Etiket: 2 temmuz

  • DAD’tan Sivas Madımak Katliamı açıklaması: Adalet mücadelemiz sürecek

    DAD’tan Sivas Madımak Katliamı açıklaması: Adalet mücadelemiz sürecek

    PİRHA – Demokratik Alevi Denekleri (DAD) Genel Merkezi, Sivas Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılına dair yaptığı yazılı açıklamada, Sivas Katliamı’nın planlı olarak yapıldığına dikkat çekerek, adalet ve yüzleşme çağrısı mücadelesinin süreceği kaydedildi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi Sivas Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılında yazılı açıklama yaparak hayatını kaybedenleri andı.

    “SİVAS KATLİAMI PLANLI BİR ŞEKİLDE YAPILDI”

    Alevilerin tarihinin sayısız katliamlara dolu olduğu belirtilen açıklamada, soykırım politikalarının sonucu olarak gerçekleştirilen bu sistematik kırımlardan birinin Sivas Katliamı olduğu belirtildi.

    Aleviliğin cümle insan ve varlıkla rızalık üzerinden ilişkilenmeyi esas alıp mazlum ve masum çizgiden birini temsil ettiği kaydedilen açıklamada, Sivas Madımak Katliamı’nın planlı olarak yapıldığına dikkat çekildi.

    Alevilerin fiziki ve kültürel soykırım saldırılarıyla hedeflendiği belirtilen açıklamada, “12 Eylül askeri faşist darbesiyle bir kez daha topyekûn biçimde hedefe konmuş; devrimci-demokratik güçlerle beraber Çorum, Maraş, Malatya gibi Aleviler üzerinde yoğunlaşan bir dizi planlı katliamla 12 Eylül faşist darbesine zemin yaratmışlardı. Halkımızın üzerine çöken 12 Eylül karanlığıyla kıyım, asimilasyon ve tarihsel yaşam alanlarımızdan göçertme politikaları bir kez daha tavan yapmış, halkımız dünyanın dört bir yanına savrulmuş, toplumsal bütünlüğümüz parçalanmış, adeta mülteci bir yaşama mahkûm edilmişti. Kadim zamanlardan süzülerek gelen yolumuz, toplumsal kurumlaşma ve varoluş biçimimiz ciddi biçimde darbelenmiş ve toplumsal bir kriz durumu ortaya çıkmıştı” ifadelerine yer verildi.

    “ALEVİLERİ VE TÜM FARKLI TOPLUMSAL KESİMLERİ TASFİYE ETMEK İÇİN İNSANLIK SUÇUNA BAŞVURDU”

    Açıklamada, tüm bu baskıcı politikalar ve uygulamalar karşısında, toplumsal varlığı koruma, bağları güçlendirme ve tarihsel değerlerle buluşma arayışları giderek güçlendiği, bu arayışların bir sonucu olarak, kadim yurtlarımızdan Sivas’ta, Yol ulularından Pir Sultan Abdal anma etkinliği düzenlendiği, sanatçıların, aydınların ve halkın, bu etkinlikte bir araya geldiği belirtildi.  Açıklamada, İttihatçı faşizmin farklı versiyonlarını temsil eden iktidarların, azami tahakküm hedefiyle tek tip bir iktidar alanı yaratmaya çalıştığı, bunun için homojen bir toplum dayattığı ve Alevileri ile tüm farklı toplumsal kimlikleri tasfiye etmek için insanlık suçlarına başvurduğu belirtildi.

    “BÖLGEYİ KÜRT VE ALEVİLERDEN ARINDIRMAK HEDEFLENDİ”

    Sivas Madımak Katliamı’nın12 Eylül karanlığını sürdürmek için halkların, emekçi ve kadınların, farklı toplumsal kesimlerin ve Alevilerin yükselen hak mücadelesini bastırmak için devletin derin odaklarınca planlanarak bir insanlık suçu işlendiğine dikkat çekilen açıklamada,  “Aleviler ve Kürt halk gerçekliğini bastırma, özelde Kürt Alevilerinin, genelde Alevi halkların o dönem Koçgiriye kadar uzanan Kürt direnişiyle buluşmasını engellemek, Alevilere gözdağı vermek, bölgeyi Kürt ve Alevilerden arındırmak ise en temel gerekçeydi. Bu vahşeti laik-anti laik ikilemi üzerinden tartıştırmak ise algı yaratmaya, faili görünmez kılmaya yönelik bir politika olmuştur” denildi.

    “KATİLLER ETKİN BİÇİMDE SORUŞTURULMADI”

    Fail ve katillerin etkin biçimde soruşturulmadığına, özel aflarla serbest bırakılıp birçoğunun ise aranır durumdayken normal yaşamlarını sürdürdüğü belirtilen açıklamada, “Bu katilleri savunanların pek çoğu çeşitli makam ve mevkilerle ödüllendirilmiştir. Dahası, insanlık suçları zaman aşımına uğrayamazken Madımak davası zaman aşımı iddiasıyla kapatılabilmiştir. Bu süreç ve tutum ise gerçek failleri bir kez daha ifşa etmiştir” ifadeleri kullanıldı.

    “ADALET MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Açıklamada adalet ve yüzleşme çağrısı mücadelesinin süreceği belirtilerek, “Tekçi, ittihatçı faşizmin beyaz ya da yeşil versiyonları halklarımıza sadece zulüm getirmiştir. İnanç ve etnik farklılıklarıyla, rıza hukukunun tecelli ettiği demokratik bir ülke gerek biz Alevi halklar gerekse tüm mazlumlar için bir zorunluluktur. Tam da bu gerçeklikten hareketle “Barış ve Demokratik Toplum Sürecine” sahip çıkmak Aleviler açısından da yaşamsal önem arz etmektedir” denildi.

    Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yıldönümünde adalet talebi yenilenen açıklamada, katliamda hayatını kaybedenler anılarak, adalet mücadelesinin süreceği vurgulandı.

    HABER MERKEZİ

  • Sivas’ta iki kuzenini kaybeden Hüsniye Çınar: Devlet baka baka yaktı, baka baka bulamadı-VİDEO

    Sivas’ta iki kuzenini kaybeden Hüsniye Çınar: Devlet baka baka yaktı, baka baka bulamadı-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda 2 kuzenini kaybeden Hüsniye Çınar, Sivas davasına toplumun sahip çıktığını ancak devletin hiçbir zaman yüzleşmediğini söyledi. Çınar, “Yani devlet baka baka yaktı, baka baka da bulmadı” diyerek tepki gösterdi. Çınar, 2 Temmuz anmalarına “Unutmadık, unutturmayacağız” diyerek herkesi davet etti.

    Sivas Katliamı’nın bütün dünyayı derinden etkileyen bir süreç olduğunu belirten halk ozanı Hüsniye Çınar, katliamda yaşamını yitiren 33 kişiden üçünün yakın köylüsü, ikisinin ise kuzeni Handan Metin ve Gülsüm Karababa olduğunu belirterek, ailece zor günler yaşadıklarını anlattı.

    Dinmeyen bir acı yaşadıklarını ifade eden Çınar, Almanya’nın Solingen kentinde yaşanan ve 5 kişinin yaşamını yitirdiği saldırının ardından Alman hükümetinin olayı kınadığını ve saldırının yaşandığı yeri müzeye dönüştürdüğünü hatırlattı. Çınar, “Bizim devletimiz bunu dahi kınamadı. Madımak ateşi hala dinmedi içimizde çünkü bir utanç müzesi istedik orada ama yapmadılar” diyerek tepki gösterdi.

    Sivas’ta katledilen aydınları, yazarları ve şairleri unutmanın mümkün olmadığını söyleyen Çınar, “Yani ben bir Behçet abiyi nasıl unutabilirim?” diyerek yaşananların büyük bir acı olduğunu dile getirdi.

    “DEVLET BAKA BAKA YAKTI, BAKA BAKA BULAMADI”

    Sivas davasına Alevi, Sünni, Kürt, Laz ve Çerkez olmak üzere tüm halkların sahip çıktığını vurgulayan Çınar, devletin ise hiçbir zaman Sivas Katliamı’yla yüzleşmediğini söyledi.

    Sanıkların avukatlığını yapan kişilerin daha sonra bakan ve milletvekili yapıldığını ifade eden Çınar, sanıklardan birinin ise karakola 100 metre uzaklıkta oturmasına rağmen 18 yıl boyunca bulunamadığını hatırlattı.

    “Yani devlet baka baka yaktı, baka baka da bulmadı” diyerek tepkisini dile getiren Çınar, toplumun davasına sahip çıktığını ve katliamın 33. yılında da sahip çıkmaya devam edeceğini vurguladı.

    Devletin Sivas dosyasının AİHM’e taşınmasına izin vermediğini kaydeden Çınar, dava sürecine sahip çıkan çok sayıda kişinin ve aile yakınının yaşamını yitirdiğini söyledi. O süreçte davadan yana tavır alan hakim ve savcıların görev yerlerinin değiştirildiğini ileri süren Çınar, davadaki başarısızlığın devlet eliyle yaratıldığını belirtti.

    “BİZ ÖLMEYE DEVAM ETSEK DE MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Sivas Katliamı’nın insanlığa karşı suç olarak değerlendirilmemesine tepki gösteren Çınar, “Çünkü insanlığa düşmanlar bunlar, insana düşman, canlıya düşman, üreten, düşünen, aydın, laik, cumhuriyetçi, Atatürkçü, devrimci insana karşı bunlar” diyerek faşizan bir baskıyla egemenlik kurmaya çalıştıklarını söyledi.

    Sivas’ı unutturmayacaklarını ve mücadeleyi sürdüreceklerini ifade eden Çınar, Gazi olayları sırasında Gülsüm Karababa’nın babası halk ozanı Mehmet Ali Karababa’nın, “Yine yavrularımızı mı yakacaklar, yine mi yakacaklar?” diyerek kalp krizi geçirip yaşamını yitirdiğini hatırlattı. Çınar, “Yani biz ölmeye devam etsek de mücadelemiz sürecektir” dedi.

    “DAVAMIZA SAHİP ÇIKALIM, UNUTMUYORUZ DİYELİM”

    Her yıl 2 Temmuz Sivas anmalarına katıldığını belirten Çınar, şu çağrıyı yaptı:

    “Aydınlara, bütün devrimcilere seslenmek istiyorum. Dili, dini, rengi ne olursa olsun bir olursak, diri olursak bizi yıkmaya güçler yetmez. Sivas’ta yitirdiğimiz Muhlis Akarsu’nun bir sözüdür; ‘Bir olsaydık yer oynardı yerinden.’ O yüzden herkesi bir olmaya, birlik olmaya çağırıyorum. Davamıza sahip çıkmaya devam edelim dostlar. Biz bunu ülkemizin birçok yerinde yaşadık; Dersim’de yaşadık, Çorum’da yaşadık, Sivas’ta yaşadık, Ortaca’da yaşadık, Gazi’de yaşadık. Yaşadık, hem de çok yaşadık. Bugün sana, yarın bana. Hakikaten bir olmamız gerekiyor. Siyasi görüşümüz ne olursa olsun, dilimiz, dinimiz, ırkımız, cinsiyetimiz ne olursa olsun bir olmalıyız. Davamıza sahip çıkalım, bağıralım, diyelim ki susmuyoruz, unutmuyoruz.”

    Semra ACAR / İZMİR

  • Sivas Katliamı’nın 33. yılında değişmeyen talep: Adalet ve yüzleşme-VİDEO

    Sivas Katliamı’nın 33. yılında değişmeyen talep: Adalet ve yüzleşme-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçti. Katliamın yıldönümünde yurttaşlar, Madımak’ın hafıza müzesine dönüştürülmesi ve davada adaletin sağlanması taleplerini yineledi.

     

    2 Temmuz 1993 tarihinde Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’ta bulunan aydın, sanatçı, yazar ve ozanların konakladığı Madımak Oteli, radikal grupların saldırısına uğradı. Saatler boyunca süren kuşatma ve güvenlik güçlerinin yetersiz müdahalesi sonucu otelin ateşe verilmesiyle 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi. Türkiye tarihinin en ağır katliamlarından biri olarak hafızalara kazınan Sivas Katliamı, aradan geçen 33 yıla rağmen ülkenin en önemli adalet ve yüzleşme başlıklarından biri olmaya devam ediyor.

    “MADIMAK OTELİ HAFIZA MÜZESİ OLSUN”

    Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla yapılan sokak röportajlarında yurttaşlar, Madımak Oteli’nin bir hafıza ve yüzleşme mekânına dönüştürülmesi gerektiğini dile getirdi.

    Yurttaşlar, “Madımak müze olmalı” talebinin yalnızca sembolik bir anıt isteği olmadığını belirterek, binanın geçmişle yüzleşmenin ve toplumsal hafızanın korunmasının önemli bir parçası olması gerektiğini ifade etti. Yurttaşlar, gelecek kuşakların yaşananları öğrenebilmesi, benzer trajedilerin bir daha yaşanmaması ve yaşamını yitirenlerin isimleri ile hikâyelerinin yaşatılması için Madımak’ın bir hafıza mekânına dönüştürülmesini istiyor.

    ADALET TALEBİ SÜRÜYOR

    Yurttaşların dile getirdiği bir diğer önemli talep ise adalet oldu. Özellikle 2023 yılında davanın zamanaşımı gerekçesiyle düşürülmesi yönündeki kararın, katliamın yarattığı acıyı yeniden derinleştirdiği ifade edildi.

