örgütlenir. Dışarıdan inanca kültürel ya da finansal destek verebilirsin ama eğer Kantarma’da bu ocağı yeniden güncelleyip oradan ses veremiyorsan geçmiş olsun.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    Sinemilli Ocağı Mensubu Süleyman Deprem: Hiçbir süreğe 'Alevilik budur' diye dayatılamaz

  • ‘Ben sadece Artvinli Mehmet Özer değilim; Sivas’ta yakılmak istenmiş bir devrimciyim’-VİDEO

    ‘Ben sadece Artvinli Mehmet Özer değilim; Sivas’ta yakılmak istenmiş bir devrimciyim’-VİDEO

    PİRHA-Fotoğraf sanatçısı Mehmet Özer, sosyal medya paylaşımları sebebiyle 1 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Özer, mahkeme kararına dair “Görsel tarih yazıcısıyım ve bu ülkenin mazlumlarının direnme öykülerini yazmaya çalışıyorum. Elbette ki 10 Ekim’i, Sivas’ı, Diyarbakır’ı, 1 Mayıs’ı anlatmayı sürdüreceğim” dedi.

    Fotoğraf sanatçısı Mehmet Özer, Utanç Müzesi’nde çektiği fotoğrafları sosyal medya hesaplarından paylaştığı gerekçesiyle 1 yıl 3 ay hapis cezası aldı. “Örgüt propagandası yapmak” suçu ile yargılanan Özer, dosyanın istinaf mahkemesine taşınacağını belirtti.

    “BU HALKIN FOTOĞRAFINI ÇEKMEYE DEVAM EDECEĞİM”

    Yaklaşık 40 yıldır Ankara’da yaşayan Mehmet Özer’in, hakkında verilen hapis cezasına dair ilk yorumu “Van’dan Kırklareli’ne kadar bütün alanda, hak mücadelesi yürütenlerin yanında olmak, bir fotoğrafçı-yazar olarak yeniden itiraz dillerini oluşturarak hayata ve okuyucuya sunmak gibi sorumluluğum var” şeklinde oldu. Özer, önceki yıllarda da mesleği gereği hakkında dava açılıp beraat ettiğini belirterek şunları söyledi:

    “Bu son açılan dava usulü bakımından hukuka aykırı. Çünkü dosyayı Jandarma hazırlıyor, savcılık da dosya üzerinden ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçu isnat esiyor. Herhangi bir savcının talimatı ile olmuş değil; tamamıyla bir devlet birimi, hakkımda açık sosyal medya hesaplarıma girerek, paylaşımlardan suç üretmeye çalıştı.

    Şahsıma yönlendirilen suçlamanın üç ayağı var. Birincisi, Devrimci 78’liler Federasyonu üyesi ve yöneticisi olduğum 2006-2014 yılına kadarki dönemde birçok ilde ‘Utanç Müzesi’ adlı müze açıyorduk. Cumhuriyet tarihi dönemindeki hak ihlallerini, faili meçhul cinayetleri, devrimcilerin hayatlarını müzeye taşıyarak hem 12 Eylül darbecilerini yargılamak istiyorduk hem de tarih bilincimizi güncelleyerek insanların unutmasını engellemeye çalışıyorduk. Öncelikle şahsıma isnat edilen ilk suçlama, müzedeki devrimci önderlerin fotoğraflarının paylaşılması oldu.

    İkinci suçlamada ise Yüksel ve Sakarya Caddesi’nde yapılan etkinlik ve anmalarda çektiğim fotoğrafları ‘çekip paylaştı’ diye bir ifade var. Bunlardan biri İbrahim Kaypakkaya’nın anmasıydı.

    Suçlamaların üçüncü ayağı ise sendika.org’ta yayınlanan bir haberi paylaşmak oldu. Bu haber IŞİD terör örgütünün, Ortadoğu haklarına yönelik kanlı savaşta peşmergelerin Türkiye sınırından geçerek Urfa’dan Kobani’ye girmeleri idi. Ki zaten bu geçiş de şimdiki hükümet izniyle olmuştu. Oysa izni veren sizdiniz. Ben sadece verilmiş izni paylaşmıştım.

    “SAFINI BELİRLEMİŞ BİR SIRA NEFERİYİM”

    Yani bir bahane bulunması gerekiyordu ve buradan da indirimlerle birlikte 1 yıl 3 ay ceza aldık. Yaptığım işleri yeniden yapmayı da sürdüreceğim. Çünkü ben bir tarih yazıcısıyım. Görsel tarihi yazıyorum. Bu ülkenin mazlumlarının, işçilerin, LGBT bireylerinin direnme öykülerini yazmaya çalışıyorum. Çünkü ben bu hayata onların safından sesleniyorum. Elbette ki 10 Ekim’i Sivas’ı, Diyarbakır’ı ve 1 Mayıs katliamlarını anlatacağım. Elbette ki kadınlara yönelik şiddete karşı çıkacağım. Yani bir anlamda fotoğraf makinesi ve sözcükleri ile safını belirlemiş bir sıra neferiyim. Bunu tamamen kendi özgür irademle yapıyorum. Çünkü ben bu halka borçluyum. Bu halkın fotoğrafını çekmeye devam edeceğim.”

