Etiket: 14 mayıs seçimleri

  • Bülbül: Bu seçim meşru değil; Türkiye’de psikopatolojik bir durum çıkmıştır-VİDEO

    Bülbül: Bu seçim meşru değil; Türkiye’de psikopatolojik bir durum çıkmıştır-VİDEO

    PİRHA -Cumhurbaşkanlığı seçiminden çıkan sonucu yorumlayan 27. Dönem HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, yapılan oylamanın meşru olmadığını söyledi. Bülbül, “Zalim, zulmünde ısrar ediyor. Mazlum da mücadelesinde ısrar etmeli. Alevilikte çaresizlik yoktur” dedi. 

    Recep Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda kesin olmayan sonuçlara göre oyların yüzde 52’sini alarak yeniden Cumhurbaşkanı seçildi. Erdoğan’ın 27 milyon 725 bin 131, Kılıçdaroğlu’nun ise 25 milyon 432 bin 951 oy alması ardından Türkiye’nin “Yeni Yüzyılı’nın” nasıl inşa edileceği ise merak konusu oldu.

    28 Haziran gecesi konuşan Kılıçdaroğlu, “Her zaman hakkınız, hukukunuz için mücadele verdim, vermeye devam edeceğim” diye belirtti. Ancak parti içerisinde istifa tartışmaları da baş gösterdi. Parlamento seçimlerinin ardından, cumhurbaşkanlığının da kaybedilmesi nedeniyle iç hesaplaşmalar kamuoyuna da yansıdı.

    Muhalefet partileri, çıkan sonuçları her ne kadar “yenilgi” olarak yorumlamasalar da seçmenlerdeki ifade tam aksi yönde oluştu.

    Dezenformasyon nitelikli kampanyalarla birlikte sandıklarda görülen usulsüzlükler, yurttaşın demokratik siyasete olan bağını ne derece etkiledi, detaylarıyla birlikte 27. Dönem HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül ile konuştuk.

    BU SEÇİMLER MEŞRU BİLE DEĞİLDİR”

    PİRHA – Cumhurbaşkanı seçiminden çıkan sonuçlar toplumda bir moral bozukluğu yarattı. Yapılan yarış sonrası demokratik seçime olan güven azaldı gibi. Bundan sonrası için oy kullanmanın bir anlam ifade etmediğini söyleyenler çokça görünür oldu. Seçimlerdeki bu sonuç, nasıl bir ülkeye kapı araladı dersiniz? 

    KEMAL BÜLBÜL: Seçimin demokratik olmadığı fikri elbette ki doğru. Fakat sandığa gitmeyeceksek, sandığa gitmemenin alternatifini yaratmak durumundayız. Sandığa gitmeyeceksek yönetim şeklimizi nasıl belirleyeceğiz? Böyle bir sorunumuz var ki bu sorun zaten şurada çok bariz bir şekilde hissedildi; 9 milyonu aşkın seçmen, sandığa gitmemiş. Bu aslında bir sorumsuzluktur.

    Olayın ikinci yanı ise cumhuriyetin kuruluşundan bugüne, daha doğrusu çok partili sistem denilen ama çok parti değil, aynı zihniyetteki farklı partilerin olduğu sistemden bu yana Türkiye’de seçim yapılıyor. Bu seçimlerin hiçbirisi Kürt, Alevi, devrimci, işçi, yoksullar, kadınlar için farklılık, değişim, eşitlik, adalet isteyenler için demokratik olmamıştır. Devleti kullanarak, sermayeyi peşkeş çekmek, sermayeyi hortumlamak, devleti kullanarak ihale almak, sermayeyi yandaşlarına dağıtmak; polisi, jandarmayı, hukuku, devletin tüm aygıtlarını bir sopa olarak kullanmak, devleti ele geçirip kendi zihniyeti çerçevesinde yönetip buna da ‘en güzel demokrasi’ demek gayesinde olanların planladığı bir şey olmuştur. Temel sorun bu. Türkiye’de sadece seçim için değil, yaşam için, nefes almak için, sanat, kültür, inanç, yolda yürümek için; yani hiçbir şey için demokrasi yoktur. Sadece seçim için değil. Dolayısıyla bu seçimler bir demokratik ortam içerisinde olmamıştır. Bu seçimler meşru bile değildir. Hatta denebilir ki 2010 yılından bu yana yapılan seçimlerin tamamı meşru değildir. Çünkü bir tarafın egemen kılındığı, diğer tarafın mahkum edildiği bir ortamda, devlet aygıtının tüm olanaklarının pervasızca kullanıldığı bir ortamda, demokratik seçim olmaz.

    “SANDIK DA SOKAKLAR DA KUŞATILMIŞTI”

    Toplum %50 %50 yarıldı ve bu yarılmanın sonucuna bir başarı denilemez. Devlet bölünmüştür ve bu bölünmeyi yapan devletin geleneksel inkarcı, tekçi zihniyetidir. Birey düşünsel olarak çoğuldur, yani tekil değildir. Toplum da çoğuldur tekil değildir. ‘Tek tek tek’ diye sayarak dün akşam yine suç işledi. Dolayısıyla bu tekçiliğin bir sonucudur ki gelinen noktada tekçilik ortaya çıkmış ve çoğulculuk, çokluk mahkum edilmeye çalışılmış. Dolayısıyla biz bu seçimin sonucuna ‘demokrasi tezahür etti, sandıktan demokrasi çıktı, sandığa gidildi ve Recep Tayyip Erdoğan kazandı’ gibi bir şey demiyoruz. Sandık kuşatılmıştı, sandık öncesi sokaklar da kuşatılmıştı. Sokaklar öncesinde basın kuşatılmıştı. Basın öncesinde zihniyetler kuşatılmıştı. Ortalığa korku yayılmıştı. Korku, baskı, zulüm atmosferi oluşturulmuştu. Ve buradan adeta ‘Yüreğiniz yetiyorsa oy verin’ gibi bir şey çıkarılmıştı. Kendi yandaşlarını öven, öpen, koklayan, pışpışlayan, hoplatan, zıplatan ama karşıdaki insanları da her türlü şekilde tehdit eden bir şey. Şimdi bunun tahlil edilmesi lazım. Yani muhalefetten kaybedenler, çıkıp demokratik bir şey olmuş gibi ‘kazananı kutluyoruz’ falan… Bu seçimin kazananı yok burada bir zulüm rejimi var. Bu zulüm rejiminin kendi yöntemini kullanarak kendini devam ettirmesi var. Bu seçim falan değil, bu bir kuşatılmışlığın ortaya çıkardığı sonuç. Dolayısıyla evet seçim demokraside en önemli yöntemlerden biridir fakat seçime teşkil eden süreçlerin tamamıyla birlikte en önemli yöntemdir. Sandıkta oyların sayılması değildir. Seçim, sandığın açıldığında, zarfların ortaya dökülüp de ‘oyları saydık bak böyle oldu’ demek bir demokrasi değil. O en son nokta. Oraya gelene kadar eşitlik, adalet, güvenlik, propaganda hakkı, bütün bunlarla birlikte değerlendirilmeli.

