Etiket: 13 yıl

  • Gezi’nin 13. yılında Taksim’e erişim kısıtlandı!

    Gezi’nin 13. yılında Taksim’e erişim kısıtlandı!

    PİRHA- Gezi Parkı direnişinin 13’üncü yılı dolayısıyla Taksim’de yapılacak anma ve basın açıklamaları öncesinde İstanbul’da bazı ulaşım noktaları kapatıldı. Valilik kararıyla metro, füniküler ve teleferik hatlarında geçici düzenlemeler uygulamaya konuldu.

    Gezi Parkı eylemlerinin başladığı 31 Mayıs’ın yıldönümünde Taksim Meydanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Taksim Dayanışması’nın yanı sıra çeşitli siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin gün içinde gerçekleştirmeyi planladığı etkinlikler öncesinde İstanbul Valiliği ulaşım ağında bazı kısıtlamalar getirdi.

    Metro İstanbul tarafından yapılan duyuruda, valilik kararı doğrultusunda saat 13.00’ten itibaren Taksim’e ulaşımı sağlayan bazı hatların ikinci bir açıklamaya kadar hizmet dışı bırakıldığı bildirildi.

    Karar kapsamında M2 Yenikapı–Hacıosman Metro Hattı’ndaki Taksim durağı yolcu giriş ve çıkışlarına kapatılırken, F1 Taksim–Kabataş Füniküler Hattı ile TF1 Maçka–Taşkışla Teleferik Hattı da işletmeye ara verdi. M2 hattında seferlerin devam edeceği ancak trenlerin Taksim İstasyonu’nda durmadan geçeceği belirtildi.

    Öte yandan Şişhane İstasyonu’nun İstiklal Caddesi yönündeki çıkışı da kullanıma kapatıldı. İstasyondaki diğer giriş ve çıkışların ise açık tutulacağı ifade edildi.

    Gezi Parkı direnişinin 13’üncü yılında yapılacak açıklama ve anmalara ilişkin hazırlıklar sürerken, kent merkezindeki ulaşım düzenlemelerinin gün boyunca devam etmesi bekleniyor. Taksim Dayanışması ve çeşitli sivil toplum kuruluşları akşam saatlerinde meydan çevresinde bir araya gelerek Gezi’de yaşamını yitirenleri anacak ve ortak açıklama yapacak.

    HABER MERKEZİ

  • Gezi’nin 13. yılı: Bir parkta başlayan itiraz, ülkenin hafızasına dönüştü!

    Gezi’nin 13. yılı: Bir parkta başlayan itiraz, ülkenin hafızasına dönüştü!

    PİRHA- 31 Mayıs 2013 sabahı Gezi Parkı’ndaki çadırlara yönelik polis müdahalesiyle büyüyen direniş, kısa sürede Türkiye tarihinin en geniş toplumsal hareketlerinden birine dönüştü. Aradan 13 yıl geçse de Gezi yalnızca bir meydanın değil; adalet, özgürlük ve birlikte yaşam arayışının hafızasında yaşamayı sürdürüyor.

    Bugün 31 Mayıs. Türkiye’nin yakın tarihine damga vuran Gezi Direnişi’nin ülke çapında kitleselleşmesinin üzerinden 13 yıl geçti. Her ne kadar Gezi Parkı’ndaki ilk nöbetler ve ağaçların kesilmesine karşı başlayan çevreci itiraz 27-28 Mayıs 2013’te ortaya çıkmış olsa da, direnişin hafızalara kazınan tarihi 31 Mayıs oldu. O sabah polis tarafından çadırların yakılması, yoğun gaz kullanımı ve sert müdahale yalnızca parkı savunanları değil, farklı toplumsal kesimlerden yüz binlerce insanı da harekete geçirdi.

    İstanbul’daki küçük bir parkta başlayan itiraz, günler içinde Türkiye’nin dört bir yanında meydanlara, sokaklara ve mahallelere yayıldı. Başlangıçta Gezi Parkı’nın yapılaşmaya açılmasına karşı yükselen ses, zamanla ifade özgürlüğü, yaşam tarzına müdahale, kent hakkı, demokrasi ve adalet taleplerinin buluştuğu geniş bir toplumsal zemine dönüştü.

