Etiket: 12 mart 1995

  • PSAKD Sultangazi Şubesi: Hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz!

    PSAKD Sultangazi Şubesi: Hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz!

    PİRHA-Gazi Katliamı’nın 30. yıldönümüne dair açıklamada bulunan PSAKD Sultangazi Şubesi ve Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, “Katliamın 30. yılında payımıza düşen hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz. Mücadelemiz katliamlarla hesaplaşılan, kurumsal adaletsizliğin sona erdiği ve hak gasplarının olmadığı demokratik ve özgür bir ülkeyi kurma mücadelesidir” dedi.

    12 Mart 1995 tarihinde çoğu polis kurşunuyla 22 kişinin öldürüldüğü katliamın üzerinden 30 yıl geçti. Gazi Katliamı’nın failleri ve sorumluları hala cezalandırılmadı.

    Gazi Katliamı’nın 30. yıldönümü dolayısıyla yazılı açıklamada bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sultangazi Şubesi ve Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, “Katliamın 30. yılında payımıza düşen hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz. Mücadelemiz katliamlarla hesaplaşılan, kurumsal adaletsizliğin sona erdiği ve hak gasplarının olmadığı demokratik ve özgür bir ülkeyi kurma mücadelesidir. Kimsenin dili, dini ve inancından dolayı asimilasyon ve ayrımcılığa uğramadığı, halkın ancak “bir harmandalında bir de dost sofrasında diz kıracağı” eşit, onurlu ve adil bir gelecek istiyoruz” dedi.

    Aktaş, Gazi Katliamı’nın 30’uncu yılı vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

    GAZİ MAHALLESİ, İKTİDARLARIN HEDEFİNE MARUZ KALAN BİR YER

    “12 Mart 1995 akşamı Alevilerin yoğun olarak gittikleri kıraathanelere, İsmetpaşa Caddesi boyunca ilerleyen bir taksinin içindeki tetikçiler tarafından otomatik silahlarla ateş açıldı. Onlarca insanın yaralandığı ilk saldırıda Halil Kaya isimli yaşlı bir insanımız hayatını kaybetti.  Egemen güçlerin “1000 operasyon yaptık’ dediği 90’lı yıllarda sistematik bu politikalardan payına düşeni fazlasıyla alan mahallede halkın kabaran öfkesi, 12 Mart akşamı kitlesel olarak sokağa çıkmasıyla karşılığını bulacaktı. Alevi hassasiyetinin diri, politik duyarlılığın güçlü olduğu ve kuruluşundan beri sol-demokratik muhalefetin varlık gösterdiği Gazi mahallesi, iktidarların çeşitli bahanelerle saldırganlığına maruz kaldı.

    YOK ETMEK İSTEDİKLERİ DAYANIŞMA BİLİNCİ, ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜ

    12 Mart 1995’e gelene kadar gözaltılar, gözaltında katledilmeler, işkence ve yaygın tutuklamalarla örülü çok yönlü saldırılara muhatap olan mahallede yılların getirdiği bir birikim söz konusuydu. Devleti zor araçlarıyla tanıyan, barınma, elektrik, su ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarını imece usulü dayanışmayla sağlayan yoksul bu gecekondu mahallesinde halkın dağıtılamayan örgütlülük düzeyine cevap; sivil-resmi güçlerin birbirini koşullayan pratik üzerinden kullanıldığı katliamla verildi. Gazi halkı o gün haklı olarak saldırının ardından taranan kıraathaneler ile Cemevinin önünde toplanarak yaşanan kontrgerilla saldırısından egemen güçleri sorumlu tuttu. Tam da yok etmek istedikleri dayanışma bilinci ve kültürüyle yoğrulan halkın tepkisi 12 Mart akşamı ete kemiğe büründü, halk yaralarını sarmak için yan yana geldi. Sokağa çıkan insanlar ‘artık yeter’ diyor, katillerin kim olduğunu bilerek tepkisini dile getiriyordu.

