Etiket: 19 Aralık

  • Katliamlar unutulmadı: Avrupa kentlerinde Maraş, 19 Aralık ve Roboski anmaları!

    Katliamlar unutulmadı: Avrupa kentlerinde Maraş, 19 Aralık ve Roboski anmaları!

    PİRHA – Maraş Katliamı, 19 Aralık Cezaevleri Katliamı ve Roboski Katliamı’nın yıldönümleri dolayısıyla Avrupa’nın birçok kentinde panel, anma ve eylemler düzenleniyor. Avrupa Demokratik Güç Birliği ile Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) çağrısıyla gerçekleştirilen etkinliklerde, katliamlarla yüzleşme, hakikat ve adalet mücadelesi öne çıkıyor.

    Düzenleyici kurumlar, katliamların unutturulmasına karşı toplumsal hafızayı diri tutmayı, barış, demokrasi ve adalet mücadelesini büyütmeyi amaçladıklarını vurguluyor.

    CENEVRE

    Avrupa Demokratik Güç Birliği Cenevre çağrısıyla 26 Aralık 2025’te saat 15.00’te Birleşmiş Milletler önünde “Maraş, 19 Aralık, Roboski: Katliamlara Karşı Eylemdeyiz” başlıklı eylem gerçekleştirilecek.
    27 Aralık’ta ise Rue des Savoises 15, Salle Gandhi’de saat 14.00’te yapılacak panelde, Songül Aslan moderatörlüğünde Çilem Küçükkeleş, Ferhat Encü ve Hasan Sevim konuşmacı olacak.

    BASEL

    Avrupa Demokratik Güç Birliği Basel, 27 Aralık 2025’te saat 14.00’te Elsässerstrasse 215 adresinde panel düzenleyecek. Mine Nazari’nin moderatörlüğündeki etkinlikte Münevver Kızılca, Esra Asiye Güden ve Dilan Dirayet Taşdemir katliamların toplumsal boyutlarını ele alacak.

    BERN

    Avrupa Demokratik Güç Birliği Bern, 28 Aralık 2025’te saat 14.00’te Seidenweg 63 adresinde “Maraş, 19 Aralık, Roboski: Katliamlar Kıskacından Nasıl Kurtuluruz?” başlıklı panel gerçekleştirecek. Panelde Ferhat Encü ve Hüseyin Torun konuşmacı olarak yer alacak.

    ZÜRİH (DÜBENDORF)

    Avrupa Demokratik Güç Birliği Zürih tarafından 20 Aralık 2025’te saat 14.00’te Bahnhofstrasse 26, 8600 Dübendorf adresinde düzenlenecek panelde Ayşe Acar Başaran, Hüseyin Torun, Ali Köylüce ve Muzaffer Acunbay katliamların tarihsel ve siyasal arka planını değerlendirecek.

    LEVERKUSEN

    Leverkusen’de 19 Aralık 2025 Cuma günü saat 18.30’da Overfeldweg 34a adresinde anma etkinliği yapılacak. Etkinlikte Haydar Munzur panelist olarak yer alırken, Zeynep Enhas ağıtlarıyla anmaya katılacak. Program kapsamında sinevizyon gösterimi de gerçekleştirilecek.

    DRESDEN

    Dresden’de 20 Aralık 2025 Cumartesi günü saat 14.00’te Oschatzer Str. 26 adresinde “Maraş 1978: Hakikat ve Adalet Arayışında Israr” başlıklı panel düzenlenecek. Yazar Aziz Tunç etkinliğin konuşmacısı olacak.

    FREIBURG

    Freiburg Alevi Kültür Dergâhı’nda 21 Aralık 2025 Pazar günü saat 14.00’te “Maraş 19–26 Aralık 1978: Unutmadık, Unutturmayacağız” başlığıyla sinevizyon ve panel gerçekleştirilecek. Panelde Fatoş Göksungur konuşacak.

    BERLİN VE PARİS

    Berlin’de 19 Aralık 2025’te saat 18.00’de “Maraş’tan Roboski’ye, Cezaevlerinden Rojava’ya” başlıklı panel yapılacak. Aziz Tunç, Menekşe Kızıldere ve Tevfik Kalkan’ın konuşmacı olduğu etkinlikte zakir Erdem Maho da yer alacak.

    Paris Pir Sultan Abdal Dergâhı’nda ise 19 Aralık 2025’te saat 19.00’da “Unutmadık, Unutmayacağız, Unutturmayacağız” başlığıyla anma gerçekleştirilecek. Etkinlikte Çilem Küçükkeleş konuşmacı olurken, gulbang Pir Rıza Yağmur tarafından okunacak, deyişler ise Zeynel Eren tarafından seslendirilecek.

    Avrupa’nın birçok kentinde yapılacak etkinliklerle, Maraş’tan Roboski’ye uzanan katliamlar zinciriyle yüzleşme, cezasızlığa karşı hakikat ve adalet mücadelesini büyütme çağrısı yineleniyor.

    HABER MERKEZİ

  • GÜNCELLENDİ/İHD bir çok kentten ortak açıklama : 19 Aralık’tan bugüne tecrit derinleşti!-VİDEO

    GÜNCELLENDİ/İHD bir çok kentten ortak açıklama : 19 Aralık’tan bugüne tecrit derinleşti!-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD), 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla bir çok kentte ortak açıklama yaparak, 19 Aralık Katliamı’nın cezasızlık politikalarıyla unutturulmak istendiğini belirtildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla bir çok kentte ortak açıklama yaptı.

    DERSİM

    İHD Dersim Şubesi dernek binasında basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan şube EŞ Başkanı Nurşat Yeşil, İHD’nin 16-17 Kasım 2002 tarihinde yapılan Genel Kurulu’nda 19 Aralık gününün “Cezaevlerinde İnsan Hakları İçin Mücadele ve Dayanışma Günü” ilan edildiği hatırlattı.

    “FAİLLER YARGILANMADI CEZASIZLIK DEVAM ETTİ”

    Nurşat Yeşil, 19 Aralık 2000 tarihinde F Tipi Hapishaneleri protesto eden ve açlık grevinde olan mahpuslara yönelik 20 cezaevinde eş zamanlı operasyon düzenlendiğini anımsattı. Üç gün süren ve kamuoyuna canlı yayınlarla yansıyan operasyonlarda 30 mahpus ve 2 kamu görevlisi olmak üzere toplam 32 kişinin yaşamını yitirdiğini, yaklaşık 300 mahpusun ise yaralandığını söyledi.

    Yeşil, 19 Aralık Katliamı faillerinin yargılandığı davalardan birinin 17 Kasım 2025’te Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldüğünü hatırlatarak, olağanüstü zamanaşımı gerekçesiyle sanıklar hakkında düşme kararı verildiğini ifade etti. Bu kararın cezasızlık politikasının bir devamı olduğunu belirten Yeşil, “Bu kararı kabul etmiyoruz. Failler hak ettikleri cezaları alana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    MERSİN

    Mersin İHD de Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması düzenledi. İHD Onursal Başkanı Akın Birdal,’In yanı sıra Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Nuriye Aslan, Hoşyar Sarıyıldız’ın da destek verdiği açıklamayı İHD Şube EŞ Başkanı Av. Gazi İnci okudu.

    “TECRİT SİSTEMİ DAHA DA AĞIRLAŞTI”

    Gazi İnci, 19 Aralık’tan bugüne tecrit sisteminin daha da derinleştirildiğini, hapishanelerdeki hak ihlallerinin arttığını vurguladı. F Tipi Hapishanelerin yanı sıra Yüksek Güvenlikli, S Tipi ve Y Tipi hapishanelerle yeni bir infaz sistemine geçildiğini belirten Yeşil, bu hapishanelerde mahpusların ağır izolasyon koşullarına maruz bırakıldığını ifade etti.

    “Kuyu Tipi” olarak adlandırılan hapishanelerde tutulan mahpusların tecrit ve izolasyon uygulamalarına karşı açlık grevi yaptığını belirten İnci, İHD olarak bu süreci yakından takip ettiklerini söyledi.

    Özellikle Yüksek Güvenlikli Hapishanelerde mahpusların günde yalnızca 1 ila 1,5 saat havalandırmaya çıkarıldığını, günün geri kalan 23 saatini tek başına geçirdiğini aktaran İnci, kitap, gazete ve televizyona erişimin de kısıtlandığını belirtti.

    Bu infaz sisteminin insan onuruna aykırı olduğunu vurgulayan İnci, uygulamanın derhal kaldırılması gerektiğini ifade etti.

    “EN AZ 1412 HASTA MAHPUS VAR”

    Basın açıklamasında; işkence ve kötü muamele, çıplak arama, zorunlu sevk ve sürgünler, hasta mahpusların tedaviye erişiminin engellenmesi, tahliyelerin İdare ve Gözlem Kurulları eliyle keyfi biçimde engellenmesi ve şüpheli ölümlerin hapishanelerde süreklilik kazandığına dikkat çekildi.

    Devletin, mahpusların politik görüşü, etnik kimliği, cinsiyeti ya da diğer farklılıklarına bakmaksızın insan onuruna uygun koşulları sağlamakla yükümlü olduğu vurgulandı.

    Gazi İnci, hasta mahpuslar sorununa da değinerek, devletin bu konuda herhangi bir çözüm politikası üretmediğini söyledi. Adli Tıp Kurumu’nun “cezaevinde kalabilir” raporları nedeniyle ağır hasta mahpusların tahliye edilmediğini ve yaşamlarını yitirdiğini ifade etti.

    İHD’nin Nisan 2025’te açıkladığı rapora göre Türkiye hapishanelerinde en az 1412 hasta mahpus bulunduğunu belirten İnci, bunlardan en az 335’inin ağır hasta olduğunu vurguladı.

    Açıklamada konuşan İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, hapishanelerdeki doluluk oranlarına dikkat çekerek, genel af talep etti.

    Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız da, “Kuyu Tipi” hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine işaret ederek, adaletin sağlanması çağrısında bulundu.

    İHD’NİN TALEPLERİ

    Yapılan basın açıklamalarında şu talepler sıralandı:

    • 19 Aralık Katliamı’nda sorumluluğu bulunan tüm failler yargılanmalı, adalet sağlanmalı.

    • Ağır tecrit ve izolasyon uygulamalarına son verilerek F Tipi, Yüksek Güvenlikli, S Tipi ve Y Tipi hapishaneler kapatılmalı.

    • Keyfi uygulamalarıyla hak ihlallerine yol açan İdare ve Gözlem Kurulları kaldırılmalı.

    • İşkence ve kötü muameleye son verilmeli, İstanbul Protokolü’ne uygun bağımsız ve etkili soruşturmalar yürütülmeli.

    • Mahpusların sağlık, adil yargılanma, beslenme, hijyen, sosyal ve kültürel haklara erişimi güvence altına alınmalı.

    • Ağır hasta, engelli ve ileri yaşta olanlar başta olmak üzere tüm hasta mahpuslar derhal tahliye edilmeli.

    PİRHA/DERSİM-MERSİN

     

  • İHD’den Mersin’de açıklama: Katliamın sorumluları yargılanmalı -VİDEO

    İHD’den Mersin’de açıklama: Katliamın sorumluları yargılanmalı -VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi yöneticileri, 19 Aralık Hapishane Katliamı’nın üzerinden 23 yıl geçtiğine dikkat çekerek, katliamın sorumlularının ve faillerin yargılanmasını talep etmeye devam edeceklerini belirtti.

    “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Hapishane Katliamı’nın üzerinden 23 yıl geçti. İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, konuya ilişkin basın açıklaması yaptı.

    İHD Ankara Şubesi’nde yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube yöneticisi İsmet Kaplan okudu.

    23 yıl önce 19 Aralık’ta ağır tecrit koşullarını dayatan F Tipi hapishanelerini protesto etmek amacıyla açlık grevinde olan mahpuslara yönelik 20 hapishanede eş zamanlı bir operasyon başlatıldığını hatırlatan Kaplan, “Kimyasal gazların kullanıldığı ve dehşetin yaşatıldığı bu katliamın ne sorumluları ne de failleri yargılanabildi. Açılan davalar engellendi. Kullanılan kimyasal gazın niteliğinin araştırılma talepleri sonuçsuz kaldı. İnsan yaşamını korumak zorunda olan devlet, bu yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi bizzat sorumlusu olmuştur” dedi.

    Aradan geçen 23 yıllık süreçte tecrit sistemi daha da ağırlaştırıldı ve tüm hapishanelerde hak ihlalleri artarak devam ettiğine dikkat çeken Kaplan, şunları ifade etti:

    “Katliamın yaşanmasında sorumluluğu olan tüm faillerin yargılanması ve adaletin sağlanmasını, ağır tecrit ve izolasyon uygulamalarına son verilerek F Tipi, Yüksek Güvenlikli, S Tipi ve Y Tipi hapishanelerin kapatılmasını, mahpusların tahliyelerini engelleyen İdare ve Gözlem Kurulları’nın kaldırılmasını, işkence ve kötü muamelelere son verilmesini, sorumlu olanlar hakkında etkin soruşturmalar açılmasını, mahpusların adil yargılanma, sağlık hizmetlerine erişim, yeterli beslenme, hijyen koşullarına, kültürel ve sosyal haklara, avukatları ve aileleriyle görüşebilme haklarına erişiminin ayrımsız bir şekilde sağlanmasını, yaşam hakkının korunmasını, ölümlerin önlenmesini, hapishanede yaşamını devam ettiremeyecek denli ağır hasta, engelli ve ileri yaşta olan mahpusların tahliyelerinin sağlanmasını talep ediyoruz.”

    İHD Onursal Başkanı Akın Birdal da, ülkede çok sayıda katliam yaşandığını bu katliamlardan birinin de cezaevleri katliamının olduğunu ifade etti.

    Türkiye’de tüm katliamların temel nedeninin ülkede barışın ve demokrasinin olmamasından kaynaklandığının altını çizen Birdal, Kürt Sorunu’nun çözülmesinin ve PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması gerektiğini söyleyerek, “Eşit özgür bir toplumun inşası da demokratik, sivil, katılımcı bir anayasal sisteminin kurulmasıyla mümkündür. Yeni bir anayasanın yapılacağı söylenmekte ama bu anayasa halkların eşi ve özgür yaşayabileceği bu benim anayasam diyebileceği toplumsal bir mütabakat belgesi olmalıdır” dedi.

    PİRHA/MERSİN

  • İHD’liler: 19 Aralık Katliamı’nın faillerinin yargılanmasını talep etmeyi sürdüreceğiz -VİDEO

    İHD’liler: 19 Aralık Katliamı’nın faillerinin yargılanmasını talep etmeyi sürdüreceğiz -VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi, 19 Aralık Katliamı’nın 23. yılında Ümraniye Cezaevi önünde açıklama yaptı. Açıklamada, “19 Aralık Katliamı’nın sorumlularının ve faillerin yargılanmasını talep etmeye devam edeceğiz” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı’nın 23. yılında Ümraniye Cezaevi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Tutsaklarla Dayanışma İnsiyatifi destek verdi.

    Açıklamada, “19 Aralık Katliamını unutmadık, unutturmayacağız” yazılı pankart açıldı. Açıklamayı İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu.

    “KATLİAMIN SORUMLULARI VE FAİLLERİ YARGILANMADI”
    19 Aralık Katliamı’nın sorumlularınının ve faillerinin yargılanmasını talep etmeye devam edeceklerini belirten Gülseren Yoleri, “23 yıl önce 19 Aralık’ta ağır tecrit koşullarını dayatan F Tipi Hapishanelerini protesto etmek amacıyla açlık grevinde olan mahpuslara yönelik 20 hapishanede eş zamanlı bir operasyon başlatıldı. 3 gün süren ve televizyonlarda canlı olarak gösterilen bu operasyonda 30 mahpus ve 2 kamu görevlisi olmak üzere 32 kişi yaşamını kaybetti, 300’e yakın mahpus yaralandı. Dışarıda ise bu katliamı protesto gösterilerinde 2 bin 145 kişi gözaltına alındı ve bunların 58’i tutuklandı. Katliamdan kurtulan mahpuslar ağır işkence ve tecride maruz bırakıldı, haklarında davalar açıldı. Kimyasal gazların kullanıldığı ve dehşetin yaşatıldığı bu katliamın ne sorumluları ne de failleri yargılanabildi. Açılan davalar engellendi. Kullanılan kimyasal gazın niteliğinin araştırılma talepleri sonuçsuz kaldı. İnsan yaşamını korumak zorunda olan devlet, bu yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi bizzat sorumlusu olmuştur.

    “19 ARALIK KATLİAMI’NIN SORUMLULARININ PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Yoleri, 19 Aralık Katliamı vesilesiyle taleplerini şöyle sıraladı:

    “• Katliamın yaşanmasında sorumluluğu olan tüm faillerin yargılanması ve adaletin sağlanmasını,
    • Ağır tecrit ve izolasyon uygulamalarına son verilerek F Tipi, Yüksek Güvenlikli, S Tipi ve Y Tipi Hapishanelerin kapatılmasını,
    • Mahpusların tahliyelerini engelleyen İdare ve Gözlem Kurullarının kaldırılmasını,
    • İşkence ve kötü muamelelere son verilmesini, sorumlu olanlar hakkında etkin soruşturmalar açılmasını,
    • Mahpusların adil yargılanma, sağlık hizmetlerine erişim, yeterli beslenme, hijyen koşullarına, kültürel ve sosyal haklara, avukatları ve aileleriyle görüşebilme haklarına erişiminin ayrımsız bir şekilde sağlanmasını,
    • Yaşam hakkının korunmasını, ölümlerin önlenmesini,
    • Hapishanede yaşamını devam ettiremeyecek denli ağır hasta, engelli ve ileri yaşta olan mahpusların tahliyelerinin sağlanmasını talep ediyoruz.

    İnsan hakları savunucuları olarak 19 Aralık Katliamı’nın sorumlularının peşini bırakmayacağımızı ve süregelen tüm hak ihlallerine karşı duracağımızı, mahpusların insan onuruna uygun bir yaşam sürmesi için mücadeleye devam edeceğiz.”

    Cihan BERK-Devrim FINDIK/İSTANBUL

    Canlı yayın linkine buradan ulaşabilirsiniz.

  • DAD: Katliam politikası devam ettikçe demokratikleşmeden bahsedemeyeceğiz

    DAD: Katliam politikası devam ettikçe demokratikleşmeden bahsedemeyeceğiz

    PİRHA- DAD Genel Merkezi, Maraş, 19 Aralık ve Roboski katliamlarının yıl dönümleri dolayısıyla yazılı bir açıklama yaparak, “Maraş Katliamı 44. yıldır bizlerin içinde yara iken, Türkiye halkları içinde bir yüzleşme sorunudur. Bu yüzleşme gerçekleşmedikçe sağlıklı bir gelecek de inşa edilemeyecektir” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Maraş, 19 Aralık ve Roboski katliamlarının yıl dönümleri dolayısıyla yazılı bir açıklama yayınladı.

    ‘44. Yıldır kanayan yaramız Meraş’ başlığıyla yayınlanan açıklamada, Türkiye’nin katliamlarla yüzleşmesi gerektiği belirtildi.

    “MARAŞ KATLİAMI ÖZEL SAVAŞ YÖNTEMLERİYLE GERÇEKLEŞTİRİLDİ”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Kürt Alevi coğrafyasını fiziksel ve kültürel soykırım politikaları akabinde demografik dönüşüme uğratmak isteyen devlet, sistematik politikalar kapsamında Maraş Katliamını özel savaş yöntemleri ve para militer güçler eli ile gerçekleştirmiştir. Tarihi tanıklıklar bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Yine tarihsel sürecin seyri göstermektedir ki, Maraş Katliamı, Şark Islahat planı dahilinde yürürlüğe konan asimilasyon, inkar ve imha politikalarının devamı olarak uygulanmıştır.

    Maraş’ta yapılan katliam sadece Maraş’la sınırlı olmadığı Maraş Katliamı öncesi Hatay Kırıkhan’ın hedef alınması ardında Elazığ ve Malatya adliye girişimleri ile devam eden süreç 1978 yılında Maraş’ta gerçekleştirilen katliamın özellikle Kürt Alevilerin yaşamış olduğu coğrafya hedef alındığı görülmektedir. Bu katliamın amaçlarında birisin Kürt Alevi coğrafyasının demografik yapının değiştirilmesi hedeflendiği Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Aşağı Terolar köyünde 27.000 Suriyeli’nin yerleştirilmesi ile bir kez daha teyit edilmiştir. Elbette ki katliamın bununla sınırlı olmadığı Maraş Katliamı ardında Çorum’da gerçekleştirilen katliam ile 12 Eylül darbeye giden yolun altyapısında oluşturulduğu göz ardı edilmemelidir. 12 Eylül darbesinin ardından kendisine muhalif olan tüm kesimlere karşı nasıl bir tutum içerisine girildiği de birçok çevre tarafından bilinmektedir. Bir diğer husus ise özellikle Alevilerin ve Kürtlerin yaşamış olduğu coğrafyada birçok köyü ve dağların taşların isimleri de değiştirilerek bir asimilasyona tabi tutuldu.

    “KATLİAM POLİTİKASI DEVAM ETTİKÇE DEMOKRATİKLEŞMEDEN BAHSEDEMEYECEĞİZ”

    Bugün Türkiye nüfus yapısına bakıldığında politik yansımaları ile kıpırdayamayacak kadar suça bulaşmış bir sistemle yaşamak zorunda kalmış ve demokratik olgunlaşmasını yüzleşmeler gerçekleştirmediği için tamamlayamamaktadır. Maraş Katliamı da 44. yıldır bizlerin içinde yara iken, Türkiye halkları içinde bir yüzleşme sorunudur. Bu yüzleşme gerçekleşmedikçe sağlıklı bir gelecek de inşa edilemeyecektir.

    Halen Maraş ile yüzleşmen devlet 19 Aralık 2000’de “Hayata Dönüş” adı altında cezaevlerinde katliam yapıldı. Yine 28 Aralık 2011 yılında Roboski’de 34 can katledildi. Katliam ve suç üretme yaklaşımı bir iktidar aracı politikası olarak devam ediyor. Türkiye halkları üzerinde yürütülen katliam politikası devam ettikçe demokratikleşmeden bahsedemeyeceğiz.

    -Bizler için gelinen eşik; güçlü bir yüzleşme süreci ile ancak aşılabilir.

    -Demokratik Koalisyon ile Kurucu Meclis, Anayasal Kurucu Yurttaşlık ilişkisi tanımlanmış Kurucu Anayasa, ekonomik kayıpların tamiri ile Kurucu Ekonomi ile mümkündür. Eşitlik ilkesi ancak kuruculuk ilkesi ile garanti altına alınabilir ve güçlü yüzleşme gerçekleşebilir.

    -Hakk Yol Alevi halkların bu süreci ancak kendi iç birlikleri ve demokrasi güçleri ile ortak mücadele yöntemleri ile mümkündür.”

    (HABER MERKEZİ)

  • 19 Aralık Operasyonu’nda öldürülen İrfan Ortakçı’nın yakını konuştu: Zulüm devam ediyor

    19 Aralık Operasyonu’nda öldürülen İrfan Ortakçı’nın yakını konuştu: Zulüm devam ediyor

    PİRHA-“Hayata Dönüş” adı verilerek yapılan, ölüm orucunda 122, operasyon sonucu ise 32 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan 19 Aralık Katliamı’nın 22. yıl dönümü. Operasyonda öldürülen İrfan Ortakçı’nın yengesi Nurcihan Ortakçı, “Devlet bu katliama hayata dönüş operasyonu diyor ama aslında cezaevindekileri kurtarmak için değil katletmek için girdiler” dedi.

    “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı’nın üzerinden 22 yıl geçti. F Tipi Cezaevlerine geçişi protesto etmek için açlık grevinde olan yüzlerce tutukluya karşı gerçekleştirilen operasyona 10 binin üzerinde asker ve polis katıldı.

    19-22 Aralık tarihleri arasında süren operasyonda gaz ve sinir bombaları kullanıldı. Operasyonlarda 30’u tutuklu olmak üzere 32 kişi katledildi, 600’den fazla kişi ise yaralandı.

    19 Aralık Cezaevleri Operasyonu’nda katledilen İrfan Ortakçı, F Tipi Cezaevlerine geçişi protesto etmek için Çankırı Cezaevi’nde 1. ölüm orucu ekibindeydi.
    Ortakçı’nın, “Bu bizim açımızdan kolay bir zafer olmayacak. Yeni bedeller ödeyecek ve yeni gelenekler yaratacağız. Hiçbir zafer bedel ödemeden kazanılmıyor” sözleri hala hafızalardaki yerini koruyor.

    İrfan Ortakçı’nın yengesi Nurcihan Ortakçı, “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı’nda yaşananları PİRHA’ya anlattı.

    “DEVLET CEZAEVİNDEKİLERİ KATLETMEK İÇİN GİRDİ”

    Devletin cezaevlerine tek kişilik hücreleri getirmek istediği için cezaevindeki mahpusların açlık grevine başladığını belirten Nurcihan Ortakçı, “Yetkililer çözüm için hiçbir adım atmadı, o yüzden mecbur kaldıkları için ölüm orucuna başladılar, İrfan da birinci ölüm orucu ekibindeydi. Cezaevlerine yapılan saldırıdan 2 gün önce Çankırı’ya görüşe gitmiştik. O zaman ölüm orucu direnişçilerinin durumu zaten kötüydü. Cezaevinde o süreçte ölüm orucu direnişçilerine çok zorluk yaşattılar” dedi.

    Ortakçı şunları kaydetti:

    “Ölüm orucu eylemleri devam ederken geceleri gelip rahatsız ediyorlarmış, koğuşa yemek kokusu veriliyormuş ve görüşleri yasakladılar. İrfan ile son konuşmamızda, ‘Devlet kararlı ama biz de kararlıyız. Verdiğimiz karardan dönmeyeceğiz. Ya tek kişilik hücreleri yıktıracağız ya da burada öleceğiz. Artık ölmek var dönmek yok’ diyordu. 19 Aralık’ta cezaevlerinin iş makineleriyle duvarlarını kırmışlar, çatılardan lav silahlarıyla saldırmışlar, gaz bombası atmışlar. Devlet bu katliama ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ diyor ama aslında cezaevindekileri kurtarmak için değil katletmek için girdiler. 19 Aralık Katliamı’nda çoğu insanı öldürdüler, sakat bıraktılar. Çocuklarımız çok fazla bir şey istememişlerdi, tek kişilik hücrelere ve cezaevinde yaşanan zulümlere karşılardı.”

    “CEZAEVLERİNDE ZULÜM DEVAM EDİYOR”

    19 Aralık’tan günümüze kadar cezaevlerinde zulmün devam ettiğini vurgulayan Nurcihan Ortakçı, “Cezaevlerindeki çocuklarına para gönderdikleri için anneleri, babaları tutukluyorlar. Devlet cezaevindeki çocuklarımızı yalnızlaştırmak için elinden geleni yapıyor. 19 Aralık’tan günümüze cezaevlerinde katliamlar sürüyor, değişen bir şey olmadı. Çocuklarımız geçmişte olduğu gibi şimdi de ölüm orucuna giriyorlar. Günümüzde cezaevlerinin durumu eskiye göre daha kötü. Şu anda daha çok zulüm yaşatılıyor çocuklarımıza. Göz göre göre çocuklarımızı katlediyorlar” diye konuştu.

    Cihan BERK/PİRHA

  • FEDA: Katliamları unutmadık, unutturmayacağız

    FEDA: Katliamları unutmadık, unutturmayacağız

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) yaklaşan Maraş, Roboski ve 19 Aralık 2000 yılında gerçekleştirilen cezaevleri katliamlarının yıl dönümü dolayısıyla yazılı açıklama yaparak, “Maraş, Roboski, cezaevleri ve diğer bütün katliamların acılarını yaşayan halklar ve inançlar olarak bu acıları asla unutmadık, unutturmayacağız” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), yaklaşan Maraş, Roboski ve 19 Aralık 2000 yılında gerçekleştirilen cezaevleri katliamlarının yıl dönümü dolayısıyla yazılı açıklama yayınladı.

    Devletin sorumluluğu olan katliamların üstünü örttüğü söylenen açıklamada, katliamcılara karşı her zamankinden daha çok örgütlenecekleri ve direnecekleri belirtildi.

    FEDA, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Maraş, Roboski, cezaevleri ve diğer bütün katliamların acılarını yaşayan halklar ve inançlar olarak bu acıları asla unutmadık, unutmayacağız. Yaşatılan bunca acıdan umutsuzluk değil, hesap sorma bilinci ve kararlılığı ile Kürtler, Aleviler ve devrimciler olarak mücadeleyi büyütecek ve halklarımızı özgür yaşam ile buluşturacağız. Dünden bugüne yaşatılan katliam ve soykırımların hesabını sormaya, devleti hesap veren, özür dileyene kadar haklı mücadelemizi sürdüreceğiz.

    Bu katliamların hesabını sorma iradesi ve isteği en sağlam dayanağımız, en temel güç kaynağımızdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Mezitli Cemevi’nde Maraş, Roboski ve 19 Aralık Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    Mezitli Cemevi’nde Maraş, Roboski ve 19 Aralık Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    PİRHA- Mezitli Cemevi’nde, Maraş, Roboski ve 19 Aralık Katliamında yaşamını yitirenler anıldı. Yapılan konuşmalarda, Maraş Katilamı’nın ne ilk ne de son olduğunun altı çizilerek, “Türkiye’de katliamsız, ölümsüz, özgürlük içinde eşit, kardeşçe yaşandığı zamanları hep beraber getireceğiz” denildi.

    43 yıl önce Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler birçok kentte anılmaya devam ediyor. ‘İnsanlık suçu’ olarak Maraş Katliamını gerçekleştirenlerin hesap vermesi için talepler de büyüyor.

    Mersin’in Mezitli ilçesindeki Mezitli Cemevi de, Maraş, Roboski ve 19 Aralık Katliamında yaşamını yitirenleri andı. Yoğun katılımın olduğu anmada, Kazım Açıktepe, katledilenler için gulbang okudu, çerağ uyandırdı.

    Anma programında konuşan Mezitli Cemevi yöneticisi Mehmet Akif Aktaş, Maraş Katilamı’nın ne ilk ne de son olduğunun altını çizerek, “Hala Türkiye’de insanlık suçu işleniyor. Hala Aleviler yok sayılıyor ve acılarımız dinmiş değil. Maraş’ta, Çorum’da, Gazi’de, Malatya’da, Roboski’de ve cezaevlerinde katliamlar yaşandı” dedi.

    Mezitli Cemevi Başkanı Ferdi Koç ise, cemevlerinin Türkiye’nin demokratikleşmesinde önemli bir rol oynadığını belirterek, “Cemevleri ve Alevilerin, demokrasinin ülkeye yerleşmesi için gereken sorumluluğu yerine getireceğine inanıyorum. Türkiye’de katliamsız, ölümsüz, özgürlük içinde eşit, kardeşçe yaşandığı zamanları hep beraber getireceğiz” diye konuştu.

    Anma, Renkler ve Diller Korosu’nun seslendirdiği ezgilerle son buldu.

    Diren KESER/MERSİN

  • Cezaevi operasyonlarının 21. yılında Ümraniye Cezaevi önünde açıklama

    Cezaevi operasyonlarının 21. yılında Ümraniye Cezaevi önünde açıklama

    “Hayata Dönüş Operasyonu”nda katledilenler, Ümraniye Cezaevi önünde anıldı. İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, delillerin karartılarak, davanın cezasızlıkla kapatılmak istendiğini söyledi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Tutsaklara Dayanışma İnisiyatifi (TDİ), “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı’nın 21’inci yılında yaşamını yitirenleri andı. Ümraniye Cezaevi önünde yapılan açıklamada, “19 Aralık Katliamını unutmadık unutturmayacağız” yazılı pankart açıldı. İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülsen Yoleri, katliam sonrası açılan davaya dikkati çekerek, katliamın cezasızlık ile ödüllendirilmek istenildiğini söyledi. Katliamda tutukluların vahşice katledildiğini anımsatan Yoleri, sorumlular yargılanana kadar katliamı unutturmayacaklarını ifade etti.

    “DELİLLER KARARTILMAYA ÇALIŞILDI”

    Katliamdan kurtulan tutukluların ise hücre tipi cezaevlerine götürüldüklerini hatırlatan Yoleri, “Ardından da isyan ve mala zarar verme suçlamasıyla haklarında davalar açıldı. İsyan ve mala zarar verme suçlamasıyla Bayrampaşa’daki 167 tutuklu ve hükümlü hakkında açılan dava, 2009’da Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin zaman aşımı kararıyla düşerken, Ümraniye Cezaevi’ndeki 399 mahpusa açılan öldürme suçlamasına dair dava ise 22 Ocak 2016 tarihinde beraatla sonuçlandı ve jandarma uzman çavuş Nurettin Kurt’un operasyonu yapan askerlerce öldürüldüğü kesinleşti. Dakika dakika dünyaya izlettirilen katliamın izleri silinecek gibi değildi ama hızla deliller karartılmaya çalışıldı. Katliamın failleri ve sorumlular hakkında etkin soruşturma yürütülmedi, hatta korundular, terfi ettirildiler. Dönemin Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun, bu katliamdaki rolü nedeniyle 2004 yılında ‘devlet üstün hizmet madalyası’yla ödüllendirildi” dedi.

    CEZAEVLERİNDEKİ HAK İHLALLERİ SÜRÜYOR

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AHİM) Türkiye’yi yaşam hakkını garanti altına alma ve işkence ve kötü muameleyi yasaklama maddelerini ihlal ettiğine karar verdiği halde, cezaevlerinde hak ihlallerinin devam ettiğine dikkati çeken Yoleri, şunları kaydetti:

    “Sırf İnsan Hakları Haftası içinde bu yıl; Kandıra 1 Nolu F Tipi Hapishanesinde Garibe Gezer, İskenderun T Tipi Kapalı Hapishanesinde Bangin Muhammed, Şakran T Tipi Kapalı Hapishanesinde Abdurrazak Suyur, Diyarbakır 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Hapishanesinde Halil Güneş, Bolu T Tipi Kapalı Hapishanesinde İlyas Demir ve uzun süre hapishanede kaldıktan sonra hastalıkları nedeniyle infazı ertelenen Salih Toğrul, tedavi ve sağlığa erişim hakları engellendiği için yaşamlarını kaybettiler. Hapishaneler halen, insanlık dışı, onur kırıcı muamelelerin mekanı durumunda. Karantina uygulamasının kötüye kullanılması, çıplak arama, sürgün sevk, kelepçeli muayene ve tedaviye zorlama gibi mahpusun yaşamını daraltan hak ihlalleri ile egemen zihniyet, cezaevlerini birer işkence merkezine dönüştürmüş durumda. Ancak, mahpuslar bu işkence ve hak gasplarına karşı, insan onuruna yaraşır bir yaşam için yılmadan mücadele ediyorlar.”

    “CEZASIZLIK POLİTİKASI SONA ERSİN”

    Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin toplumsal bir sorun olduğunu kaydeden Yoleri, çözümün sadece tutuklulara bırakılmayacağını ifade etti. Yoleri, cezasızlık politikası son bulana kadar mücadele edeceklerini ifade ederek, taleplerini şu şekilde sıraladı:

    “* Hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri derhal durdurulmalı, yaşanan ihlaller etkin bir şekilde soruşturulmalı, sorumlular yargı önüne çıkarılmalı ve cezalandırılmalıdır.

    * Mahpusların yaşam haklarını koruyacak, eğitim ve sağlığa erişimi dahil tüm temel haklarını güvenceye kavuşturacak mevzuat değişiklikleri yapılmalı, uygulamanın etkin denetimi sağlanmalıdır.

    * Tüm mahpusların insan onuruna saygı gösterilmelidir.

    * Hiçbir mahpus tecrit ve izolasyon koşullarında tutulmamalıdır.

    * Adalet Bakanlığı, 45/1 nolu Genelge’yi, şartsız uygulamalıdır.

    * Cezaevleri sivil izlemeye açık olmalıdır.

    * Çocuk cezaevleri kapatılmalı, kadın cezaevleri mahpus ve kadın hakları gözetilerek yeniden düzenlenmelidir.”

    (Mezopotamya Ajansı)

    İLGİLİ HABERLER

    >19 Aralık ‘Hayata dönüş’ katliamının 21. yılı!
    >19 Aralık Katliamı tanığı: Üstümüzde dolanan kara bulutlar, hapis yattığımız ranzalara kadar inmişti!
    >’19 Aralık hayata dönüş değil, hayatı yok eden bir saldırıydı’
    >HDP: 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nı ve siyasi tutsakların direnişini unutmuyoruz!
    >İHD Dersim Şubesi: 19 Aralık Katliamı’nın faillerini yargılayın!

  • 19 Aralık ‘Hayata dönüş’ katliamının 21. yılı!

    19 Aralık ‘Hayata dönüş’ katliamının 21. yılı!

    PİRHA-“Hayata Dönüş” adı verilerek yapılan, ölüm orucunda 122, operasyon sonucu ise 32 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan operasyonun üzerinden 21 yıl geçti.

    İnsanlık tarihi açısından kara bir gün olarak kayıtlara geçtiğinde tarih 19 Aralık 2000’di. Demokratik Sol Parti (DSP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Anavatan Partisi (ANAP) koalisyonu döneminde cezaevlerinde uygulamaya sokulmak istenen F tipi cezaevi sistemine karşı 19 yıl önce, 20 Ekim 2000 tarihinde yüzlerce mahkum 19 temel taleple açlık grevine girdi. Talepleri kabul edilemeyen mahkumların bir kısmı 20 cezaevinde açlık grevini ölüm orucuna çevirdi.

    İçeride kritik günlere girilirken, dışarıda insan hakları kuruluşlarından oluşan bir heyet hükümet yetkileriyle görüşmeler gerçekleştirip sorunun diyalog yoluyla çözülmesine çabalıyordu. Kapalı kapılar ardında ise cezaevlerine operasyonun planları yapılmıştı. Hükümetten “teröristlerle anlaşma yapmayacaklarını, ölüm oruçlarına müdahale edilebileceğini” açıklamaları gelirken, dönemin  başbakanı Bülent Ecevit, “teröristlerle pazarlık yapmayız” diyordu.

    Ölüm orucunun 61. günü, yani tarihler 19 Aralık’ı gösterdiğinde sabaha karşı 04.30 sıralarında eş zamanlı olarak operasyon başlatıldı. Yapılan operasyonlarda, 2’si asker -ki tutukluların öldürdüğü iddia edilmiş, hazırlanan adli tıp raporların G-3 tüfeği kurşunlarıyla arkadan vuruldukları ortaya çıktı- 30’u tutuklu olmak üzere 32 kişinin ölümüyle sonuçlanacak olan operasyon ‘Hayata Dönüş’ adıyla başlatıldı ve tarihe 19 Aralık Katliamı olarak geçti.

    Operasyon sabahı çıkan gazeteler “Devlet girdi – Sahte oruç kanlı iftar” manşetleriyle çıkarken İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, “Biz bu operasyona bir yıldır hazırlanıyorduk. Jandarma, özel tim ekipleri operasyon yapılacak cezaevlerinin maketleri üzerinde uygulamalı eğitim alıyordu” açıklamasını yaparken, Saadet Partili Mehmet Bekaroğlu ise, “Bakan Türk hem arabuluculuk yapan bizleri, hem de halkı kandırdı” diyerek görüşmelerin nasıl oyalamaya dönüştüğünü söylüyordu. Hacer Arıkan adlı tutuklunun ambulanstan indirilirken “Bizi diri diri yaktılar” dediği dakikalarda Hikmet Sami Türk, “Ölüm oruçlarında insanların göz göre göre ölmesine seyirci kalamazdık” açıklaması hafızalardaki yerini aldı. Operasyondan sonra ise açıklanan Adli Tıp raporları sonrası gazeteler “Hayata Dönüş Katliamı” başlığı taşıyordu.

    Operasyon sonrasında F tiplerine konulan mahkumların ölüm orucu devam etti. Cezaevinde ve dışarıda ölüm orucuna katılan 122 kişi hayatını kaybetti, yüzlercesi de sürekli ya da geçici sakatlıklar yaşadı.

    Tarih yıllar öncesinde Maraş katliamını yazarken, 2000 yılına gelindiğinde toplumların hafızasında silinmeyecek bir katliam daha tarihe kazındı.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    >19 Aralık Katliamı tanığı: Üstümüzde dolanan kara bulutlar, hapis yattığımız ranzalara kadar inmişti!
    >’19 Aralık hayata dönüş değil, hayatı yok eden bir saldırıydı’
    >Cezaevi operasyonlarının 21. yılında Ümraniye Cezaevi önünde açıklama
    >HDP: 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nı ve siyasi tutsakların direnişini unutmuyoruz!
    >İHD Dersim Şubesi: 19 Aralık Katliamı’nın faillerini yargılayın!

  • Ankara’da Aralık katliamlarına ilişkin panel yapıldı

    Ankara’da Aralık katliamlarına ilişkin panel yapıldı

    PİRHA – Ankara’da 19 Aralık, Maraş ve Roboski katliamları anması yapıldı. Panelde katliamların ortak özelliğinin muhalif harekete gözdağı olduğu belirtilerek mücadele vurgusu yapıldı. 

    Ankara’da ilerici ve devrimci güçlerin çağrısıyla 19 Aralık, Maraş ve Roboski katliamları ile ilgili bir panel gerçekleştirildi. Etkinlikte yapılan açılış konuşmasında, “Tarihi, katliamlar, inkar, sindirme baskılarıyla dolu olan TC devleti, devrimcileri, Kürtleri, ve Alevileri teslim almak için gerçekleştirdiği katliamlarla Aralık ayı Türkiye tarihinde çarpıcı bir izdüşümüdür. Ve tarihin kodlarını ortaya koyacak bir bütünlüğü ifade eder. Faşizme karşı yan yana omuz omuza mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. Ölümsüzleşen yoldaşlarımız, bize yol göstermeye devam ediyor” denilerek saygı duruşuna geçildi.

    HDP Ankara İl Örgütü’nden Hüseyin Gevher, Avukat Kazım Bayraktar, ölüm oruçları süreci tanıklarından Mehmet Acettin ve Veli Saçılık’ın konuşmacı olarak katıldığı panelde üç katliamın yaşandığı dönemler ve süreç hakkında konuşmalar yapıldı.

    Hüseyin Gevher, konuşmasında Maraş Katliamı’na dair açıklamalarda bulundu. Katliamın planlayıcısının devlet olduğunu belirtirken, katliam döneminde gösterilen devrimci dayanışmadan örnekler verdi. Özgürlük ve kurtuluş mücadelesi için birleşik bir direniş gösterilmesi gerektiği vurgusunu yaptı.

    Ardından Avukat Kazım Bayraktar, 19 Aralık Katliamı ile ilgili bir konuşma gerçekleştirdi.  Bayraktar şunları söyledi:

    “Dönemde ilerici devrimci güçlerin verdiği güçlü mücadele devletin canını sıkmaya başlamıştı. Bu katliam, önceki katliamların bir devamıydı. O dönemi mutlaka hatırlamamız gerekiyor. Katliamların ortak özelliği muhalif harekete gözdağıdır. Bunu dışında o dönemi de, egemenlerin amaçlarını da iyi bilmemiz gerekiyor. Onlar meselenin sınıfsal özünü iyi biliyorlardı. Bülent Ecevit ‘cezaevlerine hakim olamazsak IMF kararlarını uygulayamayız’ diyordu. 19 Aralık sadece bir cezaevi meselesi değildi, asıl hedef dışarıydı, dışarıdaki muhalefet hedefti. Siyasal krizin ekonomik krizi tetiklediği bir dönemdi ve toplumun denetim altına alınması gerekiyordu. Yalan propagandalarla bu katliama gidildi. Bu konuda tarihten dersler çıkarmak ve safımızı belirlemek zorundayız.  Dönemin medyası bu katliama çirkefleşerek çanak tuttu. Birçok yayın organında yalan haberlerle devrimciler suçlu gösteriliyordu.  Birçok örgütün tarihteki en zayıf olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bir yandan da dünya halkları, işçiler emekçilerin içten içe hareketlendiği bir süreç. Ortadoğu’da mezhep dışı emek hareketleri ortaya çıkmaya başladı. Örgütlenmeye ihtiyacı olan işçi sınıfı ve halklar var artık. İktidarın ve sistemin çıkmaza girdiği bu dönemde bizlere düşen görev örgütlenmektir.”

    “19 ARALIK PLANLI BİR ASKERİ HAREKETTİR”

    Mehmet Acettin ise süreç hakkında bilgi vererek şunları söyledi:

    “19 Aralık sıradan bir olay değil. Planlı bir askeri harekattır. Bu katliamlar devletin kendini yeniden göstermesi, otoritesini yeniden kurması hareketidir. Burdur ve Ulucanlar katliamı bunun bir provasıdır. Bizi bu sürece sürükleyen şey teslim alma, yıkılan otoritenin yeniden kurulması politikalarına karşı direngenliğimizi göstermek olmuştur.  Ölüm orucu süreci devrimci iradenin kazanımıyla sonuçlanmıştır. Ezilenlerin, yoksulların, Kürt halkının direnmekten başka seçeneği yoktur. Umudumuzu yitirmeyelim. Dünya halkları ayakta şu an, bizim de umudumuzu korumamız gerekiyor.”

    “SONUNDA MÜCADELEMİZ KAZANACAK”

    Veli Saçılık da panelde şöyle konuştu:

    “Savaş tezkeresinde birleşenlerin 19 Aralıkta da birleştiklerini görüyoruz. Kürt özgürlük hareketi ile Türkiye işçi sınıfının mücadelesinin birleşememesi belki de en büyük şanssızlığımızdı. İçeride ve dışarıda hücreler yaratmayı hedefleyen, IMF politikalarını hayata geçirmeye çalışan ve bu sebeple bir katliama ihtiyaç duyan bir devletle karşı karşıyayız. Bu katliamda şehit düşen arkadaşlarımızı buradan da bir kez daha anmış olalım. Devrimci irade sayesinde hala devlet istediğini alabilmiş değildir. Biz bu geleneği devrim uğruna şehit düşenlerden aldık. Bu dönem iktidar için de çok karanlık bir dönem. O dönem yönetme krizi vardı şimdi de var, şimdi de yönetemiyor.  Ezilenler olarak ve baskıya uğramışlar olarak direnmemiz gerekiyor. Katliam dönemi aynı zamanda devrimci dayanışmanın da güçlü olduğu bir dönem olmuştu ve burada kaybeden devlet olmuştur. Vereceğimiz mücadele sonucunda da biz kazanmış olacağız.”

    Konuşmaların ardından, İnsan Hakları Derneği’nin hazırladığı cezaevleri raporu okundu. Raporun ardından Roboski Katliamı’na değinildi. Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaşlardan söz edildi. Devletin savaşları körüklemek, zemin hazırlamak için yürüttüğü kirli politikalardan, katlettiği sivil halktan söz edildi ve bütün bu politikalara karşı halkların mücadeleyi büyütmesi vurgusu yapıldı. Ardından etkinlik sonlandırıldı. ANKARA/PİRHA

  • ‘Reform olarak ortaya çıkan cezaevlerinde hedef insanın iradesidir’-VİDEO

    ‘Reform olarak ortaya çıkan cezaevlerinde hedef insanın iradesidir’-VİDEO

    PİRHA- Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, Avukat Ercan Kanar ile ölüm orucu direnişçilerinden Muharrem Kurşun’un katılımı ile 19 Aralık  Katliamı’na ilişkin panel gerçekleşti. 

    Tecrit sistemine dikkat çekmek ve toplumsal kesimleri duyarlı kılmak amacıyla düzenlenen 19-22 Aralık cezaevi operasyonlarında yaşamını yitirenleri anma etkinlikleri devam ediyor. Belgesel gösterimi ve resim sergisinin ardından ise bugün panel düzenlendi.

    Dayanışma Ağı tarafından organize edilen panele cumartesi insanları, hasta mahpusların yakınları, İHD üyeleri ve çok sayıda kişi katıldı.

    Moderatörlüğünü İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri’nin yaptığı panelde konuşmacı olarak Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Sekreteri ve mahpuslar için görüşmeler yapan heyette yer alan Metin Bakkalcı, direnişçilerden Muharrem Kurşun yer aldı.

    Panel, 19 Aralık’ta yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşunun ardından başladı.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri yaptığı konuşmada, F tiplerine hazırlıkların başladığı andan itibaren bunların hak ihlalleri yaratacağına dair çeşitli kampanyalar yürütüldüğünü hatırlattı. O dönemde insan hakları derneğinde yaşananları anlatan, Yoleri, “Hepimiz dernekte toplandık. Ve 2 ay dernek hiç kapanmadı. Çok yoğun bir çaba, mücadele sürdürüldü.” dedi.

