Etiket: 19 aralık 2000 cezaevi katliamı

  • DAKME’de Maraş,Cezaevi ve Roboski katliamları için anma töreni gerçekleştirildi- VİDEO

    DAKME’de Maraş,Cezaevi ve Roboski katliamları için anma töreni gerçekleştirildi- VİDEO

    PİRHA- Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi (DAKME), Maraş Katliamı, 19 Aralık Cezaevleri Katliamı ve Roboski Katliamları için anma etkinliği düzenledi. Zeynep Ovayolu moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele, Şükrü Yıldız ve Hüseyin Bulut katıldı. Anma DAKME Müzik Topluluğu’nun yaktığı ağıtlar ile sona erdi.

    Aralık ayı katliamlarla geçen bir ay olarak coğrafyamızın künyesine yazıldı. 19-26 Aralık 1978 tarihinde Maraş’ta yaşanan ve Maraş Katliamı olarak bilinen olaylarda birçok Alevi ve solcu katledildi. Katliam sırasında birçok kişinin öldürülmesinin yanı sıra Alevilerin evleri ve işyerleri yakılıp yıkıldı. Alevi ve sol düşünceye sahip insanlar yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda bırakıldı.

    Diğer bir katliam, 19 Aralık 2000 tarihinde gerçekleşen ve devlet tarafından ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ olarak adlandırılan, yirmi cezaevinde gerçekleştirilen katliamdır.

    Son olarak 28 Aralık 2011 tarihinde, çoğu çocuk olan 34 kişinin katledilmesiyle bilinen ve ‘Roboski Katliamı’ olarak Aralık ayına yazılan katliamdır.

    Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi de yaşanan bu katliamları hatırlamak amacıyla bir anma etkinliği düzenledi. Sinevizyon gösterimiyle başlayan etkinlik, katılımcılardan Şükrü Yıldız ve Hüseyin Bulut’un konuşalarıyla devam etti. Akabinde DAKME Müzik Topluluğu’nun ağıtlarıyla devam eden anma, lokmaların dağıtılmasıyla sonlandırıldı.

    PİRHA/ALMANYA

     

  • 19 Aralık Cezaevi Katliamı tanığı Kurşun: Saldırıya karşı destansı bir direniş sergilendi

    19 Aralık Cezaevi Katliamı tanığı Kurşun: Saldırıya karşı destansı bir direniş sergilendi

    PİRHA-Muharrem Kurşun, 19 Aralık cezaevi operasyonları sırasında Çankırı Cezaevi’ndeydi. Kurşun, yaşananları anlatırken, “19 Aralık’ta saldırıya karşı destansı bir direniş sergilendi. Bu destansı direnişte biz ölüm orucu direnişçileri ölümüne korunmaya çalışıldı. 19 Aralık’ta kolektif bir direniş sergilendi” diyor.

    “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Cezaevleri Katliamı’nın üzerinden 22 yıl geçti. F Tipi Cezaevlerine geçişi protesto etmek için açlık grevinde olan yüzlerce tutukluya karşı gerçekleştirilen saldırılara 10 binin üzerinde asker ve polis katıldı. 19-22 Aralık tarihleri arasında süren operasyonda gaz ve sinir bombaları kullanıldı. Operasyonlarda 30’u tutuklu olmak üzere 32 kişi katledildi, 600’den fazla kişi ise yaralandı.

    “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı sırasında Çankırı Cezaevi’nde olan Muharrem Kurşun, yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    “19 ARALIK’TA KOLEKTİF BİR DİRENİŞ SERGİLENDİ”

    19 Aralık Katliamı’nda Hasan Güngörmez ve İrfan Ortakçı’nın yaşamını yitirdiği Çankırı Cezaevi’nde olduğunu belirten Muharrem Kurşun, “19 Aralık saldırısını hatırladığımda aklıma ilk gelen, ölüm orucu direnişinde olmayan siper yoldaşlarının, biz ölüm orucu direnişçilerini ölümüne korumaya çalışmalarıydı. İki anı bunu çok net gösteriyor; saldırının ilerleyen saatlerinde gazdan kaynaklı havalandırmaya çıkmıştık. Çatıda kiremit ve gaz bombaları yağıyordu. Benim ve bir başka ölüm orucu direnişçisinin üzerine ölüm orucu direnişçisi olmayan bir siper yoldaşı kapaklandı. Bedenini bize siper ederken “Kusura bakmayın yoldaşlar sizi yeterince koruyamadık” dedi.
    İkinci anı da şöyle; havalandırmadan yine koğuşa geçtik, koğuşun tuvalet kısmı gazdan biraz daha yalıtık olduğu için oraya geçtik. Yine de orası da gaz doluydu. Yanımda 96 ölüm orucu direnişçisi Eyüp Baş vardı. Eyüp’ün elinde bir bez vardı, bezin gazdan koruduğunu düşünemeyiz ama orada gazdan nispeten de olsa korunacak tek şeydi. Eyüp bezi benim ağzıma kapattı yani normal koşullarda refleks olarak kendi ağzına gitmesi gereken eli benim ağzımı kapatıyordu. Eyüp siper yoldaşını ölümüne korumaya çalışıyordu. Kısacası 19 Aralık’ta saldırıya karşı destansı bir direniş sergilendi. Bu destansı direnişte biz ölüm orucu direnişçileri ölümüne korunmaya çalışıldı. 19 Aralık’ta kolektif bir direniş sergilendi” dedi.

