Etiket: 28. yıl

  • İbrahim Göktepe: Verilen o ceza toplumu tatmin etmedi ama ilk defa polisler ceza aldı-VİDEO

    İbrahim Göktepe: Verilen o ceza toplumu tatmin etmedi ama ilk defa polisler ceza aldı-VİDEO

    PİRHA- İbrahim Göktepe, polisler tarafından katledilen kardeşi Gazeteci Metin Göktepe’yi anlattı. Kardeşi Metin’in daima emekten yana bir mücadele içerisinde olduğunu belirten İbrahim Göktepe, “Metin’in katledilişinden önce başka katledilen gazeteciler de oldu. Hiçbirisi devlet tarafından yargılanmadı. İlk defa devlet, Metin ile suçunu kabul etti. Bu suçu kabul etmesine müthiş bir dayanışma sebep oldu” dedi.

    Tarih 8 Ocak 1996… Metin Göktepe, Ümraniye Cezaevi’nde öldürülen tutukluların cenazesini “Mutlaka ben izlemeliyim” diyerek Alibeyköy’e gitmişti. Ancak, “Sarı Basın Kartı” olmadığı gerekçesiyle ilçeye sokulmadı. Haberi izlemekte ısrarcı davrandı ve gözaltına alındı. Gazeteci Göktepe, yüzlerce insanla birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu’na götürüldü. Burada polislerin şiddetli darbeleriyle dövülerek öldürüldü. Metin Göktepe, katledildiğinde 28 yaşındaydı.

    “METİN, NEREDE BİR HAK MÜCADELESİ VARSA ORADAYDI”

    Metin Göktepe‘nin ağabeyi İbrahim Göktepe, PİRHA‘ya konuştu. Metin Göktepe’nin daima emekten yana mücadele içinde olduğunu söyleyen ağabey Göktepe, şu bilgileri paylaştı:

    “Metin ilkokulu bitirdikten sonra Babam ve annemlerle İstanbul’a geldi. Esenler’de ikamet ediyorduk. Metin, Esenler’de ibrahim Turan lisesi’nde ortaokul ve liseyi bitirdi. Liseyi okurken de bir toptancıda çalışırdı. Yani çocukluğunda bile bizlere yük olmamak için hem çalışır hem okurdu. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi’ni kazandı. Orada öğrencilik yaparken “Gerçek” dergisinde muhabirliğe başladı.

    Esenler’de oturduğumuz yerde de özellikle çok sevilen biriydi. Şöyle diyeyim, MHP’lisi bile severdi Metin’i. Yani mahalledeki gençlik ilişkisi çok güzeldi. Gerçek dergisinde epey muhabirlik yaptı. Gerçek dergisinden sonra da Evrensel çıktı. 96 yılına kadar da Evrensel’de çalıştı.

    Hiçbir gazeteci bağımsız değildir, biri sermayeden yanadır, biri de emekten… Metin de bu anlamda bağımsız değildi. Tabii ezilenlerin, emeğin, işçilerin; nerede bir hak mücadelesi varsa oradaydı Metin. Nitekim cezaevindeki katledilen devrimcilerin cenazesine katıldığı güne kadar.”

    “O MÜCADELE, DEVLETE CİNAYETİNİ KABUL ETTİRDİ”

    İbrahim Göktepe, Metin’in katledildiği güne dair şu detayları da paylaştı:

    “Ümraniye’deki cenazeye giderken gazetecilerin bir kısmını ayırıyorlar. Metin çok ısrar ediyor. Hatta Metin, Evrensel’de o gün görevli de değildi ama ‘Bu haberi ben takip edeceğim’ diye ısrar ediyor. Israr üzerine Metin’i gönderiyorlar. Gittiği yerde barikat kuruyorlar. Tabii barikatta Metin’i içeri almıyorlar. ‘Bu olayı takip edeceğim, ben gazeteciyim’ diyor. ‘Evrensel gazetesi çalışanıyım’ dedikten sonra gözaltına alıyorlar. O gün Eyüp Stadını binlerce insanla dolduruyorlar. Ama Metin’i, gazeteci ve Evrensel çalışanı diye ayrı bir muameleye tabi tutuyorlar. ‘Ben gazeteciyim’ dediği için daha çok işkence yapıp döverek katlediyorlar. Orada tanıklar da var.

    Asıl metinden sonraki süreç; yani katledildiğindeki süreç çok önemli. Metin’in katledilişinden önce başka katledilen gazeteciler de oldu, bir şey oldu mu? Hiçbirisi devlet tarafından yargılanmadı. İlk defa devlet, Metin ile suçunu kabul etti. Bu suçu kabul etmesinde tabii kitle örgütlerinin, gazetecilerin, özellikle basın emekçilerinin müthiş bir dayanışması vardı. İşte bugünkü süreçte de o dayanışma örgütlenmelidir. Ama bugünkü durum biraz daha dağınık. Örneğin yine gazeteciler içeri alınıyor, tutuklanıyor, işkence görüyor. Ama o bahsi geçen emekçilerin o günkü dayanışması bugün tekrar örülmeli. Metin’in katledildiğini o gün kabul etmediler, ‘Şöyle oldu, duvardan düştü, şu oldu, bu oldu’, bir sürü yaygara çıkardılar. Biliyorsunuz hatta caminin imamı bile duvardan düştüğünü söylüyor. Öyle bir yaygara çıkardılar. Ama işte o basın emekçilerinin, kitle örgütlerinin, halk dayanışması… Emek Partisi’nin, gazetesinin ve avukatlıkların rolü… O mücadele, devlet tarafından katledildiğini kabul ettirdi ve belli bir süre ceza aldılar. 7 polis, altışar yıl ceza aldı. Yani o ceza bizi tabi ki tatmin etmedi. Verilen o ceza toplumu da tatmin etmedi ama ilk defa polisler, bu konuda ceza aldıkları için bir başarı olarak gördük.

    “O DAYANIŞMAYI TEKRAR ÖRMEK GEREKİR”

    İbrahim Göktepe, Metin’in katledilmesi ardından mahkeme sürecinde yaşadıkları zorlukları da paylaştı. Duruşmanın önce Aydın’a gönderildiğini, sonrasında ise Afyon’da karar kılındığını anlatan Göktepe, şöyle devam etti:

    “Her mahkeme günü binlerce insan, her yerden otobüslerle dayanışma sergiledi. Yani o süreçteki bu dayanışma devlete geri adım attırdı. Evet Metin, polisler tarafından katledilmiştir. Devlet suçüstü yakalanmıştır. Bunu ilk defa Türkiye’de bir başarı olarak gördük. Ama bugün bakıyorsun yine gazeteciler içeride, yine gazeteciler tartaklanıyor, gazeteler toplatılıyor, muhalif televizyonlar kapatılıyor, ceza yağdırılıyor. Evrensel’in üzerindeki baskı da oldukça fazla yani.

    Basın emekçilerinin, örgütlerin o günkü gibi bir dayanışması olmadığı sürece bunlar daha çok olacaktır. Yarın belki daha çok, azgınca saldıracaklardır. Önemli olan işte o dayanışmayı tekrar örmektir. 28 yıl geçti. Metin 28 yaşındaydı…”

    Cihan BERK/İSTANBUL

  • Binler Gazi Katliamı’nı protesto etti: Katiller ve tetikçiler yargılansın!-VİDEO

    Binler Gazi Katliamı’nı protesto etti: Katiller ve tetikçiler yargılansın!-VİDEO

    PİRHA- Aydınlatılmayan ve üstü ‘zaman aşımı’ ile örtülen Gazi Katliamı 28. yılında yürüyüş basın açıklamasıyla protesto edildi. Binlerin katıldığı açıklamada, katliamın bir ‘devlet organizasyonu’ olduğuna dikkat çekilerek katliamların aydınlatılması ve faillerin cezalandırılması çağrısında bulunuldu.

    İstanbul’da çoğunlukta Alevi yurttaşların yaşadığı Gazi Mahallesi’nde 12 Mart 1995 tarihinde 22 kişinin yaşamını yitirdiği ve yüzlerce kişinin yaralandığı katliamın üzerinden 28 yıl geçti. Tarihe Gazi Katliamı olarak geçen olayın yaşandığı gün, çoğunlukta Alevilerin bulunduğu 5 kıraathane ve bir pastane aynı anda kimliği belirsiz kişilerce otomatik silahlarla tarandı. Mahallede üç gün boyunca devam eden olaylar daha sonra Ümraniye’ye bağlı Mustafa Kemal (1 Mayıs) Mahallesi’ne sıçradı. Buradaki protestolara yönelik gelişen polis saldırısında ise 5 kişi daha yaşamını yitirdi, 14 kişi ise yaralandı.

    12 Mart Platformu, 12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde yaşanan katliamın 28’inci yıldönümüne ilişkin Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı (Cemevi) önünde bir araya geldi. Cemevi önüne bayrak, flama ve dövizlerle gelen platform üyelerinin ellerindeki “Katil devlet” ve “devlet öldürdü” şeklindeki dövizlere polis tarafından el konuldu.

    Binlerin bir araya geldiği anmaya, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu’nun yanı sıra çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi de katıldı.

    YÜRÜYÜŞE POLİS ENGELİ 

    Kitle, bir süre sonra çok sayıda kişinin katledildiği eski yere doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşte yaşamını yitirenlerin fotoğrafları ile “Gazi’den Ümraniye’ye Adalet İstiyoruz” yazılı pankart taşındı. Yaşamını yitirenlerin isimleri tek tek okundu. Kitle, okunan isimler için hep bir ağızdan “yaşıyor” diye haykırdı. Yürüyüşte, ayrıca depremden etkilenen şehir isimleri de okundu. Bu sırada sık sık “hükümet istifa” sloganı yükseldi. Kitle ve katledilenlerin aileleri, Hüseyin Altın Parkı’na karanfil bıraktı.

    Eski Karakol önünde basın açıklaması okundu. Açıklamayı okuyan Erkan Şimşek kadın cinayetlerine, artan çocuk istismarına, Alevilere yönelik asimilasyona, Şenyaşar Ailesi’nin adalet arayışına, depremde yaşanan katliama ve Amedspor’a yönelik saldırıya dikkat çekti.

    “AMAÇ HALKA VE DEVRİMCİ MUHALEFETE GÖZDAĞI”

    Şimşek, saldırılar ile Gazi’de devrimci muhalefetin sindirilerek göz dağı verilmek istendiğine dikkat çekerek, “Bundan tam 28 yıl önce 12 Mart 1995’te İsmet Paşa Caddesi’nde bagajında Şoför Mesut Efe’nin cesedi ile ilerleyen taksiden açılan ateşle Kahvehaneler kurşun yağmuruna tutulmuş bir kişi hayatını kaybetmiş 5’i ağır 25 kişi yaralanmıştı. Gazi halkı için bu saldırılar yeni değildi. Gazi halkı üzerinde baskı, terör hiçbir zaman eksik olmamıştı. Gazi halkı böyle saldırılara alışıktı. Alışık olmak kanıksamak anlamına gelmiyor tam aksine öfkeyi kabartıyordu. Kabaran öfkeyle halk bir anda sokakları doldurdu. Eli kanlı katillerin amacı halkı birbirine kırdı kırdırmak suretiyle Alevi-Sunni çatışması yaratmaktı. Amaç Gazi’de devrimci muhalefet sindirmek ve devrimci demokratik Gazi halkına gözdağı vermekti” diye konuştu.

    “KATİLLER ELİNİ KOLUNU SALLAYARAK KAYBOLDU”

    ‘Katiller nasıl oldu da Gazi gibi polis devriyelerinin bu kadar yoğun olduğu bir yerde elini kolunu sallayarak bir anda ortadan kayboldu?’ diye soran Şimşek, “Bunun açıklamasını Gazi halkı biliyordu. Bu yüzden öfkesi sel oldu ve gazi karakoluna akmaya başladı. Katillerin yakalanmasını ve cezalandırılmasını isteyen halka bu sefer de halkı korumakla görevli Devlet güçleri tarafından dünya basının gözü önünde hedef gözetilerek otomatik silahlarla ateş edilmiş yüzlerce kişinin yaralanmasına sebep olunmuştur. Gazi halkının zalime ve zulme direnişi sokağa çıkma yasağına, katliamlara, polis şiddetine, 18 şehit ve 100’lerce yaralıya rağmen üç gün sürdü. Ümraniye’de Gazi halkına destek vermek isteyen kitleye bir okulda pusuya yatmış katiller tarafından ateş edilerek 4 canımız daha katledildi” dedi.

    “KATİLLER VE TETİKÇİLER CEZALANDIRILMALI”

    Şimşek, katillerin polislerin arasında rahatça kaybolması üzerine halkın karakola yürüdüğünü ve burada da polislerin halkı taradığını ifade etti. Şimşek, 18 kişinin katledildiği ve yüzlerce kişinin de yaralandığını anımsatarak, “Günlerce ülkenin gündemine oturan direnişte basında çok net görüldüğü üzere vuranların kim olduğu belli olmasına rağmen, açılan göstermelik davada yargılanan katiller cezalandırılmadı. Sadece katil polislerden Adem Albayrak’a dört kişiyi öldürmekten üç buçuk yıl, Mehmet Gündoğdu’ya iki kişiyi öldürmekten bir yıl sekiz ay ceza verildi. Gazi’de yaşanan bu katliamdan dönemin Başbakanı Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü-istihbarat Daire Başkanı Hanife Avci, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir ve bunların tetikçileri sorumludur ve cezalandırılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    ALEVİ ASİMİLASYONU, KADIN CİNAYETLERİ, DEPREM

    Kadın cinayetleri ve çocuk istismarı oranlarındaki artışa dikkat çeken Şimşek, inanç diktasının ve asimilasyonun sürdüğünü, cemevlerine baskı politikası uygulandığını, basının cendereye alınarak halkın haber alma hakkının engellendiğini ve adalete duyulan açlığın arttığını kaydetti.

    Siyasi iktidarın Aleviler üzerindeki baskı ve inkar politikalarını sürdüğünü belirten Şimşek deprem bölgesinde yaşananları hatırlatarak, “Felaketler kaderimiz değil. Açığa çıkan tablo her açıdan acı verici ve düşündürücü. Binaları denetlemeyen ve deprem vergilerini amacı dışında kullanan siyasi iktidar yaşanan yıkımın birinci dereceden sorumlusudur. Depremin yarattığı yıkımı ek olarak coğrafyanın demografik yapısının değiştirilmeye çalışıldığını da görüyoruz.” şeklinde konuştu.

    GAZİ MEZARLIĞI’NDA ANMA

    Kitle, basın açıklamasının ardından şehitleri anmak için Gazi Mezarlığı’na yürüdü. Mezarlıkta yapılan açıklamanın ardından Haşim Kızılveren Dede gulbenk okudu.

    Anma sonrasında Gazi Cemevine geçen Alevi kurumları, Maraş merkezli iki depremde Hakk!a yürüyenler için çerağlar uyandırdı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Gazi Mahallesinde toplanan kitle polis engeline rağmen yürüyor-VİDEO

    Gazi Mahallesinde toplanan kitle polis engeline rağmen yürüyor-VİDEO

    PİRHA- Gazi Katliamının 28. yılı dolayısıyla yapılacak anma için Gazi Cemevi önünde toplanan kitle, polisin tüm engellemesine rağmen yürüyüşe geçti.  

    28 yıl önce 22 kişinin katledildiği Gazi Katliamında yaşamını yitirenleri anmak için bir araya gelen kitle Gazi Cemevi önünde toplanmaya başladı. Yüzlerce kişinin toplandığı Gazi Cemevi önünden yürümek isteyen kitleye polis engel olmak istedi.

    Katliamda yaşamını yitirenleri anmak için bir araya gelen kitle sloganlarla bekleyişini sürdüren kitle Eski Karakola doğru yürüyüşe geçti.

    28.yılında Gazi Mahallesi’nde yapılacak yürüyüş öncesi polis mahalleyi ablukaya aldı. Anma için yürüyüşe geçenlere engel çıkaran polis yolu akrep ile kapatmış durumda.

    Kitle,  ‘Gazi’den Ümraniyeye Adalet İstiyoruz’ pankartının arkasında ‘Gazi Şehitleri Ölümsüzdür’ sloganları ve  ile yürüyüşe geçti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • PSAKD: Gazi Katliamı Alevilere yönelik katliamdı, hesabını mutlaka soracağız!

    PSAKD: Gazi Katliamı Alevilere yönelik katliamdı, hesabını mutlaka soracağız!

    PİRHA- Gazi Katliamının Alevilere karşı kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğiyle gerçekleştirilen bir katliam olduğunu belirten PSAKD, katliamın hesabını mutlaka sorarak davanın üzerinin örtülerek unutturulmasına izin vermeyeceklerini kaydetti.

    İstanbul Gazi Mahallesi’nde bulunan ve Alevilerin gittiği kahvehanelere, bundan tam 28 yıl önce 12 Mart 1995’te kontrgerilla elamanlarının saldırması sonucu resmi verilere göre 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi ise yaralanmıştı.

    28. yılına giren Gazi Katliamına dair açıklama yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, Gazi Katliamının Alevilere karşı kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğiyle bir katliam olduğuna vurgu yaparak, tıpkı Madımak Katliamı’nda olduğu gibi Gazi katliamında da sorumluluğu bulunan devlet yetkililerinin milletvekilliği ve hatta bakan yapılarak ödüllendirildiği ifade edildi.

    “SALDIRGANLAR ORTAYA ÇIKARILMADI”

    PSAKD Genel Merkezi’nin Gazi Katliamının 28. yılına dair açıklaması şöyle:

    “İstanbul Gazi Mahallesi’nde bulunan ve Alevilerin gittiği kahvehanelere, bundan tam 28 yıl önce 12 Mart 1995’te kontrgerilla çetelerinin saldırması sonucu bir Alevi Dedesi olan Halil Kaya öldürüldü, 5’i ağır toplam 25 kişi yaralandı. Daha sonra saldırganlar saldırı sırasında içinde bulundukları taksiyi gasp ederek taksi şoförünü öldürdüler. Bu saldırganların kim oldukları asla ortaya çıkmadı ya da çıkarıl(a)madı. Gazi Mahallesi halkı devlet destekli bu kontrgerilla saldırısından sonra protesto için mahalle karakoluna doğru yürüyüşe geçti. Halkın yürüyüşe geçmesiyle birlikte polis Gazi halkının üzerine ateş açtı. Bu saldırıda bir yurttaşımız daha hayatını kaybetti. Ertesi gün saldırıyı protesto etmek ve Gazi halkının yanında olmak için binlerce yurttaş İstanbul’un her yerinden Gazi Mahallesi’ne geldi. Halk tekrar yürüyüşe geçti. Burada emniyet güçleri korkunç bir şekilde halka saldırdı ve 15 yurttaşımızı katletti. Bunun üzerine İstanbul’un ve Türkiye’nin birçok yerinde halkımız yaşanan bu katliamı protesto etmek için sokağa çıktı. 15 Mart’ta Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde polisin halkımıza ateş açması sonucu 5 yurttaşımız daha katledildi. Bu şekilde 12-15 Mart tarihleri arasında devam eden saldırılarda onlarca canımız katledildi, yüzlercesi de yaralandı.

    “ALEVİ YOK ETMEYİ HEDEFLEYEN KATLİAMDI”

    12-15 Mart 1995 tarihlerinde bütün dünyanın gözü önünde Gazi ve Ümraniye’de Alevilere karşı kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğiyle bir katliam gerçekleştirildi. Bizler Aleviler olarak kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğine dayalı bu katliam pratiğini daha önce Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da ve Sivas’ta ve daha bir çok yerde yaşadık. Devlet bugün de Maraş merkezli 11 ili nerdeyse haritadan silen depremde yapılması gerekenleri yapmayarak, rant ve daha fazla kar siyasetiyle depremin katliama dönüşmesinden sorumludur. Gazi ve Ümraniye katliamları Alevilere dönük yüzyıllardır devam eden baskı ve katliam politikalarının bir devamıdır. Ama Alevileri yok etmeyi hedefleyen bu inkarcı ve gerici anlayış, yüzyıllar boyunca gerçekleştirdiği bütün katliamlara rağmen Alevileri yok etmeyi başaramadı. Aleviler dün vardı, bugün vardır, yarın da var olacaktır. Aleviler dün olduğu bugün de zulmün ve haksızlığın karşısında, ezilenlerin saflarında, asla boyun eğmeden mücadele etmeye devam etmektedirler.

    “KATLEDİLEN CANLARIMIZI ANIYORUZ, HESABINI SORACAĞIZ”

    İşte tam 28 yıl önce Gazi ve Ümraniye halkı bu direniş ve mücadele geleneğinin mirasçısı olmanın bilinciyle, zulmün karşısına dikildi. Günlerce saldırıya uğradılar, katledildiler, yaralandılar, ama asla boyun eğmediler.

    Katliamı başlatan, saldırıyı gerçekleştiren kontrgerilla çete mensupları hiçbir zaman bulun(a)madı. Hedef gözeterek birçok canımızı katlettikleri görüntülerle ve adli tip raporlarıyla açıkça kanıtlanan katil polislere göstermelik cezalar verildi. Katliam davası halkımızdan kaçırılarak şehir şehir gezdirildi. Daha önceki Alevi katliamlarında olduğu gibi bu katliamda da sorumluluğu bulunan devlet yetkilileri milletvekili ve hatta bakan yapılarak ödüllendirildi.

    Ancak egemenler ne yaparlarsa yapsınlar bizler bu katliamın hesabını mutlaka soracağız. Davanın üzerinin örtülerek unutturulmasına izin vermeyeceğiz. 28. yılında Gazi ve Ümraniye’de bütün saldırılara, baskılara ve katliamlara rağmen Pir Sultanların direniş geleneğini canları pahasına yaşatan ve bu mücadelede katledilen tüm canlarımızı saygıyla anıyor, direnen halkımızı selamlıyoruz. Gazi ve Ümraniye katliamlarını unutmadık unutturmayacağız!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Demokratik Alevi Dernekleri: 28 yıldır adalet arıyoruz!

    Demokratik Alevi Dernekleri: 28 yıldır adalet arıyoruz!

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 2 Temmuz Sivas Katliamı’na ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Sivas katliamı son derece plânlı, programlı, masa başı çalışması derinlikli yapılmış bir katliamdır. Kendini bilmeyen bir grup meczubun yaptığı katliam değildir. Bir kaç saatte Kıbrıs’ a çıkartma yapan devlet Sivas katliamında katillere müdahale etmemesi bunun en büyük kanıtıdır” denildi.

    1993 Temmuz’ unda Alevi, demokrat ve sosyalistlerden oluşan bir grup, Pir Sultan Abdal Şenliklerine katılmak üzere Sivas’ta bulunuyorlardı. Aziz Nesin, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Asım Bezirci ve Nesimi Çimen’in de aralarında bulunduğu 33’ü aydın, sanatçı, yazar, semah dönen gençler ve 2’si otel görevlisi 35 yurttaşın katledilmesinin üzerinden 28 yıl geçti.

    Geçen süre zarfında failler ve arkasındaki güçler cezalandırılmazken, yürütülen dava zamanaşımına uğradı, faillerin bazıları affedildi.

    “ALEVİLERE KARŞI BİRÇOK İNSANLIK SUÇU İŞLENMİŞTİR”

    Sivas Katliamı’nın 28. yıldönümüne ilişkin açıklama yapan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), “28 yıldır adalet arıyoruz. Hakikati söylemeye, yaşanan zulmü dile getirmeye devam edeceğiz. Söylemezsek dilimiz lâl olur. 28 yıldır çar anasırı birleştirip zulmün karanlığına delil oluyoruz. Zulmün karanlığına delil olanlara, Hak ve hakikat aşkıyla yananlara aşk olsun. Bilindiği gibi bu toprakların kadim halklarından ve kültürlerinden olan Alevi halklara karşı birçok insanlık suçu işlenmiştir. Bu insanlık suçlarının halkalarından biri olan Sivas katliamının 28. yıl dönümündeyiz. Bir kez daha şehitlerimizin huzurunda dardayız. 2 Temmuz; Sivas’ta Hakikat ve özgürlük arayışında bulunan Reya Heq Alevilerine karşı, tekçi ulus devlet anlayışının Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı’dan devraldığı sistematik katliamlarının benzeri uygulandı. Canlı yayında bütün dünyanın gözü önünde, Türk İslam ideolojisini esas alanlar tarafından bir katliam yapıldı” dedi.

    “SİVAS KATLİAMI SADECE ALEVİLERİ HEDEF ALMADI”

    Sivas Katliamı’nın sadece Alevileri hedef almadığı vurgulanan açıklamada, şunlar belirtildi:

    “Ülkede mazlum mağdur, ötekileri de hedef aldı. Özgürlük ve  ortak vatanda birlikte yaşam hakkı isteyen, demokratik siyaset alanında özne olan Kürtleri, Hak arama mücadelesi veren emekçileri, toplumun tüm ötekilerini hedef aldı. Bu katliamla toplum topyekün bir sessizliğe sokulmak istendi. Özgürlük isteyen Alevi’yi, Kürdü, aydını, Öğrenciyi, emekçiyi dilsizleştirmek, taleplerini bastırmak  istediler. Ancak başaramadılar. Evet kırıldık, yakıldık ama Pir Seyit Rıza’nın dediği gibi “Diz çökmedik” bu da onlara dert olsun. Hakikat ve Adalet arayışımız devam ediyor, edecek. Evet bir an bile Adalet hakikat ve Yüzleşme talebimizden geri adım atmayacağız. Ancak 28 yıldır Katiller hala adil olarak yargılanmadı. Başta Madımak katliamı olmak üzere tüm Alevi Katliamlarıyla yüzleşme olmadı. Yüzleşme olmadığı sürece yaralarımız hep kanayacak ve bu travma ile yaşayacağız. Çünkü katliama uğramış halklar hep bu travma ile yaşarlar. Söz konusu travmayı aşmanın yolu, hakikatlerle yüzleşme adil bir barış, demokratikleşme ve helalleşmedir. Öyleyse 28. yılında bir kere daha Sivas katliamıyla yüzleşme talebimizi yineliyoruz. Madımak Oteli “utanç müzesine” dönüştürülmelidir. Devlet katliamı planlayanları, uygulayanları bağımsız adil bir yargı önünde hesap vermelerini sağlamalıdır. Bilinmelidir ki insanlığa karşı işlenen suçlar zaman aşımına uğramazlar.

    “SİVAS KATLİAMI’NI ULUSLARARASI GÜÇLER GÖRMEZDEN GELDİ”

    “Bizler Yüzleşmek ve Adalet için Madımakta 33 canımızın katillerinin peşini bırakmayacağımızın sözünü veriyoruz. Bizler Biliyoruz ki Sivas katliamı son derece plânlı, programlı, masa başı çalışması derinlikli yapılmış bir katliamdır.  Kendini bilmeyen bir grup meczubun yaptığı katliam değildir. Bir kaç saatte Kıbrıs’ a çıkartma yapan devlet Sivas katliamında katillere müdahale etmemesi bunun en büyük kanıtıdır. Fakat acılar birdir, anaların gözyaşları aynıdır. Herkes kendi acısına yanarak bu katliamlarla yüzleşemez. Bunu biliyoruz. Bizler zalimin zulmüne uğrayanlar olarak, bu coğrafyada zulme uğrayan musahip halklarla onların acılarını da acılarımıza katarak aynı duyarlılıkta hareket etmeliyiz. Onlarla birlikte yüzleşme talebimizi güçlü bir demokrasi mücadelesine dönüştürmeliyiz. El ele vererek meydan kurulursa Nahak zihniyete karşı başarı sağlanır. Sivas katliamında uluslararası güçler de katliamı görmezlikten geldiler. Sivas şehitleri içerisinde Hollanda vatandaşı olmasına rağmen Hollanda devleti gerekli hukuki süreci başlatmamız, vatandaşını savunmamıştır. Ayrıca katiller kırmızı bültenle aranmadığı için Yıllarca Almanya’da yaşamışlar. Türkiye kapitalist modernist güçlerle çıkar ilişkisine girerek, katiller korunmuştur. Cemevlerimize, inanç mekanlarımıza, kutsal alanlarımıza, mezarlarımıza saldırıların olduğu, kendisinden olmayana nefret söyleminin arttığı, Alevilere karşı işlenen nefret ve hakaret suçlarının cezasız kaldığı, Halk iradesinin gasp edildiği, demokratik siyaset esas alanların zindanlara atıldığı,  halkın iradesine kayyım atandığı, Pandemi sürecinde devletin politik tutum izleyip cezaevinde yaşanan hak ihlalleri ve salgın kapsamında yetersiz önlemleri ile siyasi tutsakların adeta ölüme terk edildiği bir süreçte, bulunduğumuz  yerden meydan kurup sözümüzü daha güçlü söylemeliyiz.”

    (HABER MERKEZİ)