Etiket: 32. yıl

  • İngiltere Pir Sultan Abdal Anıtı önünde kitlesel Madımak anması

    İngiltere Pir Sultan Abdal Anıtı önünde kitlesel Madımak anması

    PİRHA- Britanya Alevi Federasyonu, Madımak’ta katledilenler için Pir Sultan Abdal Anıtı önünde anma düzenledi. Konuşmalarda katliamla yüzleşme çağrısı yapıldı.

    Sivas Madımak Katliamının 32. yılında, Britanya Alevi Federasyonu’nun çağrısıyla çok sayıda kişi, Londra’da bir araya gelerek Madımak Oteli’nde katledilen 33 canı andı.

    Anmaya Britanya Alevi Federasyonu, Britanya Demokratik Güç Birliği, AVEG-KON’a bağlı Göçmen İşçiler Kültür Derneği, Young Struggle, Sosyalist Kadınlar Birliği temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    Anma programında sık sık “Sivas’ı yakanlar, AKP’yi kuranlar”, “Sivas’ı unutma, unutturma”, “Dersim, Sivas, Koçgiri, unutulmaz hiçbiri” sloganları atıldı.

    Madımak Oteli’nde kaybedilen 33 kişinin fotoğraflarının taşındığı anmada saygı duruşunda bulunularak semah dönüldü.

    SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINA DİKKAT ÇEKİLDİ

    Konuşmalarda, Sivas Katliamı’nın devletin bilgisi ve planıyla gerçekleştiğine vurgu yapıldı. Yapılan konuşmalarda, Sivas Katliamı’nın bu coğrafyada yaşanan ilk katliam olmadığı vurgulanarak tarih boyunca Rumlara, Hristiyanlara, Kürtlere yönelik de benzer kıyımlar yaşandığı ifade edildi. Yine Suriye’de Alevilere yönelik soykırım katliam saldırılarının da katliamcı ve soykırımcı politikaların devamı olduğuna işaret edildi.

    “KATLİAMLAR ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYLE DURDURULABİLİR”

    Katliamların yalnızca anılarak değil, örgütlü mücadeleyle durdurulabileceğinin altı çizilen konuşmalarda, Aleviliğin zalime karşı bir direniş olduğu ifade edildi. Aleviler, Kürtler, sosyalistler, devrimciler, işçiler ve kadınların hedef alındığı bu dönemde, birleşik ve dayanışmacı mücadelenin önemine dikkat çekildi.

    Anma, Pir Sultan Abdal Anıtı önüne karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    PİRHA/İNGİLTERE

  • Altınoluk’ta kitlesel yürüyüş ve anma: Barış, Madımak’la yüzleşmekle olur-VİDEO

    Altınoluk’ta kitlesel yürüyüş ve anma: Barış, Madımak’la yüzleşmekle olur-VİDEO

    PİRHA- Altınoluk’ta Madımak Katliamının 32. yılında yapılan yürüyüşle katledilenler anıldı, katliamla yüzleşilme çağrısı yapıldı. Anmada ayrıca katliamı anlatan ‘Pervaneler Dönsün’ oyununu sahnelendi.

    Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şubesi Cemevi, Madımak Katliamının 32. yılında yaşamını yitirenleri andı, Sivas Katliamını konu alan tiyatro oyunu olan ‘Pervaneler Dönsün’ oyununu sahneledi.

    Cemevi önünde toplanan kitle, sanat sokağından Altınoluk Cumhuriyet Meydanı’na yürüdü. En önde Madımak şehitlerinin fotoğraflarının yer aldığı pankart taşındı. Yöresel kıyafetli Alevi kadınlar, bağlamalarıyla ozanlar, dernek ve siyasi parti temsilcileri kortejde yer aldı.

    KALABALIK MEYDANA SIĞMADI

    Yürüyüşe Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, 25-26. dönem milletvekili Mehmet Tüm, Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş, DEM Parti, Emek Partisi, Sol Parti, SMF, TİP, emekli sendikaları ve çeşitli dernekler katıldı.

    Yürüyüş boyunca “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, “Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Katil İsrail, işbirlikçi AKP”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya da hiçbirimiz” gibi sloganlar atıldı.

    Meydana sığmayan kalabalık, çevredeki çay bahçeleri ve kaldırımlara yayıldı. Yürüyüş esnasında esnaflar da alkışlarla kitleye destek verdi. Saygı duruşuyla başlayan anmada basın açıklamasını Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şube Başkanı Veli Doğan yaptı.

