Etiket: 1921 koçgiri katliamı

  • ‘Rejimin Kürt sorunuyla yüzleşme yeteneği bugüne kadar olmadı, şartlar yüzleşmeyi zorluyor’-VİDEO

    ‘Rejimin Kürt sorunuyla yüzleşme yeteneği bugüne kadar olmadı, şartlar yüzleşmeyi zorluyor’-VİDEO

    PİRHA-Araştırmacı-Yazar Fikret Başkaya, Dersim Katliamı’nın 88. yıldönümünde konuştu. Cumhuriyetin kuruluşundan bu süreye kadar Kürtlere olan yaklaşımlarında bir değişikliğin söz konusu olmadığını ifade eden Başkaya, “Sadece Kürt varlığını inkâr etmiyor, Türk olmayan bütün kesimi inkar ediyordu. Fakat Kürt toplumunda çok kayda değer bir aydınlanma, bir politikleşme var. Bu rejimin Kürt sorunuyla yüzleşme yeteneği bugüne kadar olmadı. Ama şartlar eni sonunda o yüzleşmeyi zorluyor diyebiliriz” dedi.

    1925 yılında çıkarılan Şark Islahat Planı, 1936 yılında çıkarılan Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun, Şark Islahat Planına dayanılarak kurulan ve Dersim’in de içinde yer aldığı 4. Umumi Müfettişlik ‘in kurulması ile adım adım “ulus devletin” inşası önünde engel olarak görülen Dersim’in öncelikle kanaat önderlerinin yok edilmesi, karşı çıkanların soykırımdan geçirilerek yöre halkının sürgüne tabi tutulması hedeflendi.

    25.12.1935 tarih ve 2884 sayılı Tunceli Kanunu çerçevesinde 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Dersim’e yönelik askeri operasyonlar başlatıldı ve bu operasyonlar sırasında on binlerce Dersimli katledildi. Askeri operasyonlar 1938 yılı boyunca devam etti ve katliam ile birlikte sürgün politikası devreye konulup Dersim coğrafyası büyük oranda insansızlaştırıldı.

    15 Kasım 1937 yılında Dersim’in Kürt Alevi kanaat önderi Seyit Rıza, oğlu Resik Hüseyin ve Dersim’in 7 ileri geleni Elâzığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.

    1937-38’de yaşanan Dersim Soykırımı’nda ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ olarak bilinen bir kuşağın ise ailelerinden koparılarak tanımadıkları, bilmedikleri ailelere evlatlık olarak, eş olarak verildiği gerçeği de soykırımın bir başka boyutunu oluşturuyor.

    Dersim Tertelesi’nin 88. yıldönümünde ajans olarak katliamın öncesini ve sonrasını ele aldık. Dosyamızın bugünkü konuğu Araştırmacı-Yazar Doç. Dr. Fikret Başkaya olacak.

    “KÜRTLERE YÖNELİK SİSTEMATİK SALDIRI DEVAM EDİYOR”

    PİRHA-Osmanlı’dan sonra nasıl bir cumhuriyet kuruldu?

    Fikret Başkaya: Eğer Türkiye’deki herhangi bir politik sorunu anlamak gibi bir niyetin varsa bir kere bu bağnaz resmî ideoloji ile bir hesaplaşman gerekiyor. Aksi halde yapacağın tahlillerin bir kıymeti harbiyesi olması mümkün değil. Şimdi Osmanlı İmparatorluğu çok kültürlü, bir sürü halkın bir arada yan yana yaşadığı bir topluluk. Osmanlı İmparatorluğu kendi iç çelişkilerinden olsun, gelişen kapitalizmin dayatmasından olsun güç kaybına uğrarken diyorlar ki ‘biz bu ihtişamı nasıl koruyabiliriz, nasıl restore edebiliriz?’ Sonra diyorlar ki ‘bir ittihad-ı anasır ol olsun. Bütün unsurları yaşatacak bir statü oluşturalım.’ Ama bunun imkânı yok. Daha sonra Sultan II. Abdülhamit İttihad-ı İslam diye bir proje denemesine girişiyor ama o da imkânsız.

