PİRHA – Amasya’nin Göynücek ilçesine bağlı Kuyulu Kavaklı Köyü’nde 35 yıl aradan sonra cem erkanı yürütüldü.
Amasya’nın Göynücek ilçesine bağlı bulunan çoğunluğu 1938 Dersim Katliamı’ndan sonra göç edenlerin yaşadığı Kuyulu Kavaklı Köyü’nde 35 yıl sonra ilk defa cem erkanı yürütüldü.
Köydeki okulu cemevine çeviren köylüler 35 yıl sonra yürüttükleri cem erkanında 12 hizmeti yerine getirdi. Cem erkanını İmam Rıza Ocağı’ndan Hüseyin Solmaz yürütürken, cem erkanında gülbang okundu, deyişler söylendi, semah dönüldü, lokmalar paylaşıldı, gönüller birlendi.
“KÖYLÜLER ÖZÜNE DÖNMEK İSTİYOR”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Sarıyer Şube Başkanı Celal Özer, 35 yıl sonra köyde yapılan cem erkanın insanları tekrar eski ritüellere yönlendirdiğini söyleyerek, herkesin özüne dönmek istediğini ifade etti.. Köydeki okulun odasını cem erkanı için dönüştürdüklerini belirten Özer, gerekli çalışmaları yaptıktan sonra cemevi yapmayı planladıklarını dile getirdi.
PİRHA-Hızır ayı nedeniyle Bahçelievler Cemevi’nde Hızır Cemi tutuldu.
Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayında oruç tutuluyor, cemler bağlanıyor ve zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılıyor, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunuluyor.
Aleviler Hızır Ayı dolayısıyla dünyanın birçok merkezinde lokmalarını pay etmeye ve Hızır Cemi tutmaya devam ediyor.
Bahçelievler Cemevi’nde Hızır Cemi tutuldu. 12 hizmetin yürütüldüğü cem erkânında zakirin deyiş ve nefesleriyle ceme katılan yurttaşlar semah dönerken, cem lokmaların pay edilmesiyle tamamlandı.
PİRHA – Ankara Keçiören’de cemevi yapılıyor. Ovacık Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı Hasan Yağız, uzun yılların ardından Keçiören ilçesine cemevi yapılmasının önemine dikkat çekerek, “Alevilerin bu cemevi yapımına katkı koyması lazım. Çocuklarımızın asimile olmasının önüne geçilecektir, cankurtaran olacaktır” dedi.
Ankara’nın Keçirören ilçesinde Ovacık Mahallesi’ne cemevi yapılıyor. 25 yıldır Keçiören ilçesinin Ovacık Mahallesi’nde ikamet eden Hasan Yağız, uzun yılların ardından mahallelerinde yapımına başlanan cemevi projesini PİRHA’ya anlattı.
“ALEVİLERİN BURAYA KATKI KOYMASI LAZIM”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde 6 yıl görev yapan Yağız, şimdi de Ovacık Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanlığı görevini yürütüyor. Aynı zamanda Keçiören Belediye Meclisi’nde de görev alan Yağız, uzun yıllardır Alevi toplumu üzerinde bir hak gaspının söz konusu olduğunu söyledi. Devlete ödenen vergilerin usulsüzce harcandığını ifade eden Hasan Yağız, Keçiören ilçesi özelinde Alevi inancına yönelik baskıları şu sözlerle ifade etti:
“Devlete vergi verdiğimiz halde inanç anlamında sıkıntı yaşıyoruz. Cemevlerimizin yasaklı olmasından kaynaklı eşit yurttaşlık mücadelesi yürüttük. Bu mücadelede önemli roller aldık ve gerçekten de demokratik anlamda ilk kez Aleviler kendi kimlikleri ile alanlara inip, baskı aracı oluşturduğu zaman mevcut iktidar, o gün Alevi açılımı yapmaya kalkışmıştı.
Keçiören de 1 milyon nüfus söz konusu. Bu ilçe aynı zamanda muhafazakar bir nüfusa sahip. Yaşanan bir takım gelişmelerin ardından biz de inanç örgütlerimizi kurmaya karar verdik. Başta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Şube örgütü olmak üzere Alevi Kültür Derneği kuruldu ve bir talep de yükseldi. Bu talep ‘Bizler de inanç yerlerimizi istiyoruz’ şeklinde yükseldi.
İnanç yerlerini hükümet, yasal anlamda tanımadığı için ‘Kültür Merkezi verelim’ dediler ama buna ilişkin 60’a yakın yöre derneği birleşerek Keçiören’de bir cemevi yaptırma derneğini kurdu. Bu dernek, bugün mevcut olan arsayı satın alarak cemevinin temelini attı. Bugün bu cemevini imece usulü ile yapıyoruz. Tabii ki yıllardan beri vergi verdiğimiz devletin, bu noktada nasıl ki camilere katkı sunuyor ise bizim inanç yerlerimize de kullanmasını ve yasal statüye kavuşturmasını talep ediyoruz. Bu yüzden mahallemizde yeni bir cemevinin yapılması 775 Sayılı yasaya göre yapıldı. Doksanlı yıllarda kentlere göç olurken burada ismi ‘Kendi evini kendin yap’ olan, o dönemin SHP ve CHP’li belediyeleri tarafından proje altyapısı hazırlanmış bir program dahilinde insanlar kendi evlerini kendileri yaptı. Birçok zorlukla da karşı karşıya kalındı. Zamanında bu mahalle yıkımla da mücadele etmiş oldu. O yüzden bu mahallenin geçmişte ciddi bir mücadele kültürü var. Umuyorum ki cemevi de burada hızlı bir şekilde bitirilir. Bu vesile ile bütün Alevilerin buraya katkı koyması lazım.”
“BİZİM DERDİMİZ TEMEL ATMANIN DA ÖTESİNDE CEMEVİNİN İŞLEVİ”
Hasan Yağız, yerel yönetimlerden alınan yardımlara da değindi. Yağız, şu anda bir tek Keçiören Belediyesi’nin temel kazma hizmetinde bulunduğunu söyleyerek “İnşaatı yapacaklarını da ifade ediyorlar. Bunu izleyip göreceğiz. Ama bizim derdimiz gerçekten temel atmanın da ötesinde cemevinin işlevi. Yani 12 hizmetin yapılabilmesi için bir an önce bitirilmesi yönünde. Onun için de herkesin katkısı gerekli. Başta Keçiören, ardından Ankara Büyükşehir Belediyesi ve diğer bütün belediye ve kurumların buraya katkı koymasını talep ediyoruz” şeklinde konuştu.
Hasan Yağız, Keçiören Cemevi arsasının ücreti karşılığında satın alındığını da vurgulayarak, “Biz hiç kimseden bedava bir şey istemiyoruz. Biz, yıllardan beri vergi veriyor ve bütün topluma eşit hizmet, inançlara eşit hizmet ve bize düşen hakların da sağlanması noktasında taleplerimiz var” dedi.
“ASİMİLASYONA KARŞI CANKURTARAN OLACAK”
Ovacık Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı Hasan Yağız, yapımı ardından Keçiören Cemevinin 12 hizmet haricinde cenaze erkanı hizmeti de vereceğini belirtti. Yağız, “Burada gerçekten Alevilerin taleplerini yerine getirecek ve inançsal anlamda umarım ki içini doldurabileceğimiz ve asimilasyon olmadan bizden doğan çocukların nasıl yaşayacakları, nasıl bir inanca sahip olacakları da burada şekillenecektir” yorumunda bulundu.
