Etiket: 15 temmuz

  • KESK Dersim Şubeler Platformu:İhraçlar derhal görevlerine iade edilmelidir-VİDEO

    KESK Dersim Şubeler Platformu:İhraçlar derhal görevlerine iade edilmelidir-VİDEO

    PİRHA-KESK Dersim Şubeler Platformu, ihraç edilen üyelerinin işlerine geri dönmesi talebiyle basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Bir taraftan Kürt sorununun barışçıl yollarla çözüleceğini söyleyip bir taraftan barış ve demokrasi mücadelesi verdiği için ihraç ettiğiniz KESK’lilerin görevlerine iadesini engelleyemezsiniz. Dolayısıyla iktidarı tutarlı ve samimi olmaya davet ediyoruz” denildi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Dersim Şubeler Platformu, ihraç edilen üyelerinin işlerine geri dönmesi talebiyle Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada, ‘İşimizi geri alacağız, hukuksuzluğa karşı alanlardayız’ pankartı açıldı. Açıklamayı platform adına Eğitim Sen Dersim Şube Yöneticisi Nebi Toylak okudu.

    “İHRAÇLAR KONUSU, MİLYONLARIN SORUNUDUR”

    AKP iktidarının yeni bir rejimin inşası için 15 Temmuz darbe girişimini fırsata çevirdiğini belirten Nebi Toylak, “Açlığa ve sefalete mahkûm edilen bu kamu emekçilerinin ise pasaport ve seyahat özgürlükleri ellerinden alınmış, özel sektörde dahi çalışmaları engellenmiş, sosyal ölüme terk edilmek istenmiştir. Nitekim ihraç edilen yüzlerce ihraç kamu görevlisi maruz bırakıldıkları yoğun stres ve sosyal güvenlik haklarının ellerinden alınması nedeniyle ağır hastalıklara yakalanmış, kimileri bu hastalıklar nedeniyle yaşamını kaybetmiştir. İntiharlar yaşanmış, aile bütünlükleri bozulmuş, işçi cinayetlerinde onlarcası yaşamını yitirmiştir. Barışa dair en çok sözün kurulduğu bugünlerde dahi Barış Akademisyenlerinin büyük çoğunluğunun hala görevlerine iade edilmemiş olması iktidarın sürece dair samimiyetsizliğinin bir başka göstergesidir. 9 yılı aşkındır arkadaşlarımızın görevlerine iadesi için kesintisiz bir mücadele yürütüyoruz. İhraçlar konusu aileleriyle birlikte milyonların sorunudur” dedi.

    “ARKADAŞLARIMIZ GÖREVLERİNE İADE EDİLMELİDİR”

    İhraçlar konusunun rejimin karakterinin değişip değişmeyeceğinin göstergelerinden biri olduğunu vurgulayan Toylak, “Bir taraftan siyasallaşan yargı eliyle ihraçların işe iadesini engellerken diğer taraftan demokrasi vaat ederek toplumu kandıramazsınız. Bir taraftan Kürt sorununun barışçıl yollarla çözüleceğini söyleyip bir taraftan barış ve demokrasi mücadelesi verdiği için ihraç ettiğiniz KESK’lilerin görevlerine iadesini engelleyemezsiniz. Dolayısıyla iktidarı tutarlı ve samimi olmaya davet ediyoruz. Toplumsal barışı sağlamanın ve demokratik standartları yükseltmenin asgari gereklerinden biri olarak görevlerine iade edilmeyen, hukuksuzca ihraç edilen tüm kamu emekçilerinin geriye dönük haklarıyla birlikte görevlerine derhal iade edilmesidir. Bir gün dahi gecikmeksizin gereği yapılarak arkadaşlarımız görevlerine iade edilmelidir. KESK olarak tüm arkadaşlarımız görevlerine dönünceye kadar mücadele etmeye ve savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı, tekçiliğe karşı çoğulculuğu, karanlığa karşı aydınlığı savunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    Açıklama ‘KESK’li ihraçlar onurumuzdur’ sloganlarıyla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • 10 Ekim Gar Katliamı anma etkinlikleri kapsamında ‘Adalet Kürsüsü’ kuruldu!-VİDEO

    10 Ekim Gar Katliamı anma etkinlikleri kapsamında ‘Adalet Kürsüsü’ kuruldu!-VİDEO

    PİRHA-Adalet Dayanışması, 10 Ekim Ankara Tren Garı anma etkinlikleri kapsamında “Adalet Kürsüsü” etkinliği yaptı. Konuşmalarda, adalet arayışında birlikte mücadele etmenin önemine vurgu yapıldı.

    Her kesimden adalet talebinde bulunan isimlerin bir araya gelerek oluşturduğu Adalet Dayanışması, 10 Ekim Ankara Tren Garı anma etkinlikleri kapsamında “Adalet Kürsüsü” etkinliği yaptı.

    Etkinlik, Ankara’daki Mülkiyeliler Birliği binasındaki Prof. Dr. Oral Sander Konferans Salonu’nda yapıldı.

    “10 EKİM KATLİAMINI UNUTMAMAK İÇİN SÖZ VERDİK”

    Barış Derneği adına selamlamayı Can Ateş yaptı. Ateş, “Katliamın üzerinden 9 yıl geçti. İlk günden itibaren katliamı unutmamak adına söz verdik ve bu programları devam ettireceğiz. Umarım bu coğrafyaya adalet ve barış gelir” diye konuştu.

    “TEMEL DERDİMİZ ADALET”

    Aydın Şimşek, Adalet Dayanışması hakkında bilgi vererek, “Bugün burada adalet için birleşen herkese selam olsun. Tepeden görmeye alışık olanlar adalet arayan bizleri görmüyorlar. Farklılıkları zulüm ile cezalandırıyorlar. Zaman, adalet arayanların kalplerini birleştirme zamanıdır. İstediğimiz adalet, hakikatin yanında yer almaktır. Hz. Ali ‘bir zulme engel olamıyorsanız, onu cümle aleme duyurun’ demiştir. Haksız ve adaletsiz uygulamalarla cehenneme dönen hayatlarımız var. Ekmeğimiz zalimler tarafından gasp edilmiş durumda. Oksijen alamaz durumdayız. Adalet bir oksijen gibi bir insanın ihtiyacı. Adaletsizlik her alana sirayet etmiş durumda. Adalet Dayanışması’nın tek bir muradı var; mazlumların kalplerine sesleneceğiz, birlik olacağız. Bütün mazlumlar birleşelim” dedi.

    “ADALET KAVRAMINI KENDİ ÇIKARI İÇİN KULLANAN ANLAYIŞ!”

    Hak ve adalet mücadelesi kapsamında konuşan DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, “Bu çok önemli bir buluşma. Herkes için adalet diyerek bir araya gelinmiş durumda. Hiçbir zaman eşit yurttaşlık çevresinde bir anayasa yapamadık. İktidar olma meselesi değil, adaleti sağlama fikrine sahip olmaktır önemli olan. Adalet kavramını kendi çıkarı için kullanan bir anlayış şu an iktidar olmuş durumda. Ortak adalet mücadelesi çok önemli. Bu ülkede özgürlük yok. Yeni anayasa yapılmak isteniyor ancak mevcut anayasayı bile yok sayıyorlar. Bu ülkede adaletsizlik çok yaygın şekilde yaşanıyor. Bu ülkede ayrımcılık çok üst düzeyde. Kol kola mücadelemizi büyütebiliriz” ifadelerini kullandı.

    “SARAYLAR DEĞİL, ADALETLİ YARGILAMA YAPAN MAHKEMELER!”

    Etkinlikte, depremzedelerin adalet mücadelesini aktaran Döne Kaya şunları söyledi:

    “Ailemin cenazesini 6. gün kendi imkanlarımızla çıkardık. Söyledikleri sayı 53 bin denilse de biliyoruz ki bu sayı daha fazla. ‘Bu ülkenin adalete ihtiyacı var’ diye haykırmamız gerekiyormuş. Bu deprem birkaç kişinin üzerine yıkılamaz. Kamu görevlilerinin bu yargılamaya dahil edilmemesi bir sorun. 53 bin için gösterdiğimiz dayanışmayı yargılama sürecinde de göstermeliyiz. Bizler saraylar değil adaletli yargılamaların yapıldığı mahkeme salonları istiyoruz. Ülkenin sadece 6 Şubat depremlerinde değil bütün katliamlarda adalete ihtiyacı var.”

    “6 ŞUBAT DEPREMLERİ BİR KATLİAMDIR”

    Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun da depremzedelerin adalet mücadelesi hakkında konuştu. Torun, “16. Saat çıkarılabildim ancak tüm ailem içerideydi. Dışarıda ayaklarınız çıplak, 5 gün bekliyorsunuz ve kızınız, aileniz içeride. İlk gün hiçbir yardım gelmedi. Orada gelip Kur’an dağıttılar, bizlerin Kur’an’a ihtiyacı yoktu. 2. Gün sosyalistler, siyasi partiler, milletvekilleri oraya geldiler ve onların çalışmaları engellendi. Bize facia yaşattılar. Bizim ciğerimizi yaktılar. Valilik kararı ile vinçlerin girmesine izin verilmedi. Bu bir katliamdır, bunun diğer katliamlardan bir farkı yoktur. Bizi katlettiler. Ailemden 48 kişiyi verdim. Biz ne zaman adalete kavuşacağız? Bizi katleden, kapitalist sistemi savunan iktidarı yok ederek adalete kavuşacağız. Hatay, 6 Şubat tarihinden daha kötü durumda şu an. Adalet aramaya devam edeceğiz. Gidenlere borcumuz var. Rant çeteleri orada hakim olmaya devam ediyor. Bizden canlarımızı, anılarımızı çaldılar. Ölümüzü bulduğumuza sevinir hale getirdiler bizi. Mücadele edeceğiz, yılmayacağız” dedi.

    “ADALET ARAYIŞINDA DİNİN, DİLİN, IRKIN BİR ÖNEMİ YOK”

    10 Ekim Katliamı’nda hayatını kaybeden Korkmaz Tedik’in annesi Zöhre Tedik ise 10 Ekim Katliamı sonrası adalet mücadelesini anlatarak, “Adalet arayışında din, dil, ırkın bir önemi yoktur. 10 Ekim 2015’te ‘bu ülkede savaş olmasın, katliam olmasın, ülkede barış olsun’ diye bir miting düzenlendi. O mitingde benim oğlum öldürüldü. IŞİD’e yol verdiler. Herkes biliyordu orada miting yapılacağını. Bu devlet bilerek bir katliamı örgütledi. Geldi mi barış? Gelmedi. Ama mutlaka barış gelecek diyorum. Devlet bile bile bizim üzerimize bomba attı. 16 kişi yargılandı ama biz bu katliama yön verenleri, kamu görevlilerinin yargılanmasını da talep ettik. Adalet isterken bir araya gelmezsek, örgütlenmezsek adalet arayışı devam edemez. Korkmayacağız, unutmayacağız” dedi.

    “ADİL BİR YARGILAMA İSTİYORUZ, GÖSTERMELİK BİR DAVA VAR”

    Emine Şenyaşar’ın adalet mücadelesini anlatan DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Ferit Şenyaşar ise şöyle konuştu:

    “22 yıldır ülkeyi yöneten bir iktidar var. Son 10 yıldır kan ile iktidarını sürdürmeye çalışıyor. Bir insan, devlet hastanesine adım attığı zaman devletin koruması altına girmesi gerekiyor. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıyoruz. İkinci bir saldırı hastanenin içinde devam ediyor. Babam çocuklarının durumunu öğrenmek için hastaneye gidiyor. Babam linç edilerek hastanenin önünde annemin gözü önünde öldürülüyor. Bu katliamı yapanlar iktidardan güç olarak yapıyor. Orada yüzlerce polis var. Bu katliam 1 saat sürüyor, devletin kolluk kuvvetleri bu katliamı izliyor. 6 yıldır bu dava devam ediyor. Ağır yaralı kurtulan kardeşime 37 yıl ceza veriliyor. Yapılan yargılama, bilimsel raporları dikkate almadı. Yargı taraflı davrandı. Görüntüler ortada, bu görüntülere ‘meşru müdafaa’ demek için hukukçu olmak gerekmiyor. Tüm bu hukuksuz sürece karşı annemle birlikte Urfa Adliyesi’nin önünde nöbet tuttuk. Bunun hakkında devlet, annem hakkında 31 dava açtı. Defalarca gözaltına alındık. Bir sonuç alamayınca eylemimizi Ankara’ya, Adalet Bakanlığı önüne taşıdık. Adalet Bakanı bizimle 3 görüşme yaptı, gizli kalmasını istedi. Sorunun çözüleceğini söyledi ancak gördük ki Adalet Bakanı da aciz. Göstermelik bir yargılama var. Erdoğan, annemden helallik istesin, adil bir yargılanma yapılsın. Örgütlü bir halkın karşısında hiçbir güç duramaz.”

