Etiket: 29. yıl

  • Faşistlerin Gazi ve Ümraniye’de katlettiği canlar, 1 Mayıs Mahallesi’nde anıldı -VİDEO

    Faşistlerin Gazi ve Ümraniye’de katlettiği canlar, 1 Mayıs Mahallesi’nde anıldı -VİDEO

    PİRHA-12 Mart 1995 yılında faşistlerin Alevilere yönelik yaptığı katliamı Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde protesto eden kitleye ateş açılması sonucu yaşamını yitiren 5 kişi için yürüyüş ve basın açıklaması yapıldı. PSAKD Ataşehir Şubesi Başkanı Gülsev Kaya, katliamların üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen hala ne acıların ne de öfkenin dindiği belirtti.  

    12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde gerçekleştirilen katliam, 15 Mart’ta Ümraniye Mustafa Kemal Mahallesi’nde (1 Mayıs Mahallesi) protesto edilirken polis tarafından açılan ateş sonucunda 5 kişi yaşamını yitirmişti, 14 kişi yaralanmıştı. Gazi ve Ümraniye Katliamı’nın üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen hala gerçek sorumlular ortaya çıkarılmadı, katliam aydınlatılmadı.

    Yüzlerce yurttaş, İstanbul 1 Mayıs Mahallesi Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevinde bir araya gelerek, katliamda hayatını kaybedenleri andı.

    Anmaya PSAKD Ataşehir Şubesi Başkanı Gülsev Kaya, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi Başkanı Hıdır Karadaş, Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, Baba Mansur Ocağı evladı Haşim Kızılveren, Karakoçan Dernekler Federasyonu, Anadolu Yakası Dersim Derneği, Mazgirt Derneği, Türkiye İşçi Partisi(TİP), Partizan, KÖZ, Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF), Ezilenlerin Sosyalist Partisi(ESP), HDP 27. Dönem Milletvekili Musa Piroğlu katıldı.

    Cemevinde lokmaların pay edilmesinden sonra kitle, “12-15 Mart Gazi ve 1 Mayıs Mahallesi katliamlarını unutmadık, unutturmayacağız”, “Gazi ve 1 Mayıs Mahallesi şehitleri ölümsüzdür” yazılı pankart ile katliamın yaşandığı 30 Ağustos İlköğretim Okuluna doğru yürüdü. Kitle sık sık “Devrim şehitleri ölümsüzdür”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak”, “Halkımız saflara hesap sormaya”, “Katil devlet hesap verecek”, “Gazi şehitleri ölümsüzdür”, “1 Mayıs’ta düşenler kavgamızda yaşıyor”, “Yaşasın devrimci dayanışma” sloganlarını attı.

    “GERÇEKLERİN ÜZERİ ÖRTÜLDÜ”

    30 Ağustos İlköğretim Okulu önüne gelen kitlenin ortak basın açıklamasını PSAKD Ataşehir Şubesi Başkanı Gülsev Kaya okudu.

    Kaya, peş peşe yaşanan 12-15 Mart Gazi ve Ümraniye katliamlarının 29. yıldönümünde ne acıların dindiğini ne de öfkelerin yatıştığını söyleyerek, “Acımız ve öfkemiz katliamların hesabının sorulacağı güne kadar da dinmeyecektir. Bu süreç boyunca göstermelik yargılamaların yapıldığı ve katliamın üstünü örten kararların verildiği 12-15 Mart katliam davalarının bizlere gösterdiği tek şey hukuk sisteminin bir tiyatrodan ibaret olduğu ve gerçeklerin üzerinin örtüldüğüdür. Tıpkı Sivas Madımak’ta, Maraş’ta, Koçgiri’de, Suruç’ta, Ankara Gar Katliamı’nda, Soma’da, Roboski’de olduğu gibi 16 Mart 1978 Beyazıt Katliamı, Halepçede olduğu gibi. Gerçeklerin yok sayılmaya çalışıldığı tarihin her sayfası kan ve katliamlarla dolu. 1995 12 Mart Gazi Mahallesi’nde devletin kontrgerilla çetelerinin saldırısı sonucu Alevi dedesi Halil Kaya’nın hayatını kaybettiği saldırıları protesto eden Gazi halkının üzerine ateş açılmış 18 kişi sokak ortasında katledilmiştir” ifadelerini kullandı.

    “KATLİAMA KARŞI BÜYÜYEN HALKIN ÖFKESİ KATLİAMLA BASTIRILDI”

    Kaya, halka yönelik bu katliama karşı İstanbul ve ülkenin dört bir yanında gerçekleşen yürüyüşlerden birinin de Ümraniye’nin 1 Mayıs Mahallesi’nde olduğuna, 15 Mart günü 1 Mayıs Mahallesi halkının üzerine ateş açıldığına ve 5 kişinin katledildiğine dikkat çekerek, “Devlet, katliama karşı büyüyen halkın öfkesini 1 Mayıs Mahallesi’nde de katliama başvurarak bastırmaya çalışmıştır. Böylece 12-15 Mart 1995 tarihinde devletin katliamcı sayfasına bir yenisi daha eklenmiştir” dedi.

    “TECAVÜZ, UYUŞTURUCU SUÇUNDAN YARGILANANLARA, HAYVAN DÜŞMANLARINA ÖDÜL GİBİ CEZALAR VERİLMEKTEDİR”

    Ülkenin yangın yerini aratmayacak durumda olduğunu dile getiren Kaya, halkın açlık, yoksulluk ve sefalet içinde yaşamaya zorlandığını kaydetti. Açıklanan işsizlik rakamlarıyla işsizler ordusunun daha da büyüdüğünü gösterdiğini belirten Kaya, şunları söyledi:

    “Egemen sınıflar siyasal ve ekonomik krizin faturasını yoksul emekçi halka ödetirken en demokratik hakları dahi baskı altında tutmaktadır. Hapishanelerde tecrit içinde tecrit dayatılırken, tutsaklarla dayanışmanın suç haline dönüştüğü, tutsaklara para yatıran tutsak yakınlarının tutuklandığı saldırılar devam etmektedir. Yeni açılan S ve Y tipi hapishanelere götürülen siyasi tutsakların üzerindeki tecrit ve hak gaspları daha da ağırlaştırılırken taciz, tecavüz, uyuşturucu suçundan yargılananlara, hayvan düşmanlarına ödül gibi cezalar verilmektedir.”

    “İLİÇ’TE YAŞANAN DOĞA VE İŞÇİ KATLİAMI BUGÜNE KADAR YAŞANAN KATLİAMLARDAN AYRI VE BAĞIMSIZ DEĞİLDİR”

    Kaya, İliç’te yaşanan doğa ve işçi katliamının bugüne kadar yaşanan katliamlardan farksız olduğuna da dikkat çekerek şöyle konuştu:

    “İşçiler hiçbir iş güvenliği önlemi alınmaksızın çalışmaya zorlanıyor, hayat pahalılığı ve enflasyon karşısında eriyen ücretler işçileri sefalete ve açlık koşullarına mahkum ediyor. Asgari ücrete yapılan zammın birkaç ay geçmeden eriyip gitmesi işçilerin insanca yaşam koşullarından ne kadar uzak olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Erzincan İliç’te siyanürlü altın madeninde meydana gelen birikmiş toprağın çökmesi ve kayması sonucunda 9 işçi 17 şubattan bu yana toprağın altından çıkarılmayı bekliyor. Doğayı ranta ve talana açarak hem doğa katliamını hem insan yaşamını hiçe sayan devlet toprak altında kalan işçileri arama kurtarma çalışmalarını ikinci gün durdurmuştur. Bölgeye gitmek isteyen çevre örgütlerini, milletvekillerini alana sokmamıştır. İliç’te yaşanan doğa ve işçi katliamı da bugüne kadar yaşanan katliamlardan ayrı ve bağımsız değildir.”

    “ÖRGÜTLENMEKTEN BAŞKA BİR SEÇENEĞE SAHİP OLMADIĞIMIZI BİLİYORUZ”

    Kaya, son olarak şunları dile getirdi:

    “Bizler yaşanan katliamları unutmayacağımız gibi direnişleri ve halkın dayanışma ruhunu yaşatmaktan, büyütmekten asla vazgeçmeyeceğiz. 12-15 Mart’ta olduğu gibi yaşadığımız hiç bir katliama sessiz ve seyirci kalmayacağız. Egemen sınıfların tüm saldırısı halka örgütsüzlüğü dayatmaya, her türlü örgütlenmesini ve mücadelesini bastırmaya yöneliktir. Bizler 1 Mayıs Mahallesi’nin devrimci, demokratik ve ilerici güçleri olarak saldırılara karşı örgütlenmekten başka bir seçeneğe sahip olmadığımızı biliyoruz. Bu sebepledir ki direniş tarihimizden öğrenerek, örgütlenerek saldırılara ve katliamlara karşı koyuş içerisinde olacağımızı buradan bir kez daha ilan ediyoruz. 12-15 Mart’ı katliama çevirenler bilsinler ki halkın örgütlü gücüyle baş edemeyecekler ve mutlaka halk kazanacak, biz kazanacağız! 12-15 Mart şehitleri ölümsüzdür! Gazi Ümraniye Katliamı’nı unutma unutturma!”
    Anma, katliamın yaşandığı 30 Ağustos İlkokulu önüne karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gazi Katliamı’nın 29. yılında kitlesel anma: Unutturmayacağız, hesap soracağız!-VİDEO

    Gazi Katliamı’nın 29. yılında kitlesel anma: Unutturmayacağız, hesap soracağız!-VİDEO

    PİRHA- 12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde faşistlerin gerçekleştirdiği ve 22 kişinin yaşamını yitirdiği katliamın 29. yıldönümünde katliam lanetlendi. Gazi Cemevi’nden eski karakola yüzlerce kişi yürüyüş yaparak, katliamın bir ‘devlet organizasyonu’ olduğuna dikkat çekti. Anmada, 23 yıl sonra yeniden açılan katliam davasında sanık polisler hakkında beraat kararı verilmesine de tepki gösterildi.

    12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde üç kıraathane ve bir pastanenin faşistler çeteler tarafından taranması ve sonrasında Ümraniye’ye uzanan saldırıların ardından 22 kişi yaşamını yitirdi ve yüzlerce kişi yaralandı. Katliamın 29. yılında 12 Mart Platformu, Gazi ve Ümraniye Şehit Aileleri, Alevi kurumları ve Gazi Mahallesi halkının çağrısıyla düzenlenen anma töreni için Gazi Cemevi önünde buluşuldu. Gazi Cemevi etrafı anma programı öncesinde polis tarafından ablukaya alındı. Gazi Cemevi önündeki toplanan kitle katliamın yapıldığı eski karakol önüne yürüdü.

    ÇOK SAYIDA KİŞİ KATILDI

    12 Mart Platformu’nun çağrısıyla yapılan anmaya Gazi ve Ümraniye katliamlarında hayatlarını kaybedenlerin yakınları, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, DEM Parti Milletvekilleri Celal Fırat, Kezban Konukçu, DEM Parti İBB Eş Başkan adayları Murat Çepni ve Meral Danış Bektaş, EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü, Emekçi Hareket Partisi (EHP) Sözcüsü Özge Akman, Gezi Direnişi’nde hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın ailesi, Alevi kurumları, siyasi parti ve yöre derneklerinin temsilcileri ile mahalle halkı katıldı.

    KATLEDİLENLERİN İSMİ OKUNDU

    Yürüyüş sırasında ayrıca sık sık “Gazi’yi unutma unutturma”, “Gazi’nin hesabı sorulacak”, “Gazi şehitleri ölümsüzdür”, “Susma sustukça sıra sana gelecek”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak”, “Katiller halka hesap verecek”, “Hükümet istifa”  sloganları atıldı. Katliamda hayatını kaybedenlerin isimleri okunarak ‘Yaşıyor’ denildi.

    KARANFİLLER BIRAKILDI

    Yürüyüşün ardından katliamın yaşandığı eski postane önünde bir araya gelen kitle yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu. Saldırıların yaşandığı noktalara kırmızı karanfiller bırakıldı, “Unutmayacağız” denildi.

    “SALDIRI ALEVİSİ, SÜNNİSİ TÜM HALKAYDI”

    Burada yapılan basın açıklamasını, katliamda hayatını kaybeden Dilek Şimşek’in kardeşi Erkan Şimşek okudu. Şimşek, “Gazi halkı provokasyonu yapanı da yaptıranı da nedenini de biliyordu. Amaç Gazi’de devrimci muhalefeti sindirmek ve tüm devrimci, demokrat halka gözdağı vermekti. Saldırı Alevisi, Sünnisiyle tüm halka idi” dedi.

    SORUMLULARIN CEZALANDIRILMASI ÇAĞRISI

    Şimşek, katillerin polislerin arasında rahatça kaybolması üzerine halkın karakola yürüdüğünü ve burada da polislerin halkı taradığını ifade etti. Şimşek, 22 kişinin katledildiği ve yüzlerce kişinin de yaralandığını anımsatarak, “Günlerce ülkenin gündemine oturan direnişte basında çok net görüldüğü üzere vuranların kim olduğu belli olmasına rağmen, açılan göstermelik davada yargılanan katiller cezalandırılmadı. Gazi’de yaşanan bu katliamdan dönemin Başbakanı Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü-istihbarat Daire Başkanı Hanife Avcı, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir ve bunların tetikçileri sorumludur ve cezalandırılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    GAZİ MEZARLIĞI’NDA ANMA

    Kitle, basın açıklamasının ardından şehitleri anmak için Gazi Mezarlığı’na yürüyüşe geçti. Mezarlıkta yapılan açıklamada katliamda hayatını kaybedenlerin ailesinden Cemal Poyraz ve Cumartesi Anneleri adına ise Hanife Yıldız kısa birer konuşma yaptı. Konuşmaların ardından Haşim Kızılveren Dede gülbeng okudu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • Gazi Mahallesi’nde toplanan kitle yürüyor; polis ablukada-VİDEO

    Gazi Mahallesi’nde toplanan kitle yürüyor; polis ablukada-VİDEO

    PİRHA- Gazi Katliamı’nın 29. yılı dolayısıyla yapılacak anma için Gazi Cemevi önünde toplanan kitle yürüyüşe geçti.  

    29 yıl önce 22 kişinin katledildiği Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için bir araya gelen kitle Gazi Cemevi önünde toplanmaya başladı. Yüzlerce kişinin toplandığı Gazi Cemevi önünden yürümek isteyen kitleye polis barikat oluşturdu.

    Yürüyüşte çok sayıda yurttaşın yanı sıra DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ile DEM Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Eş Başkan adayları Murat Çepni ve Meral Danış Beştaş da yerini aldı.

    Katliamda yaşamını yitirenleri anmak için bir araya gelen kitle, sloganlarla eski karakola doğru yürüyüşe geçti.

    29. yılında Gazi Mahallesi’nde polis mahalleyi ablukaya aldı.

    Kitle, “Gazi’den Ümraniye’ye Adalet İstiyoruz” pankartının arkasında “Gazi Şehitleri Ölümsüzdür” sloganlarıyla yürüyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi çatı örgütleri: Gazi Katliamı bir devlet organizasyonuydu; hesap soracağız!

    Alevi çatı örgütleri: Gazi Katliamı bir devlet organizasyonuydu; hesap soracağız!

    PİRHA- Gazi Katliamı’nın Alevilere karşı kontrgerilla ve devlet güçlerinin işbirliğiyle gerçekleştirilen bir katliam olduğunu belirten Alevi çatı örgütleri, katliamın hesabını mutlaka sorulacağını, davanın üzerinin örtülerek unutturulmasına izin vermeyeceklerini kaydetti.

    İstanbul Gazi Mahallesi’nde bulunan ve Alevilerin gittiği kahvehanelere, bundan tam 28 yıl önce 12 Mart 1995’te kontrgerilla elamanlarının saldırması sonucu resmi verilere göre 22 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi ise yaralandı.

    28. yılına giren Gazi Katliamı’na dair Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ortak açıklama yayınladı.

    Açıklamada, Gazi Katliamı’nın Alevilere karşı kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğiyle bir katliam olduğuna vurgu yaparak, tıpkı Madımak Katliamı’nda olduğu gibi Gazi Katliamı’nda da sorumluluğu bulunan devlet yetkililerinin milletvekili, hatta bakan yapılarak ödüllendirildiği ifade edildi.

    “29 YIL ÖNCE ALEVİLER KATLEDİLDİ”

    Alevi çatı kurumlarının açıklaması şöyle:

    “12 Mart 1995’te kontrgerilla çetelerinin saldırması sonucu Dede Halil Kaya katledilirken, 5’i ağır olmak üzere 25 kişi yaralandı. İstanbul Gazi Mahallesi ve Ümraniye’de, bundan tam 29 yıl önce Aleviler katledildi.

    Bu saldırının üzerine mahalle karakoluna doğru yürüyüşe geçen halkın üzerine polis hedef alarak ateş açtı ve bir yurttaş daha polis kurşunuyla hayatını kaybetti. Ertesi gün saldırıları protesto etmek için, çoğunluğu Alevi, binlerce yurttaş İstanbul’un her yerinden Gazi Mahallesi’ne geldi. Saldırılar bir türlü bitmiyordu, burada emniyet güçleri halkın üzerine ateş açtı ve 15 yurttaşımız daha katledildi. Karanlık güçler işbaşındaydı. Daha 2 Temmuz katliamının üzerinden iki yıl geçmişti ki bu sefer İstanbul’da Aleviler katliama maruz kalıyordu. İstanbul’un ve Türkiye’nin birçok yerinde başta Aleviler olmak üzere, yüzbinlerce yurttaş, yaşanan bu katliamı protesto etmek için sokağa çıktı. 15 Mart’ta Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde polisin ateş açması sonucu 5 yurttaşımız daha katledildi. Sonuç dehşet vericiydi, 12-15 Mart tarihleri arasında yani üç günde devam eden saldırılarda onlarca canımız katledildi, yüzlercesi de yaralandı.

    “ALEVİLERE DÖNÜK KATLİAM POLİTİKASININ DEVAMI”

    Biz bu katliam pratiğini daha önce Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Ortaca ve Sivas’ta defalarca yaşadık. Ne gidenlerimizi ne de kalanlarımızı unutmadığımız gibi bu katliamı yapan ve yaptıranlara karşı verdiğimiz eşitlik, demokrasi ve özgürlük mücadelemizden asla taviz vermeden yürümeye devam ettik ve ediyoruz. Gazi ve Ümraniye katliamları Alevilere dönük yüzyıllardır devam eden baskı ve katliam politikalarının bir devamıdır. Aynı zihniyet bu gün de, içimizdeki hain ve işbirlikçiler aracılığı ile iş başındadır. Tarih boyunca uğradığımız tüm saldırılara ve inkar politikalarına karşın, Aleviler dün vardı, bugün vardır, yarın da var olacak.

    “KATİLLERİN KİM OLDUĞUNU BİLİYORUZ!”

    Dün olduğu gibi bugün de eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren tüm çevrelerle omuz omuza, zulmün ve haksızlığın karşısında, ezilenlerin saflarında, asla boyun eğmeden mücadele etmeye devam edeceğiz. Aradan geçen 29 yıla rağmen Gazi ve Ümraniye’de katledilen canlarımızı unutmadık. Katliamı başlatan, saldırıyı gerçekleştiren kontrgerilla çete mensupları hiçbir zaman bulun(a)madı. Ama biz onların kimler olduğunu biliyoruz. Onlar korkaklığın, kahpeliğin, hainliğin mirasçıları, biz ise dostluğun, dayanışmanın, onurlu direnişin sembolü Şah Kalenderlerin, Pir Sultanların, Şey Bedreddinlerin mirasçılarıyız.

    “UNUTMAYACAĞIZ, HESAP SORACAĞIZ!”

    Gazi ve Ümraniye katliamlarında hedef gözeterek birçok canımızı katlettikleri görüntülerle ve adli tıp raporlarıyla açıkça kanıtlanan polislere göstermelik cezalar verildi. Katliam davası kaçırılarak şehir şehir gezdirildi. Daha önceki Alevi katliamlarında olduğu gibi bu katliamda da sorumluluğu bulunan devlet yetkilileri milletvekili ve hatta bakan yapılarak ödüllendirildi. Tıpkı Madımak katilleri gibi. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar bizler bu katliamın hesabını mutlaka soracağız ve üzerinin örtülerek unutturulmasına asla izin vermeyeceğiz. 29. yılında Gazi ve Ümraniye’de katledilen tüm canlarımızı saygıyla anıyoruz. Gazi ve Ümraniye katliamlarını unutmadık, unutturmayacağız!”

     

  • Gazi Katliamı 29. yılında: Katliamın üstü örtüldü, failler yargılanmadı

    Gazi Katliamı 29. yılında: Katliamın üstü örtüldü, failler yargılanmadı

    PİRHA-Gazi Mahallesi’nde 12 Mart 1995 tarihinde çoğu polis kurşunuyla 22 kişinin öldürüldüğü katliamın üzerinden 29 yıl geçti. Gazi Katliamı’nın failleri ve sorumluları hala cezalandırılmadı. 

    İstanbul’da 12 Mart 1995 akşamı, saat 20:45 sıralarında kimliği belirlenemeyen kişiler, gasp ettikleri bir taksi ile Gazi Mahallesinde bulunan Öntaş, Yavuz ve Dostlar kahvehaneleri ile Sarıoğlu Pastanesini silahla taradı. Saldırı sonucu 76 yaşındaki Alevi dedesi Halil Kaya öldürüldü, 5’i ağır 25 kişi yaralandı. Sonrasında saldırganlar kaçırdıkları taksinin şoförünü de öldürerek kayıplara karıştı.

    Saldırının duyulmasının ardından Gazi Mahallesi halkı sokağa çıkarak saldırıyı protesto etti. Polis halkın üzerine ateş açtı ve Mehmet Gündüz’ü katletti. Ertesi gün cenaze töreni için cemevi önünde toplanan binlerce kişiye ateş açıldı. Öğleden önce üç kişi, öğlenden sonra 12 kişi daha yaşamını yitirdi. Hepsi de kurşun yarasıyla ölmüştü. Aralarında gazetecilerin de bulunduğu birçok kişi yaralandı. Aynı gün İstanbul Valiliği Gazi, Zübeyde Hanım ile Esentepe mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan etti. Mahallelerin giriş ve çıkışlarına polis barikatı kuruldu ve giriş, çıkış polis kontrolünde yapıldı. Sokağa çıkma yasağı Gazi Mahallesi direnişini engelleyemedi. Bunun üzerine bölgeye askeri birlikler gönderildi.

    Bu arada, Ankara’da Gazi Katliamı ve sokağa çıkma yasağı Kızılay’da protesto edildi; polis eyleme saldırdı, 36 kişi yaralandı.

    ÜMRANİYE’DE DE 5 KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ

    Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi halkı da, Gazi Mahallesi’ndeki katliamı protesto etmek için 15 Mart’ta sokağa çıktı. Polis burada da halka ateş açtı. O gün 1 Mayıs Mahallesi’nde de beş kişi öldürüldü.

    HASAN OCAK KAYBEDİLDİ

    Dört gün içerisinde Gazi Mahallesi’nde 17 ve 1 Mayıs Mahallesi’nde beş olmak üzere toplam 22 kişi öldürüldü, 300’den fazla kişi de yaralandı. Yapılan otopsi sonucu olaylarda öldürülenlerden 17 kişinin polis mermisiyle hayatını kaybettiği ortaya çıktı.

    Gazi Mahallesi direnişinde bulunan Hasan Ocak 21 Mart günü gözaltına alındı ve kaybedildi. Ailesinin ve kamuoyunun mücadelesi sonucu Hasan Ocak’ın cansız bedeni bulundu.

    DÖNEMİN YETKİLİLERİ YARGILANMADI

    Gazi Katliamı yaşandığında; İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’di. Polise yetki veren Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, “Bin operasyon yaptık” diyerek katliamı savunmuştu. İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu olayları bastırmak için sokağa çıkma yasağı ilan edip Gazi Mahallesi’ni polis ablukasına aldırmıştı. İçişleri Bakanı Nahit Menteşe “Polis silah kullanmadı” demişti. Başbakan Tansu Çiller, “Vatan için kurşun yiyen de, atan da şereflidir” demişti. Süleyman Demirel ise Cumhurbaşkanıydı. Hiçbiri yargılanmadı.

    Gazi Katliamı, aradan geçen 28yıla rağmen asıl failleri karanlıkta bırakıldı. Katliam sonrası açılan davada sanık koltuğuna sadece 20 polis oturtuldu. Ancak bunlar arasında üst düzey yetkililer yoktu. Güvenlik gerekçesiyle 3 şehir gezdirilen dava, sadece iki polisin 4 yıl 32 ay hapis cezası almasıyla sonuçlandı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Eğitim-Sen Mersin Şubesi, 29’uncu yıldönümünü kutladı- VİDEO

    Eğitim-Sen Mersin Şubesi, 29’uncu yıldönümünü kutladı- VİDEO

    PİRHA- Eğitim-Sen Mersin Şubesi, sendikanın kuruluşunun 29’uncu yıldönümü dolayısıyla etkinlik düzenledi. Etkinlikte herkes için eşit, parasız, bilimsel, laik ve ana dilinde eğitim mücadelesinin kararlılıkla sürdürüleceği dile getirildi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Mersin Şubesi, sendikalarının kuruluşunun 29’uncu yıldönümü dolayısıyla sendika binasında kutlama yaptı. Birçok sendika üyesi eğitim emekçisinin katıldığı etkinlik, basın açıklamasıyla başladı. Konuya dair açıklamayı Eğitim Sen Şube Başkanı Mahmut Sümbül yaptı.

    116 YILDIR SÜREN MÜCADELE

    Mahmut Sümbül, yıllardır her türlü baskı, tehdit, yasak ve engellemelere rağmen birlik, dayanışma ve mücadele anlayışıyla onurlu bir mücadele yürüttüklerini belirtti. Eğitim ve bilim emekçilerinin köklerinin 1908’e kadar uzandığını ve bu 116 yıllık mücadele tarihinin, aynı zamanda insanca yaşam ve demokratik Türkiye için yürütülen bir mücadelenin tarihi olduğunu kaydeden Sümbül, bu mücadelenin 29 yıldır Eğitim Sen ile devam ettiğini söyledi.

    “MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Sümbül, öğrencilere onurlu bir gelecek bırakmanın sorumluluğunu her zaman hissettiklerini ifade ederek şunları söyledi:

    “Eğitim-Sen’in mücadele tarihi içinde isimler ve yüzler değişse de savunulan ilke ve değerler hiçbir zaman değişmemiştir. Okullarda, üniversitelerde, tek tek işyerlerinde ve alanlarda, meydanlarda, yaşamın her alanında dostluğu, dayanışmayı ve umudu büyütmeye devam ediyoruz. Geçtiğimiz 29 yılda sadece sendikal hakların değil, aynı zamanda emek, demokrasi ve barış mücadelesinin öznesi olmuş, her türlü anti-demokratik uygulamanın, baskıların ve her türlü ayrımcılığın karşısında yer almıştır.

    Eğitim-Sen olarak önümüzdeki dönemde bu mücadelenin en önünde yer almayı sürdüreceğimiz bilinmelidir. Bizim mücadelemiz aynı zamanda, düşünceyi ifade ve örgütlenme özgürlüğünün sağlanması, farklı kimlik ve kültürlerin kendilerini özgürce ifade edebildiği ve kamusal alanda kendisini temsil edebildiği gerçek anlamda laik ve demokratik bir Türkiye yaratılması mücadelesidir.

    Eğitim ve bilim emekçilerinin kazanılmış haklarının ortadan kaldırılmasına, eğitimde yaşanan dinselleşme uygulamalarına, eğitim ve yükseköğretim hizmetlerinin adım adım ticarileştirilmesine karşı herkes için eşit, parasız, bilimsel, laik ve anadilinde eğitim mücadelemiz kararlılıkla sürecektir.”

    Yapılan açıklamanın ardından Eğitim-Sen’in mücadele tarihini anlatan kısa bir sinevizyon gösterildi. Sonrasında ise ,“29’uncu yılımız kutlu olsun. Türkiye’nin aydınlık yüzü” yazılı sembolik bir pasta kesildi.

    PİRHA/MERSİN

  • Cumartesi Anneleri: Mehmet Fındık, Ömer Fındık ve Ömer Kartal nerede?-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Mehmet Fındık, Ömer Fındık ve Ömer Kartal nerede?-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 981’inci haftasında 1995 yılında gözaltında kaybedilen Mehmet Fındık, Ömer Fındık ve Ömer Kartal’ın akıbetlerini sordu.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Abluka altında tutulan Galatasaray Meydanı’na gelen Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları eylemin 981’inci haftasında gözaltında kaybedilen Mehmet Fındık, Ömer Fındık ve Ömer Kartal’ın akıbetlerini sordu. Yapılan açıklamayı Cumartesi Anneleri adına Jiyan Tosun okudu.

    ADALET TALEBİYLE GALATASARAY MEYDANI ÖNÜNDEYİZ

    29 yıldır hukukun işletilmediği, hakikatin inkâr edildiği Mehmet Fındık, Ömer Fındık ve Ömer Kartal dosyasında adalet talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bulunduklarını belirten Jiyan Tosun, “31 Aralık 1995 tarihinde saat 13.30’da Silopi Doruklu Köyü muhtarı Mehmet Fındık telefonla arandı. Arayan kişi “Jandarma Komutanlığından arıyoruz. Bize yılbaşı için üç tane hindi getirin.” dedi. 13 yıldır muhtarlık yapan Mehmet Fındık, can güvenliğinden endişe ettiği için yanına kardeşi Ömer Fındık ve kuzeni Ömer Kartal’ı aldı. Birlikte hindileri götürmek üzere Mehmet Fındık’ın otomobili ile köyden ayrıldılar. Uzun bir zaman geçmesine rağmen üç köylü geri dönmedi. Tedirgin olan aileleri, Silopi İlçe Jandarma Komutanlığına gittiler. Burada kendilerine “Yakınlarınız buraya geldi, hindileri bırakıp Emniyete gittiler.” denildi. Bunun üzerine aileler, Emniyet Müdürlüğüne gittiler burada da “Bize hindi getirdiler, sonra da köye gittiler.” denildi.

    Köye geri dönen aileler, onların gelmediğini görünce yeniden Silopi Emniyet Müdürlüğüne gittiler. Köyde arabası olan herkes o gece emniyetin önüne geldi. “Yakınlarımızı almadan buradan gitmeyiz” diyen köylülerin üzerine panzer sürüldü ve ateş açıldı. Bunun üzerine köye döndüler. Onlar köye döndükten iki-üç saat sonra Silopi’den bir helikopter havalandı. Aileler, kaybolan yakınlarının bu helikopter ile Silopi’den çıkarılmış olabileceğini düşündü. Ertesi gün Mehmet Fındık’a ait araç Cudi Mahallesinde Silopi Emniyet Müdürlüğüne 300-400 metre uzaklıkta terkedilmiş olarak bulundu. Araç, sürtünmeden dolayı çizilmiş, Silopi Emniyet Müdürlüğünün kapısının boyası çizilen yerlere bulaşmıştı.

     ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ

    Aileler, yakınlarının bulunması talebiyle Silopi ve Cizre Kaymakamlıklarına, Silopi Emniyet Müdürlüğü ve Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulunduğunu ifade eden Tosun, “Ancak başlatılan soruşturmada hiçbir ilerleme kaydedilmedi. 39 yaşındaki Mehmet Fındık, 22 yaşındaki Ömer Fındık ve 24 yaşındaki Ömer Kartal’dan bir daha haber alınamadı. 26 Ocak 2009 tarihinde aileler, tekrar Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Başvurularında yakınlarının Silopi Emniyet Müdürlüğü’nde kaybedildiğini düşündüklerini, o dönem görev yapan memurlardan ve Silopi İlçe Jandarma Komutanı Halil Yüzbaşı’dan şikâyetçi olduklarını belirttiler. Ancak bu soruşturma da 2015 yılında takipsizlik kararı ile kapatıldı. 981. haftamızda bir kez daha Mehmet Fındık, Ömer Fındık ve Ömer Kartal dosyasında maddi gerçeğin açığa çıkması, suçun fail ve sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmaları için adli makamları göreve çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin, Mehmet Fındık, Ömer Fındık ve Ömer Kartal için tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    Açıklamanın ardından kayıp yakınları, tüm kayıplar için meydana karanfiller bıraktı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Bombalanan Özgür Ülke önünden seslendiler: Hakikatten beslenenler yok olmaz!

    Bombalanan Özgür Ülke önünden seslendiler: Hakikatten beslenenler yok olmaz!

    Özgür Ülke gazetesinin bombalanmasının 29’uncu yılında yapılan açıklamada konuşan gazeteci Reyhan Hacıoğlu, mücadelede geri adım atmayacaklarını belirterek “Kırılacağız belki ama eğilmeyeceğiz. Bin kere de hapse atsanız biz yine karşınıza dikileceğiz. Çünkü halktan ve hakikatten beslenenler asla yok olmaz” dedi.

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Yeni Yaşam gazetesi, 3 Aralık 1994 tarihinde Özgür Ülke gazetesinin bombalanmasının yıldönümüne ilişkin gazetenin İstanbul Kadırga’da bombalanan binası önünde açıklama yaptı.

    Eyleme, birçok gazetecinin yanı sıra Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP), İnsan Hakları Derneği (İHD), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türkiye Gazetecileri Sendikası (TGS), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK-Basın İş) ile Devrimci Yapı, İnşaat ve Yol İşçileri Sendikası (Dev Yapı İş) temsilcileri katıldı. Açıklamada “Özgür basın susturulamaz” pankartı ile o dönem hayatını kaybeden Ersin Yıldız ve patlama sonrasını gösteren bina fotoğrafları taşındı. Eylemde, “Özgür basın susturulamaz”, “Şehid namirin”, ” Baskılar bizi yıldıramaz” sloganları atıldı.

    “KÖTÜLÜĞÜN VE DİRENİŞİN YILDÖNÜMÜ”

    Basın metnini okuyan Yeni Yaşam gazetesi editörlerinden Reyhan Hacıoğlu, cumhuriyetin bu ülkede halklara, muhaliflere, devrimcilere ve gazetecilere yaptığı zulümlerle şöhret kazandığını ifade etti. Reyhan,  “Çoğumuz basında çalıştığımız için biliriz, önümüzde, bilgisayarımızda her zaman bir kronoloji dosyamız vardır, hiçbirini unutmayalım, unutup da yitirdiklerimize saygısızlık etmeyelim diye yüreğimiz titrer. Sansaryan Han’dan başlayıp, Amed 5 No’lu zindanına, Sinop kalesinden Metris hücrelerine kadar Cumhuriyet tarihinin neredeyse her günü mutlaka bize yaşatılan bir kötülüğün ve tabii ki aynı zamanda ortaya koyduğumuz bir direnişin yıldönümüdür. Daha kaç gün oldu şurada sevgili Tahir Elçi’nin katledilmesini yeniden lanetleyeli? Ve düşünün ki üç-dört hafta sonra da Roboskî’nin katırlarla taşınan çocuklarını anacağız” sözlerini kullandı.

    “FAİLLER BELLİ”

    O dönem yapılan saldırı sonucu gazete çalışanı Ersin Yıldız’ın katledildiğini hatırlatan Hacıoğlu, yapılan saldırıda tam bir katliamın planlandığının altını çizdi. Saldırıda faillerin belli olduğunu belirten Hacıoğlu, “Korkutmak değil, ‘bertaraf etmek’ istiyorlardı. Açıkça da söylediler bunu, resmi belgelerde söylediler. Ama bakın şimdi; 29 yıl sonra durun ve bir bakın; Özgür Basın nerede? Sizin o renkli paçavralarınız nerede? Siz duvarın öte yanında yalan dolan ve rant devşirmekten ibaret olan iliştirilmiş gazeteciliğinizi yaparken, beri yanda bazıları 1994 doğumlu olan çocuklarımız büyüdüler. Apê Musa’nın, Gurbetelli Ersöz’ün mirasının sahipleri, o günlerden bugüne bedeller ödeyerek, gerekirse zindanlardan geçerek gazeteciliği yeniden yeniden öğrendiler ve hepimize öğrettiler”  diye ekledi.

    “KIRALACAĞIZ BELKİ AMA EĞİLMEYECEĞİZ”

    O günden bugüne saldırıların biçim değiştirerek devam ettiğine dikkat çeken Hacıoğlu, şöyle dedi:

    “Bugün de onlarca arkadaşımız, Abdurrahman’dan Dicle’ye, Sedat’a kadar başları dimdik girdiği hapislerde. Ama ne kalemlerini satıyorlar ne de gerçeğin hizmetkârı olmaktan bir milim uzaklaşıyorlar. Halktan ve hakikatten beslenenler asla yok olmaz çünkü.  Bunu şimdiye kadar kanımızla, canımızla yüzlerce kez kanıtladık. Ve daha bu gördükleriniz bir şey değil. Bizden kurtulmak öyle kolay değil. Bin kere de hapse atsanız, bin kere vursanız, biz yine acımasız bir ayna suretinde her köşe başında karşınıza dikilecek ve makyajınızın altındaki o irin dolu cerahati en küçük ayrıntılarına kadar göstereceğiz. Ersin’imize söz vermişiz çünkü. Kırılacağız belki ama eğilmeyeceğiz.”

    (Jinnews)

     

     

  • Şairler Kuyumcu ve Sarıoğlu: İlhan Sami Çomak, bir an önce serbest bırakılmalı-VİDEO

    Şairler Kuyumcu ve Sarıoğlu: İlhan Sami Çomak, bir an önce serbest bırakılmalı-VİDEO

    PİRHA-Yazar ve Şair İlhan Sami Çomak 29 yıldır cezaevinde. Çomak’ın Türkiye’de en uzun süre cezaevinde yatan şairlerin başında geldiğini söyleyen şair Namık Kuyumcu, “Fiziksel olarak hapsedilebiliriz ama düşüncelerimiz hapsedilemez” dedi. Şair Sezai Sarıoğlu ise, “Biz öyle bir ülkede yaşıyoruz ki bir şair sözcüklere ve dillere gitmek yerine hapishanelere düşürülüyor ve orada esir tutuluyor” diye konuştu. 

    1994 yılında 21 yaşındayken tutuklanan ve şu anda 50 yaşında olan Yazar ve Şair İlhan Sami Çomak, hala cezaevinde.

    Cezaevinde 29 yılını dolduran İlhan Sami Çomak’ın tahliye edilmesinin önünde kanuni hiçbir engel kalmadı. Ancak koşullu salıverilme tarihi 21 Ağustos 2024 olduğundan kalan 1 yıl için denetimli serbestlik hakkından yararlanabilmesi istemiyle avukatları başvuruda bulunmasına rağmen kabul edilmedi.

    Şair Namık Kuyumcu ve Sezai Sarıoğlu, İlhan Sami Çomak’ın hala tutuklu olmasını PİRHA‘ya değerlendirdiler.

    “FİZİKSEL OLARAK HAPSEDİLEBİLİRİZ AMA DÜŞÜNCELERİMİZ HAPSEDİLEMEZ”

    İlhan Sami Çomak’ın Türkiye’de en uzun süre cezaevinde yatan şairlerin başında geldiğini söyleyen şair Namık Kuyumcu, “Kendisine istinat edinilen suçlamalarla ilgili somut deliller olmamasına rağmen İlhan Sami Çomak, 29 yıldır cezaevinde. Bu ülkedeki hukuk sisteminin kötü bir örneğini İlhan Sami Çomak şahsında yaşadığımızı söyleyebiliriz. Bir düşün ve sanat insanı olarak İlhan Sami Çomak, cezaevinde 30 yıla yakın ömrünün çok daha verimli bir hale gelmesini biriktirerek şiirleriyle, yazılarıyla ve makaleleriyle dışarıya adeta firarlar çoğalttı. İçeride yatan insanların zaten böyle bir zihinsel yolculuğu olmasa, içerideki koşullar insanı daha kötü bir hale getirebilir. Sanat ve kültür insanlarının içeride düşüncelerinin hapis edilemeyeceğinin en büyük göstergeleri içeride yazılan metinlerdir. Hapishaneler fiziksel olarak bizim tutsak olduğumuz yerler olabilir ama dünyanın her yerine yazdıklarımızla, düşündüklerimizle ve yaptıklarımızla itirazlarımızla parmaklıklar arasından bu anlamda firarlar çoğaltabiliriz” dedi.

    “HUKUK SINIFTA KALMIŞTIR”

    İlhan Sami Çomak’ın şartlı tahliye edilmesi gerekirken Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş davalarında olduğu gibi hukukun ayaklar altına alındığını dile getiren Kuyumcu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Hukuk kendi içinde tekrar sınıfta kalmıştır. Bu durumda çok rahat bir şekilde iktidar baskısı olduğundan söz edebilmeliyiz. İktidar işine geleni serbest bırakıyor işine geleni serbest bırakmıyor. Bunun en açık örneği de İlhan Sami Çomak’ın avukatlarının itirazlarına ve kamusal bir talep olmasına rağmen özgür bırakılmaması bunun en önemli örneklerinden birisini oluşturmaktadır. İlhan Sami Çomak’ın durumunu daha fazla kamusal çıkışlarla hukuksal ve toplumsal anlamda kendisine daha fazla sahip çıkarak bir an önce özgürlüğüne kavuşmasının olanaklarını çoğaltmalıyız.”

    “BİR ŞAİR SÖZCÜKLERE VE DİLLERE GİTMEK YERİNE HAPİSHANELERE DÜŞÜRÜLÜYOR”

    Şair Sezai Sarıoğlu da, “Yaban ördekleri kışın zemherisinde suya konduklarında donmamak için nöbetleşe kanat vururlarmış’ sözüyle konuşmasına başlayarak, “Aslında bir şairin dışarıda veya içeride ama hele ki içeride esir tutulunca doğanın bu dayanışma hikâyesinden de okuyabiliriz. Bir şair kendinden ve şiirlerinden başka nereye gidebilir hikâyenin esası budur. Ama biz öyle bir ülkede yaşıyoruz ki bir şair sözcüklere ve dillere gitmek yerine hapishanelere düşürülüyor ve orada esir tutuluyor” dedi.

    Sarıoğlu şunları ifade etti:

    “Hapishaneler devrimci bir şairin eski kendinden yeni kendine taşındığı mekânlardır. Dışarıda bir kendimiz vardır etik, estetik, politik değerler sistemimiz vardır ama hapishaneye düştüğümüz zaman bunların sağlamasını yapmak gerekir. Şair hapishanede şiirlerle de kendi sağlamasını yapar ve kendine yeni bir özgürlük kapısı açar. 30 yıl boyunca hapishanede esir tutulmak nasıl bir şeydir, dışarıdaki bütün hukuki müdahalelerin boşa çıkarıldığı ve devlet tarafından kabul edilmediği bir şairden söz ediyoruz. Dağların anahtarlarını kaybettik diye bir söz vardır, biz uzun bir süredir birbirimizin anahtarlarını kaybettik. Sokakların, kitapların ve birbirimizin anahtarlarını kaybettik. Vicdanlarımıza, şiirlerimize ve kalplerimize kadar geri çekildik. Geri çekildiğimiz noktadan tekrar ileriye atılmak için birbirimizi bulmak zorundayız ve birbirimizin şiirlerini elden ele, dilden dile dolaştırmak zorundayız” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:
    -Tutuklu Şair İlhan Sami Çomak’ın dostları, AİHM önünde şiirlerini okuyacak -VİDEO
    -Sennur Sezer şiir ödülü İlhan Çomak’a verildi-VİDEO
    -Galler PEN, 27 yıldır tutuklu şair İlhan Sami Çomak’a onursal üyelik verdi
    -İlhan Sami Çomak’ın, ‘Karınca Yuvasını Dağıtmamak’ isimli otobiyografisi 7 Mayıs’ta çıkıyor
    -Oyuncu Caner Cindoruk, tutuklu şair İlhan Sami Çomak’ın şiirini okudu-VİDEO
    -‘İlhan Sami’nin adaletsiz biçimde 28 yıldır cezaevinde olması oyunu yapmaya sevk etti’-VİDEO
    -‘Hayat Seni Çok Seviyorum’ oyunu yoğun ilgi gördü-VİDEO

  • 29 yıl önce Sivas’ta katledilen 33 kişi Dersim’de fotoğraf sergisiyle anıldı-VİDEO

    29 yıl önce Sivas’ta katledilen 33 kişi Dersim’de fotoğraf sergisiyle anıldı-VİDEO

    PİRHA-29 yıl önce Sivas’ta katledilen 33 kişi Dersim, Seyit Rıza Meydanı’nda açılan fotoğraf sergisiyle anıldı. 2 Temmuz Sivas Katliamı’nın 29. yıl dönümü olduğunu hatırlatan PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, “29 yıl önce sistem ülkede karşıtlıklar yaratmak ve kendi varlığını sürdürmek için 33 canımızı Sivas’ta yaktı. 29 yıldır acımız hiç dinmedi ve Sivas’ta yitirdiklerimizi saygıyla anıyoruz” dedi.

    Sivas Katliamı’nın üzerinden 29 yıl geçti. Öncesinde ve sonrasında yaşanan katliamlar gibi Sivas Katliamı’nda da ne adalet sağlandı, ne de yüzleşme yaşandı. O günün acılarıysa bugün hala devam ediyor.

    29 yıl önce Sivas’ta yakılarak katledilen 33 aydın, yazar, sanatçı Dersim’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Dersim Şubesi, Dersim Belediyesi ve Vecihi Timuroğlu Kütüphanesi’nin ortak çalışmasıyla Seyit Rıza Meydanı’nda açılan fotoğraf sergisiyle anıldı.

    “SİSTEM KENDİ VARLIĞINI SÜRDÜRMEK İÇİN 33 CANIMIZI SİVAS’TA YAKTI”

    2 Temmuz Sivas Katliamı’nın 29. Yıl dönümü olduğunu hatırlatan PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, “29 yıl önce sistem ülkede karşıtlıklar yaratmak ve kendi varlığını sürdürmek için 33 canımızı Sivas’ta yaktı. 29 yıldır acımız hiç dinmedi ve Sivas’ta yitirdiklerimizi saygıyla anıyoruz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • 29. yılında Sivas Katliamı, Madımak Oteli önünde lanetlendi, katledilenler anıldı-VİDEO

    29. yılında Sivas Katliamı, Madımak Oteli önünde lanetlendi, katledilenler anıldı-VİDEO

    PİRHA -Sivas/Madımak Katliamı’nın 29. yıl dönümü nedeniyle Madımak Oteli’nin önünde toplanan Aleviler, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri katliamcıları lanetledi. Kitle, katliamda yaşamını yitirenlerin anısına otelin önüne karanfiller bırakarak saygı duruşunda bulunurken, yapılan açıklamalarda, Sivas Katliamı’nın hesabının bir gün mutlaka sorulacağı vurgulandı.

    Sivas Madımak Katliamı’nın 29. yılında katledilen 33 canı anmak için Türkiye’nin dört bir yanından ve Avrupa’dan Sivas’a gelen Aleviler, Madımak Oteli’nin önüne yürüdü.
    Çok sayıda Alevi örgütünün, siyasi partinin ve demokratik kitle örgütünün katıldığı anmada, katliamı lanetleyen sloganlar atılarak, adalet talebinde bulunuldu.

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin yakınları ve Alevi örgütü temsilcileri ile CHP ve HDP Milletvekilleri otelin önüne karanfiller bıraktı.
    ‘Sivas’ın ışığı sönmeyecek’, ‘Sivas’ı unutma’, ‘Sivas için adalet’, ‘Madımak utanç müzesi olsun’ yazılı dövizler ve Sivas’ta yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının olduğu dövizleri taşıyan kitle sık sık ‘Sivas’ı unutma unutturma’, ‘Yobazlar yaktı devlet baktı ’, ‘Faşizme karşı omuz omuza’, ‘Dün Sivas’ı yakanlar bugün AKP’yi kuranlar’, “Devletin Alevisi olmayacağız’ sloganları attı.

    Otel önündeki anma katliamda hayatını kaybedenler için yapılan saygı duruşuyla başladı. Ardından deyişler eşliğinde canlar semah döndü.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, tüm Alevi kurumları adına açıklama yaptı. Erçe konuşmasında şunları söyledi:

    “Bu anma programında emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Ülkemizin ve dünyanın her yerinden gelen canlar hos geldiniz. Dernekler, siyasi partiler, devrimciler, solcular hosgeldiniz. Bu otel hala yanıyor ve ışık saçıyor. Devletin mahkemelerinin kararları bizim için yok hükmündedir. Bu insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Biz bitti demeden bitmez bu dava. Zaman aşımına asla uğrayamaz. Gerçek anlamda adalet sağlanana kadar mücadele edeceğiz. Tüm kesimler bir araya gelecek, kol kola gireceğiz ve böyle mücadele edeceğiz. Burada sadece 33 can yakılmadı. Laiklik, adalet, hukuk, demokrasi, her şey yakıldı.
    2 Temmuz, bugünkü gibi tek adam rejimini getirmek için yapıldı. Bugünkü siyasi iktidarın yol yürüdükleri yaktı canlarımızı. Tarihiyle yüzleşmeyen toplumlar çürür. Bugün çürümüş durumdayız. Her türlü katliam yaşanıyor bugün. Tarihle yüzleşmezsek karanlığa boğulup kalırız. Çok acı çektik ama doğrularımızdan ve inancımızdan asla geri adım atmadık, atmayacağız. Yüz yıllardır katledildik. Bizden korkmuyorlar. Çoğalarak geleceğiz buraya. Ezilen sömürülen tüm kesimlerle birlik olacağız. Diyanet ve bakanlıklar gençlik kampı kuracakmış. Hadi oradan. Alevi kurumları varken sana ne oluyor? Onların kampına giden, alet olan düşkündür. Alevilerin talebi belli. 30 yıldır haykırıyoruz. Özgürlüğü, demokrasiyi, adaleti, biz getireceğiz. Kaç gündür anmalarımızı engellenmeye çalışıyorlar. Kahrolsun faşizm.”

    Erçe’nin konuşması sırasında bir grup ülkücü, polislerin gözleri önünde kitleye küfür ve hakaretler etti.

    Otelin önüne karanfiller bırakan şehit aileleri de faillerin bulunması ve adaletin sağlanması için taleplerini dile getirdi.

    PİRHA/SİVAS

  • Zeynel Kete: Sivas Katliamı Alevilerin hakikat ve özgürlük arayışına karşı bir darbedir

    Zeynel Kete: Sivas Katliamı Alevilerin hakikat ve özgürlük arayışına karşı bir darbedir

    PİRHA-2 Temmuz 1993 yılında 33 kişinin dünyanın gözü önünde katledildiğini vurgulayan Şıx Çoban Ocağı evladı Pir Zeynel Kete, “Sivas Katliamı tek başına kendini bilmez bir grup meczubun, gericinin, dincinin, şeriatçının, yobazın yaptığı bir katliam değildir. Bu inanca yönelik katliamlar günümüze kadar Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Madımak, Gazi şeklinde devam etmiştir” diye belirtti.

    Sivas Katliamı’nın üzerinden 29 yıl geçti. Öncesinde ve sonrasında yaşanan katliamlar gibi Sivas Katliamı’nda da ne adalet sağlandı ne de yüzleşme yaşandı. O günün acılarıysa bugün hala devam ediyor.

    Şıx Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete, Sivas Katliamı’nın 29’uncu yılına dair değerlendirmede bulundu.

    2 Temmuz 1993 yılında 33’ü aydın, yazar, tiyatro sanatçısı ve 2 otel görevlisinin dünyanın gözü önünde katledildiğini vurgulayan Kete, “Olayların meydana geldiği zaman ve mekanın ruhu çok önemli ve belirleyicidir. Zaman ve mekan kültürün oluşmasının da serçeşmesidir. Yer Sivas 1993’lü yıllar. Doksanlar bir yanıyla faili meçhul cinayetlerin olduğu, sabah evinde çıkanların helallik isteyerek çıktığı, gazetecilerin, aydınların, insan hakları savunucularının katledildiği bir siyasi atmosfer vardı. Bir yanıyla da seksen darbesine karşı emek, barış ve demokrasi mücadelesi verenlerin ayağa kalktığı, korku imparatorluğunun aşıldığı ve Alevilerinde bu mücadelede yer aldıkları bir dönemdi” dedi.

    “SİVAS KATLİAMI TEK BAŞINA BİR GRUP GERİCİNİN YAPTIĞI BİR KATLİAM DEĞİLDİR”

    Seksen darbesinden sonra emek, barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren kesimlerin baskı altına alınıp cezaevlerine atıldığını vurgulayan Kete, “Seksenlerde baskı altına alınan kesimlerin doksanlı dönemlerde Alevilerle ve Kürtlerle ikrarlaşmaları söz konusudur. Alevi sürekleri ve özelde Reya Heq Alevileri demokratik siyasette, emek mücadelesinde görünür olurken aynı zamanda Kürtlerin demokratik siyasetteki mücadelesi ile de birlik sağlamıştı. Tabiri caizse seksenlerin bastırılmış mücadelesi görünür olmuş, seksen darbesi ile hesaplaşılma durumu söz konusudur. Halkların, farklılıkların, Alevilerin kendileri ile ilgili karar vermeleri, bunun demokratik araçlarını oluşturmaları, resmi ideoloji ile hesaplaşma durumuna gelmeleri egemenlerin işine gelmiyordu. Katliamın nedenlerini bu ortamın içinde aramak gerekiyor. Sivas Katliamı tek başına kendini bilmez bir grup meczubun, gericinin, dincinin, şeriatçının, yobazın yaptığı bir katliam değildir. Kadim bir inanç olan Reya Heq Alevilik binlerce yıldır ya devlet dışı kalmış bazen devlete rağmen varlığını  bir şekilde devam ettiren bir toplumsal yaşam formudur. Bu inanca yönelik katliamlar binlerce yıldır günümüze kadar Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Madımak, Gazi şeklinde devam etmiştir” dedi.

    “TARİHSEL HAKİKATİNDEN UZAKLAŞAN ALEVİLİK SAVUNMASIZ KALAN ALEVİLİKTİR”

    Doksanlarda görünür olan Alevilerin hakikat ve özgürlük arayışını tekçi zihniyetin tehlike olarak gördüğüne dikkat çeken Kete sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu sorunun ortadan kaldırılması lazımdı, seksenlerden sonra uyur hale gelen toplumsal muhalefetin canlanması Alevilerin toplumsal hakikatleri ile bütünleşmelerinin önüne geçilmeliydi. Bütün bu nedenlerden dolayı Sivas Katliamı yapılmalıydı. Çoklu nedenden kaynaklı bir durum söz konusu ise katliamın sunucuda çoklu amaca hizmet etmeliydi. Tekçi zihniyetler, nahak anlayış toplumun talepleri çerçevesinde oluşturulan yapılar değildir. Özellikle ulus devletler farklılıklara karşı, bilim iktidarının, toplumsal mühendislik siyasetinin mabetlerinde kurgulanan, senaryosu yazılan, aktörleri belirlenen bir aklın ürünüdür. Tarihsel hakikatinden uzaklaşan Alevilik savunmasız kalan Aleviliktir o yüzden Sivas Katliamı bu yönüyle değerlendirmeye muhtaçtır. Sivas Katliamı insanlığa karşı işlenmiş bir katliamdır.”

    PİRHA/ADANA

  • Sivas/Madımak Katliamı’nın 29. yılında Madımak Oteli’ne yürüyüş-VİDEO

    Sivas/Madımak Katliamı’nın 29. yılında Madımak Oteli’ne yürüyüş-VİDEO

    PİRHA- 33 insanın yakılarak katledildiği Sivas Katliamı 29. yılında lanetleniyor. PSAKD Sivas Şubesi ve HBVAKV Şubesi önünde toplanan kitle, Madımak Oteli önüne doğru yürüyor. Aleviler, Madımak Otel’i önünde katledilenleri anarak, Madımak Oteli’nin ‘Utanç müzesi’ olması için çağrıda bulunacak.

    Sivas Madımak Katliamı’nın üzerinden 29 yıl geçti. Katliamı lanetlemek ve katledilenleri anmak için toplanan kitle Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sivas Şubesi ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Sivas Şubesi önünde buluşarak Madımak Oteli önüne doğru yürüyüşe geçti.

    Sivas’a giriş ve çıkışlar dün geceden itibaren polis tarafından tutulmuş durumda. Şehre girişlerde kimlik kontrolü (GBT) yapılırken, anmanın yapılacağı bölgede de çok sayıda polis bulunuyor. Anmanın yapılacağı Madımak Oteli’nin önü ise bariyerlerle çevrilmiş durumda. Alana girmek isteyenler polis kontrolünden geçirilerek içeri alınıyor.

    Bu yıl ‘Sivas’ın ışığı sönmeyecek’, ‘93’ten bugüne Sivas hala yanıyor’ temasıyla anmalar gerçekleştiriliyor. Otel önüne doğru yürüyüşe geçen kitle sık sık ‘Sivas’ı unutma, unutturma’, “Dün Maraş’ta bugün Sivas’ta”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, Sivas’ı yakanlar, AKP’yi yuranlar, “Madımak Oteli müze placak” sloganları atılıyor.

    Kortejin ön saflarında, şehitlerin fotoğrafları aileleri tarafından taşındı. Şehitlerin isimleri okundu ve kitle burada diyerek yoklama alındı. Kitle katliamın gerçekleştirildiği otele doğru yürümeye devam ediyor.

    Kitle yürüyüşte sloganlarla ellerinde katledilen canların fotoğraflarını taşırken, Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin Dede ise elinde sazıyla kitleyi selamlıyor.

    Yürüyüş sırasında kitle katledilen canların isimlerini tek tek haykırdı.

    Sivas’ta yapılan anmaya çok sayıda Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekilleri ile parti yöneticileri katılıyor.
    Madımak Oteli’nin önünde buluşacak kitle önce otelin önüne karanfiller koyacak. Ardından kitle örgütlerinin temsilcileri konuşacak.

    Yürüyüşe, Şehit aileleri başta olmak üzere, Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Emek Partisi (EMEP), Sol Parti, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Halkevleri, Devrimci 78’liler Federasyonu, Kamu Emekçileri Sendikası Federasyonu (KESK) Şubeler Platformu, Ankara Dersimliler Derneği ve çok sayıda siyasi parti, sivil toplum örgütü ve demokrasi örgüt temsilcileri katıldı.

    PİRHA/SİVAS

     

  • Yakın tarihin en vahşi katliamlarından Sivas Katliamı 29. yılında

    Yakın tarihin en vahşi katliamlarından Sivas Katliamı 29. yılında

    PİRHA- Sivas’ta gerici-faşist güçlerce ozan, yazar, semah dönen gençler, 2’si otel çalışanı olmak üzere 35 kişinin Madımak otelinde yakılarak katledilmesinin üzerinden 29 yıl geçti. Katliam hala aydınlatılmadı. Üç firari sanık üzerinden yürüyen davada da hala katliamın aydınlatılması için mahkemenin bir çabası yok. 

    Sivas/Madımak Katliamı 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta gerçekleşen ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilen Pir Sultan Abdal Anma Etkinliği sırasında 15 bin kadar gerici-faşist kalabalığın Madımak Oteli’ni yakması ve çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanının yanarak hayatlarını kaybetmesi ile sonuçlanan bir katliamdır.

    Pir Sultan Abdal Anma Etkinliği kapsamında, aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu pek çok sanatçı ve yazar dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin’in özel davetlisi olarak Sivas’a gitti.

    CUMA NAMAZINDAN ÇIKAN KALABALIK MADIMAK OTELİNE YÜRÜDÜ

    Binlerce kişiden oluşan gerici-faşist grup, Kültür Merkezi’ne saldırdıktan sonra yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya başlayan kalabalık, cuma namazının ardından Madımak Oteli civarına ellerinde benzin bidonuyla yürüdü.

    Azgın kalabalık önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı. Madımak Oteli tutuşturulan perdeler ve alt katta bulunan eşyalarla birlikte yakıldı. Otele kalan kişilerden, aralarında Muhibe Akarsu, Hasret Gültekin, Asım Bezirci,  Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Muhibe Akarsu, Gülsüm Karababa, Gülender Akça, Menekşe Kaya’nın da aralarında olduğu 33 kişi ve 2 otel çalışanı yanarak hayatını kaybetti.

    Aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. İtfaiye merdiveniyle kurtarılmaya çalışılan Aziz Nesin, merdivendeki görevli tarafından darp edilip, merdivenden itfaiye aracı etrafında toplanan kalabalığa doğru itildi. Başından yaralanan Aziz Nesin’i linç girişiminden araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi’ne götürüldü.

    Saatlerce süren saldırıya müdahale edilmezken, katliam sonrası valilik tarafından ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” getirildi.

    SİVAS KATLİAMI İÇİN SİYASETÇİLER O DÖNEM NE DEDİ?

    Dönemin Başbakanı DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” demişti.

    Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise olayın münferit olduğunu iddia etmiş, “Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmemiş olmasına” gönderme yapıyor ve şöyle diyordu:

    “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş… Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır… Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır.”

    Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu da Aziz Nesin’i hedef göstererek, “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” ifadelerini kullanmıştı.

    Koalisyonun ortaklarından SHP’nin eski genel başkanı, dönemin başbakan yardımcısı Erdal İnönü ise, olaylar sırasında Aziz Nesin’le telefonla görüşerek “En kısa zamanda takviye güç gönderileceğini, kimsenin kılına dahi zarar gelmeden kurtarılacağını” söylemişti ancak hiç bir müdahale edilmedi. İnönü kendini, “Ne yapayım, yetkim yoktu” diyerek savundu.

    DAVA SÜRECİ

    Madımak Katliamı’ndan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190’a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124’ü hakkında “laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla dava açıldı, geri kalanlar serbest bırakıldı.

    Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994’te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.

    Müdahil avukatlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını “taraflı, hukuka ve adalete aykırı” olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi katliamın “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.

    28 Kasım 1997’de açıklanan kararda, 33 sanık Türk Ceza Yasası’nın 146/1 maddesine göre idam ve 14 sanığa 15 yıla kadar değişen hapis cezası verildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24 Aralık 1998’de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usul noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999 tarihinde usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000’de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi.

    SANIK AVUKATLARI REFAH PARTİSİ, AKP VE SAADET PARTİSİ’NDEN MİLLETVEKİLİ, BAKAN OLDULAR

    Sanıkların avukatlığını üstlenenler arasında olan Refahyol iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan, bakanlığı sırasında sanıkları hapishanede ziyaret etti. Geniş avukat listesinde çok sayıda Refah Parti üyesi ve yöneticisi olması eleştiri konusu oldu. Bu avukatlar ilerleyen yıllarda AKP ve Saadet Partisi’ne katıldılar ve içlerinden üst yönetim görevlerine yükselenler oldu.

    Yıllar geçtikçe sanık sayısı tahliyelerle 33’e düştü. Olayın kilit ismi olarak nitelendirilen, dönemin Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak ve Yargıtay’ın 1997’deki bozma kararından sonra firar eden 8 sanık ise halen yakalanamadı. Davanın firari olan 5 sanık ile ilgili kısmı, 13 Mart 2012 tarihinde zaman aşımından düşürüldü.

    ÜÇ FİRARİ SANIK ÜZERİNDEN YÜRÜYEN DAVA

    Şimdi ise dava üç firari sanık Eren Ceylan, Murat Sonkur ve Murat Karataş’ın yargılanması üzerinden Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’nın avukatı  Coşkun Özgür Piroğlu, Ocak 2021’de Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun dinlenmesi için Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçeyle başvurdu. Piroğlu tarafından 1. Ağır Ceza Mahkemesi kalemine yapılan başvuruda, Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu’nun dönemin karanlık güçlerini bildiği ve tanık sıfatıyla dinlenmesi gerektiğine vurguda bulunuldu. Ancak mahkeme bu talebi kabul etmedi.

    Üç firari sanığın yargılandığı davada Ahmet Nesin ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in de dinlenmesini istendi ancak mahkeme bu talepleri de reddetti.

    Hollanda Büyükelçiliği, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 35 kişiden biri olan Hollandalı Carina Cuanna nedeniyle 20 Ocak 2021 tarihinde Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya gözlemci olarak katılmaya başladı. Büyükelçilik artık her duruşmaya gözlemci olarak katılıyor.

    19 Ocak 2022’de görülen duruşmada Madımak Katliamı ile Alevi soykırımı yapıldığı bir kez daha dile getirilirken, Tansu Çillerin tanık olarak dinlenmesi talebini mahkeme ret etti.

    REDDİ HAKİM TALEBİ

    22 Haziran 2022 günü görülen 28. duruşmada adil bir yargılama yapılmadığını vurgulayan avukatların reddi hakim talebi reddedildi.
    Bunun üzerine Avukat Coşkun Özgür Piroğlu, Sivas Katliamı davasını yürüten heyete dair redd-i hakim talebinin kabul görmemesi üzerine yeniden itirazda bulundu. Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuran Av. Piroğlu, “Bu katliamın arkasındaki siyasi güçlerin ortaya çıkarılması mahkemenizin heyeti tarafından engellenmektedir. Mahkemenizin bu kararına itiraz ediyorum ve mahkemenizin heyetinin davadan çekilmesini talep ediyorum” dedi.

    HDP’NİN ALEVİ VEKİLLERİNDEN ARAŞTIRMA ÖNERGESİ

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Alevi Masası vekilleri Ali Kenanoğlu, Kemal Bülbül ve Zeynel Özen, 29. yılında Madımak Katliamı’na dair Meclis Başkanlığına araştırma önergesi verdi. Vekiller, katliamda sorumluluğu bulunan tüm faillerin tespit edilerek vicdanlarda ve hukuk önünde yargılanıp mahkum edilmesi amacıyla araştırma komisyonu kurulması gerektiğini belirttiler.

    Alevi toplumunun “Madımak utanç müzesi olsun” talebi de hala kabul edilmedi.

    Sivas Katliamı’nın katillerinin mahkemedeki savunmalarını ise AKP’liler üstlendi. 13 Mart 2012 tarihinde katliamın zamanaşımından düşürülmesi büyük tepkiye yol açtı.

    Sivas’ta katliamı gerçekleştiren isimleri savunan AKP’li avukatlardan bazıları şöyle:

    Av. Celal Mümtaz Akıncı – Afyon Barosu Başkanı ve AKP oylarıyla Anayasa Mahkemesi üyesi
    Av. Hayati Yazıcı Bakan
    Av. Haydar Kemal Kurt – AKP Isparta Milletvekili
    Av. Zeyid Aslan – AKP Tokat Milletvekili, Başbakan Erdoğan’ın eski avukatı
    Av. Hüsnü Tuna – AKP Konya Milletvekili
    Av. Burhanettin Çoban – Afyonkarahisar AKP’li Belediye Başkanı
    Av. Faik Işık – Başbakan Erdoğan’ın ve Süleyman Mercümek’in avukatı
    Av. İbrahim Hakkı Aşkar – 22. Dönem AKP Afyon Milletvekili
    Av. M. Ali Bulut – AKP Maraş Milletvekili ve Anayasa Komisyonu üyesi
    Av. Bülent Tüfekçi – AKP Malatya İl Başkanı
    Av. Halil Ürün – RP kayıp trilyon davası sanığı, AKP Afyon Milletvekili
    Av. Mevlüt Uysal – AKP İstanbul Başakşehir Belediye Başkanlığı yaptı
    Av. Nevzat Er – Eski AKP Eminönü Belediye Başkanı
    Av. Suat Altınsoy – AKP Konya İl Başkanı Yardımcısı
    Av. Tayfun Karali – İstanbul Büyükşehir Belediyesi Darülaceze Müdürü
    Av. Ferruh Aslan – İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın Müdürü
    Av. İbrahim Kök – AKP Elazığ Milletvekili Aday Adayı
    Av. Ali Aşlık – Eski AKP İzmir İl Başkanı ve 2011 seçimi milletvekili
    Av. Bedrettin İskender – AKP Ümraniye Belediye Başkan adayı
    Av. Ekrem Bedir – Sakarya AKP Hendek Belediye Meclis Üyesi
    Av. Faruk Gökkuş – AKP Kâğıthane Belediye Başkanlığı Aday Adayı
    Av. Hasan Hüseyin Pulan – AKP İstanbul İl Disiplin Kurulu üyesi
    Av. Hurşit Bıyık – AKP Trabzon İl Başkan Yardımcısı
    Av. Reşat Yazak – Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi

    PİRHA/ İSTANBUL

     

     

     

  • PSAKD Diyarbakır Şubesi, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı-VİDEO

    PSAKD Diyarbakır Şubesi, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Diyarbakır Şubesi, 29 yıl önce yaşanan Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Sivas Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur olduğunu vurgulayan PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı, “İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz. Madımak Katliamı, toplumun ayrışması ve kutuplaştırılması için bilinçli seçilmiş bir Alevi Katliamıdır” dedi.

    PSAKD Diyarbakır Şubesi, 29 yıl önce yaşanan Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı.

    Anma etkinliğine KESK Şubeler Platformu, Eğitim-Sen, Eğitim-iş, Tabipler Odası, Solhan Derneği, HDP Diyarbakır il yönetimi, ESP Diyarbakır il yönetimi ve genel başkan yardımcısı, Türkiye İşçi Partisi temsilcileri katıldı.

    Anma etkinliği yaşamını yitirenler anısın yapılan saygı duruşuyla başladı daha sonra açılış konuşmasını PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı, yaptı.

    “SİVAS KATLİAMI DAVASI YENİDEN ZAMAN AŞIMINA UĞRATILMAK İSTENMEKTEDİR’’

    2 Temmuz 1993 tarihinde, Sivas Madımak otelinde yaşatılan katliamın üzerinden 29 yıl geçtiğini belirten PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı, “2 Temmuz Madımak Katliamı’nın üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen, katliamın hesabı verilmemiş, arkasındaki gerçek sorumlular açığa çıkarılmamış, katliamda bizzat rol oynayan çoğu piyon bir grup hakkında göstermelik davalar açılsa da adalet yerine getirilmemiştir. Katillerin çoğu affedilmiş, yurt dışına çıkarılmış, normal yaşamlarına devam ettirilmiştir. Bilinçli olarak uzatılan davalar zaman aşımına uğratılmış ve tutuklu olanlar dahi serbest bırakılmışlardır. Dava yeniden zaman aşımına uğratılmak istenmektedir. Herkes bilmelidir ki, Sivas Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz ve olamaz. Madımak katliamı, toplumun ayrışması, kutuplaştırılması ve kendi içinde çatışma ortamları oluşturulması için bilinçli seçilmiş bir Alevi Katliamıdır. Bu katliamda öncesinde ve sonrasında yaşanan diğer katliamlar gibi tarihin utanç sayfalarında yerini almıştır ve asla unutulmayacaktır” dedi.

    “MADIMAK OTELİ UTANÇ MÜZESİ OLMALIDIR”

    Atlı, Aleviler olarak taleplerini şöyle açıkladı:

    – Cemevlerimiz Alevilerin ibadethanesi olarak bir an önce kabul edilmeli ve anayasal güvence altına alınmalıdır.

    – Kapatılan ve vakıflar aracılığı ile el konulan dergâhlarımız gerçek sahibi olan Alevilere geri verilmelidir.

    – Her türlü ayrımcılık son bulmalı ve kime karşı olursa olsun nefret söylemleri en ağır biçimde cezalandırılmalıdır.

    – Alevi köylerine cami yapılmasından vazgeçilmeli, her türlü asimilasyon politikasına son verilmelidir.

    -Alevilerin kutsal mekânlarına yapılmak istenen baraj, hes, maden ve taş ocağı projeleri derhal iptal edilmelidir.

    -Zorunlu din dersleri, tüm eğitim kurumlarının her kademesinden kaldırılmalı, eğitimin içeriği bilimsel ve çağdaş normlara kavuşturulmalıdır.

    -Alevi inancının asimilasyonu ve yaşamın her alanının gericilleştirilmesinin kurumsal karşılığı olan, laik ve demokratik cumhuriyetin önündeki en büyük engel Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmalıdır

    -Devlet, tarihimizle ve yaşatılan katliamlarla yüzleşmeli ve hesabını vermelidir. Madımak Oteli utanç müzesi olmalıdır.

    “SİVAS’IN IŞIĞINI CANLI TUTACAĞIZ”

    PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman ise, “Bu katliam aslında devletin Osmanlı’dan devraldığı mirası icraata geçirerek asimilasyon politikasının bir parçasıydı. Bu asimilasyon politikası gereği tekçi yapıya aykırı ne kadar unsur varsa, ne kadar laiklik varsa yok edilmesi gerekirdi ve devlet bir anlamda iktidarını tekçi politika üzerinden daha da güçlü hale getirmesi gerekiyordu. Demokratik olmayan bir devletten siz demokratik bir yargı bekleyemezsiniz. Dolayısıyla başından beri yasalara aykırı bir şekilde bir hukuk işletildi. Bizlere düşen temel görev, 29 yıl değil, 29 asır da geçse hak mücadelemiz her daim devam edecektir. Karanlığa inat her daim Sivas’ın ışığını canlı tutacağız, aydınlatacağız” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından semah dönülüp, deyişler okunduktan sonra anma programı sona erdi.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • BAF: Madımak’ta devlete rağmen değil, bizzat devletin gözetiminde katliam yaşandı

    BAF: Madımak’ta devlete rağmen değil, bizzat devletin gözetiminde katliam yaşandı

    PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nın 29. yılında bir açıklama yayınlayan Britanya Alevi Federasyonu, katliamların hesabını sorarak tüm demokrasi ve özgürlük sorunlarını kalıcı bir şekilde çözebilmenin yolunun Alevilerin örgütlü gücünden geçtiğini vurguladı. 

    Britanya Alevi Federasyonu (BAF) Sivas Madımak Katliamı’nın 29. yılında bir açıklama yayınladı. ‘2 Temmuz 1993 Yılında Sivas’ta Yakılan İnsanlıktı. Faşist Katliamı Unutma Unutturma!’ başlığıyla yayınlanan açıklamada, katliamın ülkedeki toplumsal özgürlük mücadelesine yönelik faşist bir kitle hareketi ve komplo olduğunu belirtti.

    Katliamları engelleyecek ve hesabını soracak tek gücün örgütlenmek ve her gün mücadele etmek olduğuna işaret eden Britanya Alevi Federasyonu, 2 Temmuz günü yapacakları kitlesel anmaya ayrıca katılım çağrısında bulundu.

    “KATLİAM, TOPLUMSAL ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNE KARŞI KOMPLO İŞARETİYDİ”

    Britanya Alevi Federasyonu’nun açıklaması şöyle:

    Bilindiği üzere Sivas’ta faşist dinci gericilerin “şeriat isteriz” şiarlarıyla başlatıp, 33 canımızı çocukları, kadınları, aydınları, sanatçıları, zakirlerimizi yaktılar. Bundan tam 29 yıl önce 2 Temmuz 1993’te “din elden gidiyor” demagojisiyle faşist şeriatçı güçler, günler öncesinden hazırladıkları ve devletin seyirci kaldığı insanların Madımak Otelin’de diri diri yakıldığı katliamı gerçekleştirdiler. Bu faşist katliam, ülkemizde toplumsal özgürlük mücadelesine karşı faşist dinci gerici bir kitle hareketi örneği ve tehlikeli bir komplonun işaretiydi.

    Biliyoruz ki Halkların tarihi nice kanlı katliamlarla doludur. Kuşku yok ki, bu en acı katliamlara tanıklık eden coğrafyanın başında Türkiye gelmektedir. Dünden bugüne halklar onlarca faşist- gerici katliamlara tanıklık etti. Alevi, Ermeni, Rum, Ezidi, Kürt katliamları bir biri ardına gerçekleşti. Tarih 2 Temmuz 1993 Faşist ve şeriatçı cellatlar yine işbaşındaydı, Madımak otelinde simsiyah bir duman yükseliyordu, katliamının en vahşisi 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yeniden sahneye konuyordu. Günler öncesinden propaganda yapılarak hazırlıkları yapılan faşist katliam, 2 Temmuz Cuma günü camilerde toplanan dinci faşist gruplar bir araya gelerek, kentin çeşitli yerlerinde slogan atarak gösteri yaptıktan sonra, Pir Sultan Abdal etkinlikleri için Sivas’ta bulunan sanatçıların ve yazarların kaldığı Madımak oteli ve Alevilerin, demokratların ev ve işyerlerini tahrip ederek katliama giriştiler.

    Devletin güvenlik güçlerinin, gösterilerin başladığı ilk andan katliamını gerçekleştirildiği ana kadar 8 saat içinde müdahale etmediği bu saldırılarda 33 kişi katledildi, yaklaşık 150 kişi de yaralandı.

    “TIPKI MARAŞ VE ÇORUM’DA OLDUĞU GİBİ…”

    2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta bir an soluksuz kalıyor gökyüzü ve güneş. Soluksuz kalıyor onlarca insan, karanlığın orta yerinde. 33 can, 33 sanatçı-aydın-emekçi insan meşale olup bir bir saplandılar karanlığın bağrına. Süzerek direnci ateşten, göğe savurdular. Türkü oldular, şiir oldular, semah oldular. Soluklandı güneş, soluklandı gök, soluklandı insan. Ki; karanlığa meşale olanlar küllerinden yeniden doğarlar !

    Onun içindir ki Sivas faşist şeriatçı katliam unutulmadı ve unutturulmayacaktır.

    Evet tam 29 yıl önce emeğin ve kardeşliğin sesi, sözü ve sazı olan onlarca can Sivas’taydılar. Hep birlikte türküler söyleyip özgür bir dünyanın düşünü Sivas’a taşıdılar.

    Elbette özgürlüğün, paylaşımın ve kardeşliğin düşmanı, faşist gerici şeriatçı güçler çürümüşlüğü, geleceksizliği temsil edenler boş durmuyordu. Yapmak istedikleri şey farklı düşünen sesleri susturmak ve karanlığa mahkum etmekti. Tıpkı Maraş’ta, Çorum’da olduğu gibi…

    “DEVLETE RAĞMEN DEĞİL, BİZZAT DEVLETİN GÖZETİMİNDE KATLİAM YAŞANDI”

    2 Temmuz 1993’de devlete rağmen değil, bizzat devletin gözetiminde bir katliam yaşandı. Günlerce öncesinden başlayan hazırlık aşamasından katliamın yaşandığı ana kadar devlet polisiyle, askeriyle, valisiyle, resmi ve sivil güçleriyle oradaydı. Katliam sonrası yılları geride bırakan süreçte vahşetin arkasında katliamcı faşist devletin olduğunu tüm yalınlığı ile gördük. Birbiri ardına yapılan açıklamalar, göstermelik yargılamalarla tetikçiler desteklendi korundu.

    29 yıl değil 1000 yıl geçse de Sivas katliamı unutulmayacaktır. Katiller elini kolunu sallayarak gezdikçe bu acılar asla dinmez. Şeriatçı katilleri savunanlar AKP’de milletvekili ve görevli oldular. Faşist şeriatçı katilleri yakalamak bir yana Roboski’de Suruç’da Sur’da Cizre’de, Ankara Garında olduğu gibi yeni katliamların sorumlusu oldular. Hatırlanacağı üzere, Sivas katliamının sanıklarından Cafer Erçakmak karakola 300 metre uzaklıkta evinde öldükten sonra bulundu. Çünkü devlet katilleri korudu. Sivas Katliamı yangının külleri hala orta yerdedir ! Katliamın failleri hiçbir biçimde cezalandırılmazken; “Zaman Aşımı” denilerek dava kapatıldı, firari sanıklar da cezalandırılmaktan kurtuldu.

    “HESABINI SORACAK TEK GÜÇ ÖRGÜTLÜ GÜCÜMÜZÜDÜR”

    Artık yeter; evet bunca acı ve vahşet yetmedi mi? Daha kaç insanımızın gözlerimizin önünde diri diri yakılmasını seyredeceğiz? Oysa ki tüm bu olanları engelleyecek ve katliamların hesabını soracak tek güç örgütlü gücümüzdür. Faşist katliamların hesabını sormak ve tüm demokrasi ve özgürlük sorunlarımızı kalıcı bir şekilde çözebilmek için yan yana gelmeli ve örgütlenmeliyiz. Bu en başta yitirdiğimiz 33 canımıza karşı bir sorumluluktur. İnsan olmanın bir gereğidir. Sadece anma günlerinde değil her gün saflarımızı sıklaştırmalı ve bu zorba sistemi tarihten silmek için mücadele etmeliyiz.

    İşte bu açıdan günümüz Pir Sultan’larına çok büyük sorumluluklar düşmektedir. 2 Temmuz’da göğe kuş olup kanatlanan canlarımızı güçlü bir şekilde selamlamak için karanlığa meşale olup mücadele alanlarında yerimizi alalım.

    2 Temmuz Sivas Katliamını Unutmadık Unutturmayacağız..!