Etiket: 2024-2025 eğiti öğretim yılı

  • Eğitim Sen’den Yusuf Tekin’e karne: Eğitimde sorunlar artarak devam ediyor-VİDEO

    Eğitim Sen’den Yusuf Tekin’e karne: Eğitimde sorunlar artarak devam ediyor-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen, 2024-2025 eğitim öğretim döneminin son ermesi dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı önünde yaptığı açıklamada Bakan Yusuf Tekin’e “karne” verdi. Açıklamada eğitimde yaşanan sorunların artmaya devam ettiği vurgulandı.

    video eklenecek…

    2024-2025 eğitim-öğretim yılı sona erdi. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası da (Eğitim Sen) Milli Eğitim Bakanlığı önünde yaptığı açıklama ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın karnesini verdi.

    Yapılan basın açıklamasında eğitimde yaşanan yapısal sorunların artarak devam etmekte olduğuna dikkat çekildi. Basın metnini Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.

    EĞİTİM SİSTEMİ VE ÇOK KATMANLI BİR KRİZLE KARŞI KARŞIYADIR.

    2024- 2025 Eğitim Öğretim yılında çocukların; bilim dışı anlayışla, açlığa, çocuk işçiliğine, cemaat ve tarikat düzenine mahkum edildiğini belirten Kemal Irmak, şunları kaydetti:

    “ Türkiye’de eğitim sistemi, yıllardır sürdürülen piyasacı, rekabete dayalı ve sınav odaklı politikalar nedeniyle uzun süredir derin ve çok katmanlı bir krizle karşı karşıyadır. 2024/’25 eğitim öğretim yılında okul öncesinden yükseköğretime kadar eğitimin tüm kademelerinde yaşanan sorunlar, sistemin temel işlevlerini yerine getiremez hale geldiğini bir kez daha göstermiştir. Bu yapısal tıkanıklık, eğitimin niteliğinde ciddi bir gerilemeyi beraberinde getirmiştir.
    Okulların fiziki altyapı eksiklikleri, donanımsızlık, kalabalık sınıflar ve ikili öğretim uygulamaları gibi temel problemler bu eğitim yılında da çözüme kavuşturulamamıştır. Özellikle kırsal bölgelerde sürdürülen taşımalı eğitim modeli, eğitime erişimi kolaylaştırmaktan çok çocukların sosyal, fiziksel ve pedagojik gelişimlerini olumsuz etkilemektedir.”

    “MESLEKİ SAYGINLIĞI ZEDELEMİŞ VE EĞİTİMDE NİTELİĞİ OLUMSUZ ETKİLEMİŞTİR”

    Öğretmen açığı sorunun bu yıl da giderilemediğine dikkat çeken Irmak, “Nitelikli, güvenceli öğretmen istihdamı yerine, sözleşmeli, ücretli ve mülakata dayalı atama uygulamaları devam etmiştir. Bu politikalar, öğretmenler arasında adaletsizliği derinleştirmiş, mesleki saygınlığı zedelemiş ve eğitimde niteliği olumsuz etkilemiştir” dedi.

    “ÇOCUKLARIN HAKLARI VE GELECEKLERİ TEHDİT ALTINDADIR”

    Irmak, çocukların haklarının ve geleceklerinin tehdit altında olduğunu vurgulayarak şunları ekledi:

    “MEB’in açıkladığı ve 2024-2025 itibarıyla kademeli olarak uygulamaya koyduğu yeni müfredat, bilimsel içerikten uzaklaşmış, eleştirel düşünceyi baskılayan, dini referanslı bir yapıdadır. Laiklik, eleştirel düşünce, bilimsel yöntem gibi temel ilkeler müfredatta giderek daha az yer bulmakta; yerini dogmatik, tekçi ve ideolojik ögelere bırakmaktadır.