    Jön Türkler’in, İttihatçılar’ın Türk ırkına dayalı bir devlet kurma projeleri var. Türk dışında olanların denklemin dışına atılması anlamına geliyor. Şimdi 1. emperyalist savaş, resmi tarih bunu es geçiyor ve Kurtuluş Savaşı dönemini esas alıyor. Halbuki oradan başlatsa İttihatçıların Alman Emperyalizmi’nin nasıl hizmetinde bir şeyler yaptığı anlaşılacak. Bu durumu gözden uzaklaştırmak için 19 Mayıs 1919’dan başlatıyorlar hikâyeyi anlatmaya. Yani böyle bir köşeli bir resmî ideoloji oluşturuyorlar.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun taraf olduğu blok kaybedince imparatorluğun birçok yeri işgal ediliyor ve Mondros Mütarekesi ile barış süreci oluşuyor. Fakat 1917’de Sovyet Devrimi olunca bu emperyalist hesaplar altüst oluyor. Ondan sonra emperyalist çıkarlar, Türkiye’deki rejimin nasıl olacağından ziyade komünizmin yayılmasına karşı bir strateji oluşturmaya çalışıyor. Esas itibariyle İngilizlerin teşvikiyle Yunanlılar Anadolu’ya çıkıyor fakat orada kalmaları o kadar kolay değil. Bir süre sonra İngilizler burada geleneği olan bir Türk devletinin bulunmasının daha iyi olacağını düşünerek bir anlaşma zemini arıyorlar. Millî mücadele hareketi başlıyor, Yunan Savaşı’na karşı. İlk defa 23 Temmuz’da başlayan 7 Ağustos’ta devam eden bir Erzurum Konferansı var. Orada Türk kimliğine gönderme yapılmıyor. Anasır-ı İslamiye yani İslam milletlerinden geriye kalan ne var? Kürtler var, Türkler var. Ermeniler büyük ölçüde tasfiye edilmiş. Keldaniler, Süryaniler tasfiye edilmiş. Yani Hristiyan o azınlıkların tasfiye edildiği bir durum var.

    Erzurum Kongresi’nde Kürtlerle Türklerin ortak devleti projesi var. Daha sonra Sivas Kongresi var, orada da aynı şey var. Toplanan Büyük Millet Meclisi’nde de Kürt milletvekilleri var esas itibariyle Osmanlı’nın devamı gibi bir şey çıkıyor ortaya.
    Fakat İngilizlerle anlaşıldıktan sonra Kürtlere yönelik tavırda değişiklik ortaya çıkıyor ve güç dengeleri kendi lehlerine dönmesi itibariyle Türk ırkına dayalı bir cumhuriyet kurma şeklinde devam ediyor. Bidayetten itibaren Kürt varlığı inkâr ediliyor, dili yasaklanıyor, kültürü yasaklanıyor.
    Kürtlere verilen sözler tutulmayınca Kürtler de haklı olarak ayaklanıyor. Önce Şeyh Said ayaklanması var. Fakat o dönemde Dersim’e fazla dokunulmuyor. Öbür taraflar halledildikten sonra sıra Dersim’e geliyor fakat Dersim’de bir isyan başladı denilemez. Dersim’deki durum bir savunma durumu olarak gelişiyor. Ondan sonra işte bildiğimiz gibi Kürtlere yönelik sistematik saldırı devam ediyor.

    “GERÇEK YÜZLERİNİ AVANTAJLI DURUMU GELDİKLERİNDE GÖSTERİYORLAR”

    PİRHA-Ankara’daki ilk dönemde temsiliyet nasıldı, nasıl değişti?

    Osmanlıcılık üzerinden gidiliyor başlarda. Anasır-ı İslamiyet diyorlar kuruluş sürecinde. Türklerin başta lafı geçmiyor, Osmanlıcılık devam edecek diyorlar. Fakat; Jön Türkler, İttihatçılar; ırkçı, Turancı bunlar. Dolayısıyla esas durum lehlerine döndüğünde yani avantajlı duruma geldikleri andan itibaren de gerçek yüzlerini gösteriyorlar ve diyorlar ki burada Kürt Mürt diye bir şey yok ve bunu da sürdürdüler, sürdürüyorlar. Tabii emperyalist güçlerin de devletler arasındaki ilişkiler devlet çıkarlarına dayanıyor. Kürtlerin haklı davasına herhangi bir kesimden yeterince ilgilenilmiyor, desteklenmiyor. Böyle de bir yalnızlıkla yüz yüzeler.

    Kürt hareketi bidayetten itibaren diplomatik uluslararası planda da bir şanssızlıkla malul diyebiliriz. Buna rağmen de hiçbir zaman davalarından vazgeçmediler. Israrla kendi varlıklarını, haysiyetlerini korumak için her fırsatta bunu açık ettiler.
    Artık şu anda dünyada görünür olan bir Kürt hareketi var. Kürt politikası var. Dolayısıyla Kürtler açısından umut verici bir dönemdeyiz. Hala Türkiye’deki rejim ne yaparsam bunu uzatabilirim gibi bir oyalama taktiği sürdürüyor.

    “80’LERDEN İTİBAREN KÜRT HAREKETİ FARKLI BİR ROTAYA GİRİYOR”

    PİRHA-Dersim neden hedef seçildi?

    Kürtlere yönelik sistematik saldırı devam ediyordu. Dersimdeki Kürtlerin Alevi bir yanı da vardı. Dolayısıyla onlara yönelik akıl almaz bir saldırı söz konusu oluyor. Ondan sonra Kürt sorunu bir çözümsüzlük halinde devam ediyor. Bu rejim cumhuriyetten itibaren Kürt düşmanı. 1980’lerin başına kadar Kürt varlığını sürekli inkâr ediyor. 80’lerden itibaren Kürt hareketi farklı bir rotaya giriyor ve bunun sonucunda PKK kuruluyor. Kürt dernekleri, Kürt sivil toplumu oluşuyor. Fakat hala o bağnazlık ve inkâr devam ediyor. Tabii çok esneme olduğunu söyleyemeyiz çünkü bu rejim mantığında anti özgürlükçü bir cumhuriyettir. Fakat şöyle bir şey var; Kürtlerde önemli bir aydınlanma, örgütlülük performansı yükseliyor. Bir taraftan silahlı mücadele bir taraftan parlamentoda bir direniş oluyor. Şu an itibariyle de hala bir çözümsüzlük hali devam ediyor.

    “PAZARDA KÜRTÇE KONUŞTUKLARI İÇİN PARA CEZASI VERİLİYORDU”

    PİRHA-Dersim Soykırımı’ndan sonra bölgede ve toplumda neler değişti?

    Dersim kırımından sonra yasaklamalar başladı, Kürtlerin dili de yasaklandı. 1930’larda bir Kürt pazara gittiği zaman devletin halk üzerinde bir baskısı vardı. O süreçte pazarda memurlar, pazarda keçisini koyunu satmak için gelenlere Kürtçe konuştukları için ceza veriyorlardı. Her konuştukları Türkçe kelime başına ceza yazıyorlardı. Yani böyle bir akıl almaz bir baskı vardı, akıl almaz bir terör vardı. Ondan sonra da devam ediyordu bu tür durumlar.

    “HİÇBİR ZAMAN KÜRT SORUNUYLA YÜZLEŞME OLMADI”

    PİRHA-Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne Türkiye’de neler değişti?

    Türkiye’deki rejim aslında adı konulmamış ırkçı bir rejim. Sadece Kürt varlığını inkâr etmiyor, Türk olmayan bütün kesimi inkar ediyordu. Zaten Ermeniler üzerinden bir saldırı gerçekleşiyor. Hiçbir zaman Kürt sorunuyla yüzleşme olmadı, tarihinde de yok. Mesela son günlerde bile diyorlar: “Kürt sorunu diye bir sorun yok.” Bu varlığı baştan itibaren inkâr ediyor. Hiçbir zaman kabul etmiyor, ırkçı bir temel üzerinde varlığını sürdürüyorlar.

    Fakat Kürt toplumunda çok kayda değer bir aydınlanma var, kayda değer bir politikleşme var. Şu anda mesela bu sınırlar içindeki en bilinçli kesim Kürtler diyebiliriz. Çok iyiler, politikayı yakından takip ediyorlar. Bu rejimin Kürt sorunuyla yüzleşme yeteneği bugüne kadar olmadı. Ama şartlar eni sonunda o yüzleşmeyi zorluyor diyebiliriz.

    “REJİM DEĞİŞİKLİĞİ OLMADAN YÜZLEŞME OLASILIĞI YOK”

    PİRHA-Devlet bu sorunla neden hala yüzleşmek istemiyor?

    Bu “jenosit” kavramı 2.emperyalist savaşından sonra gündeme geliyor. Ermenilere yapılan bir katliam. İşte devamında Kürtlere yapılan ayrımcılıklar vesaire… Dolayısıyla bu yıkımla, bu ırkçılıkla, bu kırımla bu rejimin hiçbir katliamla yüzleşeceğini söyleyemeyiz. Rejim değişikliği olmadan böyle bir yüzleşme olasılığı yok.

    Kamber YILDIZ-Buse Nehir DEMİR/ANKARA

    İLGİLİ DOSYALAR

    >Dersim Harekat Planı’nın üç ayağı: Etno dinsel temizlik, tek tipleştirme, Türk İslamlaştırma-VİDEO

    >BM’nin ‘Soykırım’ tarifi: Yapılanlar organize bir şekilde ise bu bir soykırımdır!-VİDEO

     

  • Dersim Harekat Planı’nın üç ayağı: Etno dinsel temizlik, tek tipleştirme, Türk İslamlaştırma-VİDEO

    Dersim Harekat Planı’nın üç ayağı: Etno dinsel temizlik, tek tipleştirme, Türk İslamlaştırma-VİDEO

    PİRHA-Araştırmacı-yazar Mehmet Bayrak, 1924 Anayasasıyla devletin Türk-İslam sentezi etrafında şekillendiğinin altını çizerek, “Cumhuriyet, önce Ermenilere, sonra Koçgiri’ye ve son olarakta 1937’de ‘Tunç eli’ adıyla başlattığı harekatla Dersim’e yöneldi ve onbinlerce insan katledildi. Dersim Harekat Planı’nın üç ayağı var; etno dinsel temizlik, tek tipleştirme, Türk İslamlaştırma” dedi.