    “19 ARALIK BİZİ TESLİM ALMAYA YÖNELİKTİ”

    O dönem Çankırı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Muharrem Kurşun, devletin F tipine geçme nedenlerinden bahsetti. Kurşun, “Tecridi istemelerinin nedeni saldırıya daha açık zemin haline getirmeye çalışmaktı. İkincisi teslim almaya çalışmanın sonucuydu. Amaçları bizi teslim almaktı. Bizi teslim alınca toplumu teslim alabileceğini düşünüyorlardı.”

    Kurşun, her fırsatta ölümü deniyor ama “Biz yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz” diye sonlandırdı.

    “ÖLÜME DÖNÜŞ OPERASYONU”

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, konuşmasına “Bugünden bakarak ‘her şey kaçınılmazdı’diyen, ‘başka bir ihtimali’ düşünemeyenler konusunda bütün bu sürecin sorumlularından biri benim, benim derken biziz. Yetemedik, beceremedik. Kişisel olarak da borcumdur.” diyerek başladı.

    19 Aralık sürecine ilişkin konuşan Bakkalcı, “Hayata dönüş dediklerinde 19 aralıka kadar açlık grevinde yaşamını yitiren yoktu. Güvenlik görevlilerinin müdahalesi sonucu 32 kişi yaşamını yitirdi. Bu yüzden bu operasyonun adı ölüme dönüş operasyonudur.” dedi.

    İnsanları kapatılarak cezalandırılmasının 19-20 yy.’da başladığını söyleyen Bakkalcı, tecridin tarihsel süreci ve dünyadaki cezaevlerinden örnekler vererek bahsetti.

    Açlık grevleri olmadan önce 16 haziran 2000’de cezaevi ziyaretinde bir rapor hazırladıklarını ve bu cezaevlerinin mekânsal olarak izolasyon ve tecride dayalı olduğunu belirttikleri söyledi. Bakkalcı, “Bir insanın doğal hayatını sürdürebilmesi için dış uyaranlara ihtiyacı var. Bunlar olmazsa fiziksel ve sosyal yapısını tahrip edeceğini söylemiştik. Talebimizde o dönem f tiplerinin çalışmalarının durdurulması olmuştu.” dedi.

    “CEZAEVLERİ KOCAMAN BİR TOPLUM PROJESİ”

    19 Aralık öncesi arabulucu olarak yaptıkları görüşmelere de değinen Bakkalcı şöyle konuştu:

    “Cezaevindekiler Güvence istiyorlar. Müzakere süreci devam etmiş olsaydı olabilirdi. 14 Aralık’ta görüşmeyi sürdürürken önce RTÜK yayın yasağı koydu. DGM etkinlik yasağı koydu. Her şey biraz hissediliyordu. İçişleri, Sağlık ve Adalet Bakanı biz görüşmeleri yaparken emri göndermeye başlamışlardı. Cezaevindeki temsilciler görüşmelerin sürmesi mesajı veriyorlardı. 15 Aralık’ta etkin bir müzakere yolu kapanmış idi. Cezaevleri kocaman bir toplum projesine dönüşmüş durumda.”

    Bakkalcı, ihlale maruz kalanların tazmin haklarının sağlanması, ihlal edenlerin cezalandırılması gerektiğini belirtti.

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇTA ZAMAN AŞIMI OLMAZ”

    Avukat Ercan Kanar, tecride, cezaevleri tarihçesine ve 19 Aralık sürecine ilişkin konuştu.

    Kanar, “Türkiye insanlığa karşı suçlarında tarihi denebilir. 19 Aralık da çok daha önceden planlanmış insanlığa karşı suçtur. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlardan biri olan Maraş Katliamı’nın da 40. yılı.  Ve bu suçlarda asla zaman aşımı olmaz.” dedi.

    Mahkemelerin bu madde açısından dava açmadığını söyleyen Kanar, yargılananların da emir kulu denilen tetikçi ve askerler olduğunu söyledi.

    “HAPİSHANEDE HEDEF İNSANIN İRADESİDİR”

    Kanar, devletin yüzleşmeye çağrılması açısından hatırlamanın çok önemli olduğuna dikkat çekerek, dünyadaki cezaevlerinden bahsetti.

    Kanar, “Cezaevleri dünyada bir reform olarak ortaya çıktı. Hapishanede hedef insanın iradesidir. Beynin teslim alınması olarak değerlendirilmeli. Tecridi sadece yasaklama kurallar topluluğu olarak görmemek gerekir. Tecrit bir iktidar tekniğidir.” dedi.

    TÜRKİYE CEZAEVLERİ

    Türkiye cezaevleri tarihinden de bahseden Bakkalcı, “Cumhuriyetin ilk yıllarında koğuş sistemi vardı. Siyasiler ve adliler aynı yerde kalıyordu. 1934 yılında genelge yayınlanarak ayrı ayrı yerleştirmeye başlandı. 12 Mart darbesine kadar cezaevlerinde neler olduğu ile toplum ilgilenmedi. 12 Mart darbesinden sonra cezaevleri ile yüzleşildi. Bu hak ihlalleri asıl 12 Eylül’de yaşanmaya başladı. Çeşitli bedellerle alınan haklar idari, iktidar teknikleri ile geri alındı.” dedi.

    19 Aralık operasyonuna da değinen Bakkalcı şöyle konuştu:

    “Bu davalarda sorumluları yargı önüne çıkartılamadı. Söz konusu operasyon için çok önceden karar verilmiş hazırlık yapılmış. Operasyon kayda alındığı halde mahkemeye getirtilemedi. Raporların getirilmesi de yılları buldu. Bayrampaşa davasının açılması 10 yıl ertelendi. Ümraniye ve Bayrampaşa devam ederken, Çanakkale zaman aşımı ile sonuçlandı. Bursa ise tutuklu hükümlülerin beraatiyle sonuçlandı. Bu davaların hepsinde Genelkurmay başkanı olmak üzere tüm sorumluların yargılanmaları gerekirdi. İnsanlığa karşı suç kapsamında yargı önüne çıkartılmalıydılar.

    Konuşmaların ardından Gülseren Yoleri, Edirne ve Tekirdağ cezaevlerine yaptıkları ziyaret sonucunda ortaya çıkan tabloyu özetledi:

    “İşkence uygulamaları görünür oldu. Tecrit ağırlaştırıldı. Disiplin cezaları arttı. Hücre cezalarının yanı sıra cezayı ağırlaştırdığı bir sonuç ortaya çıkarıldı. Tecride bağlı hastalıklar arttı. Hasta mahpusların tedavi hakkına erişimi engelleniyor. Mahpusların şikayet dilekçeleri sonuçsuz kalıyor. Sorunların artarak devam ettiği.”

    Panel soru cevap ile sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Şafağın Göz Yangını’ belgeselinin gösterimi yapıldı- VİDEO

    ‘Şafağın Göz Yangını’ belgeselinin gösterimi yapıldı- VİDEO

    PİRHA- 19-22 Aralık 2000 tarihinde 20 cezaevine düzenlenen ve 30’u tutuklu 32 kişinin öldürüldüğü  katliamın 18 yıldönümünde, cezaevleri vahşetine dikkat çekmek için belgesel film Şafağın Göz Yangını gösterildi.

    Wernicke Korsakof ve Eski Mahpuslarla Dayanışma Ağı (WKEMD) 19-22 Aralık katliam ve direniş gündemli ilk etkinliğinde “Şafağın Göz Yangını” belgesel filminin gösterimini gerçekleştirdi.

    Taksim’de bulunan Cezayir Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen etkinlikte belgesel gösteriminin ardından katliamda yaşamını yitirenler için saygı duruşu gerçekleştirildi.

    Sonrasında ise Nihat Göktaş, Gönül Karagöz ve mahpus yakını İsmail Karagöz’ün sunumlarına geçildi.

    19 Aralık’ta yaşananların farklı yönleriyle anlatıldığı sunumlar üzerine sorulan bir soruların ardından Gönül Karagöz 19 Aralık’ta kadınlara yönelik saldırıların dile getirilmesinde eksik kalındığını belirtti.

    “‘HAYATA DÖNÜŞ’ OPERASYONU ADI ALTINDA KATLİAM YAPTILAR”

    Nihat Göktaş, 19 Aralık  direnişinin bugün de sürdüğünü vurguladı. Göktaş yapılan katliamla ilgili dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in ‘Cezaevlerinde düzeni sağlamadan hiçbir şekilde düzeni sağlayamayız’ sözünü hatırlatarak “Onun düzeni sağlamak dediğini yaşadık. Amaçları insanları tecrit altına alarak yalnızlaştırmaktı, dışarıya da gözdağı vermekti. Buna da hayata dönüş operasyonu adı altında katliam yaptılar” dedi.

    O günden bu güne devlet sisteminde bir değişiklik olmadığını kaydeden Göktaş “Bugün de Efrin operasyonuna ‘Zeytin Dalı’ adını verdiler. Ama ilk gittikleri zaman zeytinleri talan edip, insanları katlettiler” dedi.

    “OSMANLI’DAN BU YANA AMAÇLARI BİAT ETTİRMEK”

    Direnişçilerden Gönül Karagöz’ün babası İsmail Karagöz ailelerinin yaşadıklarını anlattı. Karagöz 19 Aralık’tan 1 gün önce farklı bir şey olacağına inandıklarını ancak 19 Aralık sabahına karşı operasyon haberiyle uyandıklarını hatırlattı. Karagöz “20 cezaevine birden operasyon başlamıştı. Bu egemenlerin yüzü çok karadır. Karşımızda çok büyük bir düşman var. Hak-hukuk bunlar yok, Osmanlı’dan bu yana amaçları biat ettirmektir” dedi.

    Gönül Karagöz ise katliamda birçok devrimcinin hayatını kaybettiği, çok daha fazlasının ise sakat kaldığını belirtti. Yaşanan katliam ve sonrasında kadın mahpusların yaşadığı cinsel tacizlerden söz ederek “Bu saldırılar kadınlara yönelik saldırılardır. Bu saldırıların amacı kadınların kişiliklerine saldırmaktı.” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • Korsakoff hastası İdris Yiğit, 19 Aralık cezaevi operasyonunu anlattı-VİDEO

    Korsakoff hastası İdris Yiğit, 19 Aralık cezaevi operasyonunu anlattı-VİDEO

    PİRHA- İdris Yiğit, Korsakoff hastası. 19 Aralık cezaevi operasyonları sırasında İstanbul Ümraniye Cezaevi’ndeydi. Yiğit, yaşananları anlatırken, “Açlık grevlerini ve ölüm oruçlarını gündemden çıkarmak ve insanlarımızı bu eylemlerde kaybetmek istemiyorsak dışarıda demokrasi bilincini geliştirmeliyiz, kitle hareketini geliştirmeliyiz” diyor.

    19 Aralık Katliamı’nın üzerinden 18 yıl geçti. O gün cezaevlerine yapılan operasyonlar ile 30 kişi öldürüldü, yüzlerce kişi ağır şekilde yaralandı. Katliamın yıldönümünde dönemin tanık ve mağdurlarından Wernicke Korsafoff hastası İdris Yiğit yaşananları PİRHA’ya anlattı.

    Yaklaşık 10 yıl hapishanede kalan İdris Yiğit, 19 Aralık operasyonunda İstanbul Ümraniye Cezaevi’ndeydi. Yiğit, “Biz devletin F tipi hazırlığını biliyorduk, operasyonla bizi F tiplerine göndereceğini de kestiriyorduk ama operasyonu önlemek için bazı siyasi hareketler açlık grevine başlamıştı” diye sözlerine başladı.

    Daha sonra bu açlık grevinin ölüm orucuna çevrildiği o süreçte devlet ile görüşmelere başladığını söyleyen Yiğit, “Oysaki bir tarafta da devlet yaklaşık 1 yıl önce de ‘Nasıl bir operasyon yaparız?’ onun hazırlığı içerisinde. Kamuoyuna ‘biz görüşmek istedik, daha iyi koşullar sağlamak istedik ama bunlar kabul etmedi’ mesajını vermek için görüştü.” dedi.

    “HER TARAFTAN SİLAH SESLERİ GELİYORDU”

    Ümraniye Cezaevi’nde 3 gün yaşadıkları süreci şöyle anlattı:

    “Sabaha doğru çoğu zaman yaptıkları gibi saat 05.00’te hapishaneyi silahlarla bastılar ve biz yataklarımızdan uyandık. Ben çoğu zaman siyasi hayatımda sormuşumdur ‘Bu kadarı da olmaz’. O gün de kendime sormuştum, ‘Ya bu kadarı da olur mu?’ diye. Gerçekten de oluyormuş. Her seferinde devletin uyguladığı şiddet boyutu bizi şaşırtıyor. Aslında şaşırmamamız gerekir ama nedense böyle bir duyguya kapılıyoruz. Her taraftan silah sesleri geldi. Biz hemen koştuk barikat kurabilecek kapıları tutabileceğimiz kadar tuttuk. Ondan sonra gaz sıkmaya başladılar ulaştığı yerlere kadar. Biz daha önce de gaz maskesine benzer şeyler yapmıştık aslında pet şişelerden ama pek işe yaramadı. Durduğumuz kadar durabildik. Duramadığımız yerlerde de başka koğuşlara gittik. Devlet bir yandan da aslında şunu yapmaya çalışıyordu; hem silah sıkarak, hem gaz sıkarak bizi teslim olmaya zorluyordu. Daha sonra da ‘işte bak teslim oldular’ görüntüsü vermek istiyordu. Ama biz de elimizden geldiği kadar bir direniş sergiledik, her girdiğimiz koğuşta hem üstte hem yanda matkapla duvarları deliyor, deldikten sonra da içeriye gaz sıkıyorlardı. Orada duramaz hale geldiğimiz zaman en uygun başka bir koğuşa geçiyorduk.”

    “HÜCREDE DUVARA DİZİP İŞKENCE ETTİLER”

    “Ümraniye hapishanesinde bu süreç 3 gün sürdü. 3 gün sonra artık gidebileceğimiz hiçbir yer kalmayınca dışarı çıktık. Özel güvenlik güçleri gelmişti oraya. Bunların bir kısmı sözlerinden de anlaşılıyordu, Kürdistan bölgesinde savaşan tiplerdi. Çünkü aralarında ‘bunlar biraz mürekkep yalamış tipler, diğerleri daha farklı’ diye konuşuyorlardı. Ondan sonra da biz arkadan kelepçeyle bağlandık, ringe kadar götürdüler. Ringe giderken de askerler sıraya girmişti tekmeler arasında ringe bindirildik. Ümraniye’den Kandıra F tipine gittik. Kandıra F tipinde de önce askerler arıyor. Bir gerekçe yani aslında amaç orada siyasi kimliğimizi ezmek, kişiliğimizi ezmek. Yaptırımlar tamamen buna yönelikti. Asker ‘soyun’ diyor oysaki daha önce bakmışlardı bize. Yani orada bizim kişiliğimizi ölçüyorlar aslında. Soyunmadığımız zaman tekme tokat kendileri soydular. İki adım ötesine gidiyoruz bu sefer gardiyanlar ‘soyun’ diyor. ‘Biraz önce askerler baktı’ diyoruz aldırmıyorlar. Tabi bunların niyetleri farklı. Sonra gardiyanlar tekme tokat soydular. Örneğin benim orada hiç bir giysimi vermediler. Sadece atlet külotla hücreye gittim. Hatta beni hücreye götüren iki gardiyan vardı duvara dizdiler onlar da hızlarını alarak karate yapar gibi orada da işkence yaptılar.”

    WERNİCKE KORSAKOFF TEŞHİSİ

    Cezaevinde 1996’da B1 vitamini alamadığı için Wernicke Korsakoff teşhisi de konulan Yiğit, yaşadığı sağlık sorunlarına da değindi:

    “B1 almadığımız için vücut çok hızlı düştü. Aldığımız şekerli suyu bir süreden sonra kabul etmemişti. 1996’nın son günlerine doğru çift görmeye başlamıştım çünkü. Bilinçte de gelip gitmeler oluyordu. Aslında o süreçten sonra bize sendikada müdahale ettiler. Ne kadar bilinçli olduğunu bilmiyorum tabi. Ama ondan sonra bende wernicke değil ama korksakoff dediğimiz unutkanlık, yeni bilgileri kaydetmeme başlamıştı. Fakat 2000’de ben daha uzun süre gitmiştim 186 gün. O süreçte de sonlara doğru artık etkilenmiştim kusuyordum, hareketlerimde yavaşlık başlamıştı. Ama o süreçte devlet şöyle bir politika izledi: Eylem çok kitlesel olduğu için eylemi boşa çıkarmanın bir yolu olarak da ölümü yaklaşanları dışarı bıraktı Adli Tıp kararıyla. Yanılmıyorsam 399 diye bir yasa. Sona doğru ben dışarı çıktım artık. Dışarıda ise TİHV’de tedavi gördük. Daha sonra evde tedavi gördüm. Şimdi Wernicke Korsakoff teşhisi olmakla birlikte görece daha iyiyim. Çünkü bazı arkadaşlarım Wernicke gezemiyorlardı, hareketlerinde de zorluk çektiler. Benim onda zorum yok ama Korsakoff boyutuyla unutkanlık ve yeni bilgileri kaydetmem gibi bazı sorunlarım var.”

    Yiğit, 2000’de Adli Tıp kararı ile tahliye edildi.

    “DEMOKRATİK TOPLUMUN VİCDANINI HAREKETE GEÇİRMEK İSTEDİK”

    Ölüm orucunun mahpusların son başvuracağı bir eylem biçimi olduğunu söyleyen Yiğit, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Orada seçeneksiz kalıyorsun aslında. Ya ileriye doğru kişiliğini teslim alacaklar, kişiliğinden siyasi kimliğinden vazgeçeceksin ya da bir eylem koyacaksın ama bu eylem de güçlü bir eylem olmalı. Ölüm orucu dışında da pek böyle keskin bir eylem biçimi olmuyor. Biz orada ölüm orucuna giderken biz ölsek de bu devletin geri adım atmayacağını biliyorduk. Aslında ölüm orucunun amacı dışarıda demokratik toplumun vicdanını harekete geçirmek onları sokağa çağırmak, sokaktaki gücün de devlete karşı bir yaptırıma dönüşmesi ve devletin geri adım atması idi. İçerideki açlık grevi ve ölüm orucunun bir boyutu da kişiliğini kimliğini savunmak yaptırım gücü ile dışarıdaki kitleleri harekete geçirdiği sürece anlamlı  olabilir. Fakat o süreçte çok kitlesel bir ölüm orucu eylemine gitmemize karşın dışarıda kitleleri harekete geçiremediğimiz için ölüm orucu maddi anlamda bir kazanımla bitmedi. Ama Seyit Rıza’nın dediği gibi ‘biz de diz çökmedik’. Bunları da devlet hiçbir zaman unutmayacak ve gelecek nesillere de bu boyutuyla aslında siyasi bir miras bıraktık.”

    “BU BASKI SÜRDÜKÇE EYLEMLER DEVAM EDECEK” 

    Devletin baskısı sürdüğü sürece ölüm orucu ve açlık grevlerinin bitmeyeceğini söyleyen Yiğit, konuşmasına şöyle devam etti:

    “İşte bugün bir milletvekili meclisin dahi sesini çıkaramadığı Leyla Güven, uzun süreli bir açlık grevinde. Bu eylemin nereye evrileceğini de bilmiyoruz. Ben Leyla Güven’in eylemine baktığım zaman şunu yine görüyorum; bizim gibi ülkelerde, toplumlarda toplumsal kültür, demokrasi kültürü gelişmedikçe sokakta kitlesel olarak hak alma bilincimiz gelişmedikçe galiba içeride daha çok açlık grevleri, ölüm orucu gibi eylemler olacak. Çünkü devlet içeridekileri sadece tutsak almakla yetinmiyor ki onlara dayatmalarda bulunuyor. İşte bugün F tipinde örneğin çok konuşulmasa da ileriye dönük tek tip elbise gündemde. Tek tip elbise de siyasi tutsakların kimliğine yönelik bir saldırıdır. Bunu kabul etmeyeceğini devlet de biliyor. Böyle bir şey gündeme geldiği zaman ne olacaktır yine açlık grevleri, yine ölüm oruçları gündeme gelecektir. Açlık grevlerini ve ölüm oruçlarını gündemden çıkarmak ve insanlarımızı bu eylemlerde kaybetmek istemiyorsak dışarıda demokrasi bilincini geliştirmeliyiz, kitle hareketini geliştirmeliyiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • 18 yıl sonra 19 Aralık: Biz yaşamı uğruna ölebilecek kadar seven insanlarız-VİDEO

    18 yıl sonra 19 Aralık: Biz yaşamı uğruna ölebilecek kadar seven insanlarız-VİDEO

    PİRHA- 19 Aralık cezaevlerine yapılan operasyonların 18. yıldönümünde PİRHA’ya konuşan Dayanışma Ağı Derneği’nden Fatime Akalın, “18 senede iki kuşak yetişti ve iki kuşak bir çok bilgiyi gerçekten doğru kanaldan bilmiyor. Yapacağımız etkinlik ile 19 Aralık’ı toplumun gündemine yeniden taşımak istiyoruz” dedi.  

    19-22 Aralık 2000 tarihleri arasında ülke çapında 20 ayrı hapishanedeki siyasi tutuklu ve hükümlülerin kaldığı bloklara eşzamanlı operasyon düzenlenmiş, 28 tutuklu ve iki asker olmak üzere toplam 30 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce mahpus yaralanmıştı.

    19 Aralık cezaevleri ‘tufan’ı olan ‘hayata dönüş’ adı verilen operasyonun üzerinden 18 yıl geçti.

    1996 yılında tutuklanıp 2000 yılında Adli Tıp Kurumu’nun verdiği Wernicke Korsakoff teşhisi tahliye edilen Fatime Akalın, Ulucanlar Cezaevi’nde katliamı yaşadı. Bu katliamın ardından Niğde’ye sürülen Kalın, Niğde’de ölüm orucundayken bilincini kaybedince müdahaleye uğradı ve 2001 yılında da tahliye oldu.

    “18 YILDIR DEVLETİN BASKICI MANTIĞI SÜRÜYOR”

    Fatime Akalın, 19 Aralık cezaevi operasyonları üzerinden geçen 18 yılda yaşanan değişimleri ve o dönemi bir dizi etkinlikler ile duyurmak istediklerini söyledi.

    Akalın, “19 Aralık’tan sonra 18 yıl geçti. Ama devletin baskıcı, şiddete dayalı ve teslim alma mantığı hala sürüyor. 19 Aralık gibi bir cezaevi katliamını yaptıran ceberut devlet tarzı hala sürüyor. Demokratik bir takım gelişmeleri sağlayamadık.” dedi.

    Akalın, Dayanışma Ağı olarak gerçekleştirecekleri bu etkinlik ile 19 Aralık’ı toplumun gündemine yeniden taşımak istediklerini belirtti.

    “NELER YAŞANDIĞINI MERAK EDİYORSANIZ, GELİN”

    Bu etkinliği düzenlemekteki amaçlarını Akalın şöyle anlattı:

    “18 sene geçti 18 senede iki kuşak yetişti. Ve iki kuşak bir çok bilgiyi gerçekten doğru kanaldan bilmiyor. Ve birebir bizimle isteyenler ile tartışmak istiyoruz. Gündemlerine taşımak istiyoruz. Gerçekten merak eden, gerçekten o zamanlar neler yaşandı bilmek isteyenler gelip bizimle bütün etkinlikleri izleyerek görebilirler. Çünkü devletin basın aracılığıyla ya da farklı kanallarla ideolojik bir bombardımanı var. Bunlar yaşamayı sevmeyen insanlar, robotlar, örgütler tarafından beyinleri yıkanmıştır şeklinde birebir öyle kirli propagandalarla toplumun geniş kesimlerine kirli bilgi akışı sağlanıyor.

    Ama biz yaşamı uğruna ölebilecek kadar seven insanlarız. Ve bugün de yaşamı onurlu, eleştirel, muhalif ve dik durarak yaşamaya devam etmek istiyoruz.”

    ’18 YIL SONRA 19 ARALIK’ ETKİNLİĞİ

    Birçok kurumun desteği ile birlikte Dayanışma Ağı’nın düzenlediği ’18 yıl sonra 19 Aralık’ adı ile düzenlenen etkinliğin detayları şöyle:

    “19 Aralık’ta hapishanelerde neler olduğunu ve hapishanelerde tecriti tartışıyoruz’ şiarıyla düzenleyeceği bir dizi etkinlikle 19 Aralık Hayata Dönüş Operasyonu’nu konuşacak.

    Dayanışma Ağı’nın düzenlediği film gösterimi/söyleşi, fotoğraf sergisi ve yaşayan kütüphane ve panel etkinlikleri 19-22 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek.

    19 Aralık’ta ‘Şafağın Göz Yangını’ filmi gösterilirken 20-21 Aralık’ta ise Fotoğraf Sergisi ve Yaşayan Kütüphane etkinliği düzenlenecek.

    22 Aralık’ta, TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, Av. Ercan Kanar ile Ölüm Orucu Direnişçileri’nin konuşmacı olarak katılacağı ve İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri’nin moderatörlüğünü yapacağı panel gerçekleşecek.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Demokratik Toplum Kongresi’nden Maraş Katliamı ve 19 Aralık açıklaması

    Demokratik Toplum Kongresi’nden Maraş Katliamı ve 19 Aralık açıklaması

    PİRHA –  Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Maraş ve 19 Aralık katliamlarının yıl dönümü vesilesiyle bugün yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, Maraş Katliamı’nın yeni katliamlarla devam ettiği belirtilerek, mücadelede ortaklaşma çağrısında bulunuldu. 

    Demokratik Toplum Kongresi Maraş Katliamı’nın 39. yıl dönümü ve 19 Aralık operasyonuna dair yazılı açıklama yayımladı.

    Maraş Katliamı’nın devletin himayesi ve göz yumması ile MHP’li faşistler tarafından gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada, Katliam ile Kürt halkının ulusal talepleri ve Türkiye’deki farklı toplumsal kesimlerin demokratik mücadelelerinin hedeflendiği belirtildi.

    “MARAŞ KATLİAMI TÜRKİYE TARİHİNE KARA LEKE OLARAK GEÇMİŞTİR”

    “Türkiye’nin tarihine kara bir leke olarak geçen Maraş Katliamı’nda yüzlerce Alevi yurttaşımız katledilmiş, yüzlercesi ağır yaralanmış evleri yakılıp yıkılmış, topraklarından göç ettirmeye  zorlanmışlardır” denilen açıklamada “Maraş Katliamı, Kürt halkı ve Alevi toplumu başta olmak üzere, Türkiye’deki tüm demokratik  ve insanca bir yaşam talebi olan bütün toplumsal kesimlere karşı gerçekleştirilen ne ilk ne de son katliam olmuştur. Halkımıza ve  Alevi toplumuna karşı Genç, Dersim, Ağrı, Zilan, Koçgiri vb.  katliam politika ve uygulamaları, Maraş, Çorum,Sivas, Gazi, Amed, Koçgiri, Sur, Cizre, Nusaybin, Şırnak, Ankara ve daha bir çok yerde gerçekleştirilen yıkımlar ve katliamlarla sürekli güncellenerek sürdürülmüştür” denildi.

    Yakın zamanda Maraş’ta Alevilerin evlerine çarpı işareti koyulmasıyla ilgili de görüşlere yer verilen açıklamada, şunlar belirtildi:

    “Malatya’da Alevi yurttaşlarımızın  evlerine x işareti konularak  Maraş Katliamı hatırlatılmakta, tehdit ve şantajla Alevi yurttaşlarımız sindirilerek, yurtlarını terk etmeye zorlanmaktadırlar.

    “‘HAYATA DÖNÜŞ OPERASYONU’ ADI ALTINDA YÜZLECE KİŞİ AĞIR YARALANDI”

    Yine 19 Aralık 2000 tarihinde Bayrampaşa cezaevinde başlatılıp, birçok cezaevinde sürdürülen baskı, işkence ve katliam uygulaması da aynı politikanın zindanlarda devrimci, demokrat, yurtsever tutsaklar üzerinden uygulamaya geçirilmesiydi. ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ adı altında devrimci-demokratik mücadelenin ve direnişin bütün topluma büyük bir moral, cesaret, inanç, kararlılık ve mücadele ruhu kazandırdığı zindan direnişini tümden tasfiye etmek hedeflendi. 30 devrimci tutsağın katledildiği, yüzlercesinin ağır yaralandığı bu katliam uygulaması da Maraş Katliamı gibi Türkiye Cumhuriyetinin tarihinde bir insanlık suçu ve kara leke olarak yerini almıştır.”

    “DEMOKRATİK KESİMLER MÜCADELEDE ORTAKLAŞMALI”

    Katliamın planlayıcısı ve uygulayıcılarından hesap sorulmayarak, katliamın unutturulmaya çalışıldığı belirtilen açıklamada, “Karanlıkların aydınlatılması, katillerin yargılanması, tüm farklı kimliklerin, inançların ve kültürlerin  eşit, adil ve özgürce  ve birlikte kendilerini yaşayabilmeleri, gelecek yüzyılı özgürlükler ve aydınlıklar yüzyılı yapmak için  bütün demokratik kesimleri demokratik mücadelede ortaklaşmaya çağırıyoruz” ifadesi kullanıldı.

    (HABER MERKEZİ)