Hasan Yağız, Keçiören’de yapılan cemevinin bir anlamda asimilasyona karşı “Cankurtaran” rolü üstlendiğini de dile getirerek “Çünkü biz, örgütümüz Pir Sultan’ın şubesini açtığımızda en az Keçiören’de 10-15 mahallede cem yürüttük. Gördük ki toplumumuz gerçekten bu işlere susamış ve bunu bekliyor. O yüzden halktan gelen talepler doğrultusunda buradaki cemevinin arsası alındı ve bugün cemevinin yapımı hayata geçirilmeye çalışılıyor.”
ALEVİLERİ TANIMAYAN BİR İKTİDAR!
Hasan Yağız, AKP iktidarının Alevi politikası ve Diyanet İşleri Başkanı’nın cemevleri ziyaretini de sözlerle eleştirdi:
“Bugüne kadar Alevileri tanımayan bir iktidarın veya onun yerel yönetimlerinin bakış açılarının değişeceğini düşünmüyorum. Kesinlikle Aleviler kendi inançları için asimilasyona karşı direniyor. İnanıyorum ki cemevi yönetiminin, buradaki cemevinin içini dolduruş biçimini 12 hizmete uygun, asimilasyona karşı bir yönde refleksi olacaktır. Cemevine katkı sunmaya çalışan kim olursa olsun cemevinin yönetim tarzını, işleyişini ve inancı uygulama noktasında asla yönlendirici olmamalı.”
PİRHA- Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Muharrem Orucu, 12 İmam, Ehlibeyt gibi sembollere Yaresanlarda rastlamadığını dile getirdi. Harmancı, “Dergahta, günlük sohbetlerde konuştuğumuzda Muharrem’e dair hiç bir şey göremedim. Ehlibeyt, 12 İmam gibi kavramlar da yoktu ve bu bana inanılmaz şaşırtıcı geldi. Bunları Şia simgeler olarak kabul ediyorlar ve kendilerinde olmadığını söylüyorlar” diye belirtti.
Sosyal Antropolog Hasan Harmancı‘nın İran’da bulunan Yaresan toplumuna dair temaslarını ve izlenimleri PİRHA’yla paylaştığı dosya haberin ikinci bölümünde Yaresan inancında kadının yeri, kadın ziyaretleri, Yaresanlık-Alevilik inancının ritüelleri arasındaki benzerlikler-farklılıklar, Şia yoğunluklu sembollerin Yaresanlığa yansımalarının ne boyutta olduğu izlenimlerini aktardı.
Yaresanların anadili olan Goranice’nin (Kürtçenin lehçesi) yol dili olarak çok belirleyici bir yerde olduğuna işaret eden Harmancı, kitapların, nefeslerin ve yol gösterici şiirlerin Goranice olarak icra edildiğini dile getirdi.
Harmancı, Yaresan inancında kadının yolu yürüten, hizmet eden noktada olduğuna dair belirlemede bulundu. İbadetleri daha çok kadınların yürüttüğüne dair izlenimleri olduğunu belirten Harmancı, “Hem hizmet ediyorlar, hem de ibadetleri yürütüyorlar; ama bunu sessizce yapıyorlar” ifadelerini kullandı.
Harmancı, Muharrem Orucu, 12 İmam, Ehlibeyt gibi sembollerin Yaresanlarda da olduğunu sandığını ancak aksine Yaresanlarda bu sembollere hiç bir şekilde rastlamamasını şaşkınlıkla karşıladığını dile getirdi. Harmancı, bu sembollerin neden olmadığını sorduğu Yaresanlardan, “Bunların bizimle bir ilgisi yok. Bizim pirlerimiz, mürşitlerimiz belli’ cevabını aldığını aktardı.
Yaresanlarda pirlik makamının ocaklara bağlanan bir zorunluluğunun olmadığını kaydeden Harmancı, dergahta veya ziyarette hizmet eden kişinin yolda yetkinleşmesi bu makama erişebildiğini ve toplumun kendi pirini yarattığını aktardı.
Harmancı ayrıca dışarıdan yabancıların Ehl-i Hakk yani Yaresan olabilmesinin mümkün olup olmayacağına dair sohbet ettiklerini ve isteyenin aile veya aşiret olarak belli ritüeller eşliğinde Yaresanlığa geçebilmesinin mümkün olduğunu belirttiklerini vurguladı.
Hasan Harmancı’nın Yaresanlara dair temaslarını ve izlenimlerini aktardığı röportajın 2. bölümü şöyle:
“GORANİCE YOL DİLLERİ, ÇOK RENKLİ VE GÜÇLÜ”
PİRHA- Yaresanlar, Şiaların yanı başında olmalarına rağmen kendilerini korumayı başarabilmişler. Goranice’nin (Kürtçenin lehçesi) yol dili olmasının bunda etkisi nedir? Siz nasıl gördünüz?
HASAN HARMANCI: Kırmanşah ( Yaresanlar Kırmanşan diye belirtiyor) bir eyalet ve kendisine yetebilecek bir geliri var. Ayrıca büyük bir bölümü Ehli Hak (Yaresan) topluluğundan oluşuyor. Bölgede kendilerini korumak açısından önemli bir özellikleri var. İbadet dilleri Kürtçe’nin Gorani lehçesinde ve bu da çok belirleyici. Ben Goranice’nin bu kadar renkli ve güçlü bir olduğunu bilmiyordum. Goranice’yi anlamak için birkaç dilin terminolojiyi karşılaştırmak gerekiyor. Bu da, o dilin gücünü gösteriyor.
15-16. yüzyıldan kalan Goranice yazılan kitaplarını gösterdiler. Tabi kitapları yasaklı olduğu için bunu fotokopi biçiminde çoğaltıyorlar. Dili bilirsen ancak ibadeti ve cemi çözüyorsun. Goranice yolun dili olmuş durumda. Bu Türkiye’de de yaşanıyor ve yol dilimiz Türkçe’dir, deniyor. Hayır, yolun dili tek bir değildir. Yolun dili Türkçe ise Hacı Bektaş’ın eserlerini neden Arapça’dan, Farsça’dan çeviriyorsun? Neden Nesimi’yi, Yunus Emre’yi anlamak için ikinci dili kullanıyorsunuz? Yolun dilinde Türkçe, Kürtçe, Farsa ve Arapça terminolojisi var.
“KİTAPLARI, NEFESLERİ VE ŞİİRLERİ GORANİCE “
Yine Yaresanlarda Goranice belirleyici bir dil. Mesela; terimler ile ilgili sorun yaşadığımızda Goranice’den Farsça’ya, Farsçadan Türkçe’ye çevirmek gibi bir süreci izlemek zorunda kaldık. Ana kitapları, ana nefesleri ve yol gösterici şiirleri Goranice. Bizler, ana sürekleyici dilin Türkçe olduğunu sanıyoruz ama değil; asıl sürükleyici dilin Goranice olduğunu görüyorum. Türkçe’de ne yazık ki çok daha az kavramlaştırması söz konusu. Bunu geçtiğimiz yıllarda araştırma yapan arkadaşlarımızla tartışırken niteliği anlamak açısından Alevi toplumu içerisinde Kürt toplulukların (Yarsan, Kakai, Şabak) genel nüfusunun çok fazla olduğunu gördük. Burada Türkçe bilmek yetmiyor ama orada Goranice bilirseniz inancınızı yürütürsünüz. Yine dergahın etrafında ve kendi içerisinde Goranice anadil olarak önümüze çıkıyor.
“KADIN YAŞAMIN VE İNANCIN BİR PARÇASI DURUMUNDA”
-Kadın, inancın neresinde? Yaşamın her alanında olan kadın inançta da varlığını hissettiriyor mu? Cem erkanlarına nasıl yansıyor?
Erkanlarını kadın-erkek dışında bağımsız yaptıkları da oluyor. Hakk’a yürüme erkanlarının birkaçını izlediğimde erkekler önde kadınlar geride ya da kadın-erkek birlikte ayrımsız bir biçimde yürütüyorlar. Muhabbet cemi dedikleri cem ise bizlerin cemlerindeki unsurların hemen hemen hepsine sahip. Kadınlar geride gibi görünüyor ama hiçte öyle olmadığını gördüm. Günlük yaşamda kadın erkek bir aradalardı ve bu hayatın bir parçası olmuş durumda.
Ayrılmak için bir dergahta yanlarına gittiğimde niyazlaştık. Cem yaptıkları odaya gittiğimde kadın-erkek dizilmişlerdi. Belki de ibadetin tam ortasındaydı ve bizler için kısa bir ara verdiler. Yani ibadetlerini ayrı yaptıkları, kadınları almadıklarına dair bir ayrım görmedim. Hep bir aradalardı.
“YARESANLARDA YOLU YÜRÜTEN KADINLAR, AKTİFLER”
-Alevilerdeki Ana Fatma, Kadıncık Ana gibi kadınlara özgü bir ziyaretleri var mı?
Alevi toplumunda kadın nasıl ki bir kat daha öncü ise Yaresanlar’da da gördüm ki yolu yürütenler kadınlardır. Dergahlarda günlük işleyiş, gece nöbetleri ve sürekli kalarak hizmet etmeyi aileler biçiminde yapıyorlar. Ama ben ibadetleri daha çok kadınların yaptığını gördüm. Hem hizmet ediyorlar, hem de ibadetleri yürütüyorlar; ama bunu sessizce yapıyorlar. Türkiye’de de 90’lı yıllara kadar köylere gittiğinizde bir yabancıyı nasıl ki erkekler karşılar, var olan aktivite kadınları geri planda görürseniz burada da muhtemelen böyledir. Ama Yaresan kadınlar bu konuda aktifler.
Kadınlara ait bir açıktan bir ziyaret görmedim. Ama kadınlara ait makamlar var. Yaresanlar’da çok önemli 7 pirden birisi kadındır. Bunun üzerine de kadınların yoldaki yerini konuştuk. Onu da bu anlamda önemsiyor. Yoldaki bütün hizmetler kadın üzerinden gidiyor ama kadın simgeleri, dervişleri çok az.
-Alevilerdeki Muharrem Oruçları’nın Yaresanlarda yansıması ne durumda? 12 İmam ve Ehlibeyt gibi simgeler, kavramlar Yaresanların riteüllerinde kendini hissettiriyor mu?
Muharrem Orucu’nun Yaresanlar’da da yansıması olduğunu düşünüyordum. Dergahta, günlük sohbetlerde ise konuştuğumuzda Muharrem’e dair hiç bir şey göremedim. Ehlibeyt, 12 İmam gibi kavramlar da yoktu ve buna bana inanılmaz şaşırtıcı geldi. Ali ve Hüseyin makamına ise Şah Sahak’tan (Sultan Sahak) önceki kimlikler olarak bakıyorlar. Yaresanlar dünyayı ilkçağ, Yaresan önceki çağ ve Yaresan çağı olarak yorumluyorlar. Yaresan çağı Sultan Sahak ile birlikte sistemleşiyor ve asıl çağına dönüyor. Pir Bünyamin’i en üstteki pirleri olarak görüyorlar. Ama pirleri bu anlamda eşit görüyorlar. Bizdeki gibi Muharrem, Ehlibeyt, 12 İmamlar ve Hüseyin’in kendisi dahi simge olarak kullanılmıyor. Bunları Şii simgeler olarak kabul ediyorlar. Genel tahammüllerini, ‘Bunların bizimle bir ilgisi yok. Bizim pirlerimiz, mürşitlerimiz belli’ diyerek bunun üzerine kuruyorlar.
“7 ULU PİRLERİ VAR VE ALİ ASIL 7 PİRİN DIŞINDA KALIYOR”
-7 ulu pirlerinden bahsetmiştiniz, açabilir misiniz?
Tanrı arayışları çok önemli ve benim de üzerinde çokça durduğum bir konu. Onlar devirlere inanıyorlar. Bu devirlerde pirler gelirler, Tanrının zatı olarak insanlık için mücadele ederler ve yine bir mürşidin donunda tanrı yeniden gelir. Yüce zatlar bu kimlikler üzerinedir ve bunlar 7 kişidir. Bunların yansıması olan ‘Heftewanan’ diye bir yapı var. Ali, asıl 7 pirin arasında değil. 7 pirler var ve yedilerin altı veya devamı olan pirler var. Ali, bu yedilerin devamı olan pirlerden birisi. O kadar büyük bir rolü yok. Ben, ‘Ali’yi Hakk biliyoruz’ dediğimde, ‘O donemin zatlarından biridir, gelmiş ve gitmiştir’ diyerek ifade ettiler. Elbette çok ilginç. Bu, Alevi toplumunun asimilasyona ne kadar kucak açtığını, ne kadar Şiilik ile üst üste kendini örtüştüğünü gösteriyor.
“12 İMAMLAR İLE İLGİLİ KAST YOK”
Muharrem ve Hüseyin ile ilgili büyük bir antropolojik çalışma yaptım. İyi bir karşılaştırmaydı. Yaresan toplumunun ritüellerini görmemiştim. Başka kitaplarımda Yaresan toplumunun bize yakın veya karşıt ritüellerine yer vermekle beraber Muharrem kısmında onlarla ilgili bir belge bulamamıştım. Sanki ulaşamıyor gibi düşündüm. Meğerse toplumda Muharrem ile ilgili herhangi bir oruç ve uygulama yok. 12 İmamlar ile ilgili kast yok. Bizden farkları Muharrem, Ehlibeyt ve 12 İmamla ilgili hiçbir göstergelerinin olmaması. Bundan bağımsız bir pirlik, mürşitlik makamı var ve bu silsile işliyor.
“ÖLÜM SONRASI CAN KAVRAMI ÜZERİNDE DURUYORLAR”
-Ölüm sonrasına nasıl yaklaşıyorlar, Yaresanlar için ne ifade ediyor?
Aleviler gibi Yaresanlar’da da ölüm sonrası olayı çok belirgin. Bizler ölünce nasıl ki can ölmez diyor isek Yaresanlar da reenkarnasyona yaklaşmış durumdalar. Ruh göçünün yeniden bedenlenmesi değil de can kavramı üzerinde duruyorlar. Öyle de ifade ediyorlar. Ölüm Yaresanlar için cennet veya cehenneme gitmek gibi bir şey değil. Yine Müslümanlığın yaratılış tasarımının Yaresanları da etkilediğini düşünmüştüm. Ama hiçte öyle olmadığını gördüm.
Kullandıkları kavram, ‘Padişah bir inci tanesiydi’ oldu. Bu Alevilikte de öyleydi. Bir inci tanesi vardır ve bu inci tanesi ikiye bölünerek bir yanı ay diğer yanı gün oldu. Biz buna bir yanı Ali diğer yanı Muhammed oldu diyoruz. Yaresanlar bunu hiç kullanmıyorlar. Yaresanlar’daki padişah yani Hakk bir inci tanesiydi ve bu güzelliğini görmek istedi. Güzelliğini görünce de evreni yarattı. Bunu böyle kullanıyorlar.
“ALEVİLER İLE ORTAK UYGULAMALARI FAZLACA VAR”
-Şeriat, tarikat, marifet, hakikat kapısı dediğimiz aşamalar Yaresanlarda da var mı?
Yaresanlar için dört şey olmazsa olmazdır. Bunlar iç temizliği (hem ruhsal hem bedensel temizlik), dürüstlük (yalan söylememek, bencil olmamak, üstte görmemek), alçak gönüllü olmak ve bir de iyi iş yapmak. Bu dört kavram üzerinden yola giriyorsun ve bunun üzerine bina ediyorsun. Biz Alevilerin şeriat, tarikat, marifet, hakikat kapısı dediğimiz aşamayı Yaresanlar böyle görüyorlar. 4 kapı 40 makam gibi açık bir sistemleri yok. Ama buna benzer yolda yürüme, yükselme gitme-gelme, hak zatı kamil insan olabilme gibi kurguları var. Alevi toplumu ile ortak uygulamalar diyebiliriz.
“DIŞARIDAN BİRİSİNİN YARESAN YOLUNA GİRMESİ MÜMKÜN”
-Yola girme nasıl oluyor? Dışarıdan birinin Yaresan yoluna girebilmesi mümkün müdür?
Yaresanlar yine bizim toplumumuzdan farklı olarak çok küçük yaşlarda bir amca veya rehber üzerinden çocuklarını yola sokabiliyorlar. Çocuklar yolun içerisinde büyümüş oluyor. Yabancıların Ehl-i Hakk yani Yaresan olması mümkün müdür diye konuştuk. Evet mümkün. Bizdeki, ‘Alevilik doğuştan olur, sonradan olunmaz’ ifadesinde bir yanlışlık olduğunu anlıyoruz. Alevilikte Kürt, Türk, Arap, Roman, Ermeni vs. topluluklardan insanlar var. Böyle ise demek ki farklı topluluklardan gelmemize rağmen Alevi olabiliyoruz. Yaresanlar’da daha sonradan aşiret, aile veya birey olarak katılıyor. Tek farkı uygulanan ritüel. İçerden veya dışardan katılan birine farklı ritüeller uygulanabiliyor. Alevi toplumu ile uygulamaları inanılmaz benzer ve birbirine yakın.
“HADEN (HİZMETLİ) BİRÇOK HİZMETİ GÖREBİLİYOR”
-12 hizmet gibi hizmetleri var mı? Var ise hangi kavramlar ile yürütüyorlar?
Yine 12 hizmet üzerine konuştuk. Yaresanlar’da hadenler (hizmetli) birden fazla kişi olabiliyor ve 7-8 hizmeti yürütebiliyorlar. En büyük hizmet ise gözcülük diyebilirim. Onun dışındaki herkes kurban da tığlayabiliyor, çerağ uyandırabiliyor, peyik oluyor. Bütün bu roller haden aldı altında toplanıyor. Hemen hemen herkes zakir olabiliyor. Yolun öne çıkan nefeslerini özel biçimde söyleyen zakirler de söz konusu. Temburu alan herkes yolun nefesini okuyabiliyor ve bu kadın-erkek ayrımsız oluyor. Kadınlar hizmette ediyor, eline temburu alıp nefes de okuyabiliyor. Bunu Alevi toplumu ile karşılaştırdığımızda sistemlerin farklılığına rağmen bir ortaklık söz konusu.
“TOPLUM KENDİ PİRİNİ YARATIYOR”
-Pirlik, Yaresanlar’da nasıl işliyor? Bir ocak sahibi olması gibi zorunluluk var mı?
Yaresanlar’da pirler özel bir statüye sahip olmakla beraber baskın bir pir ailesi diye bir şey yok. Kendini ocaklara, bağlayan bir zorunluluk yok. Pirler, birbirlerine geçişken olabiliyor. Dergahta ve ziyarette hizmet yürüterek ya da yolu bilerek bu pirlik makamına taşınabiliyor. Yine bunu Musa-i Kazım’ a bağlayan ve böyle düşünlerde var, tabi çok azınlıkta. Toplum kendi pirini yaratıyor. Bizim toplumumuzun 12 İmamcı düsturu, Ehlibeyt bağlılığı ve ocakların zorunlu olarak İmam Musa Kazım’a bağlanması gibi bir şey söz konusu değil. Bu da kendi özgünlüğünü koruduğunu gösteriyor. Eğer bunları söyler iseler zaten Şialarla aynı kapıyı açmış oluyorlar. Ama Türkiye’de Şialık bu kadar baskın olmadığı halde bizler azınlık durumundaki Şiilere yakın olmakta beis görmemişiz.
“ŞAH HATAYİ, YARESANLARDA KARİZMATİK BİR KİMLİK DEĞİL”
Yaresan toplumunda böyle bir etki yok. Bu kendimizi kandırmaktır. Yaresanların nefesleri, divanları içerisinde ne 12 İmamı, ne Hüseyin’i ne de Ehlibeyti görüyorsunuz. Ama bizlerin içine sızdığı için de sanıyoruz ki bir süreden sonra inançsal bir değişim oldu. Hayır, böyle bir şey yok. Yine Şah Hatayi onlarda büyük bir simge, kimlik değil. Halbuki çok yakınlar ve 300 kilometrelik alan içerisindeler. ‘Evet Şah Hatayi’nin nefeslerinin bazılarına yer veriyoruz, ama onun nefesleri bizlere yol gösterici değil’ diyorlar. Onlara yol gösterici olan nefesler sistematiği daha farklı. Alevilere Şah Hatayi dendiğinde buradan kalkarak yollarına düştüğümüz bir toplumsal ve karizmatik kimlik olarak önümüze konuluyor. Hacı Bektaş’ı, Nesimi’yi biliyorlar, saygı gösteriyorlar. İran coğrafyasından çıkan ve bizim çok değer verdiğimiz kimlikler Yaresanlar’da değerli olamayabiliyor. Kerbela yine Yaresanlara çok yakın. Ama Kerbela’ya gitmiyorlar. Hac merkezleri kendi pirlerinin makamları oluyor.
“MEZAR TAŞLARINDA KENDİ PİRLERİNİN İSMİ VAR”
Sadece erkanları değil, mezar taşlarında da kendi pirlerinin isimleri oluyor. Birkaç mezar taşını okuduğumda doğrudan pirlerinin ismi olduğu anlaşılacaktır:
Huvaye Ya Ali
Merhum Almaz Hüseyin (Ya da Hüseyin Almaz)
Rıza’nın kızı, Kırmanşan Goranlı
1981 (Hakk’a yürüdüğü tarih)….