    Çocuk yaşta evliliklerin önüne geçecek, çocuk istismarını önleyecek politikaların hayata geçirilmemesi, toplumsal eşitsizliklerin eğitim yoluyla yeniden üretildiğini açıkça göstermektedir. Özellikle emekçi ailelerin çocukları, kız çocukları ve kırsal bölgelerde yaşayan öğrenciler açısından eğitime erişim, bu yıl da ciddi sorun alanlarından biri olmuştur. Çocukların hakları ve gelecekleri tehdit altındadır.”

    “EĞİTİM SİSTEMİ İÇİNDE FARKLI ETNİK, DİLSEL VE KÜLTÜREL KİMLİKLERE YÖNELİK DIŞLAYICI UYGULAMALAR SÜRMEKTEDİR”

    Kemal Irmak, eğitim sistemi içinde farklı etnik, dilsel ve kültürel kimliklere yönelik dışlayıcı uygulamaların sürdüğünü belirterek, “2024-2025 eğitim öğretim yılı, Türkiye’de eğitim sisteminin eşitlikçi, kapsayıcı ve kamusal karakterinden uzaklaştığı bir dönemi daha gözler önüne sermiştir. Bölgesel, sınıfsal, etnik, cinsiyet temelli ve fiziksel engellilik gibi toplumsal farklılıkların eğitim sisteminde yarattığı eşitsizlikler derinleşerek devam etmektedir.
    Eğitim sistemi içinde farklı etnik, dilsel ve kültürel kimliklere yönelik dışlayıcı uygulamalar sürmektedir. Anadilinde eğitim hakkı tanınmadığı için çok sayıda çocuk sistematik bir eğitim dışına itilme riskiyle karşı karşıyadır. Engelli çocuklar için okullarda yeterli fiziki altyapı, uzman öğretmen ve özel destek hizmetleri sağlanmamaktadır. Kamusal eğitim hakkı linç ediliyor. MEB proje okullarında büyük bir tasfiyenin peşindedir . Milli Eğitim Akademisi mesleki özerkliğe yönelik siyasal bir müdahale olmuştur. Taşımalı eğitimin kısmen kaldırılması eğitim hakkının gaspı demektir” dedi.

    “EĞİTİM HAKKINA ERİŞİMİN ÖNÜNDEKİ TÜM ENGELLER KALDIRILMALIDIR”

    “2024-2025 eğitim öğretim yılı, eğitim hakkına erişim konusunda yaşanan çok yönlü engellerin derinleştiği bir dönem olmuştur” diyen Kemal Irmak, “Eşit, parasız ve nitelikli eğitimin temel koşulları sağlanmalıdır. Her öğrenciye ücretsiz bir öğün yemek sağlanmalıdır. Eğitim bütçesi acilen artırılmalıdır. Kamusal eğitim güçlendirilmeli, piyasalaşmaya son verilmelidir. Eğitim hakkının önündeki fiziksel ve yasal engeller kaldırılmalıdır. Her çocuğun eşit, parasız, nitelikli, laik, bilimsel, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitime erişimi güvence altına alınmalıdır. Müfredat kapsayıcı, çoğulcu ve cinsiyet eşitliğini gözeten bir biçimde yeniden yapılandırılmalıdır. Kamusal eğitim anayasal güvence altına alınmalı, özel okul teşvikleri kaldırılmalıdır.
    Tüm öğrenciler için eşit, parasız, nitelikli eğitim olanakları sağlamak devletin ve özelde Millî Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğundadır” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Adıyaman Eğitim Sen yarıyıl eğitim raporunu açıkladı: Birçok sorunla eğitim yılına girdik

    Adıyaman Eğitim Sen yarıyıl eğitim raporunu açıkladı: Birçok sorunla eğitim yılına girdik

    PİRHA-Okullarda 15 günlük yarıyıl tatili başladı. İkinci dönem ise 31 Ocak’ta başlayacak. Eğitim-Sen ilk yarıyılına dair değerlendirmesinde, eğitimin yıllar içinde gerilediğini, okulların dini grupların temel faaliyet alanı haline geldiğini belirtti.

    2024-2025 eğitim-öğretim yılı, Türkiye’de eğitim sisteminin karşı karşıya kaldığı derin sorunların gölgesinde başlamıştı. Ekonomik krizin ağırlaşarak sürmesi nedeniyle eğitim masraflarının artması, ÇEDES, Ülkü Ocakları ve benzeri projeler üzerinden eğitimi dinselleştirilmesi ve sözde millileştirilmesi çabaları, laikliğe ve bilime aykırı müfredat değişiklikleri, öğrencileri Mesleki Eğitim Merkezleri’ne (MESEM) yönlendirme girişimleri, Öğretmenlik Mesleği Kanunu (ÖMK) tartışmaları, çok sayıda bölgede taşımalı eğitime son verilmesi gibi konular bu eğitim yılının başındaki temel tartışma başlıkları arasında yer almaktaydı.

    “ANADİLDEKİ EŞİTSİZLİKLER ÇOCUKLARIN GERİ KALMALARINA NEDEN OLUYOR”

    Eğitim Sen Şubesi Sekreteri Zeynal Çelik, yaptığı açıklamada dönem içerisinde Adıyaman’daki eğitim sorunlarını şu şekilde sıraladı:

    “İlimizde, bölgesel farklılıklar nedeniyle derin eşitsizliklerle karşı karşıyadır. Özellikle kırsal alanlardaki okullar ile ilçe ve il merkezindeki okullar arasındaki fiziksel koşullar, öğretmen sayısı ve eğitim materyallerine erişim gibi konularda ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Bu durum, öğrencilerin eğitimde eşit olanaklara sahip olmasını engellemekte ve başarı düzeylerinde büyük farklılıklara yol açmaktadır.

    Temel ve evrensel bir insan hakkı olan anadilinde eğitim hakkının yok sayılması, anadili farklı olan öğrencilerin eğitimde geri kalmalarına neden olmaktadır. Ayrıca, eğitim müfredatında ülkemizde yaşayan farklı halkların tarihine ve kültürüne yer verilmemesi, öğrencilerin kimliklerini, kültürünü geliştirme ve koruma hakkını ellerinden almaktadır. Bu durum, farklı kimliklerin eğitimdeki temsilini zayıflatmakta ve toplumsal eşitsizliklerin sürekliliğine katkıda bulunmaktadır.

    Cinsiyet eşitsizliği, eğitimde en yaygın biçimde karşılaşılan adaletsizliklerden biridir. Kız çocukları, özellikle kırsal ve muhafazakâr bölgelerde eğitimden mahrum bırakılmakta eğitimlerini yarıda bırakmak zorunda kalmaktadır.

    “6 ŞUBAT’TAN SONRA ÇOCUKLAR PSİKOLOJİK OLARAK ÇOK ETKİLENDİ”

    İlimizde çocuk haklarıyla ilgili ciddi ihlaller yaşanmaya devam etmekte, birçok çocuk yaşama, barınma, eğitim, sağlık, fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma gibi temel haklarından mahrum bırakılmaktadır. Bu ihlaller çocukları her türlü tehlikeye karşı savunmasız bırakmakta, çocuk yaşta işçiliğe zorlanmalarına, istismara ve şiddete maruz kalmalarına yol açmaktadır. İlimizin 6 Şubat depreminden sonra içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal krizler de çocukları daha fazla etkilemekte onların ekonomik sıkıntılar, sosyal ve siyasi krizlerin gölgesinde büyümek zorunda kalmalarına neden olmaktadır.

    “DİĞER İNANÇLARA AZ YER VERİLMESİ DIŞLANMA RİSKİNİ ARTIRACAKTIR”

    Başından sonuna siyasal-ideolojik bir dayatma olarak hazırlanan ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla kamuoyuna açıklanan müfredat değişiklikleri, eğitim sistemini Türk-İslam sentezi çerçevesinde yeniden şekillendirme çabalarının somut bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeni müfredatta, İslami öğretiler, özellikle de Sünni İslam’ın, ders kitaplarında daha belirgin hale getirildiği gözlemlenmektedir. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin yanı sıra tarih, edebiyat ve sosyal bilgiler gibi farklı derslerde de İslami öğelerin daha fazla yer alması dikkat çekicidir. Bu durum, laik eğitim anlayışıyla çelişmekte ve eğitimdeki dini çeşitliliğin yok sayılması anlamına gelmektedir. Örneğin, diğer dinlerin ve mezheplerin temsilinin zayıf kalması, farklı inanç gruplarına mensup öğrencilerin eğitimde dışlanma riskini arttıracaktır.

    “ARTAN OKUL VE KIRTASİYE MASRAFLARI VELİLERİN EKONOMİSİNİ ZORLUYOR”

    Her geçen yıl artan okul ve kırtasiye masrafları, eğitime erişimde yaşanan eşitsizlikleri derinleştirmektedir. Dar gelirli ailelerin çocukları, bu masrafları karşılayamadıkları için eğitimde dezavantajlı duruma düşmektedir. Özellikle kırsal bölgelerde ve düşük gelirli mahallelerde yaşayan öğrenciler, kırtasiye malzemelerine, okul kıyafetlerine ve beslenme gibi temel ihtiyaçlara ulaşmakta zorlanmaktadır. Veliler, sadece okul ve kırtasiye masraflarıyla değil, aynı zamanda beslenme, ulaşım ve diğer eğitim dışı giderlerle de mücadele etmektedir. Bu durum, özellikle dar gelirli ailelerin çocuklarına nitelikli eğitim sağlama konusunda büyük zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır.

    “GEÇİCİ ÇÖZÜMLER YERİNE KALICI ÇÖZÜMLER SAĞLANMALI”

    Türkiye, bir deprem ülkesi olarak sık sık doğal afetlerle karşı karşıya kalmaktadır. Özellikle 6 Şubat 2023 yılında meydana gelen büyük depremler, eğitim sistemini derinden etkilemiş ve eğitimde birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Deprem sonrasında birçok okul binası yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Okulların fiziksel altyapısı, öğrencilerin güvenli bir ortamda eğitim almalarını sağlayacak nitelikte değildir. Eğitim binalarının yetersizliği, geçici konteyner sınıflarla çözülmeye çalışılsa da uzun vadede bu durum öğrencilerin eğitiminin aksamasına neden olmaktadır. Depreme dayanıklı okul binalarının hızla inşa edilmesi gerekmektedir. Geçici çözümler yerine kalıcı ve güvenli yapılar oluşturulmalıdır. Eğitime erişim sağlanamayan yerlerde, mobil eğitim araçları ve dijital eğitim altyapıları güçlendirilmelidir.

    “HER ÖĞRENCİYE BİR ÖĞÜN YEMEK ŞİARIMIZDIR”

    Eğitim ve öğretimde son yıllarda öne çıkan en önemli sorunlardan birisi öğrencilerin okullardaki beslenme sorunudur. Adıyaman’da çok sayıda öğrenci okula kahvaltı yapmadan gitmekte, yine birçok öğrencinin okulda yemek yemeden günü tamamladığı ve eve döndüğü görülmektedir. Bu sorun temel ve acilen çözülmesi gereken bir sorundur. Bu sorunu çözüme ulaştırmak için ülke genelinde oluşturulan sivil girişimlerden biri olan okul yemeği platformunu ilimizde de oluşturduk. Temel şiarımız her öğrenciye bir öğün yemek ve ulaşılabilir temiz içme suyu sağlanmasıdır.

    “MESLEKİ EĞİTİM UCUZ EMEK SÖMÜRÜSÜ ÜZERİNDEN KURGULANMAMALIDIR”

    Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) son yıllarda, özellikle 2021’de yapılan kanuni düzenlemeler sonrasında, öğrenci sayısında büyük bir artış yaşanmıştır. MESEM’lerde hızla artan öğrenci sayısı eğitimin niteliğine ve öğrenci haklarına olumsuz etkileri olmuştur. MESEM uygulamasında eğitimde nitelik yerine niceliğe odaklanılması önemli bir eksikliktir.

    Hükümetin mesleki eğitimi artırma politikaları kapsamında, iş gücü piyasasının kısa vadeli ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla öğrenci sayısının hızla artırılması, eğitimin niteliği konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır. Nitekim öğrenci sayısının artmasıyla birlikte eğitimde nitelik düşmüş ve mevcut altyapının yetersiz kaldığı görülmüştür.

    TAŞIMALI EĞİTİMİN BAZI BÖLGELERDE KALDIRILMASI YENİ MAĞDURİYETLER YARATMIŞTIR

    Taşımalı eğitim uygulaması, Türkiye’nin kırsal bölgelerinde öğrencilerin eğitim hakkından mahrum kalmaması amacıyla uzun yıllardır sürdürülmektedir. Ancak son dönemde, İlimizde de bu uygulamanın sona erdirilmesi nedeniyle kırsal kesimde yaşayan ailelerin çocuklarının bu durumdan olumsuz etkilenmiştir.

    Eğitim sisteminde norm kadro uygulamasının esası, öğretmenlerin belirli bir sayıda öğrenciye hizmet verecek şekilde görevlendirilmesi olsa da sınıf kontenjanlarındaki ani değişiklikler ve atanma süreçlerindeki düzensizlikler, norm fazlası durumların ortaya çıkmasına neden olmakta, bu durum da öğretmenlerle ilgili belirsizlikler ve mağduriyetler yaratmaktadır.

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), tasarruf tedbirleri kapsamında, taşımalı eğitimi sınırlandırmaya yönelik kararlarına yönelik tepkiler sürerken, öğrenci sayısı 30’un altında olan sınıfları birleştirme kararı sonrasında çok sayıda öğretmen norm fazlası durumuna düşürülmüştür. Benzer şekilde eğitim yöneticilerinin seçmeli derslerin seçiminde açık açık yönlendirme yapması nedeniyle çok sayıda öğretmen norm fazlası haline gelmiştir. Öğretmen açıklarını kadrolu atama yaparak çözmek yerine, öğretmen yetersizliği ve bütçe kısıtlamaları nedeniyle norm fazlası öğretmenlerin “ihtiyaç fazlası” olarak görülmesi ve istekleri dışında okullarda görevlendirilmesine yönelik şikayetler her geçen gün artmaktadır.

    “EĞİTİM BÜTÇESİ VE OKULLARA AYRILAN ÖDENEKLER YETERSİZDİR”

    İlimizde okulların önemli bir bölümü ciddi anlamda ödenek sıkıntısı çekerken, bakanlığın okullara ihtiyacı kadar ödenek ayırmaması nedeniyle, okulların pek çok ihtiyacı öğrencilerden düzenli olarak toplanan aidatlar, bağışlar ve okulların ticari faaliyetlerinden karşılanmaktadır. Eğitime bütçeden yeterli pay ayrılmaması ve okullara gönderilen ödeneklerin zorunlu harcamalara bile yetmemesi, okulların altyapı sorunları ve fiziki donanım eksikliklerinin sürekli artmasına neden olmaktadır. Devlet okulları yıllardır adeta kaynak yaratmaya zorlanarak, öğretmenler ise öğrenci ve velileri ile ‘satıcı-müşteri’ ilişkisi gibi para ilişkisine girmek zorunda bırakılmaktadır.

    MEM verilerine göre derslik başına düşen öğrenci sayısı gerçekte olduğundan düşük gösterilmesine rağmen, özellikle yoksul emekçi mahallelerinde Türkiye ortalamasının çok üzerinde kalabalık sınıf sorunu yaşanmaktadır. Okulların fiziki donanımı, en temel eğitim araç gereçlerinin olup olmaması, okulda öğrencilerden para toplanıp toplanmamasına göre değişiklik göstermektedir.

    Ama şunu çok iyi yapmaktadırlar;

    Güçlendirmelere milyonlarca para aktarılıp güçlendirilmesi yapılan okulların ve kurumların yapılan 2. İncelemede tekrar güçlendirme kararı alıp halkın parasını çöpe atmaktadırlar.