    “KATLİAMLAR ALEVİLERİN KADERİ OLMAYACAKTIR”

    Katliamla yüzleşme çağrısı yapan Veli Doğan, “Sivas’ta yakılan ateşle simgeleşen bu katliamla yüzleşmeyen hiçbir iktidar, barış ve eşit yurttaşlık iddiasında bulunamaz. Dêrsim, Çorum, Maraş, Gazi, Suruç, Roboskî, Ankara Gar, Gezi ve daha birçok katliam gibi, yaşanmış ve yaşanmakta olan her bir katliam, ülkemizin kara günleridir. Katliamlar, Alevilerin ve Türkiye halklarının kaderi değildir ve olmayacaktır. Pirlerimizin, yol önderlerimizin tarih boyunca sürdürdüğü hak ve hakikat mücadelesini büyüterek devam ettirecek ve sonunda kaybeden karanlık olacaktır” diye belirtti.

    Veli Doğan, son olarak Alevilerin içinde olmadığı bir barışın eksik ve adaletsiz olacağını ifade ederek, ” Alevi sorunu  ve hiçbir sorun, yüzleşme olmadan çözülemez. Barış’ı en çok biz Aleviler istiyoruz. Barış, Madımak’la yüzleşmekle olur. Bu ateş sönmeyecek, Madımak utanç müzesi olana kadar mücadelemiz sürecek” diye konuştu.

    “UNUTMAYACAĞIZ”

    Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş da “Sivas’ı unutmadık, unutturmayacağız” dedi. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın ise “2 Temmuz kolay söyleniyor ama insanlık tarihine geçen büyük bir utançtır. Yalnızca bedenler değil, türküler, kardeşlik ve demokrasi de yakıldı” ifadelerini kullandı.

    MADIMAK’I KONU ALAN TİYATRO OYUNU SAHNELENDİ

    Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şubesi Tiyatro Grubu’nun üyelerinin sergilediği, ‘Pervaneler Dönsün’ oyunu izleyiciler tarafından büyük ilgi gördü.

    Anma, semahlar ve söylenen deyiş ve nefeslerle son buldu.

    Elif TABAK/BALIKESİR

  • Seferihisar’da anma: Madımak’la yüzleşilmeden demokratikleşme olmaz-VİDEO

    Seferihisar’da anma: Madımak’la yüzleşilmeden demokratikleşme olmaz-VİDEO

    PİRHA- İzmir’in Seferihisar ilçesinde Madımak’ta katledilenler için anma programı düzenlendi. Anmada, katliamla yüzleşme çağrısı yapılarak, yüzleşme olmadan demokratikleşmenin de olamayacağı kaydedildi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Seferihisar Şubesi, Madımak katliamının 32. yılında cemevi önünde basın açıklamasını gerçekleştirdi. “Unutmayacağız, Affetmeyeceğiz” pankartının açıldığı açıklamaya Seferhisar Demokrasi Platformu, CHP, DEM Parti ve SOL Parti’nin üyelerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Ayrıca basın açıklaması sonsa Yas-ı Kerbela Oruçları dolayısıyla lokmalar pay edildi.

    “KATLİAMI YAPANLAR CEZASIZ KALDI, AFFEDİLDİ”

    Basın açıklamasını yapan Serpil Deniz, katliamı yapanların büyük çoğunluğunun cezasız kaldığını, ceza alanların ise affedildiğini vurgulayarak, “İnsanlığa karşı işlenmiş bir dava, zaman aşımına uğratıldı. Sivas’ın öncesinde yaşanan katliamlarla da, Sivas’la da, sonrası yaşanan katliamlarla da yüzleşilmedi. Yaşanmış hiçbir katliamla hesaplaşılmadı. Hesabı verilmedi. Çünkü katiller, bizzat siyasi iktidarlar tarafından korundu, bu tür cinayetler ve cinayet şebekeleri, gerici, ırkçı, faşist çeteler, örgütler cesaretlendirildi, dolayısıyla katliamlar teşvik edildi. Katiller ve onları koruyup kollayanlar, devlet protokollerinde yer buldu. Sivas Madımak Katliamı buna verilecek en bariz örnektir. Sivas katilleri ve onları savunan avukatlar el üstünde tutuldu, ödüllendirildi. Çünkü Sivas’ı yakanlar da aklayanlar da aynıydı” şeklinde konuştu.

    KATLİAMLA YÜZLEŞME ÇAĞRISI

    Katliamla yüzleşme çağrısı yapan Serpil Deniz, “Sivas’ta yakılan ateşle simgeleşen bu katliamla yüzleşmeyen hiçbir iktidar, barış ve eşit yurttaşlık iddiasında bulunamaz. Dêrsim, Çorum, Maraş, Gazi, Suruç, Roboskî, Ankara Gar, Gezi ve daha birçok katliam gibi, yaşanmış ve yaşanmakta olan her bir katliam, ülkemizin kara günleridir. Katliamlar, Alevilerin ve Türkiye halklarının kaderi değildir ve olmayacaktır. Pirlerimizin, yol önderlerimizin tarih boyunca sürdürdüğü hak ve hakikat mücadelesini büyüterek devam ettirecek ve sonunda kaybeden karanlık olacaktır” diye belirtti.

    “EN İYİ CEVAP DAHA FAZLA KENETLENİP ÖRGÜTLENMEKTİR”

    Serpil Deniz, yaşanan kutuplaşma, ayrımcılık ve toplumsal çatışmaların kalıcı biçimde çözümünün samimi ve demokratik bir yüzleşmeden geçtiğine işaret ederek şunları söyledi:

    “1921 Koçgiri, 1937-38 Dersim, 1978 Maraş, 1980 Çorum, 1995 Gazi ve diğer katliamlarla birlikte düşünüldüğünde, Alevi toplumunun maruz kaldığı bu tarihsel şiddet zinciri, sadece bir dönemin karanlık yüzünü değil, aynı zamanda yüzleşmekten kaçınılan bir devlet aklını da açığa çıkarır. Bugün burada bir kez daha haykırıyoruz. Bu haklı mücadelede vicdanı ve adaleti her alanda en önde tutacağız. Bizler yüzleşme ve hesaplaşma olmadan bu topraklara barış da, demokrasi de, özgürlük de yeşermeyecegini çok iyi biliyoruz. Madımak Katliamı’nın gerçek faillerinin açığa çıkarılması ve yargılanması, otelin bir utanç müzesine dönüştürülmesi ve Alevi toplumunun tarihsel belleğinde yatan tüm travmalarla yüzleşilmesi, demokratik bir Türkiye’nin inşası açısından zorunludur. Katliamlarla yüzleşmek, yalnızca geçmişe değil, geleceğe karşıda bir sorumluluktur. Bu katliamı tezgahlayanlara verilecek en iyi cevap karanlığa teslim olmayacağız diyerek Sivas’ın hesabını sormak için daha fazla kenetlenip daha fazla örgütlenmek olacaktır”

    “ANILARI DEMOKRATİK TOPLUM VE EŞİT YURTTAŞLIK MÜCADELEMİZDE YAŞAYACAK”

    Serpil Deniz son olarak, “Er ya da geç ama mutlaka katliamların hesabını soracağız. Er ya da geç ama mutlaka biz kazanacağız. İnsanlık kazanacak, karanlık yenilecek, aydınlık kazanacak. Tüm dostlarımızı faşist ve şeriatçı kuşatmaya karşı birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız. 32. yılında Madımak şehitlerini bir kez daha saygı ve özlem ile anıyoruz. Anıları demokratik toplum ve eşit yurttaşlık mücadelemizde sonsuza dek yaşayacaktır. Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!” ifadelerini kullandı.

    Anma lokmaların paylaştırılmasıyla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • GÜNCELLENDİ- 32. yılında Sivas Madımak Katliamı: Binler Madımak Oteli önünde: Unutmayacağız!-VİDEO

    GÜNCELLENDİ- 32. yılında Sivas Madımak Katliamı: Binler Madımak Oteli önünde: Unutmayacağız!-VİDEO

    PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nın 32. yılında katliamı lanetlemek ve katledilenleri anmak için Sivas’a gelen binlerce insan Madımak Oteli önüne doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşte Madımak şehitlerinin fotoğrafları taşındı. Madımak Oteli önünde açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin her zaman ifade ettiğini vurgulayarak, “Barışın konuşulduğu süreçte bütün halklar ve inançlar eşit yurttaş olarak kabul edilmeli ve anayasal güvence altına alınmalıdır. Çok acılar yaşadık. Bu acıların son bulması için gelin hep birlikte yürüyelim, yasal ve anayasal sürecin gelişmesi için mücadele edelim” dedi.

    Katliamın 32. yılında ‘Faşist ve Şeriatçı Kuşatmaya Gelin Canlar Bir Olalım’ çağrısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sivas Şubesi ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Sivas Şubesi önünde buluşan ve Madımak Oteli önüne doğru yürüyüşe geçen Aleviler sık sık ‘Sivas’ı unutma, unutturma’, “Dün Maraş’ta bugün Sivas’ta”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, Sivas’ı yakanlar, AKP’yi kuranlar, “Madımak Oteli müze olacak” sloganlarını atıyor.

    Yürüyüşte ayrıca katledilen 33 canın isimleri okunarak hep bir ağızdan ‘yaşıyor’ denildi.

    Binlerce yurttaş Madımak Oteli önünde bir araya geldi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, CHP Genel Başkan Yardımcıları ve milletvekilleri ile katledilenlerin aileleri otel önüne karanfil bıraktı.

    Madımak Oteli önünde açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin her zaman ifade ettiğini vurgulayarak, “Barışın konuşulduğu süreçte bütün halklar ve inançlar eşit yurttaş olarak kabul edilmeli ve anayasal güvence altına alınmalıdır. Çok acılar yaşadık. Bu acıların son bulması için gelin hep birlikte yürüyelim, yasal ve anayasal sürecin gelişmesi için mücadele edelim. Madımak Utanç Müzesi olmasını sağlayalım” dedi.

    Alevi kurumları adına konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, orman yangınlarına dikkat çekerek, “Şu an Kerbela yanan ormanlardır” dedi

    “KATİLLERİ KORUYANLAR, AKLAYANLAR BİRDİR”

    32 yıldır “Sivas için adalet” demeye devam ettiklerini belirten Erçe, şunları ifade etti:

    “Sivas’la yüzleşemeyenler orta yerde duruyor. Bunlar için adalet sağlanmadan, tarhile yüzelşmeden hiç kimse için adalet sağlanmayacaktır. Emekliler, asgari ücretliler, kadınlar, eğitim hakları elinden alınmış gençler için adalet sağlanmadı. Katliamlarla hesaplaşmadan adalet sağlanmaz. 30’uncu yılında Sivas Madımak Katliamı davası zamanaşımına uğratıldı. Bu yılda katiller serbest bırakıldı, aramızda dolaşıyorlar. Katilleri koruyanlar, aklayanlar birdir. Aynı zihniyettir.

    Suriye’de aylardır Alevi katliamı yaşanıyor. Filistinli yurttaşlar siyonist İsrail tarafından eziliyor. Emperyalistler İran’a bomba yağdırıyor. Dünyanın neresinde olursa olsun, faşizme, emperyalizme, kapitalizme karşı direnenleri selamlıyoruz.

    Katiller serbest bırakılan katillerin yerine bizim gençlerimizi, gazetecileri, seçilmişleri içeri alıyorlar. Cezaevleri hırsız yuvası değil, bu ülkenin devrimcileri, sosyalistleriyle, hak ve hakikat mücadelesi verenlerle dolu. Direnenlere selam olsun.

    Ülkeyi bizler özgürleştireceğiz. Bunun için yan yana geleceğiz, güçleneceğiz. Katliamın hesabını soracağız. Yoksa yşne yakarlar. İşte İstanbul’un göbeğinde Taksim Meydanı’nda Madımak yaşatılmak istendi. Bu ülkenin demokratları, ilericileri oldukça müddetçe şeriatçılar başa gelemeyecektir.

    Avrupa’dan gelen canlarımızı gözaltına almaya başladılar. Bizi kendi ülkemizde cezaevinde tutmaya çalışıyorlar. Buna karşı direnenlere aşk olsun.

    Bu davanın bugüne getirilmesinde emek verenlere teşekkür ediyorum. Bu davanın adaletle sonuçlanmadan Hakk’a yürüyen canlarımıza selam olsun. Bir kez daha söz veriyoruz; unutmayacağız, bu ülkeyi karanlığa teslim etmeyeceğiz.”

    Anma, “Sivas’ı unutma, unutturma” sloganlarıyla son buldu.

    PİRHA/SİVAS

  • DAD’tan Madımak çağrısı: Kalıcı çözüm, samimi ve demokratik bir yüzleşmeden geçer!

    DAD’tan Madımak çağrısı: Kalıcı çözüm, samimi ve demokratik bir yüzleşmeden geçer!

    PİRHA- DAD Genel Merkezi, Madımak Katliamı’nın faillerinin açığa çıkarılarak “yüzleşme” vurgusu yaptı. Yazılı yapılan açıklamada “Bugün yaşadığımız kutuplaşma, ayrımcılık ve toplumsal çatışmaların kalıcı biçimde çözümü, bu acı tarihsel sayfalarla samimi ve demokratik bir yüzleşmeden geçmektedir. Yüzleşmeden, adaleti sağlamadan bir toplumu barışa taşıyamazsınız” diye belirtti.

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, 2 Temmuz 1993’te faşist gruplar tarafından devlet gözetiminde gerçekleştirilen Sivas Katliamı’nın 32. yılı nedeniyle yazılı açıklama yaptı. Madımak Katliamı’nın aleni bir şekilde planlı, örgütlü ve devlet aklından icazetli gelişen büyük bir katliam olduğunu vurgu yapılan açıklamada, katliamın Alevilere, farklı inanç ve kimliklere yönelik sistematik ayrımcılığın, inkârın ve cezasızlığın ürünü olduğu belirtildi.

    Yaşanan kutuplaşma, ayrımcılık ve toplumsal çatışmaların kalıcı biçimde çözümünün samimi ve demokratik bir yüzleşmeden geçtiğine işaret edilen DAD açıklamasında, “Madımak Katliamı’nın gerçek faillerinin açığa çıkarılması ve yargılanması, otelin bir utanç müzesine dönüştürülmesi ve Alevi toplumunun tarihsel belleğinde yatan tüm travmalarla yüzleşilmesi, demokratik bir Türkiye’nin inşası açısından zorunludur. Katliamlarla yüzleşmek, yalnızca geçmişe değil, geleceğe karşı da es geçilemeyecek bir sorumluluktur. Bugün yaşadığımız kutuplaşma, ayrımcılık ve toplumsal çatışmaların kalıcı biçimde çözümü, bu acı tarihsel sayfalarla samimi ve demokratik bir yüzleşmeden geçmektedir” diye belirtildi.

    “PLANLI, ÖRGÜTLÜ VE DEVLET AKLINDAN İCAZETLİ GELİŞEN BİR KATLİAM”

    DAD Genel Merkezi’nin açıklamasında şunlar kaydedildi:

    “Rêya Heq Alevi süreklerinin Muharrem ayı sürecinden geçtiği bu dönemde, aynı zamanda bu topraklarda yüzyıllardır süregelen inanç, kimlik ve kültür kıyımlarının en karanlık halkalarından biri olan Madımak Katliamının da 32. yıldönümünü karşılıyoruz. Zulüm ve katliam gerçekliğinin vahşet ölçüsü ile beraber bu tarihsel denk gelişte Madımak katliamının modern bir Kerbela olduğunu birkez daha göstermektedir. Suriye’de güncelde yaşanan katliamın boyutları da gözönüne getirildiğinde, Nehak zihniyetin Alevileri adeta sürekli işleyen bir Kerbela kıskacında tutma isteğinin devamlılığı ile karşılaşmaktayız.

    Madımak katliamı zaman aşımı gibi gerekçelerle asla üstü örtülecek, unutturulacak bir olay değildir. Madımak aleni bir şekilde planlı, örgütlü ve devlet aklından icazetli gelişen büyük bir katliamdır. Toplumumuz bu sarsıcı gerçeği “İnsan yakmanın zaman aşımı olmaz” ifadesiyle dile getirmektedir. Alevilere ve farklılıklara karşı nefretin açık bir ifadesi olan bu katliam, yalnızca geçmişin değil, bugünün de yüzleşilmesi gereken acı bir gerçeğidir.

    “ALEVİLERE VE FARKLI KİMLİKLERE YÖNELİK İNKAR VE CEZASIZLIĞIN ÜRÜNÜ BİR KATLİAM”

    Madımak Oteli’nde yaşananlar münferit bir nefret suçu değil; Alevilere, farklı inanç ve kimliklere yönelik sistematik ayrımcılığın, inkârın ve cezasızlığın ürünü olan bir katliamdır. 1921 Koçgiri, 1937-38 Dersim, 1978 Maraş, 1980 Çorum, 1995 Gazi ve diğer katliamlarla birlikte düşünüldüğünde, Rêya Heq Alevi toplumunun maruz kaldığı bu tarihsel şiddet zinciri, sadece bir dönemin karanlık yüzünü değil, aynı zamanda yüzleşmekten kaçınılan bir devlet aklını da açığa çıkarır.

    Madımak Katliamı’nın üzerinden 32 yıl geçmiş olmasına rağmen adalet hâlâ tecelli etmemiştir. Katillerin bir kısmı cezasızlıkla ödüllendirilmiş, bazıları yurt dışına kaçırılmış, yürürlükte olan davalar zaman aşımına uğratılmış ve olayın asli sorumluları hiçbir zaman yargı önüne çıkarılmamıştır. Tam aksine AKP’li yıllarda failler devlet erkânında görevlendirilmiştir.

    “KALICI ÇÖZÜM SAMİMİ VE DEMOKRATİK BİR YÜZLEŞMEDEN GEÇER”

    Madımak Katliamı’nın gerçek faillerinin açığa çıkarılması ve yargılanması, otelin bir utanç müzesine dönüştürülmesi ve Alevi toplumunun tarihsel belleğinde yatan tüm travmalarla yüzleşilmesi, demokratik bir Türkiye’nin inşası açısından zorunludur. Katliamlarla yüzleşmek, yalnızca geçmişe değil, geleceğe karşı da es geçilemeyecek bir sorumluluktur. Bugün yaşadığımız kutuplaşma, ayrımcılık ve toplumsal çatışmaların kalıcı biçimde çözümü, bu acı tarihsel sayfalarla samimi ve demokratik bir yüzleşmeden geçmektedir.

    Yüzleşmeden, adaleti sağlamadan bir toplumu barışa taşıyamazsınız. Unutulmamalıdır ki barış; hakikatin tanındığı ve adaletin yerini bulduğu bir toplumsal yaşamın adıdır.

    HAKİKATLERİ ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMASI ÇAĞRISI

    Bu vesileyle Mecliste kurulacağı öngörülen komisyon “yüzleşme ve adalet” ilkelerini önüne koyarak önemli bir başlangıç yapabilir ve Madımak katliamı gibi diğer birçok katliam ve olayı araştırmak üzere Hakikatleri Araştırma komisyonu oluşturabilir. Bu başlangıç Kürt sorununun demokratik çözümü için hayati olduğu gibi, ülkenin diğer sorunları içinde çözüm aklını olgunlaştırarak kalıcı hale getirme potansiyeli yaratır.

    Hakikatleri Araştırma Komisyonu bu açıdan kurulmalı ve tarihsel gerçekler gün yüzüne çıkarılmalıdır diyoruz. 32. yılında Madımak Şehitlerini bir kez daha saygı ve özlem ile anıyoruz. Anıları demokratik toplum ve eşit yurttaşlık mücadelemizde sonsuza dek yaşayacaktır..

    Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    PİRHA/DERSİM

  • PSAKD Yenimahalle Şubesi, 2 Temmuz anması düzenledi-VİDEO

    PSAKD Yenimahalle Şubesi, 2 Temmuz anması düzenledi-VİDEO

    PİRHA-Sivas Katliamının 32. Yıldönümünde yaşamını yitirenler PSAKD Yenimahalle Şubesi’nde dönülen semahlar ile anıldı. PSAKD Yenimahalle Şube Başkanı Kamil Ateşoğulları konuşmasında, Alevilere dönük katliamların her dönem yaşandığına vurgu yaptı.

    2 Temmuz Sivas Katliamının 32. Yılı dolayısıyla katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçı için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şubesi çağrıcılığında anma programı düzenlendi.

    Batıkent Emek ve Demokrasi Güçleri’nin katılımı ile gerçekleştirilen yürüyüşte “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları atıldı.

    “KERBELA’DAN BUGÜNE KADAR KIRIMLARA UĞRAMIŞ BİR TOPLUMUZ”

    Açılış konuşmasında Alevi katliamlarını hatırlatan PSAKD Yenimahalle Şubesi ve Cemevi Başkanı Kamil Ateşoğulları, şunları kaydetti:

    “Kerbela’dan bugüne kadar kırımlara uğramış bir toplumuz. Madımak Alevi tarihinde önemli bir olay. Çünkü Alevi örgütlenmesi o tarihte başladı. Önce Alevileri fiziki olarak yok etmeye çalıştılar. Sonra Aleviliği öldürmeye çalışıyorlar. Sahte Alevi kurumları kurdular. Orta Doğu kan gölü. Öldürülenler Suriye’de yine Aleviler oldu. Biz toplumsal barış istiyoruz. Demokratik bir Türkiye istiyoruz. Bizim anladığımız anayasa değişikliği ile onların anladığı anayasa değişikliği farklı. Demokratik bir Türkiye’yi kendi ellerimiz ile kurmak istiyoruz.”

    Hasan Şeneldik Dedenin verdiği gülbengin ardından semahlar dönüldü. Nimet Yıldız, Ali Ekber Eren, Kamber Nar katliamda yaşamını yitirenler anısına ezgiler seslendirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler İstanbul’da anıldı: Unutmadık, unutturmayacağız-VİDEO

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler İstanbul’da anıldı: Unutmadık, unutturmayacağız-VİDEO

    PİRHA-Kartal 2 Temmuz Anma Platformu, Sivas Madımak’ta katledilenler için anma yaptı. Anmada, 2 Temmuz’da Sivas’ta ve bulundukları her yerde alanlara çıkma çağrısı yapıldı. 

    Kartal 2 Temmuz Anma Platformu tarafından, Neyzen Tevfik Meydanı’nda Sivas Madımak’ta katledilenler için anma yapıldı. Açıklamayı Eğitim-Sen 5 No’lu Şube Başkanı Ertuğrul Eroğlu okudu. Açıklamada, ‘Unutmadık, unutturmayacağız’ pankartı açıldı.

    “YAŞANMIŞ HİÇBİR KATLİAMLA HESAPLAŞILMADI”

    2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın insanlık tarihinin en kara ve utanç verici katliamlarında biri olduğu vurgulayan Ertuğrul Eroğlu, “Bu vahşi katliamın üzerinden 32 yıl geçti. Ama ne acımız azaldı, ne de öfkemiz dindi. Çünkü adalet yerini bulmadı. Katillerin büyük bir bölümü cezasız kalırken ceza alanlar affedildi, serbest bırakıldı. İnsanlığa karşı işlenmiş bir dava, zaman aşımına uğratıldı. Sivas’ın öncesinde yaşanan katliamlarla da, Sivas’la da, sonrası yaşanan katliamlarla da yüzleşilmedi. Yaşanmış hiçbir katliamla hesaplaşılmadı” dedi.

    “UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    2 Temmuz’un hesabının sorulana kadar, Sivas için adalet mücadelesini büyüterek devam ettireceklerini belirten Eroğlu, “32 yıl önce Sivas’ta yakılan ateş, bugün hâlâ kalbimizde yanıyor. Karanlığa karşı aydınlık için alanlardayız. Pir Sultan Abdal’ın yolu yolumuzdur, mücadele mirasını sahiplenmeye devam edeceğiz. Er ya da geç ama mutlaka katliamların hesabını soracağız. Er ya da geç ama mutlaka biz kazanacağız. İnsanlık kazanacak, karanlık yenilecek, aydınlık kazanacak. Tüm dostlarımızı 2 Temmuz’da Sivas’a ve bulundukları her yerde alanlara çağırıyoruz. Faşist ve Şeriatçı Kuşatmaya Karşı birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sivas Katliamında yaşamını yitirenler Mamak’ta kitlesel anıldı-VİDEO

    Sivas Katliamında yaşamını yitirenler Mamak’ta kitlesel anıldı-VİDEO

    PİRHA – Sivas Katliamının 32. Yıldönümünde yaşamını yitirenler Mamak’ta anıldı. Yapılan konuşmalarda katliamı yapanlar lanetlenirken, Sivas’ın öncesinde yaşanan katliamlarla da, Sivas’la da, sonrası yaşanan katliamlarla da yüzleşilmediği belirtildi.

    2 Temmuz Sivas Katliamının 32. yılı dolayısıyla katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçı için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şubesi çağrıcılığında anma programı düzenlendi.

    Tekmezar Parkı’ndan Tuzluçayır Meydanı’na yapılan yürüyüşe demokratik kitle örgütleri, köy dernekleri, siyasi partiler ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “BU ÜLKE KARANLIĞA VE GERİCİLİĞE TESLİM OLMAYACAK”

    PSAKD Mamak Şube Başkanı Rukiye Kara, 32 yıl önce katledilen canların hesabının mutlaka sorulacağını belirterek şunları söyledi:

    “Katilleri AKP ve kendisine göre dizayn ettiği adaleti serbest bıraktılar. Sivas’ın hesabı sorulacak diyoruz. Sivas’ta bir ay boyunca bu katliama çağrı yapanlara gözünü kapatanlardan hesap sorulacak. Asla vazgeçmeyiz. Katillerden hesap soracak irade buradadır. Bugün 2 Temmuz anmasında Kerbela şehitlerimizin yaşını tutuyoruz. Yıllar önce yok edilmek isteyen canlarımızın, atalarımızın bugün Suriye’de katledilen canlardan farkı yok. Bütün katliamların hesabını sormak için omuz omuza, yoldaşca yürümek zorundayız. AKP’in baskısına direncimizle buradan fitil yaktık. Bizi bölmeye çalışan, kendi yandaşlarını yaratmaya çalışanlara karşı buradayız. Eşit yurttaşlık talebi ile buradayız. Bu ülke karanlığa ve gericiliğe teslim olmayacak. Yana yana olalım ki bu gericiler bize bir daha katliamlar yaşatamasın. İnancımızla sokaklarda olmaya devam edeceğiz.”