    1925 yılında çıkarılan Şark Islahat Planı, 1936 yılında çıkarılan Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun, Şark Islahat Planına dayanılarak kurulan ve Dersim’in de içinde yer aldığı 4. Umumi Müfettişlik ‘in kurulması ile adım adım “ulus devletin” inşası önünde engel olarak görülen Dersim’in öncelikle kanaat önderlerinin yok edilmesi, karşı çıkanların soykırımdan geçirilerek yöre halkının sürgüne tabi tutulması hedeflendi.

    25.12.1935 tarih ve 2884 sayılı Tunceli Kanunu çerçevesinde 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Dersim’e yönelik askeri operasyonlar başlatıldı ve bu operasyonlar sırasında on binlerce Dersimli katledildi. Askeri operasyonlar 1938 yılı boyunca devam etti ve katliam ile birlikte sürgün politikası devreye konulup Dersim coğrafyası büyük oranda insansızlaştırıldı.

    15 Kasım 1937 yılında Dersim’in Kürt Alevi kanaat önderi Seyit Rıza, oğlu Resik Hüseyin ve  Dersim’in 7 ileri geleni Elâzığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.

    1937-38’de yaşanan Dersim Soykırımı’nda ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ olarak bilinen bir kuşağın ise ailelerinden koparılarak tanımadıkları, bilmedikleri ailelere evlatlık olarak, eş olarak verildiği gerçeği de soykırımın bir başka boyutunu oluşturuyor.

    Dersim Tertelesi’nin 88. yıldönümünde ajans olarak katliamın öncesini ve sonrasını ele aldık. Dosyamızın bugünkü konuğu Dersim ve Alevilik üzerine araştırmalarıyla tanınan Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak olacak.

    Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak, Dersim Soykırımı’nın öncesini ve sonrasında yaşananları Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) anlattı.

    “AVRUPA’YA GİTMEK BENİM İÇİN BİR ŞANS OLDU”

    PİRHA: Yazarlık geçmişinizi ve yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?

    Mehmet Bayrak: Büyük bir bölümü kendi alanının ilk çalışması olan birçok kitap çıkardım. 1988 sonu 89’un ortalarına kadar Özgür Gelecek adında Kürt kimlikli bir dergi yayınladım. Bu daha çok Kürt sorunun demokratik çözümünü ve Kürt kültürünü bilince çıkarmayı hedefliyordu. Toplam 8 sayı çıkardım. Bu dergiden dolayı hakkımda 36 civarında dava açıldı. Aynı zamanda iki kez tutuklandım. Daha sonra kitap yayınına başladım. Bu kitap yayını sürecinde de o günden bugüne sanıyorum 35 dolayında Kürdoloji yayını yaptım. Türkoloji ile birlikte toplam 40 kitap çıkardım.

    1994 yılının sonunda yurt dışına çıkmak zorunda kaldım. 2000 yılında ilk defa döndüm. Bugüne kadar 40 kitap çıkarmamda bu Avrupa’daki yaşamım ve çalışmalarım son derece etkili oldu. Türkiye’de ulaşamayacağım birçok kaynağa Avrupa’da ulaştım.

    “DEVLET AKLI, GİZLİ PLANDA İTİRAFÇI VE KABULCÜ AÇIK PLANDA RED VE İNKARCIDIR”

    Osmanlıdan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti nasıl bir ideolojik yapı üzerine kuruldu?

    Tarih yazımında hatıratlar önemli yer tutar. Kürt aydınları maalesef hatıralarını çok fazla yazmamışlar. Yazanlardan biri Kadri Cemil Paşa ve kitabı ‘Doza Kürdistan’ adlı ünlü hatıratıdır. Bir tanesi de Nuri Dersimi’nin hatıratıydı. Nuri Dersimi’nin hatıratı Dersim konusunda da ayrıca çok önem taşıyor. Çünkü kendisi de Dersimli. Gerek Koçgiri katliamını, gerekse Dersim katliamını bizzat gören, yaşayan önemli bir aydın Nuri Dersimi. Onu da sadeleştirerek, notlayarak, resimleyerek ilk defa yayınladım. Kadir Cemil Paşa’nın hatıratını da ilk defa aynı yöntemle yayınladım. İkisi de önemli çalışmalar.

    İlk defa sizinle paylaşacağım; Nedir bu doküman? Zazalar hakkında sosyolojik tetkikler. Ben bunu hem Kürdoloji belgelerinin 1. cildinde, 1994’de yer verdim ki ondan dolayı da 2 yıl ceza aldım. Yine benzeri devletin gizli aklını ortaya koyan, 1993’te yayınlanan ‘Kürtler ve Ulusal Demokratik Mücadeleleri’ kitabında da devletin gizli aklına yer verdim. Şunu her zaman söylüyorum: Devlet aklı, gizli planda itirafçı ve kabulcü açık planda red ve inkarcıdır. Başka bir söylemle kendilerinin kurguladığı bir resmi ideoloji politikası ve resmi kültür politikası var.

