Etiket: 25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü

  • Erikli Baba Dergahı Vakfı Müdürü Nurgül Seyfi: Alevi kadınlar olarak mücadeleye destek verelim-VİDEO

    Erikli Baba Dergahı Vakfı Müdürü Nurgül Seyfi: Alevi kadınlar olarak mücadeleye destek verelim-VİDEO

    PİRHA – Erikli Baba Dergahı Vakfı Müdürü Nurgül Seyfi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne sayılı günler kala tüm kadınlara alanlarda olma çağrısında bulundu. 

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne sayılı günler kaldı. 25 Kasım yaklaşıyor ancak her geçen gün en az bir kadın ya katlediliyor ya da şiddete maruz kalıyor. Kadınlar bu şiddet ortamını yok etmek ve katliamların önüne geçmek için her alanda etkin bir mücadele veriyor.

    PİRHA’ya konuşan Erikli Baba Dergahı Vakfı Müdürü Nurgül Seyfi, 25 Kasım’da şiddete karşı gelmek ve dayanışmak için tüm kadınları alanlara davet etti.

    “YAPTIRIMI OLMASI LAZIM”

    Nurgül Seyfi, iktidar eliyle şiddetin yaygınlaştırıldığını ve faillerinse bundan güç aldıklarını kaydederek şunları söyledi:
    “Özellikle bu iktidarın zamanında hemen hemen her gün kadın cinayetlerini duyuyoruz. Son 10 yılda yaşanan cinayetlerin ekonomik, psikolojik, cinsel boyutu var. Dolayısıyla bu cinayetleri işleyenler de çok rahatlar. Kadın cinayetleri işlendiği zaman, şiddete uğrayan bir kadın şikayet etmeye gittiği zaman bunun bir devamlılığı olmuyor. Bunun bir yaptırımı olması lazım. Karşılığında bir ceza almadığı için de kolaylıkla şiddete başvuruyorlar.”

    “ALEVİ İNANCINDA KADINA DAHA ÇOK DEĞER VERİLİYOR”

    Seyfi, Alevi inancında kadının yerine ve önemine dikkat çekerek, “Bizler biraz daha şanslıyız. Ama genel anlamda bu ülkede yaşamanın kadınlar açısından çok zorlukları var. Kimseye güvenemiyoruz, sokakta rahat yürüyemiyoruz. Eskiden çocuklarımızı okullara gönderdiğimiz zaman arkamıza bakmadan rahatlıkla bırakıp çıkabiliyorduk ama şimdi okullarda da güven yok. Çocuklarımızı nasıl yetiştireceğiz, kime güveneceğiz? Açıkçası bilmiyorum. Her kadın gibi bende endişeliyim” diye konuştu.

    “ALEVİ KADINLAR OLARAK 25 KASIM’DA ALANLARDA OLALIM”

    Seyfi, Alevi kadınların şiddete karşı verdikleri mücadelenin eksikliğine işaret ederek, şöyle konuştu:
    “Biz daha önce de Erikli Baba Kadın Kolları olarak toplantılara başlamıştık. Diğer dergahlardaki kadın kolları ve temsilcileriyle biraraya geldik. Biz kadın cinayetleriyle ilgili nasıl bir yapılanma oluşturabiliriz, biz ne yapabiliriz diye konuşmuştuk. Ama bunun devamı gelmedi. Belki biraz da kadınlarımızda cesaret yok. Ailelerden destek gelmiyor. Evet biz şanslıyız. Alevi kültüründe kadınlara daha çok değer veriliyor ama içinde bulunduğumuz toplumda da kadınlar sindirildi, korkutuldu. Yani bir oluşumun içinde olmaya çekiniyorlar, korkuyorlar açıkçası. Bunun geri dönüşü nasıl olur diye endişelendiklerini düşünüyorum açıkçası.

    Ben özellikle Alevi bir kadın olarak tüm kurumlarımızdaki kadınlarla kadın mücadelesine destek verelim istiyorum. Diliyorum ki tüm kadınlar da 25 Kasım günü alanlarda olur.”

    Devrim FINDIK – Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Mersin’de ‘kayyım gölgesinde kadın mücadelesi’ konuşuldu

    Mersin’de ‘kayyım gölgesinde kadın mücadelesi’ konuşuldu

    PİRHA- Mersin’de ‘Kayyım gölgesinde kadınların demokrasi mücadelesi’ konulu panel düzenlendi. Panelde konuşan DEM Parti Grup Başkan vekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bugün AKP kadın özgürlük mücadelesini dağıtmak istiyor. Ancak kayyımla mücadelede en fazla kadınlarla yan yana geldik. Bu ülkede hala nefes alabiliyorsak kadınların verdiği mücadele sayesindedir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin İl Örgütü, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü etkinlikleri kapsamında ‘Kayyım gölgesinde kadınların demokrasi mücadelesi’ konulu panel düzenledi. Çiğdem Göksoy’un moderatörlüğünü yaptığı panele DEM Parti Grup Başkan vekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve DEM Parti MYK Üyesi Yüksel Mutlu konuşmacı olarak yer aldı. Nobel Oteli’nde yapılan panele çok sayıda kadın kurumları katıldı.

    “KAYYIM, EŞ BAŞKANLIĞI KRİMİNALİZE EDİYOR”

    Panelde ilk olarak söz alan DEM Parti Mersin İl Örgütü Eş Genel Başkanı Bedriye Kuş, 25 Kasım’a giderken kadınların iktidarın saldırılarıyla karşı karşıya kaldığını dile getirdi. Kuş, “İktidarın sistematik baskıları bitmiyor. Neredeyse her gün kadın ve çocuk cinayetleriyle veya kayyum gaspıyla uyanıyoruz. Tüm bunlara karşı yürüttüğümüz mücadelede büyük bir zafer elde edeceğimizi düşünüyoruz” dedi.

    Ardından söz alan Gülistan Kılıç Koçyiğit, kadınların uğradığı saldırılara dair değerlendirmelerde bulundu. Makul kadın kıyafetinin tüm kadınlara giydirilmeye çalışıldığını söyleyen Koçyiğit, 9.uncu Yargı Paketi ile medeni kanunda yapılan değişikliklere ve 6284’e yönelik saldırılara da dikkat çekerek kadınlara yönelik saldırıların her koldan yürütüldüğünü söyledi. Kayyım politikalarına değinen Koçyiğit, şunları kaydetti:

    “Kadına yönelik saldırıların spesifik anlamda Kürdistan’da daha özel uygulamaları var. Bu uygulamaların kadınlara yaşam alanı bırakmadığı şekilde genişlediğini görüyoruz. OHAL’den sonra dünya kadar Kanun Hükmünde Kararname çıkardılar ve dediler ki ‘terör suçundan anılanlar görevden alınır ve yerine kayım atanır’. Atadılar da. 3 dönemdir OHAL’de çıkan bir kanunla kayyım atıyorlar. Her gün halkın iradesine darbe yaptıklarını açık ve net gösterdiler. Peki bu kayyımların ilk icraatı neydi? Eş başkanlık sistemini kriminalize etmeye çalıştılar.”

    “KAYYIMA KARŞI EN BÜYÜK DAYANIŞMA KADINLARDAN”

    Eş Başkanlık sisteminin büyük bir kazanım olduğunu dile getiren Koçyiğit, “İşte ilk bu kazanımımıza saldırdılar ve eş başkanlığı bir yargılama konusu yaparak kadınların kazanımlarına el koymaya çalıştılar. Sonra kadın başkanlıklarını kapattılar. Kadın dayanışma merkezlerini kapattılar, kadın kooperatiflerini, semt pazarlarını, Alo Şiddet hattını kapattılar. Yani o kentte kadınlar için ne kurgulanmışsa hepsine el koydular. Oralarda dinci eğitim yapıp kindar ve dindar nesiller yetiştirecekleri merkezler haline getirdiler. Alo şiddet hattını neden kapatırsın? Bu kadın şiddete uğrasın umurumuzda değil demek değil midir? Kadına yönelik nasıl bir düşmanlık beslendiğini açık ve net gösterdiler” diye konuştu.

    İktidarın pek çok kentte asker ve polis taşıyarak halkın iradesinin sandıkta gasp edildiğini söyleyen Koçyiğit, “Sandığa da kayyım atadılar. Bu yolla şimdi de belediyeleri gasp etmeye çalışıyorlar” dedi.

    Kadınların kayyım atamalarına karşı en güçlü mücadeleyi yürüttüğünü söyleyen Koçyiğit, şöyle devam etti:

    “Kayyımla mücadelede en fazla kadınlarla yan yana geldik. Bu ülkede hala nefes alabiliyorsak kadınların verdiği mücadele sayesindedir. Batman gibi bir yerde Gülistan Sönük yüzde 61 gibi bir oyla seçildi. Kayyım atandıktan sonra da Türkiye’nin dört bir yanından kadınlar batmana geldi ve dayanışma içerisinde olduğunu gösterdi. İşte bizi kurtaracak formül tam olarak budur. Eşit, özgür, adil bir toplum yaratmanın formülü budur. Bugün AKP kadın özgürlük mücadelesini dağıtmak istiyor ve bütün bunlara karşı yan yana durmamız gerekiyor.”

    “MAKBUL KADIN OLMAYACAĞIZ”

    Ardından söz alan Yüksel Mutlu, kadınların toplumun yarısın oluşturduğunu ama toplumda var olmaya itildiğini söyledi. Makbul kadın olmayacaklarını söyleyen Mutlu, şöyle konuştu:

    “Biz makbul kadın olmayacağız, mücadele eden kadınlar olacağız. 3 dönemdir belediyelerimize el konuluyor. Kayyım gasp rejimidir. Esenyurt Belediyesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Beykoz Belediyesine soruşturmalar açıldı. Kayyımın edindiği SGK borçlarını şimdi ödeyin diyerek beledilere baskı uyguluyorlar. Bizim anlayışımız, demokratik ekolojik ve kadın özgürlükçü bir anlayıştır. Bunun mücadelesini veriyoruz. Karşımızdaki güç ise ‘hayır teksin, yaTürksün, Sünnisin, erkeksin ya da makbul değilsin’ diyor. Bizler de bu anlayışın karşısında farklılıkların kabulünü esas alıyoruz. Be esası büyüttüğümüzde merkezi hükümetler egemen güçler bundan rahatsız olacaktır. İşte buna, bu sisteme, bu sacayaklarına saldırılmaktadır.”

    PİRHA/ MERSİN

  • PSAKD Ataşehir Cemevi Başkanı Kaya: Eşitlik mücadelesi vermeye ihtiyacımız var – VİDEO

    PSAKD Ataşehir Cemevi Başkanı Kaya: Eşitlik mücadelesi vermeye ihtiyacımız var – VİDEO

    PİRHA – PSAKD Ataşehir Şubesi/ Cemevi Başkanı Gülsev Kaya, Alevi derneğinde kadın yönetici olmanın güzellikleri olduğu kadar zorluklarının da olduğunu belirterek, “Erkek egemen aklın tarif ettiği yerlerde kadınlar sadece nesne olarak kullanılmaya çalışılıyor. Buna kesinlikle yüksek sesle itiraz etmeliyiz. Bizim varlığımızı kendimiz ifade edebilmeliyiz” dedi. Kaya, aynı zamanda bütün kadınlara, sistemin yarattığı şiddete karşı birlikte mücadele etme çağrısı yaptı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi’nden kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne bir ay kala hazırlıklarını yapmaya başladı.

    Alevi kurumlarında yer alan kadınların neler yaşadığını, Alevi kurumları içerisinde erkek zihniyetinin ne boyutta olduğunu Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi Başkanı Gülsev Kaya’ya sorduk.

    “EŞİTSİZLİĞİ KABUL EDİP EŞİTLİK MÜCADELESİ VERMEYE İHTİYACIMIZ VAR”

    Gülsev Kaya, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olduğu sistem içerisinde bu meseleden bağımsız olmadıklarını dile getirerek, “Çünkü bu toplumda yaşıyoruz ve bu toplumdan bir kültür alıyoruz. Çünkü bu cinsiyet eşitsizliği kültürü büyüdüğünde insana bir bakış açısı yaratıyor. Ama bizim bu bakış açısını çözmek gibi bir derdimiz var. Önce bu eşitsizliği kabul edip bir eşitlik mücadelesi vermeye ihtiyacımız var. Bu yüzden kadınlar olarak da sayımız az olabiliyor. Çünkü kendimizi saran duvarlarımızı birinci elden kendimizin yıkması gerekiyor. Hem sistemin, hem toplumun, hem inançların dayatmış olduğu duvarları yıka yıka bu mücadele genişleyecek. Buradaki çaba bu anlamıyla önemli” dedi.

    ALEVİ DERNEĞİNDE KADIN YÖNETİCİ OLMANIN GÜZELLİKLERİ VE ZORLUKLARI

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde Ataşehir Şubesi’nde yönetici olmanın güzellikleri olduğu kadar zorluklarının da olduğunu belirten Kaya, bu zorluklara kaynaklık eden şeyin sistemin erkeklere dayatmış olduğu iktidar perspektifi ve başarılı olma meselesini engelleyen ‘ben’ci anlayış olduğunu ifade etti. Kaya, devamında şunları söyledi:

    “Neticede her birimiz toplumun inanç anlamında eşit ve özgür yaşaması için mücadele ediyoruz ve bunda çok başarılı olma gibi bir derdimiz ve çabamız da var. Bizde bu meseleyle ilgili bütün üyelerle ve mahalledeki insanlarla bunu yapmaya çalışıyoruz. Birincisi bu dernekte kadının görünmeyen emeğini görünür kılmak ve mutfaktan çıktığımız, yönetmek anlamında güçlü sözler söylediğimiz bir süreci yaşamaya çalışıyoruz. Mesela burada kadın meclisinin kadınlarla buluştuğu özel bir çabası var bu meseleyle ilgili. Mesela burada eğitim alanında 300 çocuğumuz var. Bu çocuklar anneleriyle, kardeşleriyle gelip burada daha eşitlikçi, istismara uğramadığı, kendi inanç alanlarında Türkçe, Matematik, drama, resim gibi sanatsal alanlarda uğraşılar ediniyor. Çok özel çaba sarf ediyoruz. Bunun da çok olumlu dönüşlerini alıyoruz, bu anlamıyla da çok değerli. Toplumda birlikte üretmek gibi bir derdimiz var.

    “VARLIĞIMIZI KENDİMİZ İFADE EDEBİLMELİYİZ”

    Sınıf bilinciyle kuşanmış toplumun aslında bütün inancı, kültüründe herkesi ortaklaştırabilmiş kadınların daha fazla söz kurmasını, yönetimsel anlamda bulunduğu yerde yanlış yapmaktan, eksik yapmaktan kaygı duymadan daha fazla inisiyatif almasına ihtiyaç var. Bütün kadınlar bence bu yeteneğe sahipler ve birbirimizden daha fazla güç almalıyız. Erkek egemen aklın tarif ettiği yerlerde kadınlar sadece nesne olarak kullanılmaya çalışılıyor. Buna kesinlikle yüksek sesle itiraz etmeliyiz. Bizim varlığımızla kendimizi ifade edebilmemizi ben önemli buluyorum.”

    “DAHA ÖRGÜTLÜ OLMAYA İHTİYACIMIZ VAR”

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nün önemine de değinen Kaya, “25 Kasım’ı bugünden konuşalım. Toplumda şiddetin bu kadar arttığı, sokak hayvanlarının yasalarla katledildiği, yenidoğan bebeklerin bile hastanelerde para karşılığında katledildiği bir ülkede bugün bizlerin söyleyecek daha çok sözü olmalı. Bugün dünden daha öfkeli, daha örgütlü olmaya ihtiyacımız var” dedi.

    “BÜTÜN KADINLARI 25 KASIM’DA BİRLİKTE OLMAYA ÇAĞIRIYORUM”

    Kaya şöyle devam etti:

    “25 Kasım’ın takvimsel bir gün olduğu, orada olduğumuzda hiçbir şeyin zaten olmadığı yılgınlığından çıkmamız gerekiyor. Ben başta Alevi kadınlar olmak üzere bütün kadınları bu toplumsal mücadelede ses vermeye, birlikte olmaya ve buna karşı çıkmaya çağırıyorum. Sustukça, sessiz kaldıkça biz bu saldırıları yaşamamış olmuyoruz. Bu toplumun bütün kesimlerinde oluşmuş durumda. Nasıl ki vücudun bir yerinde yara oluştuğunda zamanında doğru müdahale edilmez ise bütün vücudu sararsa bugün her türden şiddet karşısında sessiz kaldığımızda toplumun bütün kesimlerine yayıldığını göreceğiz. O yüzden ben bütün kadınları 25 Kasım’ın örgütlenmesine, sistemin yarattığı bu şiddete karşı koymak için bütün kadınların sesini birleştirmeye, sokaklarda, meydanlarda birlikte olmaya çağırıyorum.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • ‘Alevi kadınlar olarak mücadele etmeye kararlıyız’-VİDEO

    ‘Alevi kadınlar olarak mücadele etmeye kararlıyız’-VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadıköy Şubesi İçerenköy Cemevi’nde 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü paneli yapıldı.

    Prof. Dr. Çiğdem Boz’un moderatörlüğünde gerçekleşen panele Avukat Deniz Ayvaz ve Psikolog Dr. Özlem Özden Tunca konuşmacı olarak katıldı. Müzisyen İlke Yıldız da ezgilerini seslendirdi.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nün konuşulduğu panelde Psikolog Dr. Özlem Özden Tunca kadına yönelik şiddetin psikolojik boyutlarını ele alırken, Avukat Deniz Ayvaz ise hukuki boyutlarını üele aldı. Prof. Dr. Çiğdem Boz, Mirabel Kardeşler ve katledilen kadınları anarak sözlerine başladı.

    “ALEVİ KADINLAR OLARAK HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ MÜCADELE ETMEYE KARARLIYIZ”

    Açılış konuşmasını gerçekleştiren PSAKD Kadıköy Şubesi İçerenköy Cemevi Yöneticisi Şengül Şimşek Ayvadaş, “Eşitlik ve özgürlük kavramını büyüteceğiz. Biz Alevi kadınlar olarak bu ülkenin halklarına, kadınlarına, gençliğine ve aydınına düşman olanlarına karşı her zaman olduğu gibi mücadele etmeye kararlıyız. Bu ülkede kadınlar özgür olmadıkça, gençler bilimsel eğitim almadıkça ve halklar ekonomik kriz ile yoksulluğa itilmedikçe ülkede huzur ve barıştan söz edemeyiz” dedi.

    “KADINLAR ÖZGÜRLEŞMEDEN DÜNYA DA ÖZGÜRLEŞMEYECEKTİR”

    Ardından sözü PSAKD Genel Başkan Yardımcısı ve PSAKD Kadıköy Şubesi İçerenköy Cemevi Başkanı İbrahim Karakaya aldı. Karakaya şöyle konuştu:

    “Kadın cinayetleri politiktir. Kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal olarak özgürleşmesi egemen erkek devlet sistemi kadınlar için tehlike oluşturmaya başladı. Bu durumu sonucunda da kadın cinayetleri sorununu yaşıyoruz. Kadınlar özgürleşmeden bu dünyanın da özgürleşmeyeceğini bilmek gerekir.”

    “ŞİDDETİN EN AĞIR KISMI DUYGUSAL VE PSİKOLOJİK ŞİDDETTİR”

    Psikolog Dr. Özlem Özden Tunca, şiddetin psikolojik boyutlarına değinerek şunları kaydetti:

    “Düşündüğümüz gibi şiddet, birisini dövmek tartaklamak, yaralamak, öldürmek vesaire değil, şiddetin fiziksel kısmı bu ama en ağır kısmı bizim duygusal ve psikolojik şiddet dediğimiz birisini aşağılamak, birisini sevdiği birisiyle yakınıyla yarenlik etmek, sohbet etmek, dostluk etmekten alıkoymak. Evin perdelerini kapatmak. Perdeleri kapatayım ki kimse seni görmesin o küçücük aralıktan sen kim bilir kimlere bakıyorsunlara maruz kalmak. Çocuğunu almakla çocuğunu öldürmekle tehdit etmek, çocuğunu göstermemek. Bu da bazen kim bu nasıl oluyorsa diğer aile bireylerinde destek olarak ilerlemesi bunun bir baba yapıyor diyelim o babanın annesi buna destek verebiliyor. Kardeşi arkadaşı destek verebiliyor onlarla da mücadele etmek, utandırmak, başkalarının yanında emir vermek. Küçümsemek ‘sen bunu yapamazsın, şunu yapamazsın’ demek en kötüsü ne biliyor musunuz? Belli bir süre sonra insan psikolojisinde eğer siz bir kişiye olumsuz tanımlamalarda bulunursanız bazı sıfatlar yakıştırırsanız o kişi o tanımlamaya bürünmeye başlıyor.”

    “CİNSEL ŞİDDETTEN SAVUNMASIZ ERKEK ÇOCUKLARI DA NASİBİNİ ALIYOR”

    Tunca, cinsel istismara da değinerek, “İnternete, sosyal medyada, dijital ortamda sözle sataşmayı da içine alan, yolda dokundum elledimleri içine alan ciddi bir cinsel istismar tablosu var. Bu tablodan sadece yetişkin kadınlar nasibini almıyor. Bu tablodan kız çocukları da sadece nasibini almıyor. Cinsel şiddetten küçük savunmasız erkek çocukları da nasibini alıyor” diye konuştu.

    İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

    Avukat Deniz Ayvaz ise şiddetin hukuki boyutlarını ele aldı. Ayvaz, 6284 İstanbul Sözleşmesi’nden tek gecede çıkılmasına da vurgu yaparak şöyle konuştu:

    “Devlet biz kadınları korumak için çaba harcamıyor. Yıllardır hem şiddet artarken hem de İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldı. Biz kadınlar olarak erkek şiddetinin yanında duran bir devlet görüyoruz şu anda. Türkiye’de psikolojik danışmanlıktan hukuki danışmanlığa kadar olanaklar çok yetersiz. Şu anda cinsel şiddet kriz merkezleri çok önemli merkezler.

    Çünkü kadınlar cinsel şiddete maruz kaldığında delillerin koruyacakları ve ne yapmaları gerektiğini bilmediklerinden cezasızlıkla sonuçlanabiliyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığında devlet, ‘ben kadınları korumayacağım’ dedi. Devletin kadınları koruma yükümlülüğünü gerçekleştirmeyeceğini tek adam rejimiyle tek gecede gördük. Kadın politikaları yerine sürekli aileyi koruma hali var. Ancak bizim kadına ve çocuğa yönelik şiddeti en fazla gördüğümüz yer.”

    Katılımcıların soru cevaplarıyla devam eden panel müzisyen İlke Yıldız’ın ezgileriyle son buldu.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • İzmir’de binlerce kadın slogan ve zılgıtlarla miting alanına aktı-VİDEO

    İzmir’de binlerce kadın slogan ve zılgıtlarla miting alanına aktı-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de binlerce kadın, erkek devlet şiddetine karşı miting alanına aktı. Kadın kazanımlarına yönelik saldırılara, erkek devlet şiddetine, ekonomik şiddete, Filistin ve Suriye’deki yönelik saldırılara dikkat çeken kadınlar savaş tezkerelerinin geri çekilmesi çağrısında bulundu.

    İzmir Kadın Platformu öncülüğünde bir araya gelen kadınlar Türkan Saylan Kültür Merkezi önünden Eski Leman Kültür önüne yürüdü. “Savaşa, yoksulluğa, gericiliğe, erkek devlet şiddetine karşı mücadeleyi yükseltiyoruz’ yazılı pankartı açan kadınlar sık sık, “Jin jiyan azadi” “Erkek adalet değil gerçek adalet”, “Kadın cinayetleri politiktir”, “Susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz”, “Bağır herkes duydun erkek şiddeti son bulsun” sloganları attı.

    Basın metninin Kürtçesini Emine Bozdağ, Türkçesini Pınar Çetin kaya ve Elif Uygurlu okudu. Eyleme HEDEP İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, çeşitli siyasi parti ve emek örgütü temsilcileri ile binlerce kadın katıldı.

    “9 AYDA 136 KADIN İŞ CİNAYETİNDE KATLEDİLDİ”

    Ekonomik krizin yükünün bakım emeği olarak kadınların sırtına yıkıldığı ve kadın emeğinin ucuzlaştığı ifade edilen açıklamada, “2023 yılının ilk dokuz ayında 136 kadın iş cinayetine kurban gitti. Güvencesiz işlerde çalıştırılıyor, mobbing ve ağır sömürüye maruz bırakılıyor; işten çıkarmalarda ilk gözden çıkarılan biz oluyoruz. İş güvenliği sağlanmadığı gibi sermaye düzeni devlet politikalarıyla pekiştiriliyor. Gündemdeki Orta Vadeli Program ve 12. Kalkınma Planı ile emekçilerin ağır vergi yükleri, adaletsiz ücret dağılımı, kıdem tazminatı ve emeklilik haklarına saldırı, kadınları esnek çalışma ve geleceksizlikle karşı karşıya bırakıyor” sözlerine yer verildi.

    “KADINLARA DİYANETİN ONDA BİRİNDEN AZ BÜTÇE”

    Tek adam rejiminin kamusal alanı yeniden gericilikle inşa etmeye çalıştığı ifade edilen açıklamada pilot il olan İzmir’de ÇEDES uygulaması ile okullara imam, müezzin ve din görevlisi atandığı, kız okulları ile karma eğitime son verilmeye çalışıldığı belirtildi. Cemaat ve tarikatlarda yaşanan istismar ve tacizin cezasızlıkla ödüllendirildiği dile getirilen açıklamada, “Kadınlara bütçeden 2 milyar 900 bin yani binde 8.6 pay ayrılırken, Diyanet’e ayrılan 35 milyar bütçe ile hayatımızı gericilik ile kuşatmanıza, bizleri öldürüldüğümüz evlere hapsetmenize izin vermeyeceğiz. Parasız, bilimsel, laik, nitelikli, anadilde bir eğitim için mücadele edeceğiz” diye ifade edildi.

    “ÜNİVERSİTELERDE MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Genç kadınların ekonomik krizle beraber barınma, beslenme, sağlık, eğitim gibi en temel haklarına ulaşamaz hale geldiği ifade edilen açıklamada erken yaşta evlilik ve çocuk doğurmaya teşvik veren devletin üniversiteli genç kadınlara denetimsiz, güvenliksiz yurtları reva gördüğü dile getirildi. Aydın KYK yurdunda asansöre sıkışarak hayatını kaybeden Zeren Ertaş’ın hatırlatıldığı açıklamada, “Genç kadınlar olarak güvenli barınma ve eğitim için bütçe talebimizle meydanlarda, sokaklarda, yurtlarda, üniversitelerde mücadele edeceğiz ve dayanışmamızı büyüteceğiz” denildi.

    “ROJAVA’DA SAVAŞ POLİTİKALARI SÜRDÜRÜLÜYOR”

    Emperyalist savaş politikalarının en fazla kadınları ve çocukları etkilediği belirtilen açıklamada AKP’nin İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırılarını kınamaktan öteye geçmediği dile getirilen açıklamada AKP’nin Kuzey Suriye’de savaş politikalarını sürdürdüğü dile getirildi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’ne (HEDEP) yönelik operasyon sürerken HEDEP İzmir İl Eş Başkanı Berna Çelik’in tutuklandığı ve çıplak arama işkencesine maruz kaldığı kaydedilen açıklamada, “Onur Gencer tarafından katledilen Deniz Poyraz’ın katiline ise ödül gibi ceza veriliyor. Azami tutukluluk süresi biten Gülten Kışanak hala cezaevinde tutuluyor. Kürt illerinde polis-bekçi-asker şiddeti, ajanlaştırma-tutuklama politikaları ile kadınlara yönelik saldırılar artıyor” diye belirtildi.

    “SAVAŞ TEZKERESİ GERİ ÇEKİLMELİDİR”

    Erkek-devlet şiddetine karşı İran’da molla rejimine karşı mücadele eden, Afganistan’da Taliban rejimine, Filistin’de işgalci İsrail’e karşı direnen kadınlardan güç aldıkları dile getirilen açıklamada, “Filistin halkının siyasal hak eşitliği ve devlet olma talebi tanınmalı, Rojava dâhil olmak üzere sınır ötesi operasyonlara son verilmeli, savaş tezkeresi geri çekilmelidir” vurgusu yapıldı.

    MÜLTECİ KADINLAR

    Göçmen ve mülteci kadınların hem ucuz iş gücü hem de ayrımcı politikaların hedefi haline geldiği ifade edilen açıklamada şunlar kaydedildi; “Hepimizin yaşadığı yoksulluk, şiddet ve sömürüyü daha derinden yaşayan göçmen kadınlar için bir diğer tehdit ise Geri Gönderme Merkezleri’ndeki fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalma korkusudur. Biz kadınlar, ülkemizde ve dünyada savaşın yüklerinin omuzlarımıza bırakılmadığı, barış içinde bir yaşam istiyoruz.”

    “DEPREM BÖLGESİNDE KADINLAR ŞİDDETİ AÇIK YAŞIYOR”

    6 Şubat depreminin üzerinden 9 ay geçtiğini ancak deprem bölgesindeki kadınların hala temel ihtiyaçlarına dahi erişemediği, can güvenliği olmadan, taciz, istismar riski altında konteynırlarda yaşadığı dile getirilen açıklamada, “Deprem bölgesindeki kadınlar için güvenli barınma, sağlık ve hijyen ürünlerine erişim sağlanmalı. Kentlerin yağmalanmasına son verilmeli, güvenli ve sağlıklı konutlarda yaşama için gerekli önlemler alınmalı” sözlerine yer verildi.

    Açıklamanın ardından kitle sloganlarla eyleme devam etti.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • Kadınlar, Mersin’de erkek şiddetine karşı sokakları doldurdu – VİDEO

    Kadınlar, Mersin’de erkek şiddetine karşı sokakları doldurdu – VİDEO

    PİRHA- Mersin’de kadınlar erkek-devlet şiddetine karşı bir araya gelerek gece yürüyüşü gerçekleştirdi. Yürüyüşte, “Bu 25 Kasım’da da kelebeklerin kanat çırpışını özgürlük mücadelesi verdiğimiz sokaklara taşıyoruz. Erkek devlet şiddetine, yoksulluğa, gericiliğe, savaş ve işgal politikalarına karşı hayatlarımızı savunuyoruz” denildi.

    Mersin Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle Kushimoto Sokağı’nda yürüyüş yaptı. Platformun çağrısıyla bir araya gelen kadınlar ve LGBTİ+’lar, erkek-devlet şiddetine karşı susmayacaklarını belirtti.

    Kushimoto Sokağı’ nda yürümeye başlayan kadınlar sık sık, “Kadın cinayetleri politiktir”, “Jin, jiyan, azadi”, “Trans cinayetleri politiktir”, “Aile değil kadınız, isyandayız”, “Yaşasın feminist mücadelemiz” sloganları attı.

    “Birbirimiz için sokaktayız, erkek devlet şiddetine karşı isyandayız” yazılı pankartın taşındığı yürüyüş Özgecan Aslan Meydanı’na kadar sürdü.

    Basın açıklamasını Mersin Kadın Platformu’ndan Güneş Doğdu okudu.

    25 Kasım’da kadınlar erkek şiddeti, iktidarın kadın düşmanı politikaları, cezasızlık, yoksulluk, deprem, savaşlar, LGBTİ+ ve göçmen düşmanlığı sorunları üzerinde durdu. Bu sorunlara ilişkin çözüm talep edilerek, mücadelenin sürdürüleceği vurgu yapıldı.

    “KADINLAR EN ÇOK AİLE İÇİNDE ŞİDDETE UĞRUYOR”

    Güneş Doğdu, kadınların en çok aile içinde şiddete uğradığını belirterek, kadın faillerinin çoğunun eş, eski eş, sevgili veya yakın akraba olduğunu vurguladı. Kadınları şiddete karşı koruyan 6284 sayılı yasanın etkin uygulanmadığını ve nafaka hakkına erişilmediğini söyleyen Doğdu, iktidarın boşanmayı önleyen politikaları sebebiyle kadınların şiddet gördüğü evlere mahkum edildiğinin altını çizdi.

    Kadınların yaşadığı yoksulluğa da değinen Doğdu, “Bir yandan erkek şiddeti ile mücadele ederken bir yandan da yoksullukla boğuşuyor, şiddet gördüğümüz evlere mecbur bırakılıyoruz. Ekonomik krizin yükü artan bakım emeği yükü olarak sırtımıza yıkılıyor. Genç kadınlar her gün artan ekonomik krizle birlikte beslenme, sağlık, eğitim ve barınma gibi en temel haklarına ulaşamıyor. Erken yaşta evliliğe, doğurmaya teşvik eden devlet üniversiteli kadınlara güvensiz yurtları, bozuk yemekleri reva görüyor. Üniversiteli kadınlar KYK yurtlarında bozuk asansörlerde göz göre göre öldürülüyor, ekonomik kriz yüzünden intihara sürükleniyor” dedi.

    “ŞİDDETE KARŞI SUSMUYORUZ”

    Güneş Doğdu, iktidarın LGBTİ+ politikalarının her geçen gün daha da sertleştiğini, kadınların şiddete daha çok açık hale getirildiğini belirterek şunları söyledi:

    ” Devletin aile politikalarının merkezinde de LGBTİ+ düşmanlığı yer alıyor. Bu nefret politikaları LGBTİ+’lara yönelik psikolojik, ekonomik ve fiziksel şiddeti artırıyor, nefret cinayetlerinin önünü açıyor. Yağmalanan kentlerimizin enkazlarında, iş cinayetlerinde, okumak için kaldığımız yurtlardaki asansörlerde, nefret cinayetlerinde öldürülüyoruz. Bizler bu düzen tarafından öldürülürken katillerin sırtını sıvazlayan iktidar yaşamak için direnen her kesime şiddetle yanıt veriyor. Erkek devlet şiddeti karşısında susmuyoruz. Bu 25 Kasım’da da kelebeklerin kanat çırpışını özgürlük mücadelesi verdiğimiz sokaklara taşıyoruz. Erkek devlet şiddetine, yoksulluğa, gericiliğe, savaş ve işgal politikalarına karşı hayatlarımızı savunuyoruz. Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz.”

    Ardından konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Mersin Milletvekili Perihan Koca, iktidarın ve ittifakının kadın düşmanı politikalar izlediğini belirtti. Koca, “Biz kadınlar haklarımız, hayatımız için yürüyoruz. Faşizmin karanlığına karşı, nefrete, savaşa karşı yürüyoruz. Filistin ve Rojava’daki savaşa karşı yürüyoruz” dedi.

    PİRHA/MERSİN

  • İHD Mersin: Cumartesi Anneleri kadın mücadelesinin bir parçasıdır- VİDEO

    İHD Mersin: Cumartesi Anneleri kadın mücadelesinin bir parçasıdır- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi Cumartesi Anneleri’ne ve 25 Kasım’a ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada konuşan İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu adına Helin Ergen kadınlar olarak şiddete karşı alanlarda olacaklarını ifade ederek, “İnsan hakları savunucusu kadınlar olarak şiddetsiz ve çatışmasız bir yaşam için insan hak ve özgürlükleri için mücadelemize kararlılıkla devam ediyoruz”dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine destek amaçlı yaptığı açıklamada Hayrettin Eren’in akıbetini sordu ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Cumartesi Anneleri’ne ilişkin açıklamayı İHD Mersin Şube Sekreteri Bekir Sıtkı Keçeci, 25 Kasım ile ilgili açıklamayı ise İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu adına Helin Ergen okudu.

    HAYRETTİN EREN NEREDE?

    Cumartesi Anneleri eyleminin 974’üncü haftasında gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in akıbeti soruldu. Bekir Sıtkı Keçeci, Eren’den 43 yıldır haber alınmadığını belirterek, şunları söyledi:

    “21 Kasım 1980 tarihinde gözaltına alınan Hayrettin Eren, Siyasi Şube’nin bodrum katında ağır işkence altındayken, kapıda bekleyen annesine ‘Gözaltında böyle biri yok!’ denildi. Emniyetin bahçesinde duran otomobili gösterip, ‘Oğlumun arabası burada kendisi nasıl yok?’ diye ısrar eden Elmas Eren tartaklanarak dışarı atıldı. Sonra Hayrettin’in arabası da kaybedildi. Sıkıyönetim Savcılığı’na yapılan suç duyuruları sonuçsuz bırakıldı. Aradan geçen 43 yılda da ailenin tüm girişimlerine rağmen hukuk işletilmedi. Hayrettin Eren’in akıbeti gizlendi, onu kaybedenler cezasız bırakıldı. Eren Ailesi üç kuşaktır Hayrettin’i ve adaleti aramaktan vazgeçmedi.

    Hayrettin Eren’in akıbeti açıklanana, korunan failleri yargılanıp, cezalandırılana, adalet sağlanana kadar bu dava bizim için kapanmayacak diyoruz”

    “KADINA YÖNELİK ŞİDDET POLİTİKTİR”

    25 Kasım’a ilişkin açıklama metnini okuyan Helin Ergen ise kadınlar olarak şiddete karşı alanlarda olacaklarını ifade ederek, “Bizler kadınlar olarak erkek failleri aklayan ve cezasız bırakan şiddeti toplumda meşrulaştıran tutumların son bulmasını istiyoruz. 6284 sayılı yasanın özenle ve etkili bir şekilde uygulanması talebimizi tekrarlıyoruz” dedi.

    Ergen, kadına karşı şiddetin politik olduğunu vurgulayarak, “Devleti yönetenlerin kadınlara ya da LGBTİ+’lara yönelik ya da toplumsal olaylarla ilgili kullandıkları şiddet ve nefret dili tüm toplumu kötü yönde etkilemektedir. Kullanılan bu nefret dili maalesef önce kadınlara ve kız çocuklarına karşı şiddet olarak geri dönmektedir. Bu nedenle kadına yönelik şiddetin politik olduğu bilincinde olarak bir kez daha toplumsal barışın da öne çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. İnsan hakları savunucusu kadınlar olarak şiddetsiz ve çatışmasız bir yaşam için insan hak ve özgürlükleri için mücadelemize kararlılıkla devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ MERSİN

  • DAD Kadın Meclisi: Savaş politikalarına karşı alanlarda buluşalım

    DAD Kadın Meclisi: Savaş politikalarına karşı alanlarda buluşalım

    PİRHA- DAD Kadın Meclisi, 25 Kasım dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Bugün de savaşın, işgalin, milyonlarca insanın topraklarını terk ederek göç yollarına düşmesinin, kadın bedenin savaş ganimeti olarak görülmesinin baş aktörü erkeklerin savaş politikalarına direnen kadınlar olacaktır. Bizler Zarife Anaların, Beselerin, Sakinelerin, Rozaların ve Mirabel Kardeşlerin mirasçılarıyız onlardan aldığımız güçle buradayız” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, savaş politikasına karşı çıkan ve mücadele eden kadınlar olarak her yıl olduğu gibi ülkenin her yerinde 25 Kasım dolayısıyla alanlarda olunacağı kaydedildi.

    KADIN CİNAYETLERİ HATIRLATILDI

    2023 yılının ilk 4 ayında 165 kadının katledildiğini hatırlatan DAD Kadın Meclisi, “Kadın cinayetlerinin katliama dönüştüğü, kadına yönelik erkek şiddetinin sistematik olarak arttığı ve her gün kadın düşmanlığının türlü görünümleriyle yüz yüze geldiğimiz günler yaşıyoruz. Evlerimizde ve işyerlerimizde sistematik olarak erkek-devletin mobbing, taciz ve şiddetine maruz kalıyoruz. Son 20 yılda artan kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet tesadüf olarak değerlendirilemez. Sadece 2023’ün ilk 4 ayında 165 kadın erkekler tarafından katledildi. Kadın cinayetleri politiktir!” dedi.

    “SAVAŞ POLİTİKALARINA KARŞI KADINLAR DİRENECEK”

    Kadınlar üzerindeki erkek- devlet şiddetine karşı mücadele etmenin yollarının bulunmaya devam edileceğine vurgu yapılan DAD Kadın Meclisi açıklamasında “Bizi güçsüzleştiren tüm silahları üstümüze doğrultan erkek-devlet şiddeti var olmaya devam ettikçe, erkek şiddetiyle baş etmenin yollarıı bulmaya devam edeceğiz. Bugün de savaşın, işgalin, milyonlarca insanın topraklarını terk ederek göç yollarına düşmesinin, kadın bedenin savaş ganimeti olarak görülmesinin baş aktörü erkeklerin savaş politikalarına direnen kadınlar olacaktır. Tekrar tekrar hiç yorulmadan söylüyoruz kadın kazanımlarımız ne gözaltılar ile ne kayyımla ne de savaşla, işgalle elimizden alınabilir. Kadın cinayetlerinde, kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz davalarında tahrik ve iyi hal indirimlerine, Türkiye’nin taraf olduğu ve İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen; “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi” sözleşmesinin iptal edilmesine karşı çıkıyoruz!” ifadeleri kullanıldı.

    “KAZANILMIŞ HAKLARIMIZA KARŞI BURADAYIZ”

    DAD Kasın Meclisi’nin açıklamasının devamında şunlar belirtildi:

    “Cinsiyet temelli şiddete karşı sigortamız olan İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz! Yargı reformu adi altında tecavüzlerin önünün açılmasına, çocuk istismarının  ve kadın cinayetlerinin artmasına zemin hazırlıyorlar. Kadın düşmanı yargı paketiyle nafakaya gasp, cinsel istismara af getirmeye yeltenmeye çalışıyorlar.15 yaş altı evliliği meşrulaştıran istismar affını daha önce engelledik. Nafakaya gasp, istismara affa izin vermeyeceğiz! Kadına yönelik şiddetin önlenmesine dönük hazırlanan 6284 sayılı kanun yürürlükten kaldırılsın isteyenlere, kadınları şiddet gördüklerinde başvuracakları mekanizmaların yoksun bırakmak isteyenlere, şiddeti, tacizi, tecavüzü engellemek yerine kadınların kazanılmış haklarına göz koyup elinden almak isteyenlere karşı buradayız!

    “ALANLARDA BULUŞALIM”

    Demokratik Alevi Dernekleri kadınları olarak hayatın her alanında yok sayılan kadınlarla, kız kardeşlerimizle 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde alanlarda buluşuyoruz! Hak ve hakikat uğruna mücadelede pervane olan kadınlar kainatın özüdür. Haktan geldik ve o güzellikte vücut bulduk. Bizler Zarife Anaların, Beselerin, Sakinelerin, Rozaların ve Mirabel Kardeşlerin mirasçılarıyız onlardan aldığımız güçle buradayız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Erkeklerin yüzde 66’sı nafaka ödemiyor’- VİDEO

    ‘Erkeklerin yüzde 66’sı nafaka ödemiyor’- VİDEO

    PİRHA- Günebakan Kadın Derneği, 25 Kasım etkinlikleri kapsamında nafaka hakkına ilişkin söyleşi gerçekleştirdi. Kadın avukatların, yasalarda yer alan nafaka hakkına dair bilgilendirme yaptığı söyleşide 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü eylemine de çağrı da yapıldı.

    Mersin Günebakan Kadın Derneği, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle basın açıklaması ve nafaka hakkı ile ilgili söyleşi gerçekleştirdi.

    Dernek binasında yapılan açıklamayı başkan Yüksel Gözen okudu. Gözen, 25 Kasım’da erkek şiddetine karşı sokaklarda olacaklarını belirterek, “Kadına, çocuğa, LGBTİ+lara erkekten ve sistemden gelen şiddetin engellenebilmesi için 25 Kasım’da tüm dünyada sokakları dolduruyoruz. Gücümüzün farkındayız. Dönüştürücü etkimizi biliyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin şiddetin sebebi olduğunu görerek hareket ediyor ve eşitlik için mücadele veriyoruz. Günebakan Kadın Derneği olarak hakta eşitlik, temsilde eşitlik, aşkta eşitlik taleplerimizi yine haykırıyoruz” dedi.

    KADINLAR NAFAKA HAKKINI KONUŞTU

    Açıklamanın ardından nafaka hakkına ilişkin söyleşi yapıldı. Söyleşide avukatlar Nalan Ateş Altuntaş, Nesrin Gözen Bilek, Şirin Güner ve Zahide Yıldıztekin konuşmacı olarak yer aldı.

    İlk olarak söz alan Av. Şirin Güner, Türkiye’de Medeni Kanun’a göre hangi koşullarda nafaka alındığına ve mevzuata ilişkin hukuki bilgi verdi. Nafakanın sadece kadınlara verilmediğine, bu durumun Türkiye’de farklı bir şekilde ele alındığına dikkat çeken Güner, “Türkiye’ye baktığımızda hiçbir sosyal güvenliğiniz yoksa, tamamıyla eşe bağlıysanız nafaka dışında hiçbir çıkar yolunuz yok. Biz yaşam hakkı noktasında endişedeyiz. Bazen kadınlar, adamdan kurtulmak için nafaka dahil talep etmiyor. Yasadaki boşluk devletin üzerine düşeni yapmamasından kaynaklanıyor” dedi.

    “NAFAKA ERKEKLERİ YOKSULLAŞTIRMIYOR” 

    Av. Nesrin Gözen Bilek de, nafakanın erkeği yoksullaştırdığı yönündeki algının doğru olmadığını belirterek, “Nafaka, kişiyi yoksullaştıracak bir miktarda değil. Asgari ücretli, ücretinin yarısını eşe vermiyor. Nafaka yükümlüsünü de yoksullaştırmayacak şekilde tedbir alınıyor. Meblağ buna göre belirleniyor” diye konuştu.

    Zahide Yıldıztekin ise Japonya, Avusturya, Almanya, Hollanda, Arabistan, İsrail, Amerika ve İsviçre gibi ülkelerde nafakaların değişim biçimlerini aktardı. Avrupa’da boşanan eşlerin nafaka olsa dahi birbirleriyle ilişkisi kalmadığını ifade eden Yıldıztekin, bu durumun Türkiye’de tam tersi olduğunu ve sırf nafakadan dolayı kadınların şiddete uğradığını söyledi.

    “ERKEKLERİN YÜZDE 66’SI NAFAKA ÖDEMİYOR”

    Son olarak siyasi partilerin nafaka konusundaki tutum ve çalışmalarını ele alan Nalan Ateş Altuntaş, Yeniden Refah Partisi’nin Meclis’e sunduğu yasa teklifi ile ilgili bilgilere yer verdi. Öte yandan erkeklerin yüzde 66’sının nafaka ödemediğini de vurgulayan Altuntaş şunları söyledi:

    “Erkek kadınla evlendikten sonra kadının dışarda kendi kazancını sağlamasına izin vermiyor. Erkekler neden bunu yapıyor çünkü birinin evin ihtiyaçlarını gidermesi gerekiyor. Zaten sosyoekonomik durum araştırması yapıldıktan sonra nafaka hakkında hüküm kuruluyor. Bu nedenle nafakanın öncesine bakılması gerekiyor. Evin temizliğini bakımını erkek yapsaydı, kadınlar dışarıda çalışsaydı, erkeklere nafaka öderdi. Nafakaya ilişkin tartışmaların kadını o yaşama mecbur bırakmak, ekonomik bağımlılığı erkekle sağlamak üzere bir çalışma olduğu kanaatindeyim. Amaç kadınların boşanmasını önlemek.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Kadınlardan çağrı: Erkek-devlet şiddetine karşı 25 Kasım’da sokaklara- VİDEO

    Kadınlardan çağrı: Erkek-devlet şiddetine karşı 25 Kasım’da sokaklara- VİDEO

    PİRHA- Mersin Kadın Platformu üyeleri, sistematikleşen erkek-devlet şiddetine ve haklarına dönük saldırılara karşı ses çıkarmak için tüm kadınları ve LGBTİ+’ları 25 Kasım günü Kushimoto Sokağında yapılacak gece yürüyüşüne çağırdı.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ne sayılı günler kala kadınlar şiddete, emek sömürüsüne, eşitsizliğe, haklarına yönelik saldırılara karşı seslerini yükseltmek için sokaklarda olmaya hazırlanıyor.

    Dünyanın her yerinde olduğu gibi Mersin’de de kadın ve LGBTİ+’lar şiddete karşı sokaklarda olup, taleplerini dile getirecek. Mersin Kadın Platformu üyeleri Yağmur Arıcan, Ayşegül Göçmen ve Ceren İnan 25 Kasım’daki gece yürüyüşüne çağrı yaptı.

    “ERK SİSTEMİ YIKACAĞIZ”

    7 Renk LGBTİ+ Derneği Başkanı ve platform bileşeni Yağmur Arıcan, “Geçtiğimiz günlerde 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü için yaptığımız yürüyüşe polis saldırdı. LGBTİ+ karşıtı yürüyüşlerin organize edilirken bize engel olundu. Örgütledikleri o dar kitleyle beraber LGBTİ+ karşıtı yürüyüşlerin içini boşaltmak istemiyor iktidar ki valiliklere de bunun talimatını veriyor. Tabi bizler bu politikalar karşısında mücadele etmeye devam edeceğiz. Cumartesi günü belki şehrin bir bölümünde yürüyeceğiz ama biz kadınlar ve LGBTİ+’lar olarak bir gün şehrin tamamında erk sistemi yıkacağımıza inanıyorum” dedi.

    “MÜCADELEMİZ TÜM SALDIRILARA RAĞMEN SÜRECEK”

    TİP’li Kadınlar’dan Ceren İnan da, kadınlara yönelik erkek-devletin sistematik şiddetine karşı mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek,”Biz senenin her günü mücadele ettiğimiz, karşı karşıya kaldığımız erkek-devlet şiddetine, iktidarın kadın düşmanı politikalarına LGBTİ+ nefretine karşı sesimizi bulunduğumuz her yerde çıkarıyoruz. Böyle günler kadın ve LGBTİ+’lar açısından mücadelenin yükseldiği sembolik günler. Önceki günlerde bunu duyuran bir basın açıklamamız oldu ve polisin saldırısıyla karşılaştık. Nefret suçlarını, kadınların cinayetlerini durdurmayanların bizim önümüze barikat kurduklarını gördük bir kez daha. Ancak bunlar bizim için bir şey değiştirmiyor. Mücadelemize devam edeceğimizi, sokaklarda olacağımızı bir kez söylüyoruz” diye konuştu.

    “25 KASIM’DA KUSHİMOTO’DAYIZ”

    Mor Dayanışma’dan Ayşegül Göçmen ise, Mersin Kadın Platformu’nun planladığı gece yürüyüşüne tüm kadınları çağırarak şunları söyledi:

    “Bu sene de 25 Kasım’da kadına yönelik şiddete, tacize, tecavüze, yoksulluğa, artan cezasızlık politikalarına, haklarımıza, aşklarımıza, bedenlerimize dönük tüm saldırılara dur demek için bütün kadınları cumartesi günü saat 18.30’da Kushimoto Sokağı’na bekliyoruz.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

     

  • ’25 Kasım’da savaşın karşısında barışı isteyen kadınlar olarak alanlarda olmalıyız’-VİDEO

    ’25 Kasım’da savaşın karşısında barışı isteyen kadınlar olarak alanlarda olmalıyız’-VİDEO

    PİRHA-Dersim Kadın Platformu, ‘Mirabel kardeşlerden Mahsa Amini’ye sürüyor sürecek mücadelemiz’ şiarıyla 26 Kasım’da Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yapacak. HDP Dersim İl Eş Başkanı Nazlı Çelik Öz, “25 Kasım’da savaşın karşısında barışı isteyen kadınlar olarak alanlarda olmamız lazım. Jin Jiyan Azadi sloganıyla alanlarda olacağız ve 26 Kasım’da tüm Dersimli kadınları bekliyoruz” dedi.

    Tüm dünyada başta kadınlar olmak üzere birçok kesim 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde alanlarda olacak.

    Dersim Kadın Platformu, ‘Mirabel kardeşlerden Mahsa Amini’ye sürüyor sürecek mücadelemiz’ şiarıyla 26 Kasım’da Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yapacak.

    “25 KASIM’IN FARKINDALIĞINI YARATMAMIZ LAZIM”

    Mirabal kardeşlerden Mahsa Amini’ye kadar gelen süreçte sistem açısından sadece değişenin aktörler olduğunu dile getiren Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) temsilcisi Evrim Konak, “Kadına yönelik şiddet, gerici zihniyet, baskı, zulüm, fiziksel ve psikolojik şiddet değişmedi. Bu seneki sloganımız ‘Mirabel kardeşlerden Mahsa Amini’ye sürüyor sürecek mücadelemiz’ şiarıyla ülkenin birçok yerinde kadınlara çağrı yaptık. Kadınlar artık yaşamın bütün alanlarında daha güçlü bir şekilde seslerini çıkartıyorlar. Kadınlara 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nün farkındalığını yaratmamız lazım. Mirabel kız kardeşlerden Mahsa Amini’ye yaşasın mücadelemiz diyoruz ve bütün Dersimli kadınları 26 Kasım’da alanlara davet ediyoruz” dedi.

    “JİN JİYAN AZADİ SLOGANIYLA ALANLARDA OLACAĞIZ”

    25 Kasım ve 8 Mart’ın ruhunu yakalamak ve tekrar alanlarda olmak için çalışmalarını sürdürdüklerini söyleyen Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim İl Eş Başkanı Nazlı Çelik Öz de, şunları kaydetti:

    “Gülistan Doku’nun kaybedildiği bir kentte yaşıyoruz ve bir anne yıllardır evladını arıyor. Aynı zamanda Cumartesi Anneleri’de yıllardır süren mücadelelerine devam ediyor. Bu ülkede çocuklarının kemiklerine ulaşmak isteyen anneler var. Gülistan Doku’nun ailesinin ve Cumartesi Annelerinin taleplerini de haykıracağımız bir gün aslında 25 Kasım. Kadınlar olarak 25 Kasım’ın dışında da alanlarda olmamız gerekiyor, çünkü ülkede bir savaş gerçekliği var. 25 Kasım’da savaşın karşısında barışı isteyen kadınlar olarak alanlarda olmamız lazım. Jin Jiyan Azadi sloganıyla alanlarda olacağız ve 26 Kasım’da tüm Dersimli kadınları bekliyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • PSAKD Mamak Şubesi, ‘25 Kasım’a giderken’ paneli düzenledi-VİDEO

    PSAKD Mamak Şubesi, ‘25 Kasım’a giderken’ paneli düzenledi-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Mamak Şubesi, yaklaşan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin panel düzenledi. Söz konusu panelde, kadına yönelik şiddet toplumsal gerilimler bağlamında değerlendirildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şubesi, yaklaşan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin panel düzenledi.

    Tuzluçayır’daki Başkınık Köy Derneği’nde yapılan panelde, kadına yönelik şiddet toplumsal gerilimler bağlamında değerlendirildi.

    PSADK Mamak Şubesi Kadın Sekreteri Bahtiyar Atakay’ın kolaylaştırıcılığıyla yürütülen panelde, CHP PM üyesi siyasetçi Yaşar Seyman, Prof. Dr. İnci Özgür İlhan ve Sosyolog Aslıhan Han konuştu.

    PSAKD Mamak Şubesi Başkanı Fadime Türkyılmaz açılış konuşması yaptı. Türkyılmaz konuşmasında, “Başta İran olmak üzere direnen bütün kadınlara selam olsun. Bir olmalıyız, birlik olmalıyız ki bize uygulanan tüm şiddetlere karşı çıkabilelim. Hepiniz hoş geldiniz” dedi.

    Açılış konuşmasının ardından Panel Grup Tersname’nin müzik dinletisiyle devam etti.

    Müzik dinletisinden sonra panel konuşmalarla sürdü.

    “KADINLARA ÇOK GÜVENİYORUM, BAŞARACAĞIZ”

    İlk olarak söz alan CHP PM üyesi siyasetçi Yaşar Seyman, şunları dile getirdi:

    “Bugün aynı zamanda çocuk hakları günü. Çocuklarımızın geleceği için onlara destek olmalıyız. Kadın olayı evrensel bir olaydır. Sadece Türkiye üzerinden bakarsak eksik kalır. Dünyayı değiştiren kadınlar var. Bu kadınlara borcumuz var. Kadınlar olarak birçok zorlukla karşı karşıyayız. Ama asla önümüze engeller koymamalıyız. Kimse bize haklarımızı vermez. Ancak direnirsek alabiliriz. Şimdiye kadar direnişler sonucu haklarımızı alabilmişiz. Kız kardeşliği dayanışmasını yayalım. Kadın cinayetleri politiktir. Ne zaman gündem değiştirmek isteseler kadın üzerinden gidiyorlar. Örgütlü olmalıyız. Biz kadınlar diktatörler devirmişiz. Şimdide bir diktatör tarafından yönetiliyoruz. Kadınlara çok güveniyorum başaracağız. ”

    “GELENEKLER KADINI GÜÇSÜZ DURUMA İTİYOR”

    Seyman’ın ardından Prof. Dr. İnci Özgür İlhan söz aldı. İlhan, “Şiddet ruhsal bozukluklarıyla ilişkilidir. Şiddetin kaynağı eşitsizliktir. Güçler dengesi şiddeti yaratır. Eşitsizlik var olduğu sürece şiddet olacaktır. Eşitsizliği ortadan kaldırmamız gerekir. Gelenekler kadını güçsüz duruma itiyor. Kadınlar her alanda şiddetin her türlüsüne maruz kalıyor. Bu eşitsizliğin olduğu sistemi değiştirmeliyiz. Kadınlar aciz değil. Kadınlar bir araya gelmeli” dedi.

    “BU DÜZENİ DEĞİŞTİRMEK BİZİM ELLERİMİZDE”

    Son sözü alan Sosyolog Aslıhan Han ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Sosyolojik açıdan bakarsak küresel bir saldırı var kadınlara. Sorunlarımızın kaynağı aynı. Çözüm de birlikte mücadele etmekten geçiyor. Tek başımıza hiçbir şeyi başaramayız. Çünkü sistem her taraftan saldırıyor. Ben sosyolog olarak çalışırken kadınların uğradığı şiddetin her türlüsüne şahit oldum. Devlet kurumları şiddete uğrayan kadının yanında değil. Gerekli destek verilmiyor. Yargıya bakın her davada kadının aleyhine kararlar veriliyor. Kadınlar hiçbir alanda destek göremiyor. Biz kadınlar olarak dayanışma göstermeliyiz. Bizim insan gibi yaşama hakkımız var. Bu düzeni değiştirmek bizim elimizde.”

    Konuşmaların ardından panel sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • HDK Kadın Koordinasyonu: Ayşe Gökkan’a verilen 30 yıllık ceza, kadın düşmanlığını ifşa etmektedir

    HDK Kadın Koordinasyonu: Ayşe Gökkan’a verilen 30 yıllık ceza, kadın düşmanlığını ifşa etmektedir

    PİRHA-25 Kasım dolayısıyla bir açıklama yayımlayan HDK Merkezi Kadın Koordinasyonu, “Kendi varlığını kadınların bedeni, kimliği ve emeğinin sömürüsü üzerine inşa eden erkek egemenlikli sistem, elindeki tüm araçlarla cinsiyetçiliği yeniden üretmekte ve sürdürülebilirliğini şiddetini kurumsallaştırarak sağlamaktadır. TJA sözcüsü arkadaşımız Ayşe Gökkan’a verilen 30 yıllık ceza iktidarın kadın düşmanlığını ifşa etmektedir” ifadelerine yer verdi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Merkezi Kadın Koordinasyonu 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla bir açıklama yayımladı. “Erkek devlet şiddetine karşı direnişteyiz, alanlardayız” denildi.

    25 Kasım tarihine ilişkin hatırlatmanın yapıldığı açıklamada, “Dominik Cumhuriyeti’nde erkek egemenliğinin baskı ve zor politikalarını boyun eğmeyen Mirabel kız kardeşlerin direnişi ile açığa çıkan mücadele, bugün tüm kadınların ortak eylem ve direniş günü olarak büyümeye devam ediyor” ifadeleri kullanıldı.

    “ERKEK EGEMENLİKLİ SİSTEM CİNSİYETÇİLİĞİ YENİDEN ÜRETMEKTEDİR”

    HDK Merkezi Kadın Koordinasyonu’nun açıklaması şöyle:

    “Kadınların neredeyse kendi tarihiyle eş zamanlı seyreden erkek-devlet şiddeti bugün içinde yaşadığımız sistemin, patriyarkanın temel karakteri ve varlık gerekçesidir. Kendi varlığını kadınların bedeni, kimliği ve emeğinin sömürüsü üzerine inşa eden erkek egemenlikli sistem, elindeki tüm araçlarla cinsiyetçiliği yeniden üretmekte ve sürdürülebilirliğini şiddetini kurumsallaştırarak sağlamaktadır. Son yıllarda Türkiye başta olmak üzere tüm dünyada artan şiddet, kadın cinayetleri, kürtaj yasakları, yoksulluk, nefret cinayetleri vb. uygulamalar iktidarların kadın düşmanı politikalarda nasıl ortaklaştığını gözler önüne sermektedir. Kadını ve sınırı namus olarak tanımlayan akıl, erkek devlet şiddetinde sınırları ortadan kaldırıp tekleşebilmekte, sınırların erkekliğini yeniden teyit etmektedir.

    Tüm yaşam alanlarımıza sirayet eden toplumsal cinsiyet eşitsizliği, sosyal, siyasal ve ekonomik zeminlerde tarihsel ve güncel olarak deneyimlediğimiz erkek egemenliği, kadınların ve LGBTİ+’ların yaşam hakkına gasp eden erkek-devlet aklı, cezasızlık politikalarıyla hakim kılınan erkek adalet, işyerlerinde yaşanan cinsel şiddet ve mobbing, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesine karşı geliştirilen saldırılar olmakla birlikte toplumu dizayn etmeninde önemli bir aracı haline getirilmiştir.

    “DEVLETLER CEZASIZLIĞI, POLİTİKA HALİNE GETİRMİŞTİR”

    COVİD-19 salgınıyla birlikte açığa çıkan “hayat eve sığar” söylemi bir politika ve toplum mühendisliği olarak topluma dayatılmış, katmerleşen sömürü, şiddet ve yoksullukla en fazla biz kadınlar ve mücadelemiz hedef alınmıştır. Kadın beyanını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan İstanbul Sözleşmesini kendisine en büyük tehdit olarak gören iktidar bloğu, kendi yararlılığını toplumun yararlılığı olarak ilan etmiş ve pratiği olarak sözleşmeden çekilmiştir.

    Kadın cinayetlerinde erkeklere verilecek ceza ve yaptırımları kendilerine verilmiş bir ceza olarak tanımlayan devletler/ iktidarlar bunun pratiği olarak cezasızlığı bir politika haline getirmiştir. AKP/MHP iktidar bloğunun çeteler eliyle Afrin ve Rojava’da yürüttüğü erkek devlet şiddeti, kadın devrimine ve tüm kadınlara mal olan kazanımlara dönük bir saldırıdır. Yine Cezaevlerinde kadın tutuklulara dönük yaşanan çıplak arama, taciz, tecavüz ve saldırılar, erkek egemenliğinin kadın mücadelesi ile yürüttüğü savaşın sınırlarını tarif etmede önemli bir işaret.

    “AYŞE GÖKKAN’A VERİLEN 30 YILLIK CEZA KADIN DÜŞMANLIĞINI İFŞA EDİYOR”

    Uzun yıllar kadın mücadelesinde aktif rol almış ve emek vermiş olan TJA sözcüsü arkadaşımız Ayşe Gökkan’a verilen 30 yıllık ceza iktidarın kadın düşmanlığını ifşa etmekle birlikte, kadın mücadelesinin kazanımlarının yarattığı etkiyi göstermek açısından da önemli bir yerde duruyor. Yine öz savunma hakkını kullanarak yaşamını koruyan Çilem Doğan’a verilen ceza, erkek devlet şiddetinin ve cezasızlık politikasının en yalın örneğidir.

    Tüm bu saldırılar karşısında kadınların en önemli dayanağı/ öz savunması elbette ki tarihsel olarak yarattığı ortak mücadele zeminidir. Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini her türlü şiddet yöntemi ile bastıran, erkek yasalarla kendi şiddetini ve geleceğini güvence altına almaya çalışan erkek egemen sistem, hakları ve hayatları için yeni mücadele yöntemleri ile sokakları terk etmeyen kadınların direnişinin yeni yaşamın, eşit ve özgür bir yaşamın habercisi olduğunu biliyor. Ve tüm saldırılarını bu bilgi üzerine inşa ediyor. Halkların Demokratik Kongresi Kadın Meclisleri olarak kadınların direniş ve mücadelesinin önemli bir durağı olan 25 Kasım’da haklarımız, hayatlarımız ve geleceğimiz için tüm kadınları hep birlikte alanlarda olmaya yeni yaşamın yürütücüsü olmaya çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin Günebakan Kadın Derneği, hakim ve savcılara mektup yolladı-VİDEO

    Mersin Günebakan Kadın Derneği, hakim ve savcılara mektup yolladı-VİDEO

    PİRHA- Mersin Günebakan Kadın Derneği Mersin’deki hakim ve savcılara mektup gönderdi. Dernek, hem İstanbul Sözleşmesi’nin yargıya yüklediği sorumlulukları hatırlatmak, hem de kadına yönelik şiddetin temelinde toplumsal cinsiyet ayrımcılığının yattığını ve yargının her kararının bu perspektifle değerlendirilmesini istedi.

    Haberin videosu;

    Pandeminin gölgesinde 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü’nde bir çok kentte onbinlerce kadın bir araya gelirken, Mersin Günebakan Kadın Derneği de 25 Kasım haftası dolayısıyla Mersin’deki hakim ve savcılara mektup gönderdi.

    Konuya dair dernek binasında açıklama yapan dernek başkanı Zübeyde Akpınar, 25 Kasım’ın, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil şiddete, aile içi şiddete, savaşa, ırkçılığa ve kadınları yok sayan sistemlere karşı kadınların mücadele günü olduğunu belirterek, Mersin’de görev yapan hâkim ve savcılara mektup gönderdiklerini aktardı.

    “MAHKEMELER EŞİTLİK KONUSUNDA YANIMIZDA OLMALIDIR”

    Akpınar, kadın cinayetlerinin ve kadına yönelik şiddetin önlenmesinde yargının, hâkim ve savcıların çok önemli bir yeri olduğunu ifade ederek, şunları dile getirdi:

    “Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri önlenebilir. Hâkim ve savcılara da birer mektup göndererek hem İstanbul Sözleşmesi’nin yargıya yüklediği sorumlulukları hatırlatmak, hem de kadına yönelik şiddetin temelinde yatan toplumsal cinsiyet ayrımcılığının yattığını ve yargının her kararının bu perspektifle değerlendirilmesini istedik. Evet hakim ve savcılara ‘’Kadın örgütlerinin davalara müdahilliğinin kabulü, yargının soruna bakışını göstermek açısından önemli bir göstergedir. Bunu kabul eden mahkemelerin bizi cesaretlendirdiğini, eşitlik konusunda yanımızda durduğunu düşünmekteyiz. Çünkü kadın örgütleri gönüllü, özveriyle çalışan kadınlardır. Örgütlerimizi görmeniz, bizi ve dosyalarımızı görmenizdir, diyoruz.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Mersin ve Adana Barosu Kadın Hakları Merkezi: İstanbul Sözleşmesi korur, yaşatır!

    Mersin ve Adana Barosu Kadın Hakları Merkezi: İstanbul Sözleşmesi korur, yaşatır!

    PİRHA- 25 Kasım nedeniyle açıklama yayınlayan Mersin ve Adana Barosu Kadın Hakları Merkezi, kadına yönelik şiddetin bir insan hakkı ihlali olduğunu vurguladı. Yapılan açıklamada, “Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için temel öge, mevcut toplumsal zihniyetin değiştirilmesidir. Mücadelenin toplumsal düzeyde, etkin ve kararlı bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir” denildi.

    Mersin ve Adana Barosu Kadın Hakları Merkezi, Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle yazılı açıklama yaptı.

    25 Kasım dünyanın her yerinde kadınların psikolojik, ekonomik, sosyal, siyasal, cinsel ve yaşamsal saldırıya maruz kaldığına dikkat çekilen açıklamada, “O nedenle bugün her yerde kadınlar tarafından; yaşamın her alanında karşılaştıkları sömürüye, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ev içi ve toplumsal şiddete, ayrımcılığa karşı çıkarak, dayanışma ve mücadele ruhuyla kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi için mücadele çağrısı yapmakta, ilgili kurum ve kuruluşlara görevlerini hatırlatmakta, yasaların değişmesi veya uygulanması için çağrı yapılmaktadır” denildi.

    “KADINA YÖNELİK ŞİDDET BİR İNSAN HAKKI İHLALİDİR”

    Yasal mevzuatımızdaki tüm değişiklik ve düzenlemelere rağmen; ülkemizde kadına yönelik şiddetin giderek artış göstermesini endişeyle gözlemlediklerini aktaran merkez, açıklamanın devamında şunlara yer verdi:

    “Türk Medeni Kanunu, 6284 Sayılı Yasa ve ilgili uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan kadın hakları kazanımlarını hukuken ortadan kaldıracak düzenlemelerin yapılacağının kamuoyu nezdinde sürekli gündemde tutulması, laik ve bilimsel eğitimden uzaklaşılması, toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı açıklamaların desteklenmesi, toplumsal cinsiyet eğitim derslerinin müfredatlarından çıkartılması gibi nedenlerle kadın mücadelesi olumsuz etkilenmekte ve bu durum kadının insan haklarının ihlaline yol açmaktadır. Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için temel öge, mevcut toplumsal zihniyetin değiştirilmesidir. Bu bağlamda, devletin çok yönlü ve bütüncül politikalar üretmesi yanında, bu mücadelenin toplumsal düzeyde, genele yayılarak etkin ve kararlı bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir.”

    “KADINA KARŞI ŞİDDETİN ORTADAN KALDIRILMASI İÇİN MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Açıklamada,  “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele Günü’nde,  her gün olduğu gibi, kadınların Cumhuriyetle, Anayasamız, yasalarımız ve uluslararası sözleşmelerle elde ettiği kazanımları ihlal edecek ve ortadan kaldıracak düzenleme ve değişikliklerin karşısında olmaya devam edeceğimizi, yasaların eksiksiz olarak uygulanması konusunda tüm kamu kurum ve kuruluşlarının uygulamalarını takip edeceğimizi, kadına karşı şiddetin ortadan kaldırılması için mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/ADANA-MERSİN

     

     

     

  • AABF BW bölgesindeki Alevi kadınlar alanlardaydı

    AABF BW bölgesindeki Alevi kadınlar alanlardaydı

    PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde,  dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Almanya’nın Stuttgart kentinde de kadınlar sokağa çıktı. Stuttgart’ta bir araya gelen binlerce kadın “Bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok, kadına şiddete hayır” dedi.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde Almanya’nın Stuttgart kentinde kadınlar sokağa çıktı.

    Kadın yürüyüşüne  sol, sosyalist ve feminist kadın örgütleriyle birlikte Alevi kadınlar da katıldılar. AABF – BW Bölge Kadınlar Birliği’ne üye olan Alevi Kültür Merkezlerinden kadınların katıldıkları uluslararası kadın yürüyüşü coşkulu  geçti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Diyarbakırlı kadınlar: Saldırılar karşısında ortak mücadele etmeliyiz-VİDEO

    Diyarbakırlı kadınlar: Saldırılar karşısında ortak mücadele etmeliyiz-VİDEO

    PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin PİRHA’ya konuşan Diyarbakırlı kadınlar, cinayetlerinin, şiddetin, yoksulluğun ve saldırıların arttığı bir ortamda kazanımlarından vazgeçmeyeceklerini vurguladılar. Kadınlar, örgütlü mücadele ile kadın özgürlüğüne ulaşabileceklerini söylediler.

    HABERİN VİDEOSU

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde kadınlar, kadın cinayetlerine, şiddete, istismara, eşitsizliğe, ayrımcılığa, yoksulluğa ve güvencesizliğe karşı alanlara çıkacak. Bu yıl da çeşitli eylem ve etkinliklerle 25 Kasım’a giden kadınlar, Diyarbakır’da yürüyüş düzenleyecek. Diyarbakır’lı kadınlar her sene olduğu gibi bu yılda saat 16.00’da Ofis kavşağında bir araya gelerek taleplerini seslendirecek.

    “MÜCADELE EDEN ÖRGÜTLÜ KADIN YAPILARI HEDEF ALINIYOR”

    İktidarın yaygınlaştırdığı söylemlerin kadına yönelik şiddet ve katliam üzerinde belirleyici rolü olduğuna dikkat çeken Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Adalet Kaya, buna karşı mücadele hattı oluşturan örgütlü kadın yapılarının hedef alınarak dağıtıldığına vurgu yaptı.

    Kaya, cezasızlık politikası, iyi hal indirimi, medya dili ile toplumda kültürel şiddetin geliştirildiğini söyledi. Kadınların kazanılmış haklarına ciddi müdahalelerin olduğuna hatırlatan Kaya, “Ne yazık ki son yıllarda kadına yönelik şiddet ve kadın katliamları gittikçe artıyor. Bu artışın birçok sebebi var. İktidardan yönelen, yaygınlaştırılan söylemlerle şiddet aslında yeniden üretiliyor ve toplumda da yaygınlaşıyor bir şekilde. Bununla mücadele eden kurumlar özellikle bölgemizde şiddetle mücadele eden bütün örgütlü kadın yapıları dağıtıldı, yağmalandı, içi boşaltıldı. Bu nedenle de kadınların gidebileceği, sığınabileceği alanlar yok edildi. Bunu da biz özellikle kayyım sistemini ve yürütülen savaş söylemlerini, yaygınlaştırılan söylemlerle toplumda şiddetin her gün yeniden üretildiğini biliyoruz. Buna da zaten bu 5 yıllık süreçte çok yoğun bir şekilde tanıklık ettik, gözlemledik. Bir de genel birtakım uygulamalar var. Bölgemizin dışında bütün Türkiye genelinde veya dünya üzerinde cezasızlık politikaları, basının kullandığı dil, şiddete uğrayan-katledilen kadının bunu hak ettiğine dair birtakım gerekçeler üretilmesi, kültürel şiddetin yeniden üretilmesi gibi durumlar var.  Bunlarla mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğimizi ifade ediyoruz. Özellikle örgütlü kadın gücünden, kadın örgütlenmesinden kadın dayanışmasından çok korkuyorlar. Buna yönelik büyük saldırılar var. Bizim yegane amacımız; nereden yönelirse yönelsin fark etmiyor, devlet,erkek, sistem, toplum adına kadına yönelen şiddetin önlenmesine yönelik çalışmalar, farkındalık, bilinçlendirme çalışmaları yürütmektir” ifadelerini kullandı.

    Kaya, 25 Kasım’da da bu anlayış ile alanlarda olacaklarını ve kazanımlarından vazgeçmeyeceklerini dile getirdi.

    “SALDIRILARA KARŞI ORTAK CEPHEDE MÜCADELE EDİLMELİ”

    Kayyım sistemi, kayyım uygulamaları, savaş politikaları, savaş ve şiddet dilinin ortadan kalkması gerekliliğini vurgu yapan Kaya, kadın mücadelesi yürüten tüm kadınların bu saldırılar karşısında ortak cephede mücadele edilmesini çağrısında bulundu. Kaya şöyle konuştu:

    “Çünkü bunlar yapısal şiddeti, kendiliğinden toplumda şiddet üreten mekanizmaları var eden uygulamalar. Bu uygulamaların tamamen ortadan kalkması gerekiyor. Bu nedenle biz aslında kadın mücadelesi yürüten tüm kadınlara, tüm bunların karşısında bir bütün, cepheyi olabildiğince geniş tutarak, birlikte, beraberce karşı durmamız gerektiğini söylüyor ve bu çağrıyı yapıyoruz. Bizim meselemiz sadece nafaka değil, sadece taciz, tecavüz, cinsel istismar değil. Bir de bunları üreten asıl mekanizmalar var.  Savaş gibi, kayyım sistemi gibi. Yapısal bir takım şiddet üreten araçlar var. Bunların ortadan kalkması gerekiyor, bunlar ortadan kalktığı zaman zaten toplumda şiddet kendiliğinden azalacak. Ayrıca yasaların uygulanması, toplumda bilinçlendirmenin, farkındalık yaratmanın önünün açılması, var olan hukuki belgelerin ve uluslararası sözleşmelerin uygulanması gerekiyor. Bunlar şiddeti önleyecek olan yaklaşımlardır.”

    “SAVAŞ ÇIKARAN VE YÜRÜTEN KADINLAR DEĞİL”

    “Savaş çıkaran kadınlar değil, savaş kararı vericileri kadınlar olmuyor.  Savaşın yürütücülerinin de kadınlar olmadığını biliyoruz” diyen Avukat Cemile Turhallı, “Kabile savaşlarından Antik Yunan, Roma dönemindeki savaşlardan devam edegelen ve günümüze kadar da devam eden süreçlerde aslında kadının savaş alanlarında ele geçirilmesi gereken varlıklar olduğu düşünülmüş ve bu yüzden de kadınların sürekli alıkonulup köleleştirilip aslında satıldığını birçok tarih örneğinde görüyoruz. Özellikle savaşın yaşandığı cephelerde kadının savaşın cephesinin çok gerisinde olması, kendisine atfedilen rolün sadece destek konumunda olması; işte hemşirelik rolünün ancak kendisinin savaşın bir bütünleyeni, bir yerinde olmasıyla kabul gördü ya da kamp görevlisi, hizmetçi, fahişe olarak ya da özendirilerek aslında eklemlenen birtakım rollerin olduğunu görüyoruz. Savaş çıkaran kadınlar değil, savaş kararı vericileri kadınlar olmuyor, savaşın yürütücülerinin de kadınlar olmadığını biliyoruz. Ama esas olarak kadının savaşta destekleyici ve besleyici rolüne atıf yapılarak bu rolle sınırlandırılarak kadının eklemlendiğini söyleyebiliriz” diye konuştu.

    “KADIN BEDENİ HER ZAMAN İŞGAL EDİLMESİ GEREKEN BİR ALAN”

    Savaşta nihai başarı şansının artırılması için birtakım stratejilerin de hayata geçirildiğinin altını çizen Turhallı, tecavüzün bu anlamda önemli bir araç olarak kullanıldığına dikkat çekti. Kadının bedeninin her zaman işgal edilmesi ve denetlenmesi gereken bir alan olduğunu ifade eden Turhallı, toplumsal normların hangi referans kaynağından beslenirse beslensin savaşta zemin bulduğunu ve daha çok derinleştirildiğinin görüldüğünü söyledi.

    Turhallı, şunlara dikkat çekti:

    “Çünkü kadın bedeni toprakla, vatanla, ulusla özdeşleştirildiği için sürekli fethedilmesi, işgal edilmesi gereken bir alan, denetlenebilir olması gereken bir alan olarak görülür. Çünkü siz beden üzerinde yarattığınız denetimi aslında toplum üzerinde, vatan üzerinde, ulus üzerinde sağlamlaştırıp somutlaştırmış oluyorsunuz. Savaşta tecavüzün bir savaş taktiği olduğunu, kadına yönelik bakış açısının ve bunun toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden beslenen yönünün de aslında savaşı besleyen ana argüman olduğunu görüyoruz. Çünkü savaşta itaatkar bir toplum yaratılır, homojen türdeş bir toplum yaratılmaya çalışılır ki bu savaş kararı sorgulanmasın, hiçbir itiraza mahal vermesin. Dolayısıyla burada kadına çok ciddi anlamda hedef alınarak kadın üzerinden bir pasife edilme durumunun yaratıldığını görmemiz mümkün.”

    “ŞİDDETİN ANA OMURGASI SAVAŞTIR”

    Turhallı, ekonomik şiddet, dijital şiddet ve aile içi şiddetin ana omurgasının beslendiği kaynağın savaş olduğu gerçekliğine işaret ederek, “Toplum bir bütün olarak bir erkeğe biat etme, tabi olma mecburiyeti hissediyor kendini ve bu kadın cinayetlerinin önünü açan bir şey.  Çünkü kadın cinayetlerinin birçok nedeninin hepsinin hikayelerine bakın, aslında kadınların en temel değerlerini savunup itiraz etmiş olmalarıdır. Örneğin boşanmak istedikleri için kadın neden öldürülebilir? Çünkü kadın topluma tabi kılınmış, erkeğe tabi kılınmış bir enstrüman. Bunu algılar. Çünkü kadın üzerindeki denetim hakkı erkeğin, kadının değil. Kadın ne zaman ki kendi denetim hakkını kullanmaya başlayıp bunu itiraz olarak öne sürdüğünde erkek şiddetine maruz kalıyor. Çünkü kendine ait olduğunu düşünüyor bu hakkın, kadına ait olmadığını düşünüyor. Kendi alanına, kendi sahip olduğu bir hakka müdahale olarak düşünüyor ve yaşam hakkı gibi önemli bir hakkı bile ortadan kaldıracak kadar kendini haklı sayıyor. O duyguyla motive oluyor ve böyle bir suç işlemek durumunda kalıyor. Bu esasında neden olan şey bütün toplumlarda görünür olan toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin topluma doğrudan yansıması ve bu rollerin kullanılmasıyla ilgilidir bütün şiddet türleri diyebiliriz” dedi.

    “İNANCIMIZDA KADIN EŞİT AMA TOPLUMUMUZ DA DEĞİL”

    PSAKD Diyarbakır Şube üyesi Nurşen Akbal ise Alevilik inancında kadın ve erkeğin eşit olduğuna ama toplumda bunun uygulanmadığına dair eleştiride bulundu. Akbal, “Kadın her yerde kadındır sözüyle başlamak istiyorum. Alevilikte de aynı, Sünnilikte de Hristiyanlıkta da. Çünkü kadın hiçbir yerde değişmiyor. Alevilik inancında zaten kadın erkek eşittir, inanç olarak ama toplumda yok. Topluluğumuzda da diğer kesimlerde nasılsa bizde de öyle ama inancımızda öyle değil. Çünkü insanlığın oluşumundaki yaşam kadının önemli olduğunu gösteren bir yaşamdı. Ama daha sonra çağ atlamalar, sanayileşme, ürünlerin bulunuşu var. Önceleri erkek kadına değer verirken kadın tanrı gibi görülürmüş. Alevilikte eşitlik var ama asimile olan kesimlerde yok. Kadın her zaman eziliyordu. Sanayileşme, insanların farklı yönlere çekilmesinden sonra kadın bitmiş sayılıyor. Özellikle biz Alevilerin diğer kadınlara göre farklı oluşumuz söyleniyor. Farklı oluşumuz nasıl? Biz okumaya daha ağırlık veriyoruz. Bir de kadın olduğumuzun farkındayız. Kadın erkek eşitliğinin farkındayız” şeklinde konuştu.

    “ALEVİ KADINLAR ESKİ YERİNİ ALMAK İSTİYOR”

    Tarihte posta oturan, hakka yürüme erkanı yürüten anaları hatırlatan Akbal, Alevi kadınların tarihte var olan o eski yerlerini tekrardan almak istediklerini dile getirdi. Akbal, “Bizim 800-1000 yıl önce Hacı Bektaş’ı Veli’nin yaşantısında Hacı Bektaş’ı Veli posta oturunca eşi de yanına oturuyor ve ona diyorlar ki bu senin reşidin mi? Hayır o benim eşitim diyor. Daha sonra kadınlar çok güzel yerlere geliyor. Analar var, posta oturan, cenazeyi kaldıran kadınlarımız da vardı.  Mesela kadını eziyorlar, kadını ikinci plana koyuyorlar. Avrupa ülkelerinde de aynı. Dikkat ederseniz hiçbir mecliste kota yok, kadın-erkek eşitliği yok, eşit temsiliyet yok. Feminist kadınların artması kadın-erkek eşitliğini daha ön plana çıkarıyor. Kadınlar kadın-erkek eşitliğini savunuyor. Her daim kadın erkek eşittir. Cumhuriyet döneminden sonra bizler çok kırıldık, ezildik, horlandık, dışlandık ama öyle değiliz. Alevi kadınlar eski yerimizi almak istiyoruz. Önceleri kadınlar korkuyordu, dayak yiyordu, tacize, tecavüze uğruyordu. Korkudan sesini çıkaramıyordu ama şimdi kadınlar birlik olmaya başladı. Mücadele alanlarını büyütmeye başladı. Aslında sığınma evlerine karşıyım. Bunlar kadınlara kurtuluş değil ama sisteme karşı, şiddete karşı koruma altına almak için mecburen gerekli” diye belirtti.

    PİRHA / DİYARBAKIR

  • 17+ Alevi Kadınlar: Haklarımızın elimizden alınmasına izin vermiyoruz, vermeyeceğiz

    17+ Alevi Kadınlar: Haklarımızın elimizden alınmasına izin vermiyoruz, vermeyeceğiz

    PİRHA- 17+ Alevi Kadınlar , yaklaşan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne  dair yazılı açıklama gerçekleştirdi. Açıklamada, “Bu 25 Kasım’da da tüm kadınları bulundukları yerlerde haklarımızı ve hayatlarımızı erkeklerden kurtarmak, AKP’nin cinsiyetçi politikalarını yenmek, cinsiyetçi heveslerini kursaklarında bırakmak için sokaklara çıkmaya çağırıyoruz” denildi.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde kadınların, kadın cinayetlerine, şiddete, istismara, eşitsizliğe, ayrımcılığa, yoksulluğa ve güvencesizliğe karşı alanlarda olacaklarının belirtildiği açıklamada, kadınların kazanılmış hakları olan ve Türkiye’nin 2011 yılında imzaladığı İstanbul Sözleşmesi ile kadınları koruyan 6284 sayılı kanundan vazgeçilmeyeceğine vurgu yapıldı.

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “KENDİMİZE AİT HAYATLARIMIZIN OLABİLECEĞİNE İNANIYORUZ”

    Araştırmalara göre dünyada her 3 kadından 1’i evde kocasının, erkek akrabasının ya da sevgilisinin fiziksel şiddetine maruz kalıyor. Kadına yönelik erkek şiddeti bütün dünyada en yaygın insan hakkı ihlalleri arasında yer almakta.
    Dominik Cumhuriyeti’nde 1960 yılında Mirabel kardeşlere yönelik faşist devletin cinsel saldırı ve şiddeti sonrası üç kız kardeşi katletmesi nedeniyle bu suçun işlendiği 25 Kasım günü kadınlar tarafından uluslar arası şiddetle mücadele günü olarak kabul edildi.

    Bugün ülkemizde yaşayan kadınlar da cinsiyetçi, muhafazakâr AKP iktidarının ve erkeklerin şiddetine rağmen erkeklerden bağımsız, kendimize ait hayatlarımızın olabileceğine inanıyoruz. Bunun için tüm zorluklara rağmen eşit ve insanca yaşama isteğimizden vazgeçmiyoruz. AKP ve erkeklerin ortak baskılarına karşı, yaşamımızı kaybetme pahasına hayatlarımızı mahveden erkeklerden kurtulmak için mücadele veriyoruz.

    “HAKLI OLDUĞUMUZU BİLİYOR VE GÜÇ ALIYORUZ”

    Bugünkü siyasal ortamda fıtratımızda kadın erkek eşit değil diyerek anayasal suç işleyen bir parti, o partinin beslendiği cinsiyetçi dini kadınların yaşam biçimini belirlemek istiyor. Bu dini inanç erkeklere kadınlara şiddet uygulama hakkı veriyor. AKP, Diyanet İşleri Başkanlığı, bakanlıklar, devletin içine yerleşmiş cemaatler, cinsiyetçi eğitim sistemi ile erkekleri kadınlara karşı kışkırtıyor. Onların kadınlara önerdiği toplumsal modelde kadın eve hapsedilecek, karı, anne olarak erkeklere biat eden köleler haline dönüştürülecek.

    Biz kadınlar nasıl istiyorsak öyle yaşamak için erkeklerden ve iktidarlardan çekinmeden, korkmadan hayatlarımızı her ne pahasına olursa olsun istediğimiz gibi yaşamak için mücadele veriyoruz. Haklı olduğumuzu biliyoruz ve buradan güç alıyoruz.

    “HAKLARIMIZIN ALINMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    AKP’nin biz kadınların alın teri ile kazandığı haklarımızı elimizden almasına izin vermiyoruz, vermeyeceğiz.
    Hiç kimse tecavüzcüyle evlenmeye zorlanamaz. Bu saldırı, yasal hale hiç getirilemez. Yasalar suçlulara ceza vermeyi amaçlar, mağdurları cezalandırarak suçluları ödüllendirmeyi değil. AKP bunu başaramayacak. İzin vermeyeceğiz.
    Kadın ve erkeklerin eşit olmadığı toplumda nafaka hakkına dokunulamaz, nafakaya sınırlar getirilemez. Aksine açlık sınırının bile çok altında olan nafaka hakkının yeterli olmadığı için nafakanın yanı sıra kadınların ve çocukların pozitif ayrımcı ekonomik ve sosyal politikalarla güçlendirilmesini talep ediyoruz.

    Aile içi şiddeti önlemeyi amaçlayan, şiddete kaşı devletleri mücadeleye mecbur kılan uluslar arası İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz. Kimse bunu aklının ucundan bile geçirmesin. 6284 sayılı şiddetle mücadeleyi amaçlayan yasadan da vazgeçmiyoruz.

    “ALEVİ KADINLAR OLARAK SUSMAYACAĞIZ”

    AKP’nin toplumu kutuplaştırıcı, ayrımcı ve cinsiyetçi politikalarla hedef gösterdiği politikalardan fazlasıyla etkilenen Alevi toplumu ve özellikle Alevi kadınlar olarak bu zulme karşı susmadık, susmayacağız.

    İnancı, toplumsal değerleri, kültürü hor görülen, çocukları öldürülürken bile bir kadını Alevi olduğu için hedef haline getiren cinsiyetçi, şovenist, militarist, nefreti kendisine bal eyleyen AKP’ye karşı feminist mücadelemizin temel ilkeleri olan kadınların birliği, kadın dayanışması ve kız kardeşlik bilinciyle mücadelemizi yükselterek sürdüreceğiz.
    Bu 25 Kasım’da da tüm kadınları bulundukları yerlerde haklarımızı ve hayatlarımızı erkeklerden kurtarmak, AKP’nin cinsiyetçi politikalarını yenmek, cinsiyetçi heveslerini kursaklarında bırakmak için sokaklara çıkmaya çağırıyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Kazanılmış haklarımıza yönelik saldırılara boyun eğmeyeceğiz, biat etmeyeceğiz !’

    ‘Kazanılmış haklarımıza yönelik saldırılara boyun eğmeyeceğiz, biat etmeyeceğiz !’

    PİRHA- Kadın kazanımlarına yönelik ciddi saldırılar olduğunu ve bu kazanımlarla beraber kadın iradesine sahip için alanlarda olacaklarını belirten Mor Sarmaşık aktivisti Süreyya Yıldız, ” Bu ekonomik krizde de esnek, güvencesiz, ucuz iş gücüyle görülen kadınlar en çok yoksullaşan ve işten atılan oluyor. Kazanılmış haklarımıza yönelik her türlü saldırıya tepki vereceğimizi, buna boyun eğmeyeceğimizi ve bu politikalara biat etmeyeceğimizi her yerde haykıracağız” dedi.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde kadınlar, kadın cinayetlerine, şiddete, istismara, eşitsizliğe, ayrımcılığa, yoksulluğa ve güvencesizliğe karşı alanlara çıkacak. Bu yıl da çeşitli eylem ve etkinliklerle 25 Kasım’a giden kadınlar, İzmir’de gece yürüyüşü düzenleyecek. Alsancak’ta bulunan ÖSYM önünde  saat 18.30’da bir araya gelecek olan kadınlar, her sene olduğu gibi bu yılda taleplerini seslendirecek.

    Mor Sarmaşık aktivisti Süreyya Yıldız, yaklaşan 25 Kasım’la birlikte kadın kazanımlarına saldırılar, ikinci yargı paketinde nafaka hakkının sınırlandırılması ve istismarcılara af düzenlenmesine yönelik girişimleri PİRHA’ya değerlendirdi.

    Kadına yönelik şiddet, katliamlar ve kazanılmış haklarının gasp edilmeye çalışılması nedeniyle kadınların gelecek  kaygısı yaşadıklarını belirten Yıldız, İzmir’de düzenlenecek etkinliğe buluşma çağrısında bulundu

    “BEDEN, KİMLİK VE EMEK MÜCADELESİNE SALDIRI VAR”

    Ataerkillik ve kapitalizmin sıkı bir ilişkisi olduğuna vurgu yapan Yıldız, çocuk yaşta başlayan toplumsal cinsiyetçi iş bölümü ile şiddet sarmalının toplumun her alanına kendini direttiğini kaydetti. Yıldız, “Bu şiddet sarmalının temeline bakmak lazım. Ataerkillikten bahsediyoruz ve oradan alıyoruz. Ataerkilliğin zaten kapitalizmle biri ilişkisi var. Ama kapitalizm öncesi ataerkillik vardı. Buda doğduğumuz andan itibaren bizi etkiliyor. Bize karşı olan tahakkümünü baskı ve şiddetle gösteriyor. Çocukluktan başlayarak içinde bulunduğumuz her alanda da devam ediyor. Bu şiddeti tabi eğitim alanı, iş alana gibi birçok alanda örneğini görebiliyoruz. Şu andaki iktidarın muhafazakar ve dinci politikalarını geriye atmamak lazım. Yasalar, fetvalarla kadınların tabir edilen beden, kimlik ve emek mücadelesine ciddi bir saldırı var. Buda her alanda kendini gösteriyor. Çocuk yaşta toplumsal cinsiyetçi iş bölümü ile başlıyor” diye konuştu.

    “KRİZDE EN ÇOK YOKSULLAŞAN KADINLAR OLUYOR”

    Kadınların kazanılmış hakları olan nafaka ve boşanma gibi haklara ciddi müdahalelerin olduğuna hatırlatan Yıldız, ekonomik kriz ile birlikte esnek, güvencesiz ve ucuz iş gücü olan kadınların en çok yoksullaştığına dikkat çekti.

    2019 yılı bitmeden 319 kadının katledildiğini söyleyen Yıldız,  Türkiye’nin 2011 yılında imzaladığı İstanbul Sözleşmesi ile kadınları koruyan 6284 sayılı kanuna değinerek, cinayetlerin önlenmesi için yasaların uygulanması gerektiğini vurguladı. Yıldız, şöyle konuştu:

    “Aile, toplumun en küçük birimi görüldüğü için ailede başlayan o cinsiyetçilik siz büyükçe girdiğiniz her alanda devam ediyor. Okulda 4+4 eğitim sistemi ile beraber imam hatiplerin önünün açılması, aile-boşanma komisyonları ile nafaka ve boşanma hakkı gibi kazanılmış haklara müdahale ediliyor. Akademiye sözde özgür bir alan olarak bakılmasına rağmen ciddi anlamda bir cinsiyetçilik var. Cinsiyetçiliği geçtik katledilen bir akademisyen olan Ceren Damar var. Devamında hem ev içi emeğimiz görünmüyor, hem de iş hayatında şu anki ekonomik kriz ile beraber kadınlara olan bu şiddet devam ediyor. Bu ekonomik krizde de esnek, güvencesiz, ucuz iş gücüyle görülen kadınlar en çok yoksullaşan ve işten atılan oluyor. İçinde bulunduğumuz sokak, yaşadığımız alan, gittiğimiz mekanlarda bunu görüyoruz. Sadece baskıya, tacize, sömürüye maruz kalmıyor aynı zamanda öldürülüyoruz. Kazanılmış haklarımız olan 6284 sayılı kadına karşı şiddetin önlenmesi yasası ve İstanbul Sözleşmesi’ne de ciddi bir saldırı var. Bu sözleşmelere uyulmaması dışında bir de ceza indirimlerine bakmak lazım. 2019 yılı daha bitmeyen 319 kadın öldürüldü. Devlet bunları görmezden gelerek iyi hal indirimleri uyguluyor.”

    “KADINLAR YAŞAMAK İSTİYORUM DİYE BAĞIRIYOR”

    Ölümlerin üstünün kapatıldığını ifade eden Yıldız, “Karakola gidip şiddet gördüğünüzü söylediğiniz zaman belli bir süre bekletilip, dilekçeniz işleme konmuyor. Kadını toplumdan hem uzak tutma, hem de kıskaca alma durumu var. Belirlenen kadın algısına uyması gerekiyor. Ölümlerin üstü kapatılıyor. Kadınlar, ‘ölmek istemiyorum, yaşamak istiyorum’ diye bağırıyor. Artık sokakta arkamıza bakmadan yürüyemez hale geldik” diye konuştu.

    “MEDYA VE DİZİLER ÜZERİNDEN KADINA BİAT EDİN DENİYOR”

    “Medya, devletin ideolojik alanlarından biridir. Devletin muhafazakar, neoliberal politikalarını, cinsiyetçi söylemlerini sadece dile getirmekle kalmıyor, bunların vücut bulmuş halini medyada gösteriyor” diyen Yıldız, medya üzerinden yaratılan erkek algısı ile kadına biat etmenin yayın politikası haline getirildiğinin altını çizdi. Yıldız şunlara dikkat çekti:

    “Kendimizi ataerkil olmayan bir toplum diyebilir miyiz, tabi ki diyemeyiz. Mecliste son günlerde söylemler artmış durumda. Erkekliklerini ciddi anlamda gösteriyorlar. Kadın üzerine söyleniyor ama bunun antitezi olan ideal erkeği yaratıyor, yansıtıyorsun. Medya, gazete, dergi, dizi ve filmlerde bunu görüyoruz. Dizilerde şiddete uğrayan kadınlar karakola gitmeden çözüm bulmaya çalışıyorlar. Dizilerde şiddeti gösteriyoruz diyorlar ama kadına yönelik şiddetti tekrar tekrar meşrulaştırıyorlar. Öyle bir erkek yaratıyor ki sanki bundan hiç kurtulamazsınız ve ‘sonunuz ölüm olacak’ algısı yaratılıyor. Ailenize dönün, sabredin, bekleyin, boyun eğin yani biat edin deniyor.”

    “EŞ BAŞKANLIĞA MÜDAHALE KADIN İRADESİNE MÜDAHALEDİR”

    Yıldız, 2020’de çıkarılması planlanan yeni yargı paketindeki istismarcılara mağdurla evlenmesi şartıyla ceza verilmemesi ile ilgili olarak bunun karşısında durmak için kadınların çok ciddi anlamda birleşmesi gerektiğini vurgu yaptı.

    Eş başkanlık sistemine müdahalenin kadın kazanımlarına ve iradesine bir müdahale olduğunu dile getiren Yıldız, “Hükümet bizlerin sadece anayasal hakkı olan boşanma ve nafaka hakkına değil, yıllarca mücadelesini verdiğimiz eş başkanlık sistemine de müdahale ediyor. Bu müdahale sadece siyaset alanına yönelik basit bir müdahale değil. Bizlerin iradesini, kadınların hakkına bir müdahaledir. Zamanında OHAL ile beraber bütün kadın sığınma evleri, kadın dernekleri kapatıldı. Şu anda da siyasi alandan bizleri uzak tutmak için savaş politikalarını da uygulayarak kadınların iradesini gasp etmeye etmeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.

    “25 KASIM’DA ALANLARLA OLACAĞIZ”

    25 Kasım’da alanda olacaklarına işaret eden Yıldız, “Biz eşit ve özgür bir dünya istiyoruz. Biz yaşamak istiyoruz. Kazanılmış haklarımıza yönelik her türlü saldırıya tepki vereceğimizi, buna boyun eğmeyeceğimizi ve bu politikalara biat etmeyeceğimizi her yerde haykırıyoruz. Sadece kadına yönelik şiddet değil LGBT-İ’ye yönelik ciddi bir nefret söylemi var. Bunu da görmezden gelmememiz gerekiyor. Her 25 Kasım’da olduğu gibi sokaklarda olacağız” diyerek mücadele ve dayanışma çağrısında bulundu.

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

  • Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım programını açıkladı-VİDEO

    Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım programını açıkladı-VİDEO

    PİRHA – Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü programını açıkladı. 

    HABERİN VİDEOSU

    Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü için çağrı yaparak programlarını deklere etti.

    KESK Dersim binasında yapılan açıklamaya siyasi parti ve kurum temsilcileri katılım gösterdi.

    Dersim Kadın Platformu adına açıklama yapan HDP PM üyesi Nurşat Yeşil, “Kadına yönelik her türlü şiddetin önüne geçilsin çağrısıyla bu yıl da alanlarda olacağız. Gittikçe kadın hakları tırpanlanıyor. Haklar, uygulamaya geçirilmiyor. Kadınlar her gün öldürülüyor, şiddet görüyor” ifadelerini kullandı.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerini aktaran Yeşil, “Bizler Dersim Kadın Platformu olarak taleplerimizi dile getirmek için, yasaların uygulanması, kadınlara pozitif ayrımcılığın tanınması için alanlarda olacağız” diyerek meydanlara çağrı yaptı.

    Dersim Kadın Platformu’nun programı şöyle:

    19 Kasım Salı: Tutsak kadınlara kart gönderimi

    21-22 Kasım Çarşamba: Ticari araç ve işletmelere, kadına yönelik şiddete karşı duyarlılık oluşturmak için afiş vs,

    Belediye Konferans Salonu’nda film gösterimi

    25 Kasım Pazartesi: Seyit Rıza Meydanı’nda saat 17.30’da basın açıklaması gerçekleştirilecek.