    “ORTAK BİR ADALET ARAYIŞINI İÇSELLEŞTİRMEMİZ GEREKİYOR”

    KHK’lıların hak ve adalet mücadelesine ilişkin konuşan KESK MYK üyesi Erdal Karakuş ise şunları söyledi:

    “126 bin 600 kişinin durumundan bahsedeceğim. 15 Temmuz darbesinden sonra bir kararname yayınlandı. Emekçilerin ihraç edildiklerini öğrendik. Konfederasyon olarak bu ihraçlar ile mücadele etme kararı aldık.

    İhraç meselesi iktidar tarafından kendisine direnç göstermeyecek kişiler ile doldurmak olduğu için önemli bir durum haline geldi. Tüm davalarımızı AİHM’e taşıdık. Bir insanın önce ne ile suçlandığını bilmesi gerekir, arkadaşlarımız ne ile suçlandığını bilmeden savunma yapmak zorunda kaldılar. Arkadaşlarımızın özel sektörde çalışması engellendi, yurt dışı yasakları uygulandı. KESK katliamların doğrudan muhatabıdır. Ortak adalet arayışının mutlak bir sonuçta birleşmesini ifade etmemiz gerekiyor. Ortak bir çizgide, ortak bir adalet arayışını içselleştirmemiz gerekiyor.”

    “SUÇ YOK, CEZA VAR”

    Kursiyer Teğmenler ve askeri öğrencilerin adalet mücadelesini etkinliğe taşıyan Kezban Kalın ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Gençlerimiz, emirleri yerine getirdiği için cezaevindeler. Askeri hiyerarşinin en alt katındalar ama kendilerine verilen emirleri yerine getirdikleri için ömür boyu ceza aldılar. Bu gençler darbe girişiminden sorumlu tutulamaz. Gece saatlerine kadar olayı idrak edememişlerdir. Suç yok, ceza var. Hiyerarşinin tabanında olmasına rağmen darbe girişiminin asıl muhatapları gibi en yüksek cezaları almışlardır. Bu çocuklar haksız yerde hayatlarının en güzel yıllarını cezaevinde geçiriyorlar.”

    “BM’NİN, ENGELLİLER İÇİN KOYDUKLARI KRİTERLERE UYULMUYOR”

    Engellilerin adalet mücadelesini aktaran Hatice Kabadayı ise konuşmasında “Dünya genelinde 1 milyar engellinin olduğu varsayılmaktadır. Erişebilirlik haktır. Ülkeler, kentleri kurarken engellilerin de o kentlerde yaşadığını hesaba katmak zorunda. Ekonomik krizden etkilenen engelli aylıklarının güncellenmesi gerekiyor. Engellilerin önemsenmesini istiyoruz. Engelliler için konaklama ve bakım evleri yapılması gerekiyor. Birleşmiş Milletlerin engelliler için koydukları kriterlere uyulmuyor ülkede. Evlenecek çiftlerin genetik testlerinin yapılmasını istiyoruz. Bütün adalet isteyenler kucak dolusun adalet diyorum. Adalet olmayan ülkede. Adalet diyoruz” dedi.

    “TÜM DİNLERDE BİR ORTAK DEĞER VARDIR, O DA ADALETTİR”

    Adalet, inanç ve hak mücadelesi başlığı ile konuşma yapan Mehmet Tombak, konuşmasında şunları kaydetti:

    “Diyanet’ten ihraç olmuş bir imamım. Ankara KHK Platformundayım. 2018 yılında mahkemelerde beraat ettim. Ama göreve tekrar getirilmedim. Burada bir hukuk mücadelesi verilmesi gerekiyordu. Bütün başımıza gelenler, adaletsizlik yüzden geldi. Ülkemizde yanlış uygulanınca tehlikeli kelimelerden biri dindir. İsmini bildiğimiz din adamları iktidarlara hiç yanaşmamıştır. Tüm dinlerde bir ortak değer vardır o da adalettir. Kadınlarımızın, çocuklarımızın, sokaktaki canlarımızın yanında olmaktan vazgeçmeyeceğiz”

    Kürsü konuşmalarının ardından etkinliğe katılanlar söz alarak değerlendirmelerde bulundu.

    PİRHA/ANKARA

  • Kolluk güçleri, 2021 yılında en az 144 kişiyi kaçırarak işkence uyguladı!-VİDEO

    Kolluk güçleri, 2021 yılında en az 144 kişiyi kaçırarak işkence uyguladı!-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD), “2021 Yılı Baskı ve Tehdit Yöntemleriyle İfade Alma, Mülakat Yapma, Ajanlaştırma ve Kaçırma Olayları”yla ilgili hazırladığı raporu açıkladı. 2021 yılı içerisinde en az 144 kişinin kaçırma, ajanlaştırma ve tehdide maruz kaldığı belirtilirken, 18 yaşından küçüklerin dahi kolluğun baskılarına maruz kaldığı bilgisi verildi.

    İnsan Hakları Derneği, 2021 yılı baskı ve tehdit yöntemleriyle ifade alma, mülakat yapma, ajanlaştırma ve kaçırma olayları ile ilgili raporunu, yaptığı basın açıklaması ile açıkladı. İHD Genel Merkezinde yapılan açıklamayı İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan okudu.

    15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal uygulaması ile birlikte devletin baskı politikasının arttığına vurgu yapan Türkdoğan, “Özellikle 2016 yılındaki darbe girişiminin ardından bu alanda yaşanan hak ihlallerinin arttığı, şikâyetlerin etkili bir şekilde soruşturulmadığı ve faillerin cezalandırılmadığı, yapılan başvurulardan ve basına yansıyan haberlerden de anlaşılmaktadır. Türkiye’deki genel cezasızlık politikasının bu tür başvurularda da temel bir yaklaşım olduğu görülmektedir” şeklinde konuştu.

    Öztürk Türkdoğan, 2021 yılı Ocak-Kasım ayları içerisinde en az 13 kişinin kaçılarak ajanlık teklifine ya da tehdide maruz bırakıldığını belirtti. Türkdoğan, kaçırılarak ajanlık dayatılan kişilerin, herhangi bir işlem yapılmadan serbest bırakıldığına da dikkat çekerek en az 66 kişinin ise gözaltı yerlerinde veya gözaltı yerleri dışındaki alanlarda ajanlık teklifine ve tehdidine maruz kaldığı bilgisini verdi.

    18 YAŞINDAN KÜÇÜKLER DE KOLLUĞUN TEHDİDİNE MARUZ KALDI

    Kolluk kuvvetleri tarafından tehdit yönteminin 18 yaşından küçük çocuklara da yöneltildiğini söyleyen Öztürk Türkdoğan, “2021 yılının ilk on bir ayı içerisinde toplamda en az 144 kişinin kaçırma, ajanlaştırma ve tehdide maruz kaldığını belirlemektedir. Son yıllarda devletin baskı politikası haline gelen bu tür uygulamalar nedeniyle mağdur olan birçok kişi hak ihlali gerekçesiyle derneğimize başvuru yapmaktadır. 2021 yılının ilk on bir ayı içerisinde İHD Genel Merkezi’ne 4, İHD İstanbul Şubesi’ne 36, İHD Ankara Şubesi’ne 10, İHD İzmir Şubesi’ne 7, İHD Diyarbakır Şubesi’ne 3, İHD Van Şubesi’ne 2, İHD Batman Şubesi’ne 1, İHD Dersim Şubesi’ne 1 ve İHD Mardin Şubesi’ne 1 kişi olmak üzere toplam 65 kişi başvuru yapmıştır” şeklinde konuştu.

    BASKI İÇİN ÖZEL HAYATA DAİR BİLGİLER KULLANILMAKTA!

    Öztürk Türkdoğan, 2021 yılında kaçırılıp işkence yapılan Gökhan Güneş ile Hüseyin Galip Küçüközyiğit’i de hatırlatarak, her iki vaka ile ilgili İHD’nin uluslararası başvurularının etkili olduğunu belirtti. Türkdoğan, “Ancak Ağustos 2019’dan beri kaçırılarak kaybedilen Yusuf Bilge Tunç’un akıbeti halen bilinmemektedir” diye de ekledi. Öztürk Türkdoğan, mağdurların özel hayatlarındaki bilgilerin de kullanıldığını belirterek “Yardım edilecekleri vaadiyle ikna edilmeye çalışılmakta, çoğu durumda da tehdit yoluyla ajanlaştırılmaya (muhbirleştirilmeye) çalışılmakta ve kişilere psikolojik işkence yapılmakta. Kişileri tutuklanmakla, kaçırılmakla, ölümle veya işkenceyle tehdit edilmekte ve yasa dışı ajanlığa zorlamaktadırlar. Bazı durumlarda kişiler aile üyeleri, çevreleri ya da tutuklu bulunan yakınları ile tehdit edilmektedir. Tehditler çoğunlukla defalarca tekrar edilmekte; kişilerin sosyal ve psikolojik iyi oluşları olumsuz yönde etkilenmeye çalışılmaktadır” şeklinde konuştu.

    “KOLLUĞUN DENETLENMESİNE YÖNELİK KOMİSYON KURMALI”

    İHD Eş Genel Başkanı Türkdoğan, tehdit etme, ajanlaştırma ve kaçırma olaylarının çoğunlukla belirli gruplara yöneldiği ve bazı şehirlerde daha yoğun bir biçimde ortaya çıktığının da altını çizdi. Özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollerde daha yoğun biçimde kullanılan ajanlaştırma ve kaçırma yöntemlerinin Türkiye’nin her yerinde sistematik bir yöntem olarak kullanılmaya devam ettiğine vurgu yapıldı.

    İnsan Hakları Derneği olarak devletin cezasızlık politikasının son bulması gerektiğini söyleyen Türkdoğan, bu tür vakalarda sorumluluğu bulunan faillerin cezalandırılması amacıyla birçok girişimde bulunduklarını da aktardı. Türkdoğan son olarak “Sonuç ve öneriler” başlığı altında şu ifadeleri kullandı:

    “Cumhuriyet savcıları, TCK’da tanımlı tehdit, hakaret, işkence, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, görevi kötüye kullanma gibi birden fazla suç teşkil eden kaçırma ve ajanlaştırma faaliyetlerine sessiz kalmamalı, şikâyetleri etkili bir biçimde soruşturmalı ve failler tespit edilerek devlet korumasından çıkarılarak yargılanmalıdır.

    TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu kolluğun denetlenmesine yönelik olarak bir alt komisyon kurmalı ve başvuruları değerlendirmelidir.

    Kolluk Gözetim Komisyonu, bu raporda belirttiğimiz ihlallerle ilgili etkili faaliyetler yürütmelidir.

    TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu kanundan kaynaklanan yetki ve sorumluluğu gereği alt komisyon kurarak istihbarat örgütlerinin yasa dışı faaliyetleri konusunda araştırma yapmalı.

    Avrupa Konseyi İşkenceyi Öneme Komitesi’nin Türkiye ziyareti esnasında bu konunun üzerine gitmesi sağlanacaktır. Ayrıca, bu konuda BM’nin yetkili mekanizmalarına da gerekli başvurular yapılacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • CHP, 35 ilde KHK ile ihraç edilen yurttaşlarla buluşacak!-VİDEO

    CHP, 35 ilde KHK ile ihraç edilen yurttaşlarla buluşacak!-VİDEO

    PİRHA- Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen yurttaşları 35 ilde dinleyerek, ihlalleri raporlaştıracak. İzmir’de yapılan ilk toplantıda konuşan Gülizar Biçer Karaca, “Ekonomik-toplumsal-siyasi anlamda hak ihlalleriyle boğuşurken yalnızlaştırılan, sesini duyurmak isteyen tüm yurttaşlarımızın sesi olacağız” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) sonucu yaşanan hak ihlallerini tespit ve ihlallerin önlenmesi için yerinde ziyaretlere İzmir’den başladı. Türkiye genelinde CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Taşkın koordinasyonunda gerçekleştirilecek ziyaretlerde ihraç edilen KHK’lılarla bir araya gelerek talepler dinlenecek ve raporlaştırılacak.

    “OHAL DEĞİL OYALAMA KOMİSYONU! LAĞVEDİLMELİ”

    Çalışmalar sonucu hazırlanacak rapor ile KHK’lıların yaşadığı çoklu hak ihlallerine dikkat çekilecek. Bu doğrultuda 35 toplantının ilk ayağı İzmir’de gerçekleştirildi. Yapılan toplantıda, yaşanan sıkıntılar dile getirildi.

    Toplantıda konuşan Gülizar Biçer Karaca, OHAL Komisyonu’nun ‘Oyalama Komisyonu’na dönüştüğüne ve lağvedilmesi gerektiğine dikkat çekti, KHK’lıların yaşadıkları ihlallere ve CHP olarak ihlallerin önlenmesi noktasında neler yapacaklarına dair bakış açılarını ortaya koydu.

    “SİVİL ÖLÜME TERKEDİLEN KHK’LILAR…”

    Gülizar Biçer Karaca şu konuşmayı yaptı:

    “CHP olarak KHK’lılar ile 35 ilde gerçekleştireceğimiz toplantılar ile 20 Temmuz sivil darbesinin ardından kamudan, özel sektörden, çalışma yaşamının pek çok alanından ihraçlarla, işsiz, aşsız bırakılan; 4,5 yıldır KHK ihraçları ile gerçekleştirilen hukuksuzluklara dur diyebilmek için mücadele eden arkadaşlarla bir araya gelmek istedik. Sivil ölüme terk edilerek bir toplumsal travmaya uğrayan yurttaşlarımızın; aileleriyle yaşadıkları sorunları, temel haklarından yoksun bırakıldıkları bu süreci dinlemek ve diğer birçok kalemde yaşadıkları mağduriyetler açısından farkındalık yaratmak için hukuksuzluğun ve adaletsizliğin zirveye ulaştığı OHAL/KHK sürecini tarihe not düşmek adına toplantılarımızı gerçekleştiriyoruz. Edirne’den Hakkari’ye, Sinop’tan Adana’ya tüm yurttaşlarımızın sesi olacağız. İllerde KHK ile ihraç edilen ve çoklu hak ihlalleri yaşamaya devam eden, ekonomik-toplumsal-siyasi anlamda hak ihlalleriyle boğuşurken yalnızlaştırılan, sesini duyurmak isteyen tüm yurttaşlarımızın sesi olacağız.”

    “ADİL YARGILANMA HAKKI İHLALLERİ HAT SAFHADA”

    “Ülkemizde yaşanan hukuksuzlukları, hak ihlallerini durdurmak adına yola çıktık. Her gün yaşanan hak ihlallerine hepimizin tanıklık ettiği ve adalete inancın yok olmaya yüz tuttuğu bir dönemde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndaki ‘Hukuk Devleti’ tanımını düşününce bir hukukçu olarak acı acı gülümsüyorum.

    İnsanların lekelenmeme, adil yargılanma hakkı vardır. Sizler sadece işiniz ve aşınız için mücadele vermiyorsunuz. Aynı zamanda tek kişilik şahsım hükümetine karşı; bağımsız yargı için, hak için, hukuk için, adalet için, toplumdaki her bireyin özgürce yaşayabileceği demokratik bir Türkiye için mücadele veriyorsunuz. Sesi gürleştirmek için demokrasi adalet mücadelemizi birlikte sürdüreceğiz.”

    “İHRAÇ EDİLEN YURTTAŞLARI İŞLERİNE İADE EDECEĞİZ”

    “Yaraları hep birlikte saracağız. Yargı süreci olmadan ihraç edilen yurttaşlarımızın, beraat ya da takipsizlik kararı verilen yurttaşlarımızın tamamını işlerine iade edeceğiz. Barış Akademisyenleri hakkında Anayasa Mahkemesi (AYM) ifade özgürlüğü ihlal edilmiştir kararı verdi. İktidara geldiğimizde Barış Akademisyenlerinin görevlerine iadesi ilk bir hafta içinde gerçekleştirilecek.

    Tek kişinin iki dudağı arasında yönetim şekline hepimiz hayır diyoruz. Bu toplantımızın bu düşünce ve mücadelemize vereceğiniz katkılar için teşekkür ediyorum. Muhalif her sese karşı baskı ve susturma politikasının yürütüldüğü; çürümüşlüğün kurumların her zerresinde yaşandığı; iktidardaki AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı olan zatın ‘Aç gezen birisi varsa buyurun siz doyurun açları’ aymazlığında bulunduğu bir ülkede; dik onurlu dostlarımızla adalet mücadelesini vereceğiz.”

    KHK’LILAR KONUŞUYOR

    İzmir’in yanısıra çevre illerden gelen ihraç akademisyenlerin, KESK üyeleri ve KHK ile işlerinden atılan ihraç yurttaşların katıldığı toplantıda talepler ve beklentiler dile getirildi. Toplantının bir sonraki durağının Adana olması planlanıyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Soylu’dan CHP’ye tehdit: Sizi 15 Temmuz’dan beter yaparız

    Soylu’dan CHP’ye tehdit: Sizi 15 Temmuz’dan beter yaparız

    PİRHA-İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında söylediği sözlere sosyal medyadan cevap vererek; ”Sizi 15 Temmuz’dan beter yaparız.” dedi.

    Geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında, eski Başbakan Adnan Menderes’e ilişkin konuşan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Engin Altay; “Rahmetli Menderes de bir dönem dinci odaklara pek yüz vermişti, taviz vermişti. Ve onlar o kadar ileri gitmişlerdi ki Menderes’ten aldıkları güç ve yüzle. Menderes sonra ne yapmak zorunda kaldı? Atatürk’ü Koruma Kanunu yapmak zorunda kaldı. Umarım Erdoğan’ın da sonu benzemez Menderes’e.” demişti.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Altay’ın bu sözlerine sosyal medya üzerinden yanıt verdi. Soylu, attığı tweetle tüm CHP’lileri tehdit ederek; ”Tarih fukarası, cahil… Siyasete, demokrasiye, millete inanmayan, hala darbeyi iktidar aracı gören zavallılar. Vallahi sizi, 15 Temmuz’dan beter yaparız!” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Meclis’te 15 Temmuz törenleri dini ritüelle başlayacak ve bitecek

    Meclis’te 15 Temmuz törenleri dini ritüelle başlayacak ve bitecek

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılacağı 15 Temmuz törenleri için milletvekilleri ve diğer davetlilerden koronavirüs testi yaptırmaları talep edildi. Törenler, dini ritüellerle başlayıp aynı şekilde son bulacak. 

    BirGün’de yer alan habere göre, Yüzlerce insanın yaşamını yitirdiği 15 Temmuz darbe girişiminin dördüncü yıldönümünde Ankara’da yapılacak törenler saat 10.00’da Karşıyaka Mezarlığı’ndaki 15 Temmuz Demokrasi Şehitliği’nde başlayacak. Buraya yapılacak ziyaretin ardından TBMM’de bulunan 15 Temmuz Şehitler Anıtı önünde saat 12.00’de anma töreni düzenlenecek. Törende Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve TBMM Başkanı Şentop konuşacak.

    İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener dışında muhalefet partilerinin liderlerinin etkinliğe katılmayacağı ifade edildi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayacak anma töreni kapsamında 15 Temmuz 2016 gecesi, Meclis bahçesindeki bombanın düştüğü alana karanfil bırakılacak. Program kapsamında daha sonra Kuran da okunacak.

    SPORCULAR NÖBET TUTACAK

    Gençlik ve Spor Bakanlığınca 81 ilden Ankara’ya getirilecek sporcular saat 22.30’da TBMM 15 Temmuz Anıtı önünde demokrasi nöbeti tutmaya başlayacak. Saat 22.45’te saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı okunacak. Nöbet sabah namazı ile son bulacak.

    KONSER ÖNCESİ DE TEST

    Bugün Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinde Fahir Atakoğlu’nun da katılacağı bir konser düzenlenecek. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Devlet Çoksesli Korosu üyeleri konserde sahneye çıkacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem TBMM’de hem de konserde bulunacağı ve tüm katılımcılardan koronavirüs testi istendiği de bildirildi. İyi Parti Lideri Akşener’in de bu nedenle test yaptırdığı açıklandı. (HABER MERKEZİ)

  • Osman Kavala hakkında gözaltı kararı

    Osman Kavala hakkında gözaltı kararı

    PİRHA – İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, Osman Kavala hakkında 15 Temmuz darbe girişimi soruşturması kapsamında gözaltı kararı verildi.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, Osman Kavala hakkında 15 Temmuz darbe girişimi soruşturması kapsamında gözaltı kararı verildi.

    Başsavcılıktan yapılan açıklamada Türk Ceza Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca ‘Anayasal Düzeni Bozmaya Teşebbüs’ suçlamasıyla Kavala hakkında gözaltı kararı verildiği belirtildi.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

    “Kamuoyunda “Gezi Olayları” olarak bilinen ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümet’ini hedef alan kalkışma girişiminin soruşturulması kapsamında; eylemleri planlayan, yöneten ve yönlendiren bir kısım şüpheliler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızın 19/02/2019 tarihli İddianamesi İle kamu davası açılmıştır.

    İstanbul 30.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 18/02/2020 tarihli karan ile hakkında kamu davası açılan sanıkkların beraatine ve tutuklu sanık Mehmet Osman KAVALA’nın tahliyesine karar verilmiştir.

    Anılan kararın bozulması talebi ile ilgili mahkemeye süre tutum dilekçesi verilmiş olup kararın gerekçesinin yazılmasını müteakip C.Başsavcılığımızca istinaf kanun yoluna başvurulacaktır.

    Yargılama sonucunda tahliyesine karar verilen sanık Mehmet Osman KAVALA hakkında, 15 Temmuz darbe girişimine İlişkin C.Başsavc111ğımızca yürütülen bir başka soruşturma kapsamında TCK’nın 309.maddesi uyarınca Anayasal Düzeni Bozmaya Teşebbüs suçundan ayrıca gözaltı karan verilmiştir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘KHK hukuksuzluğunun takipçisi olduğumuzu unutmasınlar’-VİDEO

    ‘KHK hukuksuzluğunun takipçisi olduğumuzu unutmasınlar’-VİDEO

    PİRHA- Büro Emekçileri Sendikası,  OHAL ve KHK uygulamalarının son bulması konusunda bir kez daha açıklama yaparak “Tarihin en güzel yerinde son sözü hep direnenler söyler. Bütün üyelerimiz görevlerine dönene kadar, yaşanan bu hukuksuzluklar karşısında mücadele kararlılığı içinde olacağımızı bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz” dedi.

    Haberin videosu

    15 Temmuz darbe girişimi ardından yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Büro Emekçileri Sendikası (BES) Genel Başkanı ile birlikte 455 üye ve yönetici işten atılarak, 103 üye açığa alınmış, 22 üye sürgün edilmiş ve 19 üye de tutuklanmıştı.

    BES yönetimi konuyu bir kez daha gündeme getirerek genel merkez binasında açıklama yaptı.

    BES Genel Başkanı Serpil Akpınar, “OHAL Komisyonu lağvedilsin ve haklarında herhangi bir yargı kararı bulunmayan, hukuken suç olmayan gerekçelerle ihraç edilen tüm kamu görevlileri bütün haklarıyla birlikte derhal görevlerine iade edilsin” dedi.

    “KHK’LAR MUHALİFLERİ SİNDİRME AMAÇLI KULLANILMAKTA”

    Akpınar, açıklamasının devamında, “15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimi bastırıldıktan sonra demokrasi zaferi kutlayanlar, gelinen süreçte demokrasiyi ortadan kaldırdıkları gibi, dönemin karakteristiği fırsatçılık, keyfiyet ve hukuksuzluğu norm haline getirmişlerdir” ifadelerini kullandı.

    İki yıl devam eden OHAL sürecinde TBMM’nin devre dışı bırakılarak hukukun askıya alındığını ve Türkiye KHK’larla yönetilen bir diktatörlüğe dönüştüğünü söyleyen Akpınar, OHAL’in toplumun tüm farklı kesimlerini sindirme girişimi olduğunu olduğunun altını çizdi. Akpınar şunları vurguladı:

    “İşlerinden hukuksuz bir biçimde atılan arkadaşlarımıza hukuk yolları kapatılmış, evrensel hukuk normlarına uymayan, daha önce benzerine rastlanmayan bir biçimde, 23 Ocak 2017 günü 685 sayılı KHK ile OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu kurulmuştur. 11.11.2019 tarihi itibariyle Komisyona yapılan 126.200 başvuru hakkında yapılan inceleme sonrası 8.400 kabul, 84.800 ret olmak üzere toplam 93.200 başvuru neticelenmiştir.

    OHAL Komisyonu kararlarını incelediğimizde; memuriyete girmeden önce hakkında verilen ve denetim süresi dolan kararların ihracın gerekçesi yapıldığı, kararların somut verilere değil söylentilere dayandığı, yargı kararı ile değil kurumun kanaati ile karar tesis edildiği görülmektedir. Komisyonun hukuki bir değerlendirme yapmak yerine adeta gerçeği yansıtmayan bilgi üzerine karar tesis ettiğini görmekteyiz. Bizler bu ülkede evrensel hukuk kurallarının işlemesini, OHAL Komisyonunun lağvedilmesini, özel yetkili mahkemelerin kaldırılarak davaların genel yetkili mahkemelerde görülmesini ve yargılama süresinin kısaltılmasını istiyoruz.

    İşlerinden atılan arkadaşlarımızın atılma gerekçelerinin başında ‘kurum kanaati’, yani idarecinin verdiği listenin gerekçe olarak kabul edildiğini biliyoruz. Bu durum, 8 Temmuz 2018 tarihinde çıkarılan 701 nolu OHAL KHK’sında da görülmüş ve Kurum kanaati ibaresi Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Sendika yöneticisi ve üyelerimizin sendikal faaliyetlerinden rahatsız olan, dikensiz gül bahçesi isteyen kurum yöneticileri arkadaşlarımızın isimlerini o dönemde Başbakanlığa bildirerek işlerinden atılmalarına neden oldular. Bu hukuksuzluğun yakından takipçisi olduğumuzu unutmamalarını bir kez daha altını çizerek belirtmek istiyoruz.”

    “TARİH BİZİ HAKLI ÇIKARIYOR”

    “OHAL’i bahane edilerek insanlara haksız biçimde olmadık kötülükleri yapan yöneticilerin yaptıklarının yanına kâr kalmaması ve hesap verebilmeleri önünde hiçbir hukuksal engel bulunmadığı yargısal olarak en üst düzeyde de teyit edilmiş oldu” diyen Akpınar, tarihin kendilerini yeniden haklı çıkardığını hatırlattı.

    Yargı reformunun tartışıldığı yeni dönemde yapılacak anayasal düzenlemeler ile bir an önce OHAL ve KHK hukuksuzluğuna son verme çağrısında bulunan Akpınar, “KHK’ların yayınlandığı dönemde de kurum idarecilerini uyarmıştık. Arkadaşlarımızın haksız hukuksuz biçimde işlerinden edilmelerine neden olanların hukuk önünde mutlaka hesap vereceklerini, bu işin peşini bırakmayacağımızı duyurmuştuk. Tarihin bizi haklı çıkardığını bir kez daha görüyoruz. Tarihin en güzel yerinde son sözü hep direnenler söyler şiarıyla, bütün üyelerimiz görevlerine dönene kadar, yaşanan bu hukuksuzluklar karşısında mücadele kararlılığı içinde olacağımızı buradan bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz. BES, büro emekçilerinin haklı talepleri için çıktığı yolda yürümeye devam edecektir” diye konuştu.

    PİRHA / ANKARA

  • Harbiyeli öğrencilerin aileleri: Hakkımızı her yerde arayacağız-VİDEO

    Harbiyeli öğrencilerin aileleri: Hakkımızı her yerde arayacağız-VİDEO

    PİRHA- AKP İstanbul İl Binası önünde yapmak istedikleri oturma eylemine izin verilmeyen  Harbiyeli öğrencilerin aileleri İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesinde basın toplantısı yaptı. Aileler, 15 Temmuz gecesi çocuklarının hiçbir şeyden haberleri olmadan kışlalarından dışarıya çıkarıldıklarını belirterek adalet istediler.

    HABERİN VİDEOSU 

    Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) İstanbul Hava Harp Okulu’nda öğrenciyken 15 Temmuz 2016’da askeri darbe girişimi sürecinde tutuklananların aileleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube binasında basın toplantısı düzenleyerek, çocuklarının gözaltında ve cezaevlerinde yaşadıklarına ilişkin başvuruda bulundu. Toplantıya, İHD İstanbul Şube yöneticileri de katıldı.

    Toplantıda ilk olarak söz alan tutuklu Yasin Güleşçi’nin annesi Ayten Güleşçi, çocuklarının 15 Temmuz gecesi acil tatbikat var denilerek kışlalarından çıkarıldıklarını dile getirdi. Güleşçi, “Bu çocuklar otobüslere bindiriliyorlar. Akabinde, otobüse bindirilince ‘terör saldırısı var’ diyerek çocuklarımızı alıp bu defa İstanbul’un çeşitli yerlerine getiriyorlar. Olaylar bittikten sonra çocuklar oradan alındıkları için darbe girişimiyle yargılandılar. Benim oğlum 2’nci duruşmasında müebbet hapis cezası aldı. Oğlumun hiçbir suçu günahı yoktu” diye vurguladı. 15 Temmuz gecesi ve sonrasında çocuklarının ağır işkencelerden geçirildiklerini söyleyen Güleşçi, “Çocuklarımız AKP’nin önüne gittik ama bizi kovdular. Orada 5 dakika bile kalmamıza izin vermiyorlar. Geçtiğimiz günlerde Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nin önüne gittik. Şimdi de İHD’ye geldik. Bundan sonra hakkımızı her yerde arayacağız” diye belirtti.

    “ÇOK FAZLA İŞKENCE GÖRDÜLER”

    Müebbet hapis cezası alan Vahit Samet Yılmaz’ın kardeşi Aybüke Yılmaz da, ailesinin kardeşini 13 yaşında Hava Harp Okuluna teslim ettiğini belirterek, “Kardeşimi Hava Harp Okuluna emanet ettiğimizde komutanları bize, ‘Vahit bize emanet’ demişti. Ama biz 15 Temmuz gecesinden sonra aslında kardeşimin nasıl bir cehennemde olduğunu öğrendik. Çok fazla işkence gördüler, gözaltında, mahkemelerde, cezaevlerinde. Artık bunların son bulmasını istiyorum. 15 Temmuzdan beri annemin yüzü gülmedi. Artık annemde oğluna kavuşsun istiyorum” şeklinde konuştu.

     “BİR PARKTA BİLE OTURAMIYORUZ”

    Tutuklu Murat Duran’ın annesi Aysel Duran da 15 Temmuz gecesinden itibaren toplumdan her anlamda dışlandıklarını belirterek, “Benim çocuğumun hiçbir suçu yok. Oğlumun telefonunda baylock bile bulunmadı. Cumhurbaşkanımız kandırıldık diyor. 19-20 yaşındaki öğrenciler nasıl kandırılmıyor onlar kandırılıyor. Bunu anlayamıyorum. Bir parkta bile dahi oturamıyoruz” dedi.

    VALİ VE EMNİYET MÜDÜRÜ NEREDEYDİ?”

    Berat Dereli’nin annesi Mahmure Dereli ise, “Çocuklarımız darbe gecesi kışlalarından çıkarıldıkları zaman Yalova Valisi ve Yalova Emniyet Müdürü neredeydi” diye sordu. Dereli, “O gün çocuklarımız Yalova’da kampa götürülüyor. Asla ve asla kamp bitmeden hiçbir komutanın oraya gitmemesi gerekirken, içinde hava kuvvetleri komutanlığı olduğu 5 komutan oraya geliyorlar. Akşama kadar çocuklarımıza emir komuta zinciri altında eğitim veriyorlar. Akşam komutan emir veriyor. ‘Bu çocukları çok yormayın’ diye. Çocuklarımız defalarca bunu dile getirdi. Mahkemede yüzbaşı ‘çocukları ben çıkardım. Çocukların hiçbir şeyden haberi yoktu. Ben de binbaşından emir alıyorum. Binbaşı da 4 kişiden emir alır’ demesine rağmen oğlumu bırakmıyorlar. Neden bu suçlamalara bizim çocuklar maruz kalıyorlar. Neden bu ceza sadece rütbesiz askerlere bırakılmaya çalışılıyor. Çocuklarımız suçsuzdur. Çocuklarımızın bırakılmasını istiyoruz” diye belirtti.

    Toplantı sonrası tutuklu öğrencilerin anneleri İHD’ye başvuru dilekçelerini verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kayıp aileleri: Bu acıya nasıl dayanılır?-VİDEO

    Kayıp aileleri: Bu acıya nasıl dayanılır?-VİDEO

    PİRHA – Şubat 2019’dan günümüze dek kayıt dışı gözaltına alındıktan sonra kendilerinden haber alınamayan 6 kayıp vakası ile ilgili aileler ile sivil toplum örgütleri basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada “15 Temmuz sonrasında işkence ve kötü muamelelerin arttığına dikkat çekilerek “Zorla kaçırma ve kaybetme vakalarında ciddi artışlar var” denildi.

    Ankara Tabip Odası, İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ile yakınlarını kaybeden çok sayıda yurttaş Ankara’da basın toplantısı düzenleyerek “Artık sesimizi duyun” dedi.

    Şubat 2019’dan bu yana kayıt dışı gözaltına alındıktan sonra ve kendilerinden haber alınamayan 6 kayıp vakası ile ilgili aileler, basın toplantısı yaparak 15 Temmuz sonrasında işkence ve kötü muamelelerin arttığına dikkat çekti. Zorla kaçırma ve kaybetme vakalarında artış olduğunu dile getiren İHD Genel Sekreteri Osman İşçi, “Sorumluların, gerekli biçimde soruşturma yapması gerekir. Çağrımızı yineliyoruz; kişilerin akıbeti ortaya çıkarılsın. Doksanlardaki kayıpların akıbeti açıklanamadığı için bugün de benzer vakalar yaşanıyor” dedi.

    “YASADIŞI UYGULAMAYA SON VERİLMELİ”

    Kurumlar adına ortak basın metnini okuyan İHD Ankara Şube Başkanı Nuray Çevirmen, “Kaçırma ve kaybetmelere karşı sesimizi birlikte yükseltelim” diyerek şunları söyledi:

    “Kişi özgürlüğü ve güvenliğinden yoksun bırakacak bir şekilde tehdit, baskı ve zorla kaçırma eylemini gerçekleştiren kişiler ve görevliler işkence ve kötü muamele yasağını ihlal ederek suç işlemekte olduklarını, tüm bu hak ihlalleri sonucunda ilgili yasa ve sözleşmelerle cezai müeyyideye maruz kalacaklarını bilmelidir ve bu yasadışı uygulamaya son vermelidirler.

    Zorla kaçırılma ve kaybetme tehlikesi altında olanlar ve bu uygulamaya maruz kalan kişiler ve yakınları gerekli olan tüm girişimlerde bulunmalı, bundan çekinmemeli ve hukuki sürecin takipçisi ve şikayetçisi olmalıdır.

    Cumhuriyet Savcılıkları, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, İç İşleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Valiliklerin İnsan Hakları Kurulları, bu hak ihlalleri ile ilgili takibi yapmalı, etkin bir adli ve idari soruşturma yürütmeli, hak ihlalini yapan görevliler hakkında yasal cezai işlemler gerçekleştirmeli ve kaçırılan şahısların can güvenliği sağlanarak bu kayıtdışı gözaltı işlemine son verilmelidir.

    İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Kolluk Gözetim Komisyonu BM ve AB kriterlerine uygun biçimde faaliyete geçmeli, kolluğun hesap verebilirliğini sağlamalıdır.

    Güvenlik ve istihbarat birimleri faaliyetlerini hukuka uygun bir biçimde sürdürmeli, kişilerden baskı ve tehdit yöntemleriyle delil elde etme yönteminden vazgeçmelidir. TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu, alt komisyon kurarak istihbarat örgütlerinin yasa dışı faaliyetleri konusunda araştırma yapmalıdır.

    Barolar, İnsan Hakları Kurumları, Sivil Toplum Kuruluşları ve kamuoyu bu olaylara karşı gerekli hassasiyeti göstererek, bu konuda duyarlılık oluşmasına ve kişi güvenliği ve özgürlüğünden mahrum bırakma fiillerine son verilmesini sağlamaya çalışmalıdır.”

    “BU ACIYA NASIL KATLANILIR?”

    Ailelerin de söz aldığı toplantıda konuşan Aycan Kaya, birçok başvuruya rağmen eşi Özgür Kaya hakkında hiçbir inceleme başlatılmadığını anlatarak, “Çocuklarıma cevap dahi veremiyorum. Bu şekilde kaçırmayla ne amaçlanıyor? Cumartesi ailelerinden bir kadınla görüştüm. 23 yıl önce babasını kaybetmiş. Bu acıya nasıl katlanılır? Eşim suçluysa yargılansın ve cezasını çeksin. Zor durumdayız. Çocuklarımın vatanına düşman olmasını istemediğim işin durumu onlardan saklıyorum” dedi.

    “ARTIK SABIR DA KALMADI”

    Zorla kaçırılan isimlerden Erkan Irmak’ın eşi Nilüfer Irmak da 138 gündür arayış içerisinde olduklarını söyleyerek, “Eşim tartaklanarak kaçırıldı. Nerededir bilemiyorum. 138 gün oldu ve belirsizlik bizi çok yıktı. Artık sabır da kalmadı. Yetkililer artık ufacık da olsa haber versinler. Aylardır uyuyamıyorum” dedi.

    “PEŞLERİNİ ASLA BIRAKMAYACAĞIM”

    Kayıp ailelerinden Sümeyye Yılmaz ise eşi Mustafa Yılmaz’ın 19 Şubat’ta siyah bir Transporter marka araç ile kaçırıldığını söyleyerek şöyle devam etti:

    “Hiçbir yerden haber alamadım. Hayatta mı değil mi onu dahi bilmiyorum. Başkentte bir insan kaçırılıyor, birçok delil sunmama rağmen ‘eşin evi terk etti’ cevabını veriyorlar. Bunu yapanların peşini asla bırakmayacağım. Etkin soruşturma yapılmadığını düşünüyorum. Artık belirsizliği beklemekten yoruldum. 2 yaşındaki kızım evde baba diyerek sayıklıyor.”

    “HİÇBİR KURUM OLANLARI YALANLAYIP REDDETMEDİ”

    Mağdur ailelerden Selda Ugan da eşi Yasin Ugan’ın 142 gündür kayıp olduğunu aktararak, şunları kaydetti:

    “Başına çuval geçirilip, elleri kelepçelenerek kaçırıldı. Hiçbir kurum bunları yalanlayıp reddetmedi. 11 ve 15 yaşındaki çocuklarımızın önünde oldu. Yetkililerin hiçbir soruşturma yapmamasını kabullenemiyorum. Çocukların ruh hali çok kötü. Bir şeylerin hesabı sorulmayınca tekrarları oluyor.”

    PİRHA / ANKARA

  • SES: OHAL Komisyonu derhal lağvedilmeli

    SES: OHAL Komisyonu derhal lağvedilmeli

    PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) OHAL KHK’leri ile 796 üyesinin kamu görevinden uzaklaştırıldığına dikkat çekerek, “Kimi üyelerimiz haklarında soruşturma dahi yokken ihraç edildi. 611 üyemiz 2 yıldan fazla süredir hukuka aykırı ihraç kararlarının etkili bir hukuksal denetimden geçmesi için beklemekte” dedi.     

     15 Temmuz darbe girişimi sonrasında OHAL Kararnameleri ile görevlerinden uzaklaştırılan kamu emekçilerinin işe iadeleri konusunda mücadeleleri sürüyor.

    SES, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun kurulmasının üzerinden iki buçuk yıl geçmesine rağmen işe iadelerin halen yapılmadığına hazırladığı rapor ile dikkat çekti.

    OHAL KHK’leri ile toplam 796 üyesinin kamu görevinden ihraç edildiğini aktaran SES, OHAL Komisyonuna başvuru yapan 796 üyesinden 117’sinin başvurusunun sonuçlandığını, 42 üyenin başvurusunun olumlu sonuçlanıp görevlerine iade edildiğini, 58 üyenin ise başvurusunun reddedildiğini duyurdu.

    “OHAL KOMİSYONU HUKUKSUZLUĞU DEVAM EDİYOR”

    SES Yönetimi, 611üyesinin 2 yıldan fazla süredir ihraç kararlarının etkili bir hukuksal denetimden geçmesi için beklediklerini vurgulayarak OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonuna dair şu tespitleri paylaştı:

    “OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu, 23 Ocak 2017 günü 685 sayılı OHAL KHK’sı ile kurulmuş ve kamudan ihraç edilmiş yüz binlerce kamu emekçisinin ihraç başvurularını iki yıl içinde değerlendirmek ve karar altına almakla yetkilendirilmiştir.

    OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu OHAL hukuksuzluğunu sürdürmektedir. OHAL Komisyonunun başvuruların reddine dair kararları başta masumiyet karinesi olmak üzere Anayasal hak ve güvenceleri ihlal eder niteliktedir. Komisyon ret kararlarını ‘irtibat ve iltisak’ gibi hukuksal bir değer taşımayan tespitlere dayandırarak, siyasi iktidarın düşmanlaştırdığı kesimlerin kamudan ihracını onama aygıtı olmaktadır.

    “RET KARARLARIYLA MASUMİYET KARİNESİ İHLAL EDİLMEKTEDİR”

    “Anayasa’nın 38. Maddesine göre; suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Keza AİHS’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ‘Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır. ‘OHAL Komisyonu bu ilkeleri ihlal etmektedir.

    Kimi üyelerimizin haklarında soruşturma ve mahkeme kararı dahi yokken ihraç edildikleri görülmektedir. İhraç kararına yasal dayanak yaratma amacıyla soruşturma başlatılması ve ceza kararları verilmesi hukuksuzluğun bir başka boyutudur. OHAL komisyonu adeta bir yargı makamı gibi hareket etmiş, suçların kanuniliği ilkesini ihlal ederek ret kararlarına ‘irtibat ve iltisak’ tespitlerini gerekçe yapmıştır. Bugün siyasi iktidar temsilcileri başta olmak üzere üyelerimiz hakkında ihraç kararları veren kurum yöneticilerinin, üyelerimiz hakkında adli soruşturmaları yürüten kolluk ve adli personelin pek çoğunun 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ ile ‘iritibat ve iltisak’ halinde olduklarına dair pek çok veri kamuoyunun bilgisi dahilindedir. Bu aşamada OHAL Komisyonu kararlarına karşı açılan davaların, yürütülen hukuksal sürecin de adil bir yargılama olmadığını belirtmek isteriz.”

    “HAKLARIMIZI GÜVENCE ALTINA ALACAK YARGILAMALAR YOK”

    SES raporunda verilen kararlar ile OHAL rejiminin devamını sağlama amacı taşındığı da ifade edilerek “Kimi ihraç gerekçelerinin yargı kararı ile açıkça ortadan kalkmış olmasına rağmen başvuruların ret edilmesi komisyonun uluslararası sözleşmeleri, anayasayı ve yasaları hiçe saydığını ve suç işlediğini göstermektedir. İdari bir komisyon, kendisini anayasanın üzerinde göremez, görmemelidir” denildi.

    “KOMİSYON DERHAL LAĞVEDİLMELİ”

    OHAL komisyonunun kendisini mahkemelerin yerine koyduğu da ifade edilirken “Komisyonun mahkeme kararlarını yok sayarak karar vermesi hukuksuzdur ve bu şekilde verilen kararların kabul edilmesi mümkün değildir” denilerek şöyle devam edildi:

    “Suça bulaştığı iddia edilen kamu görevlileri ile ilgili tüm hukuki işlemler, kendisini mahkemelerin yerine koyan OHAL Komisyonunca değil, mevcut hukuk sistemi içinde yer alan mahkemeler aracılığıyla yürütülmelidir.

    Komisyon derhal lağvedilmeli ve haklarında herhangi bir yargı kararı bulunmayan, hukuken suç olmayan gerekçelerle ihraç edilen tüm emekçiler bütün haklarıyla birlikte derhal görevlerine iade edilmedir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • OHAL döneminde işsizlik ve yoksulluk arttı

    OHAL döneminde işsizlik ve yoksulluk arttı

    Yapılan araştırmalara göre AKP hükümetinin yönetim biçimi haline dönüştürdüğü OHAL rejimi döneminde işsizlik ve yoksulluk arttı, halkın siyasi tercihleri değişti. Araştırma Türkiye’nin 81 ili ve 39 ülkede yapıldı.

    Mağdurlar için Adalet Topluluğu, 2 yılın ardından kağıt üzerinde kaldırılan OHAL uygulamasının “bireysel ve toplumsal maliyetini” araştırdı. Araştırma sonuçlarına göre, OHAL mağdurlarının gelirleri yüzde 77 oranında azaldı, mağdurların yüzde 50’si hâlâ işsiz. Yüzde 47.7’si kendisini muhafazakâr olarak tanımlıyor, yüzde 60.4’i OHAL öncesindeki siyasi duruşlarının, yüzde 67.3’ü ise OHAL öncesindeki siyasi parti tercihlerinin değiştiğini dile getiriyor.

    Hak ve Adalet Platformu tarafından geçen yıl yapılan OHAL mağdurları araştırmasının devamı niteliğinde olan “İkinci yılında, OHAL’in Getirdiği Bireysel ve Toplumsal Maliyetler Araştırması”, Mağdurlar için Adalet Topluluğu tarafından yayınlandı. Cumhuriyet’ten Sinan Tartanoğlu’nun haberine göre araştırma için Türkiye’nin 81 ilinden ve dünyanın 39 ülkesinden 3 bin 776 kişiyle anket yapıldı. Raporda dikkat çeken sonuçlar ve tespitler şöyle:

    OHAL CEPTEN YÜZDE 77 KESTİ

    Yapılan detaylı analizlerde, OHAL mağduru katılımcıların mağduriyetleri öncesi ortalama aylık bireysel gelirleri 3 bin 500 TL iken, mağduriyetleri sonrasında ortaya bireysel gelirlerinin yüzde 77 oranında azalarak 800 TL’ye kadar düştüğü görüldü. Ancak bu düşüş oranı hesaplamaları, enflasyonun ortaya çıkardığı değer kayıplarını da dikkate alarak yeniden hesaplandığında, gelir kayıpları yüzde 90’ı aşıyor.

