Etiket: 1980 darbesi

  • Cumartesi Anneleri 897. Hafta: 80 Darbesi’nde idam edilen Güney’in mezarı yok-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 897. Hafta: 80 Darbesi’nde idam edilen Güney’in mezarı yok-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 897. Hafta eyleminde 12 Eylül Askeri Darbesinin hemen ardından idam edilen ve mezar yeri ailesine açıklanmayan Veysel Güney’in akıbetini sordu.

    Faili meçhul cinayetlerin akıbetini sormak adına her hafta Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Anneleri, 897’inci hafta eylemlerini yasaklar sebebiyle çevrimiçi yaptı.

    12 Eylül Askeri Darbesinin hemen ardından 28. 12. 1980 tarihinde Antep’te bir ev baskınında gözaltına alınan ve ardından idama mahkum edilen 24 yaşındaki Veysel Güney’in akıbeti soruldu. Güney’in idam edildikten sonra mezar yerinin açıklanmadığını belirten Dilcan Acer, ailesi ve arkadaşlarının mücadelesine rağmen hala öğrenilemediğini söyledi.

    Açıklamada Güney ailesi adına Doğan Güney söz aldı. Güney, “Avukat tutmasına dahi izin verilmeden idam edilen Veysel Güney’in yeğeniyim. Amcamı tanıyamadım, mezarı başında anamadım. Bunca yıl geçmesine rağmen bize hala teslim edilmedi. Üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen amcamın mezarından korkan bir sistem mevcut.” dedi. Cumartesi Annesi Zeynep Güney’in de oğlunun mezarını bulabilmek için mücadele ettiğini ancak sonuç alamadan yaşamını yitirdiğini aktardı. Güney, kayıp yakınları olarak bu acı ile yaşadıklarını söyledi.

    GÜNEY’İN SON MEKTUBU DA  KAYIP

    Doğan Güney’in ardından ailenin avukatı Arcan Kanar seslendi. Güney’in yargılanmasında hukukun ayaklar altına alındığını vurguladı. Yargılama sebebinin operasyon sırasında yaşamını yitiren bir teğmen için intikam olduğunu aktardı. Kanar, “Bu yargılamanın hukukun zerresi ile alakası yoktu. Şubat’ın 5’inde duruşma günü belli oldu. 6 Şubat’ta duruşma görüldü ve 17 Şubat’ta ikinci duruşma ile karar verildi. Yani bir ay dolmadan iki duruşma ile idam cezasına mahkum oldu.” dedi. Darbe döneminde gerçekleşen bu mahkemenin askeri konsey tarafından da onaylandığını belirtti. Kanar, Güney’in yargılanış şekline bakılarak 12 Eylül Darbesi‘nin nasıl insan haklarını ayaklar altına aldığının görülebileceğini söyledi. Güney’in beş aylık hücrede işkence görürken de ailesi ile görüştürülmediğini söyleyen avukat Kanar, son sözlerinin yazıldığı mektubu da alamadıklarını aktardı. Cumhuriyet Başsavcılığı‘na 2011 yılında işkence, insan haklarını ihlal gibi suçlardan darbeciler hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Kanar, sonuç alamadıklarını ve reddedildiklerini söyledi.

    25 YIL SONRA DAVANIN SAVCISI KENDİ KİTABINDA DOĞRULARI AÇIKLADI

    Basın açıklamasını Cumartesi İnsanları‘ndan Leman Yurtsever okudu. Yurtsever, “Türkiye’de 12 Eylül Anayasası kurumları ve siyaseti ile yaşıyor. Darbecilerin kendinden olmayanı düşman gören zihniyeti, hal ve özgürleri hedef alan baskıları ağırlaşarak devam ediyor.” dedi. Derinleşen hukuksuzluk ve baskı ortamında eleştiri hakkını kullananların, hak ve özgürlük talep edenlerin hukuksal güvenceden mahrum bırakıldığını söyledi. Yurtsever, “897. haftamızda 12 Eylül Darbecilerinin idam ettikten sonra bedenini kaybettiği ve bugüne kadar tüm iktidarların değişmeyen tutumu sonucu mezarına ulaşılamayan Veysel Güney davası ile kamuoyu karşısındayız.” dedi. Güney’in tutuklanma ve yargılanma sürecini aktaran Yurtsever, suçlamaları ispat edecek deliller olmadan idam edildiğini belirtti. İdamdan sonra kişisel eşyalarının babasına verildiğini ancak Yüzbaşı Burhan Erdem‘e teslim edilen bedenin kaybedilğini anlattı. Yurtsever’in aktardıklarına göre Güney’in idamından 25 yıl sonra savcı Mete Göktürk, “Adaleti Gördünüz mü?” isimli kitabında gerçekleri açıkladı. Göktürk’ün kitabında Güney’i suçlayacak delillerin olmadığını ve adil bir yargılamanın da yapılmadığını açıkladı.

    Yurtsever, yapılan araştırmalar sonucunda 2006 yılında ölüm tarihlerinin ve sebebinin uyuştuğu Gaziantep Kimsesizler Mezarlığı’ndaki mezarın bulunduğunu hatırlattı. Ancak, Ankara Adli Tıp‘a gönderilen DNA dokularının uyuşmadığı yönünde sonuç geldi. Yurtsever, ailenin ve kamuoyunun doğru test yapılmadığına ilişkin şüphelerinin olduğunu aktardı. Bu olayların hepsinin insanlığa karşı bir suç olduğunu belirten Yurtsever, zaman aşımına tabii değildir, dedi.

    Son olarak yeniden söz alan Acer, açıklamalarına bir süre daha sosyal medya üzerinden devam edeceklerini açıkladı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • PSAKD Başkanı Kaplan: Maraş’ın hesabı 100 kişi ile gidip sorulamaz!-VİDEO

    PSAKD Başkanı Kaplan: Maraş’ın hesabı 100 kişi ile gidip sorulamaz!-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, Maraş Katliamı ile yüzleşilmesi gerektiğini belirterek, “Ancak Maraş’ın hesabı katliamın olduğu yere 100 kişi ile gidip sorulmaz. Maraş’ın sokaklarının kilitlenmesi lazım. En azından o travmayı yaşamamış canlarımızın, Maraş’a gelen yoldaşlarına destek vermesini talep ediyoruz” dedi.

    1978 yılının 19 Aralık sabahında başlayan Maraş Katliamı, en az 120 canın yaşamını yitirmesine, binlerce Alevi ve Kürt yurttaşın hayatlarının faciaya dönmesine sebep oldu. Aradan geçen süre içerisinde hiçbir sorumlu yargılanmazken, katliamın üzeri adeta örtüldü.

    KATLİAM ÖNCESİNDEKİ MARAŞ NASILDI?

    Her yıl Aralık ayının son haftalarında Maraş’ta yapılmak istenen anma törenlerine yasaklar getirilerek gerçeklerle yüzleşilmenin önüne de geçilmek istendi. Alevi örgütleri, bu yıl da “Valilik yasağını tanımıyoruz” diyerek Maraş’a anma için gideceklerini duyurdu.

    Yapılacak anma öncesi PİRHA’ya konuşan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, katliama giden süreci değerlendirdi. Kaplan, “Maraş Katliamı öncelikle Alevilerin şehirleşmesi, şehir koşullarında söz sahibi olmasıyla birlikte başlıyor” diyerek Alevi yurttaşların, aynı dönemde siyasete de ortak olmasına işaret etti. Gani Kaplan, 1960’lı yıllardan önce Alevilerin şehirlerde yoğun yaşamadıklarını belirterek şunları aktardı:

    “Dolayısıyla şehirde olmayan bir topluluk siyasete de ticarete de ortak olamaz. Yani Aleviler daha öncesinden şehirdeki politikacılar tarafından yönetiliyordu. Ve Aleviler birden şehirde yönetime de aday oldu. Maraş bunun en yakın örneğidir. Daha önceden kendi ürettiğini kendi içerisinde tüketirken bu defa ürettiğini pazara götüren ve o pazardan pay sahibi olmaya çalışan bir topluluk haline geldi. Ticarette söz sahibi olmaya başlayan Aleviler, özellikle Maraş üzerinde, oradaki yerlileri rahatsız etti! Aynı durum Malatya ve Sivas’ta da yaşandı.”

    MARAŞ’TA ARAZİLER EL DEĞİŞTİRİYOR!

