Etiket: 15 kasım dersim katliamı

  • DAD’dan 4 Mayıs açıklaması: Katliamlara karşı demokratik mücadeleyi büyütelim!

    DAD’dan 4 Mayıs açıklaması: Katliamlara karşı demokratik mücadeleyi büyütelim!

    PİRHA- DAD Genel Merkezi, Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümüne dair yaptığı açıklamada, yüz yılları kapsayan Dersim kuşatmasının kesintisiz biçimde sürdüğü belirtilerek, “Bugün Dersim’de halkın iradesine atanan kayyum, Gülistan Doku cinayetinde açığa çıkan kadın kırım politikaları ve Dersim doğasına yönelik geliştirilen talancı yönelimlerde bu durumun en somut kanıtlarındandır. Gerek 4 Mayıs, gerekse 15 Kasım halkımız için tarihsel toplumsal hakikatimizle buluşma, demokratik mücadeleyi büyütme, sorun ve ihtiyaçlarımıza somut projelerle cevap ve atılım gerekçesi olmalıdır” dedi.

    Dersim Katliamı, modern zamanların en büyük katliamlarından biri. “Şakileri modern dünyaya entegre edeceğiz” diyerek doğmamış bebekten, yürüyemeyen yaşlıya kadar on binlerce Dersimli, mağaralara zehirli gaz atılarak, kayaların dibinde kurşuna dizilerek, sığındıkları evler, ormanlar yakılarak katledildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi de, Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümüne dair açıklama yaptı.

    “Bugün, insanlık ağacının bir dalı, halklar bahçesinin ulu bir çınarı olan Dersim’in soykırım startı olan 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinin 89. Yıldönümü nedeniyle bir kez daha meydanlardayız” denilen açıklamada, halkın Dersim’i unutmamak, unutturmamak, adalet çağrısını yinelemek, halkların ve insanlığın yüreklerine seslenmek için, 4 Mayısı Roza Şaye/Roja Reş/Kara Gün ilan etmiş, bu nedenle de bugün Dersim başta olmak üzere yaşadığı her yerde dostlarıyla birlikte meydanlara çıktığı belirtildi.

    “SOYKIRIMA KARŞI MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM”

    DAD’ın, açıklamasınnın devamında şunlar ifade edildi:

    “İnsanlık tarihinin birer bileşkesi, somut gerçekliği olarak vücuda gelmiş olan halklar, özgün insani gerçeklikleri, toplumsal karakteristikleriyle; tartışılamaz, vazgeçilemez ve devredilemez olan haklarıyla mevcuttur.

    Dersim, Kürt halk gerçekliğinin Raa/Reya Heqi-Alevi öğretisi ve inancıyla karakterize olmuş ikrarlı bir toplamın, coğrafya ve kültürün adı olup yüz yılları kapsayan bir kuşatma altında varlık mücadelesi vermek zorunda bırakılmıştır.

    HALKLARI YOK ETME PROJESİ UYGULANDI

    Osmanlıdan süregelen ve soykırım odaklı olan seferler silsilesi ulus devlet döneminde daha da derinleştirilerek sürdürülmüş, ittihatçı-tek tipçi gelenek soykırımlar zincirine Dersim’le bir halka daha eklemiştir.

    Kesintisiz ve yüz yılları kapsayan bir kuşatma altında tutulmakta olan Dersim, hakikatte Koçgiri halk hareketinden itibaren ittihatçı-tek tipçi vahşetle tasfiye sürecine konulmuştur. Birinci emperyalist paylaşım savaşı süreci, ittihatçı vahşet tarafından homojen toplum yaratmaya odaklı soykırımlar süreci olarak değerlendirilmiş, Hristiyan halklardan başlanarak farklı halk ve inanç kimlikleri yok etmeye odaklı politikalarla hedef alınmıştır.

    TOPRAKLAR HALKLAR MEZARLIĞINA ÇEVRİLDİ

    Tüm özgün renkleriyle Kürt halkı da bir bütün olarak hedefe konulmuş, hak talepleri kabul görmemiş, direnişler bastırılmış, Dersim 1937-38 süreci ise bu tasfiye süreçlerinin son halkası olmuş, bu topraklar adeta halklar mezarlığına çevrilmiştir.

    Makro düzeyde planlanıp on binlerce asker, uçak filoları ve zehirli gazlarla yürütülen Dersim 1937-38 seferlerinde on binlerce insanımız katledilmiş, uzak diyarlara sürülmüş, yerleşim birimlerimiz yakılıp yıkılmış, ormanlarımız ateşe verilmiş, özellikle kız çocuklarımız el konularak götürülmüş ve akıbetleri öğrenilememiştir.

    DERSİM ÜZERİNDEKİ KUŞATMA SÜRÜYOR

    Tüm bu yaşanmışlıkların ardından başta halkımızın ve demokratik kamuoyunun dikkatini çekmek isteriz ki; yüz yılları kapsayan Dersim kuşatması halen kesintisiz biçimde sürdürülmekte, Osmanlı ve cumhuriyet dönemlerinde yazılmış Dersim raporlarında belirlenen fiziki kıyım, göçertme ve asimilasyon politikaları sektirilmeden sürdürülmektedir. Bugün Dersim’de halkın iradesine atanan kayyum, Gülistan Doku cinayetinde açığa çıkan kadın kırım politikaları ve Dersim doğasına yönelik geliştirilen talancı yönelimlerde bu durumun en somut kanıtlarındandır.

    YAŞAM BİÇİMİMİZ TAHRİP EDİLMİŞTİR

    Toplumsal varlığımızı mümkün kılan kurumlaşma biçimlerimiz Sekasur örneğinde olduğu üzere Ocak evlatları katledilerek, sürgün edilerek işlevsizleştirilmiş, inanç ve dilimiz yasaklanarak halkımız sistematik biçimde asimile edilmiş, toplumsal bütünlüğümüz parçalanmış ve yaşam biçimimiz tahrip edilmiştir.

    MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM

    Halkımıza çağrımız şudur ki; bu somut gerçeklikler karşısında yas tutmakla yetinemeyiz. Gerek 4 Mayıs, gerekse 15 Kasım halkımız için tarihsel toplumsal hakikatimizle buluşma, demokratik mücadeleyi büyütme, sorun ve ihtiyaçlarımıza somut projelerle cevap ve atılım gerekçesi olmalıdır. Halkımız özelinde tecelli eden insan gerçekliğini savunamaz ve geleceğe taşıyamaz isek tarih bugünün kuşakları olan bizleri mahkûm edecektir.

    4 Mayıs Roza Şaye vesilesiyle vurgulamak isteriz ki her çağda halklar ortak coğrafyaları paylaşmış, farklı etnik kimlikler, inançlar ve dillerden insanlar ortak vatanda ortak bir yaşam inşa edebilmişlerdir. Halklar esas olarak simbiyotik bir ilişki içindeyken, muktedirler halkları karşıtlaştırıp çatıştırmış, insanlık suçları işlemiş, yarattıkları vahşet üzerinden de tahakküm ve talanlarını sürdürebilmişlerdir.

    Muktedirlerin ihtiyacı tahakküm ve her türlü insanlık suçu ise, halklar ve mazlumların ihtiyacı demokratik toplumla mümkün olabilecek özgürlükçü, eşitlikçi toplumdur ki toplumsal özelimizde bunun adı Rızalı-İkrarlı birlik ve yaşam biçimidir.

    Ülke ve halklarımızın, farklı toplumsal kesimlerin sorun ve ihtiyaçlarıyla toplumsal özelimizin sorun ve ihtiyaçlarının iç içe olduğu bilinciyle “Barış ve Demokratik Toplum sürecini” sahipleniyor, mevcut iktidarı da samimiyete ve geciktirmeden bu süreci ilerletecek adımlar atmaya davet ediyoruz.”

    “KATLİAMLA YÜZLEŞİN”

    89. yıldönümünde, “4 Mayıs Roza Şiyaye” vesilesiyle bir kez daha Seyit Rıza, Alişer ve Ana Zarife şahsında tüm mazlumların huzurunda dara durduklarını, katledilenleri saygıyla andıklarını vurgulayan DAD Genel Merkezi, taleplerini şöyle sıraladı:

    “Halkımıza yaşatılan vahşeti insanlığın huzurunda bir kez daha mahkûm ediyoruz. Bu toprakların kadim halklarından biriyiz, saygı ve kabul görmek istiyor, dünyada ki örnekleri üzerinden tarihle yüzleşme çağrısında bulunuyor ve diyoruz ki:

    Seyit Rıza ve idam edilen Dersim ileri gelenlerinin mezar yerleri açıklanmalı, cenazeleri ailelerine teslim edilmeli, Dersim’e nakline engel olunmamalıdır.

    Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir.

    Sürgünler, kayıplar ve el konularak götürülen çocuklarımızın listesi ve akıbetleri açıklanmalıdır.

    Toplumsal haklarımız tanınmalı, Anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır

    Hali hazırda yürütülmekte olan çok boyutlu şiddet, asimilasyon ve göçertme politikaları derhal durdurulmalı, demokratik toplum ve demokratik cumhuriyet için gerekli adımlar atılmalıdır.

    Zaman Sahipsiz, Mekân Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • 15 Kasım’da idam edilen Wusênê Seydi’nin torunu: Devlet bize dedemin mezar yerini söylesin-VİDEO

    15 Kasım’da idam edilen Wusênê Seydi’nin torunu: Devlet bize dedemin mezar yerini söylesin-VİDEO

    PİRHA-87 yıl önce Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Wusênê Seydi’nin torunu Suna Arslan, 15 Kasım tarihi geldiğinde hüzünlendiklerini belirterek, “87 yıldır dedemin bir mezarı yok. Dedem neden idam edildi, suçu neydi? Devlet bize dedemin mezar yerini söylesin” diye konuştu.

    Bundan tam 87 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.

    Wusênê Seydi’nin torunu Suna Arslan, PİRHA’ya konuştu.

    “ASKERLER KÖYE GELDİĞİNDE NENEM BİZİ ARKASINA SAKLARDI”

    Wusênê Seydi’nin herkes tarafından çok değerli bir insan olarak anlatıldığını ifade eden Suna Arslan, “Dedemiz olduğunu biliyorduk ama kendisini anlattıklarında çok merak ederdik. İnsanlar onun adına yemin ederlermiş, iyilik sever birisiymiş ve zeki bir insanmış. Nenem dedemi anlatıp hep ağlardı. Dedem idam edildikten ve Dersim Katliamı yaşandıktan sonra nenem ve kardeşi Eskişehir’e sürgün edilmişler. Nenemin kardeşi sürgünde ölmüştü ve onun için de sürekli ağlardı. Biz köydeyken asker köye geldiğinde nenem hep bizi arkasına saklardı, ‘Kızım biz gördük siz görmeyin’ diyordu bize” diye belirtti.

    “DEVLET BİZE DEDEMİN MEZAR YERİNİ SÖYLESİN”

    15 Kasım tarihi geldiğinde hüzünlendiklerini belirten Arslan, “87 yıldır dedemin bir mezarı yok. Dedem neden idam edildi, suçu neydi? Nenem sürekli üzülürdü keşke bir mezar yeri olsaydı ziyaret etseydim bir çıra yaksaydım ondan sonra ölseydim derdi. Devlet bize dedemin mezar yerini söylesin” diye çağrıda bulundu.

    Cihan BERK/DERSİM