    “MARAŞ’I, SİVAS’I DENEYİMLEYEN HALKIN MAHALLESİNİ SAVUNMAKTAN BAŞKA SEÇENEĞİ KALMAMIŞTI”

    12 Mart akşamı başlayan operasyonel yönelim sonrasında Susurluk kazası ile ortaya saçılan çete-polis-siyaset üçgeniyle birlikte değerlendirilmeli. Hiç kuşkusuz ki Gazi’de katleden Susurluk devleti, direnen halktı. Kontrgerilla saldırısının ardından cadde üzerinde toplanan mahalle halkına panzer ve resmi araçlardan açılan ateş sonucu Mehmet Gündüz’ün hayatını kaybetmesi gerçekleşen saldırıların organize olduğunun ilanıydı. Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarını deneyimleyen Alevi halkımızın bu noktadan itibaren mahallesini savunmaktan başka bir seçeneği kalmamıştı. Süren katliamın son bulması, cenazelerin verilmesi, yaralıların tedavilerinin yapılması, sokağa çıkma yasağının kaldırılması ve saldırı amaçlı mahallede bulunan kolluk kuvvetlerinin geri çekilmesini talep eden, mahallesini savunan halkın bu taleplerine verilen cevap; yeni Maraş’lar ve Sivas’lar yaratma tehdidiyle halkın daha çok kanının dökülmesiydi. Mahallenin her bir sokağı katliamcıları durdurmaya çalışan halkın direnişine tanıklık ederken, canlarımızda ardı ardına toprağa düştü. Sezgin Engin, Dilek Şimşek, Zeynep Poyraz, Fadime Bingöl, Hasan Gürgen… Katliamın bilançosu ağırlaşırken korku ve teslimiyet değil, dalga dalga büyüyen direniş gelişmelere rengini veriyordu.

    SİVAS’I YAKANLAR, GAZİ’DE KURŞUNLAR YAĞDIRDI

    2 Temmuz 1993 Sivas ve Gazi katliamları arasında devamlılık ilişkisi vardır. Mahalle halkının katliam için harekete geçen resmî güçlere karşı günlerce cansiperane direnmesinin nesnel faktörlerinin başında Sivas’ta gerçekleşen katliam sonrası büyüyen duyarlılık olduğunu vurgulamalıyız. 2 Temmuz 1993 tarihinde, Pir Sultan Abdal etkinliğinde, Sivas Madımak Oteli’nde 8 saat boyunca kuşatılan, gerici-faşist odaklar tarafından hunharca katledilen 33 insanımız acısı Gazi’de yaşayan halkın yüreğini yakıyor, 2 yıl önce Sivas’ta Alevilere yönelik örgütlenen katliamın 2 yıl sonra kendi mahallelerinde tekrarlanacağı öngörüsü, genç-yaşlı halkın günlerce direnmesini koşulluyordu. Halkın öngörüsü ne yazık ki topyekûn saldırganlıkla somut bir vaziyet aldı. Dünyanın gözü önünde, Sivas’ta yakarak katledenler, Gazi ve Ümraniye 1 Mayıs mahallelerinde kurşunlar yağdırarak, sokakları işkencehaneye çevirerek katletti.

    SİVAS’TA ÖRGÜTLENEN KATLİAM RESMİ KUVVETLER ELİYLE HEDEFE ULAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYORDU

    Gazi, 2 Temmuz 93’te gerici-faşist odaklar üzerinden Sivas’ta örgütlenen katliamın 2 yıl sonra bu defa resmi kuvvetler eliyle hedefine ulaştırılması aşamasıydı. Gazi’de yaşayan halkın inançsal ve toplumsal kimliği neden hedef seçildiğini açıklar. Mahallede özellikle Sivas’tan göç eden Alevilerin genel toplam içinde en kalabalık orana sahip olması dikkate değerdir. 2 Temmuz 93 tarihinde kışkırtılan güruhların örgütlü katliamına dönüşen ‘Alevi nefreti’ hangi bakış açısının ürünüyse, 12 Mart 95 tarihinde Gazi’de halka yönelen sistematik saldırı aynı bakış açısıyla örtüşüyordu. Her iki bağlantılı katliam mevcut toplumsallığın muhalif karakterini zayıflatma ve korku paradoksu altında teslimiyet göstermesinin istendiği projenin 90’lı yıllara uyarlanan yüzüdür.