    Gezi, yalnızca protestoların değil, aynı zamanda dayanışmanın da adı oldu. Parkta kurulan çadırlarda kütüphaneler oluşturuldu, revirler açıldı, yemekler paylaşıldı. Farklı siyasi görüşlerden, inançlardan ve yaşam tarzlarından insanlar aynı meydanlarda yan yana geldi. Duvar yazıları, forumlar, park buluşmaları ve sokak mizahı direnişin en güçlü simgeleri arasında yer aldı.

    Ancak Gezi’nin hafızasında yalnızca dayanışma yok. Aynı zamanda ağır bedeller de var.

    Direniş sürecinde çok sayıda kişi yaşamını yitirdi. İstanbul’da eylemcilere çarpan bir aracın altında kalan Mehmet Ayvalıtaş, Ankara’da polis kurşunuyla vurulan Ethem Sarısülük, Eskişehir’de uğradığı saldırı sonucu yaşamını yitiren Ali İsmail Korkmaz, Hatay’da başına isabet eden gaz kapsülü nedeniyle hayatını kaybeden Abdullah Cömert ve Ahmet Atakan, Diyarbakır’ın Lice ilçesinde açılan ateş sonucu yaşamını yitiren Medeni Yıldırım ile Okmeydanı’nda ekmek almaya giderken başına gaz kapsülü isabet eden ve aylar sonra yaşamını kaybeden Berkin Elvan, Gezi sürecinin hafızalara kazınan isimleri oldu.

    Binlerce kişi ise yaralandı. İnsan hakları örgütleri ve meslek örgütlerinin raporlarına göre yüzlerce kişi plastik mermi, gaz kapsülü ve polis müdahaleleri nedeniyle ağır yaralandı. Çok sayıda yurttaş gözünü kaybetti ya da kalıcı görme kaybı yaşadı. Gezi’nin bedeli yalnızca meydanlarda değil, yıllardır adalet arayan ailelerin hayatlarında da hissedilmeye devam etti.

    Aradan geçen 13 yıl boyunca Gezi’ye ilişkin davalar, soruşturmalar ve siyasi tartışmalar gündemde kaldı. Ancak Gezi’yi yaşayanlar açısından direniş, yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değil; birlikte mücadele etmenin, dayanışmanın ve söz söyleme hakkının sembolü olarak hafızalardaki yerini korudu.

    Bugün Gezi Parkı’nda o günlerden geriye çadırlar ya da forumlar kalmamış olabilir. Ancak milyonlarca insanın belleğinde Gezi hala canlı. Bir parkı savunmak için başlayan itiraz, yıllar içinde Türkiye’nin demokrasi, özgürlük ve adalet arayışının en önemli toplumsal hafızalarından birine dönüştü. On üç yıl sonra geriye yalnızca bir direniş değil; kaybedilen hayatlar, yarım kalan hikâyeler ve hala süren adalet talebi kaldı.

    HABER MERKEZİ

  • Gürkan Korkmaz: Ali İsmail yaşasaydı bu iyilik ruhunu tüm topluma yayardı-VİDEO

    Gürkan Korkmaz: Ali İsmail yaşasaydı bu iyilik ruhunu tüm topluma yayardı-VİDEO

    PİRHA – Gezi Direnişi sırasında Eskişehir’de darp edilerek katledilen üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz’ın katledilmesinin üzerinden 13 yıl geçti. Gezi Direnişi’nin yıl dönümü vesilesiyle PİRHA’ya konuşan ağabey Gürkan Korkmaz, Türkiye’deki adalet sisteminin geriye gittiğini vurgularken, Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV) aracılığıyla kardeşinin düşlerini nasıl yaşattıklarını paylaştı.

    BUGÜN OLSA AİLESİ YARGILANIRDI”

    Gezi dönemindeki hukuksuzluklara değinen Gürkan Korkmaz, bugünün Türkiye’sinde adaletin çok daha karanlık bir noktada olduğunu ifade etti:

    “Bugünden dönüp 13 sene önceye baktığımız zaman o zamanki adalet düzenini, adalet sistemini arar noktaya geldik maalesef. Ali İsmail’in katilleri iyi kötü hakim karşısına çıktı, yargılandı, cezaevine az da olsa girdiler. Ama maalesef bugünün Türkiye’sinde olsaydı sanırım o da olmazdı. Üstüne Ali İsmail ve ailesi yargılanırdı herhalde.”

    Davanın Eskişehir’den Kayseri’ye kaçırılmasını “hukuksuzluk” olarak nitelendiren Korkmaz, 8 kişinin yargılandığı davada çıkan kararların kamuoyu vicdanını yaraladığını belirtti: “19 yaşında bir genci döverek, tekmelerle, tokatlarla öldüren 8 kişi maalesef çok basit cezalar aldılar.”

    ALİ İSMAİL’İ SADECE ÖLÜM ŞEKLİYLE ANMAK SAYGISIZLIK OLURDU

     Ali İsmail’in henüz lise yıllarında toplum için projeler üreten bir genç olduğunu hatırlatan ağabey Korkmaz, kardeşinin mirasını şu sözlerle anlattı:

    “Ali İsmail henüz lisedeyken ‘Toplum için Gençlik’ adlı bir grup kurmuştu. Huzurevlerine gitmiş, engelliler için projeler yapmış, köy okullarına kitap götürmüştü. Ali İsmail’i sadece ölüm şekliyle anmak onun kemiklerini sızlatırdı, anısına saygısızlık olurdu. Şu an Ali İsmail Korkmaz Vakfı’yla onun yapmak istediği şeyleri hayata geçirmeye ve yeni Ali İsmail’leri bu topluma kazandırmaya çalışıyoruz.”

    ANNE EMEL KORKMAZIN MİSYONU: BU GÜCÜ ALİ İSMAİLDEN ALIYOR”

    Anne Emel Korkmaz’ın yaşadığı acıyı bir misyona dönüştürdüğünü belirten Gürkan Korkmaz, “Annem kendine bir misyon edindi. Ali İsmail’in yarım kalan hayallerini yaşatmak için bir mücadele başlattı. Bu gücü Ali İsmail’den, onun inancından alıyor. Biz bir evlat, bir kardeş kaybettik ama milyonlarca kardeşimiz oldu” dedi.

    GENÇLERİN TALEBİ HALA AYNI: NEFES ALMAK İSTİYORUZ”

    13 yıl geçmesine rağmen gençlerin sorunlarının değişmediğini vurgulayan Korkmaz, Ali İsmail’in bugün de bir simge olduğunu ifade etti:

    “Ali İsmail o zamanlar ‘Nefes almak istiyorum’ diyordu. Şu an halen gençlerin talebi nefes almak; ağaçların katledilmediği bir Türkiye talepleri var. Ali İsmail o gün parasız ve nitelikli eğitim istiyordu, bugün de gençler aynı kaygıları yaşıyor. Ali İsmail aslında bu mücadelenin simgesi, bayrağı oldu. Kendilerini Ali İsmail’de görüyorlar.”

    ATEŞİN IŞIĞINI GENÇLERE TUTUYORUZ”

    Son olarak dayanışmanın önemine dikkat çeken Gürkan Korkmaz, vakıf aracılığıyla 13 yıldır gençlere burs desteği verdiklerini hatırlatarak sözlerini şöyle noktaladı:

    “Ali İsmail’in acısı, ateşi ailesi için çok büyük. Biliyoruz ki ateş düştüğü yeri yakar ama biz bu ateşin sadece yakıcılığını değil, ışığını gençlere tutup yollarını aydınlatmaya çalışıyoruz. 13 yıldır yanımızda duran, Ali İsmail adını yaşatmak için mücadele veren tüm destekçilerimize teşekkür ediyorum.”

    Cevahir FINDIK/ANTAKYA

  • Roboski Katliamının 13. yılı!

    Roboski Katliamının 13. yılı!

    PİRHA- Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde, 28 Aralık 2011 gecesi TSK bombardımanında çoğu çocuk 34 kişinin katledilmesinin üzerinden 13 yıl geçti. Katliamın üzerinden geçen bu zamana karşı hala failler yargılanmadı, iktidar AYM ve AİHM eliyle katliamın üstünü örtmeye çalıştı. 

    Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde 28 Aralık 2011 gecesi saat 21.39 ile 22.24 arasında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Irak sınırından geçen köylülere 4 bomba atıldı. Aralarında çocukların da olduğu 38 köylü ve en az 50 katır bulunuyordu. Bombardıman sonucu 34 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin yarısından fazlası Encü ailesindendi.

    Ana akım medya, ertesi gün Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi internet sitesinde yayımlanan duyuruya kadar konuya yer vermedi.