    KEMALİST KADROLARIN YÜZDE YÜZDE 95’İ İTTİHATÇI KADROLARDAN OLUŞUYOR

    Oradaki gizli raporlarından başlayarak 1960 İhtilali, akabinde kendisine hazırlatılan Kürt raporuna kadar belgeleri birçok önemli raporunu, on dolayında gizli raporunu ilk kez ben yayınladım ki bunlardan bir tanesi de ilk defa gün yüzüne çıkan Zazalar hakkında sosyolojik tetkikler. Bu doğrudan Dersim üzerinde yoğunlaşan bir gizli rapor. Mesele şu, Kemalist hareket bilindiği gibi esas itibariyle İttihat hareketinin bir devamıdır. Kemalist kadroların %95’i eski İttihatçı kadrolardan oluşur. Nitekim olayı anlayabilmek özellikle Dersim soykırımını doğru anlayabilmek için şunu bilmemiz gerekiyor. İttihatçılar 1913’te işbaşına geçtikten sonra dönemin başvekili Talat Paşa, Ziya Gökalp’ı çağırıyor. Mehmet Ziya Bey diyor “Şimdi biz bütün yönetimi ele geçirdik. Bizim bir politikamız var, bunu en iyi bilenlerden biri sensin. Dolayısıyla uygulayacağımız politikaya ideolojik altyapı oluşturmak amacıyla gerekli çalışmaları yürütün” diyor.

    CUMHURİYETİN İDEOLOJİK YAPISINDA ZİYA GÖKALP KOLLARI SIVIYOR

    Ziya Gökalp kolları sıvıyor, komisyonunu oluşturuyor. O tarihten itibaren ortaya koydukları politika şu: Etno, dinsel temizlik, tek tipleştirme, Türk İslamlaştırma.

    Bu politikanın üç ayağı var. Yıl 1913, komisyon kuruluyor, raporlar hazırlanmaya başlanıyor. Bunları daha devlet katında da eskiden Milli Emniyet Teşkilatında görevli olan şahısları da dahil etmek suretiyle Osmanlı muhaciri Müdürlüğü Umumiyesi, Göçmen İşleri Genel Müdürlüğü diye bir müdürlük kuruluyor. Bunun başına ünlü ırkçı Şükrü Kaya getiriliyor. Şükrü Kaya Mustafa Kemal döneminde 10 yıl İçişleri Bakanlığı yapan bir kişi. O dönemde hazırlanıyor bu raporlar.

    ETNO DİNSEL TEMİZLİK İLK OLARAK ERMENİLERDEN BAŞLIYOR

    Yine söylüyorum etno dinsel temizlik 1914’te I. Dünya Harbi başlıyor. I. Dünya Harbi’ni de fırsat bilerek 1914-1916 yılları arasında etno dinsel temizlik hareketine girişiliyor. Nedir bu etno dinsel temizlik? “Hanefi Müslüman’ı ve Türklüğü kabul etmeyen diğer unsurları önce tasfiye etmek. Ermeni soykırımı öyle gerçekleşiyor, Süryani soykırımı öyle gerçekleşiyor, Ezidi Kürt soykırımı öyle gerçekleşiyor. Rumlar belli ölçüde dağılmış vaziyette. Rumlara karşı da önlemler, tedbirler alınıyor, fakat esas olarak Lozan’la birlikte Rum konusu da çözülüyor.

    NACİ İSMAİL KÜRT HALKI DİYE BİR HALKIN OLMADIĞI TEZİNİ ÖNE SÜRÜYOR

    Dikkat edilirse her iki kimlikte de Türk resmi ideolojisine, kimliklerine aykırı olan unsurlar. Bunların tamamı geriye kalan en önemli unsurlardan biri Kürtler. Kürtlerle ilgili en önemli yine ilk devletin yaptığı yayınlardan biri 1918’de yayınlanan ve Arnavut kökenli ittihatçı Naci İsmail’e hazırlatılan bir raporda görüyoruz. Burada, işte ilk defa Kürt halkı diye bir halkın olmadığı, bunların ‘Dağ Türk’ü’ olduğu, bunların kar kütleleri üzerinde yürürken ayaklarını çıkardığı kart kurt seslerinden dolayı adlarının Kürt olduğu, yoksa bunların dağ Türkü olduğu gibi düzmece tezi ilk ortaya atan kitap budur. 1918’de ittihatçılar bunu devlet yayını olarak çıkarıyorlar.

    SYKES-PİCOT ANTLAŞMASI BUGÜNKÜ KÜRTLERİN BÖLÜNMESİNİ GETİREN ANLAŞMA

    Keza Kızılbaşlar, Aleviler konusu Dağıstanlı, Çerkez, Sünni Baha Said’e veriliyor. Ermeni konusu Esat Durak’a veriliyor. Yani tasfiye edilmesi gereken önemli kimliklerle ilgili ön raporlar hazırlanıyor. Fakat o aşamada Kürtlere muhtaç olunduğu için harekete geçilmiyor.

    1916’da İngiliz ve Fransız Dışişleri Bakanları Sykes-Picot Antlaşması’nı yapıyorlar. Adeta bugünkü Kürt coğrafyasının bölünmesini getiren anlaşmanın kendisidir. Zaten Sevr’e götürülen de odur. Sevr’de yine Kürtler temsil edildiği için Sevr Antlaşması’nda Kürtlere belli haklar veriliyor. Fakat Kemalistlerin teşviki ile Şerif Paşa Kürtler tarafından geri çekiliyor. Buna rağmen çeşitli haklar akabinde o çok önemli Mustafa Kemal’in kurtarıcı olarak padişah tarafından gönderildiği süreçte Samsun’a gidiyor. Samsun’dan Erzurum’a. Erzurum’da kongre oluyor. Kongre sonrası Kürt aydınlarıyla Kemalistler arasında Amasya Protokolü imzalanıyor. Arkasından Sivas Kongresi. Çok önemli. Sivas Kongresi CHP’nin kuruluş kongresi kabul edilir aynı zamanda. Sivas Kongresi’nde çok calibi dikkat bir husus oluyor. Bir olay gerçekleşiyor.  İstanbul’da yaşayan daha önce kocasıyla birlikte ajan gazetecilik yapan, kocası öldükten sonra da yalnız başına bu işi sürdüren, Fransız ajan gazeteci Madam Guli Mustafa Kemal’le gizlice görüşüyor. Sivas Kongresi aşamasında ve Ankara’da buluşuyorlar.

    KOÇGİRİ’Yİ BİLMEDEN DERSİM’İ BİLMEK MÜMKÜN DEĞİL

    -Bu anlaşma ve politikaların Dersim’e yansıması nasıl oldu?

    Zaten Batı Dersim olarak nitelendirdiğimiz Koçgiri bölgesi aydınlarıyla Dersim aydınları ve diğer Kürt aydınları bu gizli anlaşmalardan haberdar olup rahatsız oldukları için Mustafa Kemal’e bir muhtıra mektup veriyorlar. Yani siz işte daha Amasya protokolünde hükümler var. Bilmem Erzurum Kongresi’nde var, 1921 Anayasası’nda var. 20. madde ile Kürtlere özerlik vermesine ilişkin. Sonra Mustafa Kemal’in yaptığı açıklamalar var. Siz bu şeye uyuyor musunuz, uyuyacak mısınız verdiğiniz sözlere diye Mustafa Kemal’e bir bildirge veriyorlar. Bunun üzerine Mustafa Kemal’de hem İngilizlerle hem Fransızlarla gizlice anlaştığı ve sözler aldığı için Koçgiri’nin üstüne gidiyor ve Koçgiri’de büyük bir katliam yapılıyor.

    Koçgiri Katliamı bilinmeden Dersim’i de soykırımını da anlamak mümkün değil. Büyük bir katliam yapılıyor. 140 Koçgiri köyü yerle yeksan ediliyor.

    Mustafa Kemal yola çıktığında yardım istediği kişilerden birisi Ağuçan Piri Seyid. Fakat Türk matbua, Türk basınına bakarsanız hiçbirinde bunun Seyyid Aziz olduğu anlatılmaz, söylenmez ya İslam hocası diyorlar ya İslam Müftüsü diyorlar Seyyid Aziz’e. Keza o tarihte Alevilerden, Bektaşilerden destek istendiği için 1919’da gönüllü Alevi Bektaşi Alayı oluşturuluyor. İçinde benim dedem de var. Benim dedemin de gönüllü süvari olarak katılmıştır. Fakat bunların hepsi sonuçta kullanmakla ilgili olduğu sonradan anlaşıldı ve 1923’e bu koşullarda gidildi. Lozan’a hiçbir zorlukla karşılaşılmadan Lozan’a Antlaşması imzalandı.

    BALTA KÜTÜKTEN ÇIKTIKTAN SONRA KEMALİST YÖNETİM GERÇEK YÜZÜNÜ GÖSTERMEYE BAŞLADI

    Balta kütükten çıktıktan sonra Lozan Antlaşması ile birlikte Kemalist yönetim gerçek yüzünü göstermeye başladı. Nitekim Alevileri de Dersim’i de yakından ilgilendiren hususlardan bir tanesi Tekke ve Zaviyeler Kanunu’dur. Tekke ve Zaviyeler Kanunu 1925’te çıkarıldı. Çıkarılan bu kanunla tekkeler ve zaviyeler, yani Alevilerin ibadet yerleri yasaklandığı gibi Alevilik yasaklandı.