    “19 ARALIK VE SONRASINDA DEVRİMCİ TUTSAKLARI TESLİM ALAMADILAR”

    Şu anda cezaevlerinde insan hakları ihlalleri var demenin durumu anlatmaya yetmediğini ifade eden Muharrem Kurşun, şöyle devam etti:

    “Çünkü açık bir şekilde insanlık katlediliyor. Hapishaneden gelen her mektupta, başvuruda bu kadarı da olmaz dedirtecek hak ihlalleri ve saldırılar var. Pek çok hasta mahpusun tedavisi engellenerek katledilmeye çalışılıyor. Denizli T Tipinde Akromegali hastası Ekim Polat’ın ameliyat olması gerekiyor, annesi Songül İlker oğlunun tedavisi için oturma eylemi yapıyor ve hala Ekim Polat’ın tedavisi ısrarla engelleniyor. Mehmet Emin Özkan’a gelinen aşamada veda hakkı bile tanınmıyor. Ergin Aktaş, Adli Tıptan “hapiste kalamaz” raporu olmasına rağmen serbest bırakılmıyor. Öte yandan infaz süreleri dolan arkadaşların tahliyeleri, pişmanlık duymamaları gerekçesiyle erteleniyor. Sürgünler hem tutsağa, hem yakınına işkenceye dönüştürülüyor. Saymakla bitiremeyeceğimiz kadar saldırı devam ediyor. Çünkü hücre saldırısı ve tecrit ile devrimcileri teslim almayı hedefliyorlardı. 19 Aralık’ta ve sonrasında devrimci tutsakları teslim alamadılar, alamayacaklar da. Ama dışarıda onlarla güçlü bir dayanışma öremezsek, çok daha fazla bedel ödenecek. Bu yüzden 19 Aralık’ta yaşamını yitirenleri anmanın esas anlamı dışarıda tutsakların sesi olan dayanışmayı örmektir.”

    Cihan BERK/PİRHA

  • İHD Dersim Şubesi: 19 Aralık Katliamı’nın faillerini yargılayın!

    İHD Dersim Şubesi: 19 Aralık Katliamı’nın faillerini yargılayın!

    PİRHA-“Hayata Dönüş” adı verilerek yapılan operasyon sonucu 32 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan katliamın 21. yılı. İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, yazılı bir açıklama yaparak, aradan geçen 21 yıllık süre zarfında sorumluların yargılanmadığını ve faillerin cezasızlık politikası çerçevesinde korunduğunu vurguladı.

    “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı’nın üzerinden 21 yıl geçti. F Tipi Cezaevlerine geçişi protesto etmek için açlık grevinde olan yüzlerce tutukluya karşı gerçekleştirilen saldırılar 10 binin üzerinde asker ve polis eşliğinde yapıldı.

    19-22 Aralık tarihleri arasında süren operasyonda kimyasal silah, gaz ve sinir bombaları kullanıldı. Operasyonlarda 30’u tutuklu olmak üzere 32 kişi katledildi, 600’den fazla kişi ise yaralandı.

    “CEZASIZLIK POLİTİKASINA SON VERİLMELİ”

    Ölüm orucunda 122, operasyon sonucu ise 32 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan operasyonun 21. yıl dönümü nedeniyle İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Türkiye cezaevlerinde F Tipi’ne geçiş ve tecrit koşullarını protesto etmek amacıyla açlık grevi yapan tutuklu ve hükümlülere karşı 19 Aralık 2000 tarihinde Türkiye genelinde 20 cezaevine eş zamanlı bir operasyon yürütüldü. Bu operasyonda 30 mahpus ve 2 güvenlik görevlisi yaşamını yitirdi, 300’e yakın mahpus yaralandı. Üstelik sonuçları itibarı ile insanlık suçunun işlendiği, insanların katledildiği operasyona “Hayata Dönüş” adı verilmişti. İnsan yaşamının önceliğinin gözetilmediği bu katliama dair aradan geçen 21 yıllık süre zarfında 19 Aralık Katliamının yaşanmasında sorumluluğu olan failler yargılanmalı ve zamanaşımı usulü ile uygulanan cezasızlık politikalarına son verilmelidir” denildi.