    “MAZLUM YILGINLIĞA UĞRUYORSA…”

    Dolayısıyla ortaya şöyle bir şey çıkmıştır; zalim, zulmünde ısrar ediyor, mazlum da mücadelesinde ısrar etmeli. Mazlum yılgınlığa uğramamalı. Mazlum yılgınlığa uğruyorsa demek ki zalimden bir beklenti içindedir. Zalimden merhamet beklenir mi? Zalimin bütün yegane edimi zulümdür, inkardır, baskıdır, tekçiliktir. Bizim bir beklentimiz yoktu. Bizim beklentimiz, mazlumun bütün kutsal değerlerini toparlayıp, amaçladığı bütün bu kutsal değerler uğruna mücadelesini yürütmesiydi. Bakın şunu yapabiliriz; mücadele yöntemlerini, araçlarını gözden geçirebiliriz. Mücadele yürüten bireyleri, partiyi, dili, ilişkiyi, hepsini gözden geçirmeliyiz. Hatta geçireceğiz ve bu değerlendirmenin sonucunda yenileşmenin getirdiği bir şey mazlumlar, kendisiyle birlikte sınırlı kalmamalı. Mazlum o kadar üretken ve becerikli olmalı ki zalimliğe tevessül etmiş şahsiyetin de zulme ortak olduğunu ve aslında mazlumdan yana olması gerektiğini ifade edebilecek kadar etkin olmalı. Burada çok büyük hatalar dizgesi ortaya çıkmıştır. Bu hatalar dizgesini biz de yaptık. Bu hatalar dizgesini Alevi kurumları da sivil toplum örgütleri de yaptı.”

    “ALEVİLİKTE ÇARESİZLİK YOKTUR”

     – Peki o mücadele yöntemlerini Alevi toplumunun penceresinden nasıl yorumlarsınız. Örneğin Erdoğan, seçim gecesi toplumun karşısına çıktı ve ilk konuşmasında CHP ve HDP’yi hedef alarak “LGBT’ciler” dedi. Bu ötekileştirici dil, bundan sonrası için Alevi toplumuna nasıl yansır? Bu tavra karşı nasıl refleks gösterilmeli?

    Alevi toplumu, öncelikle kendi inancı ile özdeşleşir, inancını özümser, tarihiyle tanışık olursa şöyle bir şey ortaya çıkar; Alevilikte çaresizlik yoktur. Bu, şu anlama geliyor; insan, can, derviş, talip, mürşit; konumu her ne ise insanın, bir üretken bireydir. Düşünce, emek, değer üreten; dolayısıyla şu pasifist ruhu, şu beklenti içinde olan ruhu bir yana bırakmak lazım. Böyle bir dünya yoktur. Hepimizin içinde aktif olduğu, kendi vaziyetine, yeteneklerine, olanaklarına göre rol aldığı bir şeyle ancak sistematik bir başarı sağlanabilir. Yoksa ‘ben, sana görev verdim, git beni kurtar’ gibi bir şey yoktur. Dolayısıyla Alevi toplumu öncelikle Alevi olmalı. Alevi olmak demek, yaşamın içinde aktif olmak, yaşamı sorgulamak demek. Sorgulanmamış bir yaşam, yaşam değildir. 2600 yıl önce bunu Sokrates söylemiş. Bunu bugün bizim yol ulularımız da söylüyor. Alevi olmak demek, yaşama etkin katılmak, örgütlenmek, demokrasi mücadelesi içerisinde olmak demektir.

    “ALEVİ KURUMLARI HEMEN YENİ BİR EYLEM TAKVİMİ OLUŞTURMALI

    Alevi toplumu şöyle sanıyor; gidip bir seçim mitingine katılmak ya da seçim çalışması yapmak… Tamam doğru, bu da bir araç fakat yeterli değil. Bir siyasi partide görev almak, görev alırken sorumluluğunu bilmek ve toplumu beraber örgütleyebilmek… Yani ortaya bir eylemsellik, devinim, düşünsel bir dönüşüm koyabilmeli. Aynı şeyde ısrar edip durmak olmamalı. Şu Alevi inancını, şu siyasi anlayışlardan biraz ayrı tutalım bakalım. İnancın kendisinin ortaya çıkardığı bir enerji var. ‘İnanç, siyasetten kopuk olsun, siyasetle asla buluşmasın’ demiyorum. Buluşsun. Fakat öncelikle inancın kendisinin örgütlediği birey, toplum, yaşam var. Ocaklar bunun kendisi zaten. Alevilerde ocak sistemi neden var? Bu ocak sistemi, bir örgütlenme biçimidir. Şimdi ise Aleviler derneklerde örgütleniyor. Peki derneklerde nasıl örgütleniyor? 3 yılda bir kongre oluyor, listeler çıkıyor, bir enerji gelişiyor. Ya da biri Hakk’a yürüyor ya da bir anma yıldönümü oluyor. Peki bunun dışında ne oluyor?

    Mesela ben yöneticilik yaparken dedim ki ‘Bizim Madımak Oteli’ne gitmemiz, bizim bir marifetimiz değil, toplumda oluşmuş bir şeydir. Gitmezsek bizi kınarlar’. Mesela biz ‘Eşit yurttaşlık istiyoruz’ eylemlerini yapmıştık ve yüz binlerce insan katıldı. İşte asıl etkinlik, eylem oydu. Şimdi, bugün Alevi kurumları oturup siyasete katılımı, dernekteki yönetim biçimini ve üyeleri, Alevi toplumu ile ilişkisini, Alevi toplumunun diğer toplumsal, inanç grupları ile ilişkisini, derneklerin topluma karşı görevlerini ve toplumun, dernekle olan ilişkisini, konjonktürel olarak içinde bulunduğu siyasi dönemin görev ve sorumluluklarını değerlendirmeli. Alevilerin paydaşları, doğal müttefikleri kimdir, bunları tespit etmeli. Bunlarla birlikte yeni bir strateji oluşturmalı. İnteraktif bir ilişki içerisinde olmak gerekir. O halde hemen bir eylem takvimi oluşturmak lazım. Yani ‘Sayın Kılıçdaroğlu’nu destekliyorduk seçilmedi, kaybettik, perişan olduk’ gibi bir atıl, pasif, inançla, Yol ile erkan ile alakası olmayan bir tutum, Alevi toplumunun tutumu olamaz. Hemen şu andan itibaren bütün kurumlar buluşmalı, yeni bir eylem takvimi oluşturmalı. Bu eylem, takvim içerisinde dediğim süreçler için ne yapılacağı konusunda planlı süreçler olmalı.

    “KÜRT HALKI, OY VERMEK ZORUNDA DEĞİLDİ”

    PİRHA – Muhalefet açısından kaybedilen seçimlerde bir “günah keçisi” arayışına da girildi. “Kürdistan’da seçime katılım bir nebze düşse de ülkenin batısına bu yönlü bir eleştiri yapan çok nadir. Kürtler, birçok kırıcı bulduğu girişime karşın, sandığa yöneldi. Peki genel anlamda neden başarısız olundu?