    “ÖLENLERLE ÖLMEDİĞİMİZ İÇİN BİR HESAPLAŞMA İÇERİSİNDEYİM”

    Aynı zamanda Sivas Madımak Katliamı’nda sağ kurtulan isimlerden biri olan Mehmet Özer, “Ben sadece Artvinli Mehmet Özer değilim. Bingöl’de bir Aleviden ahlak dersi almış, Sivas’ta yakılmak istenmiş, 1 Mayıslarda öldürülmek istenen bir devrimciyim. Ermeniyim, Kürdüm, Türküm, Yahudiyim, Çerkezim. Bu nedenle kendini ötekileştirilmiş insanlara karşı sorumlu hissediyorum” diyerek şunları aktardı:

    “Aslında Kur’an kurslarında büyüyen bir çocuğum. Ta ki Sivas’taki o büyük yangınla karşılaşana kadar bir devrimci olsam bile kafamın kenarında çocukluğumun bana armağan etmiş olduğu hikayeler vardır. Mesela ben Selahattin Eyyübi hayranıyım. Çocukluk kahramanım odur. Arkadaşlarım ‘Zagor, Tombiks’ derken ben de ‘Selahaddin Eyyubi’ derdim. Çünkü kahraman, adil ve adaletli bir savaşçı.

    Sivas’a bir aydın olarak gittim. Bir fotoğraf ve şiir gösterisi için orada olacaktım. Pir Sultan Abdal, Alevilerden daha önce hayatıma girerek bize, adaletsizliğe karşı boyun eğmemeyi, o damardan şiirimizi beslemeyi seçtiğimiz bir tarihsel kahramandı. Ben de vefa borcu çağrısı ile Sivas’a gitmiştim. İki günde yaşadıklarımızı 28 yıldır bir türlü bilincimize çıkaramadık. Çok yakın zamanda o anı yaşayanların ne kadar derin bir travma yaşadıklarını anlatayım.

    Zerrin Taşpınar, edebiyatçı bir ablamızdır. İki sene önce bir trafik kazası geçirdi. Hastaneye kaldırıldığında kalbi durmuştu ama doktorların müdahalesi sonucu yaşama dönüyor. Ve ilk sözleri ‘beni otele götürün, arkadaşlarım beni bekliyor’ oluyor.

    Biz 28 yıldır bu acıyı taşıyarak yaşıyoruz. Belki de ölenlerle ölmediğimiz için bir hesaplaşma içerisindeyiz. Alevi arkadaşlara ‘Siz Alevi doğdunuz ama ben yola girdim’ derim. Yani yolu seçenlerdenim. Osmanlı tarihinden bu yana Alevi halkı haricinde başka toplumlara yapılan hukuksuzluk olsaydı inanç özgürlükleri savunmak için aynı fedakarlığı gösterirdim. Bu topraklarda Aleviler yüzlerce yıldır hep yok edilerek ötekileştirildi. Çevremde kim mazlumsa, kim adaletsizliğe uğramışsa onun sesi olmayı, onun görsel metinlerini üretmeyi seçmiş birisiyim.”

    Eren Güven/ANKARA

  • ‘Darbe zihniyetinin ‘sivil’ iktidar tarafından da sürdürüldüğünü gördük’

    ‘Darbe zihniyetinin ‘sivil’ iktidar tarafından da sürdürüldüğünü gördük’

    PİRHA-Yeşil Sol Parti, 12 Eylül Darbesinin yıl dönümü nedeniyle açıklama yaparak “Darbeler ile hesaplaşmak için demokrasi ittifakında birleşmeliyiz” dedi.

    12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 41 yıl geçti ancak darbe hukuku ve kurumları hala işlevini sürdürüyor.

    Yeşil Sol Parti Eş Genel Sözcüleri Ayşe Erdem ve İbrahim Akın, darbenin yıldönümünde yazılı bir açıklama yaparak, 12 Eylül darbesi ile yüzleşilemediği için darbe uygulamalarının günümüzde de sürdüğünü ifade etti.

    “DARBELERİ KİMİN FIRSATA ÇEVİRDİĞİ GÖRÜLDÜ”

    Yeşil Sol Parti’nin açıklamasında, 12 Eylül’ün “işsizlik, gözaltı, tutuklama, işkence, hukuksuz yargılama, cezaevi ve idam” demek olduğuna işaret edilerek şu ifadeler kullanıldı:

    “12 Eylül faşist darbesi sadece insanlar için baskı, zor ve işkence değildi. Doğa tahribatında kural tanımazlık da bu dönemde başladı. Türkiye 41 yıldır 12 Eylül darbesinin çizdiği sınırları aşamadığı gibi aksine daha da kurumsallaştıran, izlerini silmeyi daha da zorlaştıran tekçi, antidemokratik bir yönetim ile karşı karşıya kaldı.

    15 Temmuz darbe girişimine karşı toplumda beliren demokrasiye ve sivil siyasete sahiplenme iradesi iktidar tarafından heba edildi. Darbelere kimin gerçekten karşı olduğu, kimin fırsata çevirdiği görüldü. OHAL döneminde darbe dönemlerinin hukuk tanımaz uygulamalarının yapıldığını, darbe zihniyetinin ‘sivil’ iktidar tarafından da sürdürüldüğünü gördük.

    Seçim sonuçlarının tartışmalı olduğu, siyasetçilerin hapishanelerde olduğu, yargının bağımsızlığını yitirdiği, aydınların, akademisyenlerin tutuklu olduğu, binlerce kamu emekçisinin bir gecede işsiz bırakıldığı, televizyonları-gazetelerin kapatıldığı, seçilmiş belediye başkanları yerine atanmışların getirildiği, içerde ve dışarda savaş politikalarının sürdürüldüğü günleri yaşamaya devam ediyoruz.