    Ölenlerin bedeni yanık ve parçalanmış haldeydi. Köylüler kendi cenazelerini kendileri taşımak zorunda kaldı. Battaniyelere sarılmış cansız bedenler katırlarla kilometrelerce taşındı.

    Katliamın ardından çoğu AKP’li üyelerden oluşan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun hazırladığı raporda, ‘Kasıt yok. Sivil idare ile askeri yetkililer arasında koordinasyonsuzluk var’ denildi.

    TAKİPSİZLİK KARARI

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma kapsamında Haziran 2013’te görevsizlik kararı vererek, dosyayı Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığına gönderdi. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı da, 7 Ocak 2013’teki gerekçeli kararında, “Gerek şüphelilerin gerekse olayda görev yapan diğer TSK personelinin, TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde kanun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görevin gereklerini yerine getirdikleri, görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri, dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığı anlaşıldı” diyerek takipsizlik kararı verdi.

    Takipsizlik kararına ailelerin itirazı da 20 Haziran 2014 tarihinde reddedildi. Aileler, ‘Ölenler arasında PKK mensupları vardı’ diyen Genelkurmay Başkanı Necdet Özel hakkında suç duyurusunda bulundu.

    1108 avukat Anayasa Mahkemesine (AYM) başvurdu. İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine yaşamını yitiren 34 kişinin yakını olan 281 kişi adına Ağustos 2016’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bireysel başvuru yapıldı. AİHM, Roboski için yapılan başvuruyu ‘2 gün gecikti’ diyerek reddetti.

    Adalet arayışlarını sürdüren aileler, 11 Mayıs 2012’de katliamın 200. gününde ve 500. gününde askerin gaz bombalı, coplu saldırısına uğradılar. 500. gününde katliamın yapıldığı yere gittikleri için ‘sınır ihlali yaptıkları’ gerekçesiyle 110 kişiye 3 biner lira ceza kesildi. Uludere Sulh Ceza Mahkemesinde haklarında dava açıldı. Ancak mahkeme, ‘Sanıklar üzerinde büyük bir etki yaratmış olan vahim nitelikte olayın anılmasının sadece askeri yasak bölge olduğundan bahisle sınırlandırılması, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının özüne müdahale edici olacaktır… Kolluk kuvvetleri, gösteri yürüyüşünü sınırlandırmak amacı ile değil, aksine vatandaşların güvenliklerini almak için görevlendirilmelidir’ diyerek aileler için beraat kararı verdi.

    AİLELER TAZMİNATI REDDETTİ

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, katliam sonrası ailelere tazminat vereceklerini açıkladı. Ailelerse “Kan parası değil, katillerin cezalandırılmasını istiyoruz” diyerek tazminatı reddetti.

    Aileler, Roboskî İçin Adalet Yeryüzü İçin Barış Derneğini (ROBOSKİ-DER) kurdu. Katliamda kardeşi Serhat’ı kaybeden Veli Encü derneğin başkanlığına seçildi. Ancak dernek KHK ile kapatıldı.

    Katliamın ardından, Diyarbakır’ın merkez Kayapınar ilçesi Diclekent semtinde açılan Rojava Parkı’ndaki Roboskî anıtı parçalanarak kaldırıldı. Heykeltıraş Suat Yakut tarafından yapılan anıtta, 8 füze maketi, avuçlarını açmış ağıt yakan kadın heykeli etrafında katliamda yaşamını yitiren 34 kişinin isimlerinin yazılı olduğu mermerler bulunuyordu.

    Katliamda 11 yakınını kaybeden Ferhat Encü 7 Haziran seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Şırnak Milletvekili seçildi.

    Encü hakkında, katliamdan sonra köye taziyeye gelen Uludere Kaymakamı Naif Yavuz’a linç girişiminde bulunduğu iddiasıyla ‘ağırlaştırılmış ömür boyu hapis’ istemiyle dava açıldı. Ferhat Encü’nün 2015 yılında milletvekili seçilmesinden sonra dosyası ayrılarak, yargılanması için Adalet Bakanlığına fezleke gönderildi. Encü’nün dokunulmazlığının kaldırılması ve başka bir soruşturmadan tutuklanması üzerine davalar yeniden birleştirildi.

    Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 4 Kasım 2017’de tutuklanarak cezaevine konulan ve hakkında 22 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan Ferhat Encü’nün tahliyesine karar verildi. 15 Şubat 2017’de cezaevinden tahliye edilen Encü, iki gün sonra tahliyesine yapılan itiraz sonucunda yeniden tutuklandı. “5442 Sayılı İl İdaresi Kanuna aykırılık, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme, bunların hareketlerine katılma ve terör örgütüne üye olma” suçlamalarından 4 yıl 7 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılan Encü, 2 yıllık yeniden tutukluluk süresinin sonunda 14 Haziran 2019 tarihinde tahliye edildi.

    TSK BOMBARDIMANINDA HAYATINI KAYBEDENLERİN İSİMLERİ ŞÖYLE:

    Karker Encü: 16 yaşındaydı.
    Seyithan Encü: 21 yaşındaydı.
    Nadir Alma: 26 yaşındaydı.
    Mehmet Ali Tosun: 24 yaşındaydı.
    Şervan Encü: 19 yaşındaydı.
    Nevzat Encü: 19 yaşındaydı.
    Osman Kaplan: 31 yaşındaydı.
    Özcan Uysal: 18 yaşındaydı.
    Selim Encü: 39 yaşındaydı.
    Vedat Encü: 18 yaşındaydı.
    Muhammet Encü:
    Mahsum Encü: 17 yaşındaydı.
    Bilal Encü: 16 yaşındaydı.
    Erkan Encü: 13 yaşındaydı.
    Hüsnü Encü: 20 yaşındaydı.
    Savaş Encü: 14 yaşındaydı.
    Cihan Encü: 19 yaşındaydı.
    Cemal Encü: 17 yaşındaydı.
    Serhat Encü: 15 yaşındaydı.
    Hamza Encü: 21 yaşındaydı.
    Celal Encü: 15 yaşındaydı.
    Şerafettin Encü: 18 yaşındaydı.
    Selam Encü: 22 yaşındaydı.
    Bedran Encü: 13 yaşındaydı.
    Fadıl Encü: 20 yaşındaydı.
    Hüseyin Encü: 20 yaşındaydı.
    Aslan Encü: 17 yaşındaydı.
    Şıvan Encü: 13 yaşındaydı.
    Orhan Encü: 21 yaşındaydı.
    Zeydan Encü: 25 yaşındaydı.
    Salih Encü: 16 yaşındaydı.
    Yüksel Ürek: 21 yaşındaydı.
    Adem Ant: 19 yaşındaydı.
    Salih Ürek: 18 yaşındaydı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hrant Dink’in dostları: Sorumlular cezasız bırakılarak ödüllendirildi-VİDEO

    Hrant Dink’in dostları: Sorumlular cezasız bırakılarak ödüllendirildi-VİDEO

    PİRHA – İstanbul’da 13 yıl önce katledilen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink için yapılan anmaya katılan dostları, basının Dink’in katledilmesinde suç ortağı olduğunu ve katliamdan sorumlu olanların cezasız bırakılarak ödüllendirildiğini söylediler. 

    Haberin videosu

    Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 13. yılında vurulduğu yerde anıldı. Anmaya katılan Hrant’ın arkadaşları adalet çağrısında bulundu.

    “KATİLLER KORUNMAYA DEVAM EDİYOR”

    PİRHA‘ya konuşan İnsan Hakları Derneği Üyesi Maside Ocak, Türkiye’de katledilenlerin dosyalarının cezasız bırakılarak sorumlularının ödüllendirildiğini söyledi. Ocak, bunun geleneksel hale geldiğinin altını çizerek, “Hrant Dink davası da aynı şekilde devam ediyor. Katilleri ve emir komuta içinde yer alan herkes korunmaya devam ediyor” dedi. Ocak, Hrant Dink davasında adaletin sağlanmasını istediklerini kaydetti.

    “HRANT DİNK BASINDA HEDEF GÖSTERİLDİ”

    Gazeteci Yazar Nazım Alpman da Hrant Dink’in basında hedef gösterildiğini belirterek, “Yaygın basın ilk haberlerde Hrant’ı geniş bir biçimde haberleştirdi. Fakat bunu sadece Hrant Dink’in katledilmesi tarihinden baz olarak alırsak yanıltıcı olur öncesine bakmak lazım. Öncesinde Hrant’ı hedef gösteren o kadar çok yayın yapıldı ki… Özellikle sağcı ve dinci gazeteler ve o zaman daha merkez medya olarak konumlanmış olan ama devletin güdümünden ayrılmayan Doğan Grubu, Bilgin Grubu gibi. Onlar da devletin isteği doğrultusunda Hrant’ı haberleştirdiler ve Hrant tam anlamıyla hedef haline getirildi” dedi. Alpman, basının Hrant cinayetinde suç ortağı olduğunu söyledi.

    “BU ÜLKEDE ADALET SAĞLANMIYOR”

    Katledilen Gazeteci Hrant Dink’in vurulmasına tanık olan Hasan Tekin ise 13 yıldır hergünü 19 Ocak gibi yaşadıklarını söyledi. Tekin, Hrant’ın hedef haline getirilmesi sürecini bildiklerini belirterek, silah seslerini ilk duyduğunda ‘Hrant vuruldu’ diye koşarak aşağı indiğini söyledi.

    O güne dair çok birşey hatırlamayan Tekin, Hrant ile dost olduklarını, merhabasız bir günlerinin geçmediğini söyledi. Tekin, “Bir cinayet veya katliam karartılıyorsa perde arkasında nasıl bir organizasyon olduğunu hem geçmişte hem de sonrasını biliyoruz. Bu ülkede adaletin sağlanamadığını biliyoruz” dedi.

    “MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Anmaya katılan Prof. Dr. Ümit Biçer de, bu ülkede ezilen halklardan yana olan insanlara yönelik katliam ve sindirme politikalarının hala devam ettiğini söyledi. Hrant’ın 13 yıllık yargılama sürecinde sanıkları korunan bir davaya dönüştüğünü ve bu katliamı ortaya çıkarmayarak aslında diğer katliamların önünü açtıklarını kaydeden Biçer, sorumluların bulunması için mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

  • Martina Anderson: Leyla Güven’in sağlığı ciddi durumda; ses çıkarmalıyız

    Martina Anderson: Leyla Güven’in sağlığı ciddi durumda; ses çıkarmalıyız

    PİRHA – Cezaevlerinde tecridin kalkması için 105 gündür açlık grevinde olan DTK Eş Başkanı Leyla Güven’in eyleminden çok etkilendiğini belirten ve kendisi de 13 buçuk yılını cezaevinde geçiren İrlandalı AP Milletvekili Martina Anderson, Avrupa Konseyi ve CPT’ye “harekete geçin” çağrısında bulundu.

    Cezaevlerindeki tecridin kaldırılması talebiyle 8 Kasım 2018’de açlık grevi başlatan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in eylemi 105 gündür devam ediyor.

    Uluslararası Barış Heyetinin geçtiğimiz günlerdeki ziyareti ardından İrlanda Sinn Féin Partisi’nden Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekili Martina Anderson, Güven’i evinde ziyaret etti. Anderson, 13 Ocak’ta Diyarbakır’a gelerek Leyla Güven’e destek olmak amacıyla cezaevinde ziyaret etmek istemiş ancak bu talepleri karşılanmamıştı.

    13 buçuk yıl boyunca cezaevinde kalarak, 1981 yılında yapılan açlık grevi eylemlerine tanıklık eden Anderson, Leyla Güven’i ziyareti ardından açlık grevlerine ilişkin Mezopotamya Ajansı’na (MA) açıklamalarda bulundu.

    ” AÇLIK GREVLERİ İÇİN ULUSLARARASI DÜZEYDE ÇALIŞMA YÜRÜTÜYORUZ”

    13 Ocak’ta yaptıkları ziyaret ardından açlık grevlerine ilişkin uluslararası düzeyde çalışmalar yürüttüklerini dile getiren Anderson, Güven’in tahliye edilmesi üzerine ikinci ziyareti gerçekleştirdiğini söyledi. Anderson, Öcalan’ın 2011 yılından bu yana avukatları ve ailesi ile görüştürülmemesinin hukuksuz olduğunu kaydetti.

     “TÜRKİYE HUKUKUN UYGULANMADIĞI BİR ÜLKE”

    Leyla Güven’in sağlığı noktasında endişeli olduğunu ifade eden Anderson, “Leyla’nın sağlığı konusunda endişeliyim. Çok zayıf düşmüş durumda. Kararlılığından dolayı da çok etkilendim. Leyla Güven ile birlikte 315 kişi daha açlık grevi eyleminde. Leyla’nın mesajı uluslararası alanda Türkiye’nin üzerinde bir baskı oluşturarak, sadece tecride yönelik hukukun uygulanmasıdır. CPT’ye, Avrupa’ya, Avrupa Konseyi’ne çağrısı bu yönlü. Avrupa Birliği şu an Türkiye’yi güvenli olmayan ülke olarak tanımlamış durumda. Hukuk ve demokrasinin uygulanmadığı bir ülke olarak ilan etmiş durumda. Bizim de uluslararası alana çağrımız; Leyla Güven’in sağlık durumu ciddi bir durumda. O yüzden ayağa kalkmamız ve ses çıkarmamız gerekiyor” diye konuştu.

    AVRUPA KONSEYİ VE CPT’YE ÇAĞRI

    İrlanda’da 1981 yılında yapılan açlık grevi eylemlerini hatırlatan Anderson, “Leyla Güven’in talebi karşılanabilecek bir talep. 1981 yılında İrlanda’da olan açlık grevlerinin nasıl sonuçlandığını biliyorum. Bunun sonucunun acı verici olduğunu da biliyorum. O yüzden farklı bir biçimde de sonuçlanabilir. Leyla Güven’in talebi, insan hakları ve uluslararası hukukun burada uygulanmasıdır. Bu talebe saygı duyuyorum. Avrupa’yı, Avrupa Konseyi ve CPT’yi harekete geçmeye çağırıyorum. Türkiye hükümetinin kendi yasalarını uygulaması, Sayın Öcalan’ın ailesi ve avukatları ile görüştürülmesini istiyorum” dedi.

    “LEYLA GÜVEN’İN TALEBİ KARŞILANMAYACAK BİR TALEP DEĞİL”

    İrlanda’daki açlık grevlerinde 10 kişinin yaşamını yitirmesine rağmen açlık grevi eylemlerinin devam ettiğini anımsatan Anderson, şunları söyledi:

    “O zaman ile bu zaman arasında inanılmaz benzerlikler var. O dönemde 5 talep vardı. Bu 5 talep için İngiliz hükümeti tarafından gerekli adımlar atılmadı. Buraya döndüğümüzde aynı şey geçerli. Leyla Güven’in talebi karşılanmayacak bir talep değil. Leyla Güven ve 315 kişi açlık grevinde. Uluslararası alanın ve kamuoyunun buna dikkat etmesi gerekiyor. Leyla Güven’in tek isteği; devletin kendi koyduğu yasaları uygulamasıdır. Sayın Öcalan’ın ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmesidir.”

    13 YILINI CEZAEVİNDE GEÇİRDİ

    Hayatının 13 buçuk yılını cezaevinde geçirdiğini söyleyen Anderson, “Ben İngiliz cezaevinde kaldım ve daha sonra Kuzey İrlanda’ya sürgün edildim. 13 buçuk yılın ardından barış sürecinde serbest bırakıldım. O yüzden cezaevlerindekilerin durumunu çok iyi biliyorum. Cezaevindekilerin barış sürecinde nasıl güçlü bir rol oynayabileceğini çok iyi biliyorum. Bu nedenle gerçekten bir barış süreci yürütülmek isteniyorsa, devletin sadece kendi yasalarını uygulaması yeterli. Nasıl herkese uygulanıyorsa, İmralı Adası’nda da uygulanması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “LEYLA GÜVEN’DEN ÇOK ETKİLENDİM”

    Anderson, Leyla Güven ile yaptığı görüşmeden etkilendiğini ifade ederek, duygularını şöyle aktardı: “Leyla Güven’in yanındaydım, ellerini tutmaya çalıştım. Çok endişelendim ve duygulandım. 55 yaşındaki bir kadının iradesi ile 70 yaşındaki biri için yaptığı eylem karşısında çok etkilendim.”

    “LEYLA GÜVEN VE AÇLIK GREVİNDEKİLERİN SESİ OLACAĞIZ”

    Gerçekleştirdiği ziyaret ardından Leyla Güven ve açlık grevi eylemcilerinin sesi olacaklarını, Leyla Güven’in talebini savunacaklarını vurgulayan Anderson, “Tüm uluslararası hukukta olduğu gibi nasıl ki tüm tutsakların avukat ve ailesi ile görüşme hakkı varsa, Sayın Öcalan’ın da bu hakkını savunacağız” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)