Etiket: 2 temmuz sivas madımak katliamı

  • İzmir’de Madımak anması: 2 Temmuz karanlığı yüzleşme ve toplumsal barış ile aydınlanır

    İzmir’de Madımak anması: 2 Temmuz karanlığı yüzleşme ve toplumsal barış ile aydınlanır

    PİRHA- Alevi örgütlerinin Madımak Katliamının 32. yılında İzmir’de gerçekleştirdiği anmada, “2 Temmuz karanlığı adalet, yüzleşme ve toplumsal barış ile aydınlanır” mesajı verildi.

    İzmir’deki Alevi örgütleri Madımak katliamının yıl dönümüne ilişkin İzmir Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması düzenledi. “Bu ülkede aydınların yakıldığını unutma. Yakanları affetmiyoruz aklayanları da” pankartının açıldığı açıklamada ayrıca ‘Sivas’ın ışığı sönmeyecek’, ‘’

    Kentte bulunan siyasi parti ve kurumların yanı sıra çok sayıda yurttaşın katıldığı açıklamada sık sık “Sivas’ı unutma unutturma”, “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, “Sivas’ı yakanlar, AKP’yi kuranlar” ve “Dün Maraş’ta, bugün Sivas’ta, çözüm faşizme karşı savaşta” sloganları atıldı.

    SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINA TEPKİ

    Açıklama öncesinde söz alan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı ve Ege Bölge Sorumlusu Mehmet Bozkurt, Suriye’deki Alevi katliamını hatırlatarak, tıpkı Madımak gibi bu katliama da sessiz kalındığını ifade etti. Bozkurt, “İçişleri Bakanlığı, devlet erkanı, valilik bu duruma seyirci kaldı ve müdahale etmedi. Dünyanın gözü önünde, canlı yayında 33 canımız katledildi. Önceden planlanarak tertiplenmiş bu katliamın derin bir arka planı vardır. 32 yıldır bu karanlığa aydınlığa çıkması için mücadele ediyoruz. Failler serbest bırakıldı ve aramızda geziyorlar. Suriye’de bir Alevi katliamı yaşanıyor. Bu katliamın bir parçası da buradan gidiyor. İnsanların Şam yönetimi tarafından katledildiği belgelendi. Birkez daha söylüyoruz; ibadet yerlerimiz cemevlerimizdir. Alevileri asimile etmek için Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nı kurdular. Biz Alevi örgütleri bu kurumu tanımıyoruz. Alevileri temsil etmiyorlar” şeklinde konuştu.

    “KATLİAMLARLA HESAPLAŞILMADI”

    Kurumlar adına açıklamayı yapan Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkez Yönetcisin Bahar Kaplan, 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın insanlık tarihinin en kara ve utanç verici katliamlarında biri olduğu vurgulayarak, “Bu vahşi katliamın üzerinden 32 yıl geçti. Ama ne acımız azaldı, ne de öfkemiz dindi. Çünkü adalet yerini bulmadı. Katillerin büyük bir bölümü cezasız kalırken ceza alanlar affedildi, serbest bırakıldı. İnsanlığa karşı işlenmiş bir dava, zaman aşımına uğratıldı. Sivas’ın öncesinde yaşanan katliamlarla da, Sivas’la da, sonrası yaşanan katliamlarla da yüzleşilmedi. Yaşanmış hiçbir katliamla hesaplaşılmadı” dedi.

    “BARIŞ; HAKİKAT VE YÜZLEŞME İLE SAĞLANIR”

    Barış ve demokratik çözüm sürecinin hakikat ve yüzleşme ile mümkün olacağını ifade eden Kaplan, “Bugünlerde ülkemizde sıkça toplumsal barış, birlik  gibi kavramlar dillendiriliyor. Elbette biz de barıştan yanayız. Elbette bu topraklarda yan yana, omuz omuza, eşit ve özgür yaşamak istiyoruz. Ama şunu açıkça söylüyoruz; gerçek bir barış, ancak geçmişle yüzleşilerek mümkündür. Barış; inkârla, üstünü örterek, “unutalım gitsin” diyerek değil; hatırlayarak, adaletle, hakikatle sağlanır. Biz Aleviler, bu ülkenin asli unsurları olarak artık sadece anmak değil, aynı zamanda anlaşılmak, tanınmak ve eşit yurttaşlık talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    “YENİ ANAYASADA ALEVİLER KURUCU İRADE OLARAK KABUL EDİLMELİDİR”

    Kaplan, yeni anayasa tartışmalarında ezilenlerin ve Alevilerin hak taleplerinin olmayışını eleştirerek , “Ama o masalarda yine Aleviler yok, emekçiler yok, kadınlar yok, Kürtler yok! Biz olmadan yazılan bir toplumsal sözleşme; ne eşit olabilir, ne özgür, ne de kardeşçe. Aleviler yalnızca bu ülkenin vicdanı değil; aynı zamanda kurucu iradesidir. Bu nedenle yeni anayasada Aleviler söz sahibi olmalı, yalnızca ‘konu’ değil, özne ve kurucu irade olarak kabul edilmelidir” diye belirtti.

    “MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

    2 Temmuz’un hesabının sorulana kadar, Sivas için adalet mücadelesini büyüterek devam ettireceklerini belirten Kaplan, “32 yıl önce Sivas’ta yakılan ateş, bugün hâlâ kalbimizde yanıyor. Karanlığa karşı aydınlık için alanlardayız. Pir Sultan Abdal’ın yolu yolumuzdur, mücadele mirasını sahiplenmeye devam edeceğiz. Er ya da geç ama mutlaka katliamların hesabını soracağız. Er ya da geç ama mutlaka biz kazanacağız. İnsanlık kazanacak, karanlık yenilecek, aydınlık kazanacak. Tüm dostlarımızı faşist ve şeriatçı kuşatmaya karşı birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız” diye konuştu.

    Açıklama sloganlarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Ateşoğulları: Devlet kendi düşüncesine yakın kesimleri serbest bırakırken muhalifleri bırakmıyor-VİDEO

    Ateşoğulları: Devlet kendi düşüncesine yakın kesimleri serbest bırakırken muhalifleri bırakmıyor-VİDEO

    PİRHA-Hukukçu Kamil Ateşoğulları, Sivas Madımak Oteli Katliamı’nda adı geçen kişilerin serbest bırakılması hakkında konuştu. Ateşoğulları, kendi ideolojisine yakın olan kişileri tahliye ettikleri halde farklı görüşten oldukları için serbest bırakılmayan kişileri işaret ederek, “Özellikle cezaevinde yaşları ilerde olmalarına rağmen muhalif oldukları için serbest bırakılmayan kişiler için tahliye düşünmüyorlar” tepkisinde bulundu.

    1993 2 Temmuz’da Sivas’ta bulunan Madımak Oteli’ne binlerce gerici, dinci güruh saldırarak ateşe vermiş, aydın, yazar ve sanatçının olduğu 33 kişi yanarak katledilmişlerdi.