    “HAPİSHANELERDE YAŞANAN HAK İHLALLERİ DERHAL DURDURULMALI”

    İHD Dersim Şubesi, hapishanelerde devam eden hak ihlallerinin derhal durdurulması yönünde çağrı da yaparak şu ifadeleri kullandı:

    “Yaşanan ihlaller etkin bir şekilde soruşturulmalı, sorumlular yargı önüne çıkarılmalı ve cezalandırılmalıdır.

    Mahpusların yaşam haklarını koruyacak, eğitim ve sağlığa erişimi dâhil tüm temel haklarını güvenceye kavuşturacak mevzuat değişiklikleri yapılmalı, uygulamanın etkin denetimi sağlanmalıdır.

    Tüm mahpusların insan onuruna saygı gösterilmelidir.

    Hiçbir mahpus tecrit ve izolasyon koşullarında tutulmamalıdır.

    Adalet Bakanlığı, 45/1 nolu genelgeyi, şartsız uygulamalıdır.

    Cezaevleri sivil izlemeye açık olmalıdır.

    Çocuk cezaevleri kapatılmalı, kadın cezaevleri mahpus ve kadın hakları gözetilerek yeniden düzenlenmelidir.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER

    >19 Aralık ‘Hayata dönüş’ katliamının 21. yılı!
    >19 Aralık Katliamı tanığı: Üstümüzde dolanan kara bulutlar, hapis yattığımız ranzalara kadar inmişti!
    >’19 Aralık hayata dönüş değil, hayatı yok eden bir saldırıydı’
    >Cezaevi operasyonlarının 21. yılında Ümraniye Cezaevi önünde açıklama
    >HDP: 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nı ve siyasi tutsakların direnişini unutmuyoruz!

  • HDP: 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nı ve siyasi tutsakların direnişini unutmuyoruz!

    HDP: 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nı ve siyasi tutsakların direnişini unutmuyoruz!

    PİRHA-“Hayata Dönüş” adı verilerek yapılan operasyon sonucu 32 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan katliamın 21. yılı. HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, katliamı planlayan ve katliam talimatını veren hiç kimsenin yargılanmadığı, devletin siyasi tutuklulara karşı politikasının değişmediği vurgulandı.  

    “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı’nın üzerinden 21 yıl geçti. F Tipi Cezaevlerine geçişi protesto etmek için açlık grevinde olan yüzlerce tutukluya karşı gerçekleştirilen saldırılara yüzlerce asker ve polis katıldı.

    10 binin üzerinde asker ve polis eşliğinde yapılan ve 19-22 Aralık tarihleri arasında süren operasyonda kimyasal silah, gaz ve sinir bombaları kullanıldı. Operasyonlarda 30’u tutuklu olmak üzere 32 kişi katledildi, 600’den fazla kişi ise yaralandı.

    “Hayata Dönüş” adı verilerek yapılan, ölüm orucunda 122, operasyon sonucu ise 32 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan operasyonun 21. yıl dönümü nedeniyle HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede yazılı bir açıklama yaptı.

    Fikirlerin sahnelerde yargılandığı günlerdi ve her sahnenin sonunda bir güneş batıyordu annelerin gözyaşları eşliğinde diyerek o dönemde yaşananları dile getiren Ümit Dede, “Tarihler 20 Ekim 2000’i gösterirken engizisyonu andıran mahkemelerde mahkûm edilmiş insanlar, özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarının yanı sıra çarptırıldıkları cezaların daha ağır infaz koşullarında sürdürülmesi maksadıyla geçilecek olan F Tipi cezaevi sistemini protesto etmek için açlık grevleri başlatmıştı. Talepleri kulak ardı edilen tutsakların bir kısmı 45’inci günde açlık grevini ölüm orucuna dönüştürdü” diye belirtti.

    “KATLİAM TALİMATI VEREN HİÇ KİMSE YARGILANMADI”

    Dede açıklamasının devamında şunları söyledi:

    “Tarihler 19 Aralık’ı gösterirken “Hayata Dönüş Operasyonu” olarak adlandırılan operasyon kapsamında sabaha karşı saat 04:30 sıralarında yüzlerce asker, polis, gardiyan ve kontrgerilla birliği aynı anda 20 cezaevinde operasyon başlatmış ve onlarca ağır silah, makineli tüfek, bomba, kimyasal ve yakıcı madde kullanarak cezaevlerini kan gölüne çeviren katliamlara imza attı. Bahse konu katliamda 28 tutsak hayatını kaybederken ve yüzlerce tutsak da ağır şekilde yaralandı. İnsanlık dışı muameleleri reddeden tutsakların vahşice katledildiği bu katliam, emir eri olan 39 asker hakkında yürütülen soruşturma ve göstermelik yargılamalarla örtbas edildi. Bu katliamı planlayan ve katliam talimatını veren hiç kimse yargılanmadı.

    Cezasızlık politikası sonucu o günden bugüne devletin siyasi tutsaklara dönük geliştirdiği katliam politikası, yakın zamanda Garibe Gezer’in intihara sürüklenmesi, bir gün içerisinde Abdülrezzak Şuyur ve Halil Güneş isimli hasta tutsakların yaşamını yitirmesi örneklerinde de görüldüğü üzere kesintisiz devam ettirilmektedir. Dünden bugüne, insanlık onurunu ayaklar altına almak için geliştirilen katliam ve tecrit politikalarına karşı ölümü dahi göze alarak direnen siyasi tutsakları saygıyla anıyor, barış, demokrasi ve özgürlük mücadelemizi onlardan aldığımız güçle sürdüreceğimize dair sözümüzü yineliyoruz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    >19 Aralık ‘Hayata dönüş’ katliamının 21. yılı!
    >19 Aralık Katliamı tanığı: Üstümüzde dolanan kara bulutlar, hapis yattığımız ranzalara kadar inmişti!
    >’19 Aralık hayata dönüş değil, hayatı yok eden bir saldırıydı’
    >Cezaevi operasyonlarının 21. yılında Ümraniye Cezaevi önünde açıklama
    >İHD Dersim Şubesi: 19 Aralık Katliamı’nın faillerini yargılayın!

     

  • 19 Aralık Katliamı tanığı: Üstümüzde dolanan kara bulutlar, hapis yattığımız ranzalara kadar inmişti!

    19 Aralık Katliamı tanığı: Üstümüzde dolanan kara bulutlar, hapis yattığımız ranzalara kadar inmişti!

    PİRHA-“Hayata Dönüş” adı verilerek yapılan, ölüm orucunda 122, operasyon sonucu ise 32 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan operasyonun 21. yıl dönümü. 19 Aralık Katliamı’nın tanıklarından Yaşar Yağan, “Günlerdir üstümüzde dolanan kara bulutlar, artık hapis yattığımız ranzalara kadar inmişti. Koğuşlarımıza düşen silah ve bomba gümbürtüleriyle uyanmıştık” dedi.

    “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı’nın üzerinden 21 yıl geçti. F Tipi Cezaevlerine geçişi protesto etmek için açlık grevinde olan yüzlerce tutukluya karşı gerçekleştirilen saldırılara yüzlerce asker ve polis katıldı.

    22 Nisan 1999 tarihinde yapımına başlanan Sincan, Bolu, Kandıra, Edirne, Tekirdağ ve İzmir Kırıklar’da F Tipi Cezaevleri 8 Mayıs 2000’de tamamlandı. Dönemin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun, 10 Haziran 2000 tarihinde “Her türlü protestoyu göze aldık. F Tipi’ne mutlaka geçilecek ve bu sorun bitecek” açıklamasında bulundu.

    F Tiplerinin yapılması üzerine 20 Ekim 2000 tarihinde siyasi tutuklular süresiz açlık grevine başlaması üzerine dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, “Boşuna açlık grevi falan yapmasınlar. F Tipleri uygulanacak” dedi. 19 Kasım tarihinde ise tutuklular süresiz açlık grevini ölüm orucuna çevirdi.

    Çeşitli aydın, sivil toplum örgütü temsilcilerinin Adalet Bakanlığı’na konu ile ilgili yaptıkları girişimler sonuçsuz kalırken, 17 Aralık tarihinde Bakan Sami Türk, “Bundan sonra olacakların sorumlusu ölüm orucunu başlatan, destekleyen ve devam ettirenlerdir” şeklinde açıklamada bulundu. Bir gün sonra ise dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ve yardımcısı Hüsamettin Özkan, Adalet Bakanı Türk ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan bir araya gelerek toplantı gerçekleştirdi.

    Toplantıdan hemen bir gün sonra ise saat 04.00 sıralarında ülke çapında 20 ayrı cezaevinde aynı anda saldırı başladı. Operasyonun başladığı 19 Aralık akşamı ise Adalet Bakanı Türk, bir televizyon kanalında “Asıl amaç ölüm oruçlarını bitirmek değil, devletin otoritesini sağlamaktır” dedi.

    10 binin üzerinde asker ve polis eşliğinde yapılan ve 19-22 Aralık tarihleri arasında süren operasyonda kimyasal silah, gaz ve sinir bombaları kullanıldı. Operasyonlarda 30’u tutuklu olmak üzere 32 kişi katledildi, 600’den fazla kişi ise yaralandı.

    Yaşar Yağan ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ sürecinde Ümraniye Cezaevinde yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    “GAZLARA VE SIVILARA MARUZ KALAN BEDENLERİMİZ YANIP SIZLIYORDU”

    Yaşar Yağan, 19 Aralık ‘Hayata dönüş operasyonu’ katliamında yaşadıklarını şöyle anlattı:

    “Günlerdir üstümüzde dolanan kara bulutlar, artık hapis yattığımız ranzalara kadar inmişti. Koğuşlarımıza düşen silah ve bomba gümbürtüleriyle uyanmıştık. Ankara’nın kozmik odalarında ısıtılan su, anlaşılan artık kaynama noktasına gelmişti. Biz buna içerden ‘Hayatı karartma operasyonu’ demiştik. Kaldığım Ümraniye Hapishanesi’ne önce cezaevi idare yönündeki avlu kapısından girmeye çalıştılar. Koridor başlarındaki gardiyanlar çekilmiş, yerine özel eğitilmiş çelik yelekli birlikler dolmuştu. İdare bölümü ile diğer adli tutsakların bulunduğu bölümlere ve çatılara özel birlikler doldurularak biz siyasi tutsak koğuşlarını tam bir kıskaca almışlardı.

    Saldırıdan önceki o gece yapılan elektrik ve su kesintisiyle birlikte yaşamımız artık tam bir karabasana dönmüştü. Çatılardan yapılan silah atışlarıyla pencereleri kırıp içeriye çeşitli boğucu gazlar, sıvılar sıktılar. Gazlara, sıvılara maruz kalmış bedenlerimiz yanıp sızlıyordu, nefes alamaz halde kıvranıp durmaya başladık. Önlem olsun diye önceki haftalarda hazırladığımız gaz maskelerimiz bir süre sonra kullanılmaz hale gelmişti. Vücutta çok yakıcı kas gerilmesine yol açan o boğucu dumanlı gazlardan gözlerimiz yanıp kavruluyordu. Gazın soluksuz bıraktığı kimilerimiz şuurunu kaybetmiş, serseri kurşun gibi gidip duvarlara ranzalara çakılıp kalıyorduk. İlk bir kaç saatin şokunu geçirene kadar her yanımız alabora olmuştu.

    O günkü direnişimizde, her ne kadar devrimci dayanışmanın bir gereği olarak yurtsever hareketin orada temsiliyetini taşıyanlar, sabah vakti bizimle birlikte fiili direnişe girdiklerini beyan etseler de, ne yazık ki hemen öğleden sonra bu fiili direnişten çekildiklerinin kara haberini almak bizler için çok yıkıcı olmuştu. Ancak bu büyük moral bozgunluğunu üzerimizden hiç atamamış olsak da, yine de biz geri kalan devrimci güçler, meşru savunmadan gelen direniş gücü ve kararlılığımızdan ödün vermeyerek, kapı ve malta girişlerine ördüğümüz barikatlarımızı sonuna kadar savunmakta ısrar ettik. İkinci-üçüncü günlerde koğuşlarımızın etrafındaki düşman çemberi daralmış olsa da, ölü ve yaralılarımıza olan sadakatimizi elden bırakmadan bulunduğumuz belli bir kaç koğuşu elimizde tutmayı başarmıştık.

    Sinir gazı bombalarının altında uykusuz geçirdiğimiz günler boyu, bir damla suya hasret kalmış bedenlerimizle deli divaneye dönmüş, kendi etrafımızda çırpınıp duruyorduk. Çoğumuz yarı baygın durumdaydık. Kendimizi gazdan savunacak ıslak havlu dışında bir şey yoktu elimizde. Duvarda açılmış deliklerden, koğuş tavanlarından sinir gazı ve biber gazı püskürtüyorlardı.

    Sinir gazı boğulma etkisi yaratıyor ve boğuntu krizleriyle çıldıracak gibi öleceğinizi sanıyorsunuz. Artık nefes alamaz hale gelmiştik, çığlıklar yükseliyor her taraftan alev makinalarıyla kapandığımız koğuşlarda bizleri çembere almışlardı. Susuz kalmış bedenlerimiz kavrulup duruyordu. Her yanında ateş sıcaklığında yanma ve sızlanma hissiyle yılan gibi kıvranarak birebirimize çarpıyorduk. Bazen elimi başıma götürdüğümde derimin sıvılaşıp eridiğini düşünüyordum. Alev yok ama sıvı ya da gaz, yakıcı bir kimyasal madde olabilirdi. Kokusu bunaltıcıydı. Bir çok defa kendimi kaybettim. Sonra yine aynı cehennemde olduğumu görüyordum.”

    “HAYATIMIZ BOYU ÜZERİMİZDEN ATAMAYACAĞIMIZ TRAVMALARA MARUZ KALDIK”

    “Dördüncü günde sıkılan gazların miktarını hesaplamak mümkün değildi. Bu gazlardan bir tutsak, sıkılan asker mermilerinden iki tutsak o anda hayatını kaybetti. Dördüncü günü beşinci güne bağlayan şafak vaktinde olan son saldırıda ölen iki tutsakla birlikte Ümraniye’de beş tutsak yaşamını yitirdi.  Diğer Cezaevlerindeki kayıplarımızla birlikte bu operasyonda 28 siyasi tutuklu yaşamını yitirdi, geri kalanların çoğu çeşitli yerlerinden yaralandı, işkenceye uğradı ve hayatımız boyu üzerimizden atamayacağımız travmalara maruz kaldık. Koğuş tipi Hapishanelerdeki bireysel kişiliklerin kolektif irade halinde tek yürek tek yumruk olması gerçeği, faşist  dikta yöneticilerin hazmedemedikleri önceki hapishaneler tarihinde de görülen açık bir gerçekliktir. O yüzdende hapishanelerdeki sosyal iletişim ağlarına ve diğer tüm manevi değerlere saldırarak böl-parçala-yönet politikalarına daha rahat tabi kılmak için tek kişilik hücre sistemini bizlere dayatmışlardı.

    Utanmazca ve sahtekârca “Hayata Dönüş” ismi altında kamuoyunu aldattıkları bu saldırıları bir bütün olarak, hayatı onuruyla savunan devrimci tutsakları kanla boğmak, yok etme operasyonuydu. Devlet geçmişten beri her dönem hapishanelerdeki onur mücadelesini sürdürenlere karşı, en çokta  siyasi tutsakların varlığını bile hazmetmeyecek kadar en barbar, en vahşi saldırılarıyla sürekli zora dayalı uygulamalara başvurmuştur. Bu hazımsızlığının paralelinde eğer ki duyarlılık bilinciyle donanmış yeterli bir toplumsal muhalefet engeli yoksa, devlet en nihayetinde bu zorun kullanımından kendisi açısından hiç bir sakınca görmemiştir. ”Asmayalım da besleyelim mi!”  söylemleriyle, 20 Cezaevine eşzamanlı yürüttükleri 19 aralık katliam günü ATV’ye konuşan Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, “Asıl amaç ölüm oruçlarını bitirmek değil, devletin otoritesini sağlamaktır.” demiş olması bunun en açık kanıtıdır.  Kararı alanlar, uygulayanlar, bir fiil icra edenler ve arkasında duranlar bellidir.

    “19 ARALIK’TA SALDIRILARIYLA BİRLİKTE TOPLUMSA MUHALEFETİ SUSTURMAYI AMAÇLAMIŞLARDI” 

    “Açıktan herkesle alay edercesine ”hayata dönüş” adını verdiği bu katliamın startına 8 Jandarma komando taburu, 8 bin 335 teçhizatlı asker, 20 bin gaz bombası kullanılmıştı. Çatı üstlerinden koridorlardan ‘atış serbest’ talimleriyle ateşli silahlarla lav ateşleriyle bedenlerimize kastedenler, acaba bizi gerçekten hayata mı döndürmek istemişlerdi! Yoksa o az buçuk var olan hayatlarımızı imha etmeye mi gelmişlerdi! Cezaevleri mimarisini değiştirerek Sınıf hareketinde öne çıkmış en dinamik kesimlere, direnç odaklarına  tümden tecrit ve izolasyonu hakim kılarak başta radikal siyasal uçları törpüleme gözdağı üzerinden toplumsal muhalefeti susturmayı amaçlamışlardı.

    Buradan açığa çıkan çıplak bir gerçek şu ki, ölüm oruçlarımız olsa da, olmasa da F tipi hücre sistemi cezaevlerine geçiş için devletin bu saldırıları yapmada kararlı olduğuydu. Buna da açık kanıt, 1999 Ağustosu’nda daha hiç ölüm oruçları gündemde yokken bile Ulucanlar katliamını gerçekleştirerek burayı bir prova sahasına çevirmişlerdi. Devamında temmuz 2000’deki Burdur Katliamı da  daha büyük saldırıların mutlaka geleceğinin habercisiydi. Bu çok açık seçik görünen manzarayı, genelde toplumun tüm kesimlerini özelde ise siyasi tutsakları hedef alan bu büyük saldırıyı, bizlerin içerden göremeyecek kadar kör olmamız mümkün müydü?

    Yoksa, fiziksel ve psikolojik her tür işkence saldırı yöntemleriyle, siyasi olsun olmasın bireyi tümden çökertmeyi hedef alan tecriti izolasyonu koyun koyuna kabul mü etmeliydik. Tabi ki bizler de geçmişten bugüne akıp gelen insanlığın özgürlük eşitlik mücadelesinin bize kazandırdığı bir mirasın koruyucusu olmak ve o insani onursal kimliğimizi korumak istemiştik.  Teslimiyet yerine o büyük direniş gömleğini giymeyi kendimize elzem saymıştık. Sevginin önünde eğilirken,  zulmün önündeyse dimdik tuttuk onurumuzu. Açıkçası üzerimize çökmüş olan kara bulutların yaydığı umutsuzluğa karşı yüreğimizin saklısında ölü bedenlerimizle birer kurşun sıkmak istiyorduk. Umutsuzluğa kurşun sıkmak. Diğer yoldaşlarım gibi bende Ölüm Orucuna gönüllü olarak girmiş ve 140+30 toplamda 170 gün o kahrolası F tipi hücre sisteminin iptali için bedenimi açlığa yatırmıştım. O kargaşadan çok sonraki yıllarda F tipine düşürülen tecrit mağdurların verdiği beyanlarında, F tipi tecrit sistemini iptali için girdiğimiz eylemlerimizle ne kadar çok haklı olduğumuzu, taleplerimizin ne kadar gerçekçi olduğunu bire bir yaşayarak  kabul etmişlerdi.  İnsanı kendi kimliğine yabancılaştıran, yalnızlaştıran ve her an Cezaevi görevlilerinden gelecek yeni saldırılara karşı savunmasız, korunmasız bırakan F tipi tecriti her insan için bir nevi ölümden başka bir şey değildir.”

    “21 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN OPERASYONUN SORUMLULARI HAKKINDA TEK BİR SORUŞTURMA AÇILMADI”

    “Açlık grevi ve ölüm oruçlarına başladığımız aylarda, devlet F tipinin iptali için girdiğimiz ölüm orucu taleplerimizi görüşmek yerine bu direnişimizi baltalamak ve kamuoyunun direnişimizi sahiplenmesinin önüne set koyma maksadıyla sadece küçük bir kesimin yararlanabileceği bir sahte ‘AF’ yaygarası koparmıştı. İsmine de ‘Rahşan Affı’ koymuşlardı. Ancak bu sahtekârlığını bile hiç perdeleme gereği duymadan, affı çıkardığını söyledikleri günlerde de 19 aralık katliamına giriştiler.! 20 Aralıkta adli tutsaklara bir parça göstermelik affını dağıtacağını söyleyen iktidar baronları tam tersine, o katliamın  kanlı torbasına koyup bizleri yine F tipi tabutluklara taşımaktan geri durmamışlardı. ”Alın siyasiler size de küçücük birer af” diye bizimle dalgalarını geçerek, 8 ay boyu F tipine tıkamış olmakla, bütün yardım-yataklık davasından olan siyasi tutsaklara af hediyesini böylece sunmuş oldular.! Ben kendim de o sözde verdikleri ‘Af’ kapsamında olmama rağmen saldırı sonrası karga tulumba alınıp Kandıra F tipi Hapishanesine götürülerek 8 ay fazladan içerde tutulmuştum.

    Bütün bunlardan 21 yıl geçmesine rağmen, o operasyonu yapan üst düzey rütbeli Komutanları olsun, dönemin İçişleri bakanı, Adalet bakanı vb. hakkında bu güne kadar tek bir soruşturma bile açılmadı. Mahkemeler bizim onca taleplerimize rağmen tanık olarak bile dinlemek istemediler. Bunda şaşılacak bir şey yok,  çünkü siyasi iktidarın koğuş tipi  cezaevlerini iptal ederek siyasi tutsakları f tipi cezaevlerine kaydırmak istemelerinin kendileri açısından bir çok nedeni ve hedefleri vardı.

    Birincisi, koğuş sisteminde tutsakların komün yaşamında sürdürdükleri sosyal paylaşım olanağını ellerinden almak. İkincisi, tutsakların kendi aileleri vasıtasıyla dışarıyla kurdukları yardımlaşma ağını ortadan kaldırmak. Üçüncüsü, F tipine götürülmüş olan tutsakların tamamıyla yalnızlaştırarak sosyal psikolojik ve fiziksel yeteneklerini öldürmek yoluyla hayatla olan bağlarını koparmak. Dördüncüsü ve en önemlisi ise, başta siyasi tutsaklar olmak üzere bütün tutsakların tek yada en çok üç kişilik hücrelerde tecrit edilerek izole edilmesiyle, dışarıdaki radikal kitle muhalefetine, halk muhalefetine verilecek gözdağıyla toplumsal örgütlenmelerin önüne geçmektir.

    Çünkü onlarda biliyorlar ki hapishaneler devrimci mücadelenin başka bir ayağıdır. Bütün bu sinsi politikalarıyla esir düşmüş bireyleri toplumdan tecrit ederek, yalıtarak kişiyi kendi sosyal kimliğinden yabancılaştırmanın, yanı sıra bu gözdağı üzerinden toplumu teslim alma projesidir F tipi hücre sistemi. Bu yüzden diyoruz ki, bir insan için  bu tarz bir tecriti dayatmak, ölümü dayatmaktan başka bir şey değildir. Ancak şu da var ki, ne denli zor baskı zulüm işkenceyle saldırsalar da, haksızlığa zulme karşı duran devrimci iradenin yeniden ayaklanmasına engel olamayacaklardır. Çünkü zulmün olduğu her yerde mutlak bir direniş filizlenir.”

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER

    >19 Aralık ‘Hayata dönüş’ katliamının 21. yılı!
    >’19 Aralık hayata dönüş değil, hayatı yok eden bir saldırıydı’
    >Cezaevi operasyonlarının 21. yılında Ümraniye Cezaevi önünde açıklama
    >HDP: 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nı ve siyasi tutsakların direnişini unutmuyoruz!
    >İHD Dersim Şubesi: 19 Aralık Katliamı’nın faillerini yargılayın!

  • ’19 Aralık Cezaevi Katliamının failleri yargılansın’

    ’19 Aralık Cezaevi Katliamının failleri yargılansın’

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği Merkezi Hapishaneler Komisyonu, 19 Aralık Katliamının 20. Yılında açıklama yaparak “Katliamın faillerini yargılayın, cezasızlığa son verin” çağrısı yaptı.

    Türkiye Cezaevlerinde F Tipine geçiş ve tecrit koşullarını protesto etmek amacıyla açlık grevi yapan tutuklu ve hükümlülere karşı 19 Aralık 2000’de 20 cezaevine eş zamanlı operasyon yapılmıştı. “Hayata Dönüş” adı verilen operasyonda 30 Mahpus ve 2 güvenlik görevlisi, yaşamını yitirirken, 300’e yakın tutuklu ise yaralanmıştı.

    Katliamın 20. yılında İnsan Hakları Derneği Merkezi Hapishaneler Komisyonu yazılı bir açıklama yaptı. Cezaevlerinin hak ihlallerinin en fazla yaşandığı kapalı mekanlar olduğu vurgulanan yazıda şunlar ifade edildi:

    “Mahpuslar bu kapalı mekanlarda sürekli olarak yeniden üretilen şiddet ve hak ihlalleri ile birlikte yaşamak zorunda bırakılmaktadırlar. Sağlığa erişim haklarının engellenmesi, insanlık onuruna aykırı olarak tek kişilik ring araçlarında kelepçeli olarak uzun saatler ve günler süren sevkler, çıplak arama, ayakta sayım, fiziksel ve psikolojik işkence, mahpusların başka mahpuslarca şiddet görmesine göz yumulması, ailelerinden çok uzakta yıllarca kalan mahpusların imkanlar olmasına rağmen ailelerine yakın cezaevlerine sevk taleplerinin kabul edilmemesi, sosyal hakların ortadan kaldırılması, iletişim, bilgi edinme ve kültürel hakların yok sayılması ve daha yüzlerce hak ihlali sayılabilir.

    Cezaevlerinde hastalıklardan ve intihar vakalarından kaynaklı her yıl onlarca ölümler meydana gelmektedir. Tüm bu ölümler önlenebilir ölümlerdir. Devlet tarafından ruhsal ve bedensel bütünlüklerinin korunması gereken mahpusların ölümleri araştırılmamakta, sorumlular hakkında hiçbir işlem yapılmamakta ve bu da yaşam hakkının ihlal edilmesini sürekli hale getirmektedir.”

    “2020’DE EN AZ 50 MAHPUS YAŞAMINI YİTİRDİ”

    “2020 yılı içerisinde yalnızca tespit edebildiğimiz kadarıyla 50 mahpus yaşamını yitirmiştir. Yine tespit edebildiğimiz kadarıyla hapishanelerde 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunmaktadır.

    Dünden bugüne cezaevlerinde devam eden hak ihlalleri ve tecrit politikalarına karşı mahpuslar bugün de açlık grevi eylemi yapmaktadır. Mahpusların üzerindeki tecrit politikalarına son verilerek hak ihlalleri giderilerek sorun bir an önce çözülmelidir.

    19 Aralık Katliamının yaşanmasında sorumluluğu olan failler yargılanmalı ve Zamanaşımı usulü ile uygulanan cezasızlık politikalarına son verilmelidir.

    Mahpuslar üzerinde tüm sosyal haklarının ortadan kaldırılarak ‘özgürlüğünden mahrum bırakılması’ cezasının üstüne sürekli olarak eklenen cezalandırmalar kaldırılmalı ve insan onuruna saygılı davranılmalıdır. Cezaevleri sivil denetim mekanizmalarına açılmalıdır. Tutuklu ve hükümlülere kötü muamele uygulayan görevliler hakkında etkin soruşturmalar yürütülmelidir.

    İnsan Hakları Savunucuları olarak yaşanan katliamların peşini bırakmayacağımızı ve yaşanan tüm hak ihlaline karşı mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.”

    PİRHA/ANKARA