Etiket: 1938 katliamı

  • Almanya’da Dersim Tertelesi konferansı düzenlendi- VİDEO

    Almanya’da Dersim Tertelesi konferansı düzenlendi- VİDEO

    PİRHA-Türkiye/Almanya İnsan Hakları Derneği, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu ve Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu ortaklığında Almanya’nın Köln kentinde ‘Soykırımları Unutmamak ve Yüzleşmek Tanınmayan Soykırım: Dersim Tertelesi 1937-38’  konulu konferans düzenlendi.

    TÜDAY (Türkiye/Almanya İnsan Hakları Derneği), AABF (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu) ve FDG ( Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu) ortaklığında 4 Mayıs’ta Almanya’nın Köln kentinde ‘Soykırımları Unutmamak ve Yüzleşmek Tanınmayan Soykırım: Dersim Tertelesi 1937-38’ Konferansı düzenlendi.

    Aslı Zelal’in piyano çalıp söylemesiyle başlayan konferansta Terteleyi yaşayan tanıkların belgesel gösterimine de yer verildi. ‘Ulus inşası ve şiddet: Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunda Anadolu’nun Türkleştirilmesi’ konusunda Prof. Dr. Hans Lukas Kieser, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ideolojisi ve Dersim Tertelesi’ konusunda Araştırmacı-Yazar Kazım Gündoğan, ‘Uluslararası hukuk ve soykırım çalışmalarında Dersim Tertelesi’ konusunda Dr. Hüseyin Çelik, ‘Soykırım; travma, yüzleşme ve iyileşme süreçleri’ konusunda ise Prof. Dr. Jan Ilhan Kızılhan birer sunum yaptılar.

    “TERTELE KAVRAMI ULUSLARARASI LİTERATÜRDE YERİNİ ALMIŞ BİR KAVRAM”

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ideolojisi ve Dersim Tertelesi konusunda sunum yapan Araştırmacı-Yazar Kazım Gündoğan, şunları söyledi:

    “Dersimlilerin en yaygın dili olan Kırmancki, Zazaca dilinde Tertele, soykırımı tanımlamaktadır. Dersim’de büyük önlenemez, ağır sonuçlar yaratan büyük deprem gibi doğa felaketlerine zelzele; toplumsal-siyasal felaketlere de tertele denir. O yüzden Dersimliler 4 Mayıs gününü Bakanlar Kurulu kararına dayanarak kara gün olarak tanımladılar. O zamandan beri de hem yerelde hem uluslararası konumda tertele kavramı yerli yerine oturmaya başladı. Tertele kavramı artık uluslararası literatürde yerini almış bir kavram.”

    Konferans, Soykırım Yasamış Halkların Ezgileri’nin sanatçılar Beser Sahin, Djancate Janet & Aykut, Asli Zelal tarafından seslendirilmesinin ardından son buldu.

    PİRHA/ALMANYA

  • Lorıka Domanu, bir 38 romanı: “Keşke aklımı yitirseydim de bu yaşadıklarımızı hatırlamasaydım”

    Lorıka Domanu, bir 38 romanı: “Keşke aklımı yitirseydim de bu yaşadıklarımızı hatırlamasaydım”

    PİRHA-Şahin Çiçek’in, 1938 soykırımından kurtulmuş üç çocuğun hikayesini anlattığı, Lorıka Domanu isimli Kırmancki (Zazaca) romanı, Fam Yayınları’ndan çıktı: “Terteleden kim kurtulmuş ki ben de kurtulayım: O yanlış bir cümledir. Orada, o gün herkes ölmedi ama hiç kimse kurtulmadı. O yılın adı 1938 imiş sonra kavradı.”

    Şahin Çiçek’in Lorıka Domanu isimli Kırmancki (Zazaca) romanı Fam Yayınları’ndan çıktı. 1938 Dersim soykırımından kurtulmuş üç çocuğun hikayesini anlatan kitap, “Bazı isimler dışında burada yazan her şey gerçektir” cümlesiyle başlıyor.

    CESETLER ALTINDA KALARAK KURTULMUŞ ÜÇ ÇOCUĞUN HİKAYESİ

    Romanda, henüz dokuz yaşında iken ölüler arasından sağ kurtulan Yemose, “Keşke aklımı yitirseydim de bu yaşadıklarımızı hatırlamasaydım” diyor. Yemose’nin hiçbir zaman unutamadığı o toplu kıyımdan yaralı kurtulan üç çocuğun hikayesi burada başlıyor.

    Romanın devamında Zuğur Deresi’nde ağır makinalı tüfeklerin kurşunlarından, cesetler altında kalarak kurtulmuş yaralı bir bedeni, ruhları hep yaralı kalmış iki kardeş, bir kuzen üç çocuğun; hayatta kalma mücadelesini ve sonrasını okuyoruz.

    FELEĞİN CAN ALMAYA YETİŞEMEDİĞİ VAKİTLER

    Ölüler, yaralılar, birbiri üzerine yığılmış insanlar, inleyenler, ölmek için bekleyenlerin yakarışları arasında feleğin can almaya yetişemediği vakitlere gidiyoruz.

    1938 tertelesinden sonra, dünyanın dört bir yanına dağılan Dersimlilerin hikayesine, yazarımız İstanbul’dan katılıyor. İstanbul’da buluştuğu anlatıcının yaşadıklarını dinleyerek, yaşadıklarını kaydederek ona şahit oluyor. Yaşadıklarını yazara detayları ile anlatan Yemos’un önce hiçbir şey hatırlamayarak yaşadığı bir yıl ve sonrasında ölümü ile sonlanıyor kitap.

    ÜÇ ÇOCUĞUN HİKAYESİ BİNLERCE DERSİMLİ’NİN HİKAYESİDİR

    Yemoş, değiştirilmiş adı ile Emine, İstanbul’da kendi toprağından uzakta bir yerde yatıyor şimdi. Onun ve diğer iki çocuğun hikayesi, binlerce Dersimli’nin hikayesidir. Üç çocuğun gerçeği üzerinden binlerce Dersimli’nin yaşadıklarına bir daha şahit olarak, bir daha yaşayarak kitabın kapağını kapatıyoruz.

    Lorıka Domanu, 1938 tertelesini yalın ama detaylı bir işleyiş ile anlatıyor.  Dersimli’nin 1938 belleğini anlatırken, tarihsel ve sosyolojik arka planı ince bir şekilde aktarıyor.

    KIRMANCKİ YAZILI EDEBİYATINA DEĞERLİ BİR KATKI

    Şahin Çiçek tarafından kaleme alınan, Fam Yayınları logosu ile yayınlanan Lorıka Domanu isimli roman, son yıllarda yayınlanan Zazaca/Kırmançca yazılı edebiyatına eklenen özel bir metin ve çok değerli bir katkı niteliğindedir. Yazarın akıcı bir anlatımı var, dil oldukça sade ve özenli kurulmuş. Cümleler ritimli kelimelerle örülmüş. Hikaye üzerine detaylı çalışılmış, önemli bir hakikat okuyucuya aktarılmıştır. Dağı, taşı, ırmağı, vadisi, cümle canlısı ile her yanından ölmüş, yaralanmış bir coğrafyanın tarihinden bir yıl ama yaralı bir ömür olan 1938’in hakikatidir anlatılan.

    PİRHA/DERSİM

  • Kemal Sever: İnsanlarımıza yapılan zalimlikler bizde iz bıraktı, muhalif olduk-VİDEO

    Kemal Sever: İnsanlarımıza yapılan zalimlikler bizde iz bıraktı, muhalif olduk-VİDEO

    PİRHA-12 Eylül 1980 Darbesi’nde Diyarbakır Cezaevi’nde 7 yıl tutulduktan sonra 2010 yılında Bingöl’ün Yayladere ilçesinin Seter Köyü’ne yerleşen Kemal Sever, “2010 yılında ata toprağımı yeniden şenlendirmek için köyüme geri geldim” dedi. Sever, “1938’de de bu köyde bir aile tamamen yok edildi. O dönemde insanların yaşadığı bir zalimlik vardı, biz de o insanlarımızın yaşadığı zulümle büyüdük, yaşananlar biz de bir iz bıraktı, bu durum bizi muhalif insanlar haline dönüştürdü” dedi.

    12 Eylül 1980 Darbesi’nde Diyarbakır Cezaevi’nde 7 yıl tutulan Kemal Sever, 2010 yılında Bingöl’ün Yayladere ilçesinin Seter Köyü’ne yerleşti.

    “ATA TOPRAĞIMI YENİDEN ŞENLENDİRMEK İÇİN KÖYÜME GERİ GELDİM”

    12 Eylül’de Diyarbakır Cezaevi’nde 7 yıl tutulduğunu ve orada zulmün tamamını yaşadığını söyleyen Kemal Sever, “Cezaevinden çıktıktan sonra uzun süre ailemle beraber İstanbul’da yaşadım. 2010 yılında ata toprağımı yeniden şenlendirmek için köyüme geri geldim. Bizim köyümüz çok eski bir köy milattan önce burada bir yerleşim vardı ama yazılı bir kaynak olmadığı için biz yerleşimin ne zaman başladığını bilmiyoruz. İslamiyet’ten sonra İran Revanduz bölgesinden Seteri kabilesi buraya gelmiştir, bu köyün ismi de oradan gelmektedir” diye belirtti.

    “1938’DE SETER KÖYÜNDE BİR AİLE TAMAMEN YOK EDİLDİ”

    1938’de Seter Köyü’nde Derviş İbrahim’in ailesinin tamamen yok edildiğini belirten Sever, “Katliamın nedeni Kürt olmalarıdır ama devlet katliam için kendine uygun gerekçeler yaratmıştır” dedi.

    Sever konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “1932 yılında İsmet İnönü’nün bölgeye düzenlediği 12 günlük bir sefer vardır. Dönüşte de başbakanlığa 384 Kürt ailesinin tasfiye edilmesi gerektiği yönünde rapor sunuyor. Bu ailelerden biri de Seter köyünde casus İbrahim olarak bilinen Derviş İbrahim’in ailesidir. Aslında kendisi casus değildir Ermeni Katliamı’nda Ermenilere yardımcı olduğu için kendisine casus nitelendirmesi yapılmıştır. Aile tamamen yok ediliyor, bir dönem götürülüp Kiğı’da mecburi iskâna tabi tutuluyor, daha sonra da oradan getirilip 1938 yılında Düzgün Baba Dağı’nın eteğinde bütün aile katlediliyor. Setero ağıtı katledilen bu aile üzerine yazılıyor. O dönemde insanların yaşadığı bir zalimlik vardı, biz de o insanlarımızın yaşadığı zulümle büyüdük, yaşananlar biz de bir iz bıraktı. Bu durum da bizi muhalif insanlar haline dönüştürdü.”

    PİRHA/BİNGÖL