    Başarısızlığı Kürtlerde aramak, efendi-köle ilişkisinin ortaya konulmuş biçimidir. Kürt halkı, oy vermek zorunda değildi ama tarihi konjonktürel bir görevi yerine getirmek için bunu son derece başarılı yaptı.

    “KAZANIM OLMAMASI İNANMAMAKTAN KAYNAKLANIYOR”

    -“Eğer HDP ile böylesine bir yakınlık kurulmasaydı kazanma ihtimali daha yüksek olabilirdi” gibi yorumlar da mevcut bunu nasıl yorumlarsınız?

    Bunu söyleyenler oturduğu yerden kendini kutsayanlardır. Biz bunlara ‘kerameti kendinden menkul’ diyoruz. HDP’nin, Kürt halkının, bunun içerisinde olması Türkiye’ye şunu göstermiştir ancak; Türkiye demokratikleşecek ise bu enerjinin, bu 40 yıllık deneyimin, erdemin katılımıyla olabilir. Asıl onların şunu sorgulamaları lazım, bugüne kadar biz niye Kürtlere ulaşmadık? Hala yanlış yapılıyor ve ötekileştiriliyor. Kırıcı, itici, ırkçı bir dil kullanılmasını gözden geçirmeleri gerekirken böyle saçma sapan şeyler söyleniyor. Kürtlerin hiç olmadığı bir il, mesela Zonguldak’tan örnek veriyorum, kimse böyle bir düşüşü sorgulamıyor. Ama kafada, dip köşede bir yerde bir Kürt düşmanlığı olduğu için bu ortaya çıkabiliyor. Birincisi eşit koşulların olmamasından, ikincisi koşulların ağırlaştırılmasından, baskı, zulüm gibi ama en önemlisi buna inanmamaktan kaynaklanıyor. Topluma şu güveni veremediler; toplumdan kimileri diyordu ki ‘bunlar ne yapar eder son dakikada bir şey yapar’. Bunun böyle olmadığını, olmaması gerektiğini, kendilerinin de ne yapıp edip başarı sağlayacağına inandıramadılar. İkincisi, ‘Bunlar gitmezler deniliyordu’. Bu sözü AKP kendi yayıyordu ki gitmemesini meşrulaştırıyordu ki ‘ya biz demiştik’ gibi bir şey olsun.

    “KILIÇDAROĞLU’NUN ENERJİSİNE RAĞMEN ÖRGÜTLERDE ATALETSİZLİK!”

    Seçim süresince 20’ye yakın il dolaştım. Hiçbirinde CHP’lilerin sistematik bir çalışmasını asla görmedim. Bir tek İzmir’de yolda yürüyen bir CHP’li grup vardı, sanırım el ilanı dağıtıyorlardı. Onun dışında ses araçlarını görebildim. Benim göremediğim başka bir çalışma yöntemi varsa onu bilemem. En son Antalya’daydım ve Kumluca, Finike ilçelerine gittim. Buraların belediyeleri de CHP’li. Oradaki bizim yöneticilerimiz ‘CHP’liler hiç çalışmıyor’ dediler. Şimdi sayın Kılıçdaroğlu’nun o enerjisine, performansına rağmen il ilçe örgütlerinde böyle bir atalet, böyle bir duyarsızlık… Ülke böyle bir noktaya gelmiş ve yarılma olmuş. Bu yarılmada ekonomi çok büyük bir sorun haline dönüşmüş ve şu anda hükümet, topluma kullandıkları medya ile ‘Bunu ancak biz yapabiliriz’ gibi bir imaj vermiş. Ekonominin insanların üzerinde yarattığı etki ‘Bunlar batırdı, mahvetti bizi. Bunlardan kurtulmak lazım’  yönünde olması gerekirken tersine ‘Ya tamam öyle de yine de bunlar düzeltebilir’ gibi bir saçmalık oluşuyor.

    “DEPREM BÖLGESİNDE PSİKOPATOLOJİK BİR DURUM ÇIKMIŞTIR”

    Yine deprem bölgesinde ortaya çıkan duruma dair de ‘Ya olabilir böyle bir şey’ deniliyor. Böyle bir şey olamaz! Bu bir toplumsal hastalık halidir. Üstünüze eviniz yıkılacak, altında yakınlarınız can verecek ve siz oradan çıkıp, size sahip çıkmamış, sizi rezil rüsva etmiş, ölüme mahkum etmiş birine oyunuzu vereceksiniz! Bu psikopatolojik bir durumdur. Dolayısıyla Türkiye’de, psikopatolojik bir durum çıkmıştır. Bu durum ekonomi, deprem, yolsuzluk, kadın katliamı, çocuk taciz ve tecavüzü, 6 yaşındaki çocukla evlenme, orman yangınları, sel baskınları, bütün bu toplumsal durumlar karşısında AKP’nin içinden sıyrılıp pürüpak çıkması gibi bir şey var. Bu bir hastalık halidir. Bu sosyolojik, psikolojik bir hastalık halidir. Burada bir rehabilitasyon gerekir. Bakın, Halk Ekmek büfelerinin önünde 100 metre kuyruk oluşuyor ve oradan hükümete dair sonuç çıkıyor. İnsanlar çuval dolusu ekmek alıp götürüyor, muhtemelen ekmekten başka bir şey de yiyemiyor. Bu durum ciddi bir sosyolojik değerlendirmeyi gerektiriyor. Psikoloji biliminin verileri ile bu olanları değerlendirmek zorundayız. ‘Demokratik olarak onu tercih etti’ gibi bir şey diyemeyiz. Bu demokratik bir tercih değil, hastalıklı bir tercihtir. O halde bütün seçimi teşkil eden seçimin de ötesinde demokrasiyi, sistemi teşkil eden verileri, parçaları sorguladığımızda ortaya bir hastalıklı yapı çıkıyor. Ben bu hastalıklı yapıyı onaylarsam aynı hastalığın ortağı olurum.