    Yeşil Sol Parti olarak tüm darbelerle ve darbenin devamlılığını sağlayan kurumlar ve zihniyetle mücadeleyi öncelikli görevlerimiz arasında görüyor; demokrasi, eşitlik, özgürlük, barış ve ekoloji mücadelesi veren güçlerle birlikte darbeci zihniyetle hesaplaşma mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha vurguluyoruz. Demokrasi ittifakı içinde bir araya gelmeye; mücadelemizi ve çabalarımızı ortaklaştırmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • İHD İstanbul Şubesi: 12 Eylül darbesi devam ediyor

    İHD İstanbul Şubesi: 12 Eylül darbesi devam ediyor

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi 12 Eylül 1980 darbesinin yıl dönümü sebebiyle, Elmadağ’da bulunan TRT İstanbul Radyosu önünde basın açıklaması yaptı. 

    Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve 78’liler Girişimi’nin de destek verdiği açıklamada “12 Eylül Devam Ediyor! Darbelere Hayır” pankartı açıldı.

    Basın açıklamasında konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, 12 Eylül darbesinin sabah 03:00’de TRT İstanbul Radyosundan duyurulduğunu hatırlattı ve “12 Eylül’ü tamamen ortadan kaldıracağını söyleyen AKP, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan ettiği ve iki yıl süren OHAL ile 12 Eylül’ü daha da pekiştirdi” dedi.

    “12 EYLÜL DARBESİ DEVAM EDİYOR”

    OHAL döneminde çıkan KHK’leri hatırlatan Yoleri, “OHAL’in adı gitti kendisi sürüyor, 12 Eylül darbesi devam ediyor” diye konuştu.

    12 Eylül darbesi sürecinde işlenen insanlığa karşı suçları hatırlatan Yoleri, “517 kişiye idam cezası verilmiş ve 50 infaz edilmişti. 300 kişi kuşkulu bir şekilde ölmüş, 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelerle kanıtlanmış, 11 kişi göz altında kaybedilmişti” diye 12 Eylül’ün bilançosunu açıkladı.

    OHAL sürecinde yaşananlara da dikkat çeken Yoleri, “446 bin kişi hakkında adli işlem yapıldı. 80 bine yakın kişi tutuklandı. 20 bin civarında kişi adli kontrolle serbest bırakıldı. 125 bin 800 kamu görevlisi meslekten ihraç edildi. 20 bin dolayında memur açığa alındı. Her tür darbeye karşı biz insan hakları savunucuları 12 Eylül’e de, bugünkü devamına da hayır diyoruz” diye sözlerini bitirdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Güden: Kardeşçe yaşamak isteniyorsa Maraş’ın ortasına utanç müzesi yapılmalı-VİDEO

    Güden: Kardeşçe yaşamak isteniyorsa Maraş’ın ortasına utanç müzesi yapılmalı-VİDEO

    PİRHA- 40 yıl önce yaşanan Maraş Katliamı ile Maraş bölgesinin Alevilerden ve Kürtlerden arındırılmak istendiğini belirten Ahmet Güden, Terolar’a yapılan mülteci kampıyla bölgenin demografik yapısının değiştirilmesinin hızlandığını kaydetti. Güden, Sünni kesimin Alevilerle birlikte kardeşçe yaşamak istiyorlarsa Maraş’ın ortasına bir utanç heykeli veya müzenin yapılması gerektiğini de söyledi.

    Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Yalak Köyü’nde doğup büyüyen Ahmet Güden 53 yaşında ve 2 çocuk babası. Kürt Alevi olan Güden, Maraş Katliamı’nın yaşandığı sıralarda olup biteni televizyondan ve babasının anlattıklarından takip etmiş. Katliamın köylerine sıçramamasına rağmen içlerinde hep bir korku olduğunu ve yaşanan acıları hissettiklerini söylüyor Güden.

    “TOPLUMSAL MUHALEFET BASTIRILMAK İSTENİYORDU”

    Katliamın ilk başta Alevi Kızılbaş katliamı olduğunu bilmediklerini kaydeden Güden, solculara yönelik bir katliam olarak lanse edildiğini belirtti. Güden, katliamdan önceki Maraş tarihine bakıldığında bu ve buna benzer katliam girişimlerinin yaşandığını söyledi.

    1970’li yılların başlarında Türkiye’de gelişmekte olan toplumsal bir muhalefetin olduğuna işaret eden Güden, şöyle konuştu:

    “Bu toplumsal muhalefetin bir şekliyle bastırılması gerektiğini düşünen bazı güçler 1972 yıllarında Deniz Gezmiş, Hüseyin Aslan ve Yusuf İnan’ı idam ederek toplumun bastırılmasını hedeflemişlerdi. Fakat bu toplumun taleplerinin bastırılmasının önünde bir engel olmadı. Sorunların daha da derinleşmesine neden olmuştu. Her geçen gün daha çatışmalı bir ortam oluyordu. Ülkenin dört bir yanında ciddi olaylar oluyor, insanlar öldürülüyor adeta bir kaos yaşanıyordu. Sistem toplumsal muhalefete kulak vereceğine ve sorunlara demokratik yollardan çözüm bulmak yerine bir darbeyle bunu önlemek istiyordu. Bu darbenin toplumların üzerinde çok ciddi etkilerinin olacağını ve çok uzun yıllar izlerinin silinmeyeceğini bilmelerine rağmen tercihi bundan yana kullandılar” diye konuştu.

    “DARBENİN ALT YAPISI HAZIRLANDI”

    Bir darbenin yapılabilmesi için önce alt yapısının hazırlanması gerektiğine dikkat çeken Güden, bunun için ilk Malatya’nın seçildiğini ancak Malatya’da istedikleri planın tutmadığını kaydetti. Malatya olaylarının ardından Maraş Katliamı planının devreye sokulduğunu belirten Güden, Maraş Katliamı ile hem 12 Eylül darbesinin alt yapısının oluşturulduğunu hem de bölgenin demografik yapısının değiştirilmesinin hedeflendiğini vurguladı.

    “BÖLGE ADETA ARINDIRILDI”

    Maraş Katliamı ile ülkede yaşayan Alevilere, Kürtlere, sol ve sosyalist kesimlere bir mesaj verilmek istendiğini söyleyen Güden, “Verilmek istenen mesaj şuydu: Gelişen toplumsal demokratik yapının bir şekilde etkilenmesi isteniyordu. Özellikle de Aleviler o bölgeden çıkarılmak isteniyordu. Nitekim Maraş Katliamı’ndan sonra Maraş, Elbistan ve Malatya bölgesi adeta arındırıldı. Birçok insan oradan çıkarıldı” dedi.

    KATLİAMIN EKSİK KALAN AYAĞI

    Maraşlılar olarak mülteciliğin ne olduğunu iyi bildiklerini dile getiren Güden, Suriye’deki iç savaşın ardından ülkelerini terk edip Türkiye’ye gelen Suriyelileri anladıklarını, onlara kol kanat germek gerektiğini söyledi. Maraş’ın Aşağı Terolar Köyü yakınlarına yapılan mülteci kampını hatırlatan Güden, “AKP’nin ve sistemin yaklaşımı sadece savaş mağdurlarını oraya yerleştirmek değildi. Maraş Katliamı’nın eksik kalan ayağını tamamlamaktı aslında. Çünkü oradan boşaltılan insanların yerinin mutlaka doldurulması gerekiyordu ve bunlar da Suriye’deki Sünni Araplardı” diye konuştu.

    TAM BİR TRUVA ATI

    Geçtiğimiz 24 Haziran seçimlerinde Maraş’a giderek Aşağı Terolar köyünü ziyaret ettiğini belirten Güden, orada gördüğü durumu şöyle özetledi:

    “Gördüğüm şey içler acısıydı. Orası bir kamp değil adeta bir Truva atıydı. 27 bin kişinin yerleştirildiği kampta yavaş yavaş Maraş’ın iliklerine doğru yerleşmeye başlamışlar, dükkanlar açmışlar iş sahibi olmuşlar. Maraş’ta daha önce Ermeniler ve Süryanilerin yaşadığını hepimiz biliyoruz. Ama bugün bu kültürden, bu farklı inançlardan söz etmek mümkün değil. Bizler bunun önlemini almazsak yarın Maraş’ta bizden de bahsetmeyecekler. Çünkü Aleviler ve Kürtler orada da olmayacak tıpkı bugün Ermenilerin olmadığı gibi.”

    OSMANLIDAN BU YANA SÜREGELEN KIZILBAŞ DÜŞMANLIĞI

    Aleviler için kutsal sayılan Heme Tazi, Ali Qutto, Elif Ana gibi şahsiyetlerin türbelerinin bulunduğu Maraş bölgesinin önemli ve değerli olduğuna işaret eden Güden, her geçen gün orada kopmakla karşı karşıya kaldıklarını belirtti. Maraş coğrafyasının insansızlaştırılmak istendiğine vurgu yapan Güden, katliamdan sonra birçok insanın Maraş’tan göç ederek İngiltere, Fransa, Almanya ülkelere yerleştiğini ifade etti. Sistem açısından Alevi kültürünün tamamen Maraş’tan çıkarılması gerektiğini ve bir anlamda bunda başarılı olduklarını belirten Güden, Osmanlı’dan bu yana Maraş bölgesinde Kızılbaşlara karşı bir düşmanlığın süregeldiğini kaydetti.

    “MARAŞ’IN ORTASINA BİR UTANÇ MÜZESİ YAPILMALI”

    Katliamın unutulmaması için verilen mücadeleyi yeterli bulmadığını söyleyen Güden, kamuoyundaki duyarlılığı artırmak için daha ciddi girişimlerde bulunmak gerektiğini vurguladı. Güden bugün Maraş Katliamı’nı yaşayan insanların çoğunun bu konuda konuşmak bile istemediğini kaydetti. Daha önce Maraş’ta Ermenilerin, Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin birlikte sorunsuz yaşadığı zamanları hatırlatan Güden, Maraş’ta yaşayan Sünni kesimin Alevilerle birlikte kardeşçe yaşamak istiyorlarsa Maraş’ın ortasına bir utanç heykeli veya müzenin yapılması gerektiğini söyledi.

    Suay ABAK/İSTANBUL

  • 78’liler Girişimi: 12 Eylül darbesi tek adam rejimiyle sürüyor-VİDEO

    78’liler Girişimi: 12 Eylül darbesi tek adam rejimiyle sürüyor-VİDEO

    PİRHA- 78’liler Girişimi’nin 40. yılı dolayısıyla düzenlediği gecede konuşan 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, 12 Eylül darbesinin tek adam rejimiyle devam ettiğini vurguladı.

    78’liler Girişimi 40. yılı dolayısıyla Mersin’de 2. Geleneksel Dostluk ve Dayanışma Gecesi düzenledi. “Ne geçmiş tükendi, ne gelecek” şiarıyla düzenlenen gece, açılış konuşması ardından saygı duruşuyla başladı. Gece sinevizyon gösterimi ve ardından 78’liler Girişimi sözcüsü Celallettin Can’ın konuşmasıyla devam etti. Ayrıca geceye HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan, STK temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Gecenin yapıldığı salona “Tüketen değil üreten toplum”, “Eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik, toplumsal sözleşme”, “Siyasal gericiliğe karşı özgürlükçü laiklik!”, “Darbeciliğe karşı laiklik”, “Darbecilerle hesaplaş! toplumla barış!” dövizleri asıldı.

    “12 EYLÜL TEK ADAM REJİMİYLE DEVAM EDİYOR”

    Gecede kısa bir konuşma yapan 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, 12 Eylül’ün hala bitmediğini vurguladı. Can, “12 Eylül darbesinin günümüzde tek adam rejimiyle sürmektedir. Erdoğan 12 Eylül dönemi üzerinden iktidar oldu. Onun başarısı bizim başarısızlığımızdır. Çünkü yeterince 12 Eylül darbesiyle hesaplaşamadık” dedi.

    Düzenlenen etkinlikte sanatçı Kadir Çat Kürtçe ve Türkçe türküler seslendirdi.

    PİRHA/MERSİN

  • Sürgünden milletvekili adaylığına: Alevilerin tek başına kurtuluşu yok-VİDEO

    Sürgünden milletvekili adaylığına: Alevilerin tek başına kurtuluşu yok-VİDEO

    PİRHA-Maraş’tan cezaevine oradan da Balıkesir’e zorunlu sürgüne, sürgünden Avrupa’ya uzanan bir hayat hikayesi var Zeynel Özen’in. Özen, Avrupa’da başladığı Alevi hak mücadelesini şimdi HDP’den milletvekili seçilerek meclise taşımayı amaçlıyor. Özen, “Tek adam rejimi aşağı çekilmezse Alevilerin can derdi başlar” diyor.

    Zeynel Özen, HDP’nin İstanbul 3’üncü bölge 1’inci sıra milletvekili adayı. Maraş’ın Afşin ilçesinde doğan Özen’in ailesi Göksun’a göç ettiği için Özen, ilkokulu Göksun’da, ortaokulu Maraş merkezde, öğretmen okulunu ise Konya Akşehir’de okumuş. 1975 yılında öğretmen okulundan mezun olan Özen, öğretmenliği ancak 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar sürdürebilmiş.

    Maraş Katliamı’nın da tanıklarından ve mağdurlarından olan Özen, Maraş Katliamı davasından dolayı 7 buçuk yıl cezaevinde yatmış. Cezaevinden çıktıktan sonra Balıkesir’e sürgün olarak gönderilen Özen, burada yaşamanın olanağı bulamadığından yurt dışına gitmek zorunda kalır.

    Yurtdışında Alevi hak mücadelesine giren Özen, İsveç Alevi Federasyonu’nun ve Yol Tv’nin de kurucularından. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun birkaç dönemdir yönetim kurulu üyesi olan Özen, şimdi Alevilerin sesini meclise taşımak için mücadelesini HDP’de sürdürüyor.

    Zeynel Özen, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun Onursal Başkanı Turgut Öker’in adaylığının YSK tarafından iptal edilmesi üzerine Avrupa’daki Alevilerin kararıyla HDP Millevekili adayı oldu.

    Özen, Avrupa’daki mücadelesini ve neden HDP’den aday olduğunu PİRHA’ya anlattı.

    Maraş Katliamı’nın hem mağdurusunuz hem de sanığısınız. 7 buçuk yıl hapis yattınız, sonra sürgüne gönderildiniz, ardından Avrupa’ya gittiniz. O yıllarınızı biraz anlatabilir misiniz?

    Sosyalist bir gelenekten gelen birisi olduğum için 12 Eylül faşist darbesinden ben de nasibimi aldım. O Yıllarda devam eden bir Maraş Katliamı davası vardı. Ben Maraş Katliamı’nın mağduru olduğum halde 7 buçuk yıl hapis yattım ve o davalar bizlerin üzerine yıkılmaya çalışıldı ancak davalar çöktü.

    “İTİRAZ HAKKINIZI KULLANIRSANIZ ÇIKAMIYORSUNUZ”

    Normalde 7 buçuk yıl ceza alan bir insanın 4 yıl yatması gerekiyor. O zaman dava bitmedi ve Yargıtay’a gitti. Eğer itiraz hakkınızı kullanırsanız çıkamıyorsunuz. Biz de cezaevi döneminde tek tip elbise dayatması, işkencelerin yoğunlaşması nedeniyle açlık grevine başladık. Ardından ölüm orucuna başladık. Bunlardan dolayı da ceza almaya başladım ve o davalar devam ediyordu. Baktım çıkma şansım yok. Yargıtay’da cezamın bozulmasının hiçbir anlamı yok zaten o cezanın iki katını yatmışım. Yargıtay’dan itirazımı geri çektim çıkmak için. Çıktım fakat bana ömür boyu kamu hizmetlerinden men ve 5 yıl Balıkesir’e zorunlu ikamet yani sürgün verildi.

    Ondan sonra ben yurt dışına çıkmak zorunda kaldım ve İsveç’e gittim. İsveç’te ticaretle uğraştım. Orada da başardım yani. İsveç çapında değil de İsveç’te yabancılar arasında sayılır iş adamlarından biri konumuna geldim.

    Alevi hak mücadelesine nasıl başladınız?

    İsveç’te başladım Alevi hak mücadelesine. Sol gelenekten geliyorum. Annem babam Aleviydi ama ben Aleviliği tam bilmediğim için soğuk bakıyordum. Her şeyi sol sosyalist gözlükle değerlendiriyordum. O süreçte araştırma, öğrenme, yeni insanlarla tanışma başladı. 2000 yıllarının başında Alevi hareketi içerisine girdim. İsveç Alevi Birlikleri Federasyonu’nun kurucularındanım. Yol TV’nin kurucularındanım, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun da birkaç dönemdir yönetim kurulu üyesiyim.

    5 YILLIK ÖĞRETMENLİKTE 6 İL

    Bir devrimci mücadele geçmişiniz de var. Bundan biraz bahsedebilir misiniz?

    Ben 5 yıl öğretmenlik yaptım 6 tane il dolaştım. 6 ilin içinde bir de ilçelerini dolaştım. Çok maceralı bir dönemdi. O dönemdeki örgütlü yapının içinde olmaktan gurur duyuyorum. Çünkü bugün Alevi hareketinin içindeki bu başarım bir örgütlü geçmişim olmasından kaynaklanıyor. Yani o birikim o yaşanmışlıklar gerçekten bana çok şey kazandırdı.

    “AVRUPA’DA ÖRGÜTLENME TABANDAN BAŞLAR”

    Buradan baktığınızda Avrupa’daki Alevi örgütlenmesiyle Türkiye’deki Alevi örgütlenmesi arsında ne gibi farklar görüyorsunuz?

    Çok büyük fark var. Biz Avrupa’da gerçekten Alevilerin bölünüp parçalanmasının, farklı yönlere çekilmesinin önünü kestik, engelledik. Yani bizde tek bir örgütlenme vardır tabandan başlar o da Alevi kültür merkezleridir. İsimlerimizin hepsi öyledir. Yani buradaki Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yok, Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı, Demokratik Alevi Kültür Dernekleri diye bir şey yok. Bizde Alevi kültür merkezleri var. Alevi kültür merkezleri bir iki ülkede var, bölgelere bölmüşüz. Mesela Almanya beş bölge ve o beş bölgenin temsilcilikleri var. O temsilcilikler de direk federasyona, federasyonlar da konfederasyona bağlı. 14 ülkede biz örgütlüyüz, 9’unda federasyonumuz var. Federasyon olabilmek için en az üç derneğin olması gerekiyor. Daha beş ülkede federasyon haline gelmedi. Onun dışındakiler federasyon. Yalnızca Avusturya’da bir sorundan dolayı resmi olarak tanınmadık. İslam Alevi Birliği adında bir grup bizim tüzüğümüzü çalarak başvuruyorlar, onlar bizden önce verdiği için resmi olarak tanındılar. Şu anda mahkemedeyiz onlarla. Böyle bir engelden dolayı tanınmadık Avursturya’da. Ama onun dışında Avrupa’da tüm ülkelerde biz resmi inanç olarak kabul edildik. Yani devlet tarafından Hıristiyanlar ne derece muhatap alınıyorsa Aleviler de öyle. Bunun en güzel örneği Almanya’da cumhurbaşkanı bizim cemimize katılır. Bu yılki festivalimize de konuşmacı olarak katılmıştı.

    “ALEVİLİĞİN ÖNÜNE-ARKASINA KONACAK HİÇBİR SIFATI KABUL ETMİYORUZ”

    Avrupa’da bu kadar güçlü bir Alevi örgütlenmesi nasıl başarıldı?

    Bu çizgiden kaynaklı. Özellikle ilk başlayan arkadaşlarımızın başarısı. Bizim oturmuş bir çizgimiz var. Biz Aleviliği kendine özgü bir inanç olarak görüyoruz. Aleviliğin önüne arkasına konulacak hiçbir sıfatı kabul etmiyoruz. Yani Kürt Alevisiymiş, Arap Alevisiymiş, Türkmen Alevisiymiş. Alevi Alevidir. Arap Alevisi olabilir, hakikatçi olabilir, Ehl-i hakçı olabilir, Bektaşi olabilir, tahtacı olabilir. Bunlar bizim zenginliklerimiz. Biz Avrupa’da bunu başardık. ‘Yol bir, sürek bin bir diyoruz’ ya o yolda birleştik biz.

    “ÇOK PARÇALI BİR YAPILANMA VAR”

    Avrupa’dan baktığınızda Türkiye’deki Alevi örgütlenmesini nasıl buluyorsunuz? Başarılı buluyor musunuz? 

    Başarılı bulmuyoruz. Çok parçalı bir yapılanma var. Ama bunlar da süreç meselesi. Türkiye’deki Alevi hareketi de değişim ve dönüşüm içinde. Bir de hedeflediğimiz Dünya Aleviler Birliği var. Edremit Alevi Çalıştayında alınan bir karar bu. Bu anlamda ben gelecekte Alevi örgütlenmesinin daha sağlıklı daha demokratik bir yapıya kavuşacağına inanıyorum.

    “ALEVİLİĞİ PARÇALAMA BİR DEVLET POLİTİKASI”

    Türkiye ve dünyada Alevilere yönelik asimilasyon sürüyor. Bunun haricinde Alevilerin içinde de kendi yol düşkünleri içten asimile etmek isteyenler var. Bunlara karşı Aleviler ne yapmalı, nasıl bir tavır takınmalı?

    Türkiye’de maalesef devlet politikası Aleviliği bölme, parçalama. Devletin kendi Alevisini yaratma gibi bir çabası var. Alevilikte bir yere biat etmek yok. Öğretimizle ters düşen bir şey. Burada cumhuriyetin kuruluşundan beri tek din, tek ırk, tek devlet, tek dil; bu tekçilik Alevileri büyük oranda da asimile etmiş. Yani 1913’te yapılan sayıma göre bugün 25, 30 milyon Alevi olması gerekiyor Türkiye’de. Oysa gerçekliğimiz o değil. Şu an 10 milyonu geçeceğini tahmin etmiyorum. Bu asimilasyon olmasaydı bizim bugün Türkiye’nin üçte birinden fazla nüfusumuz olması gerekirdi.

    “ALEVİLİKTE EMEKLİLİK YOKTUR”

    Kaç yıldır yurt dışındasınız?

    88’den beri yani 30 yıldır yurtdışındayım, İsveç’teyim. Ama son bir yıldan beri işlerin bazılarını çocuklara devrettim bazılarını sattım bir kısmını kardeşime devrettim. Bir yıl önce kendi kendimi emekli etmiştim. Yine Alevi hareketi içindeki faaliyetlerimi sürdürüyorum fakat dedim ‘İş olarak artık çalışmayacağım. Biraz hayatımı yaşayayım, kendimi emekli edeyim’. Ama şu doğru ki ne devrimcilikte ne de Alevilikte emeklilik yoktur. Milletvekili adaylığı da hiç aklımda yoktu. Turgut Öker’in adaylığının Yüksek Seçim Kurulu tarafından veto edilmesinin ardından konfederasyon rızalıkla beni aday olarak gösterdi. Örgütün verdiği bir karardan da kaçmak olmaz.

    “ALEVİLERİN TEK BAŞINA KURTULUŞU YOK”

    Şu an Turgut Öker’in adaylığının veto edilmesinin ardından konfederasyon kararıyla aday gösterildiniz. Konfederasyon neden HDP’yi tercih etti?

    Biz öğretimiz gereği mazlumun yanında yer alırız, emekçinin yanında yer alırız, haksıza karşı dururuz. Öğretimizin gereği budur. Bugün Türkiye cumhuriyetinde Kürtlerin, ötekilerin, emekçilerin, sosyalistlerin, farklı kültürlerin yaşama şansı yok. Çok büyük baskı altında. Yani Alevilerin tarihi bir katliam tarihi ama bunu öbürleri de yaşamış. Yani Ermenileri bitirmişiz bu ülkede. Öbürlerini de bugün hala baskı altında tutuyoruz. İnsanlar kendi inançlarını yaşayamıyorlar. Devlet tek bir inancı Sünni ve Hanefi inancını destekliyor. Onun için biz diyoruz ki Alevilerin tek başına kurtuluşu yok, Kürtlerin de yok, ötekilerin de yok. O zaman ne yapmalıyız bu ötekiler bir araya gelmeli birlikte mücadele etmeliyiz. HDP projesi bunun kendisi. Geçmiş sol anlayışta şöyle bir şey vardır: ‘Biz çoğuz buyurun bize dahil olun, bizim gibi olun, birlikte mücadele edelim’. Ama HDP projesi öyle bir proje değil. HDP’de herkes kendi özgün varlığını devam ettirerek, kendi kimliğinin vaat ettiği ortak paydalarda mücadele ediyor. Şunu biliyoruz yani eğer demokratik bir cumhuriyet kuramazsak ne ülkeyi değiştirip dönüştürme şansımız var ne de bu ülkede barış ve kardeşliği inşa etme şansımız var.

    “BARIŞ VE KARDEŞLİK YOKSA EKONOMİ GELİŞMEZ”

    Bir ülkede barış ve kardeşlik yoksa o ülkede ekonomi de gelişmez. Çünkü sermaye çok durgun liman ister. Yani hukuk devletini ister, hukuki güvenceler ister. Bugün Türkiye ekonomisi iflasın eşiğinde. Çünkü ülkede demokrasi yok, hukuk ayaklar altında, her şey bir insanın iki dudağı arasında. Tüm kuvvetler tek elde toplanmış, kuvvetler ayrılığı diye bir şey yok. Böyle olunca o ülkede ne tarımın, ne sanayinin, ne de endüstrinin gelişme şansı yok. Özellikle de köy yakmalar, zorunlu göç ettirmeler, kırsal alandaki yasaklar bugün bizi bu hale getirdi. Bugün görüyoruz ki biz samana muhtacız, ete muhtacız. Dünyanın en pahalı etini Türkiye’deki halklar yiyor. Daha doğrusu yiyemiyor. İnsanın içi parçalanıyor. Gidiyorsun bir kasaba geliyor 200 gram kıyma istiyor ve o kıymayı da etin en kalitesiz kısmından istiyor. Gerçekten insanlar böyle duruma gelmiş.

    “SON ŞANSIMIZ”

    Bunlardan daha önemlisi ben şu an gittiğim yerlerde ne ekonomiden bahsediyorum ne Alevilerin temel hak ve taleplerinden. Çünkü insanın temel hakkı olan yaşam hakkı tehlikede. Onun için biz şunun bilincindeyiz; 24 Haziran’da ötekiler dediğimiz tüm kimlikler, tüm kültürler, inançlar birlikte hareket edip bu tek adam rejimini aşağı çekmemiz için son şansımız. Onun için biz HDP ile birlikte hareket ediyoruz. HDP ile birlikte mücadele ediyoruz.

    “BU SÜRECİ 7 HAZİRAN’DAN DAHA İYİ GÖRÜYORUM”

    Seçim çalışmalarına devam ediyorsunuz. Çalışmalarınız nasıl gidiyor, izlenimleriniz nelerdir?

    Ben seçim konusunda biraz tecrübe de kazandım. 2011’de onursal başkanımız Turgut Öker bağımsız aday olarak girdi. 2015 Haziran’ında ben o seçim kampanyasına katıldım. 1 Kasım’da da katıldım. Yani en başarılı olduğumuz bu adamı yendiğimiz seçim 7 Haziran’dı. Bu süreci 7 Haziran’dan daha iyi görüyorum. Çünkü 7 Haziran’da HDP ile ittifak yapmıştık. İttifakı sorgulayacak birçok soru vardı. Yani bizim işte ‘Kürtler nereye kadar sizinle birlikte yürür?’ Ama bugün o sorularla karşılaşmıyoruz. Yani bu üç yıllık bir süreçte tüm savaş dayatmalarına, katliamlara; Suriye’de, Kobani’de, Afrin’de bu kadar Kürtlere savaşı dayattılar. Türkiye’nin içinde Suruç’taki katliam, Ankara’daki katliam ve bugün eş başkanları içerde, milletvekilleri, belediye başkanları içerde, binlerce kadrosu içerde HDP’nin. Buna rağmen HDP söylediklerinden geri adım atmadı. Bu da gelecekte HDP’nin ne yapacağının teminatıdır. Bu anlamda özellikle Alevi kesimi HDP’yi sorgulamıyor. Büyük bir yönelim var.

    “BIÇAK SIRTINDAYIZ”

    Demokratik bir seçim olsa bizim baraj sorunumuz yok. Ama şunu da biliyoruz bunlar baskın seçim kararı aldıklarında seçim yasaları yoktu. Baskın seçim kararı aldılar ondan sonra yapabilecekleri hilelere uygun seçim yasaları yaptılar. Ama biz bu seçimde halkımızın bize verdiği oyları sonuna kadar ne pahasına olursa olsun koruyacağız. Ama halkımız şunu da bilsin ki hırsız hırsızdır. Hırsızın ne dini var ne imanı var ne vicdanı var. Biz diyoruz ki bıçak sırtındayız. Bizim baraj sorunumuz yok ama yine de diyoruz ki onun çaldığından bir fazla oy artıracağız ve barajı aşacağız.

    ALEVİLERE ÇAĞRI

    Peki özellikle Alevilere bir çağrınız var mı?

    Alevilerin gerçekten son şansı bu. Bu adamı aşağı çektik çektik çekemedik bir daha seçim de olmaz. Sıra Alevilerde. Şu anda Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin yönetici ve üyeleri içeride. Yer yer Alevileri alıyorlar, bırakıyorlar, gözdağı veriyorlar. Ama 25 Haziran’dan sonra eğer biz bu adamı aşağı çekemezsek sıra bizde. Yani Alevilerin Türkiye’de yaşam hakkı tehlikede, can derdi başlayacak. Bu da Aleviler için bir felakettir.

    Suay ABAK/İSTANBUL

  • Sanatçı Ferhat Tunç attığı twitlerden dolayı yarın ifade verecek

    Sanatçı Ferhat Tunç attığı twitlerden dolayı yarın ifade verecek

    PİRHA -Sanatçı Ferhat Tunç, “Terör Örgütü Propagandası ve Cumhurbaşkanına hakaret ettiği” iddiasıyla hakkında başlatılan soruşturma kapsamında yarın saat 14.00’te İstanbul Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığında ifade verecek.

    Daha önce “Cumhurbaşkanına hakaret” iddialı dosya kapsamında ifadesi alınan sanatçı, bu kez “Terör Örgütü Propagandası” yaptığı iddiasını da oluşturan ve son bir yılı kapsayan twitler nedeniyle de yarın Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığında saat 14:00’te ifade verecek.

    “ÜLKENİN NASIL YÖNETİLDİĞİ ORTADA”

    Düşüncelerini paylaşmaktan ötürü soruşturmaya tabi tutulmayı büyük bir talihsizlik olarak karşıladığını belirten sanatçı, “‘Terör Örgütü Propagandası’ ve ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ gibi bir suçlamayı asla kabul etmiyorum. Ülkenin nasıl yönetildiği ortada. 12 Eylül darbesinin güncellenmiş haliyle karşı karşıyayız. Bu soruşturmalar korku ve gözdağı verme amaçlıdır. Diğer bir  yönüyle de düşünce ve ifade özgürlüğüne duyulan tahammülsüzlüğün göstergesi” dedi.

    “İNSANCA BİR YAŞAM İÇİN ŞARKI SÖYLEMEYE VE SOKAKTA OLMAYA DEVAM”

    100’ün üzerinde olduğunu belirttiği  sözkonusu twitlerle ilgili yarın savcılıkta ifade verecek olan sanatçı Ferhat Tunç,” Bu ülkede onurlu ve insanca bir yaşam için düşünmeye, yazmaya ve şarkı söylemeye ve de sokakta olmaya devam edeceğim” diyerek bu konularda herkesi duyarlı olmaya çağırdı.

    (HABER MERKEZİ)