PİRHA- 4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri ikinci gününde devam etti. ‘Göç ve göçün Dersim’e etkileri’ konulu panelde konuşan Yazar Metin Yeğin, “Göçmenlik dehşet verici bir şey. Göçmenlik suç değil, göçmenliği yaratanlar esas suçlu. Sonuç üzerinden değil, bunun nedeni üzerinden gitmemiz gerekiyor” dedi.
4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri, ikinci gününde Hüseyin Güntaş Kütüphanesi ve Konferans Salonu’nda ‘Göç ve göçün Dersim’e etkileri’ konulu panel ile başladı.
Moderatörlüğünü Gürkan Bektaş’ın yaptığı panele konuşmacı olarak öğretim görevlisi Sibel Taş ve Yazar Metin Yeğin katıldı.
“GÖÇ SADECE MAĞDURİYET DEĞİL”
1960’lı yılların başında Dersim’den büyük şehirlere göç olduğunu belirten Sibel Taş, “İş yapabilecek olan erkekler, ailelerini geride bırakarak Zonguldak kömür madenlerinde, Çukurova’ya, İstanbul’a ve İzmit’te işçi olarak çalışıyorlardı. Dolayısıyla bizim coğrafyamızdan Almanya’ya işçi göçünün bu kadar erken başlamasının sebebi, zaten Dersimliler büyük şehirlerde işçi olarak çalışıyorlardı. O yüzden haber alma ağları da daha iyiydi. Göç sadece bir mağduriyet değil, aynı zamanda fırsatlar da yaratan bir zemindir. Yani göçmen işçileri nesneleştirmek ya da nesne odağıyla bakmak yerine her birinin özelliklerine eğilmek, onların tercihlerini anlamaya çalışmak son derece değerli” dedi.
“GÖÇMENLİK DEHŞET VERİCİ BİR ŞEY”
Göçmenliğin tamamen bir sömürgecilik olduğunu vurgulayan Metin Yeğin ise şu konuşmayı yaptı:
“Göçmenlik dehşet verici bir şey. Yerinizden kalkıyorsunuz, başka bir yere gidiyorsunuz. Bunun dehşet verici tarafı ise bu gitmeyi arzuluyorsunuz. Yani sadece sizi alıp başka bir yere de sürmüyorlar. Oraya gitmek için elinizdeki birikmişlerinizi bir insan kaçakçısına veriyorsunuz ya da formalite evlenmeler yapıyorsunuz. Göçmenlik suç değil, göçmenliği yaratanlar esas suçlu. Sonuç üzerinden değil, bunun nedeni üzerinden gitmemiz gerekiyor. Onlar sınırları ne kadar fazlalaştırıp güçleştiriyorsa biz öbür tarafa geçmeyi bu kadar arzuluyoruz” diye konuştu.
“GÖÇ EDENLERLE KALANLAR ARASINDA DUYGUSAL BİR KIRILMA VAR”
‘Tersine göç; Ekoloji ve yaşam alanı olarak Dersim’ konulsun değerlendiren Doğan Halis ise şunları dile getirdi:
“Tersine göçün önünde duran temel engeller var. Göç edenlerle kalanlar arasında duygusal bir kırılma var. ‘Niye gittiniz, niye geldiniz?’ sorgulamaları rahatsız edicidir. Kalanların, diğerlerinin geriye dönüşünde sorumlulukları var. Yani siz gittiniz, bizi terk ettiniz, tek başına gidenlerin suçu olamaz. Bu bir süreçti, yaşandı. Bizim bugün birbirimize büyük bir dayanışma sağlamamız lazım. Yani dönenlerin karşılanması, dönenlerin yanında olunması lazım. ‘Oraya ev yaptı, arabasıyla geldi, bize hava atıyor’ duygusu doğru bir yaklaşım değildir. Kalanlar da acaba yeterli öz eleştiri yapabiliyorlar mı? Dolayısıyla gidenler ve kalanlar suçlaması yerine yeniden bir yeni yaşam, yeni hayat kurulabilir mi? Bunu acaba nasıl sağlayabiliriz?
Dolayısıyla bizim yapmamız gereken en büyük şey bu psikolojik eşitlikleri aşmak için halkın içine katılabileceği üretimin zenginleştirilmesi ve bunun dayanışmanın güçlendirilmesi. Sadece tabii ki üretim arttırmakla her şey düzelmeyeceği kesin. Ama giden göç edenlerin büyük kısmının ve geri gelmek isteyenlerin de buradaki yaşamdaki geriye düşüşlerin payı vardır. Herkes doğasını seviyor. Tekrar geri gelmeyi düşünüyor ama şartların elverişli çok önemlidir. Yani biz burada o sorunu taşıyoruz. Dersim, sadece dışarıdan gelenlerin kurtaracağı bir yer değil. Dersim’i burada kalanların sorumlulukları, buradaki yerel yönetimin kıymetini bilmek ve dayanışmayı örgütlemek lazım.
4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri, müzik dinletisinin ardından sona erdi.
PİRHA-Garip Dede Dergahı’nda düzenlenen “Alevilerin Örgütlenme Manzarası – Sorunlar, İmkanlar ve Arayışlar Çalıştayı’nın ikinci gününde devam ediyor. ‘Bu örgütleri nasıl değiştirmeliyiz ki demokratikleşme olsun? diye sorarak sözlerine başlayan PSAKD Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Gülüm, “Bu çalıştayın bir sonuç bildirgesi hazırlamasını öneriyorum. Ve bu sonuç bildirgesinde Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi” ilanının yapılmasını öneriyorum” dedi.
‘Alevilerin Örgütlenme Manzarası’ forumunun ikinci bölümü, katılımcıların konuşmalarıyla devam etti.
Günün açılış konuşması için ismi duyurulan Hacı Bektaş Veli Postnişini Veliyeddin Hürrem Ulusoy’un özel sebepler nedeniyle foruma katılamadığı belirtildi. Ulusoy’un çalıştay için gönderdiği yazılı mesaj Sinan Ulusoy tarafından salonda okundu.
“DAHA DERİNLİKLİ BİR TARTIŞMANIN OLMASI GEREKİYOR”
‘Bu örgütleri nasıl değiştirmeliyiz ki demokratikleşme olsun? diye sorarak sözlerine başlayan PSAKD Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Gülüm, “Buraya dahil derinlikli bir tartışmanın olması gerektiğini düşünüyorum. Alevilik’te başkanlık yokken bu kadar başkan neden? Herkesin ‘iktidar’ olduğu bir yerde asıl iktidara karşı nasıl duracağız? Bu çalıştayın bir sonuç bildirgesi hazırlamasını öneriyorum. Ve bu sonuç bildirgesinde Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi” ilanının yapılmasını öneriyorum.”
“ÖZÜMÜZÜ DARA ÇEKELİM”
Gazeteci Recai Aksu ise konuşmasında Devlet Bahçeli tarafından Hacıbektaş’ta yapılan külliyenin 11 Ekim’de açılacağını duyurdu. Aksu, söz konusu girişime karşı tüm Alevi kurumlarının itiraz etmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu toplum, değerlerine sahip çıkamıyor. AKP ile yan yana olmak gerekiyor. Taliban zihniyetinden farkları yok, bunu Erdoğan’ın kendisi de söylemişti. Suriye katliamı ortada. Özümüzü dara çekelim. İktidara karşı birarada olup mücadele etmeliyiz” dedi.
“ARTIK EYLEM YAPMAZSANIZ HİÇBİR ŞEY KABUL EDİLMİYOR”
PSAKD Yenimahalle Şube Başkanı Kamil Ateşoğulları konuşma yapan isimler arasındaydı. Ateşoğulları, ” Önerim şudur; bütün Alevi kurumları ellerinde bağlamalarıyla aynı gün ve saatte sokağa çıksın. En fazla saçlarımız kırılır. Kürt kadınlarına bir bakın, şimdi neredeler? Artık eylem yapmazsanız hiçbir şey kabul edilmiyor” ifadelerini kullandı.
“HER PARTİ KENDİ ALEVİSİNİ YARATIYOR”
Akademisyen Yelda Yürekli de konuşmasında “Eşitliği, bir talep durumuna düşürüyoruz. Bu durum aslında siyasetin içerisinin boşaltılmasıdır. Eğer bir talep söz konusuysa zaten zayıfsınızdır. Devlet, sizi orada istediği gibi şekillendirebiliyor. Masaya taleple oturulduğu için her parti kendi Alevisini yaratıyor! Bizim kendi siyasetimiz yok! Cemevini ‘dernek’ olarak açıp ‘ibadethane’ olarak tanınsın istiyoruz!
“DEVLET ALEVİLİĞİ KONTROL ALTINA ALMAK İSTİYOR”
Alevi örgütlenmesinin 1988 yılında başladığını belirten İbrahim Karakaya, “Devlet ise Aleviliği kontrol altına almak istiyor ve Cem dergisi üzerinden bunu yürütmüştü. Dolayısıyla bugün Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi, çok önemli ve Alevi ütopyasına çok uygun. Bu meclis içerisinde istediğimiz kadar komisyonla da burayı zenginleştirebiliriz. Özerk bir yapı geliştirebiliriz. Yani düşünsel anlamda bunu zenginleştirebiliriz. Alevi örgütlenmesini Osmanlı döneminden bu yana illegal olarak yürütüp buralara kadar getirmiş durumundayız. Artık pozitif şeyler üretmeliyiz.”
“DİYANETİN KAPATILMASINI İSTEMEK BİLE SUÇ”
Türkiye’de en çok tartışılması gereken konuların başında diyanetin geldiğini söyleyen Veli Haydar Güleç, “Bu ülke kurulurken homojen bir ulus yaratmak istiyorlardı. Yani tek bir kimliğe hapsedilmiş bir ulus istiyorlardı. Şimdi burada Seyit Rıza’yı anmazsak eksik bırakmış oluruz. Aleviler hem soykırıma hem asimilasyona tarihsel olarak maruz kalmışlardır ve bu asimilasyonun en büyük aracı Diyanet İşleri Başkanlığı olmuştur. Diyanetin kapatılmasını talep etmek dahi suçtur! Böyle bir kurumun olduğu ülkede nasıl eşitliği sağlayacağız.
Devlet, Alevileri şimdi kontrolüne almaya çalışıyor. Ancak Alevilik, onların kurduğu cemevi başkanlığına sığmıyor. Devlet, kurumlarla değil, yereldeki korunaksız cemevi ve derneklerle uğraşıyor.
Zorunlu din dersleri Alevilerin en büyük sorunlarından bir tanesi. Bu zamana kadar yapılan çalışmalar çok da etkili olmadı.
Halife kurumların çalışmasıyla daha güçlü bir eylemselliğe dönüştürülebilirdi. Mesela bir yıllık çalışma yapıp bütün Alevi çocuklarının o derse gönderilmemesine yönelik çalışılabilirdi. Ancak bu tür radikal kararlarla sonuç alabilirsiniz.
Son sözüm sanatçı arkadaşlara olsun. Sözü söyleyen, sözünün sonuçlarını hesaplamak zorundadır. ‘Sözü söyledim, ortaya attım” değil. Söyleyip köşeye çekilemezsiniz. Kendinizi de bu şekilde savunamazsınız. Söz kurarken nasıl sonuçlar doğuracağını kendilerinin de hesaplaması gerekir” diye konuştu.
PİRHA-Garip Dede Dergahı’nda düzenlenen “Alevilerin Örgütlenme Manzarası – Sorunlar, İmkanlar ve Arayışlar Çalıştayı’nın ikinci gününde devam ediyor. Alevi kurum temsilcileri yaptıkları konuşmalarda Alevilerin ancak birlikte hareket ederse sorunlarının çözümünü sağlayacağı vurgulandı.
Ülke genelindeki faaliyet yürüten çok sayıda Alevi dernek, vakıf, federasyon yöneticileri, İstanbul’da “Alevilerin Örgütlenme Manzarası – Sorunlar, İmkanlar ve Arayışlar Çalıştayı’nda bir araya geldi.
Garip Dede Dergahı’nda düzenlenen çalıştayın ikinci gününde Alevi kurum temsilcileri konuşma gerçekleştirdi.
“TEMSİLCİLER MECLİSİNE İHTİYACIMIZ VAR”
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, konuşmasında şunları ifade etti:
“Her şeyden önce kendinize ve vermiş olduğumuz emeğe saygı duyarak, Türkiye’nin içinde bulunduğu zor koşullarda bu örgütlerde mücadele ederken bu oluşturduğumuz örgütlerin değerini ve kıymetini çok iyi bilmeliyiz. Biz yöneticiler değişiriz ama kurumlarımız kalıcı. Mücadelemize çok değer ve kıymet vermeliyiz. Toplumsal kirliliğin aynısı bize de ulaştı ve zaman zaman canımız acıyor. Kültürel yozlaşma ve bu kadar saldırgan bir bile maruz kalmanın bize yakışmadığını bir kez daha söylüyorum. Çok dilli çok kültürlü bir Alevi inancına mensubuz. Alevi bekler şey temsilciler meclisinin sadece sözde değil gerçekten de Bir bedende vücutta huzur etmesine ihtiyaç var. Bu çalıştaydan sonra konuşturulacak olan bir komisyon var Aralık ayında planlamak istediğimiz Alevi kurultayla yönelik Alevi Bektaşi temsilciler meclisinin yapısı işleyişi Temsil Heyeti Alevi Dünyası taşımasını göz önüne alarak bir temsilciler meclisine ihtiyacımız var. İyi ki düşünce ve fikirlerinizle bize katkı verdiniz.”
“SÖZDE DEĞİL ÖZDE BİR OLALIM”
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu adına Gülay Kurtyiğit konuştu. Çalıştayın çok kıymetli olduğunu vurgulana Kurtyiğit “Bir araya gelip ortak bir platform kurabildiğimiz için herkese teşekkür ediyorum. Eğer güçlü bir Alevi birlikteliğini içimizde kurabilirsek dış etkenlere karşı da güçlü bir duruş sağlayabiliriz. Özümüzü dara çekerek bir yerden başlamamız gerekiyordu bu çalışma ile de bunu yapabildiğimizi düşünüyorum. Ama biz Alevilerin yaptığı bir hata var; sürekliliği beceremedik. Bu çalıştay, güçlü bir zemin oluşturdu diye düşünüyorum. Bu çalıştayın üzerine koyarak sürekliliği de becererek birliğimizi daha güçlendirerek tüm baskı ve asimilasyon girişimlerine karşı tüm Alevileri kapsayan güçlü bir Alevi birliği oluşturabileceğimiz inancındayım. Gelin canlar bir olalım derken dışarıda kalanları düşünemiyoruz. Kadınlara vermediğimiz engelli bireylere vermediğimiz eşitliği düşünemiyoruz. Bu çalıştayla bu konulara da değinildi. Gelin canlar sözde değil özde bir olalım” dedi.
“ÖZÜMÜZE DÖNMEMİZ YETERLİDİR”
Özlerine dönmeleri gerektiğini söyleyen Anadolu Alevi Canlar Federasyonu Başkanı Zeynel Çağan, “Özümüze dönmemiz yeterlidir. Çünkü bizim özümüzde bu birliktelik vardır. İkramımızı sadakatla takip edersek inanın tüm sorunlarımızı çözeriz. Bütün evrenin birliğini özümseyen bu inanç içerisinde birbirimizi dışlamamız kadar büyük sorun, tehlike olamaz. Siyasi partilerle ilişkiler; elbette ki kurumlar, siyasi partilerle görüşmeli ancak birlik ve bütünlük içerisinde olması lazım. Belki de bu sebeple geride kaldık. Sözümüzle bütünlük oluşturabilirsek aşamayacağımız hiçbir şey yoktur. Bu çalıştayların farklı konularda fazlalaştırılması gerekir. Bir strateji merkezi oluşturmamız gerekiyor. Günlük siyaset içerisinde sağa sola sağır olmak gibi bir durumumuz olmamalı. Alevilik için siyaset yapılmasını istiyoruz, siyaset için Alevilik değil.”
“ORTAK YOL YÜRÜME KARARI ALDIK”
Alevilerin Türkiye’nin ana muhalefeti olduğunu söyleyen Türkiye Alevi Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, “Bu iki günlük çalışmada ortak yol yürüme kararı aldık ve bunu büyütmek için de ortak kararımız var. Ama siz ön yargısız birliktelik için imza atarız Ama bu birlikteliğin dışında mevcut iki tane yol yürümeye çalışan Aleviler var” diye belirtti.
“ALEVİLİK İNANCI KUŞATMA ALTINDA”
Çok sancılı süreçlerden geçtiklerini vurgulayan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, “Alevilik inancı bir kuşatma altında. Son 3 yıldır insan üstü bir efor sarf ediyoruz. Bir toplumsal çürümüşlük söz konusu ama Alevi toplumunun bu kadar etkilenmiş olması gerçekten çok üzücü. Örgütlerimize yapılan saldırılar gerçekten utanç verici. Bu mücadele, kişiler üzerinden hesaplaşılacak kadar küçük değil. Birlik çağrısının buradan çıkmış olması çok mutluluk verici. Bu manzaranın içerisinde olmayanlar çok yanılıyor. Bir arada olmaya devam edeceğiz ve tüm dünyaya sesleniyoruz; gelin hep birlikte bir meclis kuralım, hep birlikte sözümüzü kuralım. Gerçekten bu devlet kendisine bir muhatap bulmak zorunda kaldığı için kendisine muhatap yaratıyor. Gelin muhatap hep birlikte biz olalım diyorum” diye ifade etti.
“KENDİNE YABANCILAŞAN BİR ALEVİLİK VAR”
DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak da konuşmasında şunları belirtti:
“Daha çok bir araya gelirsek birbirimizi daha çok anlarız. Kendine yabancılaşan bir Alevilik var, kendimizi kurtarabiliriz bunu konuşmamız iyi olur. İktidarlaşan bir Alevilik var. Aleviler metropollerde bir araya gelebilmek için ihtiyaçtan kaynaklı önce dernek ve vakıflar kurdu, sonra cemevleri kuruldu ve buradaki sistem hukukuyla yapılan kurumlarda bir iktidarlaşmada kendini beraberinde getirdi.
Ayrıca erkekleşen bir Alevilik var Alevi kurumlarında kadınların az olması söz kuramaması gibi. Bunun önüne geçebilmek için eş başkanlığın muhakkak olması gerekir. Kendi kendimizi asimile etmeye başladık bir oto asimilasyon söz konusu. Demokratik bir anayasa hazırlanması konusunda bizim de taleplerimiz olmalı.”
“ASIL SORUN SİYASETSİZLİKTİR”
‘Biz bu Yol’un karıncası olmaya devam ediyoruz’ diyen Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, şunları dile getirdi:
“Bugün ısrarla bir Alevi tarihi yaratmaya çalışıyorlar. Alevilerin bir tarihi yokmuş gibi safsata yaratılıyor. ‘Hakiki Türk, hakiki Müslüman sizsiniz’ gibi sözlerle Aleviliğin geçmişini yok ediyorlar. Alevi Kızılbaş inancı İslam’dan önce de vardı sonra da var olacaktır.
Onların kaygıları konforlarıdır, bizim de kaygılarımız toplumsaldır. Bizim kaygımız kendi canımız değil! Asıl sorun siyasetsizliktir. Bu durum bizi kahrediyor. Aleviler siyasetin her alanına müdahale etmelidir. Bizler onun için ‘Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın’ diyoruz.
Aleviler sanatın gücünü kullanabilmeli. Aleviler medyayı çok iyi kullanabiliriz. Alevilerin birliği ve dayanışması, Alevi örgütlerinin bir araya gelmesinden değil, Alevi örgütlerinin ayrı ayrı ama Alevilerin temel hak ve özgürlükleri ile ilgili bir arada, aynı sözü üretebilmesidir. İçimizdeki çürük elmaları İçimizden atmalıyız. Ancak mücadelede birlik olunabilir.”
“ALEVİ TARİHİ, MÜCADELELER TARİHİDİR”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, konuşmasında şunları ifade etti:
“Bu çalıştayda heybemize ne aldık esas olan bu. Şu unutulmamalı ki Alevi tarihi mücadeleler, ödenmiş bedeller tarihidir. Birlik meselesine sadece kurum ve başkanların birliği olarak bakmamak gerekiyor. Alevilerin ve ezilen tüm hakların birliği olarak bakmak gerekiyor. Vardığımız karar, önemli bir karar ama kağıtta kalmamalı. Lütfen artık şöyle bakmayalım; bu kurumlarımız bizim dükkanlarımız özel mülklerimiz değil buralar sadece cemevini korumaya kendi şubenizi korumaya yönelik bir hamle.
Bu toplumsal çürümede elbette ki nasibimizi alıyoruz. Sosyal medya kirliliği bizleri hedef alıyor. Buralardan uzak durmak hepimizin boynumuzun borcu Çünkü o herhangi bir kişiye kuruma saldırı niteliğinde değil. Kurumlar hedefe alınıyor. Birliğimiz gücümüz, gücümüz birliğimizdir.”
“BU MÜCADELE HENÜZ TAMAMLANMAMIŞ BİR MÜCADELEDİR”
Garip Dede Dergahı Vakfı Başkanı Celal Fırat da ‘Alevilerin Örgütlenme Manzarası’ çalıştayında konuşma yaptı. Söz konusu buluşmanın yalnızca bir toplantı olmadığını, ortak deneyimlerle, bugünün sorunlarının tartışıldığını söyleyerek şunları aktardı:
“Muhabbet etmeyi unuttuk malesef. Sivil toplumun yalnızca bir ‘örgütlenme biçimi’ olmadığı, aynı zamanda bir özneleşme süreci olduğu gerçeğini görünür kılacaktır.
Bu buluşma, Alevilerin demokratik topluma katkısının yollarını tartışmak, ortak talepleri güçlendirmek ve yeni stratejiler üretmek için kritik bir imkân sunacaktır.
İşte bu nedenle, ‘sivil toplum-demokrasi örtüşmesi’ meselesi, çalıştayın teorik çerçevesi olmanın ötesinde, Alevi toplumunun geleceğini şekillendirecek bir pratiktir.
Bugün burada bir araya gelen tüm katılımcılar, yalnızca bu çalıştayın davetlileri değil; yıllardır farklı platformlarda sözlerini söyleyerek, fikirlerini açıkça dile getirerek ve en önemlisi hak, adalet ve eşitlik mücadelesini omuzlayarak toplumsal bellekte yer etmiş önemli isimlerdir. Her biri, Alevi toplumunun karşı karşıya kaldığı sorunlara karşı sergilediği kararlı duruşu, geliştirdiği söylemleri ve yürüttüğü mücadele pratikleriyle bu hak arayışının tanıyıcıları ve taşıyıcıları olmuştur.
Alevi kamuoyunun zengin örgütsel yapısı içinde yer alan kurumlarımız ve temsilcilerimiz, farklılıkları bir zenginlik olarak görüp bu çeşitliliği yansıtma konusundaki deneyimleriyle öne çıkmıştır. Onlar, uzun yıllardır Alevi toplumunun inanç, kimlik ve kültür temelli sorunlarının çözümü için gerekli adımların atılması gerektiğini hem devlete hem de kamuoyuna defalarca ifade etmiş; çözüm için yollar önermiştir. Ancak bütün bu çabalar ve mücadeleye rağmen, devlet ile Alevi toplumu arasındaki tarihsel ihtilaf ve toplumsal saflaşma tam anlamıyla ortadan kalkmamıştır.
Bu gerçek, bugün burada bir kez daha bizlere göstermektedir ki, bu mücadele henüz tamamlanmamış bir mücadeledir. İşte bu nedenle, çalıştaya katılan her bir kurum ve temsilci, geçmişten bugüne taşıdıkları hak arayışını ve direncini bu ortak zemine getirerek, yeni bir yol haritası oluşturma sorumluluğunu da üstlenmektedir.
Kabul etmek gerekir ki, devlet bugüne kadar Alevi toplumunun sorunlarını çözmek, taleplerini karşılamak ve sağlıklı bir diyalog kurmak konusunda tatmin edici bir adım atamamış, beklentileri karşılayan kalıcı bir açılım ortaya koyamamıştır. Bu gerçek, bizlere artık tek bir gerçeği göstermektedir: 2025 Alevi Çalıştayı süreci bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur.
Bugün burada bir araya gelmemizin amacı yalnızca sorunlarımızı konuşmak değil; temsil gücü yüksek bir ortak iradeyi inşa ederek, çözüm yollarında söz ve karar hakkını bizzat kendimizde toplamaktır. Alevi kurumları ve örgütleri arasındaki farklılıkların bir engel değil, bir zenginlik olarak görülmesi; bu zenginliğin ortak bir strateji ve güçlü bir birlik zemininde buluşturulması artık ertelenemez bir ihtiyaçtır.
Çünkü parçalı yapılarla verilen mücadele, sorunların köklü çözümüne ulaşmamızı zorlaştırmakta; hak ve adalet taleplerimizi zayıf göstermektedir.
Bu nedenle, ortak akılla hareket eden, bütünleşmiş ve birlikte karar alan bir Alevi toplumsal örgütlenmesi inşa etmek hem tarihsel sorumluluğumuz hem de geleceğe borcumuzdur.
Bu çalıştay, bu yönde atılacak uzun soluklu mücadelenin başlangıç noktası olmalıdır. Sağlam, kararlı ve kalıcı adımların atılması Alevi toplumunun sesini artık daha güçlü ve tek yürek olarak duyuracaktır.
Katılım sağlayan tüm kurum temsilcilerine, akademisyenlere, her kesimde ki tüm katılımcılar öncelikle teşekkür ediyorum.
Bugün burada, ortak aklı ve ortak vicdanı büyütmek için bir aradayız. Bu çalıştayda dile getirilecek her düşünce, her öneri ve her eleştiri, yüzyıllardır süren bir mücadelenin içinden süzülüp gelen bir hakikatin parçasıdır. Bizler birbirimizi anlamak için değil, zaten anladığımızı göstermek ve bu anlayışı ortak bir sese dönüştürmek için toplandık.
Temennimiz şudur ki; bu buluşma, sadece bir toplantı olmanın ötesine geçsin. Bizleri yüzyıllardır görmezden gelen, kimliğimizi bastıran, inancımızı yok sayan otoriteler artık ortak düşüncemize, farklılığımıza, yakınlığımıza olduğu kadar uzaklığımıza da saygı duysun.
Biz, bu toprakların asli unsurları olarak, haklarımızı lütufla değil, eşit yurttaşlığın doğal bir gereği olarak talep ediyoruz.
Dileriz ki bu çalıştay, Alevi toplumunun tarihsel hafızasında yeni bir sayfa açsın; sesimizi daha gür, sözümüzü daha güçlü kılsın. Farklılıklarımızı yan yana getirip ortak bir iradeye dönüştürsün. Ve en önemlisi, bu birliğin gücüyle adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün kapılarını sonuna kadar aralasın.
Aleviliği çerçevelendirilmesi ve tanımlanması bütünüyle Alevilerin uhdesindedir. Aleviler, devlet ve toplum nezdinde ayrımcılığa uğramaktadırlar. Bu ayrımcılığın giderilmesi için devletin şeffaf ve güven verici adımlar atması, ayrımcı uygulamalara son verip hukuki düzenlemeleri eşitlik temelinde yeniden şekilleneceğini istiyoruz.
Tarihsel gerçekliğimizden kopuk, Alevi toplumuna uymayan yapay adımlar yerine, tüm inançların eşit yer bulabildiği bir hukuk devleti içinde gerçek birlik ve kardeşliğin sağlanmasını istiyoruz.
Yasal düzenlemeler, devletin ihtiyaçlarının yanı sıra toplumsal birlik özlemine de hizmet etmeli; devletin ayrımcılığı derinleştirecek adımlardan kaçınmasını istiyoruz.
Herhangi bir anayasal düzenleme yapılacaksa, bunun temelinde hiçbir yurttaşı dışlamayan, hiçbir inancı diğerine üstün kılmayan, eşit yurttaşlık ilkesini esas alan bir anlayış olmasını istiyoruz.
Cemevlerine hukuki bir statü kazandırılmalı, bu çerçevede gerekli ihtiyaçlar eşitlik ilkesine uygun bir şekilde devletçe karşılanmasını istiyoruz.
Burada bir araya gelişimiz, farklı düşünceleri ortak bir hedefte buluşturmanın, birbirimizi dinlemenin ve birlikte yol yürümenin değerini bir kez daha hatırlatmaktadır.
İnancımızın ve kimliğimizin geleceğine dair söz söyleme sorumluluğunu omuzlayan sizlerin katkılarıyla, bu çalıştayın yeni başlangıçlara vesile olacağına yürekten inanıyorum. Tüm katılımcılara saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Zor bir süreç hepimizi bekliyor ama bunu taşıyabilecek özelliğimiz de var. Aşk ile…”
PİRHA-Dersim’in Pülümür İlçesi’nde 2 gün süren olan 26. Bal Festivali yapılan konserle sona erdi. Pülümür balının doğallığı ve lezzetiyle bu topraklarda ün salmış bir değeri olduğunu belirten Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun, “Arıcılarımızın alın teriyle, doğanın bize sunduğu eşsiz bitki örtüsüyle ortaya çıkan bu mucizevi ürün sofralarımızın vazgeçilmezi olmuştur. Festivalimiz sayesinde Pülümür balının hak ettiği değeri bulacağına ve daha geniş kitlelere ulaşacağına inanıyorum” dedi.
Dersim’in Pülümür İlçesi’nde 2 gün süren 26. Bal Festivali sona erdi. Festivalin 2. gününde ilçe merkezinde davul-zurna eşliğinde halaylar çekilerek başlandı.
“PÜLÜMÜR BALI HAK ETTİĞİ DEĞERİ BULACAĞINA İNANIYORUM”
Pülümür balının doğallığı ve lezzetiyle bu topraklarda ün salmış bir değeri olduğunu belirten Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun, “Arıcılarımızın alın teriyle, doğanın bize sunduğu eşsiz bitki örtüsüyle ortaya çıkan bu mucizevi ürün sofralarımızın vazgeçilmezi olmuştur. Festivalimiz sayesinde Pülümür balının hak ettiği değeri bulacağına ve daha geniş kitlelere ulaşacağına inanıyorum. Pülümür’ü daha yaşanabilir ve daha gelişmiş bir ilçe haline getirebilmek için çabamızı sürdürmekteyiz. Çevreyle, doğayla ilgili olan hassasiyetlerimiz önceliklerimizdir. Doğanın bize miras olduğunu ve sonraki kuşaklara daha yaşanabilir bir şekilde sunmak gibi bir sorumluluğumuz var” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından Kardeş Türküler, Işık Berfin ve Dersimli yerel sanatçıların konser vermesiyle birlikte festival sona erdi.
PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinliklerinin ikinci günü, birbirinden değerli sanatçının ezgileri ile son buldu.
62. Ulusal, 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’nin ikinci günü konserlerle decam etti.
Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan etkinlikler, Topçu Baba Semah Ekibi’nin hizmeti ile başladı.
Programın sonraki bölümlerinde Sanatçı Ayhan Yağız, Özgür Polat ve Mahir Kutlutürk sahne aldı.
“AŞIKLARIN ANLATILARI BİZLERE YOL’U ANLATTI”
Sanatçı Gani Pekşen geceye müzikleriyle katkı sundu. Pekşen, konuşmasında “Bizler yüzlerce yıldan bu yana pirlerimizin kelamlarıyla gözümüzü açtık ve Hakk aşıklarının nefesindeki anlatılar bizlere Yol’u anlattı. Bizler de bu kelamları, nefesleri dinlediğimizde eğer kendimize ‘Aşık ne dedi? Niye dedi?’ Sorularını sorarsak çok daha iyi idrak edebiliriz. Sanatı, edebiyatı kullanan toplumlar, kendilerini geleceğe taşıyabildi. Bu anlamda bizler de sanatı, dansı, edebiyatı kendi erkanlarımızda, yaşam biçimlerimizde idrak ederek hayata geçirmeliyiz” dedi.
Gecenin devamında sanatçı Kutsal Evcimen, müziğiyle geceye renk kattı. Evcimen “Dergahın, mekanımızın gerçek sahipleri bugün buradalar. Burada yapılan muhabbetle bir anlamda avunuyoruz. Yüzyıllar boyunca ozanlarımız ilimle, şiirle, kalemleriyle cevap verdiler. Bizler de onları izleyeceğiz. Önemli günlerden geçiyoruz. Barış dolu güzel günlerde buluşmak üzere…” diyerek halkı selamladı.
Hacı Bektaş Veli Kültür Sanat Etkinliklerinin ikinci günü Gülten Benli, Mustafa-Müslüm Eke, Mazlum Çimen ve Gülcihan Koç konserleri ardından son buldu.
PİRHA-Karakoçan Kültür ve Doğa Festivali, 2’nci gününde düzenlenen konserle sona erdi. Çok önemli bir zaman diliminde olduklarını belirten DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Şubat ayından itibaren bu ülkede umutsuzluğun yerine umut, bu ülkede savaşın yerini onurlu bir barış, bu ülkede hukukun ve adaletsizliğin yerine gerçek bir adaletin olabileceğine inandıran bir çağrıyla karşılaştık” dedi.
Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde 2. Karakoçan Kültür ve Doğa Festivali, 2’nci gününde Millet Bahçesi’nde düzenlenen konserle sona erdi.
Konsere, Karakoçan Belediye Eş Başkanları Eda Durmuş ile Cafer Oğur, Demokratik Bölgeler Partisi (BDP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra binlerce yurttaş katıldı.
“EL ELE, OMUZ OMUZA BU MÜCADELEYİ BÜYÜTMEK ZORUNDAYIZ”
Çok önemli bir zaman diliminde olduklarını belirten DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, konuşmasında şunları dile getirdi:
“Bu ülkenin yüzyıllık tarihinde, hukukunda, yasasında hiçbir şekilde tanınmayan Kürt halkı; yeniden bir başarıya imza atmakla karşı karşıya. Şubat ayından itibaren bu ülkede umutsuzluğun yerine umut, bu ülkede savaşın yerini onurlu bir barış, bu ülkede hukukun ve adaletsizliğin yerine gerçek bir adaletin olabileceğine inandıran bir çağrıyla karşılaştık. Anayasada ülkenin asli kurucusu olan Kürtlerin, Alevilerin hakları ve inançları yok sayıldı ve ulus devletin “tekçi gömleği” giydirildi. O gömlek yırtıldı artık Türkiye’nin çokluğu, Türkiye’nin zenginliği bu ülkenin geçmişteki mirası o gömleğe sığmıyor. Yeni bir gömleğe, yeni bir forma, yeni bir yaşama ihtiyacımız var.
Önümüze konulan ‘kandırılıyor muyuz?’ kaygısının önüne geçmek için el ele, omuz omuza bu mücadeleyi büyütmek durumundayız. Kimin için? Cezaevinde rehin tutulanlar, barışın umudunu büyütmek adına her türlü riski göze alan Kürt halkının evlatları için. Karakoçan’ı ve Amed’i hiçbir zihniyete teslim etmeyeceğiz. Tam tersine o zulmün ortasından barışı, adaleti, hukuku ve özgürlüğü hep birlikte çıkaracağız.”
Yapılan konuşmaların ardından Mümtaz Sokak, Kewe, Erkan Top, Dilan Top ve Mikail Aslan sahne aldı.
PİRHA-ESP Dersim İl Örgütü, ‘kuyu tipi’ hapishanelere karşı 2 günlük açlık grevine başladı. ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi, ‘kuyu tipi’ hapishanelerin yaşam hakkına ve insan onuruna aykırı şekilde inşa edildiği için kapatılması çağrısında bulundu.
2021 yılından itibaren “S Tipi”, “Y Tipi” ve “Yüksek Güvenlikli” adları altında hayata geçirilen, gerek mimari yapısı gerekse de uygulamaları nedeniyle insan hakları savunucuları tarafından “kuyu tipi” olarak nitelendirilen hapishanelerdeki hak ihlalleri gündeme gelmeye devam ediyor.
Sercan Ahmet Arslan 217, Serkan Onur Yılmaz 196, Bakican Işık 157, Yurdagül Gümüş 144, Mithat Öztürk 101, Ali Aracı 96, Ali Hasan Akgül 96, Fikret Akar ise 56 gündür ‘kuyu tipi’ hapishanelerden sevk olmak için açlık grevinde.
Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Dersim İl Örgütü, parti binasında ‘kuyu tipi’ hapishanelere karşı 2 günlük açlık grevine başladı. Açıklamayı ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi okudu. Açıklamanın olduğu yere ‘Kuyu tipi hapishaneler kapatılsın, sosyalistlere özgürlük’ pankartı asıldı.
“KUYU TİPİ HAPİSHANELERDE GÖKYÜZÜNÜ GÖRMEK MÜMKÜN DEĞİL”
Hapishanelerin Türkiye’nin kangren haline gelmiş bir sorunu olduğunu söyleyen Orhan Çelebi, “Hapishane politikasının son halkası ise son birkaç yılda açılan, S ve Y tipi olarak tanımlanan, ancak tutsakların “kuyu tipi” diye adlandırdığı yeni tip yüksek güvenlikli hapishaneler oldu. Neden kuyu tipi deniyor? Çünkü bu mekanlar yasalarda tanımlanmış hapishane mimarisine aykırı şekilde inşa edilmiş, havalandırması ve penceresi bulunmayan, tek ve üç kişilik hücrelerden oluşan ağır tecrit ve izolasyon mekanları. Tutsaklar kimseyle temas etmeden, tek başına kalıyor ve yine tek başına günde sadece bir saat başka bir bölümdeki havalandırmaya çıkarılıyor. Gökyüzünü görmek ve temiz hava almak mümkün değil. Öyle ki elektronik kapılar ve bas-konuş sistemi nedeniyle tutsakların çoğu zaman gardiyanlarla dahi teması olmuyor” dedi.
“TECRİT, İNSANLIK SUÇUDUR”
‘Kuyu tipi’ hapishanelere sürgün edilen devrimcilerin açlık grevi eylemi yaptığını belirten Çelebi, taleplerini ise şu şekilde sıraladı:
“-Bu hapishaneler yaşam hakkına ve insan onuruna aykırı şekilde inşa edilmiştir ve derhal kapatılmalıdır.
-Tecrit insanlık suçudur ve tüm hapishanelerdeki tecrit politikalarından vazgeçilmelidir.
-Tutsakların iradesi dışında zorla yapılan sürgün sevk uygulamasından vazgeçilmelidir.
-Adalet Bakanlığı’nı bu konuda insan hak ve onuruna yaraşır yeni politikalar üretmeye, mevcut uygulamalardan vazgeçmeye çağırıyoruz.”
PİRHA-Dersim’de kayyımın işten çıkardığı işçilerin direnişi 2. gününde devam etti. İşten atılan işçilerden Hıdır Yıldız, “Kayyım en son bizi işten attı ama işten atılan son işçi olmayacağımızı biliyoruz. İşimizi geri alana kadar direneceğiz. Ya biz kazanacağız ya biz kazanacağız başka bir yol yok” diye konuştu.
Dersim Belediyesi’nde kayyım tarafından ‘personel giderlerinin yüzde 40 yasal sınırının üzerinde’ olması gerekçesiyle işten atılan dört işçi direnişe başladı. İşçiler işlerine geri dönmek, işçilerin işten atılmasına son verilmesi talepleriyle her gün saat 12:00 ile 14:00 arasında Yer Altı Çarşısı üzerinde oturma eylemi yapıyor.
İşçiler, ellerinde ‘İşimizi geri istiyoruz’ , ‘Ekmeğimize ve işimize sahip çıkacağız’ , ‘Gasp edilen haklarımız için direneceğiz’ dövizlerini taşırken, direniş yaptıkları alana ‘Emeğimize, işimize, geleceğimize sahip çıkacağız’ pankartı açtı. İşçilerin direnişine Dersim’deki siyasi parti, demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş destek verdi.
“İŞİMİZİ GERİ ALANA KADAR DİRENECEĞİZ”
İşlerine geri dönene kadar mücadelelerini sürdüreceklerini ifade eden işten atılan işçilerden Hıdır Yıldız, “Kayyım yaptığı açıklamada hiçbir işçinin emeğiyle oynamayacağını ifade etmişti ama biz o zamanda işçi düşmanlığı yapacağını biliyorduk. Kayyım en son bizi işten attı ama işten atılan son işçi olmayacağımızı biliyoruz. Dersim’de farklı bir politika izleniyor her seferinde az sayıda işçi çıkartarak halkın tepkisini almamaya çalışıyor. Ama bizler bulunduğumuz bütün alanlarda kayyımın işçi politikasını teşhir edeceğiz, işimizi geri alana kadar direneceğiz ve işçilere yönelik mobbinge karşı mücadele edeceğiz. Ya biz kazanacağız ya biz kazanacağız başka bir yol yok” diye konuştu.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi, Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Satranç İl Müdürlüğü tarafından Pir Sultan Abdal satranç turnuvası düzenlendi. Antalya Cemevinde yapılan turnuva iki gün sürecek.
Yapılan organizasyon hakkında PİRHA’ya konuşan HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, satranç turnuvasına 150’yi geçkin katılımcının başvuruda bulunduğunu aktardı. Erdoğan, yarışmanın 7 kategoride yapıldığını belirterek, “Bizler her yıl geleneksel olarak yapmış olduğumuz turnuvanın dördünücüsünü, Pir Sultan Abdal anma satranç turnuvası olarak yapıyoruz. Turnuva düzenlemesini Antalya Satranç Federasyonu, Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya şubesi olarak ortaklaşa yapıyoruz” dedi.
“SATRANÇ TURNAVASINI 5 KATAGORİDE DÜZENLİYORUZ”
5 kategoride yarışma düzenlediklerini belirten Erdoğan, “07-12 yaş grubu ve 12 yaş üstü gruplar olarak böylesi bir değerlendirme yaparak iki günlük bir turnuva düzenliyoruz ve bu turnuvaya ülkemizin bütün illerinden başvururlar yapıldı. Bu başvurular ekseninde de burada bizim ev sahipliğimiz nezdinde gelen canlarımızı burada mihman ediyoruz” diye belirtti.
HBVAKV olarak, misafirlerine Pir Sultan Abdal’ı ve Alevilik felsefesini anlattıklarını vurgulayan Erdoğan, “Bunun ilim bilim yönünden insan hakları yönünden vermiş olduğu mücadelelerde bu aşamaya kadar neler getirdiğini tek tek aktarıyoruz. Bunların hepsi bizim canlarımız 2 gün burada ağırlıyoruz” dedi.
“SATRANÇ TURNAVASINI TÜM ŞUBELERİMİZE YAYMAYI DÜŞÜNÜYORUZ”
Satranç turnuvasını Türkiye geneline bütün şubelerine ve bütün Türkiye’ye yayılması için çaba sarf ettiklerini açıklayan HBVAKV Antalya Şube Başkanı konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“SATRANÇ ÇOCUKLARDA ÖZGÜVENİ SAĞLIYOR”
“Satranç çocukların eğitiminde çok önemli.Satranç çocuklarda özgüveni daha bilimsel hareket etmeyi sağlıyor. Bu konuda bunun farkındalığının sağlamak için biz 4 yıldır bu süreci devam ettiriyoruz. Her yıl da bizim 7 ulu ozanlarımızın isimlerini vererek onların anmasını yapıyoruz ve önümüzdeki yılda da bunun boyutunu uluslararası alana taşımaya çalışacağız. Elimizden geldiği kadar kendimizi topluma yansıtmaya çalışıyoruz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA – 3. Varto Doğa, Kültür ve İnanç Festivali’nin 2. gününde Qurçik (Görgü) köyüne ziyaret yapıldı. Burada yapılan konuşmalarda Alevi inancının önemine vurgu yapıldı.
3. Varto Doğa, Kültür ve İnanç Festivali 2. gününde köy ve doğa gezileri ile sürüyor. 4 günlük festival, “İnancımızla ikrarlı, doğamızla rızalı, dilimizle dirençli, irademizle güçlüyüz” şiarıyla yapılıyor. Festivalin ilk gününde çok sayıda türbe ve cemevine ziyaretler yapılırken, ikinci günde de kutsal mekanlara gidildi.
Festival kapsamında 2. günde ilk olarak Qûrçik Köyü (Görgü) ziyaret edildi. Festival için gelen yurttaşlar, köy halkı ile cemevinde bir araya geldi.
Buluşma dahilinde köy halkından Hüseyin Özmen, yaşamlarını sürdürdükleri bölgenin tarihçesini anlattı. Özmen, “Şükürler olsun ki şu anda cemevimiz var. İbadetlerimiz, Hızır orucu, 12 İmam orucunu tutuyoruz. Howtemalı yapıyoruz. Etrafımızdaki ziyaretler var, başta pirimiz Derviş Kemal var girişte. Onun dışında Seyide min Kuri var, Evdıleli (Abdal) Ali var. Ondan sonra Merav, Hazır Baba var. Sağımız solumuzda hep ziyaretler var. Kurban yerimiz var, her zaman gidip kurbanlarımızı orada yaparız. Aleviler olarak yolumuzu sürdürüyoruz” şeklinde konuştu.
“ASİMİLASYONUN ÖNÜNE GEÇMELİYİZ”
Qûrçik köyü sakinlerinden Zafer Boztaş ise Alevi inancının günümüzdeki işleyişini özetleyerek, “İsteriz ki kültürümüzü; dilimizi, inancımızı gençler olarak yürütebilelim. İşin gerçeğinin birlik ve beraberlikten geçtiğine dair inancımız sonsuzdur. Geçmişte ocaklarımızın, Pir Sultanların yaptıkları bizim şu anda yürütmek istediğimiz yoldur” dedi.
İzmir Alevi Bektaşi Kültür Derneği Başkanı Murat Aslan da konuşmacılar arasında yer aldı. Aslan, inanç üzerindeki baskılara vurgu yaparak, “Avrupa’da Aleviliğin resmiyette tanınması konusunda kazanım elde ettik, ancak burada halen cemevleri tanınmıyor. Malesef cemevleri günümüzde sadece cenaze hizmeti için kullanılıyor. Böyle olmamalı. Hizmetlerimizin tümünü burada yürütmeliyiz. Mücadele ile kazanacağımızı düşünüyorum. Cemevlerimizde namaz olmamalı. Arapça dua kabul etmiyoruz. Burada dedelerimize çok iş düşüyor. Artık gençler bu inancı unutmuş durumda. Asimilasyonun önüne geçilmeli artık” diye konuştu.
“VARTO VE HINIS’TA ARTIK CEM BAĞLANMIYOR”
Muhtar Özgür Türhan da Alevilikte kimi yozlaşmaların olduğunu söyleyerek şu ifadelere yer verdi:
“Günümüzde gençler Yolunu bilmiyor. Günden güne Aleviler yozlaşıyor. Örneğin biz Alevilerde cenaze erkanı vardır, ancak burada cenaze namazı kıldıranlar dahi söz konusu. Cenaze erkanlarında birçok yanlışlar yapılıyor. Cenaze namazı olmaz, cenaze erkanı olur. Bu oluşum ve etkinlikler bizi çok sevindiriyor. Ama çok sık olması lazım. Sadece yılda bir kez olması yeterli değil. Aleviliği öğrenmek istiyoruz. Benden tutun diğer gençlere kadar Aleviliği yeterince bilmiyoruz. Bir yere gittiğimizde bize “Alevilik nedir” diye sorduklarında takır takır konuşmamız lazım. Tamam, biz Aleviyiz diyoruz. Ziyaretgâhlara gidiyoruz, kurbanlarımızı kesiyoruz, lokmalarımızı dağıtıyoruz, yani ritüelleri yerine getiriyoruz. Ama bu yeterli değil. Artık bu bölgede Varto’da veya Hınıs’ta cem bağlanmıyor. Tabii bir şeyler yapmaya çabalıyoruz. Gayemiz şu ki bu tür etkinlikler sadece fotoğraf ve videoyla sınırlı kalmasın. Bu duyguyu her zaman yaşatmak gerek. Geleneklerimizi korumamız ve yeni nesillere aktarmamız gerek, Sünnileşmemeliyiz. Mesela son dönemde cenaze namazı ortaya çıktı. Bizde böyle bir ritüel yok. Bizim erkânımızda cenaze var ama namaz diye bir şey yok.”
“BU YOL OCAK SİSTEMİYLE YÜRÜMELİ”
Pir Hazır Ali Beyazyıldırım ise ocak sisteminin önemine dikkat çekerek şu konuşmayı yaptı:
“Köyümüzde o güzel, bilge dedelerimizle büyüdüm. Küçük odalarda, soğuk evlerde cem yürüttük ve o buz gibi evler aşk ile ısındı. Ceme götüreceğimiz lokmayı dahi aileden alarak götürürdük. Ceme giderken beden temizliği yapar, cemin yapılacağı eşiğe gelirken ‘bu cemevine can olarak geldim’ derdik. Cemde gönül birliği oluşurdu. Ceme girenler Hakk kelamını alır, çıktığında da bu güzellikleri anlatırlardı. Bugün cem görmeyen canlarımız var. Bu yol ocak sistemiyle yürümeli. Her pirin, rehberin, mürşidin bağlı oldukları birileri vardır. Yoksa sadece ‘Aleviyim’ demekle Alevi olunmaz. Önce bir araya gelip sohbet etmeliyiz. Eğer istersek bu aksaklığı ortadan kaldırabiliriz. Devletin baskısı oldu ama bitmedik. Sazımız kırıldı ama rehber, mürşit, pir, hiçbir zaman talibinden vazgeçmedi.”
Yapılan konuşmaların ardından Ana Narin Gülçiçeği’nin verdiği gülbeng ile lokmalar paylaşıldı.
PİRHA-Karakoçan Doğa ve Kültür Festivali, 2’nci gününde düzenlenen konserle sona erdi. 100 yıldır Kürt halkı üzerinde asimilasyon ve yok etme politikasının sürdürüldüğünü vurgulayan DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, “Yapılan bütün saldırıların tek amacı Kürt halkını ve kültürünü yok etmek. Bütün saldırılara karşı dimdik ayakta duruyoruz. Şarkılarımız, dilimiz, halayımız, zılgıtımızla direniyoruz” dedi.
Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde 1. Karakoçan Doğa ve Kültür Festivali, 2’nci gününde Millet Bahçesi’nde düzenlenen konserle sona erdi.
Konsere, Karakoçan Belediye Eş Başkanları Songül Düzgün ile Cafer Oğur, DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra binlerce yurttaş katıldı.
“TÜRKİYE’YE DEMOKRASİYİ GETİRECEĞİZ”
100 yıldır Kürt halkı üzerinde asimilasyon ve yok etme politikasının sürdürüldüğünü vurgulayan DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, “Dersim’den Ağrı’ya, Koçgiri’den Roboski’ye, katliamlar hiç bitmedi. Kürt halkı olarak beraberiz. Kimse halkımız üzerinde yeni katliamlar gerçekleştiremeyecek. Yapılan bütün saldırıların tek amacı Kürt halkını ve kültürünü yok etmek. Bütün saldırılara karşı dimdik ayakta duruyoruz. Şarkılarımız, dilimiz, halayımız, zılgıtımızla direniyoruz. Türkiye’ye demokrasiyi bizler ve birlikte mücadele ettiğimiz Türkiye halkları ile birlikte getireceğiz. Yenilgilerinin bir bölümünü aldılar, ama bundan sonraki rauntta tarihten silinip gidecekler. Karakoçan’dayız Mazlumların diyarındayız. Mazlumların yaktığı ateş halen alev alev yanıyor. Bugün Kenan Evrenlerin adı yok ama Mazlumların adı her yerde dalgalanıyor. Utanç onların, gurur bizimdir” dedi.
Yapılan konuşmaların ardından Baran Bozyel, Jinen Kayy-Der, Sipan Xelat, Koma Hevra sahne aldı.
PİRHA-Karakoçan Doğa ve Kültür Festivali’nin 2. gününde ‘Kültürel Soykırım’ paneli yapıldı. DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, yaptığı konuşmada “Türkiye’de Türk ve Müslüman değilsen payına katliam ve asimilasyon politikası düşmekte. Kürt Aleviler, en ağır şekilde asimilasyon politikalarını yaşadı. Çünkü Alevi inancı ulus devlet anlayışına terstir, devletle ilişkilenmeyen bir inançtır” dedi.
Karakoçan Doğa ve Kültür Festivali’nin 2. gününde ‘Kültürel Soykırım’ paneli yapıldı. Moderatörlüğünü Musa Şanak’ın yaptığı panele Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ve tiyatrocu Özcan Ateş konuşmacı olarak katıldı.
“KÜRTLER KÜLTÜREL, SİYASİ VE FİZİKİ OLARAK KATLİAMLARA MARUZ KALDI”
Kürtlerin yüz yıldır kültürel, siyasi ve fiziki olarak katliamlara maruz kaldığını söyleyen Özcan Ateş, “Politikalarını işgal ve yok etmekle sürdüren kapitalist modernite, kültür kıyımı gerçekleştiriyor, maddi ve manevi kültür içerisinde yer alan her şeye karşı barbarca saldırıyor. Kapitalist modernite, ulus devlet anlayışını kendisine maske olarak kullanıyor. Ortadoğu’nun en eski halklarından Kürtlerin coğrafyasında katliamlar, kırımlar yapılmış, yer altı ve yer üstündeki bütün zenginlikler alınarak istismar edilmiş. Bu yüzden kültürel kıyımdan bahsedeceksek bu topraklarda yaşanan kültürel kıyımdan uzaklaşmamalıyız” dedi.
“ALEVİ İNANCI, ULUS DEVLET ANLAYIŞINA TERSTİR”
Türkiye’de Türk ve Müslüman olmayanların payına katliam ve asimilasyon düştüğünü belirten DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Türkiye’de Kürtler ve Aleviler en ağır bir şekilde asimilasyon politikalarını yaşadı. Alevi inancında, birlikte yaşama sistemi olduğu için ulus devletlerin saldırısından hiç kurtulamadı. Çünkü Alevi inancı ulus devlet anlayışına terstir, devletle ilişkilenmeyen bir inançtır. Aleviler, Koçgiri ve Dersim’de olduğu gibi birçok yerde katliama uğradı” diye konuştu.
PİRHA- 22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde “Alevi inancı ve güncel sorunları” konulu panel düzenlendi. Devletin Alevi inancını tekleştirip bir kalıba sığdırmaya çalıştığını dile getiren ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, ” Yüzyıllardır bu topraklarda Alevileri sürgün, katliam, soykırım politikalarıyla inançlarından vazgeçirmeye çalıştılar, ama başarılı olamadılar” dedi.
Dersim’de düzenlenen 22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 2. gününde Sanat Sokağı’nda “Alevi inancı ve güncel sorunları” konulu panel gerçekleştirildi.
Moderatörlüğünü PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya’nın yaptığı panele Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Kayseri Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Cemevi Başkanı Abbas Tan ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu konuşmacı olarak katıldı.
“OCAK KÜLTÜRÜ EN ÖNEMLİ ÖRGÜTLENME MODELİDİR”
Ocak kültürünün toplumun en önemli sipergahı olduğunu söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Ocak kültürü aynı zamanda en güçlü örgütlenme modelidir. Ocak kültürü, dikey bir örgütlenme değil çember şeklinde bir örgütlenmedir. İnancımızın toplumsal hafızasıdır ancak günümüzde dernek örgütlenmesine alternatif olarak düşünülüyor. Bu tarzı kabul etmiyorum. Rea Haq coğrafyasındaki katliamlara baktığımızda önce ocaklara yönelinmiş. Ocak kültürü toplumun varlığını, birliğini, beraberliğini devam ettirilmesi halidir” diye belirtti.
“ALEVİLERİN EN ÖNEMLİ SORUNU ASİMİLASYON POLİTİKALARI”
Alevilerin en önemli sorununun asimilasyon olduğunu vurgulayan DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, “Eğer asimilasyon politikalarıyla mücadele etmezsek sadece kırdan kente göç eden Alevilerin oluşturduğu cemevlerinde cenaze kaldırmaktan öteye geçemeyiz. Alevilerin mücadele etmesi gereken en önemli konuların başında asimilasyon geliyor. Çünkü Alevi inancı büyük bir baskı altında, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasının temel nedeni de bu” dedi.
“DEVLET, ALEVİLERİ TESLİM ALMAK İSTİYOR”
Devletin Alevi inancını tekleştirip bir kalıba sığdırmaya çalıştığını dile getiren ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Devlet Alevileri dönüştürerek teslim almak istiyor. Devlet bizim inancımıza elbise biçmeye çalışıyor ama biz bu politikayı kabul etmiyoruz ve mücadele edeceğiz. Yüzyıllardır bu topraklarda Alevileri sürgün, katliam, soykırım politikalarıyla inançlarından vazgeçirmeye çalıştılar ama başarılı olamadılar” diye ifade etti.
“VERDİĞİMİZ MÜCADELE YETERLİ DEĞİL”
Alevilerin verdikleri mücadelenin yeterli olmadığını belirten Kayseri HBVAKV Cemevi Başkanı Abbas Tan, “Başarılı olmamızın tek yolu cemevlerini sadece bir ibadethane olarak görmememiz gerekiyor. Cemevleri eğitim merkezi olmalı, çocuklarımız cemevlerinde Alevi inancını öğrenmesi gerekiyor. Çünkü ocak sistemi çökme noktasına geldi. Ocak sisteminin yerine artık dernek başkanlığı sistemi geldi. O yüzden ocak sisteminin yeniden güçlenerek oluşturulması gerekiyor. Çünkü inancımızı biz anlatmazsak başkaları bizim yerimize kendi istediği gibi anlatıyor” diye konuştu.
PİRHA-Köşk Köyü Festivali 2. gününde devam etti. Festivalde lokmalar pay edildikten sonra şiirler okunup, deyişler söylendi. Köşk köyünden İbrahim Safet Yılan, “Festivalin bizim için toplum içerisinde kaynaşması, küskünlerin barışması, köyümüzün çevreye tanıtılması açısından önemli” dedi.
Maraş Elbistan ilçesinin Köşk Köyü’nde gerçekleştirilen Köşk Köyü Festivali 2. gününde devam etti. Maraş Elbistan Köşk Köyü Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği’nin düzenlediği festivale çok sayıda yurttaş katıldı.
Festivalde lokmalar pay edildikten sonra şiirler okunup, deyişler söylendi.
“BİZLERİN MAYASINDA PİR SULTAN ABDAL VAR”
‘Bizim mayamızda Mahsuni Şerif, Hacı Bektaş Veli ve Pir Sultan var’ diyerek sözlerine başlayan Elbistan Belediye Başkanı Erkan Gürbüz, “Halkımızla birlikte başaracağız. Hep birlikte, zalimlerin karşısında dik duracağız” dedi.
“FESTİVALLER ÖNEMLİ”
Bayramda bütün halklara huzur ve barış getirmesi dileğinde bulunan Köşk köyünden İbrahim Safet Yılan, “Festivalin bizim için toplum içerisinde kaynaşması, küskünlerin barışması, köyümüzün çevreye tanıtılması açısından önemli” diye belirtti.
“BU YÖRENİN KÜLTÜRÜNÜ AKTARANLAR OZANLARDIR”
Alevi kültürünü yaşatan halk ozanlarının olduğunu belirten Köşklü Akif Keçeli ise “Milletvekilleri, saraylar bizim kültürümüzü yansıtmazlar. Ancak kitaplarımızı yazan ozanlarımız bize kültürümüzü aktarır. O yüzden her gencin evinde bu kitapları bulundurması gerekiyor” diye konuştu.
PİRHA-AYM’nin hakkında “hak ihlali kararı verdiği tutuklu TİP Milletvekili Can Atalay için İstanbul Adliyesi’nde başlatılan nöbet eylemi 2’nci gününde sürüyor.
Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hakkında “hak ihlali” kararı verdiği Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) tutuklu Milletvekili Can Atalay için Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nde nöbet eylemi 2’nci gününde devam ediyor.
Avukatlar, ihlal kararı sonrası tahliye başvurusunun yapıldığı 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde karar çıkana kadar eylemlerini sürdüreceklerini belirtti.
NE OLMUŞTU?
Gezi Parkı davasından bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunan avukat Can Atalay, Hatay’dan TİP milletvekili seçilmişti. Avukatları, Atalay’ın mazbatasını alarak tutukluluğun bitmesi için başvuruda bulundu ama Yargıtay 3. Ceza Dairesi bu talebi reddetti.
AYM, Atalay’ın bireysel başvurusunu önceki gün değerlendirdi, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine hükmetti. 50 bin lira manevi tazminat ödenmesine de hükmeden AYM, ihlalin ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına, yargılamada durma kararı verilmesine ve hükmün infazının durdurularak Atalay’ın tahliye edilmesine karar verdi. AYM, söz konusu kararı dün geç saatlerde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.
PİRHA-Muş’un Varto ilçesinde düzenlenen 1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali 2. gününde devam etti. Seçimler yaklaştığı için Alevileri hatırlayanların 21. yüzyılda inançlarını tanımadıklarını söyleyen HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Doğamızı, inancımız, kültürümüzü yok sayıyorlar ve utanmadan seçim yaklaştı diye birdenbire Alevileri seven olmaya başladılar. Biz hiç kimsenin arka bahçesi ve siyasi malzemesi değiliz, o yüzden elinizi doğamızdan, inancımızdan, kültürümüzden, cemevlerimizden çekin” dedi.
Muş’un Varto ilçesinde düzenlenen 1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali 2. gününde devam etti. Sabah, Hamurpet Gölü’nde buluşma yapıldı, davul-zurna eşliğinde halaylar çekildi, müzik dinletisi yapıldı. Akşam ise ilçe merkezinde yapılan konuşmalar, konser ve çekilen halayların ardından festival sona erdi.
Muş’un Varto ilçesinde düzenlenen 1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali’nin 2. gününe HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, DAD Eş Genel Başkanları Musa Kulu ve Kadriye Doğan, ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ve çok sayıda yurttaş katıldı.
1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali Tertip Komitesi adına açılış konuşmasını DAD Yöneticisi İmam Balsever okudu. Balsever, “İnancımız rehberliğinde toplumsal birliğimizin esaslarını koruyarak demokrasiden, eşitlikten ve adaletten yana atan her yürek ile birlikte duracağımız ikrarıdır. İkrar verdiğimiz makamları kirli ellere ve ayaklara teslim edenlere de karşı duracağız” diye ifade etti.
“HERKESİN KENDİ DİLİ VE İNANCIYLA YAŞADIĞI DÜNYA GÜZELDİR”
DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu ise şunları söyledi:
“Eğer inançlar ve kimlikler kendi rengini, dilini ve tarihsel hafızasını kaybederse insanlık kaybeder. Bu topraklarda eğer insanlığın gelecek ve barış adına söyleyeceği bir sözü varsa o da herkesin kendi rengiyle, diliyle, inancıyla yaşadığı dünya güzeldir. Biz Aleviler inancımızı iki temel taş üstünde oturttuk biri ikrardır, biri de rızalıktır.”
“BİZE GELECEKSENİZ BİZİ TANIYIP, İNANCIMIZI KABUL EDECESİNİZ”
Seçimler yaklaştığı için Alevileri hatırlayanların 21. yüzyılda inançlarını tanımadıklarını söyleyen HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Cemevlerimizi tanımıyorlar, zorunlu din dersleriyle çocuklarımızı asimile ediyorlar. Doğamızı, inancımız, kültürümüzü yok sayıyorlar ve utanmadan seçim yaklaştı diye birdenbire Alevileri seven olmaya başladılar. Bize gelecekseniz bizi tanıyacaksınız, inancımızı kabul edeceksiniz, dergâhlarımızı Alevi kurumlarına vereceksiniz. Biz hiç kimsenin arka bahçesi ve siyasi malzemesi değiliz o yüzden elinizi doğamızdan, inancımızdan, kültürümüzden, cemevlerimizden çekin. Yezitler Kerbela’da kalmadı nasıl Hz. Hüseyin ve yoldaşlarını katlettilerse bugün de aynı yezit anlayış yeniden mazlumları katletmek istiyor” dedi.
“BU DÜZENİ HEP BİRLİKTE DEĞİŞTİRECEĞİZ”
İktidarın seçimleri kazanmak için Kürt açılımından sonra şimdi de Alevi açılımı başlattığını belirten EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, “Dara düştüler, altlarındaki halı kaydı, iktidarı kaybedecekler diye cemevi açılımı yapmaya başladılar. İktidarın bütün derdi böl, yönet, parçala politikalarını sürdürmektir. Devlet camilerden elini çekmelidir cemevlerine hiç girmemelidir. Bozuk düzende sağlam çark olmaz, bu düzen bütün çarklarıyla çürümüştür ve biz bu düzeni hep birlikte değiştireceğiz” diye konuştu.
1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali, Seynesemi Türbe Makamı’na ziyaret gerçekleştirilip niyaz ve lokmaların pay edilmesinin ardından, Hızır Çeşmesi’nde yapılacak civat ve ikrarlaşmadan sonra deyişlerle son bulacak.
PİRHA-Muş’un Varto ilçesinde yapılan 1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali, Hamurpet Gölü’ndeki etkinlikle devam etti.
Muş’un Varto ilçesinde 1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali devam ediyor. Festivalin 2. gününde Hamurpet Gölü’nde buluşma yapıldı, davul-zurna eşliğinde halaylar çekildi, müzik dinletisi yapıldı.
Etkinlikte konuşan Vartoyu Güzelleştirme Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Yıldırım Beyazgül, “İlçemizde ilkini yaptığımız inanç ve doğa festivalimizin 2. gününde Hamurpet Gölü’ndeyiz. İnsanları çevreye ve doğaya daha duyarlı hale getirmek için festivali düzenledik” dedi.
Varto PSAKD Cemevi Başkanı Kerem Akdağ da, Hamurpet Gölü’nün Varto için önemli bir yer olduğunu söyleyerek, “Hamurpet Gölü’nün inancımız için önemli bir yeri var. Festival Varto için önemli, hem inançsal hem de toplumsal olarak insanlarımıza cevap olsun diye üç günlük festival planladık” diye konuştu.
Hızır Mekanı Doğa Koruma Derneği Başkanı Ülkü Karagöl ise, Hamurpet Gölü’nün Varto için anlamlı bir yer olduğunu ifade ederek, “İnsanların buluşup birbirlerine ikrar verdiği inançsal olarak önemli bir yer. Yarın Seyid Nesimi Türbesi’ne ve Hızır mekanına gidip lokmalarımızı dağıtacağız” diye belirtti.
Muş’un Varto ilçesinde 1. inanç ve kültür festivali, ilçe merkezinde yapılan konserin ardından sona erecek.
PİRHA-Dersim Belediyesi ile Yayıncılar Kooperatifi ortaklığında ‘Kitapla Yaşa, Kitapla Yaşat’ şiarıyla düzenlenen ‘Munzur Kitap Günleri’ 2. gününde ‘Cumhuriyet’in Dersim’le imtihanı’ konulu söyleşiyle devam etti. Tarihçi- Yazar Erdoğan Aydın, “Eğer cumhuriyet bize söylediği sözler gibi kimsesizlerin kimsesi olma konusunda samimi davranmış olsaydı Dersimliye farklı davranırdı” dedi.
Dersim Belediyesi ile Yayıncılar Kooperatifi ortaklığında ‘Kitapla Yaşa, Kitapla Yaşat’ şiarıyla düzenlenen ‘Munzur Kitap Günleri’ 2. gününde devam etti. 84 yayınevinin katıldığı etkinlik 20 Temmuz’a kadar devam edecek.
“CUMHURİYET DÖNEMİ, DERSİM’İ ‘MEDENİLEŞTİRİLMESİ GEREKEN VAHŞİLER’ ODAĞI OLARAK TANIMLADI”
Cumhuriyet döneminin Dersim’i medenileştirilmesi gereken vahşiler odağı olarak tanımladığını belirten Tarihçi- Yazar Erdoğan Aydın, “Eğer cumhuriyet bize söylediği sözler gibi kimsesizlerin kimsesi olma konusunda samimi davranmış olsaydı Dersimliye farklı davranırdı. Büyük Britanya’nın sömürgecilerinin Hindistan’a, Güney Afrika Cumhuriyetine davrandığı gibi davranmazdı. Cumhuriyet iddia ettiği gibi gelecek tasarımı yapmış olsaydı Dersim’in Alevi inancını asimile etmeye çalışmazdı. Dersim’in inkâr edilen Alevi rengi, Kürt rengi ve yüzü genel olarak sola dönük yüzüyle cumhuriyet projesine cevabı çok kimlikli, çok kültürlü bir Türkiye olmalıdır. Dersim’in hafızası böyle bir misyon için çok önemli bir anlam taşıyor. Cumhuriyetin tek tipleştirmeci dayatmacılarına karşı çoğulculuğun olmazsa olmaz bir insanlık erdemi olduğunu dile getirmeliyiz” dedi.
PİRHA-2’cisi düzenlenen Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Buluşması 2. gününde devam etti. Sanat hareketinin sosyalist, komünist hareketin 90’lı yıllarda sanatın filtresinden geçmiş hali olduğunu ifade eden Burhan Özkan, “Sanat hareketi büyük bir itiraz halidir. Sanat hareketi bir sanatçı hareketi değildir, sanatın filtresinden geçmiş komünizmin ta kendisidir ve temel önermesi yalnızca devrim yapmak değil olabildiği kadar devrim olmaktır” diye belirtti.
Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Buluşması Dersim merkezde yer alan Celal Doğan Parkı’nda yapılan etkinlikle devam etti.
Sanat Hareketi’nden Piya Kollektifi’ne, Muhalif Sanat ya da Şiiri Savunmak, Kirmancki de Nuştene, Hatıralar ve Ayak İzleri konularında konuşma yapıldıktan sonra müzik ve şiir dinletisinin ardından program sona erdi.
HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, gönderdiği yazılı mesajda, “Mehmet Çetin ve Emirali Yağan için bir araya gelen tüm dostlara, sevgili Dersim halkına içten selam, sevgilerimi gönderiyor iki değerli aydının, can dostun hatırası önünde saygıyla eğiliyorum” dedi.
Ayrıca Osman Kavala, tutuklu avukat Barkın Timtik, tutuklu ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve tutuklu Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı’da destek mesajı gönderdi.
“SANAT HAREKETİ BUNDAN SONRADA VAR OLMAYA DEVAM EDECEK BÜYÜK BİR İTİRAZ HALİDİR”
Türkiye’de ki belirli sanat hayatına itiraz biçimi olduklarını söyleyen Nesimi Aday, “Uzun yıllar dergi çıkardık, bu dergilerde otoriteyi, feminizmi ve doğayı tartışırken çeşitli dosya başlıklarımız vardı. Türkiye’de ki bütün etnik kimlikleri dergilerimizde yaşatmaya çalıştık” dedi.
Sanat Hareketi çok güçlü tartışma içerisinde olan sosyalist, komünist hareketin 90’lı yıllarda sanatın filtresinden geçmiş hali olduğunu ifade eden Burhan Özkan, “Sanat hareketi insanlık tarihi boyunca var olan ve bundan sonrada var olmaya devam edecek büyük bir itiraz halidir. Sanat hareketi bir sanatçı hareketi değildir, sanatın filtresinden geçmiş komünizmin ta kendisidir ve temel önermesi yalnızca devrim yapmak değil olabildiği kadar devrim olmaktır” diye belirtti.
Namık Kuyumcu ise, “İki tane önermede birleştik, her türlü eşitsizlik ve egemenlik ilişkisinin meşruiyetinin reddine ve eleştirel bilginin dönüştürücü ahlakla davranma biçimiyle kendini yeniden örgütlemesi bizim için bir kopuş hikâyesinin başlangıcıydı. Bütün iktidar ve egemenlik ilişkilerini reddettiğimiz bir yerde iktidardan beslenen muhalefetin kendisine ait bütün dil ve duruş biçimlerini de eleştirmek gerekiyor. Bir şeyi eleştiriyorsak onun karşısına bir şey koymalıyız, Türkiye’de ki sosyalizmin en büyük eksikliği buydu. Siz sistemden emanet olarak aldığınız dil ile davranış biçimiyle iktidarı tehlikeye sokmazsınız. Meselenin kendisi iktidar ilişkileriyle temelden hesaplaşabilme hikâyesidir” dedi.
Geçmişte veya günümüzde yaşanan bir gerçeğin bilinmesi açısından sanatın önemine değinen Aziz Yağan, “Kürtler ve Kızılbaşlar inançlarından veya kimliklerinden dolayı saldırıya uğradığında Türk entelektüelleri neden tepkisiz kaldı. Mehmet Çetin ve Emirali Yağan İstanbul’da veya Paris’te yaşarken de oranın sorunlarını dile getiriyorlardı” diye konuştu.
PİRHA-Dersim Belediyesi Eşitlik Birimi tarafından “Ellerimizle Yaratacağımız Yeni Bir Dünya Heybemizde Özgürlük Var” sloganıyla 3 gün boyunca sürecek olan 1. Kadın, Emek ve Özgürlük Çalıştayı 2. gününde devam etti. Sağlık alanında yaşanan toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dikkat çeken TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Pandemi sürecinde yaşamını yitiren her 10 sağlık çalışanından biri kadın” dedi.
Dersim Belediyesi Eşitlik Birimi tarafından “Ellerimizle Yaratacağımız Yeni Bir Dünya Heybemizde Özgürlük Var” sloganıyla 3 gün boyunca sürecek olan 1. Kadın, Emek ve Özgürlük Çalıştayı 2. gününde devam etti.
Kadın, Emek ve Özgürlük Çalıştayı’nda TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Feminist Avukat Hülya Gülbahar, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav, Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Adile Doğan ve Kaos GL Örgütlenme Koordinatörü Seçin Tuncel konuşmacı olarak katıldı.
“PANDEMİDE YAŞAMINI YİTİREN HER 10 SAĞLIKÇIDAN BİRİ KADIN”
Sağlık alanında yaşanan toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dikkat çeken TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Pandemi sürecinde yaşamını yitiren her 10 sağlık çalışanından biri kadın. Sağlık sorunlarında sınıfsal boyutu görüyoruz. Bunun yanı sıra cinsiyeti yok sayan, cinsiyete dayalı ayrımcılıkları ortadan kalkmış gibi göstermeye çalışan bir sağlık anlayışının da bu değerlendirmede yeri yok. Pandemi sürecinde hiçbir kurumda cinsiyeti gözeten ve cinsiyet gereksinimlerine uygun koşullar sağlanmadı, hastanelerde bulunan dinlenme odaları bile cinsiyete dayalı yapıldı. Çalışma ortamlarının cinsiyete dayalı ve ayrımcılığa yol açacak düzenlemelerini hep birlikte ele almamız gerekiyor” dedi.
“PANDEMİDE EN ÇOK MÜCADELE EDEN KADINLARDI”
Pandemiyle en çok mücadele eden cinsiyetin kadın olduğunu belirten Feminist Avukat Hülya Gülbahar, “Çünkü birkaç istisna dışında kadınların ev işi yükü arttı. Pandemide çocuk bakımı, yaşlı bakımı, hasta bakımının atmasıyla beraber evin hijyen koşullarının sağlanması açısından da kadının iş yükü arttı. Evdeki sağlıkla ilgili hemen hemen her şeyi kadınlar yaptı. Pandemide ev içi yükü de ev dışı yükü de kadınların üzerine bırakıldı” diye belirtti.
“YETERİ KADAR KADINLARIN HAYATI SAHİPLENİLMİYOR”
Eşitsizlik temelinde yaşanan şiddetin Dünya’da ve Türkiye’de ağır biçimde sürmeye devam ettiğini vurgulayan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav, “Şimdiye kadar yeteri kadar mücadele verilmediğini düşünüyorum. Dünyada çapında yeteri kadar kadınların hayatı sahiplenilmiyor. Elbette ki kendi hayatımıza sahip çıkmak için birbirini hiç tanımayan bu ülkenin ve dünyanın dört bir köşesinde ki kadınlar bunun için mücadele ediyoruz. Niye her gün bu ülkede kadınlar öldürülüyorken televizyonlarda kamu spotu yapılmıyor, niye oturduğumuz yerlerde destek hatları tanıtılmıyor ve niye pandemide kadın sığınma yerleri yetersiz. Kamunu yapmadığını kadın örgütleri olarak elimizden geleni yaptık” diye konuştu.