    GAZİ’DE BAŞLAYAN DİRENİŞ PROTESTOLARA DÖNÜŞTÜ

    12 Mart akşamı Gazi’de başlayan katliam saldırısı ve halkın direnişi, önce İstanbul’un diğer mahallelerini etkisi altına aldı, sonra ülke genelinde büyük protesto yürüyüşlerine dönüştü. 15 Mart günü Ümraniye-1 Mayıs Mahallesinde katliamı protesto eden mahalle halkının üzerine Gazi’de olduğu gibi ateş açıldı, burada 4 insanımız katledildi. 12-15 Mart 95’ günleri arasında sokaklarda kurulan barikatların ardından duyulan tok ses; ‘ölmek var, dönmek yok!’ şiarıydı. Pir Sultan Abdal’ın “dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan!” sözü halkın bilinç öğelerine yön veriyordu.

    “22 POLİS’TEN 18’İ DELİL YETERSİZLİĞİNDEN BERAAT ETTİRİLDİ”

    Dönemin iktidarı gerçekleri çarpıtıp teyakkuz halinde Alevilere saldırırken, beklemediği oranda büyüyen halkın direnişini bastıramamanın zorunluluğuyla geri adım attı, 3. günün ardından katlettiği insanların cenazelerini ailelerine teslim etti ve aracılar vasıtasıyla halkın patlayan öfkesini soğutmanın yollarını aradı. 19 kişinin katledildiği, 427 kişinin yaralandığı Gazi katliamı sonrası açılan davalar ‘cezasızlık’ politikasına hizmet etti. Katliamın gerçek faili dönemin iktidarı kullandığı tetikçileri koruyan tavrını mahkeme safhası boyunca devam ettirdi. Halkı katleden polis memurları hakkında açılan dava ‘güvenlik’ gerekçesiyle İstanbul’da görülen ilk duruşmanın ardından Trabzon’a kaçırıldı. 5 yıl süren davanın duruşmalarına katılmak için Trabzon’a giden aileleri taşıyan otobüslere yönelik taşlı-sopalı saldırılar yaşandı. Haklarında dava açılan 20 polis memurundan 18’i “delil yetersizliği” iddiasıyla beraat ettirildi. Yargılanan, 5 kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulan, 2 polis memuruna kamera kayıtları ve mağdurların teşhisine rağmen 6 yıl 8 ay ile 3 yıl 9 ay gibi mahkumiyet cezaları verildi. Yargıtay, ceza alan bu 2 sanık hakkında “Haklarında adam öldürmeyle ilgili net bir açıklığın olmadığı” gerekçesiyle bozma kararı verdi. Tekrar eden dava sonucunda göstermelik cezalar verilen 2 sanıkta aklandı.

    DÖNEMİN YÖNETİCİLERİ HAKKINDA YARGILANMA İSTEĞİ TALEP BULMADI

    Yakınlarını kaybeden aileler ve Alevi kurumları, Gazi-Ümraniye katliamının gerçek sorumluları olarak gördükleri dönemin Başbakanı Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’in yargılanmalarına dönük talepleri karşılık bulmadı, sürecin her aşamasında adaletsizlik dayatıldı.

    GAZİ MAHALLESİ İKTİDARLARIN GÖZÜNDE “POTANSİYEL TEHDİT UNSURU” OLARAK GÖRÜLDÜ

    Sonraki yıllarda da Gazi mahallesi iktidarların üzerinde mutabık kaldığı ‘potansiyel tehdit unsuru’ olarak görülmeye devam etti, ‘toplum mühendisliği’ kapsamında ‘sopanın’ gösterildiği başlıca alanlardan biri oldu. Türkiye yakın tarihini irdelendiğinde iktidar kliklerinin Gazi üzerinden Alevi nefretini güncelledikleri görülür. Bununla birlikte sol-sosyalist muhalefete dönük tasfiye içerikli politikalar ağırlıkla mahallenin hedef tahtası hali getirildiği dezenformasyon zemini üzerinden pratik geçerlilik kazandı.

    30 YILA RAĞMEN MUHALİF KARAKTERİYLE DURMAYI SÜRDÜRDÜ

    Aradan geçen 30 yıl kaçınılmaz olarak mahallede yapısal farklılaşmaya yol açtı. 30 yıl önce gecekondu yoğunluklu ve demografik açıdan daha homojen bir yerken, bugün kentleşme olgusuna göre kabuk değiştiren ve ciddi anlamda nüfusu artan bir semt haline geldi. Artık Gazi dediğimizde bir mahalleye değil, dört mahallenin toplamına vurgu yapıyoruz. Ancak konjonktürün doğurduğu handikaplara, kuşatma siyaseti ve yozlaştırma saldırılarına rağmen bugünde muhalif karakteriyle anılması gerektiğine not düşmeliyiz. Mahallemiz hak ve özgürlükler mücadelesinde egemenleri rahatsız eden, muhalefet alanına güç veren aktif tutumunu konuşturmasını bildi, çoğu zaman ön açıcı oldu.

    “KARANLIĞI DAYATANLAR TARİHİN BU EVRESİNDE AYDINLIĞA ULAŞMAMIZI ENGELLEYEMEZ”

    Katliamın 30. yılında payımıza düşen hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz. Mücadelemiz katliamlarla hesaplaşılan, kurumsal adaletsizliğin sona erdiği ve hak gasplarının olmadığı demokratik ve özgür bir ülkeyi kurma mücadelesidir. Kimsenin dili, dini ve inancından dolayı asimilasyon ve ayrımcılığa uğramadığı, halkın ancak “bir harmandalında bir de dost sofrasında diz kıracağı” eşit, onurlu ve adil bir gelecek istiyoruz. Güncelde emperyal müdahaleler sonucu Suriye’de iktidara taşınan selefi İslamcı çetelerin Alevilere karşı gerçekleştirdiği katliamlara tanıklık ederken; geçtiğimiz günlerde Sivas katliamı davasından hükümlü olarak cezaevinde bulunan katillerin serbest bırakıldığını öğrendik. Yaralarımızı kanatan, karanlığı dayatanlar tarihin bu evresinde aydınlığa ulaşmamızı engelleyemez. Hak ve haklı olmanın ışığıyla yürüyüşümüz devam ediyor.”

    Aktaş, konuşmasının sonunda şunları aktardı:

    “30. yılında Gazi-Ümraniye katliamında kaybettiğimiz Halil Kaya, Hasan Gürgen, Ali Yıldırım, Mehmet Gündüz, Dinçer Yılmaz, Zeynep Poyraz, Dilek Şimşek, Sezgin Engin, Genco Demir, Fevzi Tunç, Fadime Bingöl, Reis Kopal, Mümtaz Kaya, Hakan Çabuk, Hasan Ersizer, İsmihan Yüksel, İsmail Baltacı ve Hasan Puyan’ı saygıyla anıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • CANLI / Gazi Katliamı’nın 29. Yılı

    CANLI / Gazi Katliamı’nın 29. Yılı

    12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde yaşanan Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler anılıyor.

  • PSAKD: Gazi Katliamı Alevilere yönelik katliamdı, hesabını mutlaka soracağız!

    PSAKD: Gazi Katliamı Alevilere yönelik katliamdı, hesabını mutlaka soracağız!

    PİRHA- Gazi Katliamının Alevilere karşı kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğiyle gerçekleştirilen bir katliam olduğunu belirten PSAKD, katliamın hesabını mutlaka sorarak davanın üzerinin örtülerek unutturulmasına izin vermeyeceklerini kaydetti.

    İstanbul Gazi Mahallesi’nde bulunan ve Alevilerin gittiği kahvehanelere, bundan tam 28 yıl önce 12 Mart 1995’te kontrgerilla elamanlarının saldırması sonucu resmi verilere göre 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi ise yaralanmıştı.

    28. yılına giren Gazi Katliamına dair açıklama yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, Gazi Katliamının Alevilere karşı kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğiyle bir katliam olduğuna vurgu yaparak, tıpkı Madımak Katliamı’nda olduğu gibi Gazi katliamında da sorumluluğu bulunan devlet yetkililerinin milletvekilliği ve hatta bakan yapılarak ödüllendirildiği ifade edildi.