    Yurttaşlar, katliamla ilgili yargı sürecinin tamamlanmadığını ve sorumluların adil biçimde yargılanması gerektiğini vurgulayarak, davanın zamanaşımı kapsamı dışında değerlendirilmesini talep etti.

    “YARA HALA KAPANMADI”

    “Madımak denince aklınıza ne geliyor, nasıl hissediyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar, katliamın toplum hafızasındaki canlılığını koruduğunu ortaya koydu. Yurttaşlar olayın üzerinden 33 yıl geçmiş olmasına rağmen acının ilk günkü gibi hissedildiğini dile getirdi.

    Yurttaşlar, Sivas Katliamı ile yüzleşmenin benzer olayların tekrar yaşanmaması açısından önemli bir adım olacağını ifade etti. Aksi halde, 2 Temmuz 1993’te açılan yaranın toplum vicdanında açık kalmaya devam edeceği kaydedildi.

    Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL

  • Zeynep Altıok: Sivas’ta gerçek sorumlular hiçbir zaman yargılanmadı-VİDEO

    Zeynep Altıok: Sivas’ta gerçek sorumlular hiçbir zaman yargılanmadı-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren şair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok, katliamın 33. yılında PİRHA’ya konuştu. Sivas davasının başından itibaren gerçek sorumluların yargılanmadığını belirten Altıok, cezasızlık politikalarının sistemli şekilde işletildiğini söyledi. İç hukukta yaşanan usulsüzlükleri anlatan Altıok, Anayasa Mahkemesi’nin ailelerin başvurusunu yıllarca gündeme almadığını, buna karşın sanıkların başvurularını hızla değerlendirdiğini belirtti.

    2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin yakılması sonucu çoğunluğu Alevi 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi. Katliamda babası şair Metin Altıok’u kaybeden Zeynep Altıok, katliamın 33. yılında dava sürecini, yaşanan ihmalleri ve adalet mücadelesini PİRHA’ya anlattı.

    “SİVAS KATLİAMI’NDA SUÇU OLANLAR GERÇEKTEN SORGULANMADI”

    Sivas Katliamı’nın 33 yıllık dava sürecini değerlendiren Zeynep Altıok, gerçek sorumluların hiçbir zaman yargılanmadığını belirterek şöyle konuştu:

    “Davanın da otuz üç yıllık bir geçmişi var. Ana dava yıllar sürdükten sonra firari sanıklar üzerinden iki ayrı davanın sürecini otuz üç yıl boyunca bugünlere kadar taşıdık. Ancak o sürecin içerisinde zaten tüm yargılama sürecinin en başından itibaren gerçek suçluların, sorumluların, örgütleyenlerin, planlayanların, dahil olanların, katliam sırasında müdahale etmeyen polisin, kolluk kuvvetinin, itfaiyenin, sağlıkçının, yöneticilerinin, sorumlularının, emir verenlerinin dahil olduğu gerçekten bu suçta payı olan hiç kimsenin sorgulanmadığı, sadece eylemciler arasından rastgele yakalanmış bir avuç insanın yargılandığı o ana davanın firarileri üzerinden sürdürmeye gayret ettiğimiz bir dava sürecimiz vardı.”

    “ANAYASA MAHKEMESİ, SİVAS AİLELERİNİN İTİRAZ DİLEKÇESİNİN KAPAĞINI BİLE AÇMADI”

    Firari sanıklar hakkındaki ilk davanın 2012 yılında zaman aşımına uğratıldığını, ikinci davanın da benzer şekilde sonuçlandığını söyleyen Altıok, ailelerin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun yıllarca bekletildiğini ifade etti.

    “Bu sonuçtan bir iki yıl evvelde de yine hatırlayacaksınız yaşı dolayısıyla aslında elinde benzin bidonuyla insanları tutuşturduğu delillerle, belgelerle sabit olan bir katilin vahşi bir barbarın Cumhurbaşkanı tarafından kişiye özel affıyla karşı karşıya kalmıştık. Ardından ertesi yıl bir kişinin daha salınmasıyla karşı karşıya kalmıştık. Ancak bu yıl ne yazık ki artık tüm hükümlülerin, insanlık suçu işlemiş olan tüm katillerin göstermelik bir hukuk kararıyla serbest bırakılmasıyla karşı karşıya kaldık.

    Burada şöyle çarpıcı bir mesele var. 2012’deki zaman aşımı kararının arkasından biz aileler olarak avukatlarımız aracılığıyla Anayasa Mahkemesi’ne itiraz dilekçemizi vermiştik ve bizim itiraz dilekçemiz bunca senedir hiçbir şekilde gündeme alınmamış, kapağı bile kaldırılmamışken geçtiğimiz yıl aynı Anayasa Mahkemesi’ne serbest bırakılan bu sanıklardan birinin dilekçesi ivedilikle derhal görüşmeye alınarak işte bu tümünün serbest kalmasını sağlayan kararla gündeme geldi. Bunlar iç hukukun son aşamadaki usulsüzlükleri ve hakikaten olmaz denilecek insanlık suçu, zaman aşımı, devlet sırrı gibi kavramların nasıl ideolojik erk lehine eğilip büküldüğünü bize gösteren somut veriler olarak karşımızda duruyor.”

    “AİHM BAŞVURUSUYLA TÜRKİYE’DEKİ ÇARPIKLIĞI DİLE GETİRDİK”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru sürecini anlatan Zeynep Altıok, Türkiye’de iç hukuk yollarının fiilen tüketilmediğini belirterek şunları söyledi:

    “Bu nedenle bir süredir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iç hukuk yolları tükenmeden Türkiye’den dosya almamaya başlamıştı. Bizim 2012 yılında verdiğimiz dilekçenin gündeme alınmamasının bir sebebi zaman aşımını ikinci dava lehine yineleyebilmek, o emsali değerlendirebilmek ama daha önemli bir sebebi de iç hukuk yolunu ila nihai tüketmemek ve dolayısıyla da AİHM yolunu bize kapalı tutmak. Ancak geldiğimiz son noktada yaptığımız değerlendirmeler ve çalışmalar, uluslararası emsaller, hatta Türkiye’deki benzer başvurular incelenerek biz de aslında buradaki yanlışlığı, çarpıklığı da dile getirebileceğimiz, iç hukuk yollarının da özellikle tüketilmediğinin, sonuçlandırılmadığının kanıtını gözler önüne sermek istediğimiz bir başvuru çalışması yürüttük ve dilekçemizi avukatımız Günal Kurşun aracılığıyla verdik.”

    “33 YILLIK YARGI SÜRECİNDE SANIKLAR KORUNDU”

    Sivas dosyasında yaşananları bilinçli bir cezasızlık politikası olarak değerlendiren Altıok, katliamın planlı ve örgütlü bir saldırı olduğunu belirterek, 33 yıllık yargı süreci boyunca sanıkların korunduğunu söyledi.

    “Otuz üç yıllık yargı sürecinde sanıkların, hüküm giymeden önce sanık olanların, hüküm giydikten sonra cezalarını çekmek için hapishaneye gönderilmiş olan hükümlülerin korunup kollandığı, onların mağdur olarak iktidar basın organları ya da iktidarın en üst mertebesindeki temsilcileri, milletvekilleri, bakan tarafından korundukları, kayırıldıkları, mağduriyetle bir arada anıldıkları bir söylemle o süreç yönetildi.”

    “BU KATLİAMIN FİKİR BABALARI ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Altıok, katliamın yalnızca sanıkların korunmasıyla sınırlı kalmadığını, sürecin sorumlularının da ödüllendirildiğini belirterek şöyle konuştu:

    “Elbette bu süreç de tıpkı iç hukuk yolunun tüketilmemesini düşünen aklın mahareti gibi aynı maharetle sürüncemede bırakıldı. Buna mukabil sanıkların avukatlarının içinden bir değil; bakanlar, milletvekilleri, baro başkanları, HSK’ya atananlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başkanlığına atananlar, birçok iktidar partisinin üst düzey yöneticiliğine getirilenler oldu.

    Hiçbir zaman soruşturulmayan, yargılanmayan ama bu işin müsebbibi olan, en başında örgütçüsü, fikir sahibi ve gizli temsilcisi olan insanlar da bu ödüllendirmelerden, bu mertebelerden, bu makamlardan faydalandırıldılar. Dolayısıyla elbette tamamına baktığımızda yıllar geçtikçe odalar dolusu dosyayla daha da açmaza sürüklenen, ilgilenilmesi ve yeniden ele alınması güçleştirilen büyük bir kalabalığa terk edilen ama o yıllar içerisinde de bütün o kalabalığın üzerine kalın tozlar yerleştirilen bir süreçle karşı karşıya bırakıldık.”

    “YÜZLEŞME GÖSTERMELİK MEKÂNLARLA GERÇEKLEŞMİYOR”

    Sivas Katliamı’yla yüzleşmenin her şeyden önce adalet mekanizmasının işletilmesi ve sorumluların cezalandırılmasıyla mümkün olacağını belirten Altıok, katliamın arkasındaki siyasal anlayışın iktidarda olmasının gerçek bir yüzleşmenin önünü kapattığını söyledi.

    Katliamın aydınlatılması için yıllardır mücadele eden aileler, Alevi kurumları ve sivil toplum örgütlerinin engellemelerle karşılaştığını ifade eden Altıok, 2 Temmuz anmalarında da tehdit, polis müdahalesi, gaz ve provokasyonlarla karşı karşıya kaldıklarını belirtti.

    Madımak Oteli’nde oluşturulan anı köşesinin gerçek bir yüzleşme örneği olmadığını söyleyen Altıok, şunları kaydetti:

    “Orada katliamı unutturmamak için kurdukları bir kültür merkezi olarak adlandırdıkları yerin anı köşesinde katillerin ismiyle mağdurların ismini yan yana koydular. Buna yaptığımız müdahaleyi, itirazı, hukuk yoluyla açtığımız davayı da hükümsüz bıraktılar. Otuz üç yılın sonunda bir iki yıl evvel sessiz sedasız bir şekilde kaldırdılar. Yüzleşme göstermelik mekânlarla gerçekleşmiyor. Bir ülkede en vahşi suçu işleyen insanlar Cumhurbaşkanı tarafından bizzat meşrulaştırılarak serbest bırakılıyor ve özellikle korunuyorsa o yüzleşme zaten mümkün değildir.”

    “AABF’NİN SANAL MÜZE PROJESİ ÖNEMLİ BİR YÜZLEŞME ÖRNEĞİ”

    Madımak Oteli’nin yerinde gerçek bir anı merkezinin bulunmasının önemli olduğunu vurgulayan Altıok, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun 30. yıl kapsamında hazırladığı sanal müze çalışmasının önemli bir yüzleşme örneği olduğunu belirtti.

    “Otuzuncu yıl sürecinde Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu tarafından yürütülen, Madımak Oteli’nin sanal müze olarak kurgulandığı proje çok iyi bir yüzleşme örneğidir. Sözlü tarihle tüm belgelerin kayıt altına alındığı, arşivle, yapılan röportajlarla ve sanal müzenin kendisiyle birlikte koca bir projenin ortaya çıktığı bu çalışma yüzleşme projelerinin en doğru örneğidir.”

    “SİVAS’A PİR SULTAN ABDAL HEYKELİ DİKİLMELİ”

    Altıok, katliamın başladığı noktaya yeniden Pir Sultan Abdal heykelinin dikilmesinin de yüzleşmenin önemli adımlarından biri olacağını söyledi.

    “Yoksa Alevilere tanınan kendi köyleri, kendi ilçeleri, kendi bölgesiyle kısıtlanan bir hayat… Pir Sultan Abdal heykelinin yeniden oraya dikilmek yerine Banaz’a gönderilmesi bile bu işin aslında ne kadar yapılmadığını, yapılmak istenmediğini ve yapılmayacağının göstergesi gibidir.”

    O ACIYI HAYATIMIZIN HER GÜNÜ YAŞIYORUZ”

    Katliamın acısının yalnızca 2 Temmuz’da hissedilen bir acı olmadığını dile getiren Altıok, şöyle konuştu:

    “Belki de benim açımdan kimliğim haline gelen, belki de Zeynep Altıok başka biri olacaktı ama bugün bundan ayrı bir hayatı olmayan bir insana dönüşmemi sağlayan belirleyici bir gün. Senede bir kez yaşamadığımız bir acı. Hiç tahmin edilmeyen en sıradan günlük bir anda bile sizi bırakmayan bir belirleyici ya da işte o adalet mücadelesini yürütürken onu hayatımızın içine yedi yirmi dört tüm yaşamınıza sirayet etmiş bir öncelikli gaye olarak her gün yaşadığımız bir süreç.”

    “YILLARA YAYILDIKÇA MÜCADELE HATTINDAN FİRE VERİLDİ”

    Bu mücadelenin yaşamlarının merkezine yerleştiğini söyleyen Altıok, kendisini en çok yaralayan şeyin katliamı gerçekleştirenler değil, yıllar içinde mücadele hattının zayıflaması olduğunu ifade etti.

    “Yıllara yayıldıkça bir bir eksilen, giderek zayıf mücadele hattının omuzdaşlarından verilen fire olduğunu söylemeliyim.”