    YARISI HÂLÂ İŞSİZ

    15 Temmuz 2016 sonrası işsiz bırakılan KHK veya OHAL mağdurlarının arasında şimdiki işsizlik oranı yüzde 50. Yüzde 30.7’si ise geçmiş birikimlerini harcıyor. Yüzde 23.6’sı ailesinin yanına sığındı. Yüzde 4.8’i sigortasız olarak çalışmaya başladı. Yüzde 16.2’si ise işçilik, hamallık, temizlikçilik gibi gündelik işlerde çalışıyor.

    MAĞDURLAR MUHAFAZAKÂR VE DEMOKRAT

    OHAL mağdurları arasında kendisini “muhafazakâr” olarak tanımlayanların oranının yüzde 47.7, “demokrat” olarak tanımlayanların yüzde 43.5, “sosyal demokrat” olarak tanımlayanların yüzde 17.8, “İslamcı” olarak tanımlayanların yüzde 7, “ülkücü” olarak tanımlayanların yüzde 4.7, “Kemalist” olarak tanımlayanların ise yüzde 4.4 olduğu görüldü. “Siyasetle ilgilenmediğini ve oy kullanmadığını” ifade edenlerin oranının yüzde 9.1 olması ise dikkat çekti.

    SİYASİ TERCİHLERİ DEĞİŞTİ

    Özellikle mağdur ve yakınlarının çok büyük oranlarda siyasal duruşlarını ve siyasi parti tercihlerini değiştirdikleri ve önemli ‘zihinsel dönüşümler’ yaşadıkları anlaşıldı. Katılımcıların yüzde 60.4’ü; 15 Temmuz sonrası yaşadıkları veya yaşananların daha önceki siyasi duruşlarını değiştirdiğini dile getirdi. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Tek bir soruşturma açılmadan 130 binin üzerinde emekçi ekmeğinden edildi’-VİDEO

    ‘Tek bir soruşturma açılmadan 130 binin üzerinde emekçi ekmeğinden edildi’-VİDEO

    PİRHA- SES Eş Başkanı Gönül Erdem, OHAL ile birlikte ülkenin yeni bir döneme girdiğini söyledi. Erdem, “Bir gece yarısı ilan edilen KHK’larla işçiler, emekçiler sabah uyandıklarında işinden, ekmeğinden edildiklerini öğrendiler. Kendilerine tek bir soru sorulmadan, tek bir soruşturma açılmadan 130 binin üzerinde emekçi ihraç edildi” diye konuştu.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Gönül Erdem, OHAL’den emekçileri nasıl etkilendiğini PİRHA’ya anlattı.

    Erdem, “15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında ilan edilen OHAL ile birlikte ülke yeni bir döneme girdi. 24 Haziran sonrası resmileşen uzun süredir fiili olarak yürütücülükte olan tek adam rejimine o günden kendi alt yapısını oluşturmaya başlamıştı. Darbe girişimini Cumhurbaşkanı kendi ifadeleri ile Allahlın bir lütfu olarak görüp, bugün kendi rejimini de adım adım inşa etmeye başlamıştı. Ve maalesef 24 Haziran’da da OHAL koşullarında hiçbir demokratik hakkın kullanımına izin verilmeyen zor, zulüm, hile ile savaş politikalarıyla gayri resmi bir şekilde seçim sonuçlarıyla birlikte tek adam rejimini ilan etmiştir” dedi.

    130 BİNİN ÜZERİNDE EMEKÇİ İHRAÇ EDİLDİ

    Seçim sonuçlarının da emekçiler için gayri meşru olduğunu dile getiren Erdem OHAL ile birlikte emekçiler üzerindeki baskıyı şöyle özetledi:

    “15 Temmuz’un biz emekçiler için ayrı bir önemi var. 15 Temmuz sonrası ilan edilen 20 Temmuz’daki OHAL ile beraber ülke artık OHAL ve KHK düzenine döndü. KHK rejimi ile yönetilmeye başlandı ve kendisine itaat etmeyen, biat etmeyen kendisi gibi düşünmeyen her kesimi cezalandırmaya başladı. Kimini gözaltına alarak, kimini tutuklayarak, kimine yaptığı cezalandırmalarla yurt dışına çıkışlarına sebep olarak emekçilerinde ekmeğiyle, işiyle tehdit ederek açlıkla terbiye etmeye çalışarak cezalandırma yöntemlerine başladı.

    OHAL’i gerekçe göstererek OHAL ile ilgisi olmayan bir sürü düzenleme yaptı. Ülke 20 Temmuz ile beraber yeni bir şeyle tanıştı. Bir gece yarısı ilan edilen KHK’larla işçiler emekçiler sabah uyandıklarında işinden, ekmeğinden edildiklerini öğrendiler. Kendilerine tek bir soru sorulmadan tek bir soruşturma açılmadan 130 binin üzerinde emekçi ihraç edildi.”

    “YARGI SÜREÇLERİ İŞLETİLMİYOR”

    “Çoğu neden ihraç edildiğini bilmiyor. Sadece resmi gazetede çıkan ismi üzerinden ihraç edilmişti. Ve hala bugünde hukuksal süreci işletemediğimiz için 2 yıldır birçok arkadaşımız açlıkla terbiye edilmeye çalışılıyor. Hala bir soruşturma yürütmüyorlar.

    Bir OHAL incelenme komisyonu icat ettiler, bu ülkede yargı, mahkemeler varken yine mahkemeyi devre dışı bırakıp atadıkları 7 bürokratı kendi denetiminde çalışan 7 bürokratın işleri çözmesini beklediler. Elbette bu OHAL inceleme komisyonuna da o dönem söyledik bunu ne iç hukukta ne uluslararası hukukta karşılığı yoktur, yasalda değildir. Yargı süreçleri işletilmiyor, yargı süreçleri kapatıldı.

    1 yıldan daha fazladır OHAL inceleme komisyonu başlamasına rağmen hala kendisine başvuran 100 binin üzerindeki dosyadan sanırım 25 bin dosyayı inceledi. Daha bu sürecin ne kadar süreceğini bize gösteriyor aslında. Daha öncede işçilerin, emekçileri ekmeğiyle tehdit ve açlıkla terbiye etmek bir yöntemdi. Ve 30 binin üzerinde işçi emekçi ve aileleri ile birlikte dâhil ettiğimizde milyonları bulan sayı maalesef bu sistem tarafından cezalandırıldı.
    Demokrasi barış mücadelesi vermek, emek mücadelesi yürütmek, kendilerine biat, itaat etmeyenlerdi. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası olarak ta elbette bizde bu darbe ve darbe sonrası ilan edilen OHAL ve KHK rejiminin yönelimlerini gördük.”

    “KLİNİKLER KAPATILDI, HASTALAR MAĞDUR EDİLDİ”

    “Sağlık alanındaki politikalardan gördük. 16 yıldır dönüşüm politikaları hız kesmeden devam etti. Emekçilerin iş yükü, iş yoğunluğu alabildiğine artarak devam etti. Bu ihraçlarla beraber daha da sorun haline geldi. Yani  birçok yerde, hastahanelerde klinikler kapatılmak zorunda kaldı. O bölümde çalışan hocalar doktorlar ihraç edildi, hemşire arkadaşlarımız ihraç edildi. Ve dediğim gibi bundan kaynaklı klinikler kapatıldı ve hastalar mağdur edildi. Bunun verilerini daha önce kamuoyuyla paylaşmıştık. Yine ihraç edilen 10 binlerce sağlık emekçisinden dolayı devam eden sağlık emekçisinin de işi yükü, iş yükü iş yoğunluğu arttı. Alanda çeşitli bize yansımaları çok boyutlu oldu.”

    “2 HATTA 3 DEFA İHRAÇ EDİLEN ARKADAŞLARIMIZ VAR”

    “İhraç boyutuna baktığımızda başından beri ilan edilen KHK ile beraber toplamda sağlık ve sosyal hizmet alanında 11 binden daha fazla emekçi ihraç edildi. Sendikamız üyesi de bunlar içinde 785 kişi.785 bizim üyemizdir. Ve 2 yıllık süreçte 16 arkadaşımızı yine KHK ile yine, işine döndü. 2 arkadaşımızı OHAL inceleme komisyonu dosya inceleme sonrası işine başlatıldı, diğer arkadaşlarımız içinde maalesef ki hala belirsizlik devam ediyor.
    OHAL inceleme komisyonundan yanıt bekliyoruz. Oradan gelen yanıtlara göre yargı sürecini başlatacağız. Bunun dışında en başta uygulamaya koydukları (YDK) Yüksek Disiplin Kurulu tarafından arkadaşlarımız ihraç edildi. Şu anda hala 17 arkadaşımız YDK ihraç edildi ve mahkeme süreçleri devam ediyor onların. Ama yaşanan bir ilginçlik de şu. 8 arkadaşımız hem YDK ile ihraç edildi, aynı zamanda bu yetmezmiş gibi ben seni bir kere attım devlet memurluğundan. Ama yetmedi öyle bir düşman politikası var ki aynı zamanda ilan ettikleri KHK’ya koyarak bir kez de oradan ihraç ettiler. Şu anda devlet memuru olmayan birini tekrardan KHK sokup ihraç etmek ikinci bir hukuksuzluk tur, ikinci bir usulsüzlüktür dememize rağmen, maalesef ki dediğim gibi arkadaşlarımız 2 hatta 3 defa ihraç edilen arkadaşlarımız var.”

    “Ve hepsiyle ilgili de ayrı ayrı yargı süreci işletmemiz gerekiyor. Tek bir dosya üzerinden bunu götüremiyoruz. Yine daha öncesinden emekli olduğu halde KHK ile ihraç edilen arkadaşlarımızı gördük. Dediğim gibi bu hukuksuzluk ve düşman hukuku aslında sınır tanımıyor. Ama bizler ebetteki sadece ihraç edilen 785 arkadaşımız değil, kamuda sağlık hizmet alanında bir bütününde ihraç edilen bütün arkadaşlarımızın, bütün işçilerin bütün emekçilerin mücadelesini kararlılıkla hep birlikte yürütmeye devam edeceğiz.”

    “HAKLIYIZ, KAZANACAĞIZ”

    2 yıldır bu mücadeleyi kararlılıkla yürüttüklerini vurgulayan Erdem, asla bir adım geri atmayacaklarını söyledi. Başından beri bütün üyeleri ile her türlü dayanışma ilişkisini geliştirip mücadeleyi birlikte örgütlediklerini ifade eden Erdem, “Örgütlü olmanın farkını, örgütlü olmanın güzelliğini, hep beraber yaşamaya yaşatmaya çalıştık. Bu yapılanlar da elbette ki her yerde söylüyoruz. Bir iyilik değil, örgütlü olmanın farkıdır, örgütlü olmanın ayrıcalığıdır, güzelliğidir. Aynı zamanda devrimci olmanın demokrat olmanın, barış ve insan haklarını savunanların da yapması gereken temel görevlerdir. Biz bu mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğiz. Biz haklıyız ve mutlaka kazanacağız” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Kentsel dönüşüme ve çeteleşmeye karşı Eyüp Emek ve Demokrasi Gücü kuruldu

    Kentsel dönüşüme ve çeteleşmeye karşı Eyüp Emek ve Demokrasi Gücü kuruldu

    PİRHA- Eyüp Karadolap Mahallesi’nde kentsel dönüşüme izin vermemek, çeteleşmeye, uyuşturuya ve 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 18 aydır devam eden OHAL ve KHK’lara karşı mücadele vermek için Eyüp Emek ve Demokrasi Güçleri kuruldu.

    İstanbul Eyüp Emek ve Demokrasi Güçleri, Eyüp Karadolap Mahallesi’nde kentsel dönüşüme izin vermemek, çeteleşmeye, uyuşturucuya ve 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 18 aydır devam eden OHAL ve KHK’lara karşı mücadele vermek için Eyüp Emek ve Demokrasi Güçlerini kurduklarını duyurmak için basın açıklaması yaptı.