…..
Ne kadar cefa çekmişsem de bu dünyada
Tüm dünya benim olsa da bir gün göç edeceğim
Rehberim hazreti (pir) Davut, pirim Bünyamin
Delilim cemim, padişahım baştacım
Serverim Pir Muhsin
Evvel ahir yar…
Görülüyor ki mezar taşlarında pirlerinin ismi var. Yine diğer bir mezar taşında yazanlar ise şöyle:
Ya Hu!
Evvel yar, ahir yar
Delilim Davut, Pirim Yadigar..
“AMACIM, ‘BİZ KİMİZ, ONLAR KİM’ SORUSUNA CEVAPTI”
Buradan görüyoruz ki Alevi toplumu kendi unsurlarını unutmuş. Mezar taşlarında belli simgelerin, ifadelerin olması gerektiğini söylüyoruz. Mezar taşlarına fatiha yazılmadan kendilerini var edemiyorlar. Dersimlilerin atalarının mezar taşlarındaki simgeler ve üzerlerindeki yazılar orada duruyor. Yan tarafa yapılan mermer mezarlara veya eski mezar taşlarının önüne fatiha konduruluyor. Yaresanlar’da böyle bir şey yok. İran’a giderek Yaresanlara dair çalışma yapmamda asıl sebeplerden birisi karşılaştırma yaparak, ‘Biz kimiz, onlar kim’ öğrenmekti. Bunu öğrenmek kadar geçmişte nasıl olduğumuzu görmek, seçmek için bir olanak oldu. Bundan çokta yararlandım. Gelecek dönemlerde bununla ilgili daha fazla çalışma yapmakla kendi açımdan hem bakış açımız hem de şaşkınlıklarımız artacak.
PİRHA – Esenler Ana Fatma Cemevi Gençlik Kolları, semah, 12 hizmet, zakirlik ve bağlama dersleri başlatıyor.
Esenler Ana Fatma Cemevi Gençlik Kolları, 27 Şubat Pazar günü semah, 12 hizmet, zakirlik ve bağlama derslerini başlatıyor.
Verilecek eğitimler hakkında bilgi paylaşan Esenler Ana Fatma Cemevi Gençlik Kolları Başkanı Umut Çataltaş, Saat 12:00-14:00 arası semah, 14:30-16:00 arası 12 hizmet, 16:30-18:00 arası zakirlik ve 18:30-20:00 arasında ise bağlama kurslarının verileceğini duyurdu.
PİRHA- İzmir Çiğli’de gençler eğitimlerinin ardından ilk defa bir cemde 12 hizmet yürüttü. Gençler, Alevilik yolunu bu hizmetlerle daha da iyi öğrendiklerini söylüyor.
İzmir’in Çiğli İlçesi’nde Evka 2 Cemevi’nde yapılan cemde hizmet yürüten gençler 12 hizmeti PİRHA’ya anlattı.
19 yaşında olan Rezan Yıldız lokmacı ve süpürgeci hizmetini yürütüyor. İlk defa bu hizmeti yürüten Yıldız oldukça heyecanlı.
Bu hizmeti gönüllü olarak yapan Yıldız, cemevlerinde verilen kurslara giderek öğrendiğini kaydetti. Aleviliği cemevlerinde yaptığı hizmetten sonra daha çok benimsediğini belirten Yıldız, “Cemevlerinde hizmet etmek için katıldığım günden beri Alevi olduğumu hissetmeye başladım” dedi.
“KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNE VURGU YAPMAK İÇİN BİR KADIN BİR ERKEK…”
Eskiden cemlerde bu işi yaşlılar yapardı. Şimdilerde ise Dersimli olan 17 yaşındaki Sercan Yıldırım lokmacı ve süpürgeci hizmetini Rezan Yıldız ile yapıyor. 12 hizmetten biri olan lokmacı hizmetini kadın erkek eşitliğini sağlamak ve Alevilikteki önemine vurgulamak için yapıldığını kaydeden Yıldırım, “Kadın erkek eşitliğinin üzerine biz Aleviler çok durduğumuz için bir erkek bir kadın çıkması bizim kültürümüzce daha iyi olur” dedi.
Yıldırım, cemlerde gösterdikleri dayanışmayı ise, “Dualarımızı beraber okuyoruz, lokmamızı beraber dağıtıp yine duamızı beraber alırız” diye özetliyor.
“ALEVİLERDE BİR YEMEĞİ BİN LOKMAYA BÖLERSİN”
Cemevlerinde dağıtılan lokmaların önemine vurgu yapan Sercan Yıldırım, “Biz Alevilerde bir yemeği bin lokmaya bölersin. Bizim amacımız herşeyi paylaşmak ve beraber yemek. Aç kalsak da hep beraber tok olursak da beraber. Bunu simgelemek için de her cemimizin sonunda dayanışmayı simgeleyen lokmaları eşit bir şekilde dağıtıyoruz” dedi.
Erken yaşta cemlerde hizmet etmenin ayrıcalık olduğunu kaydeden Yıldırım, “Tabi ki erken yaşta başlamak benim için ayrıcalık. Küçük yaşta başlamam daha iyi öğrenmemi sağlayacak. Küçük yaşlarda cemlerde o dayanışmayı görünce yapmak istiyor. Birlik, dayanışma ve kardeşlik duygularını hissediyorum cemde. Evde Zülfikar’ı, Hz. Ali’yi görünce merak edip soruyordum bunlar ne diye. Onlar anlata anlata bende araştıra araştıra cemlere gele gele öğrendim. Dayaışmayı ve birliği gördüm bu beni çok etkilediği içinde buradayım” diye konuştu.
“BİZDEN OLMAYAN HİÇBİR DÜŞÜNCEYE, KELAMA VE TÜMCEYE YER VERMEYİZ”
Cemevinde yapılan cemi yürüten Mehmet Turan dede, cem öncesi 12 hizmeti yürütenlerle bir araya gelerek değerlendirmelerde bulunuyor.
Cemde bir araya gelmenin amacının olduğunu belirten Turan, konuşmasını şöyle sürdürdü;
“Gönül birliğinin olması gerekiyor, gönül birliğinden maksat dil birliği anlayışı birliği ev düşünce birliği olması gerekiyor ki cem esnasında birbirimize karşı yanlışımız olmasın.
Erenler bizler tarikatın ötesinde bir yapıya sahibiz aslında. Hakikatçiyiz yani. Yani bu yol hakikat yolu. Hakikat anlayışında hiçbir zaman bizden almayan, bize ait olmayan bizi bize anlatmayan hiçbir düşünceye hiçbir kelama ve tümceye yer vermemiz gerekiyor. Bize ait olmayanlar nedir, anlamadığımız dildeki herhangi bir terceman yada gülbeng bize ait değildir. Bizim illede anlamamız lazım. Bilmediğimiz konularda herhangi bir kelam söylemek o meydanda yanlış olur. Ve bize ait olmayan başka inançlardam bize geçmiş olduğunu düşündüğümüz öyle şeyler vardır ki biz onu kendimizden biliriz ama bizden değildir.”
Mehmet Turan dedenin konuşmasının ardından 12 hizmet yürütenler bir araya gelerek semah hocası Aydın Yıldız’ın herkese görevini hatırlatmasıyla cem ritüeline geçildi.
Cemevde gözcülük yapan 21 yaşındaki Görkem Dönder, “12 hizmette bulunacağız. Ben cemde gözcülük yapıyorum. Cemde gürültü yapan, yeni katılanlara yer gösterip cemde sükuneti sağlıyorum” dedi.
3 yıldır cemde gözcülük yaptığını söyleyen Dönder, bu hizmetin eğitimini ise cemevlerinde verilen kurslara giderek öğrendiğini kaydetti.
“ALEVİLİĞİ ÖZGÜRCE YAŞAYAMIYORUZ”
Türkiye’de Alevilere ayrıcalık tanınmadığını kaydeden Dönder, azınlık olduklarına dikkat çekerek konuşmasını şöyle sürdürdü;
“Daha önce tepkiyle karşılaştım. Toplumsal alanda dinsizlikle suçlandığımız zamanlar oldu. Saz kursundan gelirken taşlandığımız zamanlar oldu. Aleviliğimizi özgürce yaşayamıyoruz. Azınlıkta olan bir milletiz. Çoğunluk Sunni kesimde olduğu için bizi çok sevmiyorlar.
Türkiye’de Alevilere hiç ayrıcalık tanındığını düşünmüyorum. İbadethane olarak da kabul edilmiyor cemevleri sadece faturaları ödeniyor. Eğitim sistemi ise daha çok Sunni inancına dayalı olduğunu düşünüyorum. Alevilik yanlış tanımlandığı için ön yargıyla yaklaştıklarını düşünüyorum. Ben Aleviliği kendimi bildiğimden beri içimde hissediyorum. Kitaplarda okudum, semaha gittim ve öğrendim.”
“HERKES HAKKINA RAZI MI DİYE SORULUR VE HERKES HAKKINA RAZI İSE ADALET YERİNİ BULUR”
Musa Kazım Düzgün ise lokmaları eşit bir şekilde poşetleyip cem sonunda dağıtımını yapmak için hazırlık yapıyor. Herkesin getirdiği lokmalar eşit bir şekilde paylaştıran Düzgün, “Lokma olarak getirilen herşeyden birer tane alıp poşetlenip cem sonunda dedenin duasından sonra dağıtacağız. Bu lokmaların içinde herkesin sabrı var, sevgisi, aşkı, kardeşliği, muhabbeti var. Burada göz kararıyla elma büyük yada küçük olabilir biz bunu ayırt etmeden göz kararıyla poşetlere koyup canlara dağıtıyoruz. Dede ‘herkes hakkına razı mı’ diye söylediğinde herkes hakkıma razıyım dediği zaman adalet yerini buluyor” dedi.
“DİN DERSLERİNDE BİZİ CAMİYE GÖTÜRÜYORLARDI”
Hatic Polat ise cemde çerağ hizmetini yürütecek. İlk defa cemde hizmet yürütecek Polat, heyecanlı. “İki üç aydır bu hizmeti öğreniyorum” diyen Polat, hizmet yaparken duyduğu mutluluğu anlatarak, kurslara katılarak çerağ uyandırma hizmetini öğrendiğini söyledi.
Okullarda Din dersinde camiye götürüldüklerini söyleyerek tepki gösteren Polat, “Din derslerinde bizi camiye götürüyorlardı cemevleri de bizim ibadet yerimiz ama bizi hiçbir zaman götürmediler. Onla gıcık oluyordum” dedi.
Çocukluğunda annesiyle cemlere giden Şilan Rona, o zamanlarda semah dönenlere özendiğini şimdi ise semah döndüğünü dile getiriyor.
PİRHA- Romanyalı Laura Zenovia Vitalia Yalçın, eşi ile tanışmasıyla birlikte Aleviliği tanıyıp ikrar vermiş ve yola girmiş. Cemlerde belki de bir olarak 12 hizmetten gözcülük hizmetini de yürüten Laura, “Alevilik ile tanıştıktan sonra insanlara yürekten bir gözle bakıyorum” diyor.
Romanya’dan Bodrum’a gelip yerleşen ve Bodrum Alevi Bektaşi Derneği Cemevi Başkanı Cem Yalçın ile tanışmasıyla birlikte Alevi inancını tanıyan Laura Zenovia Vitalia Yalçın, ikrar verip Alevi olmuş. Laura Yalçın aynı zamanda cem ibadetinde 12 hizmetten biri olan gözcülük hizmeti de yürütüyor.
“İKRAR VERİP ALEVİ OLDU, CEMDE GÖZCÜLÜK YAPIYOR”
Bodrum Alevi Bektaşi İnanç Derneği’nin Kadıncık Ana Cemevi inşası için kurduğu stantta denk geldik Laura Zenovia Yalçın ile. Diğer tüm kadınlar gibi canla başla emek veriyor. Sohbet ederken kendisinin Romanya vatandaşı olduğunu söylüyor. Çorum şivesi ile konuşması ise ayrı bir güzellik olarak dikkatimizi çekiyor. Alevi canları tanıyan bir dost olarak kendisinin de katkı koymaya çalıştığını düşünürken, bir anda, “Ben ikrarımı verdim Aleviyim” demesi ile birlikte şaşırıyoruz. Eşi olan Bodrum Alevi Bektaşi Derneği Cemevi Başkanı Cem Yalçın ile Aleviliği tanımaya başlayan Laura Vitalia Yalçın daha sonra pir huzurunda ikrar verip Alevi olmuş.
İkrar vermesi ile birlikte cemevinde de hizmet yürütmeye başlayan Laura Vitalia Yalçın, cemde gözcülük de yapıyor. Cemin düzenini sağlayan Laura, cem erenlerinin isteklerini ilgili dedeye, dedelerin ise cem erenlerine iletiyor. Birçok dede-pirin cem hizmetinde kadın gözcü görmesi ise kendilerini şaşırtıyor. “Kim demiş ki kadın gözcülük yapamaz” diyen Laura Vitalia Yalçın, bu hizmeti severek yürüttüğünü belirtiyor.
“ALEVİ KÜLTÜRÜ İLE İNSANLARA YÜREKTEN BAKIYORUM”
“Alevilik ile tanıştıktan sonra insanlara artık yürekten bir gözle bakıyorum” diyen Laura Zenovia Vitalia Yalçın, Alevilerin topluma çok candan yaklaştığını ve bunun kendisini çok etkilediğini vurgulayarak şunları söylüyor:
“Aslen Romanyalıyım. Burada evlendim ve eşim şu anda Bodrum Alevi Bektaşi Derneği Cemevi Başkanı. Kitaplardan olsun, kendi bilgilerinden olsun bana Aleviliği anlattı. Aleviliği benimsedim. Bir süre sonra ikrarımı verdim. İnsanlara artık yürekten bir gözle bakıyorum. Kürt , Sünni, yabancı ne olursa olsun insanız. Alevi kültürü bana bunu öğretti. Buradaki canlarımız gerçekten böyle yaklaşıyor. Alevileri çok seviyorum, insanları çok seviyorum. Aleviler gerçekten çok cana yakınlar. İnsanlara çok değer veren bir yönü var. Birlik olalım, birbirimize kenetlenelim. Sevelim birbirimizi.”
PİRHA- Irak’tan gelen Kakai Alevi inanç heyeti Garip Dede Dergahı’ndaki Ceme katıldı. Kakai Piri Pir Serhat, “Alevileri biliyordum ama inancımızın bu kadar yakın olması çok şeyi anlatıyor. Canların hizmeti bizi evimizde hissettirdi. Hepimiz Hak yolunun evlatlarıyız. Bu birlik bizi güçlü kılıyor” diye konuştu.
Kakai Alevi inanç heyeti İstanbul’da bulunan Alevi dergahlarını ziyaret ettikten sonra Garip Dede Dergahında Cem’e katıldı. Kakai pirleri posta otururken, Kakai zakirler Asi Fayaq ve Kureş, Kakai nefesleri seslendirdi.
Alevi Dernekler Federasyonu Başkanı ve İmam Rıza Ocağı Dedelerinden Celal FIRAT, “Aleviler dünyanın her yerinde varlar. İnsanların geleceğine göre inancını yürütmesi önemlidir. Deyişler belki Kürtçe veya Farsça okunacak ve belki anlamayacağız ama o mana dünyasına gireceğiz. Biz hiçbir inancı renginden dolayı ötekileştirmeyiz. Kakai dostlarımız buraya gelecek, biz oraya gideceğiz ve birbirimizin Hızır’ı olacağız” ifadelerini kullandı.
Haydari Ocağı Piri Baba Hamit, “Irak Yaresanları olarak bu haliniz bizi çok mutlu etti. Aleviler ve Yaresanlar iki kardeş gibidir. Buraya gelip birbirimizi görmemiz bir kardeşliğe yol açıyor” şeklinde konuştu.
“BU BİRLİK BİZİ GÜÇLÜ KILIYOR”
Kakai Piri Pir Serhat “Varlığınız bizi çok mutlu etti. Cemaliniz ile hem hal olduk. Alevileri biliyordum ama inancımızın bu kadar yakın olması çok şeyi anlatıyor. Canların hizmeti bizi evimizde hissettirdi. Hepimiz Hak yolunun evlatlarıyız. Bu birlik bizi güçlü kılıyor. Niyazlarınız hak divanında kabul olsun” dedi.
12 hizmetin yürütüldüğü cemde lokmalar pay edildi. Kakai inanç heyeti Hacı Bektaş Veli Dergahını ziyaret etmek ve temaslarda bulunmak için bu akşam Nevşehir’e doğru yola çıkacaklar.
Kıbrıs Alevi Kültür Merkezi Hızır Cemi gerçekleştirdi.
Kıbrıs Alevi Kültür Merkezi Hızır ayı kapsamında gerçekleştirdiği Hızır Cemini dün Atatürk Kültür Merkezi’nde yer aldı.
Alevilik inancında Hızır ayı ve Hızır ayının önemiyle ilgili Kıbrıs Alevi Kültür Merkezi şubelerinde de sohbet ve konferanslar gerçekleştirildi.
Türkiye’den gelen Pir Ercan Kazım Özer önderliğinde Lefkoşa Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen Hızır Cemi’nde, 12 hizmet görüldü, semah dönüldü ve lokma duasının ardından ceme katılan canların getirdiği lokmalar pay edildi.
PİRHA– Alevi toplumunun kutsal ayı olan Hızır ayı vesilesiyle Yamanlar Cemevi’nde Hızır cemi gerçekleştirildi. 12 hizmetin görüldüğü cemi yürüten Kureyşan Ocağı pirlerinden Engin Gündük, “Her gün inançlar ve kimliklerin üzerine saldırıya geçiyorlar, yarın bu saldırının bize olmayacağını kimse garanti edemez ve işte o yüzden birliğimizi güçlendirerek kendimizi savunmamız gerekir” dedi.
Alevi toplumunun kutsal ayı olan Hızır ayı vesilesiyle İzmir Yamanlar Cemevi’nde Hızır cemi gerçekleştirildi.
12 hizmetin görüldüğü cemi yürüten Kureyşan Ocağı pirlerinden Engin Gündük, “Tehlike her gün çanlarını dehşet ve şiddetle çalıyor” diyerek, Alevi toplumunun ısrarla savaşı reddettiğini söyledi.
Pir Engin Gündük, şöyle konuştu:
“Milyonlarca mazlum olarak nasıl birlikteliği sağlayacağız. Tehlike her gün çanlarını dehşet ve şiddetle çalıyor. Her gün bu ülkede yeni oyunlar oynanıyor. Her gün inançlar ve kimliklerin üzerine saldırıya geçiyorlar. Yarın bu saldırının bize olmayacağını kimse garanti edemez. Defalarca bu toplum saldırılarla karşı karşıya kalmıştır. Biz ısrarla savaşı, kanı ve gözyaşını reddediyoruz. Biz hiçbir dine, dile, ırka ve millete ölümü yakıştırmıyoruz. İnsanlar aşk ile sevgi ile yaşamalı. Ölmemek için sımsıkı birbirimize tutunmak zorundayız. Birbirimizden haberdar olmak zorundayız.”
“KENDİMİZİ SAVUNMAK GİBİ HAKKIMIZ VAR”
Cemevlerinin yas evi dışında bir araya gelip örgütlenmenin ve bu örgütlenme ile birbirinden haberdar olma yerinin de olduğuna değinin Pir Gündük şöyle konuştu:
“Bu cemevlerini sadece yas evine, matem evine çevirmeyelim. Buraya çocuklarınızı getirin ve çevresini tanısın. En küçük durumda bu cemevi sizin kimliğiniz, eviniz olmakla beraber sizin korunacağınız yerlerdir. Bizim kimseyi öldürmek, katletmek gibi düşüncemiz asla yoktur. Ama kendimizi savunmak gibi insani haklarımız vardır. Yan yana durarak ve birliğimizi daha da sıklaştırarak birbirimizi koruyabiliriz. Burada görevini eksik yapan varsa, gelin, el verin destek olun. Hızır cemi ikrar cemidir. Bu meydan gör meydanıdır kör meydanı değil. Bu meydana kimse zorla çağırılmaz. Burası göz, gönül kapanların teslim olduğu hakkın meydanıdır.”
12 hizmetin yürütüldüğü cemden sonra lokmalar pay edildi.
PİRHA – Alevilerin ve Alevi kurumlarının bu zorlu süreçte nasıl bir yol izlemesi gerektiğine ilişkin PİRHA’ya konuşan Yazar Süleyman Zaman, “Aleviler her zaman kendi değerlerini, düşüncelerini, gizleme yoluna başvurmuşlardır. Yani örtülü bir inanç haline gelmişlerdir. Örtülü inanç olmalarının nedeni hep baskı altında olmaları ve egemenleri hep rahatsız etmelerinden kaynaklanıyor” dedi.
Haberin Videosu
Yazar Süleyman Zaman, Alevilerin ve Alevi kurumlarının bu zor süreçte nasıl bir yol izlemesi gerektiğine ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.
Çok önemli ve zor bir süreçten geçildiğine dikkat çeken Zaman, “Tarihsel boyutu ile de baktığımızda Aleviliğin aslında her zaman batiniliği, toplumsal eşitliği, insanlar arasındaki kardeşliği, barışı ve özgürlüğü öne çıkararak, toplumsal bir inanç olarak geliştiğini görüyoruz. Aleviliğin bu anlayışı gerek Selçuklular döneminde gerekse aşılama ve bedenleşme dönemi olsun her zaman egemen kesim ile sistemin sahiplerini rahatsız etmiştir” diye konuştu.
“ALEVİLER HER ZAMAN DEĞERLERİNİ GİZLEME YOLUNA GİTMİŞTİR”
Süleyman Zaman, “Aleviler her zaman kendi değerlerini, düşüncelerini, gizleme yoluna gitmiştir. Yani örtülü bir inanç haline gelmişlerdir. Örtülü inanç olmalarının nedeni hep baskı altında olmaları ve egemenleri hep rahatsız etmelerinden kaynaklanıyor” dedi.
Bugün de baskıların devam ettiğini belirten Zaman, “Bugünün handikapı şudur: Sistem Diyanetle, kurumlarıyla ve getirmiş olduğu sistem ile Aleviliği zaten asimile ediyor. Ayrıca Ali’yi sevmek Alevilikse ben de Aleviyim diyerek Aleviliği Şiileştirip, kendi değerlerinden uzaklaştırmayı amaçlıyorlar” diye konuştu.
“KURUMLARIMIZ İLK GÜNKÜ HEYECANINI YİTİRMİŞ”
Özellikle 80 ve 90 sonrası oluşan kurumların Aleviliğe bir nefes aldırdığını vurgulayan Zaman, “Büyük kentlerde yaşayan Aleviler kendi kimliklerini ve kendilerini ifade edebilecek kurumlar ile karşılaştıklarında nefes almışlardır. Ancak daha sonra süreç içerisinde sistem bu kurumsal yapıları kendi lehlerine çevirecek bir takım oyunlar ve politik zeminler hazırlamıştır. Bu kurumlarımız bugün ilk kurulmuş oldukları günün heyecanını yitirmişlerdir. Değerler sistemi devletin müdahalesine gerek kalmadan kendi kendisini asimile ederek bu değerleri kendisi işlevsel kılacak” dedi.
“ALEVİLİK MODERN VE SEKÜLER YAŞAMDAN YANA”
Zaman, “Günümüzde bir takım yaşam standartları bize dayatılıyor. Oysa Alevilik her zaman çağdaş değerlerden, modern ve seküler yaşamdan yanadır. Dolayısı ile katı bir takım İslamcı uygulamalar Aleviliğe uygun düşmemektedir” diyerek şöyle devam etti:
“Bu nedenle Aleviler toplumsal muhalefet ile birlikte hareket etmelidir. Sol, sosyal demokrat ve demokrat kesimler ile birlikte bu mücadelenin içinde kendisini görmelidir. Öteki kılınan bütün topluluklar ile birlikte hareket edilerek demokratik, hukuksal ve laik bir dünyada yaşamanın önemli olduğunu vurgulayıp bu değerlere sahip çıkacak argümanlar geliştirmelidir.”
“ALEVİ KURUMLARI YEMEK VERME VE ÖLÜ KALDIRMA YERİNE DÖNÜŞTÜ”
“Bugün Alevi kurumları yapılan cemlerde 12 hizmette Aleviliğin değerlerini vermediği sürece ve yapılan bu ritüellerde İslami motifler uygulandığı sürece maalesef Alevi kurumları hızla Aleviliği asimile eden bir yapıya dönüşeceklerdir” diyen Zaman şunları ifade etti:
“Kurumlarımız sadece yemek verilen ve ölü kaldırılan yerlere dönüştürüldü. Bu Aleviler için acı vericidir. Örneğin cemevlerinde 12 hizmet yapılıyor. Ama bu 12 hizmet nedir? Neden 12? Ayrıca bu 12 hizmet içinde yer alan ‘Çerağ’ uyandırma nedir, neden yapılıyor ve nereden gelmektedir? Arap kültürü ve İslami değerler içerisinde böyle bir şey var mıdır? Alevilikte bin yıllardır sürüyorsa bunun asıl nedeni, nereden kaynaklandığı, nereden beslendiği veriliyor mu? Verilmiyor. Bu nedenle kurumlarımızdan beklediğimiz şey Alevi değerlerinden uzaklaşmadan beslenmiş olduğu değerler sistemine sahip çıkarak Alevilik anlatılmalıdır.”
“ALEVİLİK SADECE CEM DEĞİL”
Zaman, “Gençlerimiz ‘Hocam biz her hafta ceme gidiyoruz ancak artık gitmek istemiyoruz’ diyorlar. Çünkü artık her hafta rutin 12 hizmet yürütülüyor. Biz bu cemlerde 12 hizmetin, bağlamanın neden olduğunu ve bağlama ile okunan nefeslerin ne anlama geldiğini öğrenmek istiyoruz. Ayrıca Alevilikte nasıl bir evren, Tanrı, insan ve yaşam algısı var bunu öğrenmek istiyoruz. Alevilik sadece cem değil” diyen Zaman şöyle devam etti:
“Cami ile cem aynı anlama geliyor. Toplu bir yerde belli bir yerde inanmış olduğu değerleri ritüellerde uygulamaktadır. Şimdi önemli olan cemde yapılan 12 hizmettir. Neden 12 hizmet? Neden 13 hizmet değil? Cemlerde bunun yanıtı verilmesi gerekiyor. Ya da 7 ulu ozan diyoruz. Neden sadece 7 ulu ozan olarak sınırlıyoruz, binlerce ozan varken. Acaba 7 sayısına yüklenen batini bir algı mı var. Gençler şu an İnternet çağında ve araştırıp sorguluyor. Sorgulayan gençlerimizi o eski gelenekten gelen dedelerimizin anlatım biçimi artık doyurmuyor. Dolayısı ile gençlerimiz oradan bir şey alamayınca uzaklaşıyor. Ve sonra diyorlar gençlerimizi neden çekemiyoruz. Çünkü bu koşullarda çekemeyiz.”
“TÜM FARKLILIKLARIMIZI DEĞERLERİMİZ OLARAK GÖRMELİYİZ”
Tek çıkışın Alevi kurumlarının kendi işlevselliğini yerine getirmekle olacağına dikkat çeken Alevi Yazar Süleyman Zaman son olarak şunları kaydetti:
“Alevilik tek bir değerden oluşmuyor. Bundan dolayı Alevilik bütüncül yönü ile ele alınmalı. Tüm Alevi yazarlarını sevsekte sevmesekte okumamız ve değerlendirmemiz gerekiyor. Tüm farklılıkları değerlerimiz olarak görmeliyiz. Cemevleri Aleviliğin doğallığını asimile edecek uygulamalardan kendini uzaklaştırmalıdır. Kurumlarımız ve cemevlerimiz sadece ölü kaldıran ve kırk lokması verilen yerler olmaktan çıkmalıdır. Birer eğitim yuvası haline getirilmelidir. Her hafta ya da ayda bir her kurumumuz Aleviliği gerçek anlamda hem felsefi yönü ile hem inançsal boyutu ile hem de toplumsal boyutu ile Alevilik anlatılmalıdır.”