    “YİNE KAZANMADILAR, YAPTIKLARI REZALETİN, YOLSUZLUĞUN BİR SONUCU BU”

    Seçimden kısa bir süre önce Alevi toplumunun dudağına bir parmak bal çalmak için; Alevilik diye bir inanç var mı yok mu halen yasaya göre biz bilmiyoruz. Çıkardıkları yasaya göre Alevilik bir inanç mı; inanç ise inanç merkezi var mı; inanç ise inancını nasıl yürütecek? İşte AKP bu. Ne inanç, ne değil. Ne inanç merkezi var ne de yok. Böyle sürüncemede bırakan bir durum. Ne hırsız ne değil. Ne tecavüzcü ne de değil. Şimdi toplumun aklını böyle bir sürüncemede bırakabilirsiniz. Siyasete seçmen olarak katılanların aklını da böyle bir sürüncemede, bir köprünün ortasında sel gelirken mahkum bir şekilde bırakabilirsiniz ama bizi bırakamazsınız. Biz bunu teşhir edeceğiz ve üzerine yürüyeceğiz. Yöntemlerimizi, her şeyi gözden geçireceğiz ama ‘başarısız olduk, bu kadar zaman geldiler yine kazandılar’ falan değil. Yine kazanmadılar! Yine yaptıkları rezaletin, yolsuzluğun, hırsızlığın bir sonucu bu. Bir bütün olarak sistem, kendi kendini mahkum etmiş, sistemin ne olduğu ortaya çıkmış, sistem teşhir olmuş ve sistemin teşhirini mahkum eden %50’lik bir kesim var. Sistemin bozuk, kirli, paslı, dönmez olduğunu ispatlamış %50’lik bir kesim var. Diğer oy verenlerin tümü de ona razı olduğundan oy vermediler.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • 14 Mayıs seçimlerinin istatistikleri

    14 Mayıs seçimlerinin istatistikleri

    YSK’nin 14 Mayıs seçimlerine ilişkin hazırladığı istatistiklere göre, kadın seçmen sayısı, erkek seçmen sayısını geçti. 

    Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 14 Mayıs’ta yapılan cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri’ne ilişkin istatistikleri paylaştı. 14 Mayıs’taki cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerdeki seçmen sayıları, seçime katılma oranları ve seçim sonuçlarına ilişkin hazırlanan verilere göre, 2014’te 55 milyon 692 bin 841, 2015 Haziran seçiminde 56 milyon 608 bin 817, 2015 Kasım seçiminde 56 milyon 949 bin 9, 2017’de 58 milyon 291 bin 898, 2018’de 59 milyon 367 bin 469 olan seçmen sayısı 14 Mayıs’taki cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde 64 milyon 145 bin 504’e çıktı.

    KADIN SEÇMEN SAYISI ARTTI

    14 Mayıs seçimlerinde kadın seçmen sayısı, erkek seçmen sayısını geçerken, seçim döneminde, 32 milyon 318 bin 956 kadın, 31 milyon 826 bin 548 erkek seçmen yer aldı.

    Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri’nde ülke genelinde 191 bin 885 sandık kuruldu. Seçimlerde 64 milyon 145 bin 504 kayıtlı seçmenden 55 milyon 833 bin 153’ü oy kullandı. Böylece seçime katılma oranı yüzde 87,04 olarak kayda geçti. Kullanılan oylardan 54 milyon 796 bin 49’u geçerli, 1 milyon 37 bin 104’ü ise geçersiz sayıldı.

    OY DAĞILIMI

    Cumhurbaşkanı adaylarından Recep Tayyip Erdoğan 27 milyon 133 bin 849, Kemal Kılıçdaroğlu 24 milyon 595 bin 178, Sinan Oğan  2 milyon 831 bin 239, Muharrem İnce 235 bin 783 oy aldı. Erdoğan’ın oy oranı yüzde 49,52, Kılıçdaroğlu’nun oy oranı yüzde 44,88, Oğan’ın oy oranı yüzde 5,17, İnce’nin oy oranı ise yüzde 0,43 oldu.

    Erdoğan’ın en yüksek oy aldığı üç il, sırasıyla İstanbul, Ankara ve Bursa oldu. Kılıçdaroğlu ise en yüksek oyu sırasıyla İstanbul, İzmir ve Ankara’da aldı.

    Seçimlerde Düzce yüzde 92,34, Amasya yüzde 92,20 ve Manisa yüzde 92,06 oranıyla seçime en yüksek katılım olan iller oldu. Katılım oranı en düşük üç ilin ise Ağrı, Bingöl ve Muş oldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul’da seçim usulsüzlükleri

    İstanbul’da seçim usulsüzlükleri

    PİRHA -Kamuoyunda seçim güvenliğine ilişkin endişelere karşı siyasi parti temsilcileri gerekli önlemlerin alındığını belirtirken, usulsüzlük haberleri de geliyor. 

    28. Dönem Parlamentosu’nu ve Cumhurbaşkanını belirlemek üzere yapılacak Genel Seçimi’ne 973 ilçe, 1094 ilçe seçim kurulunda 191 binden fazla sandık kurulduğu Türkiye genelinde 60 milyon 697 bin 843 seçmen oy kullanıyor. Seçmenler saat 17.00’ye kadar oy kullanabilecek.

    Kamuoyunda seçim güvenliğine ilişkin endişelere karşı siyasi parti temsilcileri gerekli önlemlerin alındığını belirtirken, usulsüzlük haberleri de geliyor.

    İstanbul’da usulsüzlükler sabah saatlerinden itibaren başladı. İlçelerde kayıt altına alınan çok sayıda usulsüzlük tutanaklara işlendi. Türkiye’de başlayan oy kullanma işleminde, seçim yasakları ve kurallara rağmen birçok kentte usulsüzlük yaşandı. Usulsüzlüklerin ilk saatlerden bu yana sürdüğü kentlerden biri de İstanbul oldu. Birçok ihlalin yaşandığı kentin 3 bölgesinde de haberler gelmeye devam ediyor.

    TUZLA’DA SKANDAL

    İstanbul 1’inci Bölge’de yer alan Tuzla’da Yıldız Has Oğlu İlkokulu 1290 No’lu sandıkta seçim pusulalarının Tayyip Erdoğan fotoğrafı üzerine mühür basılı halde geldiği belirtildi. Olayın ardından tutanak tutuldu. Yine aynı ilçede Tuzla Emlak Konut Cemil Meriç İlkokulu ve Ortaokulu’nda, sandık kurulu görevlisinin 2 farklı sandıkta oy kullandığı tespit edildi. Duruma dair tutanak tutuldu.

    ÜMRANİYE’DE ‘EVET’BASILI PUSULALAR

    Ümraniye’nin Esenkent Mahallesi’ndeki Fındıklı Gokan Soylu İlkokulu ile Esenkent Ortaokulu’nda Yeşil Sol Parti sandık kurulu üyeleri, sabah saatlerinde listede isimleri olmadığı gerekçesiyle içeri alınmadı. 23 Nisan Kaptanoğlu İlkokulu’nda da cumhurbaşkanlığı seçim pusulasında Erdoğan’ın fotoğrafının olduğu alanda işaretlemelerin olduğu tespit edildi. Görevlilerin itirazda bulunması üzerine pusulaların kullanımı engellendi. Yine Kaptanoğlu İlkokulu’ndaki 2020 No’lu sandıkta da Erdoğan fotoğrafının üzerine “evet” mührünün basıldığı pusulalar ortaya çıktı. İtirazların ardından pusulaların kullanımı engellendi. İlçe bazında birçok okulun karşısında AKP ve Erdoğan fotoğraflarının asılı olması dikkat çekti. Fotoğraflar yapılan başvuru sonucu kaldırıldığı görüldü.

    POLİS SANDIK BAŞKANLARININ NUMARALARINI TOPLADI

    Yine sabah saatlerinde Sultanbeyli ilçesindeki İto Şehit Dursun İlkokulu ve Kadıköy ilçesindeki Marmara Üniversitesi ile Melahat Şefizade Ortaokulu’nda polisler, sandık kurulu başkanlarının iletişim numaralarını topladı. Olay, tutanak altına alındı. Aynı olay Çekmeköy ilçesindeki İmam Hatip Anadolu Lisesi ve İsmet İsmihan Süzer İlköğretim Okulu’nda da yaşandı. İlçe seçim kuruluna başvuruda bulunulacağı öğrenildi.

    YSK YERİNE ‘EVET’ BASILDI

    Adalar ilçesindeki Kınalıada İlkokulu’nda zarflara Yüksek Seçim Kurulu (YSK) mührü yerine “Evet” mührü basıldığı öğrenildi.

    ‘OY KULLANAMAZ’ İŞLEMİNE RAĞMEN OY KULLANDI

    Maltepe’de de sandık kurulları oluşturulması aşamasında, resmi belgeleri olmasına rağmen bazı görevliler “listede yer almıyor” gerekçesiyle engellendi. Yeni listelerin gelmesi üzerine görevliler içeriye alındı. Aynı ilçede bir kişi için “oy kullanamaz” ibaresi olmasına oy kullanma işlemi yapıldı. Tutanak tutulan olayın aynı zamanda sandık kurulu defterine de işlendiği belirtildi.

    TURUNCU ROZET İLE ALGI

    Ataşehir ve Üsküdar’da da birçok okulda AKP amblemini andıran turuncu rozet takan kişiler olduğu görüldü. İtiraz üzerine çıkartılan rozetlerle ilgili İlçe Seçim Kurulu’ndan karar çıkartıldı. Küçükçekmece Beşyol Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde sonradan görevlendirilmiş kolluğun 142 belgesi olmadan, oy kullandığı bildirilirken, Mehmet Akif Ersoy ilköğretim Okulu’nda ise CHP’ye oy vermek isteyen yaşlı bir kadına yardım eden sandık görevlisinin oyu AKP’ye bastığı ve tutanak tutulduğu aktarıldı.

    BİBER GAZLI MÜDAHALE

    İkinci Bölge’de yer alan Zeytinburnu’nda ise Abdulhak Hamit Ortaokul’unda AKP ve CHP’liler arasında tartışma çıktı. Yeşil ve Sol Parti görevlilerinin de araya girmesiyle olaya polis müdahale etti. Polisin biber gazıyla müdahale ettiği belirtildi.
    Bağcılar Evren Mahallesi İsa Yusuf İlköğretim okulunun kapısından iki genç bulundukları araçta AKP, müziği çalarak propaganda yaptı. Diğer partilerin müdahalesi sonucu araç okul önünden uzaklaştırıldı.
    Bakırköy’de bulunan Halil Bedii Yönetken Ortaokulu 1433 No’lu sandıkta AKP’li bir üye geç kaldığı için yemin edemedi. Bu nedenle sandık kuruluna dahil olamayan üye, müşahit olarak oturtuldu. Üye kurula dahil olmakta ısrar edince avukatlar olaya müdahale etti.

    Şişli’de bulunan Mimar Sinan Üniversitesi Bomonti Yerleşkesi’nde görevli polis, sürekli sandık başında bekliyor.

    KAFTANCIOĞLU DA USULSÜZLÜKLERİ PAYLAŞTI

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da, sanal medya hesabından yaptığı paylaşım ile bir kişinin mükerrer oy kullanmak isterken yakalandığını ve kendisini yakalayan sandık görevlisini tehdit ettiğini aktardı. Kaftancıoğlu bir sandık kurulu başkanının da seçmene verdiği pusulaya kendisi oy kullanmaya çalışırken yakalandığını belirttiği paylaşımında, “İstanbul’da bir sandık kurulu başkanı seçmene verdiği pusulaya kendisi oy kullanmaya kalktığı için sandık kurulu başkanlığı iptal edildi. Canavarsın CHP örgütü 🙂 İlçe seçim kurulu ve emniyet güçlerimize teşekkür ederiz. Gözaltında… Şimdi o düşünsün…” ifadelerini kullandı.

    BURSA

    AKP’liler, Bursa’nın Osmangazi ilçesinin Bağlarbaşı Mahallesi’nde bulunan İnönü Ortaokulu’nda okul içerisinde bir masa kurdu. Yakalarına taktıkları AKP rozetleriyle okul içerisinde gezen AKP’lilerin, oy kullanmaya gelen yurttaşları yönlendirdiği öne sürüldü. Burada olaya müdahale eden Yeşil Sol Parti Bursa milletvekili adayı Avukat Cahit Kırkkazak, tepki göstererek şu ifadeleri kullandı: “Burada siyasi partiler kendi rozetleriyle hem okul içerisinde geziyorlar, hem de insanları yönlendiriyorlar. Ve rozetleriyle sandık kurularının başkanlarına müdahale ediyorlar. Bu açıkça Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) aykırı bir şekilde, burada insanların iradelerine ipotek koyuyorlar. Onları yönlendirip, baskı kuruyorlar. Gelen insanlarla konuşuyorlar.”

    KOCAELİ

    Kocaeli’nin Gebze ilçesinde ise sandık kurulu başkanlarının ismi listede olmayanlara oy kullandırttığı belirtildi. Şaibeli durumların sıklıkla yaşandığı tutanaklara yansıyan Fatih Sultan Mehmet Anadolu Lisesi’nde de “oy Kullanamaz” ibaresi bulunan kişilerin de oy kullandığı kaydedildi.

    TEKİRDAĞ

    Marmara Ereğlisi ilçesinde bulunan Marmara Ereğlisi Atatürk İlkokulu’nda oy kullanmak isteyen Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti)Milletvekili Adayı Gamze Kaya, AKP sandık kurulu üyeleri tarafından elinde resmi seçmen belgesi olmasına rağmen oy kullanılmasına izin verilmedi.
    Yaklaşık bir saat süren müdahalenin ardından Kaya oyunu kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Pir Elaldı: Alevi toplumu ile siyasiler arasında bir mutabakat metni imzalanmalı -VİDEO

    Pir Elaldı: Alevi toplumu ile siyasiler arasında bir mutabakat metni imzalanmalı -VİDEO

    PİRHA – Pir Seyfettin Elaldı, 14 Mayıs seçimlerini değerlendirerek, “Doğal olarak Aleviler şu anda Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı olmasına kilitlenmiş durumda. Her sorunun onunla biteceği sanılıyor. Oysa talepler yazılı bir yatırım üzerine olmadığı sürece hiçbir özelliği, kaydı olmaz” diye konuştu.

    Baba Mansur Ocağı pirlerinden Seyfettin Elaldı, 14 Mayıs’ta yapılacak milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin önemini anlattı.

    Seçimlerin, kritik bir önem arz ettiğini belirten Elaldı, “Karşı taraf 20 yıllık birikimini bir anda kaybetmeme korkusu içinde, diğer tarafta ise yeni bir geleceğin beklentileri, toplum içerisindeki hoşnutsuzluk ve korkuyu birleştirdiğimiz zaman, seçimde korkunç bir girdap oluşturulmuş. Bu girdabın içerisinde elbette ki Aleviler de yer almıştır” diye belirtti.

    “ALEVİLER, TALEPLERİNİ SİYASİ PARTİLERE BİLDİRMEK ZORUNDALAR”

    Pir Seyfettin Elaldı, Alevi toplumu ile siyasiler arasında bir mutabakat metni imzalanması gerektiğinin ise altını çizdi. Elaldı, mevcut hükümetin, Alevilere dönük kimi girişimlerinin samimi olmadığını vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Alevilikle ilgili herkes bir şey söylüyor ama her ne hikmetse Alevi kurum ve kuruluşlarının bu konuda net bir tavrı yok. Şu bir gerçektir ki Aleviler, her şeyden önce kendi taleplerini net bir şekilde bütün siyasi partilere bildirmek zorundalar. Bu bir liste halinde mi olur ya da başka bir şekilde mi olur bilemem ama bir şekilde sunmaları gerekir. Bu talepleri sadece inançsal boyutta ele aldığınız zaman bir takım şeyler havada kalır. Bütünsel olarak Alevilerin, gencinden tutun yaşlısına kadar, yaşamsal alanlarına dek talepleri hazırlayıp vermeleri gerekir. Yani sadece inançsal boyutta ‘Biz Alevileri tanıyoruz’ denilmesi yetmez. Nasıl ki Sünni kesime her türlü imkanları tanıyorlarsa Alevilere de aynı imkanların tanınması gerekiyor ama maalesef şu anda sadece ağıza bir parmak bal çalarcasına su, elektrik parası ya da dedenin maaşını ödemek gibi klişeleşmiş işlerle gerek hükümet gerekse belediyeler sınırlar koymakta.

    Gerçekçi olalım, Alevi gençlerinin çoğunluğu, kimliklerinden dolayı işe alınmamakta. İşe alınsalar dahi üst makamlara getirilmemekteler. Çünkü bir ötekileştirme, güvensizlik durumu var. Ancak bu her dönemde yapıldı. Aleviler de bu dönemde hem inançsal hem de siyasal taleplerini gündeme getirip hem muhalefet hem de iktidar partilerine eşit şekilde sunmaları gerekir.”

    “HER GELEN HÜKÜMET, ‘ALEVİLERE HAKLARINI TANIYACAĞIZ’ DİYOR AMA…”

    Pir Seyfettin Elaldı, tarih boyunca tüm hükümetlerin, kimi amaçlar sebebiyle Alevi toplumuna yaklaştığını ifade ederek şöyle devam etti:

    “Ağzı sütten yanan ayranı üfleyerek içer denilir. Tarihte biz birçok iktidarı gördük. Örneğin Balım Sultan getirildi, arkasından bütün Alevi dergahları hükümete bağlatıldı. Daha sonraları Nakşibendi tarikatları Alevi dergahlarının başına getirildi. Bunlar Alevi gibi görünüyorlardı ancak tekke ve dergahların mallarına dahi el koymuşlardır. Cumhuriyetin ilk döneminin içerisinde örneğin Hacıbektaş’taki Cemalettin Ulusoy ile görüşmelere dek kimse onların elini tutmamıştı. ‘Alevilerin her türlü haklarını tanıyacağız’ denilmesine rağmen maalesef ertesi gün bu sözler unutuldu. Her gelen yeni hükümet, Alevi sorunu ile ilgili ‘yapacağız, edeceğiz, Alevilere haklarını tanıyacağız’ diyorlar ama seçimi kazandıklarının ertesi günü sözler unutuluyor. O nedenle unutulmaması için medyanın, toplumun karşısında bu konuyu açıkça, çekinmeden, adayların bunları dile getirmeleri gerekir.”

    “TALEPLER YAZILI OLMALI!”

    Kılıçdaroğlu’nun Alevi başlıklı açıklamasına da değinen Pir Seyfettin Elaldı, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklamasını gecikmiş olarak görüyorum. Çünkü cumhurbaşkanı yıllar önce sürekli ‘soyunu, boyunu söyle’ diye bir cümle kullandı. Kılıçdaroğlu o zaman çıkıp ‘soyum da boyum da budur’ deseydi. Kalkıp yıllar sonra bu cümleyi kullanırsa karşı taraftaki de elbette ki ‘Kılıçdaroğlu Alevicilik yapıyor’ der. Doğal olarak Aleviler şu anda Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı olmasına kilitlenmiş durumda. Her sorunun onunla biteceği sanılıyor. Oysa talepler yazılı bir yatırım üzerine olmadığı sürece hiçbir özelliği kaydı olmaz” diye konuştu.

    “GERİSİNİN NE OLACAĞINI SİZ DÜŞÜNÜN”

    Pi Seyfettin Elaldı, son olarak Alevi yurttaşların, 14 Mayıs seçimlerinde nasıl tavır almaları gerektiği konusunda ise şunları kaydetti:

    “Aleviler, tavırlarını çok önceden bütün partilere sunmaları gerekirdi. Ardından adayları gözleyip, kimin yanında yer almaları gerektiğini bilmeleri gerekirdi ama maalesef çok acıdır ki bazı Alevi kuruluşları kayıtsız şartsız bir partiye yanaşmaktan öte bir şey yapmadılar. Düşünebiliyor musunuz, Dersim’deki bazı dedelerin, Ankara’ya gelip Devlet Bahçeli’nin elini öpmeleri bile çok acıklı bir olaydır. Artık gerisinin ne olacağını siz düşünün.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Feminist Aktivist Demir: Meclisteki erkek egemen yapıyı ters düz etmek gerekir-VİDEO

    Feminist Aktivist Demir: Meclisteki erkek egemen yapıyı ters düz etmek gerekir-VİDEO

    PİRHA-Feminist Aktivist Beyhan Demir, “Bu seçim LGBTİ+’lar ve kadınlar için özel bir anlam taşıyor. Karşımızdaki ittifak parti programlarını kadınlar ve LGBTİ+’lar üzerine kurdu. Biz aileye hapsedilmek istemeyen bir noktada duruyoruz” dedi. Demir, Meclisteki erkek egemen yapıyı ters düz etmek gerektiğini vurguladı. 

    14 mayıs seçimlerine az bir zaman kaldı. Bu seçim kadınlar açısından tarihi bir önem taşıyor. Cumhur İttifakı bileşenlerinin 6284 sayılı kanuna saldırıları sürerken seçimin kadınlar için önemi giderek artıyor.

    Kadın mücadelesinin tanınan isimlerinden Feminist Aktivist Beyhan Demir, 14 Mayıs seçimlerine sayılı günler kala seçim sürecini ve sonrasını PİRHA‘ya değerlendirdi.

    Seçimi kadınların perspektifinden yorumlayan Demir, “Türkiye’de kritik olmayan bir seçim yaşamadık. Bu defa işin içinde 21 yıllık AKP hükümetinin insanların hayatına, canına, suyuna, doğasına, toprağına, evine son depremle varlığına kast ettiği acayip bir dönem yaşıyoruz ve seçimler tam da bunun devamında önümüze geldi. Bu seçim LGBTİ+’lar ve kadınlar için özel bir anlam taşıyor. Karşımızdaki ittifak parti programlarını kadınlar ve LGBTİ+’lar üzerine kurdu. Bunun da önüne güya aile savunuculuğu koyarak bizi de o ailenin içine hapsetmeyi hedeflediklerini açık açık ilan ederek bir seçim kampanyası yürütüyorlar” dedi.

    “BİZ AİLEYE HAPSEDİLMEK İSTEMEYEN BİR NOKTADA DURUYORUZ”

    “Biz aileye hapsedilmek istemeyen bir noktada duruyoruz” diyen Beyhan Demir sözlerine şöyle devam etti:

    “Aileyle değil kendi kimliğimizle, özgürlük arayışımızla, var olma biçimimizle hedef tahtasına konmuş kazanımlarımızı koruyarak, elimizden alınmış İstanbul Sözleşmesi gibi haklarımızı geri alma mücadelesi vererek ve seçim sonrası oluşturulacak her şeyin içinde kadınların sözünün dinlenmesi gerektiğini düşünüp bizden oy isteyen muhalefet partilerine diyoruz ki; karşımızda bizi eve hapsetmek isteyip nasıl daha az ücretle çalıştıracağını, onların istediği gibi makbul kadınlar olmazsak kamusal alana çıkamayacağımızı söyleyen, kılığımızı, kıyafetimizi belirleyecek, bir şeyleri koymaya ilişkin niyet beyanında bulunan bir parti ile karşı karşıyayız. Biz muhalefete, ‘bizle ilgili geleceği sizlerle beraber kurgulamak istiyoruz’ deme şansı bulduğumuz bir seçim arefesindeyiz.”

    “15 MAYISTA DA MÜCADELEMİZDE HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEYECEK”

    Feminist Aktivist Beyhan Demir, LGBTİ+ adayların seçilebilir yerlerden aday gösterilmesi konusunda bütün muhalefet partilerinin sınıfta kaldığını ifade ederek, seçim sonrasındaki süreçte mücadeleyi sürdürecekleri vurgusunu yaptı.

    Demir, “Bugün neye muhalefet ediyorsak yarın da seçimden sonra da bizimle ilgili olan her şeyin bir parçası olacağımızı muhalefet partilerine bugünden söylemek isterim. Biz oyumuzu verip geriye çekilip izlemeyeceğiz. Meclisteki erkek egemen yapıyı ters düz etmek gerektiğini hep söylüyoruz. Seçim bizim için bir nokta değil. 15 Mayısta da mücadelemizde hiçbir şey değişmeyecek. Gönül ister ki o meclisteki herkesle birlikte kadınlar için, bu ülkenin ezilenleri için birlikte aynı talepleri vurgulayalım birlikte bir şeyler yapalım. Ama böyle olmazsa meclisi de takip edeceğiz, oraya ilişkin duruşumuzu yine gerçekleştireceğiz” diye konuştu.

    Dilan ŞİMŞEK/ İSTANBUL

  • Başkaya: Çekirge devamlı sıçrayamaz, AKP tamamen tükenmiş durumda-VİDEO

    Başkaya: Çekirge devamlı sıçrayamaz, AKP tamamen tükenmiş durumda-VİDEO

    PİRHA – Yazar Doç. Dr. Fikret Başkaya, AKP’nin bir dönem daha iktidarda kalması durumunda İslam emirliğine doğru gidişin kaçınılmaz olduğunu söyledi. Önceliğin bu ırkçı, dinci rejimin tırmanışını durdurmak olduğunu vurgulayan Başkaya, sol partilerin söylem ve pratiklerini de değerlendirdi. Başkaya, “Kapitalizmi aşma perspektifi olmayan hiçbir hareketin şansı olmaz” dedi. 

    14 Mayıs seçimlerine yaklaşırken siyasilerin, “Bu seçim, öncekilere kıyasla daha farklı bir anlam taşıyor” söylemi de sıkça dile getirilir oldu.

    “BİR DÖNEM DAHA İKTİDARDA KALIRLARSA İSLAM EMİRLİĞİNE DOĞRU GİDİŞ KAÇINILMAZ”

    14 Mayıs seçimlerini, önceki seçimlerden ayıran özelliklerini Akademisyen-Yazar Fikret Başkaya ile konuştuk. Başkaya, “14 Mayıs seçimi, önceki seçimlerden şundan dolayı farklı; ilk defa siyasi partiler, bir devletle yarışıyor. Yani herhangi bir parti ile yarışmıyorlar. İkincisi ise bu hakikaten kritik bir seçim. Eğer bir dönem daha bunlar iktidarda kalırsa bir İslam emirliğine doğru gidiş kaçınılmaz görünüyor” değerlendirmesini yaptı.

    “ÖNCELİK; BU DİNCİ, IRKÇI DEMOKRASİ DÜŞMANI REJİMİN TIRMANIŞINI DURDURMAK OLMALI”

    Fikret Başkaya, 14 Mayıs’ın, birçok özellik arz eden bir seçim tarihi olacağının altını çizerek, “Ne yapıp edip bunları iktidardan uzaklaştırmak gerek. Normal durumda yapacağımız tartışmaların burada fazla anlamı yok. Dolayısıyla burada öncelik bu dinci, ırkçı, özgürlük ve demokrasi düşmanı rejimin tırmanışını durdurmak, süreci tersine çevirmek olmalı” ifadelerini kullandı.

    “MEZHEBİN GÜNDEME GELMESİ SON DERECE ÜZÜCÜ”

    Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başarılı bir siyaset yürüttüğünü belirten Fikret Başkaya, “Alevi” başlıklı paylaşıma dair ise şu yorumu yaptı:

    “Bu rejim, ırkçı, mezhepçi bir rejim. 21. Yüzyılda hala mezhep üzerinden siyaset yapan bir rejim. Kılıçdaroğlu’nun aslında bu çağda böyle bir açıklama yapması üzüntü verici bir şey. Mezhebin gündeme gelmesi son derece üzücü ama Kılıçdaroğlu yumuşak bir tarzda onu geçiştirdi diyebiliriz. Aslında Kılıçdaroğlu’nun “Alevi” başlıklı açıklamasına benim beklediğimden de fazla olumlu tepki oldu. Demek ki toplumda da bu beklenti oldukça köklüymüş. Yani Kılıçdaroğlu’nun bir bütün olarak baktığınız zaman süreci iyi götürdüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz.”

    “BU REJİMİN MAYASINDA IRKÇILIK VAR”

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Kürt soruna dair söylemleri de Fikret Başkaya’nın değerlendirmeleri arasında yer aldı. Kılıçdaroğlu’nun anadil hakkı ve sorunların çözümü için diyaloğu işaret etmesini olumlu bulan Başkaya, “Fakat şunu söyleyeyim; bu rejimin genlerinde köklü bir ırkçılık ve mezhepçilik var. Bu rejim anayasada yazdığı gibi demokratik, laik, hukuk devleti gibi bir rejim değil. Fakat bidayette de zaten özürlü bir rejim bu. Anadolu’daki otantik halkların tasfiyesi üzerine inşa edilmiş bir rejim. Yani bu ittihatçılar, Türk ırkına dayalı bir rejimle işin içinden çıkacağını düşündüler. Bu toprakların kadim halklarını tasfiye ettiler. Ermenileri, Anadolu ve Pontus Rumlarını, Keldanileri, Asurileri, kısmen Yahudilerin tasfiyesi üzerine inşa edilmiş bir rejim var. Dolayısıyla mayasında ırkçılık var. Onun için bununla yüzleşmek o kadar da kolay değil aslında. Rejim radikal olarak değişmeden buradan fazla bir yol alma imkanı yok.”

    “VAATLERİN GERÇEKLİĞİ KESİN OLMAYABİLİR”

    Fikret Başkaya, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı seçilmesi ve altılı masanın ise hükümeti kurması durumunda, Kürt sorunu, Alevi sorunu gibi başlıklarda nasıl politika yürüteceklerine dair izlenimlerini de aktardı. Başkaya, “Sorunları çözmelerini umut etmek isterim ama çok emin değilim” diyerek şöyle devam etti:

    “Şundan dolayı emin değilim; Türkiye’de bir iktidar kliği var. Bir görünen iktidar var bir de benim ‘asıl devlet partisi’ dediğim odak var. İttihatçı geleneğin sürdürücüsü olan bir odak bu. Kritik noktalarda müdahale ederek süreci kendi rotasına sokma yeteneği olan bir klik var. Yani o etkisizleştirmeden bu alandaki vaatlerin gerçekliği kesin olmayabilir. ‘Bu iktidar kliği varlığını korudukça radikal bir çözüm olamaz’ demiyorum ama problemli olabilir.”

    “YEŞİL SOL PARTİ’NİN VARLIĞI ÖNEMLİ”

    Yeşil Sol Parti’nin siyasetteki varlığını da değerlendiren Fikret Başkaya, “Türkiye’de ekolojik duyarlılık son derece zayıf. Dikkat ederseniz müesses nizam partilerinin gündeminde ekoloji diye bir şey yok. Bu açıdan Yeşil Sol Parti çok önemli. Varlığı bile önemli. Fakat kapitalizmi radikal olarak sorun etmeyen, radikal olarak kapitalizmi aşma perspektifi olmayan hiçbir ekolojik, sol, demokrat hareketin vesaire falan bir şansı olmaz. Dolayısıyla radikal olarak antikapitalist olmayı gerektiren bir çağdayız. Çünkü insanlık ve uygarlık kritik bir eşiğe gelip dayanmış bulunuyor. Bir sürdürülemezlik durumu var. Yani iki şık var; ya ekososyalist bir geçiş sürecine doğru yönelinecek ya da bu araç uçuruma doğru sürüklenmeye devam edecek. Yeşil Sol Parti’nin bizatihi varlığı benim için önemli. Bir pencerenin açılmakta olduğu anlamına geliyor, o açıdan önemli buluyorum.”

    “DİYANET DEVLETİN GÖBEĞİNDE VAR OLDUKÇA LAİKLİKTEN SÖZ EDİLEMEZ”

    Fikret Başkaya, kurtuluşa dair “İki husus var. Birincisi bu dinci tırmanışı durdurmak. İkincisi ise sonrasında ise ne yapılacağı meselesi” diyerek Diyanet İşleri Başkanlığı’nın rolüne dikkat çekti. Başkaya, hükümetin değişmesi halinde ülkenin gelebileceği durumu ise şu sözlerle ifade etti:

    “AKP’nin tırmanışını durdurmak, var olan sorunun çözümü anlamına gelmiyor. Çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı diye bir kurum, devletin göbeğinde var oldukça oradan laiklikten söz edemezsin. Anayasaya yazınca öyle laik olunmuyor. Dolayısıyla Kemal Kılıçdaroğlu da ‘O örgütü biz kurduk’ diyor ve ‘Savunmasını da biz yaparız’ diyor. Yani laiklik bakımında ciddi bir sorun var. Fakat kısmi bir törpüleme olacağını söyleyebiliriz. Bu tarikatların hareket alanı belki biraz daha daraltılabilir ama radikal bir değişiklik olmaz.

    “DİN SİYASETE KARIŞIRSA SİYASET DE DİNE KARIŞIR”

    Ülkenin laik bir rejim olabilmesi için ne yapacaksın? Diyaneti devlet aygıtı olmaktan çıkaracaksın. Çünkü din siyasete karışırsa siyaset de dine karışır. Dolayısıyla bir orta yol yok. Bu işin şakaya gelir tarafı da yok. Bunlar müesses nizamın partileri. Bunların yapacağı şeyin sınırı belli. Beklenen, belki biraz rahatlama olur, hapiste lüzumsuz yere tutulan insanlar hapisten çıkabilir. Yani kısmi düzenlemeler olur fakat ekonomik modelde ciddi bir değişiklik olamaz.”

    “ÇEKİRGE DEVAMLI SIÇRAYAMAZ”

    Fikret Başkaya, Recep Tayyip Erdoğan’ın, miting meydanlarında farklı kimlikte olanlara dönük ötekileştirici ifadelerini de yorumladı. “Artık o tip söylemlerin eski gücü kalmadı” diyen Başkaya “Çekirge devamlı sıçrayamaz. Dolayısıyla AKP’nin artık fazla bir kozu yok. Tamamen tükenmiş durumda. Fakat şöyle bir şey var; bu partinin iki tür taraftarı var. Bir, onu dini lider olarak gören kitle; ne süratte olunursa olunsun peşlerinden giderler. Bir de AKP’nin beslediği, zengin ettiği ve fakirleştirerek yardım edip oyunu aldığı kesim var. Ancak bunların büyüklüğü artık onu iktidarda tutacak kadar değil” diye konuştu.

    BAŞKAYA’DAN 1 MAYIS MESAJI!

    1 Mayıs’a ilişkin çağrı da yapan Akademisyen-Yazar Fikret Başkaya, son olarak, “Aslında hiç olmadığı kadar meydanlara her tarafta olabildiğince kalabalığı toplamalarını arzu ederim. Rüzgarı büyütmek bakımından bu son derece önemli. Nihayetinde 2 hafta sonra genel seçimler var. Dolayısıyla Türkiye’nin bütününde, belki de tarihinde ilk defa olan bir şey olsun, her tarafta büyük kalabalıklar tarafından bu güzel gün kutlansın isterim” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN/ANKARA