Etiket: 2 temmuz 1993

  • Madımak Adalet arayışı sürüyor, nöbetin 8. günü-VİDEO

    Madımak Adalet arayışı sürüyor, nöbetin 8. günü-VİDEO

    PİRHA-7 gün boyunca Madımak Adalet Nöbetini sürdüren PSAKD Genel Merkezi,  8’inci gününde nöbeti PSAKD Ankara Şubesi’ne devretti.

    2 Temmuz 1993 tarihinde kaldıkları Sivas Madımak Otelinin gerici dinci kişiler tarafından yakılması sonucu 33 aydın, yazar ve sanatçı yaşamını yitirmişti. 33 insanın yakılmasına neden olan kişiler hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesine rağmen 17 kişi hakkında tahliye kararı çıkartıldı. Verilen tahliye kararına karşı çıkan Alevi inanç kurumları ve aileleri kararı tanımadıklarını belirterek 33 gün sürecek olan ‘Madımak Adalet Nöbeti’ tutma kararı aldı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, başlatmış olduğu nöbet eylemini kendi bünyesindeki şubelerle birlikte sürdüreceklerini söyledi.

    33 gün sürecek ‘Adalet Nöbetinin’ 8’inci gününde PSAKD Ankara Şubesi, genel merkezden devraldıkları nöbet eylemini 7 gün boyunca sürdürecek.

    Nöbetin 8’inci gününde çok sayıda yurttaşın destek verdiği nöbet eylemine Ankara Türkiye İşçi Partisi (TİP) temsilcileri katıldı. Adalet nöbetine destek verdiklerini belirten Türkiye İşçi Partisi yöneticileri dayanışma vurgusu yaptı.

    PİRHA/ANKARA

  • Madımak’ta katledilen Asuman ve Yasemin Sivri’nin annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü-VİDEO

    Madımak’ta katledilen Asuman ve Yasemin Sivri’nin annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü-VİDEO

    PİRHA- 2 Temmuz 1993’te dinci/faşist kalabalıkların gerçekleştirdiği Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Asuman Sivri ve Yasemin Sivri kardeşlerin annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü. 

    2 Temmuz 1993 yılında Pir Sultan Abdal’ı anmak için gittikleri Sivas’ta Madımak otelinde binlerce radikal dinci, faşist kalabalık tarafından yakılarak katledilen 35 candan Asuman ve Yasemin Sivri kardeşlerin annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü.

    Yeter Sivri, yarın saat 12.00’de Oran Pir Sultan Abdal Cemevi’nde yapılacak olan Hakk’a uğurlama erkanından sonra Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa sırlanacak.

    “ADALET GÖRMEDEN SONSUZLUĞA GÖÇENLERİN KERVANINA KATILDI”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Yeter Sivri’nin Hakk’a yürüdüğünü şu paylaşım ile duyurdu:

    “2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nda katledilen canlarımızdan Asuman Sivri ve Yasemin Sivri’nin anneleri, Yeter Ana Hakk’a yürüdü. Hak ile Hak oldu. O çok istediği adaleti göremeden sonsuzluğa göçenlerin kervanına katıldı. Acımız da öfkemiz de büyüktür. Mekanın gönüller olsun Yeter Ana. Devrin daim ışığın bol olsun.
    Yarın saat 12.00’de Oran Pir Sultan Abdal Cemevi’nde yapılacak olan Hakk’a uğurlama erkanından sonra Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa sırlanacaktır. Dostlarımıza duyurulur.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hasan Kılavuz: Madımak’ta katledilenleri Alevilerin hafızalarından silemeyecekler-VİDEO

    Hasan Kılavuz: Madımak’ta katledilenleri Alevilerin hafızalarından silemeyecekler-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı davasının zamanaşımına uğratılmasına ilişkin bir açıklama yapan Pir Hasan Kılavuz, bu kararın altına imza atanların bunun vebalinden kurtulamayacağını ve bu zulme sebep olanların bir gün mutlaka mahkum olacağını söyledi.

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Sivas Katliamına ilişkin firari üç sanık hakkında süren davanın duruşmasında savcı, zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etti. Mahkeme heyeti, davanın düşmesine hükmetti. Madımak Katliamının firari sanıkları Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın yargılandığı davanın son duruşması zamanaşımı gündemiyle Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüş, esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, kaçaklık durumunun zamanaşımı süresini etkilemeyeceğini ileri sürmüş ve üç firari sanık hakkında zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etmişti.

    Savcının mütalaasının ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, firari sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş yönünden zamanaşımı gerekçesiyle davanın düşürülmesine hükmetmişti.

    Pir Hasan Kılavuz da Sivas Katliamı davasının zamanaşımına uğratılmasına ilişkin bir açıklama yaptı.

    “BU KARARIN ALTINA İMZA ATANLAR BUNUN VEBALİNDEN KURTULAMAZLAR”

    Madımak katliamının Alevi katliamları içerisinde, Alevilerin hafızasından asla silinmesi mümkün olmayan bir katliam olduğunu belirten Pir Hasan Kılavuz, “Aydınlarımıza, yazarlarımıza, ozanlarımıza yapılan bu ağır zulüm ve bu zulümde hayatını kaybedenleri hep anıyoruz. Geçmişte Pir Sultan’ı da 550 yıl önce idam edildiği, haksızlığa uğradığı için, kendisi ve etrafındakileri nasıl ki biz şiirlere, deyişlere koymuşuz, saz ile söz ile her dem dile getiriyorsak, Sivas Madımak olayı da bizim için öyledir. Burada katledilenleri Alevilerin hafızalarından silemeyecekler, silinmez. Bunlar da şairlerimize, ozanlarımıza, yazarlarımıza aynı zamanda ilham kaynağı olacaklar ve bunu hep söyleyeceğiz, anlatacağız ve bu söylemlerimizden de asla geri durmayacağız” dedi.

    Madımak katliamının devlet ve o dönemki iktidar sahipleri eliyle yapıldığını, bu tür katliamlarda dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir zaman, zamanaşımının söz konusu olamayacağını ama ülkemizde ne hikmetse zamanaşımı diye olayın üstünün örtüldüğünü ifade eden Kılavuz, “Bu kararın çıkması utanç vericidir. Bu kararın altına imza atan hukukçular, savcılar, adaleti temsil ediyorum diyenler hiçbir zaman bunun vebalinden kurtulamazlar. Bunun için diyoruz ki, zamanaşımı diye bir şey söz konusu olamaz. Aleviler olarak bu ülkede yaşayan demokratlar, aydınlar, yazarlar, çizerler, hak ve hukuktan yana olanlar olarak, bu kararı şiddetle kınıyoruz, kabul etmiyoruz, reddediyoruz” dedi.

    “BU ZULMÜ YAPANLAR BİR GÜN MAHKUM OLACAKLAR”

    Kılavuz, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “İnanıyorum ki gün gelir, orada bu haksızlığa, bu zulme maruz kalanların evlatları, sevenleri, bu talepleri o adliye koridorlarında dillendirecek ve bu konu o salonlarda namuslu, onurlu hakimler tarafından tekrar işlenecek, o insanların isimleri tekrar tekrar okunarak, onlara yapılan zulme sebebiyet verenlerin hepsinin -vicdanen zaten hep mahkumdurlar- adliye saraylarında mahkum edildiğine dair kararlar okunacaktır. O günü sabırla bekliyoruz ve o günün gelmesi için bütün Alevi kurum ve kuruluşları, aydınları, yazarları olarak konunun takipçisi olacağız. Onun için diyorum ki Madımak’ı unutmayacağız, unutturmayacağız ve bu haksız kararı verenleri de şiddetle kınıyoruz”

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Yılın 365 günü Sivas’ın hesabını soracak arayış ile mücadele etmeliyiz’-VİDEO

    ‘Yılın 365 günü Sivas’ın hesabını soracak arayış ile mücadele etmeliyiz’-VİDEO

    PİRHA- Devletin Madımak Katliamı ile yüzleşmekten kaçtığını ve hesap sormaktan uzak olduğunu belirten Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, ” Devlet, yüzleşmekten de, özeleştiriden de çok uzakta. Yılın 365 günü Sivas’ın hesabını soracak arayış ile mücadele etmeliyiz” dedi.

    1993 yılında 33 kişinin faşist kalabalık tarafından yakılarak öldürüldüğü “Sivas Katliamı Davası”, mahkemenin ‘zaman aşımı’ nedeniyle 2012 yılında davayı düşürmesiyle kapandı. Benzer bir durum şimdi üç firari sanık üzerinden yürütülen dava için de geçerli.

    Alevi toplumu, 14 Eylül’de görülecek davanın da zaman aşımına uğratılmaması için itirazlarını dile getiriyor.

    İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt Sivas Katliamı’nın 30. yılına dair PİRHA’ya konuştu.

    “KATLİAMIN ARKASINDAKİ GÜÇLER KORUNUYOR”

    Katliamın üzerinden geçen 30 yılda devletin hesap sorabilecek yerde olmadığına değinen Bozkurt, “30 yıldır Sivas yollarını aşındırıyoruz. Defalarca binlerce canla Madımak önünde açıklama yaparak devlete bu katliamla yüzleşme çağrısı yapıyoruz. 30 yıldır kanayan bu yaramıza bir nebzede olsa özeleştiri verecek, katliamın hesabını soracak devlet işleyişini görmedik. Bu sene yine Sivas’ta olacağız. Taleplerimize sağır olan, duymayan bir devlet var. Sivas’ın hesabı sorulmuş, katiller korunmamış olsaydı bu katliam çok hızlı aydınlatılabilirdi. Katilleri savunanlar iktidarlardan bakanlık alarak terfi ettirildiler. Demektir ki korunuyorlar ve bunları yönlendiren bir güç var” dedi.

    “YÜZLEŞME VE ÖZELEŞTİRİ ŞART”

    Bozkurt, 29 Mayıs 1993 tarihinde Almanya’nın Solingen şehrinde Neonazilerin bir evi ateşe verdiği ve Türk bir aileden beş kişinin yaşamını yitirdiği katliamda devletin bununla yüzleşerek o evi müzeye çevirdiğini hatırlatarak şöyle devam etti:

    “Almanya’da bir Türk aile yakılmıştı. O ev müzeye çevrildi ve devlet düzeyinde anmalar yapılıyor. Devlet ailelerden özrü dileyerek katliamla yüzleşebildi. Devlet bu katliamı onaylamadığını, bunun insanlık suçu olduğunu belirtti.  İşte devlette Sivas katillerini cezalandırıp katliam ile yüzleşşeydi bizler 30 yıldır yüzleşme çağrısı yapmazdık. Resmi devlet politikasının üstünde bir derin güç var. Alevilere yönelik sistematik bir katliam projesi var. Katliamla yüzleşilmeden adaletten, şeffaklıktan yada yeni bir anayasadan bahsedilmez. Bunların hesabı sorulmamışken geleceğe güvenli bakamayız. Hala Alevilere yönelik asimilasyon, sürgün devam ediyor. Cemevlerimiz yasal statüye kavuşmuş değil. Bu sesi duymak istemiyorlar.”

    “ANILARINA BAĞLI KALMAK ÖRGÜTLENMEKLE OLUR”

    Bozkurt, Alevi örgütlenmesinin Madımak’ın hesabını soracak mücadele ortaklığını yaratmada eksik kaldığı eleştirisinde bulundu. Bozkurt, “Geçmiş örgütlülüğümüz ile güncel örgütlülüğümüzü kıyaslar isek, mücadelede gerileme var diyebilirim. Halen bir bütün örgütlenmeyi başaramamış isek davamızda zayıflamış oluruz. Susmuş, kendi iç sorunları ile cebelleşen örgütü devlet dikkate almaz. Evet her yıl alanlara çıkarak Sivas’ı analım ve unutturmayalım. Ama yılın 365 günü Sivas’ın hesabını soracak arayış ve mücadele bilinciyle yaşayalım. Bu ülkede eşit yurttaşlık talebimizi daha diri tutmak, katledilen canlarımızın anısına bağlı kalmak için bu mücadeleye katılarak ses vermesi gerekiyor. Kimsenin birbirinden ayrı durma lüksü yok” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/İZMİR

  • Düzgün Baba Cemevi’nde 2 Temmuz anması yapıldı-VİDEO

    Düzgün Baba Cemevi’nde 2 Temmuz anması yapıldı-VİDEO

    PİRHA-Dersim Düzgün Baba Cemevi’nde Sivas Madımak Otel’de 29 yıl önce yaşamını yitirenler anıldı. Katliamcı zihniyetin devam etmesi nedeniyle sorunların çözülemediğini belirten Düzgün Baba Cemevi Başkanı Sinan Kırmızıçiçek, “Alevi toplumu ve tüm ezilen kesimler hem Türkiye’de hem de Avrupa’da hak talebinde mücadele ediyor. Alevilerin talepleri kabul edilene kadar da mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

    Ülkenin birçok yerinde Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenler için anmalar devam ediyor. Dersim’de Düzgün Baba Cemevi anma gerçekleştirdi. Anmada çerağlar yakıldı, yaşamını yitirenlerin adları okundu.

    “TALEPLERİMİZ KABUL EDİLENE KADAR MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Katliamcı zihniyetin devam etmesi nedeniyle sorunların çözülemediğini belirten Düzgün Baba Cemevi Başkanı Sinan Kırmızıçiçek, “Alevi toplumu ve tüm ezilen kesimler hem ülkede hem de Avrupa’da hak talebinde mücadele ediyor. Bugün geldiğimiz aşamada toplumsal güç haline dönüştük ancak Alevilerin talepleri kabul edilene kadar da mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Ali Kenanoğlu: Sivas davasında göstermelik yargı süreci işletildi

    Ali Kenanoğlu: Sivas davasında göstermelik yargı süreci işletildi

    PİRHA – HDP İstanbul Milletvekili, Ali Kenanoğlu, meclis sıralarından gerçekleştirdiği konuşmayla 2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden  35 kişiyi andı. 

    Halkların Demokratik Partisi(HDP) Ali Kenanoğlu, mecliste yapılan konuşmalarda 2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli’nde hayatını kaybedenleri andı.

    Kenanoğlu, katliamın arkasındaki gücün ortaya çıkarılmadığını belirterek, katliamın asıl faillerinin yargılanmadığını belirtti. Kenanoğlu, konuşması kapsamında, göstermelik bir yargı sürecinin işletildiğine dikkat çekmek amacıyla kimi sanıkların zaman aşımına tabi tutularak cezadan kurtulduklarını hatırlattı. Ali Kenanoğlu, katliamın bir numaralı faillerinden olan ve kırmızı bültenle aranan Cafer Erçakakmak’ın Sivas’ta, karakolun hemen 200 metre ötesinde öldüğüne dikkat çekti.

    Madımak’ın, katliam mağdurlarının ve Alevilerin talebi doğrultusunda ibret müzesi olmadığını söyleyen Kenanoğlu, katliamı lanetleyerek sözlerini sonlandırdı. (HABER MERKEZİ)

  • Sivas’ta yaşamını yitirenler Meclis’te anıldı

    Sivas’ta yaşamını yitirenler Meclis’te anıldı

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler bugün Meclis’te anıldı. Anmada Sivas Katliamı’nın yıl dönümünde Sivas’ta yapılacak anmaya çağrı yapıldı. 

    2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas Madımak Oteli’nde diri diri yakılarak katledilenler bugün Meclis’te anıldı. Anmaya HDP’nin Alevi milletvekili Zeynel Özen’in yanı sıra Türkiye ve Avrupa’dan Alevi kurum temsilcileri katıldı.

    Basın metnini okuyan HDP’nin Alevi milletvekili Zeynel Özen, bundan 26 yıl önce 33 aydın, sanatçı, yazarın Sivas’ın ortasından tekbirler eşliğinde devlet güçlerinin gözü önünde katledildiğini hatırlatan Özen, o gün yaşananları şöyle anlattı:

    “DEVLET YETKİLİLERİ SAATLERCE GERİCİ GÜRUHUN KALABALIKLAŞMASINI İZLEDİLER”

    “Dönemin Sivas Belediyesi tarafından katliamdan birkaç gün önce şehrin içinde hiçbir yerde kaldırım çalışması gibi faaliyetler yok iken Madımak Oteli’nin çevresine kamyonlar dolusu parke taşları bırakıldı. Dönemin belediye başkanı katliam sırasında ‘gazanız mübarek olsun’ diyerek katliamı adeta teşvik etti. Otelin önünde bulunan askerler ise katliamcı güruha herhangi bir müdahalede bulunmadan otelin önünden ayrılarak katliamın yolunu açtılar. Gerici güruh haftalar öncesinden bildiriler dağıtıp ‘kıyam’ ve ‘katliam’ çağrıları yapmasına rağmen, birkaç kişilik eylemlere dahi binlerce polisi yığan devlet o gün hiçbir polisi müdahale etmek için katliamın yaşandığı bölgeye göndermedi.

    Katliamın yaşandığı gün devlet yetkilileri saatlerce gerici güruhun toplanmasını ve kalabalıklaşmasını izlediler. Katiller önce etkinliğin yapıldığı Kültür Merkezine saldırdılar ancak buradan püskürtüldüler. Gerici katil güruh ‘kahrolsun laiklik, şeriat isteriz’ , ‘şeriat gelecek zulüm bitecek’ gibi sloganlar ve tekbirler eşliğinde otele yönelip kolluk güçlerinin gözü önünde katliamı gerçekleştirdiler. Bu kanlı katliam 8 saat boyunca TV’de canlı olarak yayınlandı.”

    “KATİLLER YAŞAMLARINA DEVAM ETTİ”

    Katliamın ardından sadece küçük bir grup hakkında dava açıldığını ve uzun süren yargılamaların ardından çoğunun hiç ceza almadan ya da küçük cezalarla kurtulduklarını belirten Özen, “Haklarında dava açılan katillerin bir kısmı ise hiç bulun(a)madı. Daha sonra bu katillerin bazılarının Sivas’tan hiç ayrılmadan yaşamlarına devam ettikleri, hatta resmi olarak haklarında arama kararları olmasına rağmen evlendikleri, askere gittikleri, işe girip çalıştıkları, ehliyet aldıkları anlaşıldı. Bir kısmı da arama kararlarına rağmen ellerini kollarını sağlayarak yurt dışına çıktılar.” dedi.

    Sivas Katliamı davasına verilen zaman aşımını hatırlatan Özen, “Dönemin başbakanı olan AKP Genel Başkanı ise bu karar için ‘hayırlı olsun’ dedi. Sivas katillerinin avukatları AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılarak ödüllendirildiler. Sivas Katliamı’ndan bugüne kadar 26 yıl bu şekilde geçti.” diye konuştu.

    “DEMOKRATİK BİR ANAYASAYA İHTİYAÇ VAR”

    23 Haziran seçimlerinin ceberut iktidarın yenilebileceğini gösterdiğini kaydeden Özen, “Bugün başta Kürt sorunun barışçıl çözümü ve Alevi sorunlarının demokrasi ve eşit yurttaşlık kapsamında çözülmesi için toplumun tüm kesimlerine büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu nedenle acilen toplumsal mutabakatla, katılımcı, bir demokratik anayasaya ihtiyaç vardır” diye ifade etti.

    “SİVAS SADECE ALEVİLERE DEĞİL TÜM EZİLENLERE KARŞI BİR KATLİAM”

    Sivas Katliamı’nın özünde sadece Alevilere karşı değil ezilen, ötekileştirilen, dışlanan, yok sayılan bütün toplumsal kesimlere karşı yapılmış bir katliam olduğunu dile getiren Özen, ezilen, ötekileştirilen, dışlanan ve yok sayılan herkesi zulme karşı ortak mücadeleye davet etti. Özen, “Gelin hep birlikte 2 Temmuz’da tek adam rejimine, faşizme, ırkçılığa, gericiliğe ve baskı politikalarına karşı laikliği, özgürlüğü, eşitliği, adaleti, barışı, demokrasiyi ve halkların kardeşliğini savunarak katliamda yitirdiğimiz canlarımızı analım.” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Sivas Katliamı’ndan kurtulan Karakuş: O gün devleti yanımızda göremedik-VİDEO

    Sivas Katliamı’ndan kurtulan Karakuş: O gün devleti yanımızda göremedik-VİDEO

    PİRHA – 2 Temmuz 1993, bir katliam tarihi olarak hafızalara kazındı. O gün yaşananların tanıklarından, katliamdan eşiyle birlikte kurtulan Şair Hidayet Karakuş, otelde yaşananları gözyaşları içinde anlattı. Ogün devleti yanlarında göremediğine dikkat çeken Karakuş, bütün katliamların insanlık suçu olduğunu vurguladı. 

    2 Temmuz 1993, bir katliam tarihi olarak hafızalara kazındı. O gün, Pir Sultan Abdal’ı Anma Şenlikleri’ne katılmak için Sivas’a giden aydın ve sanatçılardan 33’ü, kaldıkları otelin yakılması sonucu hayatını kaybetmişti. Katliam sırasında iki otel görevlisi ile iki de saldırgan ölmüştü.

    Sivas Madımak Oteli Katliamı davasının zaman aşımına uğradığı ve geçtiğimiz günlerde Ankara’da görülen davada mahkeme heyeti, firari 3 katliam sanığının yakalanıp yargılanmadan dosyanın kapanmayacağına hükmederek bir sonraki duruşmayı 26 Eylül 2019’a erteledi.

    1993 yılında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Kültür Bakanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmak için eşiyle birlikte Sivas’a giden şair Hidayet Karakuş, o gün yaşananları unutamadığını söyledi.

    Karakuş, olaylar sırasında otelin merdivenlerinde oturan nişanlı çiftlerin sıkıntıdan saçlarını ördüğünü gözyaşları içinde anlattı. Devletin bütün yurttaşlarına eşit mesafede durması gerektiğini belirten Karakuş, o gün devletin yanlarında olmadığının altını çizdi.

    Karakuş, Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğramasına tepki göstererek, faillerinin belli olduğunu ancak korunduğunu ifade etti. Yaşananlar sırasında Sivas Belediye Başkanı olan Temel Karamolloğlu’nun ‘gazanız mübarek olsun’ sözlerini anımsatarak, “Orada yetkiliysen sorumlusun. Bugünlerde AKP’ye karşı laflar ediyor diye benim gözümde aklanmış değil” diyerek Karamollaoğlu’na tepki gösterdi.

    Şair Karakuş, o dönemi yazarak atlattığını belirterek, Sivas Katliamı’ndan sonra, önce ‘Ateş Mektupları’ şiirlerini daha sonra ‘Şeytan Minareleri’ romanını yazdı.

    “BİR GÜN ÖNCESİNDEN KALDIRIM TAŞLARI SÖKÜLMÜŞTÜ”

    Sivas Katliamı tanığı Şair Hidayet Karakuş ile Sivas Katliamına dair konuştuk.

    2 Temmuz 1993 tarihinde Türkiye tarihine bir katliam daha not düştü. Siz de yaşananlar sırasında oradaydınız. O gün ve öncesinde neler yaşandı?

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ile Kültür Bakanlığı’nın ortak düzenlediği bir  etkinlikten bahsetti Ali Balkız. 1993 yılında. Gitmeyi kabul ettim ve eşimle beraber gittik. 2 Temmuz öncesinden herhangi bir sıkıntımız yoktu. 1 Temmuz sabahı vardığımız zaman pırıl pırıl bir Sivas havası, güneşli bir gün. Aklımıza öyle şeyler gelmiyor tabi, neşeli bir yolculuk yaptık. İki otobüs Kayseri üzerinden Sivas’a gittik. İlk gün gerçekten herhangi bir sorun yoktu. Program yönünde yapılması gereken etkinlikler yapıldı, ikinci gün öğlene kadar da bir sorun yoktu ama bir iki sataşma olmuş. Aziz Nesin, ben saat 11.00 sıralarında imzadaydık. O arada Aziz Nesin’e sataşanlar olmuş. Onun dışında saat 12.00 sıralarında erken ayrıldım imza masasından. Eşim rahatsızlandığı için otele döndüm. Otele döndüğümde eşim uyuyordu, yemekler ağır geldiği için biraz rahatsızlanmıştı. Sivas’a gittiğimde madımak otunu merak etmiştim ve pazar yerini buldum. Pazar yeri merkez camisine bakıyordu, o sırada gördüğüm bir bakkal vardı. Yine camiye bakan bir bakkal. Oradan peynir aldım, köşeden de ekmek alacaktım. Ama bakkaldan çıktığım zaman cami avlusundan bir öbeğin sloganlar attığını ortalarından da  alevlerin yükseldiğini gördüm. Bir yurttaş da cami duvarının dışında onları izliyordu. Bunlar ne yapıyor dedim; Amerikan bayrağı yakıyorlar dedi. O anda aklıma bir şey gelmedi. Acele ekmeği aldım otele yürüdüm. Cumhuriyet lokantası yolumun üzerindeydi, arkadaşları uyarmak istedim ama ben caddeye çıktığım zaman camiden boşalan kalabalık 80-100 kişiydi. Arkadaşlar da durumu görmüş, yemekleri bırakmış kaldırımlara çıkarak göstericileri izliyorlardı.

    “KÖTÜLÜĞÜ ÖRGÜTLEYENLER HER ŞEYİ AYRINTILARINA KADAR ÖRGÜTLÜYORLAR”

    Sonuçta odaya geldim, ekmeğimizi yedik. Eşime dışarıda olayların olduğunu söyledim. Büyük olasılıkla bize tepki gösteriyorlar, odayı, valizimizi toplayalım dedik. Ayrılacaktık otelden. İşler bitmişti, etkinlik sürdürülmeyecekti, belliydi. Sonuçta saat 14.10’da otele ilk taş düştü. Ama şunu belirtmeliyim ki bir gün öncesinden otele giderken PTT’nin önündeki kaldırım taşları sökülüp bir kenara yığılıyordu. Bunları sonradan düşünüyorsunuz, o an aklınıza bir şey gelmiyor. Dahası ben kaldırım taşlarını söken işçiye kolay gelsin dediğim zaman ağzının içinden konuşarak bir şeyler dedi. Ama biz insanca geleneğimiz gereği çalışan insana ‘kolay gelsin’ deriz. O gün içinde Sivas’ta dolaştığımız zaman da başka yerde kaldırım çalışması görmedik. Bizim aklımıza kötü şeyler gelmiyor ama kötülüğü örgütleyenler her şeyi ayrıntılarına kadar örgütlüyorlar. Sonuçta otel taşlanırken kaldırım taşlarının kullanıldığı bir gerçek.

    “OTELDE 5-6 SAAT TAŞLANDIK, BÜTÜN CAMLAR AŞAĞI İNDİRİLMİŞTİ”

    Böyle olacağı tahmin edilmiyordu. İşin içinde devlet var, Kültür Bakanlığı var. Kültür Bakanlığı olunca diyorsunuz ki; devletin düzenlediği bir şey. Sadece PSAKD düzenlese belki düşünürsünüz hani ‘bir tepki falan olur’ diye. Laik bir Türkiye Cumuriyeti’nde yaşıyoruz diye düşünüyoruz. Kimseyi Alevi-Sünni diye ayırmanın ya da Türk-Kürt diye ayırmanın anlamı yok. İnsanlığın tarihine aykırı bir şey. Otele ilk taş saat 14.10 sıralarında düştü. Ondan sonra yağmaya başladı. Otelde bütün camlar aşağı indi, 5-6 saat taşlandık.

    14.10 sıralarında taşlanmaya başlanan otelden saat 15.30 sıralarında belediye başkanı olan Temel Karamolloğlu’nun sesini duyduk. Kalabalığa sesleniyor, kalabalık türlü sloganlar atarak bağırıyor ama vasat sloganlar. ‘Şeriat gelecek laiklik bitecek’, ‘Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak’, ‘Hain vali şeytan Aziz’ sloganları atılıyordu.

    “OTELİN KARŞISINDAKİ HAN BİLE SALDIRGANLARLA, MOLOZ, TAŞ VE TUĞLALARLA DOLUYDU”

    Bunlar kulağımızla duyduğumuz sloganlar. Çünkü camiden çıkan kalabalık ilk anda 80-100 kişi görünse de binler oluşturuyordu. Çünkü kültür merkezine kadar yürüyüp dönmüşlerdi. Her gidiş dönüşlerinde kalabalık çoğaldı. Biz ancak otelin içinde ne görebildiysek onu gördük. Ama haykırışlar, sloganlar kulağımıza kadar geliyordu. Örneğin; üçüncü kattan kapı aralığından caddeye baktığım zaman atılan taşların odanın kapısının arkasına kadar düştüğünü gördüm. Bu camlarının tümünün kırıldığını gösteriyordu. İkincisi de nasıl bir hınçla atıyorlardı ki… Ali Balkız ile ‘otelden başka çıkış var mı?’ diye baktık. Yangın merdiveninden kullanalım dedik, ama kapısı kilitliydi. Anahtarı bulsak bile caddeye çıktığı için gidemezdik. Çatıya kadar çıktık Ali Balkız ile. Çatıya çıktığımızda karşımızdaki iş hanının bütün katlarının saldırganlarla dolu olduğunu gördük. Bütün katlar molozlarla, taşlarla, tuğlalarla donatılmış. Düşünün ki 3. katın odasına atılan taşın kapı ardına kadar düşmesi mümkün değil. Karşıdan taşlanıyorduk. Çıkışın olmayacağını görünce indik tekrar.

    “GELEN ASKERLERE EĞİTİM VERMEK İSTEMİŞLER”

    Bir ara saat 16.00 sıralarında alana bir askeri birlik girdi. 21 çocuk varmış, yeni yemin etmiş bir takım. Tüfeklerini çapraz tutmuşlar alana girdiler. İşte o zaman ‘en büyük asker bizim asker’ diyerek askerleri övmeye başladılar. Sonradan öğrendiğim kadarıyla arkadaşımın oğlu da o askerlerin içindeymiş. Olaylardan çok sonra anlattı. Onlara eğitim vermek istemişler. Kubilay’daki gibi. Silahları eğitim mermisiyle dolu, hiçbir etkisi olmayacak mermiler. Yani 21 kişi ne yapabilecekti ki….

    Kısacası 15.30 sıralarında Temel Karamollaoğlu’nun ‘Gazanız mübarek olsun, artık dağılalım, gereken tepkiyi gösterdik’ dediğini duyduk.

    Otel daha sonra ateşe verildi. Askerler geldikten sonra Aziz Nesin’in yanına gittim; ‘Aziz abi asker geldi’ dedim. ‘Gerçekten geldi mi?’ dedi. Kuşkucu biriydi, doğru sezgileri vardı. 15.00 sıralarında Aziz Nesin, Erdal İnönü ile görüştü. Arif Sağ Ankara’da ulaşabildiği herkese ulaştı. Erdal İnönü’nün söylediği şey şu; ‘Sakin olun, devlet yanınızdadır’ falan. Ama ne yazık ki biz o devleti yanımızda göremedik o zaman.  

    “OTELİN GİRİŞİNE BARİKAT KURANLAR İLK OLARAK HAYATINI KAYBETTİ”

    15.30 sıralarında  dünya ile bağlantılarımız kesildi. Biz merdivenlerde bekleşiyoruz. Kapı önlerinde konuşuyoruz. O gün yanımda eşim olmasaydı ben de ölmüştüm. Çünkü yanında eşi olmayan arkadaşlar; Asaf Koçak, Behçet Aysan, Metin Altıok, Erdal Ayrancı, Uğur Kaynar pek çok insan merdivende barikat kurdular. Çünkü bizim yanımızda merdivende oturan nişanlı çocuklar vardı, semah dönenlerden vardı. Onları korumak için otele yapılacak saldırıyı merdivenlerde püskürtmek için arkadaşlar barikat kurmuşlardı. İlk hayatını kaybedenler de onlar oldu. Çünkü aşağıda ilk yangın başlayınca karbonmonoksit gazı bir baca gibi merdivenlerden yükseliyor, beş dakika içinde zaten boğuyormuş. Gazın özelliği o.

    “YAKIYORLAR BİZİ”

    Otel taşlanırken biz saat 18.00 sıralarında Zerin Taşpınar, Lütfiye Aydın üçümüz 109 numaralı odada televizyonları karıştırdık. Star ya da Show idi ‘Sivas’ta olaylar’ diye başlık geçti. Onlar televizyon karıştırırken ben arka odadan dışarıya baktım, üçgenimsi korkuluksuz bir balkon gördüm. İçimden ‘burası bizi bir süre koruyabilir’ diye geçirdim. Sonra 19.30 sıralarında aşağıdan gaz kokuları gelmeye başladı. Zerin ‘yakıyorlar bizi’ dedi. Sonra saat 19.50 sıralarında bir ses ‘arkadaşlar aşağı’ dedi. Ben karımın elini tuttum, merdivenlerden aşağı gittik. Daha inmeden bizi büyük bir sıcaklık ve duman karşıladı. O zaman bir ses ‘arkadaşlar yukarı’ dedi.

    Ben de gündüz gördüğüm o yeri anımsayarak arka odalara yöneldik. Biz camları kırıp dışarı çıkıp balkonumsu yere çıktık. Sonuçta biz oradan ‘ne yaparız’ diye bakarken karşıdaki pencereyi gördük. O iki pencerede de iki tane aczmendi, sırıklarıyla bizi “girdiğiniz yerden çıkın” gibi ağız dolusu küfürlerle oraya sokmak istemediler. Benim aklımdan şu geçti: ‘Aczmendilerle kavga edeceğiz, kazanırsak yaşayacağız, kazanamazsak zaten geri dönsek öleceğiz’. Biz dönmedik ama dönen arkadaşlar oldu. Biz kendi aramızda konuşurken birden o aczmendilerin gittiğini yerlerine tıknaz bir adamın geldiğini gördük. Bize ‘arkadaşlar gelin’ dedi. Eşim korktu, orada öleceğimize burada  ölürüz dedi. Ama aynı anda diğer pencerede Aziz Nesin’in üç korumasından birini gördüm. Asayiş Şube Müdürü Mehmet, elinde telsiziyle ‘gelin’ dedi. İki bina arasına eternit  gibi bir şey koymuşlar biz onun üzerinden indik. Bizim arkamızdan da pek çok kişi geldi. Karşı binanın ne olduğunu bilmiyoruz ama bizden önce geçenler vardı. İçeridekiler bize ne yapacaklarını bilmiyorlar. Dışarıda olaylar devam ediyor.

    “BÜTÜN ARKADAŞLARIMIZIN KURTULDUĞUNU SANIYORDUK, AMA AKŞAM DEHŞETİ GÖRDÜK”

    45 dakika kadar orada kaldık. Sonra ışıkları söndürülmüş merdivenlerden indirildik. Aziz Nesin’in 3 tane koruması vardı orada. Birisi 15.30 sularında kayboldu, diğeri 17 sularında kayboldu ama komiser Mehmet sonuna kadar bizim yanımızda oldu. O olmasa biz kurtulamazdık. Komiser Mehmet’in sağladığı belediye servis aracıyla Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldük. Saat 21.00 sıralarıydı.

    Biz geceyi orada geçirdik. Şu duygu içindeydik: ‘biz kurtulduk ki bütün arkadaşlarımız kurtuldu’. Akşam saat 22.00’de televizyonları izlediğimiz zaman yaşadığımız dehşetin boyutlarını gördük.

    Büyük bir acıya gömüldük. Yapılacak hiçbir şey yok, kapana kısılmış gibiydik. Tabi biz çıkarken, emniyet müdürlüğüne götürülürken dışarıdan silah sesleri geliyordu. Büyük olasılıkla çatışma vardı.

    “DEVLET KATİLLERE SAHİP ÇIKTI”

    Süren davalar, temyizler, müdahil avukatların talepleri yıllarca devam etti. Sivas Katliamı davası 20 yılın ardından zaman aşımı gerekçesiyle kapatıldı. Firari sanıklar hala aranıyor. Katliamda ismi geçen insanlar devlet kademelerinde görev aldı. Tüm bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Devlet dediğimiz aygıt bütün yurttaşlarına eşit olması, eşit davranması gerekirken yasaları eşit uygulaması gerekirken,  ‘benim katilim’ dercesine sahip çıktı onlara. Daha o dönemde Adalet Bakanı olan Şevket Kazan avukatlıklarını üstlenmeye kalktı. Ama yasa izin vermediği için avukatlık alamadı. Büyük tepki gördü zaten. Yani Refah Partisi’nin Adalet Bakanı. Sarıklıları, oteli yakanları, cinayet işleyenleri, katliam yapanları savunmaya kalkıştı. Ama zaten o süreçte SHP ve DYP’nin yaptığı yeni bir koalisyon hükümeti vardı. Tansu Çiller’in başbakan olduğu, saçma sapan konuştuğu bir süreç var.

    “BİR SAATTE GELİNECEK SİVAS’A ERTESİ GÜN GELİNDİ”

    Erdal İnönü’nün çok edilgen bir süreci var. Bir saat içinde gelinebilecek bir Sivas’a ertesi gün geldi. 37 insan ölmüş. Ama devlet seyirci kaldı. Dahası şımarık bir İçişleri Bakanı vardı, Mehmet Gazioğlu. Olayları koltuğunda dönerek, sırıtarak anlatıyordu. Televizyonlarda bunu gördük. Televizyondaki anlatımları gördükçe biz de emniyet müdürlüğünde acı içinde tedirgin olduk. Tabi tepki de gösterdik, ‘bunlar yalan söylüyor’ dedik. Olması gereken bu değil. Tansu Çiller, ‘Oteli saran yurttaşlarımıza bir şey olmamış’ dedi. Söylenecek söz değil. Sen başbakansan her candan sorumlusun. Süleyman Demirel, ‘Emniyet güçleriyle halkı karşı karşıya getirmeyin’ dedi. Peki ne olacak? Halk isyan etsin. Onlar halk değildi; çapulcular, tam anlamıyla şeriatçılar isyan ediyordu. Türkiye Cumhuriyeti devletine isyan ediyorlar.

    Devlet düzenini sağlamak görevindeki kişiler ne yazık ki böyle davrandılar. Tabi ki olaylar, sonuçta Cafer Erçakmak yıllarca 100 metre ötesinde yaşamış emniyet müdürlüğünün. Aziz Nesin’i merdivenlerden inerken tartaklayan isim. Pek çoğu Almanya’da dönercilik yapıyor. Biliniyor ama istenilmiyor, getirilmiyor, istense de yalandan isteniyor. Bu bakımdan ister adına derin devlet diyelim, ister yandaşların oluşturduğu devlet diyelim ne yazık ki katliamlar sürdü sürecek.

    “BİZ GİTMEDEN 95 ÖĞRENCİ YURDU DOLDURULMUŞTU”

    Son dönemlerde Temel Karamollaoğlu’nun söylemleri çok gündeme geldi. Sivas’ı hala bir katliam olarak tanımlamaktan imtina etti. Maraş Katliamı ve diğer katliamlarda olduğu gibi, söz konusu katliamlarda ismi geçen isimlerin katliama yönelik rahat ifadelerini nasıl değerlendirmek gerekir?

    Bunlar kendi yaptıklarına hiçbir zaman katliam demezler. Çünkü katliam dedikleri zaman suçlu olacaklardır. Bunlar, onlar için sıradan olaylardır. Sıradan olaylar olduğu zaman sorumluluktan kurtulduklarını sanıyorlar. Orada yetkiliysen sorumlusun. Temel Karamollaoğlu bugünlerde AKP’ye karşı laflar ediyor diye benim gözümde aklanmış değil. Çünkü ‘gazanız mübarek olsun dediği zaman’ aslında cihada kalkışan insanlar gaza yapar. Gaza nedir, kutsal din savaşıdır.  Sen ‘gazanız mübarek olsun’ dediğiniz zaman bu insanları kutsamış oluyorsun. Dolayısıyla sen onların ortağısın. Onların işbirlikçisisin. Biz varmadan 95 öğrenci yurdunu doldurduğunu öğrendik. Belediyenin bundan haberdar olmaması mümkün mü? Emniyet Müdürlüğü’nün bundan haberdar olmaması mümkün mü? Kaldı ki kapıların altından atılan Müslüman kardeşler bildirileri var. Bunlar bizim elimize de geçti. Bu iktidarı yaratan güçlerin başında siz varsınız. Bu iktidarı yaratanların, bu ülkeyi satanların yanında geçmişte siz vardınız. Bunları siz yetiştirdiniz. Hiç kimse kendini kandırmasın.

    “HER KATLİAM İNSANLIK SUÇUDUR”

    Geçmiş suçlarının unutulduğunu sanıyorlar. Hayır unutulamaz. Çünkü katliam insanlık suçudur. Yani aslında her katliam insanlık suçudur.

    1978 yılındaki Kahramanmaraş olayları nereden çıktı. Din yobazlarından çıktı. Sivas, Çorum olayları ve 1993’de Sivas Katliamı. Bu tarihsel süreçte din ve devlet işleri tam ayrılmadığı sürece, dini vicdanlara bırakmadığımız sürece katliamlar devam edecektir. İnançlar tartışılmaz, düşünceler tartışılır. Düşünce bilgiye dayalıdır, inanç bilgi gerektirmez. Teslim edersin kendini tanrıya, peygambere. Onlar senin yerine düşünürler, onlar senin yerine karar verirler. Sen insan olarak herhangi bir etkinlikte bulunamazsın. Derse ki önde öldür bunu. Düşünmezsin öldürürsün. İnsanlığın tarihi dinlerin katliamıyla, din savaşlarıyla dolu. Laik, demokratik Türkiye Cumhuriyetine karşı bir kalkışmadır.

    “BÜTÜN DERDİMİZ KATLİAMI UNUTTURMAMAK”

    Katliamın üzerinden 26 yıl geçti. Siz bu katliamdan sonra neler yaptınız, yaşamınızda nasıl değişiklikler oldu? Size yansımaları nasıl oldu?

    Biz ancak anmalarla geçmişi yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyoruz  ya da tarihi unutturmamaya çalışıyoruz. Bütün derdimiz bu. Bundan sonraki yeni kuşaklar bunu bilsinler geleceğe ona göre hazırlansınlar. Bilimle hazırlansınlar, şiir ve öyküyle hazırlansınlar. Çünkü bilinç bunu gerektiriyor. Bilinçli insan Türkiye Cumhuriyetine laik diye sahip çıkmak zorunda. Laiklik bugün bütün çelişkilerin önüne geçmiştir. Bugün Türkiye’deki en önemli çelişki laiklik ile şeriat isteyenlerin arasındaki savaştır. 26 yıl geçti anmalar sürecek, sürmeli de. Ben bu süreçte geldiğimde psikiyatrist arkadaşım, ‘şu anda çok sakin görünüyorsunuz ama bunun acısı sonra çıkacak’ dedi.

    Ama galiba benim şansım yazmak oldu. İşte önce ‘Ateş Mektupları’ şiirlerini yazdım. Sonra ‘Şeytan Minareleri’ romanını yazdım. Bu süreçte başka şeyler de yazdım. Beni sağalttı ya da Sivas Katliamı’nın canımdaki izlerini hafifletti. Ama bu unutma anlamında değil daha bilinçli düşünme anlamında değerlendirdi.

    “MECLİSE SORULAN BÜTÜN SORULAR ENGELLENİYOR”

    Peki var olan Alevi örgütlülüğü gerçekten Sivas’ın hesabını her anlamda sorabildi mi?

    Sivas’ın hesabını örgütlülük soramaz. Neden soramaz; devlet varken soramıyorsa hangi örgütlülük sorabilir. Diyelim Kültür Bakanlığı soramaz. Meclis sormuyor, mecliste sorulan bütün sorular engelleniyor. Komisyon kurulmuyor. Mecliste taraftarları var, çoğunlukla taraftarlar bunlardan. O yüzden kolay değil. Hesap soracak olan laik devlettir. Laik devlet, geçmişte yapılan bütün katliamların, devlete karşı işlenmiş suçların hesabını sormak zorunda. O zamanlar devlet güvenlik mahkemeleri vardı. Bu mahkemelere biz ifade verdik. Avukatlarımız mahkemeleri sürdürdü. Ancak Türkiye’de hep yasalar kişiye göre değişiyor, öbeklere göre değişiyor, mezheplere göre uygulanıyor. O yüzden biz hep azınlıktayız ya da hep yenilen gibi görünüyoruz. Ancak tarihsel süreç içinde bilim, sanat, kültür, aydınlık mutlaka bu karanlık düşünceleri yenecektir.

    Son olarak bir çağrınız var mı?

    Bilimden, sanattan, kültürden başka bizi bu katliamlardan kurtaracak bir yol göremiyorum. Bilimsel düşünme yolu.

    Ersin ÖZGÜL/Semra ACAR
    İZMİR