    AKA-DER, ÇEDEF, Alibeyköy Dersimliler Derneği, Eğitim-Sen 4 Nolu Şube, EMEP, ESP, HDK, TÖP-G, PSAKD Eyüp Şubesi, Parseller Spor Kulübü, Gümüş Hacı Keçiköyü Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri DAD’ın da olduğu Eyüp Emek ve Demokrasi Güçleri konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ve KHK düzeni tam 18 aydır devam ediyor” denilen açıklamada, “AKP iktidarı 18 aydır ‘darbecilerle mücadele’ adı altında aslında işçilerle, emekçilerle, kadınlarla, gençlerle, Kürt halkıyla, Alevilerle, gazetecilerle ve akademisyenlerle, kısacası kendinden olmayan herkesle mücadele ediyor” denildi.

    “OHAL’E SESSİZ KALMAYAN HALK YOK EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Ekonomik kriz derinleşirken ve işçiler artık ‘Geçinemiyoruz!’ diye bedenlerini ateşe vermeye başlamışken, grevler sözde milli güvenlik nedenleri ile yasaklanıyor, KHK ile haksız şekilde ihraç edilen binlerce insan işlerine iade edilmiyor, eğitim sistemi bilim-dışı, gerici cinsiyetçi uygulamalarla karanlığa teslim edilmek isteniyor, çocuk istismarları, kadına yönelik taciz tecavüz, şiddet her boyutuyla artarak devam ederken kadına dönük saldırılar toplumsallaştırılıyor. Doğa talan edilerek ekolojik dengeyi canlı yaşam alanını değil sermayenin çıkarları gözetiliyor, İnanç ve ifade özgürlüğü yerine zor yolu ile hem cezaevlerinde hem de dışarıda tüm insanlar tektipleştirilmeye çalışılıyor, ezilenlerin siyasi iradeleri tutuklanırken ve savaş çığırtkanlığı her yeri kaplamışken bunlara sessiz kalmayan toplumsal muhalefet OHAL ve KHK’lar ile bastırılmaya, hatta yok edilmeye çalışıyor.”

    EMEK SÖMÜRÜSÜNE, KADIN VE ÇOCUK İSTİSMARINA KARŞI

    Eyüp Emek Demokrasi Güçleri yaptığı yazılı açıklamada, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen ve 18 aydır devam eden OHAL ve KHK’ların kaldırılması için şu taleplerde bulundu:

    • Bizler İstanbul’un Eyüp ilçesinde bulunan demokratik kurum ve kişiler olarak her geçen gün daha fazla baskıyı meşrulaştırma aracına dönüşmüş olan OHAL’in derhal sonlandırılıp ülkemizin demokratik, özgürlükçü ve çoğulcu bir yönetime kavuşmasını,
    • Yasaların KHK ve torba kanunlarla değil TBMM yoluyla düzenlenmesini, gerici eğitim sisteminin yerine laik ve bilimsel eğitimin tesis edilmesini,
    • Savaş yerine barışın ve halkların kardeşliğinin korunmasını, toplumda tek-tipleştirmeye karşı inanç, ifade, toplantı ve gösteri özgürlüğünün korunmasını,
    • Kadına yönelik her türlü saldırıya ve çocuk istismarına karşı caydırıcı yasaların çıkartılıp uygulanması, emek sömürüsü ve iş cinayetlerine karşı sendikal haklarımızın güvenceye alınmasını,
    • İlçemizde çeteleşmeye uyuşturucuya karşı etkin bir mücadelenin yürütülmesini, kentsel dönüşüm yerine ekolojik emekçilerden yana bir şehir planlamacılığının hayata geçirilmesini istiyoruz.

    “KARAMSARLIĞI UMUDA, YALNIZLIĞI DAYANIŞMAYA ÇEVİRMEYE”

    Yapılan yazılı açıklamada son olarak şunlar kaydedildi:

    “Bunların sadece talep etmekle gerçekleşmeyeceğinin bilincinde olarak, ülkemizin, kentimizin ve ilçemizin geleceğine sahip çıkıyor; karanlığı aydınlığa, karamsarlığı umuda, yalnızlığı dayanışmaya çevirmek ve çözümü birlikte belirleyip, birlikte mücadele etmek için Eyüp Emek ve Demokrasi Güçleri’ni kurduğumuzu duyuruyoruz.” (HABER MERKEZİ)

     

  • KESK’ten OHAL raporu: 31 KHK ile 116 bin 296 kamu görevlisi ihraç edildi

    KESK’ten OHAL raporu: 31 KHK ile 116 bin 296 kamu görevlisi ihraç edildi

    PİRHA – Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, OHAL’in 6. kez uzatılmasına ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi. Ankara’da gerçekleştirilen açıklamada “20 Temmuz 2016’da OHAL’i ilan eden iktidarın 45 gün, hatta bir ay içinde sona erebileceği yönündeki açıklamalarının koca bir yalandan ibaret olduğu da altıncı kez teyit edilmiş oldu” denildi.

    17 Ocak 2018 tarihinde toplanan MGK’da OHAL’in 3 ay daha uzatılması tavsiye kararı alındı. Ve dün gece itibariyle OHAL’in 3 ay daha uzatılmasına dair Başbakanlık tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edilerek OHAL altıncı kez uzatıldı.

    Konuya ilişkin KESK basın açıklaması gerçekleştirdi.  Tüm Bel-Sen genel merkezinde düzenlenen toplantıya KESK eş başkanları Mehmet Bozgeyik ve Aysun Gezen ile konfederasyona bağlı sendikalarının yöneticileri katıldı. Açıklamayı KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik okudu.

    “BASKILARA MEŞRUİYET KAZANDIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Açıklamada, “AKP şimdiye kadar diğer tüm darbelerin uygulamalarını kendi meşrebine göre harmanlayıp çok daha pervasızca ve hukuksuzca açıkça sendikal örgütlülüğü, özgürlüğü ve çalışma yaşamında kazanılmış hakları da hedef almıştır” denildi. Açıklamada kamu emekçilerinin OHAL uygulamaları sonucu yaşadığı hak ihlalleri dile getirildi:

    -“Sadece darbe girişimi ile ilgili olarak, sınırlı süre için “tedbirler” alması gereken düzenlemeler yerine Türkiye’nin siyasal-toplumsal yapısını değiştirmeye dönük kalıcı düzenlemeler KHK’ler eliyle yapılmıştır, yapılmaya devam etmektedir.

    -Tekçi, otoriter antidemokratik uygulamaların zaten hayli yaygın olduğu ülkemizde; dikta rejimlerini andıran uygulamalar, tüm muhalif kesimlerin yaşam alanlarını yok etmeyi hedeflemiştir. Baskılara kararnameler üzerinden ‘meşruiyet’ kazandırılmaya çalışılmaktadır.

    -Şu ana kadar 31 adet Kanun Hükmünde Kararname yayınlanmış olup 12 Eylül 1980 darbesinde gördüğümüz uygulamalar 12 Eylül’ü de aşan şekilde bir kez daha hayata geçirilmiştir. Bu süreçte herhangi bir denetim mekanizması olmadığı gibi, tüm güç Saray’da toplanmıştır. 26 KHK, iç tüzükte belirtilen süre aşılmış olmasına rağmen meclisin onayına sunulmamıştır.”

    31 KHK ile 116 BİN 296 KAMU GÖREVLİSİ İHRAÇ EDİLDİ

    Bozgeyik, “31 KHK ile en az 116.296 kamu görevlisi hiçbir adil soruşturma geçirmeden, savunma hakkı verilmeden, hukuksuzca ihraç edilmiştir” dedi. Açıklama şöyle devam etti:

    “Yıllarca FETÖ yapılanmasının baskılarına ve tehditlerine maruz kalan KESK’e bağlı sendikalarımızdan 20 Temmuz 2016 tarihinden bu yana Yüksek Disiplin Kurulu kararları ile atılan da dahil en az 4.312 kamu emekçisi ihraç edilmiştir. Mahkeme kararları ve çok az sayıda KHK’lerle iade sonrası (94 üye) halen 4.218 KESK’li görevlerinden uzaklaştırılmış durumdadır.”

    “KAMU HİZMETİNE GİRME HAKKI ÇİĞNENDİ”

    “İhraçlar ile anayasanın 49. Maddesi ile güvence altına alınan çalışma hakkı ve anayasanın 70. Maddesi ile güvence altına alınan kamu hizmetine girme hakkının açıkça çiğnendiği” belirtilen açıklamada; “OHAL sürecinde Diyarbakır, Van, Batman, Adıyaman, Hatay, Mardin, Dersim gibi iller başta olmak üzere kitlesel açığa almalar yaşanmıştır. 20 Temmuz 2016 tarihinden bu yana 11.329 KESK’li açığa alınmıştır. Yargısal süreç ve verilen mücadele sonrası açığa alınanlar görevlerine iade edilmiş olup halen KESK’e bağlı sendika üyesi yaklaşık 240 kamu emekçisi açıkta bekletilmektedir” ifadeleri yer aldı.

    7 KİŞİLİK KOMİSYON ON BİNLERCE BAŞVURUYU NASIL SONUÇLANDIRACAK?

    Bozgeyik şöyle devam etti:

    “İktidar AİHM’le danışıklı bir şekilde Ocak 2017’de OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunu kurmuştur.
    15 Temmuz darbe girişimi sonrası en az 140 bin kamu emekçisi hakkında işlem yapılmış, 113 binden fazlası ihraç edilmiş, yüzlerce dernek, vakıf üniversiteleri, gazeteler, TV’ler, radyolar, haber ajansları, yayınevleri, dağıtım kanalları, sendikalar, konfederasyonlar, özel sağlık kuruluşları, özel öğretim kurumları kapatılmış, mal varlıklarına el konulmuştur. Binlerce kişinin öğrencilikle ilişkisi sona erdirilmiştir.
    AKP’nin atadığı 7 kişilik komisyonun bu kararlara ilişkin on binlerce başvuruyu nasıl ve ne kadar süre içinde sonuçlandıracağı belirsizliğini korumaya devam etmektedir.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • TV10 çalışanlarının eylemi 66. haftada bugün devam edecek

    TV10 çalışanlarının eylemi 66. haftada bugün devam edecek

    PİRHA – 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile kapatılan TV10’un çalışanlarının İstanbul Galatasaray Lisesi önünde başlattığı eylem 66. haftasında bugün devam edecek. 

    KHK ile kapatılan ve mal varlıkları TMSF tarafından satışa çıkarılıp satılan TV10 çalışanlarının eylemi 66. haftasında da bugün devam edecek. Her Cumartesi günü İstanbul Galatasaray Meydanı’nda saat 14.00’te biraraya gelen TV10 çalışanlarına birçok Alevi kurum temsilcisi, Cumartesi Anneleri, çevreciler, kadınlar ve Aleviler destek veriyor.

    15 Temmuz darbe girişimi sonrasında 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL kapsamında 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile birçok televizyon kanalı ve radyo kapatıldı. Bunlardan biride Alevilerin sesi olan TV10. 4 Ekim 2016’da KHK ile kapatılıp mühürlenen TV10 çalışanları, 66. haftasında da eylemine devam edecek. (HABER MERKEZİ) 

  • Yasakçı Maraş Valiliğine tepki: Biz Alevi kurumları Maraş’a gidip anmamızı yapacağız

    Yasakçı Maraş Valiliğine tepki: Biz Alevi kurumları Maraş’a gidip anmamızı yapacağız

    PİRHA – Alevi kurumlarının Maraş Katliamı’nın 39. yıldönümü dolayısıyla yapacakları anma ve etkinliklerin Maraş Valiliği tarafından yasaklanmasına Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Muhittin Yıldız ve Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı  (HBVAKV) Başkanı Tuncer Baş tepki gösterdi. Yıldız ve Baş, “Tüm yasaklara rağmen Alevi kurumları olarak Maraş Yörükselim’de anmamızı yapacağız” dediler. 

    ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız ve HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş Alevi kurumlarının Maraş Katliamı’nın 39. yıldönümü dolayısıyla yapacakları anma ve etkinliklerin Maraş Valiliği tarafından yasaklanmasına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştular.

    ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, “Bu yıllardan beri süre gelen bir durum. Zaten 15 Temmuz darbe girişimi gerekçe gösterilerek tüm özgürlükler askıya alınmış durumda. Dolayısıyla OHAL’den dolayı koydukları tüm yasaklanmalara rağmen biz Alevi kurumları olarak Maraş’a gideceğiz” dedi.

    “TÜM ALEVİ KURUMLARI OLARAK ORADA OLACAĞIZ”

    Maraş Valiliği ile de telefonda görüştüğünü belirten Yıldız, valiliğe “Siz izin vermeseniz de bizler Maraş’a gireceğiz. Onlar da ‘OHAL’den dolayı böyle bir şeye izin veremeyeceklerini’ söylediler. Ancak biz de aynı şekilde tavrımızı koyduk. Nasıl ki 17 Eylül’de tüm yasaklara rağmen Kartal mitingini yaptıysak, aynı şekilde Maraş Yörük Selim Mahallesinde de tüm Alevi kurumları olarak gidip anmamızı yapacağız. Devlet bu ayıbı ile yüzleşmedikçe biz her zaman bu hakkımızı arayacağız” şeklinde konuştu.

    “MARAŞ KATLİAMI’NI BİZLERE UNUTTURMAYA ÇALIŞIYORLAR” 

    Maraş Katliamı’nı unutturmaya çalıştıklarına dikkat çeken ABF Genel Başkanı Muhittin yıldız şunları kaydetti:

    “Onlar bizlere bunu unutturmaya çalışıyor ama bizler Maraş’ta yaşanan katliamı, soykırımı unutmayacağız. Bugün Maraş Katliamı’nı unutanlar aslını inkar edenlerdir. Devlet bu utançla yüzleşmedikçe, özür dilemedikçe ve kendi güçleri ile yaptıkları bu katliamı gün ışığına çıkarmadıkları sürece Maraş Yörükselim Mahallesindeki anmalarımız devam edecektir.”

    “DÖNEMİN RUHUNA UYGUN BİR AÇIKLAMADIR”

    HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş ise, “Alevi kurumları olarak Maraş’a gideceğiz. Maraş’a gidip katliamda hakka yürüyenlerin hayır lokmalarını vereceğiz. Maraş Valiliği’nin yapmış olduğu bu açıklama dönemin ruhuna uygun bir açıklamadır. Baskıcı, yasakçı bir zihniyetin ürünüdür” dedi.

    Her yıl Maraş Katliamı anmalarının yasaklandığını hatırlatan HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş şunları ifade etti:

    “Maraş Valiliği bekleneni yapmıştır. Şaşırtıcı bir durum yoktur. Her yıl bu şekilde Maraş anmaları yasaklanıyor. Ancak bizler her yıl olduğu gibi bu yıl da gidip cemevinde cem olup, lokmamızı dağıtarak anacağız. Bu bir sokak eylemi değildir. Valiliğin yasağının bizle bir alakası yok. Valilik miting yapmayı yasaklıyor. Biz Alevi kurumları olarak Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmaya gidiyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Kredi ve Yurtlar Kurumu bütçesinden dini vakıfların yurtlarına yardım yapılacak

    Kredi ve Yurtlar Kurumu bütçesinden dini vakıfların yurtlarına yardım yapılacak

    PİRHA – Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun yeni yönetmeliğiyle Ensar, TÜRGEV, TÜGVA ve İlim Yayma gibi dini vakıfların yurtlarına “yemek yardımı” adı altında öğrenci başına bütçe aktarılacak. Öncelik devlet yurtlarının olmadığı bölgelere verilecek. Öğrencilerin sosyal medya paylaşımlarına dikkat edilecek. Dini eğitim verilip 15 Temmuz ruhu gençlerde kalıcı hale getirilecek.

    Cumhuriyet’te yer alan habere göre, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı Kredi ve Yurtlar Kurumu, Bakanlar Kurulu tarafından vergi muafiyeti tanınan vakıf ve kamu yararına çalışan derneklere ait yükseköğretim yurtlarına “beslenme ve barınma” yardımına ilişkin yönetmelik yayımladı. Bu kapsamda hükümetten dini vakıflara yeni bir bütçe kapısı yaratılmış oldu. Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun (KYK) yeni yönetmeliğiyle artık Ensar, TÜRGEV, TÜGVA ve İlim Yayma gibi dini vakıflara öğrenci başına bütçe aktarabilecek. Yönetmelikte ayrıca “devlet büyüklerine hakaret eden öğrenciler yararlanamaz” maddesi de yer aldı.

    YARDIM İÇİN TEK KRİTER KAMU YARARI OLMAYACAK

    Bakanlığın yeni yönetmeliği ile beslenme ve barınma yardımı almak isteyen vakıf ve dernekler, derneğin kamu yararına çalıştığına ve yardımdan faydalanmak istediklerine yönelik dilekçe ile yapacakları başvurunun ardından bu yardımdan yararlanabilecek. Yardımlar öğrenci adına vakıf veya derneklere KYK bütçesinden ödenecek. Ancak yardım için tek kriter kamu yararı olmayacak. Başvurunun ardından yapılacak değerlendirme kapsamında KHK yurtlarının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde yurtları bulunan vakıf ve derneklere öncelik verilecek. Bu da devletin yurt açmak yerine tarikatlara bıraktığı küçük il ve ilçelerdeki dini vakıfların ‘öncelikli’ beslenmesine neden olacak. Yönetmelikte dikkat çeken bir diğer unsur ise “yardımdan yararlanamayacak öğrenciler’e ilişkin şartların açıklandığı bölümde yer aldı.

    “SOSYAL MEDYADA HAKERETTE BULUNAN ÖĞRENCİ YARDIM ALMAYACAK”

    Bakanlık, “Devlet büyüklerine karşı basın, sosyal veya görsel medyada hakarette bulunan ya da bu nedenle Cumhuriyet Savcılığınca haklarında kamu davası açılan” öğrencilere yardım yapmama kararı aldı. Ayrıca KYK veya diğer resmi kuruluşların yurtlarından süresiz çıkarma cezası veya öğretim kurumlarından altı aydan fazla uzaklaştırma cezası alan öğrenciler de yardım alamayacak.

    “15 TEMMUZ RUHUNU GENÇLERDE KALICI HALE GETİRİLMESİ”

    Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın 2018 bütçesine ilişkin TBMM Plan Bütçe Komisyonu’daki sunumda bakanlığın gençlere yönelik dini etkinlikleri damgasını vurdu. Bakanlığın 216 sayfalık sunumunda, Dini İlimler Akademisi kapsamında öğrencilere “Temel dini bilgiler, Kuranı Kerim Meali, Hz. Muhammed’in Hayatı, Peygamberler Tarihi” eğitimleri; Değerler Atölyesi’nde de “İslam ve Ahlak Düşüncesi, Türk İslam Bilginleri, Anadolu’nun Manevi Kandilleri” eğitimleri verildiği açıklandı.

    “Memleketim Merhaba” programında 15 Temmuz ruhunun gençlerde kalıcı hale getirilmesi, “Bunu Konuşalım” programı kapsamında da “Osmanlı’dan günümüze kadar farklı odaklar tarafından zihinler üzerinde oynanan oyunlar, darbe girişimleri ve ayaklanmalar” hakkında gençlerin bilgilendirmesi amaçlandı. Bakanlık sunumunda ayrıca, “Gençler sabah namazında buluşuyor”, “Çaya geliyoruz” gibi etkinlikler ve yapılan gençlik kamplarında verilerin dini eğitimleri anlatıldı. (HABER MERKEZİ)

  • Gözaltına alınan iş adamı Osman Kavala tutuklandı

    Gözaltına alınan iş adamı Osman Kavala tutuklandı

    PİRHA – Atatürk Havalimanı’nda 18 Ekim’de gözaltına alınan iş adamı Osman Kavala tutuklandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü ’17-25 Aralık’ soruşturmaları ile 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alındığı belirtilen Osman Kavala tutuklandı.

    Dün akşam adliyeye sevk edilen iş adamı Osman Kavala, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamalarıyla tutuklandığı belirtildi.

    OSMAN KAVALA KİMDİR?

    1957 Paris doğumlu olan Kavala, İstanbul Robert Lisesi’ni bitirdikten sonra Manchester Üniversitesi Ekonomi bölümünden mezun oldu.

    Babası Mehmet Kavala’nın 1982 yılında vefat etmesinin ardından, Kavala Grubu’nda yönetici olarak çalışmaya başlayan Osman Kavala, Türk-Polonya İş Konseyi, Türk-Yunan İş Konseyi, Center for Democracy in Southeast Europe (Güneydoğu Avrupa’da Demokrasi Merkezi) gibi çeşitli iş ve toplumsal kuruluşların Yönetim Kurulu üyeliklerinde bulundu.

    İletişim yayınlarının kurucularından olan Kavala; TESEV yönetim kurulu üyeliği, Açık Toplum Enstitüsü’nde danışma kurulu üyeliği ile Helsinki Yurttaşlar Derneği üyeliği yapıyor.

  • Eski Bakan Ziya Halis: İktidarın absürd uygulamaları var-VİDEO

    Eski Bakan Ziya Halis: İktidarın absürd uygulamaları var-VİDEO

    PİRHA – OHAL’in 5. Kez tekrar uzatılmasına ilişkin Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis Pir Haber Ajansına konuştu. Halis, “İktidar bütün muhalif olan herkesi susturmaya, bütün yayın organlarını kapatmaya dönük bir politika izliyor. Bu Türkiye için son derece üzücü ve talihsiz bir durum” şeklinde konuştu.

    HABERİN VİDEOSU

    15 Temmuz’dan sonra AKP iktidarının OHAL’i ilan etmesi ve 15 Temmuz sürecini tamamen kendisine muhalif olan bütün kesimlere dönük kullanmasını çok kaygı verici olduğunu belirten Halis, “15 Temmuz’da bu darbeye karışanlarla ilgili OHAL kararı alındı. Onlarla ilgili gerekli incelemenin, yargısal sürecin başlatılmış olması gerekiyordu. Ona hiç itirazımız yok ama kendisine her bakımdan muhalif gördüğü insan hakları savunucularını, demokratları, solcuları, emekten yana olan kesimleri “yargı kanalıyla ve emniyet kanalıyla sorguluyor, gözaltına alıyor, tutukluyor, uzun süreler tutukluluk süreci devam ediyor, iddianameleri ve mahkeme süreçleri bir türlü gerçekleşmiyor” dedi.

    “ABSÜRT ŞEYLER YAPILMAKTA”

    Halis, “İktidarın kendine muhalif tüm kesimleri tutuklayıp, gözaltına almasına ilişkin verilecek bir yığın örnek var. Örneğin, insan hakları savunucusu, demokrat, hoşgörü ve barıştan yana olan Osman Kavala’nın apar topar uçaktan inerken sanki kaçıyormuşçasına gözaltına alındı.  Oysa ifadeye çağırsalar çok rahatlıkla gelip ifadesini de verecek ve kaçacak bir insan da değil. Bu tip çok beklenmedik absürt şeyler yapılmakta” dedi.

    “MUHALİF OLAN HERKESİ SUSTURMAYA YÖNELİK BİR POLİTİKA İZLENİYOR”

    İktidarın muhalefetten korktuğuna dikkat çeken Halis, “16 Nisan referandumundan korktuğu gibi 2019 seçimlerinden de ciddi bir şekilde endişeye kapılmış.  İktidar bütün muhalif olan herkesi susturmaya, bütün yayın organlarını kapatmaya dönük bir politika izliyor. Bu Türkiye için son derece üzücü ve talihsiz bir durum” şeklinde konuştu.

    “MUHALİFLER DEMOKRASİDEN ÖZGÜRLÜKTEN YANA”

    Muhaliflerin demokrasiden, barıştan, özgürlükten yana olduğunu vurgulayan Halis, “Bir araya gelerek siyasi partiler üzerinde de çok çeşitli ilişkiler ve enformasyon ilişkisi içine girerek 2019’a giden bu süreci iyi yönetmeleri gerekir. OHAL’in kaldırılması, antidmeorkatik uygulamalara son verilmesi için bütün alanlarda hukuksal ve barışçıl mücadeleler verilmesinde büyük yarar görüyorum” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)