    Bir okul ihata duvarında değerinin çok üzerinde para aktarmayı,

    İhale şartlarına uygun olmayan bir şekilde ihale duyurusu yapmayı vb…

    Okullara ödenek denilince maalesef duymamazlıktan gelmeyi

    OKULLARDA YARDIMCI HİZMETLİ GÖREVLENDİRİLMEMESİ YENİ SORUNLAR YARATACAKTIR

    2024/’25 eğitim öğretim yılı başı itibariyle okulların üçte ikisinde kadrolu yardımcı hizmetli bulunmamaktadır. MEB, tıpkı ücretli öğretmen istihdamında yaptığı gibi her eğitim öğretim yılı başında personel açığını İŞKUR üzerinden kapatmaya çalışmaktaydı. Eğitim öğretim yılı başında okullarda geçici olarak istihdam edilmek üzere İŞKUR bünyesinde Toplum Yararına Program (TYP) güvenlik görevlisi, temizlikçi, bakım ve onarım işçisi gibi alanlarda çok sayıda geçici sürede istihdam edilmek üzere personel alımları yapılmaktaydı.

    Yeni bir tasarruf tedbirleri genelgesi ile TYP de son buldu ve İUP (iş gücü uyum paketi) adı altında güvencesiz gündelikçi mantığı ile çalışanlar alınmaya başlandı.İşe giren çalışanlar çok beklemeden istifa ettiler. Nedeni ise her katılım günü için ödeme tutarı 566,73 TL olarak belirlenmişti.”

    PİRHA/ADIYAMAN

     

  • Aksoy: Zorunlu din derslerine karşı okullara dilekçe verilmeli, halka önderlik edilmeli-VİDEO

    Aksoy: Zorunlu din derslerine karşı okullara dilekçe verilmeli, halka önderlik edilmeli-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, yeni müfredatın eğitimin tamamen gericileştirilmesi üzerine kurulu olduğunu söyledi. Aksoy, “Her yıl daha geriye gidiyoruz. Bu gerici uygulamalara karşı Alevi kurumları olmak üzere laikliği savunan sendikalar ve siyasi partiler yeterli tepkiyi vermiyor, mücadeleyi ortaya koymuyor” eleştirisinde bulundu.

    AKP iktidarında eğitim-öğretim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-tek mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihleri görmezden gelinerek, dini eğitimin ağırlığı hemen her yıl katlanarak arttı.

    AKP iktidarı, zorunlu din dersleri, ÇEDES projesi ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredatla Alevilerin, velilerin ve eğitim sendikalarının tepkilerine rağmen eğitim sistemini dincileştirmeyi sürdürüyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, 2024-2025 Eğitim-Öğretim yılına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Yeni eğitim öğretim yılında tüm okullarda katledilen 8 yaşındaki Narin Güran için yas ilan edilmesi gerektiğini ancak yapılmadığını belirten Pir Sultan Abdal Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, “Narin nezdinde katledilen tüm çocukları anıyorum. Keşke bugün tüm okullarımızda bununla ilgili bir yas ilan edilseydi. Güne Narin’i anarak başlasaydık. Maalesef Millî Eğitim Bakanlığı böyle bir şeyi düşünüp hayata geçiremedi” dedi.

    “BOZUK DÜZENDE SAĞLAM ÇARK OLMAZ”

    Bu ülkede kadınların, çocukların, hayvanların öldürüldüğün belirten Aksoy, konuşmasına söyle devam etti:

    “Bu ülkede yaşanan bu ölümlere rağmen biz de hiçbir şey yapamıyoruz kurumlar olarak, eğitim emekçileri olarak. Bu siyasal iktidarın yarattığı sistemden kaynaklı bir durumdur. Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi “Bozuk düzende sağlam çark olmaz.”

    “MÜFREDATIN TEMEL FELSEFESİ EĞİTİMİN GERİCİLEŞTİRİLMESİ ÜZERİNE KURULU”

    “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”ne ilişkin de konuşan Aksoy, “1Yeni müfredat 1-5 ve 9. sınıflarda uygulamaya konulmaya başlandı. Müfredatın temel felsefesi eğitimin gericileştirilmesi üzerine kurulu. Bunu nereden anlıyoruz? Bilgiyle inancı eşit tutan bir sistem. Oysaki bilgi başka bir şey, inanç başka bir şeydir. Bilgi dediğimiz ispatlanabilir, kanıtlanabilir, ölçülebilen bir şeydir. İnanç ise hayata bakıştır. Bunun ikisini bir kefeye koyarak bir eğitim sistemi yaratmanın mantığı, eğitimi inanca dayalı bir sisteme mutlaka götürecek, çocuklarımızın bu şekilde yetiştirilmesini sağlayacaktır. Maalesef her yıl daha geriye gidiyoruz, daha da geri gideceğimizi düşünüyorum” diye belirtti.

    Zorunlu din derslerinin laik eğitimi baltalayan en önemli faktör olduğunun altını çizen Aksoy, “Her şeyden önce laik eğitimden yana olan herkes buna karşı mücadele etmelidir. Bu konuda başta Alevi kurumları olmak üzere sendikalar ve siyasi partiler samimi değiller. Neden samimi değiller? Zorunlu din derslerine karşı Alevi kurum temsilcilerinin, sosyalistlerin ya da laik eğitimden yana olduğunu söyleyen sendikaların, siyasi partilerin yöneticileri dahil kendi çocuğunun zorunlu din dersi almaması için mücadele etmiyor” diyerek eleştiride bulundu.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİNE KARŞI DİLEKÇE VERMELİYİZ”

    Alevileri başarıya götürecek olan tek şeyin zorunlu din dersine karşı dava dilekçesi vermek oluğunu vurgulayan Aksoy, “Evet basın açıklaması yapılması gereklidir, yapalım da ama karşımızdakileri sarsacak eylemlere ihtiyaç var. Bugün Türkiye’de her ilde 50 velinin dava açtığını düşünün, bu gerçekten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bizim lehimize vermiş olduğu kararı ve toplumsal duyarlılığı artıracak ve cesaretlendirecek bir şey” dedi.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİNİN KALDIRILMASI TALEBİNİ SAHAYA YANSITMALIYIZ”

    Zorunlu din derslerinin mevcut iktidarın istediği şekilde daha da gericileştirilerek devam edeceğini belirten Aksoy, şunları kaydetti:

    “Bu konuda iyimser olamıyorum. Gördüğüm manzara bunu gösteriyor. Bunu neye dayanarak söylüyorum? Zorunlu din derslerine karşı dava açmak için PSAKD Antalya Şubesi olarak bir proje başlattık. Tüm Alevi kurumlarını sol, sosyalist siyasi partileri, laik eğitimden yana olan Veli-Der’i bu projenin içerisinde yer almasını istedik. İşin sonunda Veli -Der, Halkevleri, Tahtacılar PSAKD Antalya Şube ve Altınova Şube olmak üzere 5 tane kurum kaldı.

    Zorunlu din derslerinin kaldırılması talebini sahada ve kararlı bir şekilde halka önderlik ederek göstermek gerekiyor. Sen bunu yapacaksın ki peşinden diğer insanlar da cesaret alarak gelsinler. Çocuğum sınıfta yalnız kalıyor. Peki, aynı sınıftan 3 çocuğun muafiyet için müracaat ettiğini ve muaf olduğunu düşünsenize o çocuklar yalnız kalmayacak. O nedenle iyimser olamıyorum, üzgünüm bunları söylediğim için. Ama bu bir gerçeklik.

    Müfredat tüm derslerin dinselleştirilmesine dayanıyor ve temel sorun da burada. Bununla ilgili cesaretli olmak, önderlik yapmak gerekiyor. Bu önderlik yapılabilir mi? Şu anki gözlemlerime göre yapılacağını sanmıyorum. Çünkü Alevi kurumlarının da bunu gündemlerine aldıklarını düşünmüyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA