PİRHA- Newroz etkinliklerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul’da 26 kişi gözaltına alındı. Farklı illerde yapılan son operasyonlarla birlikte toplam gözaltı sayısının 209’a yükseldiği bildirildi.
Newroz etkinliklerine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında İstanbul’da yeni bir operasyon gerçekleştirildi. Emniyet birimlerince yapılan çalışmalarda 26 kişinin gözaltına alındığı, şüphelilerin adreslerinde aramalar yapıldığı belirtildi.
Soruşturmanın yalnızca İstanbul ile sınırlı olmadığı son günlerde farklı illere de yayıldığı aktarıldı. Hafta sonu İstanbul, İzmir, Manisa, Siirt ve Bitlis’te düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan 38 kişiden 9’unun tutuklandığı ifade edildi.
Farklı illerde yürütülen işlemlerle birlikte Newroz etkinliklerine ilişkin gözaltı sayısının toplamda 209’a ulaştığı bildirildi. Operasyonların, ilgili güvenlik birimlerinin koordinasyonuyla sürdürüldüğü kaydedildi.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün önceki açıklamalarında da benzer operasyonların “eş zamanlı yürütüldüğü” bilgisine yer verilirken, soruşturmaların devam ettiği aktarıldı.
PİRHA-“Özgürlük ve Demokrasi Newrozu” sloganıyla Yenikapı’da düzenlenen Newroz kutlamalarına yurttaşlar sabahın erken saatlerinden itibaren katılmaya başladı. Yağmura rağmen alanda yoğunluk oluştu.
İstanbul’da bu yılki Newroz kutlamaları Yenikapı’da gerçekleştiriliyor. “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu / Newroza Azadî û Yekîtiya Demokratîk” sloganıyla düzenlenen etkinlik için yurttaşlar sabah saatlerinden itibaren kentin farklı noktalarından alana yöneldi.
Aksaray, Marmaray ve Samatya güzergâhları üzerinden gelen katılımcılar nedeniyle bölgede yoğunluk oluşurken, alana girişlerin kontrollü şekilde tek kapıdan sağlandığı görüldü. Girişlerde zaman zaman beklemeler yaşandı.
Yağışlı havaya rağmen çok sayıda kişi kutlamalara ulusal kıyafetlerle katılırken, alanda DEM Parti ve DBP bayrakları dikkat çekti. Kapıların açılmasının ardından alana giren katılımcılar halaylar çekerek kutlamalara eşlik etti. Davul ve zurna eşliğinde süren etkinlikte renkli görüntüler oluştu.
Alanda sloganlar atılırken, giriş noktalarında bekleyişin sürdüğü gözlendi. Kutlamalar devam ederken, alandaki yoğunluğun gün içinde artarak sürmesi bekleniyor.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve siyasetçiler Sebahat Tuncel ile Gültan Kışanak alana giriş yaptı.
İstanbul da Newroz kutlamaları coşkuyla devam ederken, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in gönderdiği mesaj alanda okundu. Mesajda demokrasi, eşitlik ve birlikte yaşam vurgusu öne çıktı.
Etkinlikte okunan mesajda, demokrasi, toplumsal barış ve eşit yurttaşlık vurgularının yer aldığı aktarıldı. Mesajın, Newroz’un birlik ve dayanışma ruhuna atıf yaptığı ifade edildi.
Yenikapı’da süren kutlamalarda farklı siyasi parti ve kurumların mesajlarının da alanda paylaşıldığı, etkinliklerin gün boyunca devam edeceği bildirildi. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de Newroz alanına giriş yaptı.
Newroz kutlamalarında sanatçı Suavi sahne aldı. Yoğun katılımın olduğu alanda Suavi’nin seslendirdiği parçalara katılımcılar eşlik ederken, etkinlik alanında coşku arttı. Suavi, Selahattin Demirtaş’ın “Korkma Bağır” adlı parçasını da seslendirdi
Program kapsamında sahne performanslarının gün boyunca devam etmesi bekleniyor.
“BARIŞIRKEN DE CESUR OLMA ZAMANI”
Newroz kapsamında Yenikapı’da düzenlenen İstanbul Newrozu’nda konuşan İmralı Sekreteryası’ndan Çetin Arkaş, barış ve çözüm çağrısı yaptı.
Yüzbinlere seslenen Arkaş, “Savaşırken cesur olduğumuz kadar barışırken de cesur olma zamanı” diyerek tüm halklara ve inançlara “uzatılan eli tutma” çağrısında bulundu.
Orta Doğu’daki çatışmalara dikkat çeken Arkaş, bölgedeki statükonun sarsıldığını belirterek, Kürt meselesinin demokratik çözümünün ertelenmemesi gerektiğini vurguladı. Hükümetin adım atmamasını eleştiren Arkaş, sahada barış ve demokrasi beklentisinin büyüdüğünü söyledi.
Konuşmasında Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit koşullarına da değinen Arkaş, “Artık İmralı’nın kapıları açılmalıdır” diyerek çözüm sürecinde diyalog kanallarının açılması gerektiğini ifade etti.
Arkaş, konuşmasını birlik ve mücadele vurgusuyla tamamladı.
PİRHA-Bu yıl 14 Mart Tıp Bayramı, kutlamaların ötesine geçerek Türkiye’de sağlık çalışanlarının çalışma koşulları, güvencesizlik ve sağlıkta şiddet gibi yapısal sorunlara dikkat çektiği bir gündem haline geldi. TTB ve SES’in açıklamaları sağlık hizmetinin kamusal niteliğinin korunması çağrısını öne çıkardı.
Türkiye’de 14 Mart 2026 Tıp Bayramı artık sadece tarihsel bir hatırlama günü değil; sağlık emekçilerinin sahadaki taleplerini ve sistem eleştirilerini duyurduğu bir mücadele süreciolarak kayda geçti. Diyarbakır’dan başlatılan ve Ankara’da sona erecek “Beyaz Yürüyüş”, TTB öncülüğünde sağlık çalışanlarını bir araya getirirken, SES de farklı illerde açıklamalarla iş güvencesi, adil ücret ve sağlıkta şiddete karşı etkin yasalargibi talepleri kamuoyuna taşıdı.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından 11 Mart 2026’ta Diyarbakır’dan başlatılan “Beyaz Yürüyüş”, Türkiye’nin farklı illerinde sağlık çalışanlarının birlikte ses vermesine vesile oldu. Sağlık emekçileri, artan iş yükü, piyasacı sağlık politikasının hekim ve hasta ilişkisine dönüştürdüğü işleyiş, güvencesiz çalışma koşulları ile sağlıkta şiddet ve mesleki baskılargibi konuları eylem ve açıklamalarla kamuoyunun önüne koyuyor. Yürüyüşün planlı olarak nihai buluşma noktası ise 14 Mart’ta Ankaraolarak açıklandı.
Diyarbakır’dan hareket eden heyet, Urfa, Gaziantep, Osmaniye ve Adanagibi kentlerde sağlık çalışanları ve meslek örgütleriyle buluştu. Adana’daki açıklamada konuşan TTB Merkez Konseyi II. Başkanı Dr. Pınar Saip, 14 Mart’ın bugün “bayram” olmaktan çok sistemin ciddi sorunlarının tartışıldığı bir günhâline geldiğini belirtti. Saip, toplumun sağlık hakkının gasp edildiğini, randevu krizleri ve aşırı hasta yoğunluğu gibi sıkıntıların altında yatan politik tercihlerin koruyucu sağlık hizmetlerini geri plana ittiğinisöyledi ve “savaşa değil sağlığa bütçe ayrılmasını” talep etti.
Saip’in konuşmasında öne çıkan talepler arasında iş ve can güvenliği, performans sisteminin kaldırılması, emekliliğe yansıyan adil ücret, bilimsel ve nitelikli tıp eğitimi, eşit, ücretsiz sağlık hizmetive çalışanların sağlık yönetiminde söz sahibi olmasıyer aldı.
SES (Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası)de 14 Mart Tıp Bayramı öncesinde farklı illerde açıklamalar yaptı. SES’in açıklamalarında “14 Mart’ın mücadele haftası”olarak görülmesi gerektiği vurgulandı; uzun çalışma saatleri, ağır iş yükü, mobbing, angarya ve güvencesiz çalışma modellerine karşı tepkiler dile getirildi. SES, ayrıca yoksulluk sınırının üzerinde temel ücret, kadrolu istihdam, esnek çalışmanın kaldırılmasıve etkili bir sağlıkta şiddet yasası gibi taleplerini kamuoyuna duyurdu.
Yerel tabip odaları ve SES şubeleri, Adana, Eskişehir ve Sinopgibi illerde ortak basın açıklamalarıyla sağlık çalışanlarının sahadaki sorunlarını şöyle özetledi:
Sağlık hizmetinin metalaştırılmasınason verilmesi,
Güvenceli, kadrolu istihdam,
Adil ücret politikasıve emekliliğe yansıyan maaş düzenlemeleri,
Sağlıkta şiddetile etkin mücadele için caydırıcı yasal düzenlemeler,
Çalışma koşullarının insani standartlara kavuşturulması.
Bu talepler, sağlık çalışanlarının sadece bayram günü takdir edilmesini istemediğini aynı zamanda sürmekte olan politikalarda köklü değişikliklerin yapılmasınıbeklediğini gösteriyor. SES temsilcileri sağlık sisteminin bugünkü yapısıyla hem çalışanların hem de hastaların memnun olamayacağını savunuyor.
14 Mart 2026, Türkiye’de Tıp Bayramı’nın geleneksel kutlamasından koparak, sistem eleştirilerinin ve çalışma koşulları taleplerinin somutlandığı bir tartışma günüolarak kayda geçti. Sağlık emekçileri, yalnızca günü hatırlanan bir meslek grubu olmak istemiyor; kamusal, nitelikli, eşit erişilebilir ve şiddetten arınmış bir sağlık sistemiiçin politik dönüşüm çağrısını bu günün gündemine yerleştiriyor.
PİRHA- İstanbul’da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen 24. Feminist Gece Yürüyüşü başladı. Taksim ve çevresindeki yasaklar ile polis barikatlarına rağmen kadınlar ve LGBTİ+’lar Sıraselviler’den yürüyüşe geçerken kalabalığın ucu bucağı görünmüyor.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla İstanbul’da düzenlenen 24. Feminist Gece Yürüyüşü için binlerce kadın ve LGBTİ+ akşam saatlerinde Beyoğlu’nda bir araya geldi. Saat 19.30’da başlaması planlanan yürüyüş için gün boyunca Sıraselviler Caddesi ve çevresinde toplanan kalabalık, sloganlar eşliğinde yürüyüşe geçti.
İstanbul Valiliği’nin aldığı karar doğrultusunda Taksim ve çevresinde geniş güvenlik önlemleri alındı. İstiklal Caddesi’ne çıkan birçok sokak polis bariyerleriyle kapatılırken, Taksim ve Şişhane metro istasyonlarının bazı çıkışları da kapatıldı.
Tüm engellemelere rağmen Sıraselviler’de toplanan kadınlar ve LGBTİ+’lar pankartlar, dövizler ve sloganlarla yürüyüşe başladı. Katılımcılar yürüyüş boyunca “Jin, jiyan, azadî”, “Yaşasın kadın dayanışması” ve “Feminist mücadele kazanacak” sloganları attı.
Cadde boyunca uzanan kalabalığın ucu bucağı görünmeyen bir kitle oluşturduğu görülürken, yürüyüşe katılanlar kadına yönelik şiddete, eşitsizliğe, yoksulluğa ve ayrımcılığa karşı taleplerini dile getiriyor.
Her yıl 8 Mart akşamı düzenlenen Feminist Gece Yürüyüşü, İstanbul’da kadınların ve LGBTİ+’ların en kitlesel buluşmalarından biri olarak biliniyor. Bu yıl da yasaklara ve yoğun polis önlemlerine rağmen binlerce kişi Taksim’de yürüyüşünü sürdürüyor.
PİRHA- SEVDER’in 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlediği etkinlikte konuşan gazeteci Esra Çiftçi, kadınların tarih boyunca yalnızca kendi hakları için değil toplumun hafızasını, adalet duygusunu ve yaşam iradesini korumak için mücadele ettiğini söyledi. Çiftçi, kadınların direnişinin toplumsal vicdanı uyandıran bir güç olduğunu vurguladı.
Sevdilli ve Çevre Köyleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (SEVDER), 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir etkinlik düzenledi. Etkinlikte konuşmacı olarak gazeteci Esra Çiftçi yer alırken, program sanatçı Gülten Benek’in dinletisiyle sona erdi. Konuşmasında kadınların tarihsel direnişine dikkat çeken Çiftçi, kadınların mücadelesinin yalnızca hak arayışı değil aynı zamanda toplumsal hafızayı ve özgürlük iradesini koruma mücadelesi olduğunu ifade etti.
Kadınların tarih boyunca sadece kendi hakları için değil, toplumun, kültürün ve yaşamın kendisi için mücadele ettiğini ifade eden Çiftçi, bu mücadelenin geçmişte kalmış bir hikâye olmadığını söyledi.
“Dersim’den Maraş’a, Çorum’dan Sivas’a kadar bu coğrafyada kadınlar yalnızca varlıklarını korumadı aynı zamanda adaleti, özgürlüğü ve yaşam hakkını savundu” diyen Çiftçi, kadınların direnişinin toplumsal vicdanı harekete geçiren bir güç olduğunu dile getirdi.
“ÖRGÜLER SESSİZ BİR HAYKIRIŞA DÖNÜŞÜYOR”
Konuşmasında Kürt kadınlarının son dönemde gerçekleştirdiği saç örme eylemine de değinen Çiftçi, bu eylemin güçlü bir sembolik anlam taşıdığını belirterek, “Sadece saçlarını örüyorlar ama o örgüler sessiz bir haykırışa dönüşüyor. Bu küçük gibi görünen eylem dünyanın dört bir yanında yankı buldu ve kadınların bedenleriyle verdikleri direnişin sembollerinden biri haline geldi” ifadelerini kullandı.
“KADIN YALNIZCA AİLE İÇİNDE DEĞİL, TOPLULUK İÇİNDE DE HAFIZANIN TAŞIYICISIYDI”
Çiftçi, kadınların saçlarının kesilmesinin tarih boyunca bir aşağılama ve kontrol yöntemi olarak kullanıldığını hatırlatarak, özellikle 1938 Dersim sürecinden sonra kadınların saçlarının kesilmesinin kimliği ve hafızayı hedef alan bir politika olduğunu söyledi.
“Dersim’de kadın yalnızca aile içinde değil, topluluk içinde de hafızanın taşıyıcısıydı. Saçına dokunmak aslında belleğe dokunmaktı” diyen Çiftçi, bu uygulamaların sonraki dönemlerde de farklı biçimlerde devam ettiğini belirtti.
12 Eylül askeri darbesi sırasında cezaevlerinde kadınların saçlarının zorla kesildiğini hatırlatan Çiftçi, bunun resmî olarak disiplin gerekçesiyle açıklansa da gerçekte itaat üretmeyi amaçladığını ifade etti. Çiftçi, 1990’lı yıllarda gözaltı merkezlerinde ve cezaevlerinde saç kesme tehdidinin kadınlara yönelik sistematik bir sindirme yöntemi olarak kullanıldığını da söyledi.
IŞİD’in özellikle Kürt kadınlarını hedef alan saldırılarına da değinen Çiftçi, bu saldırıların kadınların özne olma iradesini hedef aldığını belirterek şöyle konuştu:
“Kadına yönelik saldırı bedene yönelmiş gibi görünse de aslında kolektif bir varlığa yöneliktir. Bu nedenle kadınların saçlarını örmesi kesintiye uğratılmak istenen şeyi yeniden kurma iradesidir. Koparılmak istenene bağ ekler, yalnızlaştırmaya karşı temas üretir.”
İran’da Mahsa Amini’nin öldürülmesinin ardından kadınların başlattığı protestolara da değinen Çiftçi, “Jin, Jiyan, Azadî” sloganının yalnızca bir slogan değil, bir yaşam iradesi olduğunu söyledi.
“DAYANIŞMAYI BÜYÜTTÜ!”
Çiftçi, İran’da kadınların saçlarını kamusal alanda kesmesinin rejimin beden üzerindeki mutlakiyet iddiasına karşı bir reddiye olduğunu belirterek, Rakka sonrasında ortaya çıkan saç örme eylemlerinin ise şiddetin mantığını bozarak dayanışmayı büyüttüğünü dile getirdi.
Konuşmasında Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara da değinen Çiftçi, 7 Mart’ın Suriye’de Alevi kadınların, çocukların ve yaşlıların hedef alındığı katliamın yıldönümü olduğunu hatırlattı. Çiftçi, 2025 yılında yaşanan saldırılarda kadınların kaçırıldığını, tehdit edildiğini ve cinsel şiddete maruz bırakıldığını ifade etti.
Şengal’de Ezidi kadınlara yönelik saldırıları da hatırlatan Çiftçi, tarih boyunca kadınların zulme boyun eğmediğini vurguladı.
“KADINLARIN MÜCADELESİ ÖZGÜRLÜĞÜN, ADALETİN VE HAYATIN MÜCADELESİDİR”
Kadınların yalnızca kendi kimliklerini değil aynı zamanda toplumu, kültürü ve yaşamı savunduğunu belirten Çiftçi, “Kadınların mücadelesi sadece kadınların mücadelesi değildir. Bu, özgürlüğün, adaletin ve hayatın mücadelesidir” dedi.
Kadınların dayanışmasının toplumsal değişimin en güçlü kaynaklarından biri olduğunu söyleyen Çiftçi, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Kadınları korumak bir toplumu modern göstermez. Kadınlarla eşit bir hayat kurmak o toplumu gerçekten insan yapar. 8 Mart, kadınların korkuyla değil özgürlükle, sessizlik değil sözle var olduğu bir geleceğe tutulan ısrarın adıdır.”
Konuşmasının sonunda kadın direnişinin tarihsel sembollerini anan Çiftçi, “Ana Fatma’dan Zarife Hatun’a, Mahsa Amini’ye kadar direnen tüm kadınların mirasıyla bugün buradayız. Onlar bize direnmeyi öğretti. Bugün biz de onların yolundan gidiyoruz” dedi.
-Millî Eğitim Bakanlığı’nın öğrencilerin milli, manevi ve kültürel değerlerini kapsamında Ramazan ayına ilişkin planladığı etkinliklerine ilişkin, Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Ercan Kazım Özer, PİRHA’ ya açıklamalarda bulundu.GÖRÜNTÜLÜ
-Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için 1092. Hafta eylemi için saat 12:00’de Galatasaray Meydanında bir araya gelecek. GÖRÜNTÜLÜ
-Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Şawukan(Yuvalı) köyünde, yaşayan köy sakinlerinin kendi çaba ve emekleriyle başlattığı Cemevi inşası Elazığ Orman Müdürlüğü ekiplerince yıkılmıştı. Duruma tepki gösteren Şawukanlılar, yıkımın inanç ve itikatlarına yönelik bir saldırı olduğunu söylediler. GÖRÜNTÜLÜ
-Gülten Kışanak ve Yüksel Mutlu’nun katılımlarıyla Dersim’de ‘Kadın Buluşması’ gerçekleştirilecek. “Direnişle özgürleşiyor, demokratik toplumu örüyoruz” şiyarıyla yapılan buluşma saat 13.00’te başlayacak. GÖRÜNTÜLÜ
PİRHA-10 Ocak, resmî adıyla Çalışan Gazeteciler Günü. Ancak Türkiye’de bu tarih, uzun zamandır bir “kutlama”dan çok, gazeteciliğin hangi koşullarda ayakta kalmaya çalıştığını hatırlatan bir yüzleşme gününe dönüşmüş durumda. Çünkü Türkiye’de gazeteci olmak, yalnızca haber yazmak değil; baskıyla, sansürle, yargıyla, işsizlikle ve kimi zaman ölümle karşı karşıya kalmayı göze almak anlamına geliyor.
Bugün Türkiye’de gazeteciler, iktidarların hoşuna gitmeyen gerçekleri yazdıkları için ya işsiz bırakılıyor, ya mahkeme kapılarında süründürülüyor ya da cezaevine gönderiliyor. “Halkın haber alma hakkı” anayasal bir hak olmaktan çıkıp, iktidarın izin verdiği ölçüde kullanılan kırılgan bir alana sıkıştırılmış durumda.
GAZETECİLİK SUÇ, SUSMAK MAKBUL
AKP iktidarı döneminde gazetecilik, sistematik biçimde kriminalize edildi. Eleştirel haberler “terör propagandası”, kamu yararına yapılan yayınlar “devleti hedef almak”, iktidarı sorgulamak ise “ihanet” olarak yaftalandı. Yargı, bağımsız bir denetim mekanizması olmaktan çıkarılıp, basın üzerinde bir sopa haline getirildi.
Bugün onlarca gazeteci yalnızca yazdıkları haberler, attıkları manşetler ya da yaptıkları yorumlar nedeniyle cezaevinde. Yüzlercesi ise adli kontrol, yurt dışı yasağı, dava ve soruşturmalarla fiilen susturulmuş durumda. Türkiye, dünya sıralamalarında gazeteci hapseden ülkeler arasında üst sıralarda yer almaya devam ediyor.
Basına yönelik baskı yalnızca tutuklamalarla sınırlı değil. RTÜK eliyle televizyon kanallarına verilen ekran karartma cezaları, Basın İlan Kurumu aracılığıyla gazetelerin ilanlarının kesilmesi, kayyım atamaları ve medya şirketlerinin el değiştirmeye zorlanması, basını tek sesli hale getirme politikasının parçalarıdır.
Bugün birçok gazeteci, haberini yayımlayabileceği bir mecra bulamıyor. Güvencesiz çalıştırılıyor, düşük ücretlere mahkûm ediliyor, sendikasızlaştırılıyor. Haber merkezleri küçülürken, “itaatkâr medya” büyütülüyor. Böylece sansür, yalnızca yasakla değil, açlık ve işsizlik tehdidiyle de işletiliyor.
Türkiye’de gazeteciler yalnızca mahkeme salonlarında değil, sokakta da hedef alınıyor. Metin Göktepe’den Hrant Dink’e, Musa Anter’den Hakan Tosun’a uzanan çizgi, gazeteciliğin bu ülkede nasıl bir bedel gerektirdiğini açıkça gösteriyor. Gazeteci cinayetlerinin failleri ya hiç bulunmuyor ya da cezasızlıkla ödüllendiriliyor. Bu cezasızlık yeni saldırıların önünü açıyor.
BUNA RAĞMEN GAZETECİLİK SÜRÜYOR
Tüm bu baskılara rağmen Türkiye’de gazetecilik hâlâ sürüyorsa bu; mesleği bir kariyer değil, toplumsal sorumluluk olarak gören gazeteciler sayesindedir. İşçilerden kadınlara, Alevilerden Kürtlere, doğadan yoksullara kadar sesi bastırılan herkesin hikâyesi, ana akım medyada yer bulamasa da bağımsız ve muhalif gazeteciler tarafından kayda geçirilmeye devam ediyor.
Bugün gazetecilik, iktidarın çizdiği sınırlar içinde değil; o sınırları zorladığı ölçüde anlamlıdır. Çünkü gazetecilik, iktidarın hoşuna gidenleri yazmak değil, gizlenenleri açığa çıkarmaktır.
10 OCAK’IN GERÇEK ANLAMI
Bu nedenle 10 Ocak, Türkiye’de gazeteciler için bir bayram değil; bir direnme günüdür. Kalemin copla, manşetin mahkeme kararıyla, kameranın kurşunla susturulmak istendiği bir ülkede gazetecilik yapmaya devam etmek, başlı başına politik bir tutumdur.
Bugün kutlanacak bir “çalışan gazeteciler günü”nden söz edilecekse, bu ancak şu gerçeği kabul ederek mümkün olabilir: Gazeteciler özgür değilse, toplum da özgür değildir.
Ve hâlâ geçerliliğini koruyan o sözle bitirelim: Gerçekler susmaz.
-Demokratik Alevi Derneği İstanbul Şubesi, Suriye’de Alevilere yönelik sürdürülen soykırıma ilişkin saat: 18.00’de Gazi Cemevi önünde basın açıklaması yapacak. GÖRÜNTÜLÜ
-Abdal Musa Kültür ve Tanıtma derneğimde semah dönen kadınlar, yaşadıkları duyguları PİRHA’ya anlattı.GÖRÜNTÜLÜ
-10 Ocak çalışan gazeteciler günü Mersin özgür çocuk parkında 12.30’da basın açıklaması olacak. GÖRÜNTÜLÜ
-Munzur Özgür Öğrenci Derneği, 6 Üstü Kafe’de, saat 11.30’da Gağan etkinliği düzenliyor. GÖRÜNTÜLÜ
-Erzincan DEM Parti İl Örgütü, HTŞ’nin Halep’e dönük saldırıları nedeniyle saat 12.00’da basın açıklaması yapacak. GÖRÜNTÜLÜ
PİRHA- İzmir’deki Alevi kurum başkanları 2026 yılının halklar ve inançlar için özgürlük ve eşit yurttaşlık yılı olmasını temenni ederek, yeni yıla dair dileklerini paylaştılar. Mesajlarda 2026 yılının, savaş politikalarına karşı barışın inşa edildiği ve eşit yurttaşlık mücadelesinin kazanımla sonuçlandığı bir yıl olması istendi.
İnkar ve asimilasyon politikalarına karşı mücadele yürüten Aleviler, 2026 yılına yılına eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 2026 yılı da tüm diğer yıllar gibi baskı politikalarına, zorbalığa karşı mücadelenin büyütüleceği bir yıl olacak.
İzmir’deki Alevi kurum başkanları ve pirler yeni yıla dair mesajlarını PİRHA ile paylaştı. Mesajlar şöyle:
“BARIŞIN VE ADALETİN HAKİM OLDUĞU BİR YIL OLSUN”
Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir: Kalbimizdeki iyiliklerin yolumuza ışık tuttuğu, yen yılın bir önceki yıldan daha aydınlık olacağı; adaletin, barışın, sevginin ve hoşgörünün hakim olduğu bir yıl diliyorum. Yeni yılınız kutlu olsun.
“DAYANIŞMAYI YARATAN YENİ BİR YIL OLSUN”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi Başkanı Barış Çelik: Yeni bir yıla girerken tüm zorluklara, acılara rağmen umudu büyütmenin, birlik olmanın her zamankinden daha önemli olduğu bir dönemden geçiyoruz. Aleviler olarak yüzyıllardır karanlığa karşı ışığı, zulme karşı dayanışmayı savunduk. 2026 yılına girerken de en büyük dileğimiz; farklılıklarımızla bir arada, eşit ve özgür bir yaşamın mümkün olduğuna olan inancımızın güçlenmesidir. İnancımızdan, kimliğimizden ve haklı taleplerimizden vazgeçmeden yan yana durarak bu ülkeye barışı ve adaleti getirebiliriz. Yeni yılın ayrıştıran değil birleştiren, dayanışmayı yaratan bir yıl olmasını diliyorum.
Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şube Eş Başkanı Fadime Dapaklı: 2026 yılına girerken yıllardır mücadele ettiğimiz eşit yurttaşlık talebimizin artık bir talep olarak değil, anayasal ve toplumsal bir gerçeklik olarak kabul edilmesini istiyoruz. Barış sadece silahların susması değil adaletin, hakkaniyetin ve rızalığın tesis edilmesidir. Barış, eşitçe ve özgürce birlikte yaşamaktır. 2026 yılının inançların tanındığı, kimliklerin özgürce yaşanabildiği, gerçek bir barışa dönüşmesini temenni ediyoruz. Bu umudu birlikte büyütmek, barışı kalıcı kılabilmek ve geleceği eşitlik temelinde kurmak hepimizin sorumluluğudur.
“EŞİT YURTTAŞLIK YILI OLMASINI DİLİYORUM”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Karşıyaka Şube Başkanı Eren Alagöz: 2026 yılının barışın, sevginin, hoşgörünün yılı olmasını diliyorum. 2025 yılında yaşadığımız barış politikalarının yeni yılda sağlam zeminler üzerinde kurulması ve eşit yurttaşlık yılı olmasını temenni ediyorum.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği GYK Üyesi Kenan Yaşatürk: 2025 yılı bize bir kez daha gösterdi ki sömürü küresel, yoksulluk bilinçli ve savaş planıdır. Ama direnişte öyledir. Suriye’de Aleviler katlediliyorken, Filistin’de bir halk yok edilmeye çalışıyorken susmak insanlıktan vazgeçmektir. Biz susmuyoruz, biz vazgeçmiyoruz. İşçilerin alın terinin karşılığını aldığı, kadınların yaşam hakkının korunduğu, gençlerin gelecek kaygısının olmadığı, Alevilerin eşit yurttaş sayıldığı, tüm halkların kardeşçe yaşadığı bir yıl olması dileğiyle, umuduyla. 2026 yılı boyun eğmenin değil dayanışmanın yılı olsun.