PİRHA-Türkiye’de ekonomik krizin etkisiyle birlikte veliler öğrencilerin okul masraflarını karşılayamıyor. 3 tane öğrencisi olan Diren Koç isimli yurttaş, “Çocuklarımın ihtiyaçlarını karşılayamıyorum. Şu anda en ucuz bir kitabın fiyatı 200-250 TL” derken. Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın ise, “Eğitim ve öğretimin açılışı ve öğrenciler için yapılan alışveriş bir heyecan olmaktan çıkıp bir stres kaynağı haline dönüşmüştür. Çünkü ailelerin çocuklarının masraflarını karşılayabilecekleri bir ekonomik durumları yok” dedi.
Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki yaklaşık 20 milyon öğrenci ve 1,2 milyona yakın öğretmen için 2024-2025 eğitim öğretim yılı başladı. Yeni ders yılı, her yıl olduğu gibi birçok sorunla başladı.
Türkiye’de ekonomik krizin etkisiyle birlikte veliler öğrencilerin okul masraflarını karşılayamıyor. 2 üniversite öğrencisi ve bir de 8. sınıf öğrencisi olan Diren Koç, isimli yurttaş ile Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, eğitim ve öğretim döneminde yaşana ekonomik zorluklara dair PİRHA’ya konuştu.
“BU SENE 9 TANE KİTAP ALDIM 4000 TL VERDİM”
3 tane kızını okuttuğunu söyleyen Diren Koç, “2 tanesi üniversiteye gidiyor, 1 kızım da 8. sınıfa gidiyor. Çocuklarımın ihtiyaçlarını karşılayamıyorum. Şuanda en ucuz bir kitabın fiyatı 200-250 TL. Çocuklarımız geleceğini düşünemiyor. 8. sınıfa giden kızım şuanda ekonomiyi konuşuyor. Bu sene sadece 9 tane defter aldım 4000 TL verdim. Ayakkabı, pantolon ve tişört aldım 5000 TL verdim. Daha almam gerekenler var ama tamamlayamıyorum, her şey o kadar pahalı ki. Eskiden daha iyiydi ama gün geçtikçe daha kötü duruma geliyoruz. Şuanda üniversiteye giden kızlarımın geçmişte elbise veya okul ihtiyaçlarını rahatlıkla alabiliyordum ama şimdi 8. sınıfa giden kızımın ihtiyaçlarını rahatlıkla alamıyorum” dedi.
Eğitimde yaşanan pahalılığın gündelik yaşamdan bağımsız olmadığını belirten Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Eğitim ve öğretimin açılışı ve öğrenciler için yapılan alışveriş bir heyecan olmaktan çıkıp bir stres kaynağı haline dönüşmüştür. Çünkü ailelerin çocuklarının masraflarını karşılayabilecekleri bir ekonomik durumları yok” şeklinde konuştu.
İnsanların ekonomik durumlarının olmayışının nedeninin AKP iktidarının yürüttüğü yanlış ekonomi politikaları olduğunu vurgulayan Aşkın, “İktidarın başarısızlığı ekonomik olarak halka dönmektedir. Hayat pahalılığı önemli ölçüde öğrencilerin geleceğini etkilemektedir. Eğer elinizde konuyla ilgili materyaliniz yoksa sanat, spor ve akademik anlamda bir başarı elde etmeniz oldukça zor olacaktır”diye belirtti.
Eğitim-Sen olarak eğitime verilen bütçenin arttırılmasını istediklerini dile getiren Aşkın, “Arttırılan bütçeyle beraber öğrencilerin kırtasiye giderlerinin bir kısmının devlet tarafından karşılanabileceğini düşünüyoruz. Yapılacak bu desteklerle birlikte hayat pahalılığı veliler üzerinden kısmen de olsa alınmış olacaktır” diye konuştu.
PİRHA-Yeni eğitim öğretim yılının çözülmeyen sorunlar ile başladığını belirten Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, birçok okulda ve kent meydanlarında oturma ve nöbet eylemleri yapılacağını söyledi. Irmak, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin uygulanmaması için tekrar bakanlığa bir uyarı eylemliliği gerçekleştirilecek” dedi.
Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki yaklaşık 20 milyon öğrenci ve 1,2 milyona yakın öğretmen için 2024-2025 eğitim öğretim yılı başladı. Yeni ders yılı, her yıl olduğu gibi birçok sorunla başladı.
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, eğitimde yaşanan sorunları diler getirerek, 2024-2025 eğitim öğretim yılına ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmeler yaptı.
“ÇOCUKLAR SALGINLARLA KARŞI KARŞIYA KALACAK”
Kemal Irmak, yeni eğitim öğretim yılı başlarken öğrencilerin yaşadığı temel sorunlara değindi.
Irmak, İŞKUR elemanlarının haftada sadece üç gün okullara giderek temizlik yapmasının çocukların önümüzdeki dönem büyük oranda birçok salgınla karşı karşıya kalmasına neden olacağının altını çizerek şunları söyledi:
“Yeni eğitim öğretim yılı başladı. Eğitim öğretim yılı yine giderilemeyen birçok sorunla beraber başladı. Özellikle son iki yıldır, üç yıldır ülkemizde süren yüksek enflasyon, bunun getirdiği derin yoksulluk ve işsizlik maalesef öğrencilerin eğitim öğretim yıl başlamasıyla birlikte en çok karşı karşıya kaldıkları sorunlar arasında. Diğer taraftan bu yıl okullarda görevlendirilecek İŞKUR elemanlarının haftada sadece üç gün okullara giderek temizlik yapması bu çocukların önümüzdeki dönem çok büyük oranda birçok salgınla karşı karşıya kalacağı, hijyenli bir ortamda olamayacakları için hastalıklarla baş başa kalacakları gibi birçok sorun ve problemler var.
“ÖĞRETMEN AÇIĞI BU SENE KATMERLENEREK ARTMIŞ”
Diğer taraftan okullarda yeterince öğretmen atanmamış olması, atanacak öğretmenlerin bile hala güvenlik soruşturmaları ya da Danıştay’da kararın verilmemiş olmasından kaynaklı var olan öğretmen açığı bu sene katmerlenerek artmış. Bu sene çocuklar çok büyük oranda öğretmensiz kalacak ve başlarında öğretmen olmadan eğitim öğretim yılına devam etmiş olacaklar. Bunlar bugün için eğitim öğretim yılının başladığı bu ilk günlerde en temel problemler olarak karşımızda duruyor.”
“OKULLARDA VE KENT MEYDANLARINDA OTURMA VE NÖBET EYLEMLERİ YAPILACAK”
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne karşı birçok okulda ve kent meydanlarında oturma ve nöbet eylemleri yapılacağını belirten Irmak, “Eğitim Sen, eğitimin alanında yaşanan hiçbir problemi kulak arkası yapmadan kamuoyunu bilgilendiren, bu konuda mücadele veren bir sendika. Elbette bugün ve bu hafta özellikle bu Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne karşı birçok okulda ve kent meydanlarında oturma ve nöbet eylemleri ve bu maarif modelinin uygulanmaması için tekrar bakanlığa bir uyarma eylemliliği gerçekleştirilecek” dedi.
Çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılması için ve çocuklara mutlaka bir öğün yemek ve su verilmesi için kampanyalar sürdürdürdüklerini belirten Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Okul yemeği koalisyonuyla birlikte çalışmalar yapıyoruz. 21-22 Eylül’de bu konuda bir çalıştay yaparak sonuçlarını kamuoyuyla paylaşacağız. Okula aç giden çocuklar ve onlara mutlaka bir öğün yemek ve temiz su verilmemesini en temel problem olarak görüyoruz şu anda. Bu konuda da mücadelemiz devam ediyor” ifadelerini kullandı.
PİRHA-DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi kurumlarının kendi sorunlarını dile getirirken basın açıklaması yapmanın ötesine geçemediğini söyleyerek, “ÇEDES ve yeni müfredata ilişkin Alevilerin sokak gücünü harekete geçirmeleri lazım. Eğitim öğretim döneminin başından itibaren okulların önünde demokratik haklarını çeşitli eylemlerle dile getirmeleri lazım” dedi.
AKP iktidarında eğitim-öğretim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-tek mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihleri görmezden gelinerek, dini eğitimin ağırlığı hemen her yıl katlanarak arttı.
AKP iktidarı, zorunlu din dersleri, ÇEDES projesi ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredatla Alevilerin, velilerin ve eğitim sendikalarının tepkilerine rağmen eğitim sistemini dincileştirmeyi sürdürüyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, 2024-2025 eğitim öğretim yılına ilişkin PİRHA‘ya konuştu.
“SİVİL İTAATSİZLİK EYLEMLERİ YAPILMASI LAZIM”
Eğitim öğretim yılı her açıldığında Türkiye’deki sendikalar ve Alevi kurumlarının basın açıklamaları yaparak taleplerini dile getirdiklerini ifade eden Zeynel Kete, “Alevi kurumsal hattı bu konuda basın açıklaması yapmanın ötesine geçemiyor. Mekân ve iktidar arasında bir ilişki vardır o nedenle egemen kesimler mekâna sahip olduklarında iktidarı kendi eline geçirebiliyorlar. Alevi kurumları, net bir şekilde birden çok dil, resmi dil olsun diyemiyorlar. Birden çok resmi dil olduğunda ülkede demokrasi kültürü gelişecek ve Alevilerde kendi taleplerini gerçekleştirecek. ÇEDES ve yeni müfredata ilişkin sadece basın açıklamaları değil Alevilerin sokak gücünü harekete geçirmeleri lazım. Alevilerin Türkiye’deki demokrasi güçleri, veli dernekleri, sendikalar ile alanda ciddi mücadele etmeleri lazım. Eğitim öğretim döneminin başından itibaren bir hafta boyunca okulların önünde demokratik haklarını çeşitli eylemlerle dile getirerek sokak eylemleri ya da sivil itaatsizlik eylemleri yapmaları lazım” dedi.
“MİLYONLARCA KÜRT’ÜN ANA DİLİNİN RESMİ DİL OLMAMASI SADECE KÜRTLERİN SORUNU OLMAMALI”
Bütün Alevi kurumlarının halka hesap vermeleri gerektiğini vurgulayan Kete, “Mevcut Alevi dernek hattı sistemin ret ve kabul ölçüleri içerisinde kendisini örgütlediğinden dolayı üçüncü bir yolla ilgili söylem üretmekten çekiniyorlar. Bu ciddi bir sorundur. Aksi halde sistem de Alevilerin sorununu ciddiye almaz ve Aleviler de sistem içerisinde bir çözüm üretemezler” diye belirtti.
Kete, Alevi dernek hattının öncelikle kendi talepleri konusunda kendi arasında birleşmesi gerektiğini belirterek, “Eğer Aleviler demokratik siyasetin bir öznesi olabilselerdi ülkenin daha demokratik olmasında yol açıcı olabilirlerdi. ÇEDES ve yeni müfredat gibi projeler siyasi partilerin programları değil devlet projeleridir. Bu çerçevede Alevi demokratik hattı cumhuriyet modernitesinin tekçi zihniyetiyle ciddi boyutuyla hesaplaşmalıdır. Yeni eğitim-öğretim döneminde sorunlarını dile getirebilmesi için taleplerini uzun süre öncesinden bir araya gelerek konferanslar, paneller yaparak bunu örgütleyebilir. Kendi arasında birlik sağlamayan yapıların talepleri de karşılanmaz. Milyonlarca Kürt’ün ana dilinin resmi dil olmaması sadece Kürtlerin sorunu olmamalıdır. Böyle talepler öncelikler Aleviler tarafından gündeme getirilmelidir” ifadelerini kullandı.
“ALEVİLER TÜRKİYE’DEKİ VELİLER VE DERNEKLERLE BİR ARAYA GELMELİ”
Alevilere çok önemli işler düştüğünü söyleyen Zeynel Kete, sözlerinin devamında şunları dile getirdi:
“Aleviler artık basın açıklamalarından kurtulup Türkiye’deki veliler ve derneklerle bir araya gelmeli. Aleviler öncelikle kendileriyle ilgili taleplerini güçlü bir şekilde alanda görünür kılmaları lazım. Resmi ideolojiyle hesaplaşmayan bir Alevi dernek hattının söylemlerinin kabul göreceğini düşünmüyorum. Alevilerin, cumhuriyetin daha demokratik bir zemine taşınmasının yolunu açabilecek bütün kesimlerle bir araya gelmeleri gerekiyor. Alevilerin talepleri de retleri de net olması gerekiyor.”
PİRHA- Eğitim Sen, “2024-2025 Eğitim Öğretim Yılı Başında Eğitimin Durumu” raporunu açıkladı. Raporda, “Okullarda verilen eğitimin içerik bakımından dini değil, bilimsel esaslara dayalı olması, eğitimin gerçek anlamda laik ve demokratik bir yapıda örgütlenmesi için tüm emek ve demokrasi güçleriyle birlikte mücadelemizi sürdüreceğimiz bilinmelidir” denildi.
Eğitim Sen, “2024-2025 Eğitim Öğretim Yılı Başında Eğitimin Durumu” raporunu açıklamak üzere basın açıklaması yaptı. Eğitim Sen Genel Merkezi’nde yapılan açıklamayı, Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.
“ÇOCUKLARIN DEZAVANTAJLARINI ORTADAN KALDIRACAK ADIMLAR YILLARDIR ATILMAMIŞTIR”
Katledilen Narin Güran’ı anarak konuşmasına başlayan Kemal Irmak, “2024-2025 eğitim-öğretim yılı, Türkiye’de eğitim sisteminin karşı karşıya kaldığı derin sorunların gölgesinde başlamaktadır. Ekonomik krizin ağırlaşarak sürmesi nedeniyle eğitim masraflarının artması, ÇEDES ve benzeri projeler üzerinden eğitimi dinselleştirilmesi çabaları, laikliğe ve bilime aykırı müfredat değişiklikleri, öğrencileri Mesleki Eğitim Merkezleri’ne (MESEM) yönlendirme girişimleri, Öğretmenlik Mesleği Kanunu (ÖMK) tartışmaları, çok sayıda bölgede taşımalı eğitime son verilmesi gibi konular bu eğitim yılının temel tartışma başlıkları arasında yer almaktadır” dedi.
Irmak şöyle devam etti:
“Eğitim sistemimiz, yıllardır benimsenen piyasa merkezli, rekabetçi ve sınav merkezli eğitim politikaları sonucunda tam bir sorun yumağı haline gelmiştir. Türkiye’de okul öncesi eğitimden üniversiteye kadar eğitimin bütün kademeleri, uzun yıllardır en temel işlevlerini yerine getiremez durumdadır. Bu durum kaçınılmaz olarak eğitimin niteliğini de olumsuz etkilemektedir.
Okulların fiziki altyapı ve donanım eksikliklerinin giderilmemesi, kalabalık sınıflar, ikili öğretim, taşımalı eğitim, çocuk ve gençlerin dini cemaat ve vakıfların kreşlerine ve yurtlarına yönlendirilmesi, çocuklara yönelik taciz ve istismar vakaları geçtiğimiz eğitim öğretim yılında da devam etmiştir. Öğretmen açıkları sorun olmayı sürdürmekte, mülakata ve arşiv araştırmasına dayalı sözleşmeli öğretmenlik ve ücretli öğretmenlik uygulaması eğitim emekçileri arasındaki eşitsizliği ve adaletsizliği derinleştirmektedir. Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ‘eşit işe eşit ücret’ uygulamasına son verilmesi, ataması yapılmayan öğretmenler gibi çok sayıda sorun eğitim sisteminin çözüm bekleyen sorunları bulunmaktadır.
Ülkedeki etnik, dilsel, kültürel ve inanç çeşitliliği eğitim programlarında ve ders kitaplarında neredeyse hiç yansıtılmamaktadır. Eğitime erişimde, kız çocukları, mülteci çocuklar, anadili farklı olan çocuklar, engelli çocuklar ve geçici koruma altındaki çocukların dezavantajlarını ortadan kaldıracak adımlar yıllardır atılmamıştır.
“EĞİTİME ERİŞİM HAKKINI İHLAL EDEN UYGULAMALAR DEVAM ETMEKTEDİR”
Eğitimde yaşanan ve yapısal hale gelen sorunlar her ne kadar görmezden gelinmeye çalışılsa da eğitim sorunu, ülke ekonomisinde yaşanan sorunların ardından halkın en öncelikli gündemi olmayı sürdürmektedir. Çocuklar eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamamakta, çocuk istismarı anlamına gelen çocuk yaşta evlendirmeyi engelleyen adımlar atılmamaktadır. Yoksul, emekçi ailelerin çocukları başta olmak üzere kız çocukları ve kırsal kesimde yaşayan çocuklar açısından eğitime erişim konusunda yaşanan sorunlar sürmektedir. Bölgesel, cinsel, sınıfsal vb. eşitsizlikler, anadilinde eğitim gibi en temel sorunlar iktidarın çözmek bir yana daha da derinleştiği bir eğitim öğretim dönemi bizi beklemektedir.
Türkiye’de çeşitli nedenlerle eğitime erişimde, kız çocukları, mülteci çocuklar, anadili farklı olan çocuklar, engelli çocuklar ve geçici koruma altındaki çocukların dezavantajları günden güne artarak devam etmektedir. Türkiye’de milyonlarca çocuk ve gencin eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanması için gerekli adımlar atılmazken, çocuk ve gençlerin ekonomik sorunlar nedeniyle eğitime erişim hakkını ihlal eden uygulamalar devam etmektedir.”
“EĞİTİM BÜTÇESİ ACİLEN ARTIRILMALIDIR”
Eğitim hakkı, her çocuğun temel bir anayasal hakkıdır ve bu hakkın ihlal edilmemesi için devletin acil adımlar atması gerekmektedir” diyen Irmak, her çocuğun eşit ve nitelikli eğitim alabilmesi için yapılması gerekenleri de şöyle sıraladı:
“Bunun için öncelikle tüm öğrencilerin eşit şartlarda ve ücretsiz olarak nitelikli eğitime erişim hakkının korunması için gerekli önlemler alınmalıdır. Eğitim materyallerinin fiyatlarının kontrol altına alınması, okul kayıt ücretlerinin kaldırılması ve eğitime erişimde yaşanan derin eşitsizliği ortadan kaldıracak politikalara öncelik verilmelidir. Eğitimde yaşanan eşitsizliklerin önüne geçmek için piyasacı eğitim anlayışı derhal terk edilmeli, eğitimin bütün kademelerinde kamusal eğitim anlayışı benimsenmelidir. Her çocuğun eşit ve nitelikli eğitim alabilmesi için okul ve kırtasiye masrafları devlet tarafından karşılanmalıdır. Dar gelirli ailelerin eğitim masraflarını karşılayabilmesi için devlet desteği sağlanmalıdır. Özellikle ilköğretim seviyesinde her öğrenciye ücretsiz kırtasiye yardımı yapılmalıdır.
Bütün eğitim kademelerinde öğrencilere ücretsiz yemek hizmeti sunulmalıdır. Her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, her adımın paralı hale geldiği bir eğitim sisteminde öğrencilerin, velilerin ve eğitim emekçilerinin taleplerini gerçekleştirmenin tek yolu, herkesin eğitim hakkından eşit koşullarda ve parasız olarak yararlanmasının sağlanmasıdır. Ancak bu temel koşulun sağlanması için eğitim harcamalarının tamamı devlet tarafından karşılanmalı, yetersiz beslenmenin giderek arttığı günümüz koşullarında eğitimin bütün kademelerinde öğrencilere en az bir öğün yemek ve temiz su verilmelidir.
Eğitim bütçesi acilen artırılmalıdır. Eğitim bütçesi başlangıç olarak en az iki kat artırılarak okullara daha fazla kaynak aktarılmalıdır. Her okulun ihtiyaçları için bütçeden yeterli ödenek ayrılmalı, velilerden çeşitli adlar altında bağış toplanması yasaklanmalıdır. Okul alanlarının ticari faaliyetler için kiralanması ve kullandırılması uygulamalarına son verilmelidir. Eğitime yeterli bütçe ve okullara ihtiyacı kadar ödenek ayırmak sadece bir eğitim politikası meselesi değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur.
“EĞİTİM HAKKININ ÖNÜNDEKİ BÜTÜN FİZİKİ VE YASAL ENGELLER KALDIRILMALIDIR”
Eğitimde kamu hizmeti anlayışı güçlendirilmeli ve kamusal eğitim politikaları benimsenmelidir. Eğitimin ticari bir faaliyet değil, toplumsal bir hak olduğu anlayışı benimsenmelidir. Devlet, öğrencilerin eğitim masraflarını üstlenerek toplumun farklı kesimlerinden çocukların eğitim hakkından mümkün olduğunca eşit koşullarda yararlanmasını sağlayacak adımlar atmalıdır. Kamusal eğitim, siyasal iktidarın ve bir bütün olarak devletin ekonomik ve demokratik talepleri karşılaması için zorlandığı, eğitim hizmetinin herkes için eşit, parasız, nitelikli ve ulaşılabilir olmasını ifade eden bir kavramdır. Bir ülkede herkesin eşit koşullarda yararlanabileceği bir eğitim hakkından bahsedebilmek için eğitimin fiziksel ve ekonomik yönden de erişilebilir olması gerekir.
Eğitim hakkının önündeki bütün fiziki ve yasal engeller kaldırılmalıdır. Çağdaş ve nitelikçe yeterli bir eğitim hakkından bahsedebilmemiz için eğitim; herkesi kapsamalı, yeterli sürede verilmeli, yaşam boyu ulaşılabilmeli, kamusal bir anlayışla parasız olmalı, içeriğinin çağdaş, bilimsel ve laik olmalı, resmi dil yanında diğer ana dillerde de yapılabilmelidir. Eğitime erişim hakkını düzenleyen her türlü ulusal/uluslararası yasa/sözleşme, devletlere bu hakkın ayrım yapılmaksızın sağlanması yükümlülüğünü getirmektedir.
Okullarda verilen eğitimin içerik bakımından dini değil, bilimsel esaslara dayalı olması, eğitimin gerçek anlamda laik ve demokratik bir yapıda örgütlenmesi için tüm emek ve demokrasi güçleriyle birlikte mücadelemizi sürdüreceğimiz bilinmelidir.”
PİRHA- 9 Eylül’de açılması planlanan okullar, ‘zorunlu din dersi’ ve ‘ana dilde eğitim’ tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Milyonlarca öğrenci ana dilde eğitimden yoksun ve zorunlu din derslerin tabi bir şekilde yeni eğitim ve öğretim yılını karşılıyor.
Yeni eğitim ve öğretim yılı 9 Eylül’de başlayacak. Farklı halklardan milyonlarca çocuk, bu yıl da yeni eğitim ve öğretim yılını ana dilde eğitim alamadan karşılıyor. Yine sayısı arttırılan ve haftada 16 saate çıkarılan zorunlu din dersleri çocuklar için zulüm aracı olurken, 22 yıllık AKP iktidarı döneminde eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ve dini-kültürel ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirme hedefinin son örneği olan ÇEDES projesi ile toplumun siyasal İslam ideolojisi doğrultusunda dönüştürülmesi hamlesinin bu eğitim yılında da hız kesmeden devam edeceği belirtiliyor.
Türkiye’deki eğitim ve öğretimin niteliği AKP ve MHP iktidarı bloğunun iz düşümü olarak varlığını koruyor. Siyasi, idari ve toplumsal anlamda çürümüşlüğün belki de kendisini en fazla hissettirdiği alanların başında Türkiye’deki eğitim politikaları geliyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kendisini tekçi, mezhepçi ve cinsiyetçi kodlarla inşa eden ancak evrensel değerlerle büyümeye ve yoluna devam etmesi gereken eğitim politikaları AKP ve MHP iktidarı döneminde daha fazla gericileşmiş, bilimsellikten uzak, demokratik temayüllerden uzak ve daha fazla eril bir tarzda bütün toplumsal sorunların merkezini oluşturuyor.
EĞİTİM SİSTEMİNİN KENDİSİ BİR ASİMİLASYON SİSTEMİ
Cumhuriyetin kuruluşundan beri ülkedeki eğitim sistemi Türk/Müslüman olmayan bütün halkların asimilasyonu ve o halkların çocuklarının kendilerine dönük yabancılaşma sürecinin bir sonucu olarak geldi. Eğitim sistemini güçlendirmek için hazırlanan müfredatlar ya da AKP döneminde uygulanan 4+4+4 sistemi gibi bütün uygulamalar asimilasyon, Türklük/Müslümanlık dışında kalmış bütün halkların asimile edildiği yabancılaştığı bir sürece hizmet eden kurumsallaşmalar olarak bugüne kadar kendisini getirdi. Bireyin ve çocuğun kendi özüyle ilgili bütün hakikat olgusunun dışında yabancılaşmasını dayatan bu tekçi ve asimilasyoncu süreç toplumun bütününü mağdur eden bir süreç olarak varlığını koruyor.
ZORUNLU DİN DERSLERİ
Türkiye’de din dersi, 1928’den 1940’ların sonuna kadar müfredata dahil edilmemiş, sonrasında ise seçmeli bir ders olarak öğrencilere sunulmuştu. Ancak 12 Eylül Darbesi’nden sonra zorunlu hale getirilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’ne, 2012’den itibaren “Kur’an-ı Kerim”, “Hz. Muhammed’in Hayatı” ve “Temel Dini Bilgiler” seçmeli dersleri de ilave edildi.
Din derslerinin içeriğinin Sünni İslam ağırlıklı olması sonucu uzun yıllar boyunca toplumun farklı kesimlerinden itirazlar yükseldi. Söz konusu ders içerikleri yerel ve uluslararası mahkemelerce de yasalara aykırı bulundu. Fakat Millî Eğitim Bakanlığı, din derslerinin tek bir dine yönelen ders olmadığını savunsa da veliler, bir bütün olarak din derslerinin müfredattan kaldırılması yönündeki talebini sürdürüyor.
Okullardaki din eğitimi için hazırlanan kitaplar ise tartışmaların önemli bir kısmını oluşturuyor. Diğer inançları öteleyen, kadını aşağılayan anlatım ve görsellerin yer aldığı kitaplardaki aile yapısı da AKP’nin istediği ‘aile modeli’ olarak yorumlanıyor.
ZORUNLU DİN DERSLERİNE DÖNÜK MAHKEME KARARLARI!
Aileler, çocuklarının din dersinden muaf tutulması ya da söz konusu derslerin tümden kaldırılması yönünde defalarca kez mahkemeye başvurdu. Zorunlu din dayatmasının hukuksuz olduğu yönünde mücadele veren eğitim sendikaları da birçok kez adliyelerin kapısını çaldı. Nihai karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde 2014 yılında çıktı.
AİHM, Türkiye hükûmetinden “Zaman geçirmeden öğrencilerin zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden muaf tutulmalarını da sağlayacak yeni bir sisteme geçmesini” belirterek zorunlu din dersine karşı olmamakla birlikte, din dersinin içeriğini göz önünde bulundurarak zorunlu bir biçimde verilemeyeceğine hükmetti. Ancak mahkeme kararları tanınmadı, din eğitimi daha da yoğun bir şekilde öğrencilere dayatıldı.
Zorunlu din dersi dayatması ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınan kararlara karşın sürüyor. Yürütülen kampanyalar ve hak talepleri on yıllardır görmezlikten gelinirken, AKP döneminde ‘dinselleştirilmiş’ eğitim modeline geçildi. Bunun sonucu olarak da Alevi öğrenciler nefret dili ve ayrımcılığa maruz kaldı, kalmaya devam ediyor.
Müfredatın bir bütün olarak dinselleştiğini belirten eğitimciler ve eğitim sendikalarının yanı sıra Alevi yurttaşlar da çocuklarının din derslerinin zorunlu olmasına karşı çıkıyorlar.
ANA DİLDE EĞİTİM TALEBİ
Özelikle Kürtçe ana dilde eğitim önündeki engeller ülkedeki milyonlarca Kürt’ün temel meselesi. Kürtçe’nin lehçeleri “Yaşayan Dil ve Lehçeler” adı altında ortaokullarda seçmeli ders olarak okutulsa da bu konuda öğrencilere sınırlamalar getiriliyor ya da derslerin verilmesi engelleniyor.
Ana dilde eğitim-öğretimden yoksun bırakılan halklar, bugüne kadar bu taleplerinden hiç vazgeçmedi. Ulus devletlerin “resmi” dil dayatması ile dünyada 6 bine yakın dilin yok olduğu belirtiliyor. Türkiye’de bu dayatmayla 3 dil yok oldu; 15 dilin de yok olmayla yüz yüze kaldığı biliniyor. Ana dilde eğitim talebini en güçlü Kürtler dile getiriyor; bununla birlikte farklı etnik gruplar da ana dilde eğitim istiyor. Ancak devlet yasak kararında ısrarlı.
ÇEDES PROJESİ YENİ EĞİTİM YILINDA DA İLK GÜNDEM
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında birçok kentte, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.
Türkiye’nin dört bir yanında ilkokul ve ortaokul öğrencileri bir yandan ÇEDES kapsamında sabah namazına camilere götürülürken, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullar ve pansiyonlarda öğrencilere yönelik dini programlar düzenlenmesi için devletin bütün kurumları elindeki bütün olanakları seferber ettiği kamuoyuna yansıdı.
ÇEDES projesi adı altında okullarda imam, vaiz ve din görevlileri ‘manevi danışman’ ve ‘öğretici’ adı altında etkinliklere katılırken, öğrenciler camilere götürülmeye, imamlar okullarda ‘konferans’ vermeye devam etmektedir. Çocukları ve toplumu ‘tek din, tek mezhep’ anlayışı üzerinden ‘tek tip’ hale getirmeye çalışma girişimlerinin bu 2024-2025 eğitim öğretim yılında da katmerleşerek artacağı öngörülüyor.
PİRHA- İngiltere Alevi Kültür Merkezi (İAKM) Cemevi, 2024-2025 eğitim yılında çocuklar için ders kayıtlarını başlattı.
İngiltere Alevi Kültür Merkezi Cemevi kültür ve sanat çalışmaları kapsamında yeniden kurslarına başlıyor.
2024-2025 eğitim-öğretim yılında halk oyunlarından müziğe, semah eğitiminden dil kurslarına, bağlama kursundan santranca, tiyatrodan resim kursuna kadar birçok kişiye kurs verilecek.
9 Eylül 2024 tarihinde başlayacak olan derslere kayıt yaptırmak için İngiltere Cemevi’ne başvurmak gerekiyor. Başvuru için iletişim numaralarına, kurumun resmi web sitesi ve sosyal medya hesaplarından ulaşmak mümkün.
BİRÇOK DALDA KAYIT ALINACAK
İngilizce, matematik, Türkçe, resim, tiyatro, bağlama, gitar, piyano, bale, Alevilik, semah ve halk Oyunları, zekâ oyunları, kız futbol takımı, erkek futbol takımı, kampçılık ve izcilik kurslarının verileceği dersler, 9 Eylül’de başlayacak.
“BİLGİ GÜÇTÜR, ÖĞRENMEK ÖZGÜRLÜKTÜR”
İngiltere Cemevi’nin açacağa kurslara dair şu mesajı paylaştı:
“Eğitim, düşünme, yaratıcılık ve problem çözme yeteneklerini geliştirir, yeni fırsatların kapılarını açar ve öz ifadeyi ve özgüveni geliştirir. Cemevimizdeki eğitim programı, müfredat ve yaratıcı sanat dersleri aracılığıyla, öğrencilerimizi başarılı olmaları için gerekli bilgi ve becerilerle donatmaktadır. Cemevimizde, destekleyici ve zenginleştirici bir öğrenme ortamı sağlayarak, öğrencilerin potansiyellerini keşfetmelerine, sosyal becerilerini geliştirmelerine ve yaşam boyu öğrenme alışkanlıkları kazanmalarına yardımcı olmaktayız. Çocuklarımızın gelecekleri için eğitimlerine önem verelim, unutmayalım, Bilgi güçtür, öğrenmek özgürlüktür.”