    32 yıl aradan sonra Anayasa Mahkemesi ‘terörle bağlantısı’ olmadığı gerekçesiyle 17 kişi hakkında tahliye kararı verdi.

    Verilen kararın Aleviler tarafından büyük bir tepkiyle karşılandığını söyleyen PSAKD Batıkent Şube Başkanı, eski Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) Ankara Milletvekili Kamil Ateşoğulları, devlet kendine yakın gördükleri kişileri serbest bırakırken farklı görüşü savundukları ve yaşları ileride olmalarına rağmen birçok siyasi mahkumu tahliye etmediğini vurguladı.

    YAŞLARI İLERDE OLDUKLARI HALDE BİRÇOK MUHALİF KİŞİ SERBEST BIRAKILMIYOR

    Ateşoğulları, Sivas Madımak Katliamı sanıklarının serbest bırakılmasının toplumda büyük bir tepki yarattığını ifade ederek, “Özellikle Kürt hareketinden dolayı cezaevlerine konulan insanların birçoğu belki de yaşamlarının sonunda olmalarına karşın onlara tahliye falan düşünmüyorlar. Cumhurbaşkanının böyle bir yetkisi olduğu halde muhalif olan kesimler hakkında böyle bir karar uygulanmıyor. Saldırıları düzenleyen kişiler Almanya’da yerleri belli olduğu halde hatta kırmızı bültenle aranmasına rağmen herhangi bir işlem yapılmıyor. Hatta bir kısmı Sivas’ta yaşıyor. Suç işleyenler kendi düşüncesindense her şey onlar için mübah, daha önce de birçok kişiyi bu şekilde bıraktılar” şeklinde konuştu.

    ‘TÜRKİYE’DEKİ MUHALİF ÖRGÜTLERİN SİYASİ FARKLILIKLARI BIRAKIP BİRARAYA GELMELERİ GEREKİYOR’

    Yaşanan hukuksuzluklara ve adaletsizliğe ortak ses çıkarılması gerektiğinin altını çizen Ateşoğulları, “Türkiye’de herkes birlikten söz ediyor. Türkiye’de 13-14 milyon emekli var bu rakamla ülkede iktidar değiştirebilecek bir güce sahip. Şu an emekliler adına birçok sendika ve örgüt kurulmuş. Bu sendikalar ve kurumlar neden biraraya gelmiyor. Bu parçalı şekilde olan sendikaların örgütlenip seçimde bir ağırlık koymaları lazım, onlar bu şekilde haklarını alabilirler. Bizi suçu hep karşıya atıyoruz ama kendimizde aramıyoruz” ifadesinde bulundu.

    “ARTIK HUKUK DEVLETİ DEĞİLİZ; BU DÜZENİ KARŞIMIZA ALMAMIZ LAZIM”  

    Düzende yaşanan sorunlara karşı bütün demokratik güçlerin sorunlarını bir kenara bırakıp ortak bir noktada birleşmeleri gerektiğini ifade eden Ateşoğulları, muhalif kurumlara çağrıda bulundu. Ateşoğulları, konuşmasında şunları söyledi:

    “Şimdi devlet Gezi sürecine katılan insanların fotoğraflarına bakıp kimliklerini tespit etmek istiyorlar. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Artık hukuk devleti değiliz. Eskiden hukuk devleti olmalı derdik şimdi de kararnamelerle yaşıyoruz. Bir kişinin isteğiyle her şey yapılabiliyor. Artık tahliye edilen kişilerin tekrar cezaevine almazlar, ancak bize düşen bazı görevler var. Bizim bu düzeni karşımıza almamız lazım. O yüzden tüm demokrasi ve demokrasi güçlerinin aralarındaki tartışmaları bırakıp biraraya gelmeleri belli ilkeler çerçevesinde birlikteliği sağlamaları gerekiyor. Kimsenin biz yokuz, anlaşamıyoruz gibi konuşmaya lüksü yok. Herkes ayrı ayrı örgütlemeler üzerinden varlığını sürdürmeye çalışıyor.”

    Kamber YILDIZ/ANKARA

  • Sivas Madımak’ta katledilen 33 kişi Berlin’de anıldı

    Sivas Madımak’ta katledilen 33 kişi Berlin’de anıldı

    PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nın 31. yılında binlerce kişinin katılımıyla Berlin’de yürüyüş gerçekleştirildi. Verilen mesajlarda katliamı yapan devlet aklına yüzleşme çağrısı yapıldı.

    Gerici faşist kalabalıklara yaptırılan Madımak Katliamı Berlin’de lanetlendi. AABK-AABF ve Berlin Alevi Toplumu (BAT) Cemevi tarafından organize edilen ve kardeş kurumlar tarafından desteklenen anma yürüyüşü AABF Kuzey Bölge İnanç Kurulu Başkanı Haydar Akdağ Dede’nin verdiği gülbenk ve Elif Mor-Yeliz Aksoy yönetimindeki Cemevi Semahçılarının, Mehmet Bolat’ın deyişleri eşliğindeki semahlarıyla başladı.

    Semahın ardından BAT-Cemevi adına ve destekleyen kurumlar adına ortak basın açıklamasını Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Yüksel Özdemir yaptı.

    “YA BERAAT ETTİLER YA DA FİRAR”

    Özdemir Madımak Katliamı’nın üzerinden yıllar geçmesine karşın hafızalardaki acının yerini halen koruduğuna dikkat çekti.

    Özdemir şunları ifade etti:

    “Katliamı gerçekleştirilenler yıllarca adaletten kaçırıldı. Ağır cezalar alan firari sanıklar yıllarca yakalanamadı. Son olarak zaman aşımıyla yargılanmaktan kurtuldular. Olayın hemen ardından 35 kişi gözaltına alınmış, sonrasında gözaltı sayısı 130’a kadar çıkmış, yakalananlar “Laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışmak” suçuyla Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 1 yıl boyunca yargılandı. “Sivas davası” olarak tarihe geçen mahkeme sonucunda 22 sanık 15’er yıl, 3 sanık 10’ar yıl, 54 sanık 3’er yıl, 6 sanık 2’şer yıl hapisle cezalandırıldı. Yargılananlardan 37’si ise beraat etti. Takip eden yıllarda Yargıtay DGM kararını bozdu ve sanıklar yeniden yargılandı. 1998’de onaylanan yeni kararda 33 sanık idam, 14 sanık ise 15 yıla kadar değişen hapis cezalarına çarptırıldı ancak idam cezaları usul noksanlıkları nedeniyle bozuldu. Usul eksiklikleri giderildikten sonra 2000 yılında yeniden idam cezasına çarptırılan 33 sanık 2002’de idam cezasının kaldırılması ile müebbet hapse mahkum oldu. Geçen zaman içerisinde gerçekleşen tahliyeler ile hapisteki kişi sayısı 33’e düştü. Sivas Katliamı’nın kilit isimlerinden 8 sanık ise 1997’deki bozma kararı sonrasında firar ederek kayıplara karıştı.

    “DÖNEMİN SİYASİ SORUMLULARI MAĞDURLARI HEDEF GÖSTERDİ”

    Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in katliamın ardından sarf ettiği, “Çok şükür, otel dışındaki vatandaşlarımız bir zarar görmemiştir” sözleri ise Türk siyasi tarihinin sayfalarına girdi. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş. Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı var” açıklaması da tepki çeken sözler arasında yer aldı.
    Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ise yaşananlardan dolayı “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” diyerek Aziz Nesin’i suçladı.

    “ZAMAN AŞIMINI KABUL ETMİYORUZ”

    Madımak Katliamı’nın üzerinden 31 yıl geçti ama bu katliamın arkasındaki asıl suçlular ortaya çıkarılmadı. Madımak Katliamı’ndaki devletin rolü ortaya çıkarılmadı, hiçbir kamu görevlisi yargılanmadı. Kurulan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi bir toplumsal yüzleşme çağrısıdır. Madımak Katliamı’nı konuşmak aynı zamanda bu ülkede yaşanan diğer tüm katliamları, toplu öldürmeleri, siyasi cinayetleri konuşmak demektir. Katliam günü sokakları dolduran çoluk çocuk binlerce insan ‘yakın’ diye bağırdı ve büyük bir suçun parçası oldu. Bu olay nasıl oldu, bu topluluğun sokağa bu şekilde çıkmasını sağlayan ideolojik altyapı nedir, bu sosyolojik altyapıyı kim nasıl örgütledi, bunlarla herkesin yüzleşmesi gerekir. Bu toplum, bu coğrafyada yaşanan bütün katliamlarla yüzleşmediği sürece bunların yenilerinin yaşanmasına ortak oluyor demektir.”

    SEMAH DÖNÜLDÜ

    Özdemir’in ardından ise söz alan Yeşiller Partisi Berlin Temsilciler Meclisi Başkan Yardımcısı Dr. Bahar Haghanipour ve Alman Sol Parti Temsilcisi Pascal Meiser konuşma yaptı. Alevilere ve farklı kimliklere yönelik katliamlara dikkat çeken Haghanipour ve Meiser, bu katliamların asla unutulmaması gerektiğine dikkat çekerek, her zaman Alevilerle ve öteki kimliklerle dayanışma içinde olacaklarını vurguladı.

    Yapılan konuşmaların ardından binlerce kişi katledilen 33 insanın fotoğraflarını ve dövizleri taşıyarak yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında sık sık katliamı lanetleyen sloganlar atan binlerce kişi, cemevi binası önüne geldi.
    Yürüyüş sırasında ve cemevi önünde Cemevi Gençlik Kurulu BDAJ ile Alevi Yüksek Okul Öğrencileri Birliği BDAS adına konuşmalar yapan Eylem Düzgün, İlayda Çakır ve Bensu Akkuş, Alevi gençler olarak Madımak ve diğer Alevi katliamlarını unutturmayacaklarına dikkat çekti.

    Yapılan konuşmaların ardından semah dönüldü ve AABF Kuzey Bölge İnanç Kurulu Başkanı Haydar Akdağ Dede’nin verdiği gülbenkle anma sona erdi.

    Ulaş Yunus TOSUN/ALMANYA

  • Yazar Ali Köylüce: Bu kadar katliam münferit olsa bin yıl devam eder mi?-VİDEO

    Yazar Ali Köylüce: Bu kadar katliam münferit olsa bin yıl devam eder mi?-VİDEO

    PİRHA- Hamburg Hak Evi, Madımak ve Çorum katliamlarınında yaşamını yitirenleri anma etkinliği düzenledi. Yazar Ali Köylüce, “Tarihin akışı içerisinde Alevi toplumunun zamanını, gündemini en çok anmalar meşgul ediyor” dedi. HDP’nin eski milletvekili Fatma Kurtulan da, “Bu katliamlar sadece fiziksel olarak bizi ortadan kaldırmaya hizmet etmiyor. Aynı zamanda yaşadığımız yerin demografik yapısını da değiştiriyorlar” ifadelerini kullandı. 

    Demokratik Alevi Federasyonu’na bağlı Hamburg Hak Evi, Sivas Madımak ve Çorum katliamlarında yaşamını yitiren Alevileri andı.

    Anmaya konuşmacı olarak Yazar Ali Köylüce ve HDP’nin eski Van Milletvekili Fatma Kurtulan katıldı.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN GÜNDEMİNİ EN ÇOK ANMALAR MEŞGUL EDİYOR”

    Tarihin akışı içerisinde Alevi toplumunun zamanını, gündemini en çok meşgul eden şeyin anmalar olduğunu vurgulayarak konuşmasına başlayan Yazar Ali Köylüce, “Ben buna katliamlar silsilesinin birer örneği olarak değineceğim. 2 Temmuz Madımak ve 1980 Çorum. Selçuklu’dan bu yana devam eden katliamların sadece iki tanesi. Yani düşünebiliyor musunuz? 1239’da kayıt altına alınan Baba İshak, 1417’de Börklüce Mustafa, 1419’da Torlak Kemal, 1420’de Şeyh Bedrettin, 1511’de Şahkulu ve bu liste devam edip nereye kadar geliyor? 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’na kadar” dedi.

    “KENDİNİ BİLMEZ İKİ ÜÇ KAFADARIN SALDIRISIYLA 1000 YIL KATLİAM DEVAM EDER Mİ”

    Devamında İstanbul’da bir de Gazi ve Ümraniye’de yapılan katliamlar olduğunu belirten Köylüce, şunları ifade etti:

    “Şimdi soru şu. Bu kadar katliamın peş peşe olmasının münferit, kendini bilmez, yoldan çıkmış iki üç kafadarın saldırısıyla bu kadar beş yüz yıl, bin yıl katliam devam eder mi? Etmez. Türkiye Cumhuriyeti’ne devredilen bir politikayı bütün Aleviler biliyor. Bu devreden politika neydi? Bu devreden politika İttihat ve Terakki’den Cumhuriyete gelen Türk İslam sistemine dayalı bir ulus devlet yaratmak. Ulus devleti yaratmak için o iki kritere uymayan her kim varsa hedefe kondu ve bu sadece katliam uygulayarak da değil, soykırım olarak yani dünyada Birleşmiş Milletler’in 9 Aralık 1948’de kayıt altına aldığı soykırım uygulaması olarak tarif edebileceğimiz standartlarda bir uygulama. Çünkü soykırım da ölçü ne? Bir gruba mensup olanların öldürülmesi deniyor.”

    “İNSANLAR DİRİ DİRİ YAKILARAK CANLI YAYINLARLA İZLETTİRİLDİ”

    Ardından söz alan ve Alevilerin tarihinde çok büyük acılar yaşandığını, bu acılardan ikisinin Çorum ve Madımak olduğunu söyleyen HDP’nin eski Van Milletvekili Fatma Kurtulan ise “İnsanlar diri diri yakılarak canlı yayınlarla Türkiye’nin her yerine izlettirildi. Bir katliam yaşadık” dedi.

    Bu katliamların ilk olmadığı gibi sonrasının da olduğunu vurgulayan Kurtulan, “Cumhuriyet öncesi de katliamlara maruz kalan bir inancın sahibiyiz hepimiz. Aynı zamanda Cumhuriyetle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisini inşa ettiği süreçlerde büyük sancılarla haklarımızı alma, demokrasi adına taleplerimizi hayata geçirme adına verdiğimiz mücadelenin kanlarla bastırıldığını, terörize edildiğini hepimiz biliyoruz. Ne yazık ki bu devam etti. Sonradan hala günümüzde de değişik politikalarla üzerimizdeki baskı, asimilasyon ne yazık ki devam ediyor” şeklinde konuştu.

    “BU KATLİAMLARLA AYNI ZAMANDA YAŞADIĞIMIZ YERİN DEMOGRAFİSİNİ DEĞİŞTİRİYORLAR”

    “Maraş katliamı failleri bulunsaydı, yargılansaydı, arkasındaki sorumlular da bulunup yargılansaydı Çorum olmayacaktı. Çorum’un bulunsaydı Sivas olmayacaktı” diyen Kurtulan şunları kaydetti:

    ” Şu an bizler de dünyanın dört tarafına savrulmuş, inancımızı sonradan kendi çabamızla, emeğimizle öğrenme, yaşatma çabasına girmezdik. Ne yazık ki bizler gerçekten bu katliamlarla birlikte şuna maruz kalıyoruz. Yani sadece fiziksel olarak bizi ortadan kaldırmaya hizmet etmiyor bu katliamlar. Aynı zamanda bulunduğumuz toprağın, vatanımızın, yaşadığımız yerin demografik yapısını da değiştiriyorlar. Bizi dünyanın dört bir tarafına sürme ve inancımızı artık unutma, unutturma amacı da taşıyor bu katliamlar. Ben de bir katliam yaşanan Maraş’ta, çocuk yüreğimde sırasını bekleyen biriyim. Bunun hepimiz üzerinde büyük etkileri var. Bu sistem, bu zihniyet diyor ki, olur da ayağa kalkarsan, haklarını talep edersen, inancını özgürce yaşamak istersen Çorum’u unutma, Sivas’ı unutma, Dersim’i unutma. Yani Sivasları unutma diyor bize. Bu mesajı veriyor.”

    PİRHA/HAMBURG

  • ’12 yaşındaki Koray’ı, 15’indeki Menekşe’yi yakmanın zaman aşımı olmaz’-VİDEO

    ’12 yaşındaki Koray’ı, 15’indeki Menekşe’yi yakmanın zaman aşımı olmaz’-VİDEO

    PİRHA- Sivas’ta 31 yıl önce Madımak Otelinde gerici faşist kalabalıklar tarafından yakılarak katledilen 33 kişi, İstanbul Okmeydanı Cemevi’nde anıldı. Yapılan konuşmalarda katliamcılar bir kez daha lanetlendi. 

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Okmeydanı Cemevi, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ve Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği, Okmeydanı Cemevi’nde Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 canı andı.

    Anmaya, Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Yöneticisi Sevim Yalıncakoğlu, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, 27. Dönem HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu ve çok sayıda kişi katıldı.

    “12 YAŞINDAKİ KORAY’I 15 YAŞINDAKİ MENEKŞE’Yİ YAKMANIN ZAMAN AŞIMI OLMAZ”

    Anmada ilk söz alan Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım, Madımak Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu belirterek, “İnsanlığa karşı işlenen suçlarda da zaman aşımı olmaz. İnsan yakmanın zaman aşımı olmaz. 12 yaşındaki Koray’ı, 15’indeki Menekşe’yi yakmanın zaman aşımı olmaz. Katliamın ateşi yüreklerde sönmemişken alınan bu karar ne adalete, ne insanlığa ne de vicdana sığar. Bizler Aleviler, yakanları da aklayanları da affetmeyeceğiz! Onlar katilleri affedebilir ancak halkın vicdanında asla affedilmeyeceklerdir” dedi.

    “ONLARIN IŞIĞINI BUGÜNLERDEN YARINLARA TAŞIMAYA NİYETLİYİZ”

    Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Yöneticisi Sevim Yalıncakoğlu da “Biz barış tarafını seçtik. Barıştan yana, güzellikten yana, aşktan yana, sevdadan yana türküleri söyleyen ozanların anılarıyla o günlerden bugünlere geldik. Ve onların ışığını bugünlerden yarınlara taşımaya niyetliyiz. 30 yıl sonra da 60 yıl sonra da 100 yıl sonra da nice çocuklar onların anısını yaşatacak” dedi.

    “93’TE SİVAS’TA YAKILAN ATEŞ HALA SÖNMEDİ”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ise “93’te Sivas’ta yakılan ateş aslında hala sönmedi devam ediyor. O gün Sivas Madımak Oteli’ni kuşatanlar, bugün ülkeyi kuşatmış durumdalar. O gün Sivas Madımak Oteli’nde yükselen kara duman, Türkiye’yi sarmış durumda” diye konuştu.

    Anmada Hüseyin Korkankorkmaz, Delil Öncü, Özgün Güzel, Kenan Elmas, Yaprak Dengiz ve İlkan Işık deyişler okudu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sivas Katliamı’nın firari sanığı Murat Songur’un Alman istihbaratındaki sicil numarası ortaya çıktı

    Sivas Katliamı’nın firari sanığı Murat Songur’un Alman istihbaratındaki sicil numarası ortaya çıktı

    PİRHA-Sivas Katliamı’nın firarı sanığı Murat Songur’un Alman istihbaratında sicil numarasının olduğunu gösteren belge ortaya çıktı. Avukat Erdem, “Bu kişi hem Alman, hem de Türkiye istihbaratında görev yaptı” dedi.

    33 kişinin yakılarak öldürüldüğü Sivas Katliamı’na ilişkin üç firari sanık hakkındaki davanın zamanaşımından düşürülmesinin ardından, söz konusu sanıklardan birinin hem Almanya’da hem de Türkiye’de istihbarata kaynak olarak görev yaptığı ortaya çıktı. Buna göre, latliamın firari sanıklarından olan 56 yaşındaki Murat Songur’un, Alman istihbarat birimi olan Federal Kriminal Dairesi’nde sicil numarası var.

    Sivas’taki Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te 33 kişinin yakılarak öldürüldüğü katliamın firari sanıkları Murat Songur, Eren Ceylan ve Murat Karataş yönünden Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren dava, zaman aşımı gerekçesiyle düşürülmüştü. Davanın düşürülmesine kadar gelen süreçte, mağdur avukatlarının defalarca iadesini istediği bu üç sanık da ülkeye getirilememişti. ANKA ajansı ise sanıklardan Murat Songur’un, Alman istihbaratında sadece “işbirliği içinde olanlar ve personele verilen” kriminal daire sicil numarasının olduğunu gösterdiği belirtilen belgeye ulaştı.

    SİCİL NUMARASI ‘BYLKGD 124243:1601’

    Avukat Mahmut Erdem, Songur’un Almanya’daki adresini tespit etti ve 2017 yılında Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi Songur’un iadesini sağlayamadı. Erdem bu sefer Sungur’un Türkiye’ye iadesi için Bavyera Eyalet Savcı’na başvurdu. Savcılık, Sungur’un durumunu Federal Kriminal Dairesine sordu. Daireden savcılığa 2 Şubat 2018’de yanıt verildi. Bu yanıtta Songur’un kriminal dairede sicil numarası olduğu ortaya çıktı. Dairenin verdiği yanıtın ekinde ise Songur’a ilişkin “Devlet güvenliği içerikli bilgiler vardır” diye yazıldı. Songur’un sicil numarası “bylkgd 124243:1601”di.

    “SADECE KRİMİNAL DAİRESİYLE İŞBİRLİĞİ İÇİNDE OLANLARA VERİLİR”

    Avukat Erdem, bu sicil numarasının sadece Alman istihbaratı olan Federal Kriminal Dairesi’nde görevli personellere verildiğini açıkladı. Erdem, “Sadece kriminal dairesiyle işbirliği içinde olanlara verilir. Geçici olarak işbirliği içinde olabilir ya da personel olarak görev yapıyor olabilir. Herkese verilmez” dedi.

    “HEM ALMAN, HEM DE TÜRKİYE İSTİHBARATINDA”

    Avukat Erdem, Songur’un defalarca iltica başvurusu yaptığını ancak Almanya tarafından bu başvurunun reddedilmesine rağmen, 2016 yılında Interpol tarafından da arandığı sırada Hamburg’da süresiz oturum izni aldığını açıkladı. Erdem, Songur’un durumuna ilişkin şunları söyledi:

    “Bu kişi hem Alman istihbaratına bir kaynak olarak görev yaptı, hem de Türkiye istihbaratına kaynak olarak görev yaptı. Bu kişi iki birime de görev yaptığı için burada da rahatlıkla oturum alabildi. Kırmızı bülten ile aranırken rahatlıkla oturum alabilmesi için özel bir kişi olması lazım… Bu kişinin Almanya’da 3-4 sene resmi kayıtları yok, kayboluyor. 3-4 sene resmi kaydı olmamasına rağmen rahatlıkla oturum alıyor. Bir kişi 4-5 kere iltica başvurusu yapacak, reddedilecek ve oturum alacak. Burada rahatlıkla bu kadar alınamaz böyle oturum.”

    “TÜRKİYE’DEN DOSYA GELMEYİNCE SALIVERİLDİ”

    Erdem, sözlerine şöyle devam etti:

    “Kırmızı bültenle arandığı için Almanya’da kaçarken, 2004’te Münih’te tutuklanıyor. Interpol aramasından dolayı gönderilmesi isteniyor. Türkiye’den bir güvence isteniyor idam edilmemesi için bir de suçunun ne olduğu isteniyor. Bayern Eyaleti Kriminal Dairesi Ankara’ya faks gönderiyor. Burada tutuklu olduğunu söylüyor ve Türkiye’den dosya istiyor. Interpol araştırmasında Madımak Olayına karıştığı için soruyor. Türkiye’den bu dosya gelmiyor. Savcı Türkiye’den bu dosya gelmeyince salıveriyor.

    “NORMALDE İLTİCA BAŞVURUSU REDDEDİLEN UÇAĞA BİNDİRİLİR GÖNDERİLİR”

    Bu kişi yine 2004’ten sonra 3-4 sene kayıplara karışıyor. 2006 yeniden Almanya’ya iltica başvurusu yapıyor. Bu başvurusu da reddediliyor. Oturum hakkı olmamasına rağmen Türkiye’ye iade edilmiyor. Normalde başka birisi olsa iltica başvurusu reddedildiğinde tutuklanır ve uçağa bindirilerek ülkesine gönderilir. Ancak yapılmıyor.

    “HER GİTTİĞİ YERDE KONAKLAMA İMKANI BULUYOR”

    Sonra birer yıl arayla geçici oturumlar alıyor. Almanya’da o kadar dolanıyor ki kalmadığı kasaba ve kent yok. Özellikle Bavyera eyaletinde kalıyor. 2015-16’da kısa süre Hamburg’da kalmış. Augsburg kentine geri dönüyor. Enteresan olan her gittiği yerde konaklama imkanı bulabilmesi. Normalde kiralık ev zor bulursunuz, hele ki yabancıysanız. Ben öğrenci olarak 6 ay orada burada yattığımızı bilirim. Geçimini sağlıyor ama nereden sağladığını da bilemiyoruz.”

    “INTERPOL ARAMASI DA BİTTİ, TÜRKİYE’YE RAHATLIKLA GELEBİLECEK”

    Avukat Erdem, dava zaman aşımına uğramadan önce 2 Temmuz 2023’te Songur hakkındaki Interpol aramasının da sona erdiğini belirterek, Sivas katliamı davasının zaman aşımına uğramasıyla firari üç sanığın Türkiye’ye rahatlıkla gelebileceğini ise şöyle açıkladı:

    “2 Temmuz 2023’de de Interpol ile aramasına son verildiği ortaya çıktı. İnterpol aramasına rağmen bu oturum verildi. Kırmızı bülten var hem de hakkında. Türkiye’de 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ciddi bir dava olsaydı, Türkiye bu kişileri isterdi. Bu kişileri isteyebilirdi. Bu üç kişiyi de hemen Türkiye’ye iade ettirebilirdi. Çünkü 2017’den itibaren Türkiye’deki ağır ceza mahkemesi adresine kadar biliyordu. Ben bu adresi bildirmiştim. 2017’den itibaren bu kişinin nerede kaldığını ağır ceza mahkemesi biliyordu. Hatta 2018’de Akit gazetesi bu adam ile röportaj yaptı.

    Şimdi artık dava düştüğü için bu üç kişi de rahatlıkla Türkiye’ye gelecek. Onların hiçbir sıkıntısı kalmadı ortada. Murat Sungur’un bir özelliği var. Sıradan biri değildir. Katliamda ortalığı galeyana getiren biridir. Elinde benzin bidonu ile önde giden bu kişi. Ben Alman ve Türkiye istihbaratına görev yaptığını düşünüyorum. Kimse bu kadar rahat hareket edemez, arada birileri bu kişileri korumasa. Bir koruyan güç vardı bunları her zaman.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Karakaya: Derin devletin yapabileceklerini öngörmemiş olmak Aleviler açısından bir zaaftı – VİDEO

    Karakaya: Derin devletin yapabileceklerini öngörmemiş olmak Aleviler açısından bir zaaftı – VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Madımak Katliamı Davası’nda verilen zaman aşımı kararını aradan geçen 30 yılı da ele alarak değerlendirdi. Karakaya, “Dava asla sahipsiz değildir. Bu davanın mahşere kalmaması önemlidir. Hesap sormak lazım. Bu hesap da ancak siyasal anlamda sorulabilir. Bu sonuç bizi şaşırtmadı ama Türkiye açısından baktığımızda büyük bir utanç ve büyük bir yüz karasıydı” dedi.

    Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te 33 aydının yakılarak öldürülmesine ilişkin davada mahkeme heyeti davanın düşmesine karar verdi. Savcı, 30 yıllık olağanüstü zaman aşımı süresinin 2 Temmuz’da dolduğunu söyleyerek üç firari sanık hakkında zaman aşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etmişti.

    Alevi kurumları, siyasi partiler, milletvekilleri ve hak savunucuları başta olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden karara ilişkin tepkiler yükseliyor.

    Aradan geçen 30 yılı da ele alarak Madımak Katliamı Davası’na adaletin neden uğramadığını, Madımak Katliamı Davası’nın yeterince sahiplenilip sahiplenilmediğini Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya‘ya sorduk.

    “93 KONSEPTİNİ İYİ ALGILAMAK LAZIM”

    “93 konseptini, Türkiye’nin o dönemdeki siyasal sürecini iyi algılamak lazım” diye konuşan Karakaya, Sivas Katliamı’nın yaşandığı 2 Temmuz 1993 tarihini konjonktürel açıdan ele alarak şu değerlendirmeyi yaptı:
    “Sivas’ta derin devletin yapabileceklerini öngörmemiş olmak Aleviler açısından bir zaaftı. Alevilerin kendileri açısından güvenini sağlamadığı hiçbir şeye güven duymamaları gerektiğini artık tarihsel olarak görmeleri gerekir. 30 yıl boyunca biz mahkemenin her safhasında yargılanan katillerin dahi mahkemeyi izleyen bütün izleyicilere aileler de dahil ya hakaret ettiklerini ya da saldırdıklarını gördük. Mahkeme de buna göz yumdu.”

    “ASİMİLASYON POLİTİKALARINA KARŞI GELMİYORSANIZ YAZIK EDERSİNİZ”

    Sivas Katliamı’nın ardından geçen 30 yılda devletin Alevileri kendi içinde ayrıştırarak birbirleriyle çatışma noktasına getirdiğini söyleyen Karakaya, “O dönemden sonra da Aleviler, bir taraftan örgütlendiler ama bir taraftan da devlet destekli olarak kendi içlerinde çatışma ve tartışma sürecine de girdiler” dedi.

    Sürecin hala devam ettiğini dile getiren Karakaya, “Çünkü devlet son dönemde yaptığı bütün uygulamalarla Alevileri bir arada olmaya, Alevileri tek örgütlenmeye ve kendi anayasal hakları olan demokratik örgütlenmelere gidişine mani olmak için her türlü oyunu hemen hemen sergilemek durumunda kalıyor. Bu açıdan 93 konseptinden sonra Alevi örgütlenmesi çok değerlidir. Bugün bütün dünyada artık Aleviler örgütlüdür.”

    “BÜTÜN MAHKEMELER TEK ADAM REJİMİNİN EGEMENLİĞİ ALTINDA”

    Karakaya, adaletin Madımak Katliamı Davasına neden uğramadığını ise şöyle açıkladı:
    “Aslında yeni bir dönem başladı. AKP’nin özellikle kendi hukuku şuan da gündemde dolayısıyla hiçbir mahkeme bağımsız değil. Madımak ile ilgili son davaya girdiğimizde de zaman aşımı kararı çok önceden verilmişti. Yazılı olarak karar zaten ellerindeydi. Avukat arkadaşlarımız çok iyi bir savunma verdiler ama bu savunmanın hiçbirinin orada bir etki yaratma şansı yoktu. Bugün baktığınızda bütün mahkemeler AYM’de dahil olmak üzere artık hepsi tek adam rejiminin egemenliği altında. Dolayısıyla şuan Türkiye’de hukuk devletinden bahsetmek mümkün değildir.”

    “BU DAVA SAHİPSİZ DEĞİLDİR MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Karakaya, Madımak Katliamı Davası’nın sahipsiz kalmadığını da belirterek mücadele vurgusunu şöyle dile getirdi:
    “Sahipsiz kalmadı ama Türkiye’deki hukuk sisteminden kaynaklı olarak farklı bir sonuç beklemek de mümkün değil. Yoksa bu davanın uluslararası mahkeme boyutu var onu takip etmek lazım. Dava asla sahipsiz değildir. Bu davanın mahşere kalmaması önemlidir. Hesap sormak lazım. Bu hesap da ancak siyasal anlamda sorulabilir. Bu sonuç bizi şaşırtmadı ama Türkiye açısından baktığımızda büyük bir utanç ve büyük bir yüz karasıydı. Bu dava sahipsiz değildir mücadelemiz sürecek bunu bilmek lazım.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLERİ

    >Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO

    >Sivas Katliamı Davası kararına tepki: Bu davayı mahşere bırakmayacağız- VİDEO

  • CHP’li, Sarıbal Madımak Katliamı hükümlüsünün affedilmesini Meclis’e taşıdı

    CHP’li, Sarıbal Madımak Katliamı hükümlüsünün affedilmesini Meclis’e taşıdı

    PİRHA – Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın Madımak hükümlüsünün Erdoğan tarafından affı ardından Meclis’e soru önergesi verdi. Sarıbal, Meclis’e “Bugüne kadar serbest bırakılan iki hükümlü için af süreci hangi kişi ya da kurumların hangi makama başvurusu ile gerçekleşmiştir? Bu başvuru hangi makamlarca incelenmiş ve kimler tarafından gerekçelendirilmiştir? İnceleme sonucu gerçekleşen salıverme kararının gerekçesi nedir?” diye sordu.

    Sarıbal, Madımak hükümlüsünün Erdoğan tarafından affı ardından Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un cevaplaması istemiyle meclise soru önergesi verdi.

    “HÜKÜMLÜLERDEN KAÇI HALA TUTUKLU?”

    Sarıbal’ın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un cevaplaması istemiyle verdiği soru önergesinde şunlara yer verildi:
    “Cumhurbaşkanı Erdoğan 6 Eylül 2023 tarihi itibarıyla Sivas Madımak katliamının asli faillerinden Hayrettin Gül’ün kalan cezasını “hastalık gerekçesiyle” kaldırdı. Bu, Erdoğan’ın Madımak failleri için kullandığı ikinci af yetkisi oldu. Erdoğan, üç yıl önce de af yetkisini, Madımak katliamından ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilen Ahmet Turan Kılıç için kullanmıştı. Almanya’dan sınır dışı edilmesinin ardından 2003 yılında cezaevine giren Hayrettin Gül, Erdoğan’ın getirdiği afla Madımak katliamı nedeniyle sadece 20 yıl cezaevinde yatmış olacak.

    Bu duruma göre;

    2 Temmuz 1993’te gerçekleşen Sivas Katliamı’nın ardından kaç kişi yargılanmıştır?

    Yargılananların hüküm giydiği cezalar ve süreleri nelerdir?

    Hükümlülerden kimler ceza sürelerini tamamlamış ve serbest kalmıştır?

    Ceza süresi tamamlanmadan serbest bırakılan var mıdır? Varsa kimlerdir? Serbest bırakılma gerekçeleri nedir ve serbest kalışlarına ilişkin hukuki süreç nasıl gerçekleşmiştir?

    Hükümlülerden kaçı halen tutukludur?

    İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan firari sanıklar ile ilgili yakalama ve/veya iade talebi uluslararası yazışmalarda hangi gerekçe ve hukuki talebe dayandırılmaktadır?

    Bugüne kadar dış ülkelerde bulunduğu tespit edilen hükümlüler hakkında istihbarat, yakalanma ve/veya iade gündemi oluşmuş mudur? Oluştuysa kimler hakkında ve kaç kez hangi ülkelerle istişare gerçekleşmiştir? Bu süreçler nasıl ilerlemiş, nasıl sonuçlanmış ve iade neden gerçekleşememiştir?

    Sivas Katliamı davası başladığı günden bu yana 30 yılda ana dava ve firari sanıklar üzerinden sürmekte olan davalarda kaç hakim değişmiş, kaç ara karar alınmıştır?

    Önümüzdeki günlerde serbest bırakılması gündemde olan hükümlü var mıdır? Varsa hangi gerekçe ile hangi kişi ya da kurumlarca başvuru yapılmıştır?

    Bugüne kadar serbest bırakılan iki hükümlü için af süreci hangi kişi ya da kurumların hangi makama başvurusu ile gerçekleşmiştir? Bu başvuru hangi makamlarca incelenmiş ve kimler tarafından gerekçelendirilmiştir? İnceleme sonucu gerçekleşen salıverme kararının gerekçesi nedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Yaşar Kılavuz: Sivas davasının uluslararası boyuta taşınması için destek vereceğiz-VİDEO

    Yaşar Kılavuz: Sivas davasının uluslararası boyuta taşınması için destek vereceğiz-VİDEO

    PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’nın Sivas davasının uluslararası platforma taşınması için imza kampanyası çağrısına Dersimliler Derneği’nden destek geldi. Derneğin Eş Başkanı Yaşar Kılavuz, “Bununla ilgili yapılacak tüm eylem ve etkinliklere, imza kampanyasına destek vereceğiz” dedi.

    27 yıl önce Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, katliamın aydınlatılması için mücadele yürütüyor. Katliamda ölen Carinna Cuanna’nın Hollanda vatandaşı olduğu ve bu ülkenin davaya müdahil olması durumunda davanın uluslararası platforma taşınacağına dikkati çeken Karababa, Alevilere de, Cuanna ile ilgili bir imza kampanyası yapmaları için çağrı yapmıştı.

    “DAVAMIZA NE KADAR SAHİP ÇIKTIK, MÜDAHİL OLDUK”

    Alevilerin yapacağı imza kampanyası sonucunda Hollanda devletinin davaya müdahil olması durumunda davanın uluslararası platforma taşınacağı çağrısına ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulunan Dersim-Der Ankara Şube Eş Başkanı Yaşar Kılavuz, Sivas Katliamı’nın 27. yılında pandemiden kaynaklı kitlesel anmalar yapılamadığını belirterek, “Sivas Katliamı Alevilere yapılmış katliamların sonuncusudur. 1937-1938 yıllarında Dersim’de, 1979 yılında Maraş’ta, 1980 yılında Çorum’da ve 1993 yılında da Sivas’ta yaşadık. Tabii ki biz Aleviler bu davalara ne kadar sahip çıkabildik, ne kadar müdahil olduk orası tartışılır” dedi.

    “ÖRGÜTLENEREK GÜÇLÜ BİR TOPLUM OLMAMIZ GEREKİYOR”

    Örgütlü toplumların güçlü olduğunun altını çizen Kılavuz, Alevilerin de örgütlerine daha fazla sahip çıkması gerektiğini belirterek, şunları ifade etti:

    “Bir çok Alevi kurumu var. Bu kurumlara baktığımız zaman ne kadar örgütlüler. Türkiye’de 15-20 milyon Alevi olduğu söyleniyor. Alevi toplumunun örgütlü olmamasından dolayı geçmişte yaşanan acılar, yaşanan katliamlar belki de sürecektir. Tabii ki bilemiyoruz ama devletin Alevilere bakış acısını hepimiz biliyoruz. Okullarda Alevi çocuklarına yapılan davranışlar, Alevilerin, cemevlerinin tanınmaması gibi durumlar ortada. Devlet, ‘bizim gibi müslümansanız bizim gibi inanmanız gerekiyor’ diyor ve Alevilerin kendileri gibi inanmalarını istiyor. Tabii ki bunlar asimilasyonun bir parçası. Alevlerin kendi felsefesi, inancı ve ibadet yerleri var. Ne diyor? Müslüman mısınız evet o zaman müslümansanız sizin ibadet yeriniz camidir. Hala biz bunlardan kurtulamadık. Alevlerin inanç yerleri tabii ki cemevleridir. Cemevlerinde ibadetlerini yapacaklardır, cenazelerini kaldıracaklardır. Bununla ilgili olarak Alevi kurumları elbette ki buna sonuna kadar sahip çıkmak durumundadır.”

    “ALEVİLER ÖRGÜTLENMEZ KURUMLARINA SAHİP ÇIKMAZSA YENİ KATLİAMLAR YAŞANABİLİR”

    Yaşar Kılavuz, “Eğer Alevi toplumu kurumlarına sahip çıkmazsa Dersim’de yaşadığımızı yaşayacağız, Çorum’da yaşadığımızı yaşayacağız, Maraş’ta yaşadığımızı yaşayacağız. Sivas Katliamı aslında Alevilere yapılan soykırımın sonuncusu olarak görünüyor ama bu böyle devam ederse daha biz soykırımları yaşayacağız” diyerek şunları söyledi:

    “1993 yılında Sivas’ta katliam olduğu zaman Ankara Tunceliler Vakfı’nın yapılan bu şenliklerde tertip komitesinde olduğu söyleniyor. Onunla ilgili pek bilgim yok. Ankara’da Dersimliler Derneği 1995 yılında kuruldu. 95 yılından bugüne kadar da Sivas Katliamı ile ilgili yapılan tüm eylem ve  etkinliklere biz de katılıyoruz, tertip komitelerinde yer alıyoruz, bununla ilgili  çalışmalar da yapıyoruz. 2 Temmuz öncesi yapılan etkinliklerde daha öncesinden de geçmiş yıllara dönük de katliamlarla ilgili Dersimliler Derneği olarak bizim de programlarımız vardı.

    “HOLLANDA DEVLETİNİN SİVAS DAVASINA MÜDAHİL OLMASI İÇİN YAPILACAK OLAN İMZA KAMPANYASINA DESTEK VERECEĞİZ”

    Katliamla ilgili Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’nın imza kampanyası başlatma çağrısı var. Biz de Dersimliler Derneği olarak bu imza kampanyasını tabii ki destekliyoruz. Ayrıca bu katliamda hayatını kaybeden Carina Cuanna’ya maalesef Hollanda sahip çıkmadı. Bununla ilgili yapılacak tüm eylem ve etkinliklere, imza kampanyasına veya Hollanda devletine yönelik ne yapılması gerekiyorsa biz dernek olarak her zaman destek vermeye devam edeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

     

     

  • ‘Uğur Mumcu ile Tahir Elçi’nin heykeli yan yana getirilecek’-VİDEO

    ‘Uğur Mumcu ile Tahir Elçi’nin heykeli yan yana getirilecek’-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, 2 Temmuz Katliamı Toplumsal Hafıza Müzesi’nin yapımı için birçok ilde konser düzenleyeceklerini duyurarak “Aleviler, sırf Osmanlı zulmünden kurtulmak için Cumhuriyeti sahiplendi. Fakat Cumhuriyet tarihinde de Alevilere dönük katliamlar yapıldı. Bugün Suruç’u, Roboski’yi, Ankara Gar Katliamını, Madımak ve Gazi’yi anlatmak lazım” dedi.

    Haberin videosu

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, 2 Temmuz Katliamı Toplumsal Hafıza Müzesi’nin inşası hakkında yapılan çalışmalara dair konuştu.

    Müze yapımı için imece usulü ile girişimlerinin sürdüğünü belirten Kaplan, “Sivas’ta devletin gözetiminde bir katliam yaşandı. İnsanlar yakılarak katledildi. Diğer tarafta ise bizzat devletin kendisi bodrum katlarında insanları gaz bombalarıyla boğarak öldürdü. Yapılan katliam biçimi aynı. Bunların unutulmaması lazım” diyerek şunları söyledi:

    “TOPLUM HAFIZASININ TAZELENMESİ İÇİN BİR ADIM LAZIM”

    Yapmak istediğimiz, 2 Temmuz Katliamı ve Toplumsal Hafıza Müzesi. Yani 2 Temmuz’u da içine alan bir tür toplumsal hafıza müzesi inşa ediyoruz. Örneğin en yakın katliamlardan biri 10 Ekim 2015’te yaşanan Ankara Gar Katliamıdır. Birçoğumuz oradan kıl payı kurtulduk. Mesala Kızılay’a inip bir anket yaparak Ankara Gar Katliamının ne zaman yaşandığını sorun. Cevaplayanların yüzde onu bilemez. Çünkü unutan bir toplumuz. Olayın sıcaklığı geçtikten sonra herkes unutuyor ve her insan normal yaşamına devam ediyor. Bizler katliamlarla 7/24 yaşayalım demiyoruz ama bu katliamların insanların kafasına yerleşmesi lazım. Bugün 12 Eylül döneminde yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren ile ilgili sokağa sorun, bilen yok. Veya ‘Seyit Rıza kimdir?’ diye sorun. Dersimli ve Kürt Alevilerin dışında bilen olmaz. Bunların hatırlatıldığı, 1920’lerden, Mustafa Suphi’lerden başlayarak yakın tarihimiz ile ilgili çalışma yapıyoruz. Amacımızı çevremizdekilere paylaşırken kimileri bunun için ‘eldeki mekan yetmez’ diyor. Bizler ise ‘hele bir başlayalım’ diyoruz. Bir uzak doğu atasözü vardır; ‘2 milyon kilometre yol gidilir mi?’ diye sorulmuş. Cevaplayanlardan biri ‘iki adım atayım sonrası kolay’ demiş. Şimdi bizlerin, toplumun hafızasının tazelenmesi için bir adım atması lazım.  Evet Cumhuriyete Aleviler dört elle sarıldı. Sırf Osmanlı zulmünden kurtulmak için. Fakat Cumhuriyet tarihinde de Alevilere yönelik katliamlar yapıldı. Bugün Suruç’u, Roboski’yi, Ankara Gar Katliamını, Madımak ve Gazi’yi anlatmak lazım. Bugün ‘Gazi’ denildiği zaman Alevilerin çoğu ‘o ne ki?’ diyor.”

    “UZUN BİR YOLUN İKİ ADIMINI ATMIŞ OLDUK”

    Kaplan, yapılacak müzeye dair “Uğur Mumcu ile Tahir Elçi’yi, Hrant Dink ile Ahmet Taner Kışlalı’yı yan yana getireceğiz” diyerek şunları aktardı:

    “1990’lı yıllarda faili meçhul cinayetler yaşandı. Örneğin Savaş Buldan üzerinden iş insanlarına yönelik katliamların müzenin içerisinde olması gerekir. Musa Anter, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı üzerinden aydınlarımıza yönelik yapılan katliamların anlatıldığı bir müzenin Ankara’da kurulmasına karar verdik. Böyle bir müze ancak başkent Ankara’da kurulmalı. Bu bir tür toplumsal hafıza müzesidir. Örneğin Mehmet Tunç’la ilgili müzenin Cizre’de yapılması doğrudur. Madımak ile ilgili müzenin Sivas’ta yapılması gerekir. Fakat bunların toplamının bir arada görüleceği bir müzenin başkentte yapılması gayet normaldir. Bununla ilgili de konser organizasyonuna başladık. Bu konserlerden beş kuruş para kazanamayabiliriz. Hatta zarar da edebiliriz ama biz bunu yapacağız diye topluma açıklama yaptık. ‘Yapacağız’ diyerek yola çıktık. Uzun bir yolun iki adımını atmış olduk ve artık dönüşü yok. Heykellerin yapımına başlandı. Birçok sanatçı nakit desteğinde bulunuyor. Yapılan çok maliyetli bir iş ama yavaş yavaş üstesinden gelinebilecek. Mesela Hrant Dink’in heykelini Ermeni yurttaşların yapmasını isteriz. Savaş Buldan heykelini Kürt iş insanlarına yaptırmak isteriz. Tahir Elçin’in heykelini baroların yaptırması için talepte bulunabiliriz. Özetle; yaptığımız imece usulüdür. Halkın bu konserlere geleceğini umut ediyoruz. Uğur Mumcu ile Tahir Elçi’yi yan yana getireceğiz. Hrant Dink ile Ahmet Taner Kışlalı’yı yan yana getirecek tek örgüt biziz.”

    “KÖMÜR DEPOSU’NA KONSERE BEKLİYORUZ”

    Kaplan İstanbul’da yapılması planlanan konser için valilik tarafınca izin verilmediğini de söyleyerek “Üzülerek söylüyorum ki hem belediye hem de valilik tarafınca, güvenlik gerekçesiyle alan tahsisi uygun görülmemiş. Ama Ankara konseri için bütün izinler alınmış durumda. Şu anda konser alanında temizlik işleri bitti. Konteynırlar alana yerleştirildi. Büyükşehir Belediyesi tarafından ilk kez böylesi bir hizmet alınmış oldu. Kimseden maddi bir talepte bulunmadık. Sadece lojistik destek istedik. 28 Eylül’de Ankara ve çevre illerinde yaşayan tüm yurttaşlarımızı saat 17:00’de Mamak Kömür Deposu’na konsere bekliyoruz.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA