PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele günü vesilesiyle Berlin Cemevinde düzenlenen panelde Almanya, Türkiye ve dünyada kadına yönelik şiddete ve buna karşı mücadeleye dair başlıklar tartışıldı.
Berlin Cemevi Kadınlar Kurulu tarafından organize edilen panel Cemevi ana salonunda gerçekleşti. Etkinliğe çok sayıda dernek temsilcileri ve üye kadınlar katıldı.
Katledilen kadınlar ile kadın mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan panel Müzisyen Pınar Yeşilbaş’ın deyişleriyle devam etti.
Ardından Kadınlar Kurulu adına selamlama konuşmasını kurul genel sekreteri Devrim Turan Özdemir yaptı. Kadınlara yönelik şiddete dikkat çeken Özdemir Alevi Kadınlar olarak şiddet ve sömürüye karşı mücadeleye her zaman devam edeceklerini vurguladı. Özdemir’in konuşmasının ardından panel bölümüne geçildi. Moderatörlüğünü Berlin Cemevi Yönetim Kurulu üyesi Nazire Karaman’ın yaptığı panele konuşmacı olarak; Yeşiller Partisinden Berlin Eyalet Parlamentosu Başkan Yardımcısı Kadın Politikaları ve Eşitlik Sözcüsü Dr. Bahar Haghanipour, Uluslararası Hukukçu Rojda Arslan ve Alman Sol Parti Eyalet YK üyesi Pilar Caballero Alvarez katıldı.
İlk sözü alan Dr. Bahar Haghanipour, Almanya’da Kadına yönelik şiddete yönelik hazırlanan raporlamalardan yola çıkarak kadına yönelik şiddeti engelleme konusunda olumlu yönde ciddi değişimler yaşanmadığına dair açıklamalarda bulundu.
Haghanipour’un ardından söz alan Hukukçu Rojda Aslan ise savaş ve göç alanlarında kadınların yaşadığı şiddete dair açıklamalar yaptı. Savaşlarda erkeklerin çoğu zaman “potansiyel savaşçı” olarak hedef alınarak öldürülürken, kadınların ise sistematik biçimde tecavüz, cinsel kölelik, zorla evlendirilme ve zorla hamile bırakılma gibi toplumsal cinsiyete dayalı suçlara maruz bırakıldığını” dile getiren Arslan; “Bu şiddet savaşın bir yan ürünü değil, ataerkil yapılara dayanan planlı ve stratejik bir savaş yöntemidir” dedi. Arslan ayrıca göç eden ve Almanya’ya gelen Kadınların barınma merkezlerinde yaşadığı şiddet çeşitlerinin göz önünde bulundurulmağı için pek çok kadın, faillerle aynı konaklama birimlerinde kalmak zorunda bırakılmakta ve bağımsız bir konuta erişimlerinin yılları aldığına ifade etti.
Arslan’ın ardından söz alan Pilar Caballero Alvarez de Kadına yönelik şiddete karşı 30’u aşkın ülkenin taraf olduğu ‘İstanbul sözleşmesi’ üzerinden konuya dikkat çekti. Türkiye’nin bu sözleşmeden çekildiğini ve kadına yönelik şiddetin ciddi şekilde devam ettiğini vurgulayan Alvarez Almanya’nın bu sözleşmeye taraf olduğunu ama sözleşme yükümlülüklerin tamamen yerine getirilmediğini, bunun yerine getirilmesi için mücadeleye devam edildiğini fakat çeşitli engellemelerle de karşılaştıklarını ifade etti.
Yapılan konuşmaların ardından panel soru-cevap ile son buldu.
PİRHA- Mirabal kardeşlerin bayrağını Rojava’da DAİŞ’e karşı savaşan kadınların taşıdığını belirten Fransa Alevi Kadınlar Birliği, “Mirabal kardeşlerin direnişini, Mahsa’nın çığlığını, Rojava’nın özgürlük ateşini birleştiren milyonlarız. Bugün buradan bir kez daha söylüyoruz: Mirabal kardeşlerin bayrağı yerde kalmadı! Mahsa’nın çığlığı boğulmadı! Rojava’nın direnişi yenilmedi!” açıklamasını yaptı.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin yazılı açıklama yapan Fransa Alevi Kadınlar Birliği, Mirabal kardeşlerin başlattığı direnişin güncelde ise İran’da devlet şiddetiyle katledilen Mahsa Amini’nin devraldığını ve Mahsa’nın sesinin, dünyanın dört bir yanında milyonların haykırışına dönüştüğünü vurguladı.
Fransa Alevi Kadınlar Birliğini’nin 25 Kasım’a dair açıklaması şöyle:
“25 Kasım, Mirabal Kızkardeşler in diktatörlüğe meydan okuyan cesaretinin mirasıdır. Bugün burada, o üç kadının bedeliyle açılan yolun takipçileri olarak toplandık. Çünkü Mirabal Kızkardeşler’in yere düşen bayrağı hala taşınmaya devam ediyor.
Ve o bayrağı bugün, İran’da devlet şiddetiyle katledilen Mahsa Amini devraldı. Mahsa’nın susturulmak istenen sesi, dünyanın dört bir yanında milyonların haykırışına dönüştü: Jin, Jiyan, Azadi! Kadın, Yaşam, Özgürlük!
O bayrağı bugün, Rojava’da DAIŞ karanlığına, savaşa ve patriyarkaya karşı direnen kadınlar taşıyor. Kendi özgürlükleri için savaşırken, tüm dünyanın kadınlarına umut olanlar… Karanlığa karşı duranlar… “Biz buradayız!” diyenler…
Kadına yönelik şiddet yalnızca bireysel bir suç değil, toplumun her alanına işleyen bir sistemdir. Ve biz, bu sistemi birlik, dayanışma ve kararlılıkla yıkacak olan kadınlarız.
“EŞİTLİĞİN VE ÖZGÜRLÜĞÜN SAFINDA YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Ve o bayrak bugün; İstanbul’da, Tahran’da, Qamişlo’da, Buenos Aires’te, Paris’te, Nairobi’de… Şiddete, sömürüye ve eşitsizliğe “YETER!” diyen tüm kadınların ellerinde! Çünkü kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel bir saldırı değil; dünyanın her köşesine örülmüş bir baskı sistemidir.Ve biz o sistemi söke söke yıkacak olanlarız.
Biz; Mirabal kardeşlerin direnişini, Mahsa’nın çığlığını, Rojava’nın özgürlük ateşini birleştiren milyonlarız. Biz: korkuya boyun eğmeyen, adaletten vazgeçmeyen, özgürlüğü hak sayan kadınlarız. Bugün buradan bir kez daha söylüyoruz: Mirabal kardeşlerin bayrağı yerde kalmadı! Mahsa’nın çığlığı boğulmadı! Rojava’nın direnişi yenilmedi!
Fransa Alevi Kadınlar Birliği olarak, kadına yönelik şiddetin karşısında, eşitliğin ve özgürlüğün safında omuz omuza yürümeye devam edeceğiz. Yaşasın kadın dayanışması! Yaşasın kadınların uluslararası mücadelesi! Yaşasın özgürlük!”
PİRHA- PSAKD Kadın Meclisi 25 Kasım’a dair yaptığı açıklamada, “Biz Zeynep Ana’nın, Kadıncık Ana’nın, Fatma Ana’nın, Bacıyan-ı Rum’un, Zarife’nin, Taybet Ana’nın, Clara Zetkin’in, Rosa Lüksemburg’un, Mirabel Kardeşlerin yüzyılların direnişini sırtında taşıyan, emeğiyle yaşamı yeniden kuran, hiçbir zaman teslim olmayan göğün yarısı kadınlarıyız!” diyerek bu 25 Kasım’da da kadınları alanlara çağırdı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, savaş politikasına karşı çıkan ve mücadele eden kadınlar olarak her yıl olduğu gibi ülkenin her yerinde 25 Kasım dolayısıyla alanlarda olunacağı kaydedildi.
Suriye’de kaçırılarak esir alınan Alevi kadınların durumuna vurgu yapılan PSAKD Kadın Meclisi açıklamasında, “Kaçırılan, alıkonulan, sessizleştirilen her kadının acısı yüreğimizdedir! Biz biliyoruz ki bu düzenin adı sömürü, bu düzenin adı emperyalizm; bu sömürü ve emperyalist düzenin değişmeyen yasası, ezilen halklara ve kadınlara düşmanlıktır! Bugün kadınlar bombalar altında yaşam mücadelesi verirken; bu ülkenin kadınları da yoksulluğun, işsizliğin, ekonomik krizin ve gerici politikaların altında eziliyor. Evde, işte, sokakta, savaşta her yerde aynı sistemin şiddetine maruz kalıyoruz. Ama biz kadınlar susmuyoruz! Biz Zeynep Ana’nın, Kadıncık Ana’nın, Fatma Ana’nın, Bacıyan-ı Rum’un, Zarife’nin, Taybet Ana’nın, Clara Zetkin’in, Rosa Lüksemburg’un, Mirabel Kardeşlerin yüzyılların direnişini sırtında taşıyan, emeğiyle yaşamı yeniden kuran, hiçbir zaman teslim olmayan göğün yarısı kadınlarıyız!” denildi.
“11. YARGI PAKETİ KADINLARIN KAZANILMIŞ HAKLARINA GÖZ DİKİYOR”
11. yargı paketinin kadınların kazanılmış haklarını hedeflediği ifade edilen açıklamada, “Bu ülkenin kadınları, savaşın değil bir arada sınırsız ve sınıfsız bir dünyanın; yoksulluğun değil adaletin; biatın değil özgürlüğün tarafındadır! Bugün iktidar, 11. Yargı Paketi’yle kadınların yıllar süren mücadelesiyle kazanılmış haklarına göz dikiyor; boşanma süreçlerinde “arabuluculuk” adı altında kadınları yeniden şiddet döngüsüne mahkûm etmek istiyor. Bir yandan Diyanet kadın mirasına, kadının ekonomik özgürlüğüne saldırarak “erkeğin payını büyütme” cüreti gösteriyor. Bu düzen, kadınların iradesini, emeğini ve özgürlüğünü hedef almaktan vazgeçmiyor! Ama biz biliyoruz ki kadınlar bir araya geldiğinde, ne emperyalist güçlerin tankı ne de gerici düzenlerin zinciri bu sesi susturabilir. Kadın dayanışması sınırları aşar, halkların kardeşliğini kurar, karanlığı dağıtır!” diye belirtildi.
“25 KASIM’DA BULUŞUYORUZ”
PSAKD Kadın Meclisi açıklamasının devamında şunlar kaydedildi:
“Bugün sesimizi yükseltiyoruz: Kadınlar savaş istemiyor! Kadınlar yoksulluk istemiyor! Kadınlar gericiliğe boyun eğmiyor! Kadınlar yaşam istiyor—eşit, özgür, onurlu bir yaşam! Zeynep Ana’nın mirasını, Pir Sultan’ın direnişini, Anadolu’nun kadim kadın hafızasını taşıyoruz. Bu topraklarda adaletin, barışın, özgürlüğün yolu kadınların haklı mücadelede özne olmasından, örgütlenmesinden geçiyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde buluşalım! Kadın, Yaşam, Özgürlük! Jin, Jiyan, Azadî! Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kadın Meclisi Alanlarda Buluşuyor!”
PİRHA-Çukurova TUAY-DER, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında yaptığı açıklamada cezaevlerinde kadın mahpuslara yönelik tecrit, sağlık hakkı gaspı ve kötü muamelenin sistematik hale geldiğini vurguladı.
Mersin’de 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında Çukurova Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (Çukurova TUAY-DER) cezaevlerinde kadın mahpusların yaşadığı tecrit ve kötü muameleye ilişkin dernek binası önünde basın açıklaması yaptı. “Kadınların özgürlüğü demokratik toplumun inşasıdır” pankartının açıldığı açıklamaya dernek yöneticileri, Barış Anneleri, DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, DEM Parti yöneticileri, İnsan Hakları Derneği üyeleri katıldı.
Burada basın metnini okuyan Çukurova TUAY-DER Eş Başkanı Adalet Kuran, 25 Kasım’ın kadınların şiddete ve eşitsizliğe karşı sürdürdüğü mücadelenin simgesi olduğunu belirterek, özellikle kadın tutsakların cezaevlerinde ağır hak ihlalleri yaşadıklarına dikkat çekti. Tecrit, sağlık hakkı gaspı ve tahliye engellerinin sistematik bir uygulama olduğunu söyleyen Kuran, “Bu politikanın en çarpıcı örneklerinden biri, Kandıra Cezaevi’nde sistematik şiddete ve cinsel saldırıya maruz bırakıldıktan sonra 2021 yılında yaşamını yitiren Garibe Gezer’dir. Garibe’nin yaşadıkları, cezaevlerinde kadınlara yönelik şiddetin ne kadar derin ve görünmez biçimlerde sürdüğünü bizlere acı bir şekilde göstermiştir. Yine geçmişte farklı dönemlerde yaşamını yitiren ya da ağır ihlallere uğrayan kadınların hikâyeleri; uzun yıllar tutsaklık koşullarında mücadele etmiş ve bugün de sağlık sorunlarıyla yaşamını sürdüren Aysel Tuğluk ve birçok politik kadın mahpus, bu tablonun sürekliliğini gözler önüne sermektedir” dedi.
Açıklamanın ardından oturma eylemi gerçekleştirildi. Oturma eylemi, sloganlarla sona erdi.
PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Berlin Cemevinde ‘Bir Kadın Uyanıyor’ adlı oyun sahnelendi.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle Berlin Cemevi Kadınlar Kurulu tarafından tiyatro gösterisi organizasyonu gerçekleşti.
Gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanan ve tiyatro sanatçısı Aysel Yıldırım tarafından oynanan ‘Bir Kadın Uyanıyor’ adlı oyun cemevi ana salonunda dün akşam saatlerinde sahnelendi. Oyun öncesi katledilen kadınlar için bir dakikalık saygı duruşu gerçekleşti. Saygı duruşunun ardından ise selamlama konuşmalarını Kadınlar Kurulu Başkanı Zöhre Karaman yaparken Moderatörlüğü ise Genel Sekreter Tülay Karataş yaptı.
Konuşmaların ardından 2 bölümden oluşan oyun, Aysel Yıldırım tarafından sahnelendi.
Oyun sonrası ise Yıldırım ve seyirciler arasında kısa bir sohbet gerçekleşti.
PİRHA- İzmir’de alanlara çıkan binlerce kadın, erkek/devlet şiddetine karşı dünya kadınlarının sloganı olan “Jin, Jiyan, Azadi” ile öfkeyi kuşandıklarını belirttiler. Kadınlar; şiddetsiz, krizsiz, savaşsız bir dünya istediler.
İzmir Kadın Platformu (İKP) öncülüğünde kadınlar “25 Kasım’a gel mücadele en güvenli yer” şiarıyla Alsancak Garı önünde bir araya gelerek, Türkan Saylan Kültür Merkezi’ne kitlesel yürüyüş gerçekleştirdi.
Binlerce kadının katıldığı yürüyüşte, “Haklarımız ve hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz. Mücadelede bir aradayız” pankartı açılırken, “Tek adama karşı çok kadın”, “Kadının direnişi kadına mirastır”, “Teslimiyet ihanete direniş zafere götürür”, “Tanrım eril kullarını sen affetsen ben affetmem” dövizleri taşındı. Yürüyüşe katılan kadınlar alkışlar, ıslıklarla “Savaşa hayır, barış hemen şimdi”, “Kadınlar kayyım istemiyor”, “Kadın cinayetleri politiktir” “Kadınlar sokağa özgürleşmeye” ve “Kadınlar yürüyor mücadele büyüyor” sloganları ile yürüdü.
Yürüyüşe birçok kadın örgütü oluşturdukları kortejlerle katıldı.
“ERKEKLER 327 KADINI ÖLDÜRDÜ”
Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde İzmir Kadın Platformu adına basın metninin Türkçesini Eylül Deniz Argun, Nesil Dinçer ve Pınar Çetinkaya, Kürtçesini ise Emine Bozdağ okudu.
Dünyanın dört bir yanında faşist diktatörlüklere, erkek-devlet şiddetine, yoksullaştırma ve aile politikalarına, savaşa karşı emekleri, bedenleri, hakları ve hayatları için sokaklarda olduklarını vurgulanan açıklamada, “2024 Ocak ayından bu yana erkekler, 327 kadını, en az 39 çocuğu öldürdü, 240 kadının ölümüyse ‘şüpheli’ olarak kaydedildi. Türkiye’de katledilen kadınların sayısı en yüksek sayılara ulaşmışken yüzde 90’ı iktidarın kutsadığı ailenin üyesi olan erkekler tarafından katledildi” denildi.
“DİRENEN KADINLARI SELAMLIYORUZ”
Kayyım atamalarına dikkat çekilen açıklamada, “İradelerine kayyım atanan kadınlarla yan yanayız. Kayyum politikalarının 2019 yılından bugüne kadar en çok kadınların kazanımlarına saldırdığını biliyoruz. Ülkenin en yüksek oyunu alan Batman Belediyesi Eş Başkanı Gülistan Sönük’ün iradesi ile kayyuma karşı direnen kadınların isyanını buradan selamlıyoruz” diye belirtildi.
“JİN JİYAN AZADİ”
Diyarbakır Valiliği’nin “Jin jiyan azadi” sloganını yasaklanmasına da değinilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Diyarbakır Valiliği’nin yasaklamaya gücünün yeteceğini sandığı tüm dünyada kadınların direnişinin sloganı olan ‘Jin, Jiyan, Azadi’ sloganı ile kuşandık öfkemizi, katledilen, hikayesi yarım bırakılan tüm kadınların kanat çırpışında mücadelemiz. Birbirimizin elini sıkıca tutuyor, sokaklardan, meydanlardan haykırıyoruz. Ben, sen, o birbirimizin çaresiyiz. Hayatlarımızdan ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz. Dünyada kadınlar otoriter, faşist ve muhafazakâr iktidarlara direniyor. Kadın bedeni ve kazanımlarına yönelik politikalara karşı saldırılar arttıkça kadın mücadelesi ve direnişi de artıyor.”
Açıklama, yüksek sesle “Jin Jiyan Azadi” sloganıyla son buldu.
PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin konuşan İngiltere Alevi Kültür Merkezi Cemevi yöneticisi kadınlar, “Toplumsal, ekonomik, fiziksel, ve sözlü tüm şiddete karşı mücadele örgütlenmekten geçiyor” mesajı verdiler. Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin önemine de dikkat çektiler.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında kadınlar bugün de alanlarda olacak.
İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevinde hizmet yürüten Alevi kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla PİRHA’ya konuştu.
Kadınlar, şiddetin sadece fiziksel şiddetten ibaret olmadığını, ekonomik, cinsel, psikolojik boyutları olduğunu belirterek, kadınları cemevinde örgütlenmeye ve dayanışmaya çağırdı.
Güler Dirik, kadına yönelik şiddetin yaşamın her alanında kendini hissettirdiğini söyleyerek, “Kadınlara yönelik her şey şiddettir şu anda. Yani bir konuşma şiddet, konuşmanın içindeki küfür de şiddet aynı zamanda. Kadınların herhangi bir problemi varsa biz cemevi olarak bu yönde gönüllüyüz. Bir sorun varsa gelip kurumumuza söylüyorlar. Her kadın mutlaka bir şiddet görüyordur. Konuşmada, sözde, kadınlar kendilerini güvende hissetmeli. Kurumumuza gelerek, başvuru yaparak, kendilerini güvende hissetmeleri gerekiyor. Onun için elimizden gelen yardımı yapıyoruz zaten. Herhangi bir konuda şüpheleri olmasın. İstanbul Sözleşmesi yürürlükten kaldırıldı. Fakat şimdi tekrar istiyoruz ki yürürlüğe girsin. Gerçekten her yerde, her toplumda şiddet var” dedi.
Kadına yönelik fiziksel, ekonomik, cinsel, psikolojik şiddete değinen Saniye Uyan ise “Şiddet deyince aklımıza çeşitli şiddetler geliyor. Sokak baskısı, ekonomik baskı, fiziksel şiddet, sözlü şiddet. Kadınların sokaklarda özgür olması lazım. Kılık kıyafetle denenmemesi lazım. Ekonomik özgürlüğü olması lazımdır. Bunu da kurumsal yapabiliriz. Kadınlar gelsinler hep beraber olalım ve mücadele edelim. Bu şiddete karşı gelelim. Tek başımıza asla bir şey halledemeyiz. Kurumsal olarak bir araya gelip çoğu şeyi birlikte başarabiliriz” diye konuştu.
“YARALARI SARMAK ÖRGÜTLENMEKTEN GEÇİYOR”
Kadınların örgütlenmesinin şiddete karşı bir duruş olduğunu belirten Hasret Bozdoğan da “Geldiğimiz ülkede bugün İstanbul Sözleşmesi’nin iptaliyle birlikte yaşananlar göz önünde. Ne kadar çok kadının öldürüldüğü artık sosyal medyada rakamlar haline geldi. Çok acı. Bununla ilgili bağışıklık kazanmış durumdayız. Onun dışında küçücük çocuklara artık eller uzanıyor. Narin’e olduğu gibi. Hala çözülmeyen davalar. Türkiye’de ve bugün bu yaşadığımız İngiltere’de de ne yazık ki kadına şiddet var. Bu fiziksel olur, psikolojik olur, aile olur, eş olur, fark etmiyor. Toplumun en büyük yaralarından biri. Fakat biz kadınlar olarak özellikle birlik olmayı becerebilirsek, bir araya gelirsek, birbirimizin yurdu olabilirsek bu yaraları iyileştirmek için iyi bir başlangıç olur. Bunun da yolunun örgütlenmekten geçtiğini düşünüyorum. O yüzden buyurun gelin hep birlikte bütün bunların karşısında duralım” ifadelerini kullandı.
Bir diğer yönetici Dilber İmrek de, “Kadınlar katlediliyor. Biz bunları artık duymaktan yorulduk. Bunlara bir çözüm bulunmalı. Bu zulme karşı durmalarını istiyoruz. Taciz, tecavüz haberlerine artık bakamıyoruz. Karşısında durmalıyız ve kurum olarak şiddet gören kadınların yanında olacağız” diye bertti.
PİRHA – 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken, DEM Parti Milletvekili Kezban Konukçu ve Çiçek Otlu, tüm kadınları erkek-devlet şiddetine karşı alanlarda, sokaklarda olmaya ve yaşam hakkına sahip çıkmaya çağırdı.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne sayılı günler kaldı. 25 Kasım yaklaşıyor ancak her gün en az bir kadın ya katlediliyor ya da şiddete maruz kalıyor. Kadınlar bu şiddet ortamını yok etmek ve katliamların önüne geçmek için her alanda etkin bir mücadele veriyor.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi(DEM Parti) İstanbul Milletvekilleri Kezban Konukçu ve Çiçek Otlu 25 Kasım’a giderken tüm kadınları erkek-devlet şiddetine ve cezasızlık politikasına karşı mücadele etmek ve yaşam hakkını savunmak için alanlara, sokaklara çağırdı.
“MÜCADELEMİZ YAŞAM HAKKI MÜCADELESİNE KADAR GERİLEDİ”
Milletvekili Kezban Konukçu, kadın mücadelesinin yaşam hakkı mücadelesine kadar gerilemiş olmasının çok dikkat çekici boyutlarda olduğunu söyleyerek “Çocukların, sokak hayvanlarının, kadınların toplumdaki en altta kalan kesimlerin yaşam hakkı için bile çok ciddi şekilde mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.
Konukçu, AKP-MHP iktidarının bir yalan, talan ve soygun düzeni oluşturduğunu, kendi iktidarını kalıcılaştırmak, faşizmi kurumsallaştırmak için toplumun bütün örgütlülüklerini dağıtmaya dönük çok ciddi bir yaptırım içerisinde yer aldığını, aynı zamanda kadın mücadelesinin kazanımlarını da ortadan kaldırmak istediklerini dile getirdi.
Konukçu, “Çünkü tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sağ rejimler, iktidarlarını kalıcılaştırmak için toplumun en geri noktalarına hitap ediyorlar. Makbul kadın yaratma üzerinden tek bir devlet anlayışı, aile anlayışı, makbul kadın anlayışı, tek bir millet anlayışı üzerinden sağ popülist politikalarla kendi tabanını bir taraftan konsülde etmeye çalışıyorlar. Bir taraftan da özgürlükleri için mücadele eden toplumsal kesimleri baskılamaya çalışıyorlar. Tüm dünyada kadın mücadelesinin yükseldiği bu dönemde makbul kadın anlayışı içerisine sığmayan kadınlar, her alanda mücadelesini yükseltiyorlar” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE’DE HİÇBİR ZAMAN SOKAĞI TERK ETMEYEN BİR KADIN MÜCADELESİ VAR”
Konukçu, Türkiye’de hiçbir zaman sokağı terk etmeyen bir kadın mücadelesinin var olduğunu söyleyerek, şöyle devam etti:
“Çok ciddi faşizm koşulları gelişmiş olmasına rağmen ülkemizde kadınlar yıllardır hakları için kazanımları için sokakları terk etmiyorlar. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmaması için mücadele büyütüldü. Şu an tehdit altında olan 6284 sayılı maddenin ortadan kaldırılması için yapılan baskılara karşı mücadele sürüyor. Çok daha örgütlü bir şekilde bu mücadeleyi sürdürmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü bu iktidarın kendini kalıcılaştırmak için baskılarını artıracağını biliyoruz. Yine kadınların kazanımlarına dönük saldırılar, LGBTİ+’ların kazanımlarına dönük saldırılar çok açık bir şekilde ortaya konuyor. Bu konuda iktidar geri adım atmayacağını defalarca ifade etti. Bizlerde kadına yönelik şiddet başta olmak üzere kadın kazanımlarının mutlaka kalıcılaşması için mücadelemizi her alanda örgütlü bir şekilde sürdürmemiz gerekiyor.
25 KASIM’DA SESİMİZİ EN YÜKSEK ŞEKİLDE ALANLARDA DİLE GETİRELİM
Bizler de 25 Kasım’a giderken hem kadına yönelik şiddete karşı sesimizi en yüksek şekilde alanlarda, sokaklarda dile getirmemiz gerekiyor. Aynı zamanda bir taraftan da örgütlü mücadelemizi nasıl yaygınlaştırabileceğimizi, kalıcılaştırabileceğimizi tartışacağımız daha güçlü zeminler açığa çıkarmamız gerekiyor. Ben 25 Kasım’a giderken tüm kadınları erkek-devlet şiddetine karşı ve bu şiddetin cezasızlık politikasıyla ödüllendirilmesine karşı alanlarda, sokaklarda olmaya ve yaşam hakkına sahip çıkmaya çağırıyorum.”
SON 10 AYDAKİ KADIN CİNAYETLERİ!
Milletvekili Çiçek Otlu da, AKP’nin erkek egemen iktidarının son 10 ayındaki kadın cinayetlerine dikkat çekerek, “Son 10 aya baktığımızda 303 kadının en yakınları tarafından katledildiğini görüyoruz. Ve 293 kadının da şüpheli şekilde öldüğü görünüyor. Yani aslında 10 ayda 600’den fazla kadın katledilmiş durumda. Daha 1 yıl dolmadan erkek egemen rejim kendi dayattığı hayatı yaşamayan kadınların ölüm fermanını yazdırıyor erkekler tarafından. Kadınların birçoğuna ‘benim belirlediğim politikalar içerisinde yaşayacaksınız’ deniliyor. ‘Benim belirlediğim politikalar dışına çıktığınızda size sokakta, evde, işyerinde yaşam hakkı yok’ diyor” değerlendirmesinde bulundu.
“BİRÇOK KADIN GÜVENDE HİSSETMİYOR”
Otlu, kadınların özellikle son dönemlerde yaşanan kadın katliamlarından sonra tedirgin ve güvende olmadığını düşündüklerini belirterek, “Sokakta yürürken sürekli arkasına bakarak yürümenin tedirginliği, eve gittiğinde erkek şiddeti gördüğünde başvurabileceği bir kurumun olmamasının getirdiği tedirginlik. Ya da boşanmak istediğinde sadece kendi canını kaybetmeyeceğini biliyor. En yakınlarının canı alınarak büyük bir vicdan azabı ve büyük bir travma yaşatılıyor. Son dönemde birçok kadın eşinden boşanmak istediği için gözlerinin önünde çocukları katledildi. Ve bu büyük acıyla bütün ömür boyu yaşamaya mahkum edildiler. Yani AKP iktidarının kurmak istediği aile böyle bir ailedir. Kadınlara evi mezar yapan dışarıda da yaşam hakkı tanımayan bir hayat sunmaya çalışıyorlar” diye konuştu.
KADIN KATLİAMLARINA KARŞI İSYANI BÜYÜTME ÇAĞRISI
Otlu devamında şunları söyledi:
“Birçok kadın arkadaşımızın katledildikten sonra verilen haber şekillerine baktığımızda inanılmaz bir şekilde magazin tarzı var. Pınar Gültekin’in hayatı didik didik edildi. Ankara’da plazada katledilerek ölen aslında kendisi düştü ve intihar etti denilerek şüpheli ölümlere en tipik örnek olan Şule Çet’in, ‘gece orada ne işi vardı’ denildi. Şort giymeseydi, mini etek giymeseydi denilerek bütün katliamlara şu anda onay veriliyor. O nedenle de biz emeğimize, bedenimize, kimliğimize karışılmasını istemiyoruz. Kaç çocuk doğuracağımıza, nasıl giyineceğimize, nasıl hareket edeceğimize, nerede çalışacağımıza karışılmasını istemiyoruz. O nedenle de son dönemde özellikle vahşice yaşanan kadın katliamlarına karşı mücadele etmeye, isyanımızı büyütmeye çağırıyoruz. İstanbul’daki gibi İkbal’in, Ayşenur’un ölmemesini istiyoruz. Amed’te çocuk cinayetine kurban giden vahşice katledilen Narin gibi çocukların katledilmemesini istiyoruz. Van’da Rojin’in cansız bedeni 19 gün sonra bulundu. AKP iktidarı istese bulabilirdi. Bir kadın arkadaşımızın daha ölümü şüpheli bir şekilde kapatılmak isteniyor.
25 KASIM’DA SOKAKLAR BİZİMDİR
Bütün erkek failler yargı tarafından aklanıyor. Erkek yargının bu cezasızlık politikasına da itiraz ediyoruz, isyan ediyoruz. Bu dönem bakımından en büyük şiddetlerden bir tanesi de Polonez işçilerinin direnişinde olan işçi kadınlar üzerinde yaşatıldı. Eşit işe eşit ücret isteyen, örgütlü bir çalışma koşulları isteyen kadınların çoğuna patronlar, izin vermeyeceğini söyledi. O yüzden bu 25 Kasım’da eşit ve özgür yaşamda ısrarcıyız, diyoruz. Kadına şiddete karşı harekete geçmeye çağırıyoruz. Bütün kadınları 25 Kasım’da sokaklar, geceler bizimdir diyerek meydanlarda olmaya çağırıyoruz.”