    2012 yılında verilen zaman aşımı kararının ardından güçlü bir toplumsal tepki oluştuğunu, ancak son davada verilen zaman aşımı kararından sonra bu duyarlılığın ciddi biçimde azaldığını belirten Altıok, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Ana muhalefet partisi, kendi partimin de dahil olduğu tüm muhalif kesimlerin bu konuya duyarsızlığı, bir açıklama yapmaktan, bir tweet atmaktan dahi imtina eder oluşu, bugün AİHM başvurusunu yürüttüğümüz süreçte bunu kendi görünürlüğü için konu etmek isteyen kişilerle karşı karşıya kalmış olmak gibi alt alta koyduğumda, mücadele hattında beraber olduğumuzu düşündüğümüz birçok kişinin aslında hiç de orada olmadığını tekrar tekrar deneyimlemiş olmama rağmen en şiddetli tokadı yediğim yıl olarak duygusal anlamda bu yılın benim için bir milat, başka bir bilinç ayrımına varmak için benzersiz bir deneyim sunduğunu üzülerek belirtmek zorundayım.”

    Semra ACAR / İZMİR

     

     

     

  • Cuma Erçe: Madımak tesadüf değil, planlanmış bir katliamdı-VİDEO

    Cuma Erçe: Madımak tesadüf değil, planlanmış bir katliamdı-VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta 33 kişinin yaşamını yitirdiği Madımak Katliamı’nın 33. yılı öncesinde konuştu. Katliamın tesadüfi bir şiddet patlaması değil, önceden planlanmış ve belirli amaçlara hizmet eden bir saldırı olduğunu belirten Erçe, 33 yıldır adalet mücadelesinin sürdüğünü söyledi.

    2 Temmuz 1993’te Sivas’ta 33 kişinin yaşamını yitirdiği Madımak Oteli Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçti. Katliamın 33. yıl dönümü öncesinde konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, olayın tesadüfi bir şiddet patlaması değil, önceden planlanmış ve belirli amaçlara hizmet eden bir saldırı olduğunu söyledi.

    “TESADÜF DEĞİL, PLANLANMIŞ BİR KATLİAM”

    Erçe, Sivas’taki katliamın yüzyıllardır Aleviler üzerinde süregelen bir baskının devamı niteliğinde olduğunu belirterek, bugünkü siyasi yapının temellerinden birinin de o günlerde atıldığını ifade etti.

    Katliamın arkasındaki failler ve sorumlular konusunda devletin gerçekleri aydınlatmak istemediğini öne süren Erçe, bunun nedeninin bugün yaşanan sorunların köküne ışık tutacak olması olduğunu savundu.

    Erçe, 33 yıldır sürdüğünü söylediği bir “inatlaşmadan” söz etti: bir tarafta adalet arayışını sürdüren mağdur aileler ve örgütlü güçleri, diğer tarafta ise adalet talebine yanıt vermeyen devlet.

    Erçe’ye göre devlet, katliam faillerini koruma, kollama ve kaçmalarına göz yumma tutumunu sürdürdü; davanın zamanaşımına uğramasına izin verildi ve hatta bazı sanık avukatları üst düzey devlet görevlerine getirildi.

    “FAİLLER SERBEST, DAVA SÜRÜNCEMEDE KALDI”

    Yargılama sürecinin mağdurlar açısından sürüncemede bırakılırken sanıklar açısından fiilen affa dönüştüğünü değerlendiren Erçe, ülkede pek çok ağır suçun failinin serbest bırakılmasına alışık olduklarını ancak Sivas davasında farklı bir durum gördüklerini söyledi.

    Erçe’nin aktardığına göre sanıkların bir kısmı hiç yakalanmadı, yakalananlar serbest bırakıldı, bir kısmının da yurt dışına kaçmasına göz yumuldu. Avrupa’da yaşayan ve haklarında kırmızı bülten bulunan sanıkların somut bilgilere rağmen Türkiye’ye getirilmediğini belirten Erçe, bunun bilinçli bir tercih olduğunu söyledi.

    Erçe, katliamın önceden duyurular ve çağrılarla hazırlandığını, isteseler engellenebilecek bir olay olduğunu ancak bunun yapılmadığını vurguladı.

    “33 CAN, 33 YIL: ACILAR ARASINDA KÖPRÜ”

    Bu yılki anma çalışmalarının “33 can, 33 yıl” vurgusuyla yürütüldüğünü anlatan Erçe, amacın mücadeleyi yılın tamamına yaymak olduğunu söyledi.

    Erçe, farklı zaman ve coğrafyalarda yaşanan acılar arasında fark gözetmeden bir dayanışma köprüsü kurmaya çalıştıklarını belirtti. Bu doğrultuda 2025 yılı sonunda Maraş anmasının ardından Roboski’ye gidildiğini, 13 Haziran’da ise Dersim’de bir araya gelindiğini hatırlattı.

    Erçe’ye göre Sivas’ta yaşananlar, Dersim’de yüzyıllardır süregelen baskının bir devamı niteliğinde.

    2 TEMMUZ HAZIRLIKLARI SÜRÜYOR

    Mart ayından bu yana çeşitli şehirlerdeki şubelerde paneller, sempozyumlar ve meydan anmalarının düzenlendiğini aktaran Erçe, 2 Temmuz’da her yıl olduğu gibi Sivas’ta olacaklarını söyledi.

    Programa göre Ali Baba Mahallesi’nden Madımak Oteli’ne bir yürüyüş gerçekleştirilecek; siyasetçiler ve aydınlar etkinliğe davet edilecek. Aynı gün Tokat’ın Zile ilçesine bağlı Maşat köyünde, hayatını kaybedenlerden Muammer Çiçek’in mezarı ziyaret edilecek.

    6 Temmuz’da ise katliamda yaşamını yitiren 33 kişi için mezarlık anmaları yapılacak.

    Erçe, yıl boyunca Munzur Festivali, Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri ve Hacı Musa Anmaları gibi etkinliklerde de katliamın hatırlatılmaya devam edileceğini söyledi.

    21 HAZİRAN’DA MEYDANLARA ÇAĞRI

    Erçe, 21 Haziran’da İstanbul’da Kadıköy, İzmir’de Karşıyaka ve Ankara’da Güvenpark başta olmak üzere çeşitli şehirlerde bağlama, türkü, deyiş ve semah eşliğinde meydan etkinlikleri düzenleneceğini duyurdu.

    Hayatını kaybedenlerin anısını yaşatma vurgusu yapan Erçe, “unutmadık, unutturmadık” mesajını yineleyerek herkesi 21 Haziran’da meydanlara, 2 Temmuz’da da Sivas’a davet etti.

    FIRAT ALTINTAŞ/PİRHA

  • Erdoğan, Madımak Katliamı sanığının cezasını kaldırdı!

    Erdoğan, Madımak Katliamı sanığının cezasını kaldırdı!

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sivas Madımak Katliamı sanığı Adem Kozu’nun cezasını kaldırdı.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Sivas Madımak katliamı hükümlüsü Adem Kozu’nun kalan cezası “sürekli hastalık hali” gerekçesiyle kaldırıldı.

    Adem Kozu, 33 kişinin yakılarak katledildiği Sivas Katliamı davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almıştı.

    Cumhurbaşkanı Kararı’yla, 8 kişinin daha cezasının hastalıkları nedeniyle kaldırıldığı açıklandı.

    Sivas Katliamı sanıklarından Adem Kozu’ya dair Resmi Gazete’de şu açıklamaya yer verildi:

    “Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 16/6/2000 tarihli ve E:1999/5, K:2000/87 sayılı kararı ile bu karara ilişkin Ankara (Kapatılan) 11 inci Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250 nci madde ile görevli) 23/6/2005 tarihli ek kararıyla anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışmak suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, Sivas 2 nci Asliye Ceza Mahkemesinin 10/7/2014 tarihli ve E:2013/348, K:2014/289 sayılı kararıyla infaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokma suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen 27/4/1971 doğumlu, 12392385306 T.C. kimlik numaralı Adem KOZU’nun kalan cezası, Adalet Bakanlığının 20/5/2025 tarihli ve 31589 sayılı yazısı ekinde gönderilen ve adı geçenin sürekli hastalık hali kapsamında bulunduğunu belirten Adli Tıp Kurumu 3 üncü Adli Tıp İhtisas Kurulunun 16/8/2023 tarihli ve 18674 sayılı raporu sebebiyle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 104 üncü maddesinin on altıncı fıkrası gereğince kaldırılmıştır.”

    PİRHA/ANKARA 

  • Aleviler 2 Temmuz’da katledilenler için yürüyor-VİDEO

    Aleviler 2 Temmuz’da katledilenler için yürüyor-VİDEO

    PİRHA-Alevi kurumları, Madımak Katliamı’nın katliamın 32. yılı nedeniyle Karşıyaka Mezarlığı’na yürüyüş başlattı.

    Alevi kurumları ile Madımak Oteli’nde yakınlarını yitiren aileler, Sivas Katliamı’nın 32. yılı nedeniyle Dikmen’den Karşıyaka Mezarlığına yürüyüşe geçti. Yaklaşık 4 saat sürecek olan yürüyüşün ardından, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 kişi, Ankara Karşıyaka Mezarlığı’ndaki anıt mezarda anılacak.

    “KATLİAMLA HESAPLAŞILANA KADAR MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Yürüyüş öncesi konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, mücadeleye devam edeceklerini vurgulayarak, “Faşist ve şeriatçı bir kuşatma ile karşı karşıyayız. Sivas ile yüzleşmemenin sıkıntılarını artık çok daha fazla hissediyoruz. Verdiğimiz mücadele 32 yılla sınırlı kalan bir mücadele olmayacak. Bundan sonra da gerçek anlamda bir hesaplaşma yaşanana kadar verdiğimiz sözün gereği olarak mücadeleye devam edeceğiz. Bu katliam ile hesaplaşılmadan Türkiye’nin demokratikleşmesi mümkün değil” dedi.

    Açıklamanın ardından kitle yürüyüşe geçti.

    PİRHA/ANKARA

  • Adıyaman’da Madımak Katliamında yitirilenler için çerağlar uyandırılarak semahlar dönüldü-VİDEO

    Adıyaman’da Madımak Katliamında yitirilenler için çerağlar uyandırılarak semahlar dönüldü-VİDEO

    PİRHA- AKD Rıza Tanrıverdi Cemevinde, Sivas Madımak Oteli’nde katledilen 33 can için anma programı düzenlendi. Katledilen 33 insan için semah dönüldü.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Adıyaman Rıza Tanrıverdi Cemevi, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Otel’inde, aydın, yazar ve sanatçının yer aldığı 33 insanın yakılarak katledilmesinin 32’inci yılında anma gerçekleştirdi.

    Katledilen 33 can için saygı duruşunun ardından sinevizyon gösterimi yapıldı.

    Ağuçan Ocağı Pirlerinden Erdal Bozkurt’un yürüttüğü ve 12 hizmetin görüldüğü cemde çerağlar uyandırıldı, katledenlere lanet okunurken, katledilen canlar anıldı.

    33 kişiden oluşan semahçılar Madımak’ta katledilenler insan için semah döndü.

    Anma çerağların sırlanması ile sona erdi.

    PİRHA/ADIYAMAN

     

     

  • Fatih Dayanışması: Katliamın sorumlularından hesap soracağız!

    Fatih Dayanışması: Katliamın sorumlularından hesap soracağız!

    PİRHA- 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta katledilen 33 Yurttaş İstanbul’da anıldı. Okunan basın metninde “Adaleti sağlayana dek mücadele edeceğimizi ve öfkemizi diri tutacağımızı bir kez daha yeniliyoruz” denildi.

    2 Temmuz 1993’te Sivas’taki Pir Sultan Abdal Şenliklerine katılmak için Sivas’a giden 33 aydın, Madımak Oteli’nde yakılarak katledildi. Katliamın 32. yılında İstanbul’un Fatih ilçesinde de anma düzenlendi.

    Kocamustafapaşa Meydanı’nda yapılan anmada yaşamını yitirenlerin fotoğrafları taşındı.

    “ACIMIZ DA ÖFKEMİZ DE İLK GÜNKÜ GİBİ TAZE”

    Fatih Dayanışması adına yapılan basın açıklamasını Lizge Biter okudu. İlgili metinde şu ifadelere yer verildi:

    “33 şair, yazar, müzisyen dostumuz kaldıkları Madımak Oteli’nde devlet destekli çetelerce yakılarak katledildi. Bugün katliamın yıl dönümünde yitirdiğimiz 33 canımızı hatırlatıyor, gerçek adaleti sağlayana dek mücadele edeceğimizi ve öfkemizi diri tutacağımızı bir kez daha yineliyoruz.

    Bu katliama giden yollar açıkça egemenler tarafından döşenmiş, birlikte yaşam, kardeşlik ve özgürlük hedef alınmıştır. İşte katlettikleri canlarımız yaşamları boyunca bu değerleri inşa etmeye çalışmış, bunun mücadelesini vermişlerdi. Onlar toplumda körüklenmeye çalışan nefrete, ayrımcılığa ve tek tipçiliğe karşı insan haklarının, toplumsal barışın, özgürlüğün ve demokrasinin safında durdular.

    33 canımızı yitirdiğimiz, yüzlerce insanımızın yaralandığı bu katliamın davası 2011 yılında zaman aşımına uğratıldı. Katliamın faillerini, işbirlikçilerini gizleyerek, davayı bir sonuca ulaştırmadan kapatarak yok etmeye çalıştıkları şey bu toplumun hafızasıdır.

    Fakat ne kadar üstünü örtmeye, unutturmaya çalışsalarda acımız da öfkemiz de ilk günkü gibi taze. Adaleti, iktidarın arka bahçesi haline gelmiş mahkeme salonlarından değil mücadelemizden doğuracağımızı biliyoruz.

    İktidar, nefret politikalarıyla, ötekileştirici ve inkarcı söylemleriyle hayatın her alanını kuşatmaya çalışıyor. Her toplumsal olayda kent merkezlerini, özellikle Taksim’i emekçilere, kadınlara, LGBTİ+’lara kapatarak özgürlüğün, eşitliğin önüne çekilen barikatlarınn 30 Haziran günü siyasal islamcı faşist çetelere nasıl açıldığını gördük.

    O gün, katliam naraları atanlara, ‘bu bina yanacak’ söylemleriyle nefret ve şiddet eylemi yapanlara açılan sokaklar devletin Madımak katliamıyla olan ilişkisini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu provokasyon Sivas Katliamı’ndan 2 gün, Saraçhane Direnişi için gerçekleştirilecek 100. Gün eyleminden bir gün önce gerçekleştirilmiştir. Burada ne amaçlandığını görüyor, korku, baskı ve sindirme politikalarınızla yılmayacağımızı, adalet, eşitlik ve barış için mücadele etmeye, meydanları faşist çetelere terk etmeyeceğimizin altını çiziyoruz.

    Madımak’ta katledilen dostlarımızdan bize kalan zulme boyun eğmemek, zalimin karşısında dimdik durmak ve mücadeleyi büyütmektir. Sivas’ın bir insanlık suçu olduğunu söylemeye, Dersim, Çorum, Maraş, Gazi, Suruç, Roboski, Ankara Gar katliamları gibi birçok katliamın takipçisi olmaya devam edeceğiz. Katliamları bu coğrafya halklarının kaderi haline getirmelerine izin vermeyeceğiz.

    Bu topraklarda ezilmiş, ötekileştirilmiş olan ne varsa bizimdir, sahip çıkacağız.

    Katliamın sorumlularından hesap soracağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Geçmişle yüzleşilmeden demokratik bir toplum inşa edilemez’-VİDEO

    ‘Geçmişle yüzleşilmeden demokratik bir toplum inşa edilemez’-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de Sivas Madımak Katliamında yaşamını yitirenler anıldı. Anmada konuşan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, insan yakmanın zaman aşımı olamayacağına dikkat çekerek, “Geçmişle yüzleşilmeden demokratik bir toplum inşa edilemez” dedi.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Madımak Oteli’nde katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçı için 32’nci yıl dönümü dolayısıyla anma etkinliği gerçekleştirildi. Etkinliğe platform bileşenleri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyen yurttaşlar, sık sık “Sivas’ı unutma, unutturma” sloganları attı.

    Basın metnini DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan okudu.

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, 32 yıl önce 2 Temmuz 1993’de Madımak katliamı ile geçmişle yüzleşmek, yaralarının sağaltılması yerine, Alevileri katliam kıskacında tutma zihniyetinin açık edilerek devam ettirildiğinin söyledi.

    “MÜNFERİT BİR OLAY DEĞİLDİR”

    Katliam zihniyetinin Suriye’deki Alevi katliamı ile devam ettiğini vurgulayan Kadriye Doğan, şunları ifade etti:

    “1993 Sivas’ında; birkaç yıldır Banaz’da ‘”Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan’’ diyen Pir Sultan’ı anma yaşatma Alevi inancını görünür kılma, o yıl ‘’Ölümsüz Ozan Anıtı’’ ile de varlık mücadelelerine bir taş daha koymaya karar vermişlerdi. Rea Hak Alevilere, Kürtlere, farklı inanç ve etnik kimliğe, farklı dile yaşam olanağı tanımayan sistem, bu varlık mücadelesine tahammülsüzlüğün en ağır biçimini Alevilere reva gördü. Birlikte yaşam semahı yerine ateşle semaha durdurdular. 32 yıldır geçen bu sürede açıkça ortaya çıktı ki; Madımak aleni bir şekilde planlı örgütlü ve devlet aklından icazetli gelişen büyük bir katliamdır. Alevilere ve tüm farklılıklara, hak talebinde bulunanlara karşı nefretin, kinin dışa vurumudur. Farklılıklara uygulanan sistematik ayrımcılığın, inkâr ve cezasızlığın sonucu ortaya çıkan bir katliamdır. Münferit bir olay değildir.”

    “İNSAN YAKMANIN ZAMAN AŞIMI OLMAZ”

    Kadriye Doğan, 1921 Koçgiri,1937-38 Dersim,1978 Maraş, 1980 Çorum,1995 Gazi, ve zihnimizde yer eden katliamlar silsilesinin, Rea Hak Alevi toplumunun, Kürtlerin, sol, sosyalistlerin maruz kaldığı “şiddet zincirinin” sadece bir dönemin karanlık yüzünü değil, devlet aklının açığa çıkması olarak değerlendirerek, “Sonuç; bu coğrafyalarda demografik yapının tümden değişmesi, kadim halkların yerinden edilmesidir. 1993 den bu yana Adalet arayışları katliam mağdurlarının acılarını katlarken, katillerin çoğu cezasızlıkla ödüllendirilmiş, yurtdışına kaçırılmış, sürdürülen davalar zaman aşımına uğratılmış, olayın asıl sorumluları ve perde arkası bugüne kadar aydınlatılmamış yargı önüne çıkarılmamıştır. Suçluların savunma avukatları ve olayın failleri parlamentolara taşınmış, devlet kademelerinde en üst düzeyde görevlendirilerek ödüllendirilmişlerdir. Böyle gitmez, gitmemeli. Türkiye toplumu sağaltılması, rejimin demokratikleşmesi, toplumsal barışın inşa edilmesi elzemdir. İnsan yakmanın zaman aşımı olmaz. Geçmişle yüzleşilmeden demokratik bir toplum inşa edilemez” şeklinde konuştu.

    “YÜZLEŞME VE ADALET’’ KOMİSYONLARI KURULMALI”

    Sivas Madımak Katliamının gerçek faillerinin açığa çıkarılması, yargılanması, otelin utanç müzesine dönüştürülmesi, Alevi toplumunun tarihsel belleğindeki tüm katliam ve travmalarla yüzleşilmesi çağrısında bulunan Kadriye Doğan, şunları dile getirdi:

    “Bu acıları dindirirken ortak yaşamı benimseyen sağaltılmış bir toplum olmamızı sağlayacaktır. Bugüne kadar yaşadığımız ayrıştırıcı, ötekileştirici, kutuplaştıran, çatıştıran zihniyet dünyasından uzaklaşmanın yegâne yolu yüzleşmedir. Yüzleşme Adaleti sağlar, Adalet toplumsal barışı önünü açar. İçinden geçtiğimiz günlerde Kürt sorununun demokratik çözümü için Meclis’te oluşturulacak komisyonun içinde‘ “Yüzleşme ve Adalet’’ komisyonlarının da kurulması sağlanmalıdır. Madımak katliamı ve diğer katliamları, hakikatlerin ve tarihsel gerçeklerin, bu komisyonlar aracılığı ile gün yüzüne çıkarılmaları sağlanmalıdır.”

    PİRHA/DERSİM

  • Madımak Katliamı için araştırma önergesi: ‘Bu yüzleşme, toplumu kutuplaştırmak için değil!’

    Madımak Katliamı için araştırma önergesi: ‘Bu yüzleşme, toplumu kutuplaştırmak için değil!’

    PİRHA – DEM Parti, Sivas Katliamı’nın Meclis çatısı altında tüm yönleriyle araştırılmasını talep etti. Demokratik bir toplumun inşası için Sivas Katliamı ile yüzleşilmesi gerektiği vurgusunu yapan DEM Parti, “Bu yüzleşme, toplumu kutuplaştırmak için değil; ortak bir hafıza inşa ederek geleceği daha sağlam temeller üzerine kurmak için gereklidir” diye belirtti.

    DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ile Sezai Temelli, Madımak Katliamı’nın tüm yönleriyle araştırılması, gerekli toplumsal yüzleşmenin sağlanması ve toplumsal barışa katkı sunulması amacıyla TBMM Başkanlığına Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için başvuruda bulundu.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan başvuruda, toplumsal barışa katkı sunulması için 2 Temmuz Katliamı’nın tüm yönleri ile araştırılması gerektiği ifade edildi.

    “BENZER ACILARIN TEKRARLANMAMASI İÇİN”

    Katliamın üzerinden 32 yıl geçmesine rağmen dosyanın aydınlatılamadığına dikkat çeken DEM Parti Grup Başkanvekilleri, şu ifadelere yer verdi:

    “Bu katliam, toplumun hafızasında silinmez bir iz bırakmış; özellikle farklı inanç grupları arasında karşılıklı güvenin yeniden inşası açısından hâlâ çözüm bekleyen bir yara olarak varlığını sürdürmektedir. Sivas Katliamı’nın hem bireysel hem de toplumsal düzeyde doğurduğu sonuçların kapsamlı şekilde değerlendirilmesi, benzer acıların tekrarlanmaması için hayati önemdedir. Bu çerçevede, olayın tüm yönleriyle araştırılması, gerekli toplumsal yüzleşmenin sağlanması ve toplumsal barışa katkı sunulması amacıyla Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.”

    “MADIMAK ‘UTANÇ MÜZESİ’ OLSUN!”

    DEM Parti’nin, Sivas Katliamı konusunda araştırma önergesinin gerekçe bölümünde ise şu açıklamaya yer verildi:

    “Canlı yayında saatlerce alevler içinde kalan otelin görüntüleriyle hafızalara kazınan bu katliam, Türkiye’nin toplumsal yapısında derin etkiler yaratmış; farklı inanç ve düşünce çevrelerinde silinmeyen bir kırılma noktası olmuştur. Olayın gerçekleştiği dönemde yaşanan gelişmeler, kamuoyunda geniş yankı uyandırmış; uzun yıllara yayılan yargı süreçleri, bir insanlık suçu niteliğinde olan Sivas Katliamı’nın yalnızca bireysel bir suç değil, aynı zamanda toplumsal bir yüzleşme ihtiyacını da beraberinde getirdiğini ortaya koymuştur.

    Katliamın ardından açılan davalar, zaman içinde uzun ve karmaşık bir sürece evrilmiştir. Mahkeme süreçlerinin arkasındaki karanlık güçlerin ortaya çıkarılmaması, faillerinin birçoğuna ulaşılmaması ve bir insanlık suçu olmasına karşın davanın zaman aşımına uğraması gibi sebeplerle kamuoyunda tartışmalara neden olmuş, mağdur yakınlarının adalet beklentisi aradan geçen uzun yıllara rağmen karşılanamamıştır. Bu nedenle, katliamın tüm boyutlarıyla ele alınması, yaşanan acıların anlaşılması ve kamuoyunda oluşan soru işaretlerinin giderilmesi büyük önem taşımaktadır.

    Madımak Oteli’nin geleceğine dair yapılan tartışmalar da bu bağlamda dikkate değerdir. Otelin bir utanç müzesine dönüştürülerek bir ‘anma mekânı’ olarak değerlendirilmesine dair öneriler, özellikle katliamda hayatını kaybedenlerin yakınlarının ve Alevi kurumlarının taleplerini içermektedir. Bu taleplerin değerlendirilmesi ve kamuoyunun bu konuda bilgilendirilmesi, toplumsal yaraların onarılmasına yönelik bir adım olacaktır. Sivas Katliamı’nın, Türkiye’deki toplumsal barış ve ortak yaşam kültürünün gelişimi açısından kapsamlı şekilde incelenmesi, benzer acıların bir daha yaşanmaması için önleyici politikalar oluşturulmasına katkı sağlayacaktır.

    Yine aynı şekilde, bu katliam yalnızca bireysel suçlarla sınırlı görülmemeli, aynı zamanda bu tür toplumsal olayların hangi koşullarda ortaya çıktığı, hangi toplumsal dinamiklerden beslendiği, hangi önlemlerin alınmasının benzeri acıların yaşanmasını engelleyebileceği yönünde kapsamlı değerlendirmeler yapılmalıdır. Meclis tarafından yürütülecek şeffaf ve çok yönlü bir araştırma, hem geçmişle yüzleşmeye katkı sunacak hem de geleceğe dönük iyileştirici önerilerin ortaya konmasını sağlayacaktır. Toplumsal barışın kalıcı hale gelmesi, ancak geçmişte yaşanan travmalarla sağlıklı bir şekilde yüzleşilmesiyle mümkündür. Bu yüzleşme, toplumu kutuplaştırmak için değil; ortak bir hafıza inşa ederek geleceği daha sağlam temeller üzerine kurmak için gereklidir.

    Bu nedenle; Sivas Katliamı’nın oluşum süreci, olayın gerçekleştiği gün yaşananlar, sonrasında yürütülen adli-idari işlemler ve bu olayın toplumsal etkileri, siyasi ve hukuki sorumluluklar dahil olmak üzere çok yönlü biçimde değerlendirilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • AKD Silifke Şubesi ve Cemevi: Yakanları da, aklayanları da affetmeyeceğiz!

    AKD Silifke Şubesi ve Cemevi: Yakanları da, aklayanları da affetmeyeceğiz!

    PİRHA-Sİlifke’de 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın 32’nci yıldönümünde yapılan açıklamada, “Yakanları da, aklayanları da, katilleri serbest bırakanları da affetmeyeceğiz” denildi.

    Kültür Dernekleri (AKD) Silifke Şubesi ve Cemevi tarafından Anıt Meydanı’nda Sivas Madımak Katliamı’nın 32. yıl yıldönümünde basın açıklaması yapıldı.

    Açıklamaya onlarca yurttaş ve demokratik kitle örgütü temsilcisi katılırken, açıklamayı Alevi Kültür Dernekleri Genel Saymanı ve Silifke Şube Başkanı Ümit Boyraz okudu.

    “Yakanları da, aklayanları da, katilleri serbest bırakanları da affetmeyeceğiz” diyen Boyraz, şunları ifade etti:

    “Bu topraklarda direnişin simgesi, Alevi inancının hak, hakikat ve adalet yolundaki temel direklerinden biri olan Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın anısına düzenlenen etkinliklerin dördüncüsünde, Semah dönen gençlerimiz, ozanlarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız, aydınlarımız, bu halkın vicdanı ve geleceği olan 33 Canımız, 2 Temmuz 1993 Cuma günü Madımak Oteli’nde yakılarak katledildi.

    Katillerin sloganlar eşliğinde yaklaştığı, güvenlik güçlerinin seyirci kaldığı, dönemin siyasi iktidarının sessizliğiyle gölgelenmiş bu katliam, sadece Türkiye’nin değil, insanlık tarihinin kara lekesi, bu coğrafyada farklı olana, inanca, düşünceye , aydınlığa ve insanlığa karşı işlenmiş bir insanlık suçudur.”

    Katliamın üzerinden 32 yıl geçtiğini hatırlatan Boyraz, “Ama ne acımız azaldı, ne de öfkemiz dindi. Çünkü adalet yerini bulmadı. Katillerin büyük bir bölümü cezasız kalırken ceza alanlar affedildi, serbest bırakıldı. İnsanlığa karşı işlenmiş bir dava, zaman aşımına uğratıldı. Sivas’ın öncesinde yaşanan katliamlarla da, Sivas’la da, sonrası yaşanan katliamlarla da yüzleşilmedi. Yaşanmış hiç bir katliamla hesaplaşılmadı. Hesabı verilmedi. Çünkü katiller, bizzat siyasi iktidarlar tarafından korundu, bu tür cinayetler ve cinayet şebekeleri, gerici, ırkçı, faşist çeteler, örgütler cesaretlendirildi, dolayısıyla katliamlar teşvik edildi. Katiller ve onları koruyup kollayanlar, devlet protokollerinde yer buldu” dedi.

    AKD Genel Başkan Yardımcısı Ümit Boyraz, tarihin hiçbir döneminde karanlığa teslim olmadıklarını, bundan sonra da olmayacaklarını ifade ederek, “Yüzleşme ve hesaplaşma olmadan bu topraklara barış da, demokrasi de, özgürlük de gelmeyecektir. 2 Temmuz’un hesabı sorulana kadar, Sivas için Adalet, Herkes İçin Adalet mücadelemizi büyüterek devam ettireceğiz” diye konuştu.

    Sivas, Tokat, Malatya Erzincan başta olmak üzere Alevi coğrafyası madencilik adı altında, maden ve enerji şirketlerine peşkeş çekildiğine  kutsal mekânların, ziyaretgahların,  derelerin, dağların, yaşam alanlarının talan edildiğine dikkat çeken Boyraz, şunları ekledi:

    “Bu yapılmak istenen şey, sadece sıradan bir doğa katliamı değil, aynı zamanda bir inanç, kültür ve hafıza kıyımıdır. Bu düzenin adı açıkça faşizmdir. Bugün yapılan şeyin adı, açıkça şeriatçı ve faşist bir kuşatmadır. Ve biz, bu kuşatmaya karşı direnen halkların, inançların, kadınların, gençlerin yanında, Hakk’ın ve halkın yolundayız ! Sivas’ta yakılan ateşle simgeleşen bu katliamla yüzleşmeyen hiçbir iktidar, barış ve eşit yurttaşlık iddiasında bulunamaz.

    Dersim, Çorum, Maraş, Gazi, Suruç, Roboski, Ankara Gar, Gezi ve daha bir çok katliam gibi, yaşanmış ve yaşanmakta olan her bir katliam, ülkemizin kara günleridir.

    Katliamlar, Alevilerin ve Türkiye halklarının kaderi değildir ve olmayacaktır. Pirlerimizin, yol önderlerimizin tarih boyunca sürdürdüğü hak ve hakikat mücadelesini büyüterek devam ettirecek ve sonunda kaybeden karanlık olacaktır. Bu ülke ve bütün halklar özgürleşecek, eşit yurttaşlığa dayalı Laik ve Demokratik Cumhuriyet mutlaka inşa edilecektir.

    Yolu Hacı Bektaş’tan, Dersim’den, Madımak’tan geçmeyen bir barış, Aleviler için eksik ve adaletsizdir. Başta Kürt sorunu ve Alevi sorunu olmak üzere hiçbir sorun, yüzleşme olmadan çözülemez.

    Aleviler her daim barıştan yanadır ancak, yüzleşme ve hesaplaşma olmadan yapılacak her tür “barış”, daha baştan çözülmeye mahkûmdur.

    Bugün bir yandan da “yeni anayasa” tartışmaları yürütülüyor. Ama o masalarda yine Aleviler yok, emekçiler yok, kadınlar yok, Kürtler yok! Biz olmadan yazılan bir toplumsal sözleşme, ne eşit olabilir, ne özgür, ne de kardeşçe. Aleviler yalnızca bu ülkenin vicdanı değil, aynı zamanda kurucu iradesidir. Bu nedenle yeni anayasada Aleviler söz sahibi olmalı, yalnızca “konu” değil, özne ve kurucu irade olarak kabul edilmelidir. 32 yıl önce Sivas’ta yakılan ateş, bugün hâlâ kalbimizde yanıyor.

    Ama o küllerin içinden yeniden birlik, direniş ve umut yeşeriyor. Mücadelemiz yalnızca geçmişin hesabı değil, geleceğin de savunusudur. Faşist ve Şeriatçı Kuşatmaya Karşı birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız!”

    PİRHA/MERSİN

  • Alevi Ansiklopedisi dijital ortamda erişime açıldı

    Alevi Ansiklopedisi dijital ortamda erişime açıldı

    PİRHA- Rıza Şehri Akademisi’nin öncülüğünde hazırlanan Alevi Ansiklopedisi, çok dilli yapısıyla bugün (2 Temmuz) dijital ortamda erişime açıldı. Rıza Şehri Akademisi açıklamasında 2 Temmuz’un Alevi tarihinde bir kırılma anı olduğuna işaret edilerek, bu tarihin yüzyıllardır susturulmak istenen sözün, belleğin, inancın, duyguların, varoluşun tarihi olduğu vurgulandı. 

    Alevi toplumu için tarihi bir adım niteliğindeki Alevi Ansiklopedisi, bugün(2 Temmuz) itibarıyla dijital ortamda yayımlandı. Rıza Şehri Akademisi tarafından hazırlanan ansiklopedi, Alevi inanç ve kültür dünyasını dijital platformlara taşıyan ilk kapsamlı çalışma olma özelliği taşıyor.

    Türkçe ve İngilizce’nin yanı sıra Kurmancî, Almanca ve Fransızca dillerinde yayınlanan ansiklopedi; tarih, felsefe, ritüeller, edebiyat, sosyoloji, sanat, toplumsal cinsiyet gibi birçok alanda yüzlerce başlığa ev sahipliği yapıyor. Projede onlarca akademisyen ve uzman görev aldı.

    Online olarak erişilen ansiklopedi, Avrupa’daki Aleviler başta olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki Alevi topluluklarına ulaşmayı amaçlıyor. Bu sayede sözlü kültürün dijital belleğe aktarılması ve gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde ulaştırılması hedefleniyor.

    6 içerik girişinden oluşan ve 1. bölümü bugün yayına giren ansikloedinin diğer içerikleri ise belirtilen tarihlerde yayında olacak.

    NASIL ULAŞILIR?

    Alevi Ansiklopedisi’ne şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://www.aleviansiklopedisi.com

    NEDEN 2 TEMMUZ?

    Rıza Şehri Akademisi  tarafından yapılan açıklamada ‘Alevi Ansiklopedisi’ projesine dair şunları kaydedildi:

    2 Temmuz, takvimde sıradan bir gün değil, Alevi tarihinde bir kırılma anı’dır. Hem ateşe verilmiş bir otelin duvarlarında yankılanan çığlıkların, hem de yüzyıllardır susturulmak istenen sözün, belleğin, inancın, duyguların, varoluşun tarihidir.

    Sivas’ta yakılan yalnızca aydınlık yüzlü insanlar (ve çocuklar) değildi; asıl yok edilmek istenen yüzlerce yıla yaslanan bir felsefe, bir düşünce, bir hakikat ve inancın kendisidir.  2 Temmuz 1993’te, Alevilerin yüzyıllardır maruz kaldığı fiziksel şiddetin yanı sıra, bir başka şiddet biçimi de çıplaklaşıyordu: epistemik şiddet. Yani Alevilerin kendilerini yine kendi dilleriyle, kendi duygularıyla, kendi kavramlarıyla tanımlamasına, kendi bilgisini üretmesine, hafızasını kurmasına, mekanlarını yaratmasına yönelik tarihsel yasakların, inkârın, Alevi-karşıtı ayrımcılığın bilgisel şiddet hali.

    “BİR SÖZ MEYDANI OLARAK KARŞIMIZDA DURMAKTADIR”

    Tam da bu nedenle, Alevi Ansiklopedisi’nin 2 Temmuz 2025’te yayın hayatına başlaması, bir rastlantı değildir. Hem kökleri asırları aşan bir toplumsal gerçekliğin, hem günümüzde uluslararası bir bilimsel araştırma alanına dönüşen Alevilik Araştırmalar,  bünyesindeki yığınsal literatürün özlü, sade, kolay anlaşılabilir bir formatta, dijital çağın gerçeği içinde ortaya çıkışıdır. Alevi Ansiklopedisi, kendini başkalarının tanımlarına mahkûm etmeyi reddeden bir bilincin, yine kendi kavramlarıyla, sözleriyle, bilgisiyle, anlam ve duygu dünyasıyla var olma çabasıdır. Katliamların, yok saymaların, asimilasyonun, folklorikleştirmenin ötesinde; Alevilik bilgisinin derlenmesi, geleceğe taşınması ve dünyayla paylaşılması için atılmış bilimsel ve kolektif bir adımdır.

    Bugün, Alevi Ansiklopedisi sadece bir bilgi platformu değil; bir hafıza mekânı, bir söz meydanı olarak karşımızda durmaktadır.

    ALEVİ ANSİKLOPEDİSİ NEDİR?

    Alevi Ansiklopedisi, Nisan 2024’te Rıza Şehri Akademisi davetiyle başlayan, Alevilik Çalışmaları alanında emek vermiş akademisyenlerin katılımı ve katkılarıyla devam eden ve nihayet 2 Temmuz 2025’te yayın hayatına başlayan, çok boyutlu bir dijital bilgi platformudur. Alevi Ansiklopedisi yalnızca bilgi toplamayı değil, var olanın sistematik biçimde tasnifi ve geleceğe taşınması gibi tarihsel sorumlulukları da üstlenmektedir. Alevi Ansiklopedisi, kendisini benzerlerinden ayıran, iki kuvvetli temel üzerine yükseliyor. Akademi ve tarihsel-toplumsal bellek.

    İlki, akademik-bilimsel bilgi üretim süreçlerine dayanan ansiklopedik sözlük bölümüdür. Burada hedeflenen, artık uluslararası bir araştırma alanına dönüşmüş olan Alevilik Çalışmaları alanında oluşmuş devasa birikimi -özellikle de son 40 yılda üretilmiş ve sayısı hızla artan bilimsel çalışmaları- akademik standartlara bağlı kalarak geniş okur kitlesiyle buluşturmaktır. Kavramlar, konseptler, tarihsel kişiler, ritüeller, mekânlar ve kurumsal yapılar gibi çok çeşitli başlıklarda yazılan maddeler, bir bilimsel hakemli dergi titizliğinde değerlendirilmektedir. Amaç, her okurun rahat ve kolay anlayabileceği bir formatta kısa, özlü maddeler türetmektir.

    Bu kapsamda oluşturulan Alevi Ansiklopedisi Bilimsel Danışma Kurulu, dünyanın farklı coğrafyalarından, farklı disiplinlerden, alanında tanınmış kıymetli profesörlerden ve genç araştırmacılardan oluşmaktadır. Her madde, çok katmanlı bir editoryal süreçten geçerek, sadece akademik çevreye değil, Alevi toplumunun tüm bileşenlerine hitap edecek şekilde anlaşılır ve bütünlüklü bir dille sunulmaktadır.

    “ALEVİ HAREKETİ TARİHİNDE EŞİNE AZ RASTALANIR BÜYÜKLÜKTE HAFIZA AKTARIMI”

    Şu an için Türkçe ve İngilizce dillerinde yayın yapan ansiklopedi, kısa süre içinde Almanca, Kurmanci, Kırmancki ve Fransızca gibi dillere de genişlemeyi hedeflemektedir.

    Editoryal kurul, şimdilik kurucu bir rol oynasa da Ekim 2025’te düzenlenecek II. Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu sonrasında uluslararası bir yetkililik kazanarak kurumsal niteliğini pekiştirecektir.

    Ansiklopedinin ikinci boyutunu, Alevi Yol önderlerinin (pirlerin & anaların) sözlü anlatımlarına dayanan kolektif-bellek bölümüdür. Bu bölümde, Alevi teolojisinin, temel kavramlarının, dualarının (gülbenk/deyiş), ritüellerinin ve ahlaki dünyasının yüzyıllardır (farklı dillerde) sözlü olarak aktarılan mirası, video kayıtlar aracılığıyla derlenmekte ve dijital dünya aracılığıyle tüm insanlığa açılmaktadır. Bu, Alevi hareketi tarihinde eşine az rastlanır büyüklükte bir hafıza aktarımıdır. Bu hafıza, yüzlerce yıllık baskılardan, zulümlerden, katliamlardan kurtulmuş, ayakta kalmış, Alevi inancını, felsefesini, güzel sanatlarını, bilgisini ve toplumsal aklını bugüne taşımıştır. Bu haliyle Alevi Ansiklopedisi yalnızca bilgiyi aktarmamaktadır, aynı zamanda, ikrarla taşınmış hakikati, zulme karşı duruşu, adaletsizlik karşısında mücadeleyi, özcesi, kolektif bir varoluş biçimini yeniden var etmektedir.

    NELER YAYINDA? İLK GRUP İÇERİK VE KATILIMCILAR

    Alevi Ansiklopedisi, dijital yayın hayatına güçlü bir içerik havuzuyla ilk adımını atmaktadır. Yayına giriş tarihi olan 2 Temmuz 2025 itibarıyla platformda toplam 74 video ve 58 madde yer almaktadır. Bu içerikler Aleviliğin inanç dünyasına, tarihine, hafızasına ve gündelik yaşam pratiklerine dair çok yönlü bir temsili ortaya koymaktadır.

    İlk aşamada yayımlanan maddeler ve videolar tematik olarak oldukça geniş bir yelpazeye yayılmaktadır: Alevi inanç sistemleri, ocak örgütlenmeleri, kutsal mekânlar (jiareler), ritüel pratikler, tarihsel kırılma anları, kadının inanç içindeki konumu, Aleviliğin diasporadaki dönüşüm halleri ve yeni kuşaklar arasındaki aktarım mücadeleleri bu temalardan sadece birkaçıdır. Her biri kendi içinde özenle kurgulanmış bu içerikler, Alevi toplumunun etno-kültürel çoğulluğunu, coğrafi yayılımını ve tarihsel sürekliliğini yansıtan derinlikli perspektiflerle sunulmaktadır.

    İlk grup içerikler, geniş ve çok aktörlü bir yazar ve anlatıcı kadrosuyla oluşturulmuştur. Ulusal ve uluslararası düzeyde tanınan akademisyenler, alanın genç araştırmacıları, Alevi inanç önderleri (pirler, analar, rayberler), kurum temsilcileri, entelektüeller ve yazarlar bu süreçte katkı sunmuşlardır. Bu katılımcı zemin, yalnızca bilgi üretimini değil; aynı zamanda kolektif bir söz alanını da büyütmeyi amaçlamaktadır.

    Alevi Ansiklopedisi’nin ilk yayımları, bu anlamda hem akademik dünya, hem de Alevi toplumu açısından bir başlangıç değil, uzun süredir biriken bir ihtiyaç ve özlemin görünürlük kazandığı bir eşik olarak değerlendirilebilir.

    ALEVİ ANSİKLOPEDİSİ YAYIN TAKVİMİ

    Alevi Ansiklopedisi, işleyiş olarak, hakemli bir yayın mantığına benzer şekilde düşünülebilir. Dağınık içerik girişlerinden ziyade, belirli dönemlerde düzenli ve kolektif içerik yüklemeleri hedeflenmektedir. Bu yöntem, hem editoryal sürecin akademik çerçeveye uygunluğunu hem de içeriklerin bilimsel denetimini kolaylaştırmakta; akademik dünyanın çalışma ritmiyle uyum sağlamakta; aynı zamanda üretimi planlı ve öngörülebilir hale getirmektedir.

    Bu doğrultuda, Alevi Ansiklopedisi için 2025–2026 döneminde uygulanacak olan yayın takvimi aşağıdaki şekilde belirlenmiştir:

    1.Grup içerik girişi: 2 Temmuz 2025

    2.Grup içerik girişi: 5 Ekim 2025 (Yazı son teslim tarihi: 15 Eylül 2025)

    3.Grup içerik girişi: 15 Ocak 2026

    4.Grup içerik girişi: 15 Nisan 2026

    5.Grup içerik girişi: 15 Temmuz 2026

    6. Grup içerik girişi: 15 Ekim 2026

    Yol Önderlerinin Dilinden Alevilik bölümüne yeni videolar eklenebilinmesi için II. Pirler ve Analar Çalıştayının ve ilişkili etkinliklerin Türkiye ve Avrupa’da örgütlenmesi çalışmaları devam etmektedir.

    ALEVİ HAREKTİNDE YENİ BİR DÖNEM

    Alevi Ansiklopedisi, yalnızca geçmişi kayıt altına alan bir bellek çalışması değil; aynı zamanda geleceğe yönelen, aktarımı önceleyen, yaşayan bir arşivdir. Bu yönüyle, statik bir bilgi bankası değil; kolektif aklın, duygunun ve direnişin süreklilik içinde kurduğu dinamik bir yapı olarak düşünülmelidir.

    Alevilikte “söz”ün, yani söylenmişin, söylenerek aktarılmış olanın merkezi bir yerde durduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle Alevi Ansiklopedisi, sözlü hafızanın yazılı ve dijital forma bürünerek bugünden yarına taşınmasının araçlarından biridir. Gülbenklerden deyişlere, ocak anlatılarından kutsal mekânlara, tarihsel travmalardan etik kodlara dek uzanan bu söz zinciri, artık yalnızca kulaktan kulağa değil, dünyanın her yerinde ve zamanla pek çok dilde erişilebilir olacaktır.

    Bu ansiklopedi, Alevilik bilgisinin kolonyal, dışlayıcı, manipülatif yaklaşımlara mahkûm edilmesine, Aleviliğin dışsal kategorilerle sınırlandırılmasına karşı entelektüel bir cevap, toplumsal bir duruştur. Epistemik bağımsızlık talebinin, kendi bilgisini kendi kavramlarıyla kurma hakkının ve kolektif hafızayı yine kendi içinden kurma iradesinin somutlaştığı bir dönüm noktasıdır.

    Alevi Ansiklopedisi, sadece bugünü değil, yarını da kurmak için yola çıkanların platformudur. Ve bu yol, tıpkı Aleviliğin kendisi gibi, bir mekân değil; bir yürüyüş, bir akış, bir hakikat arayışıdır. O yüzden bu platform bir başlangıç değil, yüzyıllardır süregelen sözün, ilk kez bu ölçekte hayat bulan dijital sureti olmaktadır.”

    PİRHA/ALMANYA

  • 32. Yılında Sivas Madımak Katliamı: Binler Madımak Oteli önüne yürüdü-VİDEO

    32. Yılında Sivas Madımak Katliamı: Binler Madımak Oteli önüne yürüdü-VİDEO

    PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nın 32. yılında katliamı lanetlemek ve katledilenleri anmak için Sivas’a gelen binlerce insan Madımak Oteli önüne doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşte Madımak şehitlerinin fotoğrafları taşındı.

     

    Katliamın 32. yılında ‘Faşist ve Şeriatçı Kuşatmaya Gelin Canlar Bir Olalım’ çağrısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sivas Şubesi ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Sivas Şubesi önünde buluşan ve Madımak Oteli önüne doğru yürüyüşe geçen Aleviler sık sık ‘Sivas’ı unutma, unutturma’, “Dün Maraş’ta bugün Sivas’ta”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, Sivas’ı yakanlar, AKP’yi kuranlar, “Madımak Oteli müze olacak” sloganlarını atıyor.

    Yürüyüşte ayrıca katledilen 33 canın isimleri okunarak hep bir ağızdan ‘yaşıyor’ denildi.

    SİVAS’A GİRİŞLER TUTULMUŞ DURUMDA

    Sivas’a giriş ve çıkışlar dün geceden itibaren polis tarafından tutulmuş durumda. Şehre girişlerde kimlik kontrolü (GBT) yapılırken, anmanın yapılacağı bölgede de çok sayıda polis bulunuyor. Anmanın yapılacağı Madımak Oteli’nin önü ise bariyerlerle çevrilmiş durumda. Alana girmek isteyenler polis kontrolünden geçirilerek içeri alınıyor.

    MADIMAK’TA KATLEDİLEN 33 KİŞİNİN FOTOĞRAFLARI TAŞINIYOR

    Kortejin ön saflarında, Madımak şehitlerin fotoğrafları aileleri tarafından taşınıyor. Madımak şehitlerin isimleri okunduğu yürüyüşte  ‘burada’ denilerek yoklama alındı. Kitle katliamın gerçekleştirildiği otele doğru yürümeye devam ediyor.

    OTEL ÖNÜNE KADAR POLİS BARİKATLARI

    Sivas Seyrantepe’den başlayıp, Mevlana Caddesi üzerinden Hükümet Meydanı önünden eski Madımak Oteli’nin bulunduğu yere kadar yapılan yürüyüş güzergahında polis barikatları şimdiden yerini almaya başladı.

    ÇOK SAYIDA KATILIM

    Sivas’ta yapılan anmaya ayrıca Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekilleri ile parti yöneticileri katıldı.

    Madımak Oteli’nin önünde buluşacak kitle önce otelin önüne karanfiller bırakacak. Ardından kitle örgütlerinin temsilcileri konuşma yapacaklar.

    Yürüyüşe Madımak’ta katledilenlerin aileleri başta olmak üzere Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Demokratik Alevi Dernekleri, Türkiye Alevi Federasyonu, Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Emek Partisi (EMEP), Sol Parti, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Halkevleri, Devrimci 78’liler Federasyonu, Kamu Emekçileri Sendikası Federasyonu (KESK) Şubeler Platformu, Dersim Dernekleri ve çok sayıda siyasi parti, sivil toplum örgütü ve demokrasi örgüt temsilcileri katılıyor.

    Ayrıntılar gelecek…

    PİRHA/SİVAS

  • Ataşehir’de Anma-CANLI

    Ataşehir’de Anma-CANLI

    PSAKD İstanbul Şubeleri, Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anıyor.

  • Keçiören’de Sivas Madımak Katliamı anması: Hesabını soracağız!-VİDEO

    Keçiören’de Sivas Madımak Katliamı anması: Hesabını soracağız!-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Keçiören Şubesi, Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Açıklamada, “Er ya da geç ama mutlaka katliamların hesabını soracağız. Er ya da geç ama mutlaka biz kazanacağız” denildi.

    Sivas Madımak Otelinde yapılan katliamın üzerinden tam 32 yıl geçti. Yaşamını yitiren 33 yurttaş için anma etkinlikleri sürüyor.
    2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın 32. yılı dolayısıyla katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçı için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Keçiören Şubesi anma programı düzenlendi.
    Yunus Emre Direniş Parkı’dan yürüyüşe geçen yurttaşlar Keçiören Şubesi’ne “Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar”, ” Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, “Sivas’ın hesabı sorulacak” sloganları ile yürüdü.

    “YAKANLARI DA AKLAYANLARI DA UNUTMAYACAĞIZ”

    Açılış konuşmasını yapan PSAKD Keçiören Şube Başkanı Ayhan Demir, “Sivas Katliamında faşist düzenin iş başında olduğunu belirten Biz yakanları da aklayanları da unutmayacağız. Biz Kerbela’ları yaşadık, biz Sivas’ı yaşadık, biz Gezi’leri, Gazi’leri yaşadık sanmasınlar ki biz korktuk, unuturuz” dedi.

    “SİVAS İÇİN ADALET, HERKES İÇİN ADALET MÜCADELEMİZİ BÜYÜTEREK DEVAM ETTİRECEĞİZ”

    PSAKD Gençlik ve Keçiören Şube Sekreteri Deniz Soluğan basın açıklamasını okudu. Açıklamada Soluğan, şunları kaydetti:

    “2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı. Bu topraklarda direnişin simgesi, Alevi inancının hak, hakikat ve adalet yolundaki temel direklerinden biri olan Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın anısına düzenlenen etkinliklerin dördüncüsünde, semah dönen gençlerimiz, ozanlarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız, aydınlarımız, bu halkın vicdanı ve geleceği olan 33 canımız 2 Temmuz 1993 Cuma günü Madımak Oteli’nde yakılarak katledildi.Katillerin sloganlar eşliğinde yaklaştığı, güvenlik güçlerinin seyirci kaldığı, dönemin siyasi iktidarının sessizliğiyle gölgelenmiş bu katliam, sadece Türkiye’nin değil, insanlık tarihinin kara lekesi; bu coğrafyada farklı olana, inanca, düşünceye ,aydınlığa ve insanlığa karşı işlenmiş bir insanlık suçudur.

    Bu vahşi katliamın üzerinden 32 yıl geçti.
    Ama ne acımız azaldı, ne de öfkemiz dindi. Çünkü adalet yerini bulmadı. Katillerin büyük bir bölümü cezasız kalırken ceza alanlar affedildi, serbest bırakıldı. İnsanlığa karşı işlenmiş bir dava, zaman aşımına uğratıldı. Sivas’ın öncesinde yaşanan katliamlarla da, Sivas’la da, sonrası yaşanan katliamlarla da yüzleşilmedi. Yaşanmış hiç bir katliamla hesaplaşılmadı. Hesabı verilmedi. Çünkü katiller, bizzat siyasi iktidarlar tarafından korundu, bu tür cinayetler ve cinayet şebekeleri, gerici, ırkçı, faşist çeteler, örgütler cesaretlendirildi, dolayısıyla katliamlar teşvik edildi. Katiller ve onları koruyup kollayanlar, devlet protokollerinde yer buldu. Sivas Madımak Katliamı buna verilecek en bariz örnektir. Sivas katilleri ve onları savunan avukatlar el üstünde tutuldu, ödüllendirildi. Çünkü Sivas’ı yakanlar da aklayanlar da aynıydı.
    Değerli basın emekçileri, sevgili dostlar! katilleri de, bu katliamı planlayanları da, aklayanları da tanıyoruz. Zihniyetlerini biliyoruz. Ülkemizin ve hatta dünyanın geleceğini karartmak isteyen bu zihniyet ile mücadelemiz yeni değildir. Tarihimiz bu anlayış ile mücadele tarihidir. Tarihin hiçbir döneminde karanlığa teslim olmadık, bundan sonra da olmayacağız. Yüzleşme ve hesaplaşma olmadan bu topraklara barış ta, demokrasi de, özgürlük te gelmeyecektir. 2 Temmuz’un hesabı sorulana kadar, Sivas için adalet, herkes için adalet mücadelemizi büyüterek devam ettireceğiz.”

    “HERKESİ 2 TEMMUZ’DA ALANLARA ÇAĞIRIYORUZ”

    2 Temmuz öncesi ve sonrası her yerde alanlarda olacaklarını belirten Deniz Soluğan, herkesi 2 Temmuz’da alanlarda olmaya çağırdı. Soluğan şunları ifade etti:

    “33 canımızı anmak için alanlardayız. Faşist ve gerici kuşatmaya karşı eşit yurttaşlık, laiklik, özgürlük ve demokrasi için alanlardayız. Karanlığa karşı aydınlık için alanlardayız. Pir Sultan Abdal’ın yolu yolumuzdur, mücadele mirasını sahiplenmeye devam edeceğiz. Er ya da geç ama mutlaka katliamların hesabını soracağız. Er ya da geç ama mutlaka biz kazanacağız. İnsanlık kazanacak, karanlık yenilecek, aydınlık kazanacak. Emperyalizm yenilecek, mazlum halkların birleşik mücadelesi kazanacak. Savaş ve savaş baronları kaybedecek, barış ve bunun için mücadele eden canlar kazanacak…
    Emekten , laiklikten , eşitlikten yana olan, özgür ve kardeşçe yaşayacağımız aydınlık Türkiye diyen, halkına ses, karanlığa ışık olan tüm dostlarımızı 2 Temmuz’da Sivas’a ve bulundukları her yerde alanlara çağırıyoruz!”

    “ALEVİLİK SADECE BİR İNANÇ DEĞİLDİR, BİR DURUŞTUR”

    “Alevilik sadece bir inanç değildir, bir duruştur” diyen PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Önder Günaltay, şunları ekledi:

    “32 yıl önce önceki zihniyet ile şu an ki zihniyetin aynı olduğunu biliyoruz. Suriye’deki Alevi katliamına sessiz kalan zihniyet o zaman Sivas’ta da sessiz kaldı. Katiller ödüllendirildi. Alevilik sadece bir inanç değildir, bir duruştur. Hak ve hakikat yoludur. Mazlumun yanında durmaktır. Ülkede bu karanlığı yapan zihniyet barış süreci başlattı. Biz diyoruz ki barış sadece Diyarbakır’dan geçmez, Hacıbektaş’tan da geçer. Alevilerin sözünü Alevilerden başkası söyleyemez.”

    Erdal Beyazgül, Ersin Perçin, Sadık Erkmen, Ata Okyanus Gündüz katliamda yaşamını yitirenler anısına ezgiler seslendirirken PSAKD Keçiören Şube Semah Topluluğu semah döndü.

    PİRHA/ANKARA

  • ’32 yıl önce Sivas’ta yakılan ateş, hâlâ kalbimizde yanıyor’-VİDEO

    ’32 yıl önce Sivas’ta yakılan ateş, hâlâ kalbimizde yanıyor’-VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İstanbul Şubeleri, Madımak Katliamında yaşamını yitirenleri andı. Okunan basın metninde “Sivas’ı yakanlar da katliamcıları aklayanlar da aynıdır” mesajı verildi.

    PSAKD İstanbul Şubeleri, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde yapılan katliamı bir kez daha lanetledi.

    “Yakanları da aklayanları da affetmeyeceğiz” çağrısıyla Kadıköy’de bir araya gelen yurttaşlar, yaşamını yitiren 33 yurttaşı andı.

    Eylemde, “Sivas’ın ışığı sönmeyecek. Suriye’de Alevi katliamına seyirci kalma. Sivas’ın hesabı sorulacak.” yazılı dövizler taşınırken “Sivası’ı unutma, unutturma. Sivas’ın ışığı sönmeyecek” sloganları atıldı.

    Anmada ayrıca yaşamını yitirenlerin fotoğraflarıyla birlikte “2 Temmuz 1993 Madımak’ta insanlık yakıldı” yazılı pankart açıldı.

    Anma töreninde ilk olarak yaşamını yitirenler için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu, ardından ise semah dönüldü.

    “HİÇBİR KATLİAMIN HESABI VERİLMEDİ”

    Tüm şubeler adına ortak basın açıklamasını Özkan Tacar okudu. Sivas Katliamının İnsanlık suçu olduğu vurgulanan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Yakanları da, AKlayanları da, katilleri serbest bırAKanları da affetmeyeceğiz!

    Bu topraklarda direnişin simgesi, Alevi inancının hak, hakikat ve adalet yolundaki temel direklerinden biri olan Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın anısına düzenlenen etkinliklerin dördüncüsünde, semah dönen gençlerimiz, ozanlarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız, aydınlarımız, bu halkın vicdanı ve geleceği olan 33 canımız 2 Temmuz 1993 Cuma günü Madımak Oteli’nde yakılarak katledildi.

    Katillerin sloganlar eşliğinde yaklaştığı, güvenlik güçlerinin seyirci kaldığı, dönemin siyasi iktidarının sessizliğiyle gölgelenmiş bu katliam, sadece Türkiye’nin değil, insanlık tarihinin kara lekesi; bu coğrafyada farklı olana, inanca, düşünceye, aydınlığa ve insanlığa karşı işlenmiş bir insanlık suçudur.

    Bu vahşi katliamın üzerinden 32 yıl geçti.

    Ama ne acımız azaldı, ne de öfkemiz dindi. Çünkü adalet yerini bulmadı. Katillerin büyük bir bölümü cezasız kalırken ceza alanlar affedildi, serbest bırakıldı. İnsanlığa karşı işlenmiş bir dava, zaman aşımına uğratıldı. Sivas’ın öncesinde yaşanan katliamlarla da, Sivas’la da, sonrası yaşanan katliamlarla da yüzleşilmedi. Yaşanmış hiç bir katliamla hesaplaşılmadı. Hesabı verilmedi. Çünkü katiller, bizzat siyasi iktidarlar tarafından korundu, bu tür cinayetler ve cinayet şebekeleri, gerici, ırkçı, faşist çeteler, örgütler cesaretlendirildi, dolayısıyla katliamlar teşvik edildi. Katiller ve onları koruyup kollayanlar, devlet protokollerinde yer buldu. Sivas Madımak Katliamı buna verilecek en bariz örnektir. Sivas katilleri ve onları savunan avukatlar el üstünde tutuldu, ödüllendirildi. Çünkü Sivas’ı yakanlar da aklayanlar da aynıydı.

    “KATLİAMLA YÜZLEŞMEYEN İKTİDAR, EŞİT YURTTAŞLIK İDDİASINDA BULUNAMAZ”

    Yeni anayasa hazırlık süresinde Alevilerin de söz sahibi olması gerektiğini söyleyen Özkan Tacar, şu cümlelerle devam etti:

    “Tarihin hiçbir döneminde karanlığa teslim olmadık, bundan sonra da olmayacağız. Yüzleşme ve hesaplaşma olmadan bu topraklara barış da, demokrasi de, özgürlük te gelmeyecektir. 2 Temmuz’un hesabı sorulana kadar, Sivas için adalet, herkes için adalet mücadelemizi büyüterek devam ettireceğiz.

    Bugün Sivas’ın katillerinin, Hizbullahçıların salıverildiği, gazetecilerin, öğrencilerin, aydınların cezaevlerinde tutulduğu, halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyumların atandığı bir karanlık dönemden geçiyoruz.

    Ekonomik ve sosyal kriz, adalet krizi ile gerici ve tekçi bir ablukaya dönüşürken, emekçilerin, emeklilerin, gençlerin kadınların bedeller ödeyerek kazandıkları temel hakları bir bir gasp ediliyor, en demokratik anayasal hakları kullandırılmıyor, bu düzenin devamına yönelik her türden hukuksuzluk olağanlaştırılıyor.

    Eğitim sisteminde dayatılan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, gerici, tekçi bir kuşatmanın başka bir adıdır.

    Sivas, Tokat, Malatya Erzincan başta olmak üzere Alevi coğrafyası madencilik adı altında, maden ve enerji şirketlerine peşkeş çekilmekte; kutsal mekânlarımız, ziyaretgahlarımız, derelerimiz, dağlarımız, yaşam alanlarımız talan edilmektedir.

    Bu yapılmak istenen şey, sadece sıradan bir doğa katliamı değil, aynı zamanda bir inanç, kültür ve hafıza kıyımıdır.

    Bu düzenin adı açıkça faşizmdir. Bugün yapılan şeyin adı, açıkça şeriatçı ve faşist bir kuşatmadır. Ve biz, bu kuşatmaya karşı direnen halkların, inançların, kadınların, gençlerin yanında; Hakk’ın ve halkın yolundayız!

    Sivas’ta yakılan ateşle simgeleşen bu katliamla yüzleşmeyen hiçbir iktidar, barış ve eşit yurttaşlık iddiasında bulunamaz.

    Dersim, Çorum, Maraş, Gazi, Suruç, Roboski, Ankara Gar, Gezi ve daha birçok katliam gibi, yaşanmış ve yaşanmakta olan her bir katliam, ülkemizin kara günleridir. Katliamlar, Alevilerin ve Türkiye halklarının kaderi değildir ve olmayacaktır. Pirlerimizin, yol önderlerimizin tarih boyunca sürdürdüğü hak ve hakikat mücadelesini büyüterek devam ettirecek ve sonunda kaybeden karanlık olacaktır.

    Yolu Hacı Bektaş’tan, Dersim’den, Madımak’tan geçmeyen bir barış, Aleviler için eksik ve adaletsizdir. Başta Kürt sorunu ve Alevi sorunu olmak üzere hiçbir sorun, yüzleşme olmadan çözülemez. Aleviler her daim barıştan yanadır ancak, yüzleşme ve hesaplaşma olmadan yapılacak her tür ‘barış’, daha baştan çözülmeye mahkûmdur

    Bugün bir yandan da ‘yeni anayasa’ tartışmaları yürütülüyor. Ama o masalarda yine Aleviler yok, emekçiler yok, kadınlar yok, Kürtler yok! Biz olmadan yazılan bir toplumsal sözleşme; ne eşit olabilir, ne özgür, ne de kardeşçe.

    Aleviler yalnızca bu ülkenin vicdanı değil; aynı zamanda kurucu iradesidir. Bu nedenle yeni anayasada Aleviler söz sahibi olmalı, yalnızca ‘konu’ değil, özne ve kurucu irade olarak kabul edilmelidir.

    32 yıl önce Sivas’ta yakılan ateş, bugün hâlâ kalbimizde yanıyor. Ama o küllerin içinden yeniden birlik, direniş ve umut yeşeriyor. Mücadelemiz yalnızca geçmişin hesabı değil, geleceğin de savunusudur. Ve biz buradan sesleniyoruz:

    2 Temmuz’da bir kez daha Sivas’tayız! Aynı gün Ankara’da miting alanındayız. 2 Temmuz öncesi ve sonrası hemen her yerde alanlardayız. 33 canımızı anmak için alanlardayız.

    Faşist ve gerici kuşatmaya karşı eşit yurttaşlık, laiklik, özgürlük ve demokrasi için alanlardayız. Karanlığa karşı aydınlık için alanlardayız. Pir Sultan Abdal’ın yolu yolumuzdur, mücadele mirasını sahiplenmeye devam edeceğiz. Er ya da geç ama mutlaka katliamların hesabını soracağız. Er ya da geç ama mutlaka biz kazanacağız. İnsanlık kazanacak, karanlık yenilecek, aydınlık kazanacak. Emperyalizm yenilecek, mazlum halkların birleşik mücadelesi kazanacak. Savaş ve savaş baronları kaybedecek, barış ve bunun için mücadele eden canlar kazanacak…

    Faşist ve şeriatçı kuşatmaya karşı birlikte mücadeleye çağırıyoruz…

    Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • PSAKD’den 2 Temmuz çağrısı: Bu katliam insanlık tarihinin en kara lekesidir -VİDEO

    PSAKD’den 2 Temmuz çağrısı: Bu katliam insanlık tarihinin en kara lekesidir -VİDEO

    PİRHA-PSAKD, Sivas Katliamı’nın 32. yıldönümü yaklaşırken, 2 Temmuz’da Sivas’ta düzenlenecek yürüyüş için çağrıda bulundu. Açıklamada, 6 Temmuz’da geçen yıl yapıldığı gibi Dikmen’den Karşıyaka Mezarlığı’na yürüyüş düzenleneceği belirttildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Madımak Katliamı’nın 32’nci yıldönümü dolayısıyla basın toplantısı düzenledi. Sivas’ta katledilenlerin ailelerinin yanı sıra demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri, siyasi parti temsilcileri de katıldı.

    “SADECE TÜRKİYE’NİN DEĞİL İNSANLIK TARİHİNİN EN KARA LEKESİ”

    Mülkiyeliler Birliği’nde yapılan toplantıda konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe şunları kaydetti:

    “İnsanlık tarihinin belki de en kara, en utanç verici katliamlarından biridir 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı. Bu topraklarda direnişin simgesi, Alevi inancının hakikat ve adalet yolundaki temel direklerinden biri olan Pirimiz, Pir Sultan Abdal’ın anısına düzenlenen etkinliklerin dördüncüsünde, semah dönen gençlerimiz, ozanlarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız, aydınlarımız,  bu halkın vicdanı ve geleceği olan 33 canımız 2 Temmuz 1993 Cuma günü Madımak Oteli’nde yakılarak katledildi.

    Katillerin sloganlar eşliğinde yaklaştığı, güvenlik güçlerinin seyirci kaldığı, dönemin siyasi iktidarının sessizliğiyle gölgelenmiş bu katliam, sadece Türkiye’nin değil insanlık tarihinin en kara lekesi; bu coğrafyada farklı olana, inanca, düşünceye ,aydınlığa ve insanlığa karşı işlenmiş bir insanlık suçudur.”

    “NE ACIMIZ AZALDI, NE DE ÖFKEMİZ DİNDİ”

    Katliamın üzerinden 32 yıl geçtiğini hatırlatan Erçe, “Ne acımız azaldı, ne de öfkemiz dindi. Çünkü bu ülkede hâlâ adalet yerini bulmadı. Katillerin büyük bir bölümü cezasız kalırken ceza alanlar affedildi, serbest bırakıldı. Sivas’ın öncesinde yaşanan katliamlarla da, Sivas’la da, sonrasıylada yüzleşilmedi. Çünkü katiller korundu, teşvik edildi, hatta bazıları devlet protokollerinde yer buldu. Çünkü Sivas’ı yakanlar da aklayanlar da aynıydı. 2 Temmuz’un hesabı sorulana kadar, Sivas için adalet mücadelemizi büyüterek devam ettireceğiz” dedi.

    “YOLU HACIBEKTAŞ’TAN GEÇMEYEN BİR BARIŞ, ALEVİLER İÇİN EKSİK VE ADALETSİZDİR”

    “Sivas’ta yakılan ateşle simgeleşen bu katliamla yüzleşmeyen hiçbir iktidar, barış ve eşit yurttaşlık iddiasında bulunamaz” diyen Cuma Erçe, şunları ifade etti:

    “Bu ülkenin tarihini katliamlarla örmüş, adalet yerine inkârı, eşitlik yerine tahakkümü koymuş her anlayışla mücadelemiz sürecektir. Yolu Hacıbektaş’tan geçmeyen bir barış, Aleviler için eksik ve adaletsizdir. Kürt sorunu, Alevi sorunu, inanç özgürlüğü ve halk iradesiyle yüzleşmeden yapılacak her tür ‘barış’, daha baştan çözülmeye mahkûmdur.

    Bugün bir yandan ‘yeni anayasa’ tartışmaları yürütülüyor. Ama o masalarda yine Aleviler yok, emekçiler yok, kadınlar yok, Kürtler yok! Biz olmadan yazılan bir toplumsal sözleşme; ne eşit olabilir, ne özgür, ne de kardeşçe. Aleviler yalnızca bu ülkenin vicdanı değil; aynı zamanda kurucu iradesidir. Bu nedenle yeni anayasada Aleviler söz sahibi olmalı, yalnızca ‘konu’ değil, özne ve kurucu irade olarak yer almak zorundadır.”

    “2 TEMMUZ’DA SİVAS’TAYIZ”

    2 Temmuz’da herkesi çağran Cuma Erçe, “32 yıl önce Sivas’ta yakılan ateş, bugün hâlâ kalbimizde yanıyor. Ama o küllerin içinden yeniden birlik, direniş ve umut yeşeriyor. Mücadelemiz yalnızca geçmişin hesabı değil, geleceğin savunusudur.Ve biz buradan sesleniyoruz: 2 Temmuz’da bir kez daha Sivas’tayız! Faşist ve gerici kuşatmaya karşı laiklik, özgürlük ve demokrasi için…”

    “SİVAS AYDINLANMADAN İNSANLIĞA HUZUR YOK”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Katliamın üzerinden 32 yıldır geçmesine rağmen verilmeyen adaleti mücadele ederek sağlayabiliriz” dedi.

    Madımak Davası avukatlarından Şenal Sarıhan “Bugün 32. yıldayız. Kazanımlarımız oldu. Öyle bir noktadayız ki sanıklar Şubat ayı itibariyle tahliye edildiler. Bu insanlar cezalandırmalı ki yeni katliamlar olmasın. Yol uzun, o yolda mücadele etmeye devam edecekler bizden sonra gelenler” diye konuştu.

    Madımak Oteli’nde katledilen Handan Metin’in ablası Şehriban Metinise şunları söyledi:

    “Bir çok aileyi kaybettik. Elbette biliyorum biz olmasak da bu bir insanlık mücadelesi. Bu bir zamansız suç. Sivas bir insanlık suçu. Sivas’ta 8 saat, devlet kontrolünde yakılış bir insanlık suçudur. Bu toprakları aştı Sivas. Sivas aydınlanmadan insanlığa huzur yok.”

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD Ankara Şubesi: Madımak ölümsüzlerimizi unutmayacağız-VİDEO

    PSAKD Ankara Şubesi: Madımak ölümsüzlerimizi unutmayacağız-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şubesi, Ahmet Arif Parkı’nda Madımak Katliamı’nda katledilen canları andı. Anmada yapılan açıklamada, “Ne Madımak ölümsüzlerimizi unutacağız ne de Suriye’de bize soykırım yapanları affedeceğiz” denildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Madımak Katliamının 32’nci yılında Ahmet Arif Parkı’nda anma gerçekleştirdi. Anmanın yapıldığı parka Madımak Katliamı’nda katledilenlerin fotoğrafları asılırken açıklamayı İsnaf Ulusoy, okudu. Anmaya katledilenlerin aileilerin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    “SİVAS MADIMAK OTELİNİ KUŞATAN AKIL, BUGÜN SURİYE’DE ALEVİ SOYKIRIMI YAPANLARLA AYNI AKILDIR”

    Ulusoy, Madımak’ın, insanlık tarihinde bilinen en uzun yangın olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Madımak, insanlık tarihinde bilinen en uzun yangındır. Biz bu yangının, dumanıyla, külüyle ve acısıyla boğuşurken, kendinden olmayanı yok etmeye kurgulanmış beyinler de hiç durmadı. Yaralarımızı bir kez daha kanatlılar. Zaman aşımı yetmedi, koruyup kollamakla kalmadılar, katilleri sessizce sokaklara saldılar. Öfkemiz büyüyor. Hak ve hakikat arayışımız sürüyor, sürecek. Bu günlerde çok daha net ve açıkça görüyoruz ki; 2 Temmuz 1993 günü Sivas Madımak Otelini kuşatan akıl, bugün Suriye’de Alevi soykırımı yapanlarla aynı akıldır. Onlar koskoca bir coğrafyayı karanlığa mahkum etmek için her türlü barbarca, canice ve alçakça katliamlar, tecavüzler, yağmalar yapmayı görev edinenlerdir. Biz Aleviler ve ötekileştirilen tüm inanç ve kimliklere sahip halklar olarak bu barbarlara teslim olmadık olmayacağız. Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş, Çorum, Malatya, Madımak, Gazi , Gezi, Suruç, Roboski,Ankara Garda ve Suriye’de sayısız katliamlarla ve soykırım uygulamayla bizi yok edemeyeceksiniz. Ne Madımak ölümsüzlerimizi unutacağız ne de Suriye’de bize soykırım yapanları affedeceğiz.”

    Anma programı okunan deyişler ile son buldu.

    PİRHA/ANKARA

  • Madımak Katliamı hükümlülerinin serbest bırakılmasına sert tepki: Devlet Alevilerle barışmak zorunda!-VİDEO

    Madımak Katliamı hükümlülerinin serbest bırakılmasına sert tepki: Devlet Alevilerle barışmak zorunda!-VİDEO

    PİRHA- Alevi kurumları, Sivas Madımak Katliamı faillerinden 17 kişinin tahliye edilmesine tepki göstererek, “Toplumsal barış katillerin affedilmesinden geçmiyor. Biz hiçbir katliamı unutmadık. Biz bu ülkeye hukuk, adalet, demokrasi, yüzleşmeye gelinceye kadar mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

    Alevi kurumları, Sivas Madımak Katliamı faillerinden 17 kişinin tahliye edilmesine tepki göstererek Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda bulunan anıt mezarda açıklama yaptı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Geçenl Başkanı Mustafa Aslan, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak Sİvas Madımak Katliamı’nda katledilenlerin yakınları, avukatları ve bir çok demokratik kitle örgütü ile siyasi parti temsilcileri katıldığı açıklam yürüyüşle başladı.

    “ADALET NÖBETİ” TUTACAĞIZ”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Sivas’la ve öncesindeki, sonrasındaki katliamları yapanlarla hesap soracaklarını belirtti. Erçe, yarından (2 Mart) itibaren dernek genel merkezinde “Adalet Nöbeti” tutacaklarını ifade etti.

    Erçe, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “Madımak Oteli’nin ne ateşi söndü, ne dumanı durdu. O gün canlarimizi katledenler bugün aramızda dolaşıyorlar. Madımak için adalet herkes için adalet siariyla verdiğimiz mücadele hala devam ediyor. O gün katillerin ellerine çakmak verenler, katilleri savunanlar devletin kademelerinde görev aldılar. Serbest bırakanlar da aynı zihniyettir. Yakanlar da, aklayanlar da, serbest bırakanlar da aynıdır. Biz Sivas ile yüzleşe bilseydik bütün katliamlar ile yüzleşecektik. Yaşadığımız bütün kötülükler Sivas ile yüzleşemediğimiz için yaşandı. Bugün yeniden başlıyoruz. Katliamlarla hesaplanmaktan vazgeçmeyeceğiz. Bu gerici, bu ırkçı, bu faşist anlayış ile mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz.”

    “MAĞDUR OLARAK İTİRAZ EDECEĞİZ”

    Madımak Katliamı davası avukatlarından Şenal Sarıhan, adaleti sağlamaya çalıştıklarını vurgulayarak, “32 yıl boyunca çabaladık. Eylemin insanlığa karşı suç olduğu belli olmasına rağmen şimdi hukukun açıklarından yararlanılarak sanıklar serbest toplu olarak bırakıldı. Şartlı salınma yolunu Anayasa Mahkemesi açtı. Bu karara karşıyız. Ağırlaştırılmış müebbet alanların serbest bırakılmayacağı varken, salındılar. Bizim mağdur olarak itiraz edeceğiz. Bir gün adaletin sağlanacağına inanarak mücadele edeceğiz” dedi.

    “HAKİKAT, ADALET ARAYIŞIMIZA DEVAM EDECEĞİZ”

    ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, insan olarak utanç duydukları günlerden geçtiklerini vurgulayarak, “Bu utanç bu ülkeyi yönetinlerin utancı olmalı. Bizler hakikat, adalet arayışımıza devam edeceğiz” diye konuştu.

    “KATLİAMLARDAN DEVLET HESAP VERMELİDİR”

    AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat da, zaman aşımından katillerin serbest bırakıldığını aktararak, “Hapishanede katillerden kimse kalmayacak. Benzer bir durum Almanya’da yaşanıyor. Katiller ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar. Bizim tek talebimiz katillerin serbest bırakılması değildir, organize eden ve koruyanlardır. Katliamlardan devlet hesap vermelidir. Barışı en çok Aleviler ister. Türkiye’nin barışı, Maraş’tan, Sivas’tan, Çorum’dan, Dersim’den geçer. Devlet Alevilerle barışmak zorunda. Devlet ne kadar oyun oynasa da unutturamaz. Alevilerin anayasal hakları kazanana kadar asla mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.” şeklinde konuştu.

    “YÜZLEŞMEYE GELİNCEYE KADAR MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, toplumsal barışın önemine dikkat çekerek, “Toplumsal barış katillerin affedilmesinden geçmiyor. Biz hiçbir katliamı unutmadık. Biz bu ülkeye hukuk, adalet, demokrasi, yüzleşmeye gelinceye kadar mücadeleye devam edeceğiz” diye belirtti.

    Konuşmaların ardından Muharrem Erkan Dede’nin gülbeng okuması ile açıklama sona erdi.

    PİRHA/ANKARA