    Gani Kaplan, Maraş’ta katliamdan sonraki sürece de dikkat çekerek Alevilere ait verimli arazilerin boş kaldığını söyledi. “Katliamın yansımasını bugün yaşıyoruz” diyen Kaplan, “Maraş ovasındaki o verimli araziler bugün bomboş. Ve o araziler bugün birilerine ya kiralanıyor ya da satılıyor. Şu anda Sünni kesim, o arazileri kiralayıp ya da satın almaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

    “MARAŞ’IN HESABINI SORMAK BU ŞEKİLDE OLMAZ”

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Maraş Katliamı protestolarının ve katledilenleri anmanın neden 20 yılın ardından yapıldığı konusuna da cevap verdi. Kaplan, “O zamana kadar katliamı sahiplenebilecek bir örgüt yoktu” diyerek şu bilgileri paylaştı:

    “İlk anma Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde gerçekleşti. Şu anda da yine Alevi Bektaşi Federasyonu’nun öncülüğünde bu anmalar gerçekleşiyor.

    Maraş’tan sonraki yapılan tüm katliamlara baktığınız zaman bir sis bulutu görüyoruz. Devlet, katliamın içinde olduğu katliamların hiçbir perde arkasını açıklamadı ve açıklanmasına da izin vermedi. Maraş Katliamı yaşandıktan sonra Türk siyasi hayatının da çizgisi değişti. Sol hareketlere ciddi anlamda darbe vuruldu. Maraş Katliamı’nın içerisinde derin devlet vardır. Maraş Katliamı’nın içerisinde genelkurmay ve emniyet vardır.

    Ancak Maraş’ın hesabını sormak bu şekilde olmaz. Buradan kendimize de eleştiri yapıyorum. Katliamın olduğu yere 100 kişi ile gidip hesap sorulmaz. Maraş’ın sokaklarının kilitlenmesi lazım. Maraş’ın hesabı ancak böyle sorulur. Devlet açısından ise bir an önce bu dosyalar samimi şekilde tekrar mahkemeler tarafından açılmalı. Kayıp olan mezarlar ailelerine verilmeli. Ayrıca Maraş’a bu utançtan ötürü bir katliam anıtının dikilmesi de taleplerimiz arasındadır.”

    MARAŞLI GENÇLERE ÇAĞRI!

    PSAKD Başkanı Gani Kaplan son olarak, yapılacak anma programı sebebiyle Maraşlı yurttaşlara çağrıda bulunarak şunları söyledi:

    “Maraş’ta şu anda yaklaşık 40 bin Alevinin yaşadığını biliyoruz. Bu nüfusun onda biri anma yapılan o alana gelse yeter. Çorum’da da benzer bir durum söz konusu… İki yerde de kitlesel katılımı sağlayamıyoruz. Halk halen çekiniyor. Tabii ki o travmayı atlatmak kolay değil. Daha katliam tanığı olup da konuşamayan bir çok insan var. Konuştuklarında tekrar o anları yaşıyorlar. O insanlara hak veriyorum ama genç nüfus, en azından o travmayı yaşamamış olan canlarımızın, Maraş’a giden yoldaşlarına destek vermesini talep ediyoruz.”

    Eren GÜVEN – Melis CİDDİOĞLU / ANKARA 

     

  • PSAKD’den Maraş açıklaması: AKP de Alevi düşmanlığının odağı halindedir

    PSAKD’den Maraş açıklaması: AKP de Alevi düşmanlığının odağı halindedir

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Maraş Katliamı’nın 43. Yıldönümü sebebiyle yaptığı yazılı açıklamada “Aradan geçen bunca zamana karşın hiç bir şey değişmemiş, tam tersi, bu 43 yılın 20 yılında iktidar olan AKP de Alevi düşmanlığının odağı halindedir” denildi.

    Maraş’ta Alevilere yönelik 19 Aralık 1978’de başlayıp 7 gün süren katliamın üzerinden 43 yıl geçti. Faşist saldırılarda en az 120 insan canice öldürüldü. Alevilere ait onlarca ev-işyeri yakılarak kullanılmaz hale getirildi. Olayın sorumluları ortaya çıkarılmadı ancak Alevi örgütlerinin yıllardır “Sorumlular yargılansın” talebi sürüyor.

    “MHP ÖNCÜLÜĞÜNDE YAPILDI”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, katliamın yıldönümünde bir kez daha asıl sorumlunun “devlet” olduğu vurgusunu yaptı. Yazılı yapılan açıklamada “Bundan tam 43 yıl önce, devlet Marşta Alevilere karşı suç işlemiştir” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Tüm Alevi katliamlarında olduğu gibi o gün de camilerden anonslar yapılarak Aleviler hedef alınmıştır. Önceden hazırlanmış silahlar, baltalar, benzin bidonları katil sürüsüne dağıtılmış ve kentte Alevi katliamı başlatılmıştır. Bu katliam da tıpkı diğer Alevi katliamları gibi devletin gözetiminde gerçekleşmiş, şehirdeki kolluk kuvvetleri herhangi bir müdahalede bulunmamıştır. Maraş’ta yaşlı, genç, çocuk yüzlerce insan sadece Alevi oldukları için hunharca katledildi. Evler yakılırken canını kurtarmaya çalışan insanlar baltalarla öldürüldü.

    Tüm bunlar ve daha fazlası o dönemde, ‘Allah için savaşa’ diye slogan atan MHP öncülüğünde, devlet gözetiminde yapılmıştır.

    “ALEVİLERE BU KADAR KİN DUYMAK HANGİ AKLIN, İNANCIN ÜRÜNÜDÜR”

    Alevilere bu kadar düşman olmak, kin duymak hangi aklın ve inancın ürünüdür? Yıllarca komşuluk yaptığı insanları, çocukları vahşice katletmek hangi vicdana sığar? 90 yaşındaki bir kadını işkenceyle katletmek hangi ahlakın ifadesidir? Alevilere kin ve nefret duyanlar nasıl bir psikoloji içindesiniz? Biz biliyoruz ve onun için örgütleniyor, demokrasi, eşitlik, özgürlük ve laiklik mücadelesi veriyoruz.

    Aradan geçen bunca zamana karşın hiç bir şey değişmemiş tam tersi, bu 43 yılın 20 yılında iktidar olan AKP de Alevi düşmanlığının odağı halindedir. Çünkü herkesin Türk ve Sünni olduğunu iddia eden ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nı devletin merkezine alanlar huzurdan, adaletten, eşitlikten bahsedemezler.

    “AKP PİŞKİNLİĞİ”

    Bugün ülkede bir tek bakan, Alevi değilken, vali, rektör, ordu komutanı yokken Alevi güzellemesi yapılması tam da AKP pişkinliğidir. Tarih boyunca Alevileri katledenler, bugün dedelere maaş, cemevlerine ise ‘kültür merkezi’ gömleğini giydirerek Aleviliği katletme peşindeler. Bu vesileyle belirtelim ki, devletten maaş alan ya da alacak olan dedeler, Kerbela’da Ali Asker’i, Maraş’ta Ali Traş’ı, Madımak’ta Koray Kaya’yı katledenlerle el sıkışmış sayılacaktır.

    “FAŞİZM İKTİDARINI KORUMAK İÇİN HER DÖNEM ALEVİLERİ HEDEF ALMIŞTIR”

    Faşizm, iktidarını korumak için her dönemde Alevileri hedef almıştır. Çünkü tekçi, ırkçı ve siyasal İslamcıların korkulu rüyası 73 millete bir nazarla bakan Alevilerdir. Bu bağlamda Malatya, Maraş ve Çorum’da Alevi katliamları yaparak 12 Eylül faşist darbesini gerçekleştirmiştir.

    Milliyetçi ve siyasal İslam’ın ülkeyi getirdiği yer ortadadır. Kan, gözyaşı, açlık, sürgün ve yok saymaktır.

    Biz Aleviler, her türden tekçiliğe ve ırkçılığa karşı 73 millete bir nazarla bakmaya devam edeceğiz. Biz Aleviler, şeriata, yobazlığa ve her türlü gericiliğe karşı laikliği savunmaya devam edeceğiz. Başta Alevi katliamları olmak üzere hiçbir katliamı unutmadık, unutturmayacağız. 25 Aralık Cumartesi günü Maraş’ta olacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren anılıyor

    Yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren anılıyor

    PİRHA – Erdal Eren, 39 yıl önce tam bugün darbeciler tarafından 17 yaşında yaşı büyütülerek idam edildi. Dönemin Genelkurmay Başkanı darbeci Kenan Evren tarafından “Asmayalım da besleyelim mi?” denilerek idam edilen Erdal Eren, sadece 17 yıl 3 ay yaşadı.

    Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisi Erdal Eren, Er Zekeriya Önge’yi öldürdüğü suçlamasıyla hüküm giydi.

    Hakkında hiçbir delil ortaya konulmamasına rağmen 12 Eylül darbecileri tarafından 13 Aralık 1980 tarihinde idam edilerek katledilen Erdal Eren’e tarih hakkını verdi.

    “Asmayalım da besleyelim mi?” diyen darbeci Kenan Evren katil olarak lanetle anılırken, 17 yaşında idam sehpasına gönderilen Erdal Eren bugün hala mücadelesinden vazgeçmemiş, onurlu bir devrimci olarak anılıyor.

    ANMA YAPILACAK

    Ölümünün 39’uncu yılında Ankara’da saat 12.00’de Karşıyaka Mezarlığı’nda anma yapılırken İstanbul’da ise saat: 19.00’da Kadıköy Rıhtım Eminönü iskelesi önünde basın açıklaması gerçekleştirilecek. Anma etkinliği yapılacak bazı iller şöyle:

    İzmir: Alsancak Sevinç Pastanesi önü, saat: 18.30

    Antalya: Attalos Meydanı, saat 18.30

    Diyarbakır: ‘Oğlumuz Erdal’ belgesel gösterimi, 14 Aralık, Eğitim Sen 1 No’lu Şube, saat: 14.00

    Dersim: Anma, 14 Aralık, saat: 14.30, Belediye Konferans Salonu

    (HABER MERKEZİ)

  • 38 yıldır bitmeyen mücadele: Mehmet Ceren dosyası AİHM’de

    38 yıldır bitmeyen mücadele: Mehmet Ceren dosyası AİHM’de

    PİRHA- 38 yıldır ne acısı dindi ne de mücadele sonlandırıldı. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında işkencede yaşamını yitiren Mehmet Ceren için ailenin mücadelesi sürüyor. Dosya, Anayasa Mahkemesi’nce 12 Şubat 2016’da zaman aşımından dolayı takipsizlik kararı verilince, AİHM’ye taşındı. 

    12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Ali Ekber Yürek ve Fehmi Özarslan ile birlikte işkencede yaşamını yitiren Mehmet Ceren dosyası AİHM’de.

    Dönemin Sıkıyönetim Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Yusuf Haznedaroğlu’nun talimatıyla çok sayıda kişi gözaltına alınıp, Eğitim Enstitüsü binasında işkence uygulanmıştı. Bunu Maraş Savcılığı açıklamıştı. Savcılık, eski Türk Ceza Kanunu’na göre zamanaşımı sınırının 22,5 yıl olduğunu söylemiş, Haznedaroğlu ile polis ve askerlerin olduğu 12 işkencecinin yargılanamayacağını ileri sürmüştü.

    AKP’nin “12 Eylül Darbesi ile hesaplaşma” söylemi ile gündeme getirdiği 12 Eylül 2010 Referandumu’nun ardından Maraş’ta öğretmen Ali Ekber Yürek ile birlikte Mehmet Ceren ve Fehim Özarslan’ın katledildiği, 91 kişinin yaralandığı işkence ile ilgili dosya “zamanaşımı” gerekçesiyle kapatıldı.

    Maraş’ın Afşin ilçesine bağlı Büyüktatlar köyünde 1957’de dünyaya gelen Mehmet Ceren, Vahip ve Eşe Ceren’in 5 çocuğundan biriydi. İlkokulu Büyüktatlarda, Ortaokulu Afşin’de okudu, Maraş Ticaret Meslek lisesini bitirdikten sonra, yüksek öğrenimini Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde tamamladı.

    “BİR DAHA GELİRSEN CENAZENİ AİLENE TESLİM EDERİM”

    Mehmet Ceren, üniversiteyi okuduktan sonra Afşin-Elbistan Termik santralinde işe girdi. Afşin-Elbistan Termik santralinde işçilerin çalışma koşulların düzeltilmesi ve işçi ölümlerini protestosunda en önde yerini alan Mehmet Ceren gözaltına alınıp, Maraş’a götürüldü. 2 hafta boyunca işkence gördü ve serbest bırakıldı. Dönemin Maraş Sıkıyönetim Komutanı yardımcısı Tümgeneral Yusuf Haznedaroğlu’un Mehmet Ceren’e “Bir daha buraya gelirsen cenazeni ailene teslim ederim” dediği belirtildi.

    15 Temmuz 1981 tarihinde hakkında tutuklama kararı çıkan Mehmet Ceren ailesine yapılan işkenceyi sonlandırmak için 5 Ekim 1981’de Adana Sıkıyönetim Komutanlığı’na teslim oldu.

    Adana’da 15 gün tutulduktan sonra 20Ekim 1981 akşamı Maraş Sıkıyönetim Komutanlığı’na teslim edilen Mehmet Ceren 21 Ekim 1981 tarihinde yaşamını yitirdi.

    Ölüm raporunda kalp krizi yazılsa da, dönemin itirafçı polisi Sedat Caner ifadesinde Maraş’ta çok kişinin maruz kaldığı Filistin askısından indirilirken baş üstü düştüğünde boynunun kırıldığını söylemişti.

    1986 yılında Baba Vahip Ceren oğlunun ölüm sebebinin açıklanması ve mezarın acılması için Maraş Savcılığı’na bir dilekçeyle başvuru yaptı ancak takipsizlik kararı verildi. Baba Vahip Ceren verdiği mücadelelerin ardından 2004 yılında Hakka yürüdü.

    YUSUF HAZNEDAROĞLU’NUN İŞKENCE SORUŞTURMASINDA ADI GEÇİYORDU 

    12 Eylül’de Maraş Sıkıyönetim Komutan Yardımcısı olarak görev yapan emekli Tümgeneral Yusuf Haznedaroğlu Aralık 2017’de yargılanmadan öldü. Karacaahmet Mezarlığı’na gömülen Haznedaroğlu’nın adı Maraş’ta görev yaptığı 1980 – 1983 yılları arasında, sol görüşlü üç kişinin işkencede öldürülmesi soruşturmasında geçiyordu.

    Üç kişiden biri Mehmet Ceren, diğer ikisi ise Ali Ekber Yürek ve Fehmi Özarslan’dı.

    Şikâyetçiler tarafından ‘Kırbaçlı Paşa’ diye anılan Haznedaroğlu’nun bir numaralı şüphelisi olduğu işkence dosyası, işkencede yaşamını yitiren Ali Ekber Yürek’i kardeşi Mehmet Yürek’in 12 Eylül 2010’daki referandumdan sonraki şikâyetiye başlatıldı.

    Yürek’in Dersim Ovacık’taki mezarı 6 Mayıs 2011’de açılarak, bedeni otopsiye gönderildi. Daha sonra soruşturma genişletildi. Bu dosyada Haznedaroğlu, Yürek’in yanı sıra Mehmet Ceren ve Fehmi Özarslan’ın işkencede öldürülmesi ve en az 92 kişinin işkence görmesi ile suçlanıyordu.

    DOSYA 2014’TE ZAMAN AŞIMINDAN DÜŞTÜ

    Haznedaroğlu ile çok sayıda asker ve polisin şüpheli olduğu dosya 2014’te zaman aşımından düştü.

    Mehmet Ceren’nin ağabeyi Yemliha Ceren, 3 Mayıs 2011’de Afşin Savcılığı’na başvurdu. Buradan Maraş, Adana, Malatya ve ardından Afşin’e geri dönen dosya en son Ankara’ya gönderildi. 26 Mayıs 2011’de zaman aşımı ve takipsizlik kararı alındı.

    Takipsizlik kararı verilen dosya sayısı 14 klasör ve 7 bin sayfadan oluşuyor. Ceren ailesi, devletin bir kurumundan başka bir kurumuna taşınması için bu 7 bin sayfaya fotokopi ve aslı gibidir damgası vurulması için yüklü bir ödeme yapmak zorunda kalmıştı.

    Mehmet Ceren dosyası, Anayasa Mahkemesi’nce 12 Şubat 2016’da zaman aşımından dolayı takipsizlik kararı verilince  AİHM’ye taşındı.

    Ceren ailesi, 38 yıldır Türkiye’de bulamadıkları adaleti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) bekliyor.

    Elif TABAK