    “1924 ANAYASASIYLA BİRLİKTE 1925 HAREKETİ PATLAK VERDİ”

    Alevi, Bektaşi din önderlerinin hepsini muskacılarla biraraya sokup yasaklayan bir kanundur. Zaten Lozan Antlaşması imzalandıktan sonra 1924 Anayasasını çıkardılar. 24 Anayasasında ilk defa Türk ve İslam vurgusu yer aldı. Türk ve İslam açık açık yer aldı ve gazetelerin başlıklarının altında Türk’ün süngüsünün göründüğü yerde Kürtlük biter sloganı yer almaya başladı. Bu tahrik edici slogan ve bu yasaklamalar dolayısıyla zaten 1925 hareketi patlak verdi. Şunu hiçbir zaman unutmayalım. İlki 1898’de olmak üzere 1920’ye gelinceye kadar 15 dolayında Kürt kimlikli gazete ve dergi çıkıyordu. 1901’deki Kürt Azmi Kavmi Cemiyeti ile 1921’e gelinceye kadar 20 Kürt demokratik örgütü kurulmuştu. Bunların içinde 3 tane de parti vardı: Kürt Millet Fırkası, Kürt Serbestliği Fırkası, Kürt Demokrat Fırkası… Bu nedenle bunların hepsi yasaklandı.

    TUNÇ ELİ, DERSİM HALKINA HAKARETTİR

    Mevcut yönetim kendince Dersim’i çıban başı olarak nitelendiriyor. Dersim’in esas adı Dersim iken bugünkü Tunceli ismini kim koyuyor? Dersim kasabı Abdullah Alpdoğan; hem general, hem vali. Devletin ‘Tunçeli, Tunç yumruğu’ bunların tepesine inecek” diyor. Tunceli hakarettir, o topluma da insanlığa da hakarettir. Düzmece bir şeyler buluyorlar, işin aslı bu. Adamın yaptığı açıklama var. Yani o Dersim kasaba olarak nitelendirilen General Abdullah Alpdoğan ki o da Sakalı Nurettin’in damadıdır aynı zamanda.  Koçgiri’yi vuran Sakalı Nurettin’in. O açık açık diyor: “Devletin Tunç eli, tunç yumruğu tepelerine inecek bunların.” İsim oradan geliyor.

    DERSİM BÜYÜK BİR EYALETTİR

    Şunu bu noktada söyleyeyim. İddia edildiği gibi orada bir isyan söz konusu değil. Çünkü 1934’te Tunceli ili teşkil edilip başına kor vali yani korgeneral rütbesinde askeri vali atanınca bu Elazığ’da da faaliyet yürütüyor. Yoksa Dersim büyük bir eyalettir, Kızılbaş Kürtlerin yoğun olduğu bugünkü Tunceli, Elazığ, Erzurum’un bir bölümü, Erzincan’ın tamamı, Bingöl’ün önemli bir bölümü, Muş’un önemli bir bölümü, Sivas’ın bir bölümü, Malatya’nın bir bölümünü içine alan büyük bir havzadır, Kızılbaş Kürt havzası. İki kimlikle de ters dikkat edelim. Ondan dolayı büyük bir kıyım, katliam gerçekleştiriliyor.

    SİLAHLAR TESLİM EDİLDİKTEN SONRA KIYIMLAR BAŞLIYOR

    Bu aşiretler listesi dışında Dersim’de silah ve mal durumunu gösteren hangi aşiretlerde ne kadar silah var? Bu devletin elinde. Niye biliyor devlet bunu? Osmanlı döneminde Ruslara karşı kullanmak üzere aşiretlere dağıtılan silahlar.  Bu silahları istiyorlar, bu silahları 1936’da götürülüp teslim ediliyor, hepsi teslim ediliyor. Buna rağmen 1937’de bir kıyım, kırım kararlaştırılmış olduğu için 37’den başlayarak büyük bir soykırım yapılıyor. Daha garibi de ne? Eşkıya takibi adı altında köy ve orman yakma kılavuzu çıkarılıyor. O tarihte bir de köy ve orman yakma kılavuzu hazırlanıyor. Bugün neyi anlatıyor? Bu yaşanan birçok şeyin temelini anlatıyor. Düşünsel temelini anlatıyor. Yani o tarihte de hep eşkıya takibi gibi suçlamalarla köy ve orman yakma kılavuzu hazırlanıp bu idarecilerin eline veriliyor. Böyle bir talihsiz olay, insanlık ayıbı bir olay.

    7 T!

    Bütün mesele şu; askeri yöntemlerle edeplendirme, hizaya getirme, tenkil, tehcir, temdin, Türk İslamlaştırma, temsil, asimile etme ve tasfiye. Sonuçta tasfiye. 7 uğursuz T diyorum. Bunların tamamı uygulanmak suretiyle Kürt kimliği yok edilerek Kürt sorunun çözülmesi hedeflendiği için bütün bu uygulamalar gerçekleştiriliyor. Yani Dersim’deki olay da o, günümüzdeki olay, o tarihten sonra cereyan eden olayların da temelinde bu var. Konu askere havale ediliyor.

    Şöyle bir çarpıcı olay var. II. Dünya Harbi’nden sonra Türkiye yönünü batıya çeviriyor ve hükümet toplanıyor. “Dersim İsyanı ile birlikte biz artık Kürt meselesini tarihe attık” deniyor. “Kürt meselesini tarihin çöplüğüne attık” deniyorsa da bu gerçek değil. Kürt meselesi devam ediyor. Devlet bu nedenle “bizim bu konuda rapor hazırlamamız gerekir” diye konuyu tezekkür ediyor, karar alıyor ve bu konuda Ahmet Hasip Koylan adında Mülkiye Başmüfettişi görevlendiriliyor. Bu Kıbrıs Türkü olan bir şahsiyet. Kürdistan’da, Anadolu’da valilik yapmış, birçok dil biliyor ve devlet bütün önemli belgeleri bunun emrine veriyor. Şark İstiklal Mahkemesindeki savunmalar, idam serüvenini, sürecini birçok hassas detayların hepsini veriyor.

    Ben çalışmalarımda yararlanırken açıkçası birçok şeyi bu gizli dokümandan öğrendim. Çünkü devlet aklı açık planda red ve inkarcı, gizli planda itirafçı ve kabulcü. Gizli planda Kürtlerin tarihi, coğrafyası, etnolojisi, sosyolojisi Kürt ulusal hareketleri, kültürü, edebiyatı, dili her şey anlatılır, itiraf edilir. Açık alanda ise ‘Dağ Türkü’dür. Bunlar işte kart kurt destanı vesaire vesaire gibi trajikomik şeyler. Bu nedenle bütün bu bilim dışı çağ dışı uygulamaların sonucu olarak bu noktalara gelindi.

    Kamber YILDIZ/ANKARA

  • Koçgiri Kültür Derneği 103. yılında Koçgiri’de katledilen Alevileri anacak

    Koçgiri Kültür Derneği 103. yılında Koçgiri’de katledilen Alevileri anacak

    PİRHA – Koçgiri Kültür Derneği 1921’de Koçgiri’de katledilen Alevileri anma programını paylaştı. Derneğin yönetim kurulunun yaptığı yazılı çağrıda, “Koçgirili tüm canlarımızın bu anmalara katılmaları bu mücadeleyi daha da güçlendirecek, direncimizi arttıracaktır” denildi.

    Koçgiri Kültür Derneği, 1921‘de Koçgiri’de katledilen Alevileri anma programı düzenleyecek. Derneğin yönetim kurulu anma programına çağrı yaparak şu ifadelere yer verdi:

    “Koçgirili canlar, değerli dostlar ve yoldaşlar, Koçgiri Kültür Derneği olarak 103. yılında da Koçgiri Katliamı’nı unutmayacağız, unutturmayacağız. Bu amaçla katliamda kaybettiğimiz canları mezarları başında anarak anılarını yaşatmaya devam edeceğiz. İnancı ve kimliğiyle kendi toprağında yaşamak isteyen atalarımızın nefs-i müdafaası bugün de eşit yurttaşlık ve özgürlük temelinde yürütülen mücadeleye güç katacaktır. Koçgirili tüm canlarımızın bu anmalara katılmaları bu mücadeleyi daha da güçlendirecek, direncimizi arttıracaktır.”

    ANMA PROGRAMI

    Koçgiri Kültür Derneği Yönetim Kurulu’nun 1921‘de Koçgiri’de katledilen canları anma programı ise şöyle:

    -23 Mart 2024: Elif Ana’nın mezarında anma. Saat 11.00 Zara/Bağlama Köyü

    -24 Mart 2024: Ana Dakiliko mezarında anma. Saat: 11.00 Becek Köyü/İmranlı

    -24 Mart 2024: Kapıkaya’dan alınan ve katledilen; İbrahim Ağa oğlu Ağa, Mille Kasım oğlu Heci, Mahmut Ağa oğlu Qaso, Heso oğlu Misto, Kiso oğlu Allo, Sile oğlu Hesso, Alişer oğlu Begigk, Mexso oğlu Kallo, Girre Ali. (Kapıkaya’da da misafir Yanık köyünden) isimli canlarımızın anması. Saat 13.00 Arıx Köyü.

    -25 Mart 2024: Pir Köçek’te Geleneksel Newroz ateşinin yeniden yakılması. Saat 13.00 Zara Bağlama Köyü.

    PİRHA/SİVAS