Etiket: 19 mayıs mahallesi

  • ‘Evladı Kerbelayız, ayıptır, günahtır, zulümdür, cinayettir’-VİDEO

    ‘Evladı Kerbelayız, ayıptır, günahtır, zulümdür, cinayettir’-VİDEO

    PİRHA- 15 Kasım 1937 günü Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyid Rıza, Usene Seyd, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Usene Sey Rıza, Ali Ağa, Hesene İvraime Qız. 1938’de darağacında korkusuzca ölüme yürüyen ve kefensiz bedenleriyle mezar yerleri bilinmeyenlerin hikayelerini sizler için derledik.

    HABERİN VİDEOSU

    Kerbela’da 1400 yıl önce Hz. Hüseyin ile birlikte katledilen 72 kişinin acısını hâlâ unutmuş değil. Hz. Hüseyin’in Kerbela’da ölüme giderken dile getirdiği “zulüm ile abat olanın sonu berbat olur” sözleri 81 yıl önce idam sehpasında Seyit Rıza’nın son nefesini vermeden önce haykırdığı sözlerde yankısını buluyordu. 75 yaşındayken yaşı küçültülüp idam sehpasına çıkartılan Dersimli Pir Seyit Rıza, “Evladı Kerbelayız. Bi hatayız. Ayıptır, zulümdür, günahtır, cinayettir” diyordu. Seyit Rıza ve yoldaşlarının Kasım 1937’de idam sehpasında haykırdığı bu hakikat, 1400 yıl önce katledilen Kerbela şehitlerinin hakikatiydi. Çünkü Dersimliler, Seyit Rıza’nın deyimiyle, evladı Kerbelaydılar, mazlumdular ve bi hataydılar. Dersim, 1937-38 yıllarında Kürt ve Alevi kimliğinden dolayı önce katliamla ve daha sonra geliştirilen asimilasyoncu politikalarla yok edilmek istendi.

    Dersimliler, 38 soykırımını ağıtlarda fermanımız çıkarılmış bu sefer bizden zürriyet bırakılmayacak ya da kökümüzü kazıma ‘kaf u kok ardene’ gibi deyimlerle ifade ederler.

    Bu dosyada Dersim 1938’de darağacında korkusuzca ölüme yürüyen ve kefensiz bedenleriyle mezar yerleri bilinmeyen kahramanları ele alacağız. Fakat öncesinde Dersim Katliamı’na zemin hazırlayan 1938 sonbahar ayına gidelim.

    1936 yılında Tunceli Kanunu ile Dersim’e vali olarak atanan Abdullah Alpdoğan, Dersim’e korgeneral rütbesini alarak tam yetki ile donatılmıştır. Abdullah Alpdoğan, aynı zamanda valilik unvanı verilerek 4 umumi müffetişlik bölgesinin hem askeri komutanı hem valisi olur. Ayrıca TBMM tarafından tam yetkiler ile donatılır. Abdullah Aydoğan Koçgiri Katliamı’nı yöneten sakallı Nurettin Paşa’nın damadıdır. 1937 yılı 4 Mayıs’ında Dersim’e TBMM eliyle askeri operasyon talimatı verilir. Dersim’e karakollar, kışlalar, yollar yapma kararı alınır ve Dersimliler çalıştırılır. Bölgeye ilk karakol da Usıvu aşiret lideri Qemer Ağa’nın izniyle gerçekleşir. Peki kimdi Qemer Ağa?

    QEMER AĞA

    Qemer Ağa, Yusufan aşireti ileri gelenlerindendir. Fındıq ağanın babasıdır. 1935’ten itibaren devletin gerçek niyetini öngörememiş Dersim’de kurulacak ilk karakollara kendi köyünde yer vererek büyük bir hata yapmıştır. Ancak kısa süre içeresinde yaşadığı tecrübe ile bu kararından pişman olmuştur. Ağdat’ta, neredeyse evleriyle iç içe olan karakolu ilk önce yakındaki Şanseğ mezrasına taşıtarak sorunu aşmaya çalışmış sonra köyden bir kadına karakolda hakaret ve cinsel taciz iddialarının yayılması üzerine de pişmanlığını söylemek ve durumu görüşmek üzere aşiret ileri gelenlerini Munzur kıyısında gerçekleşecek toplantıya davet etmiştir. Bu toplantıda direnme kararı alınmasına rağmen askerin beklenmedik hücumu karşısında direnme gücü bulamamış ve teslim olmuştur. Kendisinden sonra oğlu Fındık’ı da ikna ederek teslim olmaya ikna etmiştir.

    Kendisi ve oğlu Fındıq hapishanedeyken ailesinin bütün fertleri toplam 42 kişi sürgüne gönderecekleri söylenerek yola çıkartılmış ve Munzur ile Harçik suyunun buluştuğu Gola Çeto’ya geldiklerinde topluca katledilmişlerdir. Aileden sadece 2 çocuk kurtulabilmiştir. 37’de Fındık Ağa asıldıktan sonra 3-4 yıl sonra Qemer Ağa da Bolu hapishanesinde ölmüş ya da öldürülmüştür. Cenazesi orada sahipsizler mezarlığına gömülmüştür.

    TANIK İDDİALARI: CENAZELER YAKILDI

    15 Kasım 1937 sabaha karşı Elâzığ buğday meydanında idam edilen 7 Dersim ileri geleninin cenazeleri dahi ailelerine teslim edilmemiştir, mezarları yoktur. Dahası bazı tanık iddialarına göre cenazeleri yakılmıştır ayrıca haklarında verilen müebbet hapis cezasını çekerken cezaevinde ölen kimi iddialara gör de öldürülen Yusufanlı Qemer Ağa ve Demenanlı Civrailê Khej’i gibi önderlerin nereye götürüldükleri bilinmemektedir.

    Seyid Rızalarla yargılanan 72 kişiden idam edilmeyip çeşitli hapis cezalarına çarptırılanlardan 1 kişi hariç hepsi cezaevlerinde yaşamlarını yitirmiştir.

    FINDIQ AĞA’NIN ASILIRKEN 3 KEZ İPİ KOPTU

    Fındıq Ağa, Yusufan aşireti ileri gelenlerinden Qemer Ağa’nın oğludur. Yiğitliği ve savaşçılığı ile tanınır. Baba oğul 1937’de Seyit Rızalar ile birlikte Dersim’in 72 ileri geleni ile birlikte Elazığ’da yargılanmış ve ikisi de idam cezasına çarptırılmıştır. Oğul Fındık Ağa Seyit Rızalarla asılırken baba Qemer Ağa hakkındaki hüküm ömür boyu hapse çevrilir. Fındık Ağa babası Qemer Ağa’dan farklı olarak başından beri direniş yanlısı olmuş babasının Şağseg ve Ağdat köylerinde karakollara izin verme kararına muhalefet etmiştir. Kız kardeşi Yemos Hatun’un anlattıklarına göre, bu muhalefetine rağmen karakollar kurulunca da özellikle karakol komutanı Yüzbaşı İsmail Hakkı ile sorunlar yaşamıştır. Daha sonra yüzbaşı Hakkı’ya muhalefetten aranır duruma gelmiştir. Cezaevindeki babasının ısrarı üzerine boyun eğerek teslim olmuştur. Asılırken 3 kez ipi koptu. Devlet geleneklerine göre idam sırasında ipi kopan kişi bir daha asılmazmış ancak Fındık Ağa asılmıştır. Aynı olayı Seyit Rıza’ları asmak üzere Ankara’dan özel görevli olarak atanan dönemin emniyet müdürü istihbarat elemanı İhsan Sabri Çağlayangil de yıllar sonra itiraf etmektedir. “Bu sırada Fındık Ağa asılıyordu asarken 3 kez ip koptu” diye.

    HESENÊ İVRAİME QIJİ: ORMAN KESEN ASKERLERİN AĞAÇ KESİMİNİ ENGELLEDİ

    Hesenê İvraime Gıji, Khuresu ocağının kudlo kolundandır. Savaşçılığı yanında keman çalıp aşk şarkıları söyleyen bir ozandır. Anlatıldığı kadarıyla akrabalarıyla yaşadığı bazı özel sorunlar sebebiyle köyünden ayrı bir tepeye ev yaparak orada yaşamıştır. Aşiret önderlerinin Munzur kıyısında aldıkları direnme kararı sonrasında gerçekleşen karakol tacizi baskınlarına katılmıştır. Seyit Mahmut Yıldız’ın anlattığına göre, adaşı eniştesi ve bu ağıtın yaratıcısı Hesenê İvrayimê Silê İmami ile birlikte karakol yapımı için kendi bölgelerinden orman kesen askerleri silahla taciz ederek ağaç kesimini engellemiştir. Bir askerin yaralandığı ya da öldüğü bu olaylar sonrası ikisi de aranıyor duruma düşmüştür. Sonraları ikisi de yakalanıp Seyit Rızalarla beraber Elâzığ’da yargılanmış Hesenê İvraime Gıji idam edilirken Hesenê İvrayimê Silê İmami yıllar süren hapislik hayatından sonra Dersim’e geri dönmüş 1994 yılında yaşamını yitirmiştir.

    OĞUL HESEN AĞA

    Oğul Hesen Ağa, Demenan aşireti ileri gelenlerinden Arakiyeli Cebrail Ağa’nın oğludur. Baba oğul beraber 1937 Elâzığ Mahkemesi’nde yargılanmıştır. Oğul Hesen Ağa Seyit Rızalarla beraber idam edilirken, baba Cebrail Ağa hapis cezasına çarptırılmış ve cezaevinde ölmüştür. Arakiyeli Üşen Ağa isimli bir kardeş ise Laç deresi savunmasında savaşırken ölmüştür. Baba Cebrail Ağa aşiret içinde rayber, tikme konumundadır. Demenanlılar içinde pir tarafından seçilmiş her şeyden sorumlu kişi olarak tayin edilmiş, yol adam pozisyonundadır. Sakal bırakmış, dünya işlerinden, silahtan, kavgadan, yalan dolandan elini eteğini çekmiştir. Bu yüzden gerek kendi aşireti içinde gerekse aşiretini temsilen diğer aşiretler içinde sözüne güvenilen bir ileri gelendir.

    DEMENANLI ALİYÊ MİRZALİ

    Demenanlı Aliyê Mirzali Demenan aşireti savaşçılarındandır. Aranır duruma düşünce bizzat kendisi teslim olmuş Elâzığ Mahkemesi’nde Seyit Rızalarla beraber yargılanmış ve idam edilmiştir.

    İDAM KARARI İÇİN YAŞLARI DEĞİŞTİRİLDİ

    Dönemin kanunlarına göre idam cezaları 18 yaşından küçüklere ve 65 yaşından büyüklere uygulanmamaktadır. Ancak haklarında idam kararı verildikten sonra son dakikada ayarlanan yalancı şahitlerle Seyit Rıza’nın yaşı küçültülerek oğlu Rezık Üşeninki ise büyütülerek idam edilmişlerdir. Seyit Rıza’nın yaşı kendi deyimiyle ‘Oğlu yaşındaki Muxundulu Seyit Hüseyin’in (Hüseyin Doğan) şahitliğiyle küçültülmüştür. Bu kişi daha sonraki yıllarda yapılan bir cemaat toplantısında Alevi normlarına göre düşkün ilan edilmiş toplumdan dışlanmış ve dersimi terketmek zorunda kalmıştır.

    SEYİT RIZA’NIN OĞLU REŞİK UŞEN

    Hüseyin, Seyid Rıza’nın oğludur. 1937 başlarında ailesinin hedef alındığı saldırılarda aile bireylerinin neredeyse çoğunu kaybeden Hüseyin, devletin sonbaharda yaptığı bombardımanda yaralanmıştır. Babası ile birlikte zincirliyken çekilen fotoğrafta sarılı olan kolu o bombardıman esnasında yara almıştır. Evlerinin uçaklarla bombalanmasıyla yaralanan Seyid Rıza’nın oğlu Rezik Üşen hapisteki babasının durumunu takip etmek için gittiği Elâzığ’da sırf Seyit Rıza’yı daha da çaresiz bırakmak için tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir. 72 Dersim lideri ile birlikte o da Elâzığ’da yargılanmış ve babasının yaşı küçültülerek onunda yaşı büyültülerek diğer beş ileri gelenle birlikte idam edilmişlerdir.

    SEYİD RIZA

    Pulur Ovacık bölgesinde Abbasan aşireti ileri gelenlerindendir. 1915 Ermeni soykırımında kendisine sığınan birçok Ermeni’yi koruduğu gibi bölgenin Çarlık Rusya’sının işgaline uğraması sürecinde özel olarak 1916 Osmanlı-Rus harbinde de aşiret kuvvetleri komutanı olarak Dersim savunmasında en önlerdedir. Erzincan ve Erzurum’un alınmasında gösterdiği kahramanlık dolayısıyla Osmanlı tarafından kendisine madalya verilmiştir. Ancak daha 1920’li yıllardan itibaren devlet tarafından Koçgiri direnişini desteklemekle direniş önderlerinden kendisine sığınan Alişer Efendi ve eşi Zarife Hanımı devlete teslim etmemekle suçlanmıştır. Seyid Rıza, iftiralara kovuşturmalara hatta bazı köylerinin basılarak talan edilmesi gibi baskılara maruz kalmıştır.

    1930’lara gelindiğinde Dersim meselesinin baş sorumlusu suçlamasıyla özel kararlar ve emirlerle hedef haline getirilmiş bizzat Hozat kaymakamı Sağıroğlu ve karakolun organize ettiği entrikalara oyunlara muhatap edilmiştir. Yeğeni Raybere Gop ile olan çelişkileri ve özellikle Qırgu (Qırxan) aşiretiyle yaşanan sorunlar karakol komutanı tarafından kışkırtılmış ve çok değer verdiği oğlu Bava’nın öldürülmesiyle doruğa çıkmıştır. Bütün bunlara rağmen 1936-37’lere gelindiğinde devletin beklenen saldırısı karşısında aşiretler arası sorunları bir tarafa bırakmış bir direniş hattı organize ederek Munzur ırmağı kıyısında yapılan aşiret liderleri toplantısında kendi aşireti adına 8-10 kişilik bir heyetle katılmıştır. Ancak bu toplantılardan direniş kararı çıksa da devletin önü alınamaz yığınağı ve kendi ailesi de dahil direkt sivilleri hedef alan saldırganlığı karşısında direnme gücü bulamamıştır. Özel olarak hedef alınan ailesinin birçok ferdi Sabiha Gökçen’in de katıldığı hava saldırılarında öldürülmüştür. Ağır saldırılara muhatap olan siviller arasında aşiret liderlerinin teslim olması durumunda devletin kendilerine yönelemeyeceği düşüncesi yüksek sesle dillendirilmeye başlamıştır. Arananlar listesinde olan liderlerden Yusufanlı Kamer Ağa, Haydaranlı Kamer Ağa, Demenanlı Cebrail Ağa, Kureşanlı Üşene Seyidi, Yusufanlı Fındıq Ağa hatta Demenanlı Civraile Kheji gibi savaşçılığı ile tanınmış şahsiyetler bir bir teslim olmuşlardır.

    “EVLADI KERBELAYIZ. AYIPTIR, GÜNAHTIR..”

    Son olarak da Seyit Rıza yakın çevresinde en inandığı güvendiği Alişer ve Zarife’nin bizzat yeğeni Raybere Qopun ihanetiyle ve kısa bir süre sonra Saan Ağa kendi kardeşi Xıde Lıli’nin ihanetiyle öldürülünce iyice umutları sönmüştür. Erzincan valisinin görüşme bahanesiyle yola çıkmış ancak Erzincan ovasına henüz indiği bir noktada Fırat ırmağı üzerinde bir köprüde askerler tarafından yakalanmıştır. Akabinde Dersim davasına dahil edilmek üzere Elâzığ’a götürülmüştür. Seyit Rıza savcılık sorgusunda ifade vermediği gibi mahkemeyi de ciddiye almamıştır. Bütün yargılama sürecini Ankara’da alınmış kararlara meşruiyet kazandırmanın bir mizanseni olarak görerek savunma yapmayı reddetmiştir. Mahkeme sürecinin ve idam sahnesinin en önemli şahidi ise davayı organize etmek ve idamları gerçekleştirmek üzere Ankara’dan özel görevli olarak gönderilmiş genç istihbarat elemanı Sabri Cağlayangil’dir. Yıllar sonra gazetecilere anılarını anlatırken mahkeme süreci ve idam sahnesine ilişkin şu cümleleri sarf etmiştir:

    “Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti. ‘Evladı Kerbelayık. Bi hatayık. Ayıptır, zulümdür, cinayettir.’ Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti, ipi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu. İnfazını gerçekleştirdi.”

    UŞENE SEYDİ

    Uşene Seydi, Khuresu ocağı ileri gelenlerindendir. 1878 ya da 1880’de Pirgiç köyünde doğmuş. 1937 yılında Seyit Rızalarla beraber Elâzığ’da yargılanarak idam edilmiştir. İdam edildiğinde 58 ya da 60 yaşındadır. Üşene Seyidi Dersim’de sözü geçen liderlerden biridi. Toplum içinde en çetrefilli aşiret çelişkilerinde dahil birçok huzursuzluğu adaletle barışla sonuçlandıran ileri görüşlülüğü ile tanınmıştır. 1937 Mart ayında Munzur kıyısında gerçekleştirilen aşiret önderleri toplantısına Khuresuları temsilen katılmıştır. Ve diğer aşiret liderleri gibi bu toplantıya katılması nedeniyle devlete karşı isyan suçlamasıyla yargılanmıştır. Kaçıp kurtulma imkânı olduğu halde kendisinden sonra akrabalarını öldürürler diye kaçmamıştır. Hatta tutuklanıp götürüldüğünde Mamekiye’de yapılan köprü çalışmalarında işçilerin başında çavuşluk yapmaktadır ve çevrede toplanan kalabalığın askerlere müdahale girişimini durdurmuştur.

    DERSİM’İN DERELERİNDEN KAN AKIYORDU

    Dersimde Seyid Rıza ve arkadaşlarının idamı yaşanırken bir yandan da Dersim’de derelerde köylerde mağaralarda bir katliam yaşanıyordu. Mağaralara sığınan insanlar aşiret liderlerinin katledilmesinden hemen sonra Sabiha Gökçen’in de aralarında bulunduğu ve kullandığı savaş uçaklarıyla katledildiler. Halvori, Laç deresi, Beyazdağ, Kutuderesi’nde ve Dersim’in bütün yaşam alanlarında dumanlar yükseliyordu. Çünkü o evlerin içinde sivil, savunmasız, yaşlı, genç, kadın, erkekler bir araya getirilip evlerinin içerisinde ateşe veriliyorlardı. Onların çığlıkları bütün Dersim’in dağlarında yankılanıyordu. Dersim’in derelerinde kan akıyordu.

    LAÇ DERESİ

    37-38 harekatı süresince başta Demenanlılar olmak üzere neredeyse büyük aşiretlerden binlerce sivil Laç deresi Halvori Ovacık yolu üzerindeki sarp yamaçlara ve derin vadide yer alan mağaralara sığınmışlardır.

    38’de büyük direnişin sergilendiği yerdir. Katliam bu derede yapılır. Çok büyük bir sivil katliamı gerçekleştirilir. İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarında geçen insanların mağaralarda zehirlenmesi hadiselerin en yoğunluklu yaşandığı yerlerden biri Laç deresi mağaralarıdır.

    HALVORİ TOPLANTISI

    Tan gazetesinde yer alan habere göre, “Abbas uşağı, Yusufhan, Demenan, Haydaran, Kuraysan ve Bahtiyar aşiretlerinin, Seyit Rıza Haydaran aşireti içinde Kürpik’te toplandıklarını belirtiyor. Toplantıların hemen hemen en mühimi olan Halvori toplantısına. Seyit Rıza, bu toplantıda bulunmak üzere Munzur suyu kıyılarına bizzat inmiştir. Cebrail Seyit Rıza’dan daha kuvvetli tedbirler almasını istemiş, Seyit Rıza bu işte sonuna kadar elbirliğiyle yürütüleceğini, devlete karşı ne mümkünse yapılacağını, hükümet kuvvetlerine karşı bir cephe teşkil edilmek üzere aşiretlerin tamamı ile el ele vererek çarpışacağını belirtmiştir. Bunun için de aşiretler arasındaki şahsi kan ve kin davalarının şimdilik tamamıyle ile unutulmuş addedileceğini söylemiştir. Aht ve Peyman manasına olarak Munzur suyundan bir avuç içilmiştir…” (12 Kasım 1937, Tan)

    CUMHURBAŞKANI KÖŞK BELGELERİYLE İDAMLAR, SÜRGÜNLER

    Dersim’de en acımasız katliamları kamutay alayları yapmıştı. Özellikle Ovacık ve Hozat bölgesinde katliamlar yapan bu taburlara Koçusağlı yaşlı dersimliler, taburana teuton deliler taburu diyorlardı.

    Bu taburlar Koçgiri’de sakallı Nurettin Paşa’ya Dersim’de de damadı general Abdullah Alpdoğan’a bağlıydı. Dersim’de katliamlar yapan Kamutay Alay Komutanlığı Ankara’ya gönderildiği 23 aralık 1938 tarihli bir belgede şu ifadelere yer vermiş:

    “Bence burada müstemleke siyaseti takip edilmelidir. Kürt’e mutlaka devlet kudreti gösterilmeli,  bazı arazi aksamı memnu mıntıka haline getirilmeli buraya sarfa edilecek para ile halkını Malatya, Elaziz, Erzincan köylerine ikişer üçer hane olarak taksim edilmeli.”

    O tarihlerden başlayarak günümüze kadar hala Ovacık ve Hozat belgelerinde memnu mıntıkalar varlık göstermektedir. Müstemleke siyaseti ile Dersim harabeye çevrilmiş, onbinlerce insan sürgün edilmiş topraklarından çıkarılmıştı. Hozattan gönderilen raporlarla buralar boşaltılmıştı. Kaç kişinin sürgüne gönderildiğini gösteren 5 haziran 1939 tarihli mareşal Fevzi Çakmak imzalı dahiliye vekaletine rapor olarak iletilen köşk belgesiyle 14 bin kişi sürgün edilmişlerdir. Bu belgelere göre sürgünler 1936’dan başlayarak 37-38-39’a kadar devam etmişti. Bütün belge ve bilgilerlede gösterildiği gibi Dersim Katliamı sürgünleri çok önceden planlanmış bu planlar hayata geçmiştir.

    Bütün bu olayların nedenini 1925’te çıkarılan Şark İslahat Planı’nda görebiliriz. Devlet o gün kararını vermişti; Bu ülkede herkes Türk, herkes Sunni-İslam olacaktı.

    Dersim 37-38’in kefensiz yatanlarının anısına…

    Veli Haydar GÜLEÇ – Rohat EMEKÇİ

  • Kadın Dayanışma Atölyesi’nde kadınlar tüm sorunlarını birlikte çözüyor 2-VİDEO

    Kadın Dayanışma Atölyesi’nde kadınlar tüm sorunlarını birlikte çözüyor 2-VİDEO

    PİRHA- Ankara’daki Kadın Dayanışma Atölyesi’nde kadınlar tiyatrodan diksiyona, takıdan İngilizce kurslarına kadar tüm faaliyetleri gerçekleştiriyor. Hayatları boyunca hiç tiyatroya gitmemiş olan ve kendi yazdıkları oyunları tiyatroda sergileyen atölyedeki kadınlar yaşadıkları değişimi PİRHA’ya anlattılar.

    Yaklaşık 8 yıl önce Ankara Keçiören Danişment 19 Mayıs Mahallesi’nde mahalle muhtarlığı bünyesinde kurulan Kadın Dayanışma Atölyesi’nde, takı, el becerilerini geliştirme, koro, resim, oya, iğne, vitray, keçe kurslarının yanı sıra, üniversite öğrenciler tarafından çocuklara dersler de veriliyor. Gençlere yönelik olarak tiyatro çalışmalarıyla birlikte Keçiören semt tiyatrosunun oluşması, kalıcı olması noktasında ise etkili oluyor.

    Kadın Dayanışma Atölyesi’nin en önemli çalışması ise kadınların halk eğitim merkezinde aldıkları tiyatro ve diksiyon eğitimleri. Kadınlar bu kurslar ile birlikte kendi yaşamlarından yola çıkarak güncel olayları ülke gerçekliği ile buluşturarak oynayacakları oyunların tamamının senaryolarını kendileri yazıyor.

    İşin en çarpıcı noktası ise tiyatroyu oynayan ve senaryosunu yazan kadınların ağırlıklı olarak hayatları boyunca hiç tiyatroya gitmemiş olmaları. Bunu gerçekleştiren kadınlar kendi yazdıkları oyunları zaman zaman farklı şehirlerde seyirci ile buluşturuyorlar.

    “BURASI, DAYANIŞMAYI BÜYÜTTÜĞÜMÜZ YER”

    Atölye çalışmalarında yer alan kadın aktivist Güldan Kılıçoğlu atölyenin mahalledeki kadınlarla birlikte yürütülen bir çalışma olduğunu söylüyor. Kılıçoğlu, kadınlarla birlikte oturup sorunlarını konuştukları ve dayanışmayı büyüttükleri bu yerde mahalledeki tüm kadınlara da ulaşmaya çalıştıklarını ifade ediyor.

    “BİRLİKTE KARAR VERİP BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRİYORUZ” 

    Atölyede verilen çeşitli kurslarla kadınların hem el becerilerini geliştirdiklerini hem de ev ekonomisine katkı sunduklarını belirten Kılıçoğlu, burada çeşitli film gösterimleri, söyleşiler ve şenlikler de düzenlediklerini ekliyor. Ayrıca atölyede kadınlarla birlikte ülke gündemini, kadınlarla ilgili konuları değerlendirdiklerini söyleyen Kılıçoğlu, sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Var olan sorunlarla ilgili nasıl mücadele edebiliriz bunlara birlikte karar verip birlikte gerçekleştiriyoruz. Bizim en önemli özelliklerimizden biri de biz burada ne yapacaksak, hangi etkinliği, hangi faaliyeti yapacaksak hep beraber karar veriyoruz. Buranın her türlü ihtiyacını birlikte karşılıyoruz.”

    “KADIN DAYANIŞMASI BÖYLE OLUR”

    Ev hanımı olan Münevver Gündoğan atölyeye 2 yıldır katılıyor. Zor bir dönemden geçerken Kadın Dayanışma Atölyesi ile tanışan Gündoğan, atölyenin kendisine çok iyi geldiğini ifade ediyor. Atölyenin ortamından çok keyif aldığını belirten Gündoğan, kadınlarla beraber birbirlerine destek olmaya, eksikliklerini beraber tamamlamaya çalıştıklarını söyleyerek “Kadın dayanışması böyle olur” diyor.

    Atölyeye 3 yıl önce katılan Zerrin İğdeler de ev hanımı. 3 yıl içerisinde atölyede çok güzel dostluklar kurduklarını belirten İğdeler, verilen kursların yanında her yıl çeşitli geziler ve piknikler düzenlediklerini ve önümüzdeki 3 Kasım’da Sinop’a bir gezi düzenleyeceklerini söylüyor. İğdeler, tüm kadınları atölyeye davet ediyor.

    Tiyatro Yönetmeni Kımız Bozkır da atölyede emek veren kadınlardan. Çalışmaya önce etkinliklerle başladıklarını ifade eden Bozkır, 2 yıldan sonra tiyatro yapmaya karar verdiklerini ve ilk olarak da kendi sorunlarını yazdıkları bir oyunu oynadıklarını kaydediyor.

    “KEÇİÖREN SEMT TİYATROSUNU KURDUK”

    8 Mart’larda kadınlara yönelik çalışmalar yaptıklarını söyleyen Bozkır, semtte oturanlarla birlikte bir semt tiyatrosu kurduklarını ekliyor. Oynadıkları oyunların sorunlarını yansıtmasına dikkat ettiklerini ifade eden Bozkır, tiyatronun Keçiören Semt Tiyatrosu olarak kalmasını istediklerini ve yönetmenlerini de kendi içlerinden yetiştirmelerini istediklerini belirtiyor.

    “ÇOCUKLARI VE KADINLARI SİSTEME TESLİM ETMEYECEĞİZ”

    Kadının toplumda ikinci plana atılmış olmasına vurgu yapan Bozkır, kadın erkek ayrımına karşı olduklarını her zaman dile getireceklerini, çocukları ve kadınları sisteme teslim etmeyeceklerini söylüyor.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA 

  • Keçiören’de Sosyalist bir muhtar: Her türlü baskıyla karşı karşıyayız-VİDEO

    Keçiören’de Sosyalist bir muhtar: Her türlü baskıyla karşı karşıyayız-VİDEO

    PİRHA- Ankara Keçiören 19 Mayıs Mahallesi Muhtarı Ali Gölpınar, muhtarlık olarak organize ettikleri halk etkinliğinin gerekçe gösterilmeden Valilik tarafından iptal edildiğini belirtti. Gölpınar, “Her türlü baskıyla karşı karşıya kalıyoruz. Ama zorluklar bizi yıldırmıyor” dedi. Gölpınar, muhtarlık bünyesinde Kadın Dayanışma Ağı ve Gençlik Kültür Evi oluşturduklarını dile getirdi. 

    Ankara Keçiören 19 Mayıs Mahallesi Muhtarı Ali Gölpınar, çalışmalarını, etkinlikleri, yaşadıkları baskıları PİRHA’ya anlattı.

    Keçirören’de 1 milyona yakın nüfus yaşadığını ve 51 mahallenin olduğunu belirten Ali Gölpınar, “Keçiören deyince herkesin acaba diye seslenişi ile karşılaşıyoruz” dedi.

    “Milliyetçi, muhafazakâr seçmenin fazla olmasına rağmen biz burada İncirli, Sanatoryum, Basın Evleri, Karargah Tepe, Piyango Tepe civarlarında yaşayan sol, sosyalist, devrimci, Alevi vatandaşların yoğunlukta yaşadığı bir adadayız” diyen Gölpınar, şunları ifade etti:

    “Bu adada 6 mahallenin muhtarı demokrat, sosyal demokrat, sol, sosyalist arkadaşlardan oluşuyor. Ben kendim ÖDP üyesiyim, Birleşik Haziran Hareketi, Pir Sultan Abdal Derneği ve Halkevleri üyesiyim.
    Biz burada demokrasi mücadelesi veriyoruz. Bizi sindirmeye yıldırmaya, boyun eğdirmeye çalışıyorlar. Biz bu sindirme ve yıldırma politikalarına asla boyun eğmedik, dün de eğmedik. Dün nasıl Mahirler, Denizler, Fikri Sönmezler teslim olmadıysa, İbrahim Kaypakkayalar işkence tezgâhlarında teslim olmadıysa, Zeynel Abidin Ceylanlar, Soner İlhanlar, Gökhan Çifçioğulları, bu bölgede Keçiören’i özgürleştirmek için hayatlarını feda eden devrimciler nasıl teslim olmadıysa biz de burada kendi gücümüz oranında mücadele etmeye çalışıyoruz.”

    “İŞİMİZ ZOR AMA BASKILAR BİZİ YILDIRMIYOR”

    Keçiören’de yaşamanın, işlerinin zor olduğunu söyleyen Gölpınar, “Ama zorluklar bizi yıldırmıyor. Her türlü baskıyla karşı karşıya kalıyoruz. Daha geçen hafta muhtarlık tarafından organize ettiğimiz ücretsiz halk şenliğimiz Ankara Valiliği tarafından gerekçe gösterilmeden yasaklandı. Bu yasağın arkasındakini biz net görüyoruz. Bizim biraraya gelmemizi istemiyorlar. Sen ÖDP’sin ayrı dur, sen CHP’sin ayrı dur diyorlar. Sen Kürt’sün ayrı dur, sen Alevisin ayrı dur. Ama biz inadına Alevisiyle, Sunisiyle Türk’üyle, Kürt’ü ile sağ zihniyete karşı, egemen milliyetçi, muhafazakâr kesime karşı sol bir duruşu sergilemekten imtina etmeyeceğiz” diye konuştu.

    OTOBÜS SEFERLERİNDE DE AYRIMCILIK

    Her türlü baskıya boyun eğmeyeceklerinin altını çizen Ali Gölpınar, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Baskı illa copla, biber gazıyla şunla, bunla değil. Örneğin bizim mahallelerimizde hizmet yürütmüyorlar, hizmet getirmiyorlar. Otobüs seferlerinde inanılmaz derecede ayrımcılık var. Otobüs plakasında Piyango Tepe yazısına dahi tahammül edemiyorlar. Piyango Tepe yazısını otobüsten sildirmeye çalışıyorlar. Mahallelerimizin kaldırımları olsun, yolları olsun, diğer belediye hizmetleri olsun daima 2 sınıf, ötekileştirme öteleme, hizmeti aksatma yönüne gidiyorlar. Ama biz inanıyoruz ki bu karanlık ilelebet devam etmeyecek ve bu karanlığı onlar yırttı, geleceği biz aydınlatacağız. Onların ve devrimcilerin izinde emekçilerin izinde halkın sorunlarına sahip çıkacağız. Ve biz muhtarlık olarak hep şiarımız şu oldu: Mahallemizin sakini değil sahibi olacağız.”

    KADIN DAYANIŞMA ATÖLYESİ, ÜCRETSİZ KURSLAR   

    2 dönem muhtarlık yaptığını belirten Keçiören 19 Mayıs Mahallesi Muhtarı Ali Gölpınar, “2 dönemdir bütün mahalledeki arkadaşlarımızla, kadınlarla, gençlerle mahallede ücretsiz kurslar veriyoruz. Muhtarlığımıza bağlı kadın dayanışma atölyemiz var. Kadın dayanışma atölyesinde hayatında bir defa tiyatroya gitmemiş kadınlar tiyatro oyunu oynuyor, tiyatro yazıyor, el işi yapıyor, ev ekonomisine destek oluyorlar. Atölyede ürettiklerini çeşitli pazarlarda, belediye tezgâhlarında ya da imece usulü ile kendi aralarında ev ekonomisine destek için üretimde bulunuyorlar” dedi.

    GENÇLİK KÜLTÜR EVİ DE VAR

    Muhtarlığa bağlı Gençlik Kültür Evi’nin de olduğunu dile getiren Ali Gölpınar, “Üniversitede okuyan öğrenci arkadaşlarımız gönüllü öğretmenlik yapıyor, bağlama, gitar kurslarımız var. Şimdi otantik kadın semah kursu açacağız. Bütün bunların altında yatan temel neden dayanışma. Dayanışma ile her türlü sorunun aşılabileceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Bütün bu faaliyetleri yürütürken işin ekonomik boyutunun, faaliyetlerin nasıl parasız yapıldığına dair sıkça sorularla karşılaştıklarını belirten Gölpına, “Bizim temel şiarımız dayanışma, ezilenlerin inceliğidir diyoruz. Ezilenlerin dayanışması, her türlü sermayedarların dayanışmasından daha güçlüdür ve bu sermayeyi ezilenlerin dayanışması yenecektir diyoruz” şeklinde konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA