Etiket: 26. yıl

  • Dersim Demokratik Kurumlar Platformu: Komploya hayır, sayın Öcalan’a özgürlük-VİDEO

    Dersim Demokratik Kurumlar Platformu: Komploya hayır, sayın Öcalan’a özgürlük-VİDEO

    PİRHA-Dersim Demokratik Kurumlar Platformu tarafından yapılan açıklamada, ” Sayın Öcalan’ın özgürlüğü, halkların barışı, demokratik bugünü ve geleceği için en somut adım olacaktır. Komploya karşı sesimizi yükseltirken, özgürlüğün ve barışın sesini de hep birlikte büyütelim” denildi.

    Dersim Demokratik Kurumlar Platformu, Abdullah Öcalan’a 9 Ekim 1998’de fiilen başlatılan ‘uluslararası komplo’nun 26.yılına ilişkin Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamada, ‘Komploya hayır, sayın Öcalan’a özgürlük’ pankartı açıldı. Açıklamayı Hülya Bozkurt okudu.

    “SAYIN ÖCALAN’IN DİRENİŞİ KOMPLONUN HEDEFİNİ BOŞA ÇIKARMIŞTIR”

    9 Ekim 1998 tarihinin Kürdistan ve Ortadoğu halklarının barış umutlarına yönelik kapsamlı bir saldırının miladı olduğunu belirten Hülya Bozkurt, “Bu komplo, Kürt halkının özgürlük iradesine, Ortadoğu’da demokratik dönüşümün öncülüğünü yapabilecek bir düşünceye karşı planlanmış uluslararası bir operasyondu. İmralı’da 26 yıldır sürdürülen ağır tecrit koşullarına rağmen Sayın Öcalan’ın direnişi, tarihsel ölçekte bir düşünsel ve politik karşı duruş olarak komplonun hedefini boşa çıkarmıştır. Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğü, tüm Türkiye halklarının demokratik bugünü ve geleceği açısından vazgeçilmez bir gerekliliktir. Şimdi bizlere düşen, bu meşaleyi elden ele, dünyanın dört bir yanında gezdirip Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün yolunu açmaktır. Sayın Öcalan’ın özgürlüğü, halkların barışı, demokratik bugünü ve geleceği için en somut adım olacaktır. Komploya karşı sesimizi yükseltirken, özgürlüğün ve barışın sesini de hep birlikte büyütelim” diye konuştu.

    “TECRİT TAMAMEN KALDIRILMALIDIR”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da, şunları dile getirdi:

    “Kapitalist modernite güçleri tarafından yapılan komplonun ardından bu topraklarda görülmedik zulüm kalmadı. Abdullah Öcalan’a uygulandığı gibi Türkiye ve Kürdistan’ın her tarafında bir tecrit politikası uygulandı. Komployla yapılmak istenen Türkiye’de halklar arasında iç savaş çıkartmaktı. Hepimiz barış dolu bir yaşamın özlemi ve emeği içerisindeyiz. Bunun gelişmesi içinde tecrit tamamen kaldırılmalıdır. Sayın Öcalan’ın çalışma ortamının geliştirilmesi gerekmektedir. Umut hakkının da sayın Öcalan ve tüm siyasi tutsaklar için yasallaşması gerekmektedir.”

    PİRHA/DERSİM

  • Gazeteci Metin Göktepe, katledilişinin 26. yılında anılıyor

    Gazeteci Metin Göktepe, katledilişinin 26. yılında anılıyor

    PİRHA- Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe 26 yıl önce polis tarafından gözaltına alındıktan sonra Eyüp Spor Salonu’nda polisler tarafından işkence ile katledildi.

    İstanbul’da 8 Ocak 1996 yılında Ümraniye Cezaevi’nde öldürülen iki devrimcinin cenaze töreni vardı. Haberi takip edecekler listesinde adı olmayan Metin Göktepe, büyük bir inatçılıkla habere yazdırdı kendini ve ekledi “Bu haberi mutlaka izlemeliyim arkadaşlar.”

    Haberi yaparken, iş bölümü yaptığı Evrensel muhabirlerinden ayrılan Göktepe, diğer basın kuruluşlarından arkadaşlarıyla cenazeyi takip etmek için elinden geleni yaptı. Herkes polislerin “Sarı basın kartı zorunluluğuna” ikna olup geri dönmeyi kabul ederken, o inatçılığını sürdürdü ve gözaltına alındı.

    Gözaltında olduğu Eyüp Kapalı Spor Salonu’nda polislerin  saldırısına maruz kaldı. Olayın görgü tanıkları, polislerin “gazeteciye özel muamele” yapılmasını istemelerine defalarca şahit oldu.

    Göktepe, 8 Ocak 1996 tarihinde, Ümraniye E Tipi Cezaevinde öldürülen tutuklular Orhan Özen ile Rıza Boybaş’ın cenaze törenini izlemek için gittiği Alibeyköy’de polisler tarafından gözaltına alınmış ve götürüldüğü Eyüp Kapalı Spor Salonunda işkence ile öldürülmüştü.

    METİN GÖKTEPE KİMDİR?

    Metin Göktepe, 10 Nisan 1968’de Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Çipil köyünde dünyaya geldi. Yaşamının ilk 11 yılını burada geçiren Göktepe, geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan, 8 çocuklu bir ailenin 7. çocuğuydu. İlkokulu, köyün tek okulunda, birleştirilmiş sınıfta okuyan Göktepe, abla ve ağabeylerinin yıllara yayılan göçünün ardından 1979’da annesi ve babasından hemen önce küçük kardeşi Aziz ile birlikte İstanbul’a geldi. Aynı yıl Esenler’deki Hasip Dinçsoy İlköğretim Okulu’na kaydoldu ve 5. sınıfı burada okudu. Ortaokula o zamanki adıyla Esenler Lisesi’nde başladı ve liseyi de burada okuyarak şimdiki adıyla Bakırköy İbrahim Turhan Lisesi’nden 1986’da mezun oldu. Lisede de başarılı bir öğrenci olan Göktepe, mezun olduktan sonra bir yıl dershaneye devam etti ve buradaki başarısıyla, kardeşinin de dershaneye gitmesini sağladı.

    Yaz tatillerinde çalışarak harçlığını çıkaran ve böyle okuyan Göktepe, 1989 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü’ne girdi. Bu sırada fabrikada çalışan ablası, ağabeyi ve 1986’dan itibaren kültürel ve sosyal faaliyetlerine katıldığı dernek sayesinde siyasetle tanıştı. Göktepe, üniversitede öğrenci gençlik mücadelesinin aktif bir üyesi oldu. Gazeteciliğe 1992 yılında Gerçek dergisinde başlamış, daha sonra 1995 yılında da Evrensel Gazetesi’nde muhabirlik yapmaya başlamıştı.

    KATLEDİLMESİ VE DAVALAR

    8 Ocak 1996 tarihinde cezaevinde öldürülen iki tutuklunun cenazesini izlemek için görevi başındayken polislerce toplu halde gözaltına alınan bin kişinin arasındaydı. Bin kişiye yakın insanla gözaltına alınıp; “gazeteciye özel muamele” diyen polislerce dövülerek öldürülen Göktepe’nin ölümü büyük yankılar uyandırmıştı. Dönemin İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan 11 Ocak 1996 günü 32. Gün programında, “Konuyla ilgili tam bilgim yok. Ancak son gelen bilgiler Metin Göktepe’nin duvardan düşerek öldüğü şeklindedir!” diye bir açıklama yaptı. Duvardan düştüğü iddia edilen gazetecinin -kamuoyu baskısıyla- gözaltında dövülerek öldürüldüğü kabul edilmek zorunda kalındı. Dönemin içişleri bakanı, savunduğu bu tez çürütülünce Fadime Göktepe’den özür diledi, ancak Göktepe’nin annesi bu özrü kabul etmeyerek sorumluların yargılanmasını talep etti.

    İlden ile 4 yıl süren dava şubat 1999 yılında yapılan mahkemeyle alınan kararla 11 memurdan altısına 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi, usul yönünden bozulan dava kapsamında 5 Mayıs 1999’da Yargıtay tarafından, ceza alan altı memurdan beşinin cezası onanmış sanık emniyet amirine verilen ceza esastan bozuldu. Kamuoyunda Rahşan affı diye bilinen afla şartlı tahliyeden yararlanan polisler toplam 1 yıl 8 ay yattılar. Metin Göktepe gözaltında öldürülmüş gazeteciler içinde katilleri için mahkumiyet kararı verilmiş ilk gazeteci oldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ’26 yıldır yaşadığımız acıyla adalet ve hukuk aramaya devam ediyoruz!’-VİDEO

    ’26 yıldır yaşadığımız acıyla adalet ve hukuk aramaya devam ediyoruz!’-VİDEO

    PİRHA- Gazi Mahallesi’nde 26 yıl önce 23 kişinin hayatını kaybettiği katliamın yıl dönümünde açıklama yapan  aileler ve Alevi kurumları bir kez daha katliamdan sorumlularının ortaya çıkarılması ve adalet talebinde bulundu.

    12 Mart 1995’te Alevilerin yoğunlukta olduğu İstanbul’un Gazi Mahallesi’nde başlayıp, Ümraniye’ye yayılan olaylarda hayatını kaybedenlerin aileleri ve Alevi kurum temsilcileri Gazi Cemevinde basın toplantısı yaptı.

    Basın toplantısına Gazi Katliamı’nda yaşamını yitiren Zeynep Poyraz’ın annesi Menekşe Poyraz ve babası Cemal Poyraz’ın yanı sıra Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynel Odabaş, Demokratik Alevi Dernekleri Eyüp Şube Eş Başkanı Hüseyin Özcan, tertip komitesinden İmam Balsever ve Gazi Cemevi dedesi Haşim Kızılveren katıldı.

    Basın toplantısında ilk söz alan Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, Gazi Katliamı davasında adaletin vicdanını yitirdiğini ifade ederek, “26 yıl önce bir katliam yaşandı. İnadına demokrasi, barış diyen demokratik kurumlarımızın tutumları bu kirli ellerin tezgahlarını boşa çıkarıyor. Güvenlik ve yapay nedenlerle bu dava Trabzon’a kadar gönderildi. Ne yazık ki bu dava sonuçlanmış değil. Adalet burada vicdanını yitirmiştir” dedi.

    “26 YILDIR BU ACI İLE ADALET VE HUKUK ARAMAYA DEVAM EDİYORUZ”

    Gazi Katliamı’nda yaşamını yitiren Zeynep Poyraz’ın babası Cemal Poyraz, katliamın gelişme sürecine değinerek, katliamlar yaşayan diğer halklar için de hukuksuzluğun devam ettiğini söyledi.

    Baba Poyraz, şunları kaydetti:

    “Gazi Katliamı’nın organize ve sistematik bir katliam olduğuna işaret ederek, ” Devletin 26 yıl önceki yaptığı katliam  yaşamımızı bize zehir ettirdi. 26 yıldır bu acılar ile halen adalet ve hukuk aramaya devam ediyoruz. Aynı katliamı yaşayan halklara baktığımız zaman aynı aynı adaletsizlik, hukuksuzluk devam ediyor.  Gazi Mahallesi Alevi-Kızılbaş topluluğun yoğun olduğu bir bölgeydi ve özellikle seçildi. Gece saat 08.30’da kahve taranıyor ve Halil Kaya isimli yaşlı bir dedemiz katlediliyor. Bundan sonra karakola doğru yürüyüş yapıldı. Karakola gelmeden bir durakta Zeynep ve arkadaşları halay çektiler. Zeynep’i aldım ve gittim. Bizden sonra panzerler, toroslar içerisinde bulunanlar  Gazi Cemevi önünde Halil Kaya’nın cenazesini bekleyenleri taradılar. Mehmet Gündüz’ü katlettiler. Gazi öylesine organize yapılan bir katliamdı. Devlet havadan ve karadan Gazi halkını esir alarak resmen bir katliam yaşattı.”

    Poyraz,  “Alevi kimliğimizden ve dik duruşumuzdan dolayı Maraş, Çorum, Sivas’ta yakıldık. Daha sonra Gazi, cezaevleri ve Ankara Katliamı ile devam edildi. Bu katliamların hiçbirinin failleri ortaya çıkarılmadı. Bu da yetmedi katledildiğimiz davayı Trabzon’a sürdüler. 26 yıldır huzur ve sağlığımız kalmadı. Burada tetikçileri değil bu işin arkasında olanları aramak lazım” dedi.

    “KIZIM DEVRİMCİYDİ”

    Basın toplantısında gözyaşlarını tutamayan Zeynep Poyraz’ın annesi Menekşe Poyraz da, kızının devrimci olduğunu söyledi. Kızının yaşamını yitirdiği güne dair konuşan Poyraz, kızının katillerinin devlet olduğunu ifade ederek, “Zeynep’im devrimciydi. Sivas yakıldıktan sonra bizler çok kötü olduk. Halil Kaya vurulduğunda  yakamdan tuttu ve kalk gidelim dedi. Gittik, çok kötüydü, insanları öldürmüşlerdi. Diğer gün Zeynep uyuyordu ve onu götürmedim. Arkadaşları aradı ve Zeynep’in vurulduğunu söylediler. Sırtından vurulmuş ve arkadaşlarına sizi de öldürürler gidin demiş. Hastaneye götürülmesine izin verilmedi ve kan kaybı yaşıyordu. Hastaneye gittik ve kızımın öldüğünü söylediler. Bu devlet neler yaptı bize” şeklinde konuştu.

    “KATİLLERİN SİMALARI DEĞİŞŞE DE ZİHNİYETLERİ DEĞİŞMEDİ”

    “Bu zulme karşı durmayanlar aynı zulmü elbet bir gün kendileri yaşayacak” diyen Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş ise katillerin simalarının değişse de zihniyetlerinin değişmediği dile getirdi.

    Gazi Katliamı’nda meselenin Alevi-Sünni çatışması gibi lanse edildiğini ve insanların bu oyuna düşmediğine dikkat çeken Odabaş şöyle konuştu:

    “Katledilen canlarımızı saygıyla anıyoruz. Katledilen canlarımızla aynı okulda okuduk, aynı yerde oymadık, aynı fabrikada çalıştık. Halkların, kültürlerin ve renkliliklerin yaşadığı mahallemiz çeteler tarafından tarandı. Onlarca insan katledildi. Meseleyi Alevi-Sünni çatışması varmış gibi lanse ettiler. Bu oyuna gelmedik. Cenazeler Hakk’a uğurlanırken dahi devletin silahları ile katledildi. Bunları simaları değişse de zihniyetleri değişmedi. Adalet hiçbir zaman işledi. Davayı 1000 km öteye sevk ettiler. Yolda arabamızın camları, kafaları taşlarla kırıldı. Önümüz kesildi. Bu zulmü bize yaşatanlar davayı zaman aşımına uğrattılar. İnsanlığa karşı işlenen suçların zamanaşımı olmaz. Aleviler inançlarından dolayı yok sayıldı. Bu ayrımcılığı halen yaşıyoruz. Bu zulme karşı durmayanlar aynı zulmü elbet bir gün kendileri yaşayacak. Bu katliamların son bulması için şehitlerimize sahip çıkmaya çağırıyoruz.”

    “DAVA İÇİN TRABZON’A GİDEN AİLELERE KATLİAM PROVASI UYGULANDI”

    Gazi Katliamı’nda yaşamı yitirenler için yapılan anmanın tertip komitesinde bulunan İmam Balsever de, Gazi Katliamı davası için Trabzon’a giden ailelere yolda katliam provaları uygulandığına vurguda bulundu. Balsever, son dönemde Gazi Mahallesi’ndeki Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul isimli gençlerin polis kurşunuyla katledildiğini hatırlattı.

    Tüm dost kurumları, sivil toplum örgütlerini 12 Mart’ta yapılacak anmaya çağıran Balsever, “26 yıllık adalet arayışı devam ediyor. Bizim, ailelerimizi ve Alevilerin vicdanında mahkumdur. Dava için Trabzon’a giden ailelerimize katliam provası uygulandı. Katliamı yapan devlet ve o dönemin iktidarıydı. O dönem yakılmayan köy, faili meçhule uğramayan köy yoktu. Gazi halkı hedef alındı. Yine gazide son yıllarda 4 gencimiz araç içerisinde tarandı, 2 gencimiz yaşamını yitirdi. Maalesef olması gereken cezalar verilmedi. 70 yaşındaki Dersimli Veli Yıldız yine uydurma gizli tanık ifadesi ile cezaevine konuldu. Bu vicdanımızı sızlatan bir yerdedir. Adalet, hukuk istiyoruz” çağrısında bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 23 insanın öldürüldüğü Gazi Katliamı’nın 26. yılında adalet talebi sürüyor

    23 insanın öldürüldüğü Gazi Katliamı’nın 26. yılında adalet talebi sürüyor

    PİRHA- İstanbul Gazi Mahallesi’nde 12 Mart 1995 akşamı, Aleviler’in gittiği üç kahvehanenin kurşunlanmasıyla başlayan ve 23 kişinin hayatını kaybetmesine, 653 kişinin yaralanmasına neden olan Gazi Katliamı’nın üzerinden 26 yıl geçti. Mağdur ailelerin avukatı Remzi Kazmaz, katliamda yaşamını yitirenleri anarak, “Dilerim ki bir an önce bu olayların sorumluları yargılanır ve ailelerin acı bekleyişi, hukukun temel prensipleri doğrultusunda feraha kavuşur” dedi. 

    İstanbul Gazi Mahallesi’nde 12 Mart 1995’te, Alevilerin gittiği üç kahvehanenin kurşunlanmasıyla başlayan ve 23 kişinin hayatını kaybetmesine, 653 kişinin yaralanmasına neden olan Gazi Katliamı’nın üzerinden 26 yıl geçti.

     Gazi Mahallesi’nde yaşanan olaylarla ilgili tüm sorumlular adalet önüne çıkartılamadan Gazi Davası zamanaşımına uğradı. 2004’te yapılan düzenlemeyle insanlığa karşı işlenen suçlar ile bu suçlarda zamanaşımı kaldırıldı ama bu düzenleme geriye işletilmedi!

    24 yıl Gazi Katliamı Davası’nın avukatlığını yapan Av. Remzi Kazmaz, 24 yıl kararlı bir şekilde sürdürdüğü faili meçhullerle ilgili hukuk mücadelesinde en ufak bir yol alamaması nedeniyle 2 yıl önce ‘’Ülkemizde hukuk  rüzgarlarının esmediğini’’ söyleyerek cübbesini çıkarmış  ve Gazi Davası’nın avukatlığından çekilmişti.  

    Av. Remzi Kazmaz Gazi Olayları’nın 26. Yılında, Gazi Davası ile ilgili olarak şunları söyledi:

    ‘’Bu dava ile ilgili söylenmesi gereken her şey söylendi. Bu dava ile ilgili yapılması gereken bütün mücadele gerek yurt içinde gerek yurtdışında yapıldı. Ama ne yazık ki arzu edilen sonuç alınamadı; yani şimdilik.
    Gazi Davası’nın aydınlatılması için verdiğimiz mücadele yargılamanın ne derece atıl ve etkisiz bırakıldığı gözler önüne sermektedir. Nitekim yargılamanın seyrine baktığımız zaman, usul ve esasa ilişkin hatalarla dolu olduğunu görebiliyoruz.
    Davanın ilk duruşmasında hiç kimseye söz hakkı dahi verilmeden ‘’Davanın durmasına ‘’ karar verilmesi, davanın açıldığı Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nin talebi üzerine Yargıtay’ca davanın 1200 km. uzaklıktaki Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakli, davaya bakan Hakim’in dünyada eşi, benzeri olmayan davadan çekilme gerekçesi. Ve daha bir çok neden. Adil yargılamanın en temel ilkelerinden biri olan makul süre tarih olmuş, dava parçalara ayrılmıştı. Bu davadan geriye çile, azap ve eziyet dolu günlerde, adalet peşinde koşan çilekeş ailelerin gözyaşları ve sabırlı bekleyişleri kaldı. Dilerim ki karanlıkta kalan ve aydınlatılamayan bu olay arşivlerden çıkartılarak adil bir şekilde incelenip, gerçekler tarafsızlık ilkesi doğrultusunda ortaya çıkartılır. Dilerim ki bir an önce bu olayların sorumluları yargılanır ve ailelerin acı bekleyişi, hukukun temel prensipleri doğrultusunda feraha kavuşur. Ülkemizde ve dünyada bu tür olayların bir daha yaşanmamasını diliyorum ve faili meçhul bu cinayetlerin bir an önce aydınlatılmasını ümit ediyorum. ‘’ 

    “FELAKET ACI VERİR AMA SUSMAK ÖLDÜRÜR”

    Avukat Remzi Kazmaz, hiçbir ilerleme kaydedilmeyen Gazi Davası’nın avukatlığından çekilirken bir veda mektubu bırakmıştı. işte o mektup:

    “Ülkede ortak bir geleceği kurmak istiyorsak geçmişle yüzleşmekten ve hesaplaşmaktan kaçmamak lazım. Suskunluk hep ileriye dönük bir hesaplaşmanın fitilini ateşler. Geçmişte işlenen birçok cinayetin yapılan birçok katliamın failleri hala ortada yok. Bu süreci susarak geçirirsek o ülkede yaşayanların ortak noktasını bulmak zorlaşır. Nitekim Gazi Katliamı Davası 24 yıldır diğer katliam davaları gibi gerçeklerin ortaya çıkmasını bekliyor.

    Gazi Davası diğer faili meçhul davalarının önemli mihenk taşlarından biridir. Haliyle bu taş yerinden oynatılırsa birçok faili meçhul de bu ülkede aydınlanacaktır. Böylece, yıllardır yüreklerinde acı ile yaşayanların adalete ve hukuk devletine olan inançlarını yeniden inşa edebilir, toplumsal barışı sağlayabiliriz.

    “SUSMAK GELECEĞİMİZİ HER GÜN ÖLDÜRMEKTİR”

    Susmak bu katliamları onaylamaktır. Susmak geleceğimizi her gün öldürmektir. Hâlbuki geçmişle yüzleşmek bugünü ve geleceği inşa etmektir. Geçmişle yüzleşmek; faili meçhullerin bir daha yaşanmayacağının taahhüdü anlamına gelir. Geçmişle yüzleşmek; hukukun üstünlüğü ve demokrasinin istendiği, insan haklarına saygı duyulduğu anlamına gelir. Şimdi sormak gerekir. Bizler gerçekle yüzleşmeyecek, gelecek nesiller hakikatleri öğrenemeyecek mi?

    Biz avukatlar olarak özellikle faili meçhul olaylarda hep gerçeklerin ortaya çıkması için çabalarız. Ama gerek Gazi Davası gerekse diğer faili meçhul cinayetler ve katliamlar hep gizli kalmış devlet sırrı olmuştur.Her yıl bu olaylar artıyor, çoğalıyor.

    TBMM, içtüzük maddeleri ile devlet sırlarının araştırma komisyonunda olmayacağını, kendi kararıyla, kendine yasak etmiştir. Ayrıca devlet sırrının ne olduğuna dair bir yasa da bulunmamaktadır. Ama gerek devlet sırrı gerekse gizlilik ile ilgili 100’e yakın yasa vardır.

    “BU DAVANIN TAKİBİ HUKUKİ OLARAK ARTIK MÜMKÜN DEĞİL”

    Bütün faili meçhul cinayet ve katliamların faillerinin bulunması, yargılanması ve suçluların cezalandırılması gerekir. Bu nedenle ülkemizde hakikatleri araştıran TBMM bünyesinde bir inceleme komisyonu tez elden kurulmalıdır..Bugün 50’ye yakın ülkede değişik adlarda kurulan bu komisyonlar o ülkede ortak yaşamın en etkili kurumları olmuştur.

    Şimdi sormak gerekir. Hukuki olarak tam 24 yıl hiçbir sonuç almadığımız Gazi Davası hala faili meçhul olmaya devam ediyor. Hukuk suskun.. Adalet yaralı.. Vicdanlarda kan ve gözyaşı..

    Sonuç: Her kurum üç maymunu oynuyor ve biz AİHM’de bile anlatabildiğimiz bu davamızda, kendi mahkemelerimizde anlatamamanın acısını yaşadık. Artık hukuki olmaktan çıktı o nedenle bu davanın takibi hukuki olarak artık mümkün değil. Önümüzdeki tarihlerde hukuk fakültelerinde ders olarak anlatılacak bu hukuka aykırı durumları bugüne kadar ortaya çıkaramadık. Bu dava ancak, TBMM’de kurulacak hakikatleri araştırma, yüzleşme adı ne olursa olsun bir komisyona havale edilmeli ve siyasiler bu konuda cesur, yürekli ve adaletli olmalı. Bu nedenle bu davayı TBMM’ye gönderiyorum. Bu dava ile ilgili cübbemi çıkarıyorum.

    SUSURLUK RAPORU’NUN AÇIKLANMAYAN BÖLÜMLERİ…

    Davanın durması davanın nakli, hakimin davadan çekilmesi, makul süre, savunma hakkı, keşif, hemen hemen her duruşmada talep ettiğimiz ama hiçbir zaman araştırılmayan delillerimiz, hazırlık evraklarının eksikliği, telsiz konuşmalarıyla ilgili bantların çözümü, uzun menzilli silahların kimlere verildiği, olaylarda kullanılan silahlardan çıkan mermi ve kovanların hangi görevlilere ait olduğu ve onlarca delil mahkeme tarafından değerlendirilmedi. Ayrıca o dönem Başbakanlık tarafından Kutlu Savaş’a hazırlatılan Susurluk Raporu’nun açıklanmayan bölümleri, istenmesine rağmen mahkeme dosyasına konulmamıştır.

    “HANEFİ AVCI GAZİ’NİN KARA KUTUSUDUR”

    Bütün bunların hepsi bir tarafta Gazi Katliamı’nı baştan sona bilen izleyen ve bilgi sahibi olan o dönemin üst düzey polis yetkililerinden Hanefi Avcı’nın mahkemede tanık olarak dinletilmesi için defalarca talebimiz olmasına rağmen ısrarlı bir şekilde talebimiz reddedilmiştir. Hanefi Avcı Gazi Davası’nın kara kutusudur.Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı’nın gazi olaylarının başlangıcı ve devamı konusunda bilgi ve görgü sahibi olması nedeniyle tanık olarak dinlenmesi için defalarca mahkemeye başvurduk ama ısrarlı bir şekilde bu talebimiz reddedildi. Hanefi Avcı’nın TBMM’ye çağırılıp ifade vermesi sağlanırsa bu dosyanın yeniden açılmasını sağlayabiliriz.

    NAKLEN KATLİAM

    Gazi’yi diğer katliam, olay ve davalarından ayıran en önemli özellik her şeyin kamuoyunun gözü önünde olması. TV’ler olayları verdi, resimler, belgeler, görüntüler, ortada. Silahları kimin ve nasıl kullandığını gördük. Bu silahların kimlere verildiği emniyetçe biliniyor. Maktullerin üzerinden çıkan kurşunların balistik raporları var. Bütün bunları mahkeme önüne getiremedik ama Meclis’te bu durumu değerlendirebiliriz.

    HER KATLİAM BİR SONRAKİNE CESARET VERİYOR

    Gazi Katliamı’nın en önemli noktalarından biri de “meşhur isimlerin” başka “meşhur faili meşhurlar” dosyasında bulunması. Bu açıdan bakıldığında Gazi diğer cinayetleri de aydınlatabilecek bir dava niteliğinde.

    Gazi Katliamı Davası diğer faili meçhuller içinde en önemli tuğla taşıdır. Biz bu tuğla taşını çekersek birçok faili meçhul olayı aydınlatabiliriz. Yeni delillerin ortaya çıkması başka davaların da baştan görülmesine yol açabilir.

    Her katliam bir sonrakine cesaret veriyor. Kapatılan dosyalar yeni cinayetlerin önünü açıyor. Devletin politikası cezalandırmak değil ödüllendirmek üzerine kurgulanıyor. Gazi Katliamı Davası’nda 23 kişinin ölümü ile sadece 2 kişi 1yıl 8 ay gibi bir ceza aldı. O dönemin ünlü isimleri iddianamede isimleri varken cezalandırma bir yana hepsi terfi ettirildi.

    “HUKUK KARADENİZ’İN AZGIN SULARINDA BOĞULDU”

    23 yıl bu katliam davasının peşinden koştum. Trabzon yollarında dünyayı iki kez dolaşacak kadar yol katederek davayı tam sekiz yıl takip ettik ama hukuk Karadeniz’in azgın sularında boğuldu.Yollarda perişan olduk, taşlandık, kurşunlandık, mahkemeler ne delillerimizi ne de tanıklarımızı dinledi.30 yıllık hukukçu yaşantımın sonuna geldim. Son bir kez bu davanın gerçek sahiplerine sesleniyorum; demokrasi ve adalet savunucularına diyorum ki, bu ülkenin namusluları namussuzları kadar cesaretli olmadıkları müddetçe bu ülke gayri muayyenler ülkesi olmaya devam edecektir.

    “ÇOCUKLARIMIZLA BİRLİKTE HUKUKU DA KAYBETTİK”

    Pes etmedik her yolu denedik, AHİM yollarında uzun ve yorucu hukuk mücadelesini kazandık ama ülkemizde bu kazanımın hiçbir değeri olmadığını üzülerek gördüm ve içim burkuldu. Ülkem hala gayri muayyen… Ülkemde hala aydınlatılamayan binlerce faili meçhul bekliyor. Ama Gazi Davası diğer faili meçhullerden çok farklı. Gazi Katliamı’nda her şey ortada; silahlar ortada insanlar her şeyi görüyor duyuyor, biliyor ama mahkemeler kör ve sağır. Haliyle insanların vicdanlarında Gazi Davası’nın sonucu belli. Kamu vicdanı Gazi Katliamı sanıklarını mahkum etmiştir.

    Son bir hamle yapmak istedim. Gazi Davasını anlatan bir belgesel film yaptım, ardından bütün dava sürecini anlatan bir kitap yazdım… Ve saçlarım beyazladı, omuzlarım yavaş yavaş çöktü. Hukuk yaşantımda hiç taviz vermeden sorumluluğunu taşıdığım Gazi Davası’nı artık gerçek sahiplerine bırakıyorum.

    TBMM, bu dava ile ilgili gereken araştırmayı yapmalı ve gerçekleri kamuoyuna açıklamalıdır. Katliam davalarında zamanaşımı olmaz. Bu nedenle Gazi Katliamı Davası yeniden açılmalıdır.Bu konuda tarafsız medyaya da çok iş düşmektedir. Şairin bir şiiri ile bitirmek isterim.Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?”

    Ülkemizde ve dünyada bu tür olayların bir daha yaşanmamasını diliyor,  12 MART 1995 yılında faili meçhul bir şekilde hayatını kaybeden kişileri saygıyla anımsıyor, yaşanan olayın sorumlularının bir a önce yargılanmasını ümit ediyoruz.

    HES VE RES DAVALARININ SEMBOL İSMİ

    Kamuoyunun çok yakından tanıdığı Av. Remzi Kazmaz özellikle Karadeniz’deki HES’lere karşı verdiği çevre mücadelesi ile tanınıyor. Karadeniz’de birçok HES projesini mahkemelerde iptal ettiren Kazmaz aynı zamanda Türkiye’deki en geniş kapsamlı çevre örgütünün Derelerin Kardeşliği Platformu’nun kurucu başkanı ve sözcülüğünü yaptı.

    Ege Bölgesinde yaşam alanlarına kurulan RES’lere karşı hem hukuki hem de aktivist olarak yapılan mücadelenin öncülüğünü yapan Av. Remzi Kazmaz şu anda Bodrum Çevre Platformu’nun kurucusu ve avukatı.

    İNGİLTERE’YE DAVA AÇMIŞTI

    Ülkemizde tarihi ve kültürel varlıkların yurt dışına kaçırılmasına karşı yürüttüğü hukuki mücadelesiyle uluslar arası medyada adından sıkça bahsettiren Kazmaz en son Dünya’nın Yedi Harikası’ndan biri olan Mausoleum ( mozele ) için İngiltere ‘ye dava açmıştı. Bu konu ile ilgili Asrın Mabedi adlı kitabı ve belgesel filmi bulunan Kazmaz’ın birçok toplumsal olayın altında imzası bulunuyor.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler Maltepe Cemevi’nde anıldı

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler Maltepe Cemevi’nde anıldı

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler Maltepe Cemevi’nde anıldı. 

    Sivas Katliamı’nın üzerinden 26 yıl geçti. 26 yıl önce 33 aydın, sanatçı, yazar, çizer Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne gittikleri Sivas’ta Madımak Oteli’nde diri diri yakılarak katledilmişti. Katliamda yaşamını yitirenler Türkiye ve dünyanın dört bir yanında anılıyor.

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler İstanbul Maltepe Cemevi’nde yapılan etkinlikle anıldı. Türküler, deyişler Sivas şehitleri için söylendi, semahlar dönüldü, lokmalar pay edildi.

    Yapılan konuşmalarda Sivas Katliamı’nın tarihe kara bir leke olarak geçtiği belirtilerek bu katliamın unutturulmayacağı kaydedildi. (HABER MERKEZİ)