    “SALDIRGANLAR ORTAYA ÇIKARILMADI”

    PSAKD Genel Merkezi’nin Gazi Katliamının 28. yılına dair açıklaması şöyle:

    “İstanbul Gazi Mahallesi’nde bulunan ve Alevilerin gittiği kahvehanelere, bundan tam 28 yıl önce 12 Mart 1995’te kontrgerilla çetelerinin saldırması sonucu bir Alevi Dedesi olan Halil Kaya öldürüldü, 5’i ağır toplam 25 kişi yaralandı. Daha sonra saldırganlar saldırı sırasında içinde bulundukları taksiyi gasp ederek taksi şoförünü öldürdüler. Bu saldırganların kim oldukları asla ortaya çıkmadı ya da çıkarıl(a)madı. Gazi Mahallesi halkı devlet destekli bu kontrgerilla saldırısından sonra protesto için mahalle karakoluna doğru yürüyüşe geçti. Halkın yürüyüşe geçmesiyle birlikte polis Gazi halkının üzerine ateş açtı. Bu saldırıda bir yurttaşımız daha hayatını kaybetti. Ertesi gün saldırıyı protesto etmek ve Gazi halkının yanında olmak için binlerce yurttaş İstanbul’un her yerinden Gazi Mahallesi’ne geldi. Halk tekrar yürüyüşe geçti. Burada emniyet güçleri korkunç bir şekilde halka saldırdı ve 15 yurttaşımızı katletti. Bunun üzerine İstanbul’un ve Türkiye’nin birçok yerinde halkımız yaşanan bu katliamı protesto etmek için sokağa çıktı. 15 Mart’ta Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde polisin halkımıza ateş açması sonucu 5 yurttaşımız daha katledildi. Bu şekilde 12-15 Mart tarihleri arasında devam eden saldırılarda onlarca canımız katledildi, yüzlercesi de yaralandı.

    “ALEVİ YOK ETMEYİ HEDEFLEYEN KATLİAMDI”

    12-15 Mart 1995 tarihlerinde bütün dünyanın gözü önünde Gazi ve Ümraniye’de Alevilere karşı kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğiyle bir katliam gerçekleştirildi. Bizler Aleviler olarak kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğine dayalı bu katliam pratiğini daha önce Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da ve Sivas’ta ve daha bir çok yerde yaşadık. Devlet bugün de Maraş merkezli 11 ili nerdeyse haritadan silen depremde yapılması gerekenleri yapmayarak, rant ve daha fazla kar siyasetiyle depremin katliama dönüşmesinden sorumludur. Gazi ve Ümraniye katliamları Alevilere dönük yüzyıllardır devam eden baskı ve katliam politikalarının bir devamıdır. Ama Alevileri yok etmeyi hedefleyen bu inkarcı ve gerici anlayış, yüzyıllar boyunca gerçekleştirdiği bütün katliamlara rağmen Alevileri yok etmeyi başaramadı. Aleviler dün vardı, bugün vardır, yarın da var olacaktır. Aleviler dün olduğu bugün de zulmün ve haksızlığın karşısında, ezilenlerin saflarında, asla boyun eğmeden mücadele etmeye devam etmektedirler.

    “KATLEDİLEN CANLARIMIZI ANIYORUZ, HESABINI SORACAĞIZ”

    İşte tam 28 yıl önce Gazi ve Ümraniye halkı bu direniş ve mücadele geleneğinin mirasçısı olmanın bilinciyle, zulmün karşısına dikildi. Günlerce saldırıya uğradılar, katledildiler, yaralandılar, ama asla boyun eğmediler.

    Katliamı başlatan, saldırıyı gerçekleştiren kontrgerilla çete mensupları hiçbir zaman bulun(a)madı. Hedef gözeterek birçok canımızı katlettikleri görüntülerle ve adli tip raporlarıyla açıkça kanıtlanan katil polislere göstermelik cezalar verildi. Katliam davası halkımızdan kaçırılarak şehir şehir gezdirildi. Daha önceki Alevi katliamlarında olduğu gibi bu katliamda da sorumluluğu bulunan devlet yetkilileri milletvekili ve hatta bakan yapılarak ödüllendirildi.

    Ancak egemenler ne yaparlarsa yapsınlar bizler bu katliamın hesabını mutlaka soracağız. Davanın üzerinin örtülerek unutturulmasına izin vermeyeceğiz. 28. yılında Gazi ve Ümraniye’de bütün saldırılara, baskılara ve katliamlara rağmen Pir Sultanların direniş geleneğini canları pahasına yaşatan ve bu mücadelede katledilen tüm canlarımızı saygıyla anıyor, direnen halkımızı selamlıyoruz. Gazi ve Ümraniye katliamlarını unutmadık unutturmayacağız!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • CANLI / Gazi Katliamı 28. yılında

    CANLI / Gazi Katliamı 28. yılında

    Gazi Katliamı’nın 28. yılında hayatını kaybedenler anılıyor.

  • Av. Kazmaz: Gazi Katliamı davası gerçekler ortaya çıkana kadar bitmeyecek

    Av. Kazmaz: Gazi Katliamı davası gerçekler ortaya çıkana kadar bitmeyecek

    PİRHA-Gazi Katliamı davasının avukatlarından Remzi Kazmaz, katliamın yirmi yedinci yılında paylaştığı mesajında “Bu dava gerçekler ortaya çıkana kadar asla bitmeyecek. Bir gün mutlaka ülkemizdeki karanlık güçler hukuk karşısında hesap verecek” ifadelerine yer verdi.

    Gazi Katliamı’nın 27’inci yıl dönümüne ilişkin bir mesaj yayımlayan dava avukatlarından Remzi Kazmaz, katliam faillerinin yıllardır adalet önüne çıkarılmadığını kaydetti.

    Açıklamasında ‘Bir tuğla çekersek duvar yıkılır’ diyen devlet adamlarının dediğinin olduğunu ve duvar yıkılmasın diye faillerin korunduğunu belirten Kazmaz, mahkeme sürecine dair yapılması gereken her şeyin yapıldığını ancak yine de sonuç alınamadığını vurguladı.

    “DUVAR YIKILMASIN DİYE FAİLLER KORUNDU”

    Kazmaz‘ın mesajı şöyle:

    Çeyrek asır geçti ama failler hala adalet önüne çıkartılamadı. Gazi katliamı da faili meçhul kaldı. ‘Bir tuğla çekersek duvar yıkılır’ diyen devlet adamlarının dediği oldu. Duvar yıkılmasın diye failler korundu. Gazi Katliamı davası ile ilgili söylenmesi gereken her şey söylendi; mahkemelerde, meydanlarda, ülkenin her yanında…

    Yazılması gereken her şey yazıldı; mahkeme dosyalarında, kitaplarda, medyada…Yapılması gerekenler fazlasıyla yapıldı; Ankara’da, Avrupa’da, dünyada

    12 Mart 1995 tarihinde ve ondan öncesi, Gazi Mahallesi üzerine iktidar tarafından muhalif bir mahalle-ilçe olması nedeniyle sürekli bir baskı, gözaltı, yıldırma politikası izleniyordu. Nihayet, önceden tasarlanan oyun, 12 Mart 1995 saat 20.00 sularında sahneye kondu. İsmet Paşa caddesi üzerinde yer alan Öntaş ve Doğu Kıraathanelerinin taranması ile başlayan olaylardan sonra bu işyerlerini tarayanların izine rastlanılamamış, kim, neden, nasıl sorularına bugüne kadar cevap alınamamış. Bu saldırıda öldürülen Alevi dedesi Halil Kaya’nın katilleri hakkında hiçbir dava bile açılmamıştır.

    Kahve taranması ve Halil Kaya’nın öldürülmesine karşı halk sokağa çıkmış, protesto yapılmış, büyük bir kitle yürüyüşe geçmiştir. Araya giren yetkililer, sanatçılar, akil adamlar halkın tepkisini yumuşatarak büyük olayların çıkmasını önlemiştir. Halk, maktül Halil Kaya’nın cenazesini alarak Gazi Cemevi’ne getirmiş, sabahki cenaze töreni için evlerine geri dönmüştür. Sokak sakinleşmiş, olaylar bitmiştir.

    “KİTLE ÜZERİNE UZUN NAMLULU SİLAHLARLA ATEŞ AÇILDI”

    Aynı gece saat 04.30 sularında iki panzer cemevinin önünde bulunan ve cenaze merasimi için hazırlık yapan gruba doğru yönelmiş, aynı anda panzerlerin bulunduğu yerden grubun üzerine yoğun bir şekilde otomatik silahlarla ateş edilmeye başlanmıştır. Mehmet Günday, açılan bu ateş sonucu ölüyor ve 10 kişi de çeşitli yerlerinden yaralanıyor. Bu olay, oynanan oyunun ikinci perdesidir. Yani, kahvelerin taranmasıyla ulaşılmak istenen amaca ulaşılamamış, bunun üzerine cemevi önünde toplanan kalabalığa ateş açılmak suretiyle bu gerginlik tırmandırılmıştır. Bu olaylardan sonra öfkeye kapılan ve tahrik olan halk, tekrar protestoya başlamıştır. 15 bine yaklaşan kitle protestolarını sürdürürken, kitle üzerine uzun namlulu silahlarla ateş açılmış, bu açılan ateş sonucu Reis Kopali Ali Yıldırm, Zeynep Poyraz, Mümtaz Kaya, Dilek Sevinç, Fevzi Tunç, Hasan Sel, Hasan Gürgen, Hasan Ersüzer ve Dinçer Yılmaz aldıkları kurşun yarasıyla hayatlarını kaybetmişlerdir.

    “İLK DURUŞMADA ‘DAVANIN DURMASINA’ KARAR VERİLDİ”

    Davanın ilk duruşmasında kimseye söz hakkı verilmeden ‘’Davanın Durmasına’’ karar verildi.

    Ardından, dünyada hiçbir yerde görülmeyen şey oldu, davanın hakimi, davadan çok ilginç bir çekilme kararı vererek davanın tekrar durmasına neden oldu. Uzun uğraşlardan sonra, Rize Ağır Ceza Mahkemesi, verdiği kararla tekrar Trabzon Ağır Ceza’da devam etti.

    Adil yargılanmanın en temel ilkelerinden biri olan ‘’makul süre’’ tarih olmuş, dava parçalara ayrılmıştı.

    Alevi Dedesi Halil Kaya’nın öldürülmesi, İstanbul DGM Savcılığı’na gönderilmiş, dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Emniyet Müdürü Necdet Menzil hakkında şikayet nedeniyle ihmal fezlekesi düzenlenerek Adalet Bakanlığı’na gönderildi, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe tarafından haklarında takipsizlik kararı verildi.

    Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, basit bir cinayet davası olarak görülen davada, zaten 20 sanıktan 18’i tahliye olmuş, ardından hemen beraat edilmişti. Geriye sadece 2 sanık kalmıştı. Adem A. Ve Mehmet G. Yani, 5 gün süren ve toplam 23 kişinin öldüğü Gazi Katliamı davasında sadece 2 polis memuru ceza almıştı.

    “HANEFİ AVCI TANIK OLARAK DİNLENMELİYDİ”

    Dava devam ederken, ‘’Susurluk Çetesi’’ olarak adlandırılan olay meydana gelmiş, Başbakanlık tarafından yapılan soruşturmada Meclis Araştırma Komisyonu, ifade veren Hanefi Avcı’nın tanık olarak dinlenilmesi talebi reddedildi, hukuk devleti açısından tarihi bir fırsat kaçırıldı. Eğer Hanefi Avcı’yı bu davada tanık olarak dinletebilseydik, Gazi Davasının karanlıkta kalan bütün yanları aydınlığa çıkabilirdi. Ama defalarca mahkemeye bu konuda birçok talebimiz oldu ancak her seferinde reddedildi.

    Örneğin keşif asıl mahkeme tarafından yapılmayarak Gaziosmanpaşa Asliye Ceza Mahkemesi’ne tevdi edilen keşif bir hakimle yapılmış, 2 saatte tamamlanmıştır. Yani 5 gün süren, 23 kişinin hayatını kaybettiği, 600’den fazla kişinin yaralandığı bu katliam, 2 saatte bitirilebildi. Yani dağ fare doğurdu.

    Örneğin uzun namlulu silahlar kimler tarafından kullanıldı? Maktüllerin üzerinde kullanılan mermi çekirdeklerinin hangi silahlardan atıldığı…

    Bu taleplerimiz asla yerini bulmadı. Polis tapelerindeki telsiz konuşmaları hep silinmişti.

    Sonuçta bu yaşananları, dosya ile ilgili hukuka aykırılığı anlatmak imkansız, biz bunları yaşayarak gördük. Bir büyük katliam davasının hem tanığı olduk hem de mağduru olduk. Gazi Mahallesinde başlayan Trabzon yollarında devam eden ve 8 yıl süren bu dava Karadeniz’in azgın dalgalarında kayboldu. Haklı davamızda mağdur olduk.

    Nitekim Yargıtay’daki hukuk mücadelesi de olumlu sonuçlanmadı. Bu davada, Adem A. adlı sanık, Fevzi Tunç Reis Kopal ve Dilek Sevinç’i öldürmekten 3 yıl hapis cezası aldı. Mehmet G. Adlı sanık da Mümtaz Kaya’yı öldürmekten 1 yıl 8 ay hapis cezası aldı. Yani 23 kişinin ölümü ve 600 kişinin yaralanması sonucu yapılan yargılamada sadece iki kişi ceza aldı ama o cezalar da affedildi çünkü sanıklar tekrar işlerine döndü.

    Anılan davada Zeynep Poyraz ve Sezgin Engin’i öldüren sanıklar beraat etmişlerdir.

    “DAVA, ADALETİN TECELLİSİ YÖNÜNDEN EKSİKTİ”

    Biz hukukçular olarak, keşke kol kırılsa da yen içinde kalsa. Ülkemizde meydana gelen bu dava hem soruşturma hem de kovuşturma yönünden eksik, hukuk ve adaletin tecellisi yönünden eksikti ve doyurucu değildi. Nitekim bu insanlık davası için gidilmesi gereken her yere gitmek, yapılması gereken her şeyi yapmaktı. Biz de öyle yaptık ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gittik çünkü olaylardan sonra izlenen yargısal sürecin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğu tarafımızca görülmüştü.

    AİHM, 26 Temmuz 2005 tarihli kararında, ‘’Sorumluların, uygun ve yeterli soruşturma yapmadıkları, öldürme koşullarının uygun ve yeterli bir incelemeye alınmadığı, yargılamanın çok ağır adımlarla ilerlediği, cezaların görece hafif olduğu, dolayısıyla sözleşmenin 2.maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Ayrıca etkin soruşturma ve adli sürecin yapılmadığı bu nedenle 13.maddenin ihlal edildiği sonucuna da varılmıştır. Karar ile, ihlallerin yanı sıra her ölüm olayı için 30 bin Euro paranın başvuruculara ödenmesi hükmü yer almıştır. Nitekim bizim söylediklerimizi el oğlunun mahkemesi söyledi, keşke Türk Mahkemelerinde bu kararı alabilseydik de hukuk devleti hiç yara almamış olsaydı.

    “BU DAVA GERÇEKLER ORTAYA ÇIKANA KADAR ASLA BİTMEYECEK”

    Bu davanın kara kutusu, o dönemin Emniyet Müdürü Yardımcısı Hanefi Avcı’dır. Çağırın dinleyin veya Susurluk Raporu’nun 20 sahifesindeki ifadelerine bir göz atın, gerçekler orada kısmen yazılı. Neden hala dinlenmiyor Hanefi Avcı? Eğer Gazi Katliamı ile ilgili gerçekler ortaya çıkarsa, bu ülkedeki diğer faili meçhullerin de teker teker ortaya çıkmasından korkan egemen ve karanlık güçler mi bu gidişatın yönünü kesiyor?

    Ama bu dava gerçekler ortaya çıkana kadar asla bitmeyecek. Bir gün mutlaka ülkemizdeki karanlık güçler hukuk karşısında hesap verecek.”

    (HABER MERKEZİ)