    “ZALİMDEN BİR GÜN HESABI SORACAĞIZ”

    PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Önder Günaltay, Genel Merkez adına yaptığı konuşmada şunları kaydetti:

    “32 yıl önce bu topraklarda bir katliam yaşandı. O katliamın dumanları hala bu ülkenin üzerinde. Katliamı zaman aşımına uğrattılar, yetmedi katilleri serbest bırakılar. O da yetmedi Suriye’de yaşayan Alevi katliamına ses çıkarmadı bu devlet. Ne mutludur ki bize bu ülkenin aydınlık yüzüdür Aleviler. Hepimiz birer söz verdik. Unutmadık, unutturmayacağız. Burada mazlumlar olarak bir aradayız ama zalimden bir gün hesabı soracağız. Halkın iradesi ile seçilen belediyelere kayyım atandı. Sivas’la, Maraş,la yüzleşilmeden bu topraklara barış gelmez. Hepinizi Sivas’a Madımak Oteli önüne davet ediyoruz.”

    “KATİLLERİ DE, BU KATLİAMI PLANLAYANLARI DA, AKLAYANLARI DA TANIYORUZ”

    PSAKD Mamak Şube üyeleri Yeşim Işık ve Yoldaş Mustafa Ceylan, basın metnini okudu.

    Basın metninde şu ifadelere yer verildi:

    “Bu vahşi katliamın üzerinden 32 yıl geçti.

    Katilleri de, bu katliamı planlayanları da, aklayanları da tanıyoruz. Zihniyetlerini biliyoruz. Ülkemizin ve hatta dünyanın geleceğini karartmak isteyen bu zihniyet ile mücadelemiz yeni değildir. Tarihimiz bu anlayış ile mücadele tarihidir. Tarihin hiçbir döneminde karanlığa teslim olmadık, bundan sonra da olmayacağız. Yüzleşme ve hesaplaşma olmadan bu topraklara barış ta, demokrasi de, özgürlük te gelmeyecektir. 2 Temmuz’un hesabı sorulana kadar, Sivas için adalet, herkes için adalet mücadelemizi büyüterek devam ettireceğiz.

    MAARİF MODEL ELEŞTİRİSİ

    Bugün Sivas’ın katillerinin, Hizbullahçıların salıverildiği, gazetecilerin, öğrencilerin, aydınların cezaevlerinde tutulduğu, halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyumların atandığı bir karanlık dönemden geçiyoruz.

    Ekonomik ve sosyal kriz, adalet krizi ile gerici ve tekçi bir ablukaya dönüşürken, emekçilerin, emeklilerin,gençlerin kadınların bedeller ödeyerek kazandıkları temel hakları bir bir gaspediliyor, en demokratik anayasal hakları kullandırılmıyor,  bu düzenin devamına yönelik her türden hukuksuzluk olağanlaştırılıyor.

    Eğitim sisteminde dayatılan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, gerici, tekçi bir kuşatmanın başka bir adıdır. Laik ve bilimsel eğitim yerine dinsel ve mezhepçi bir müfredat getirilerek, yeni karanlıklar örülmek istenmektedir. Bu model, yeni katliamların altyapısını hazırlamaktadır.”

    “ALEVİLER BARIŞTAN YANADIR”

    “Yolu Hacı Bektaş’tan, Dersim’den, Madımak’tan geçmeyen bir barış, Aleviler için eksik ve adaletsizdir” denilen açıklamada herkese 2 Temmuz’da alanlarda olması için çağrı yapıldı. Açıklama şu ifadeler ile devam etti:

    “Başta Kürt sorunu ve Alevi sorunu olmak üzere hiçbir sorun, yüzleşme olmadan çözülemez. Aleviler her daim barıştan yanadır ancak, yüzleşme ve hesaplaşma olmadan yapılacak her tür ‘barış’, daha baştan çözülmeye mahkûmdur.

    Bugün bir yandan da ‘yeni anayasa’ tartışmaları yürütülüyor. Ama o masalarda yine Aleviler yok, emekçiler yok, kadınlar yok, Kürtler yok! Biz olmadan yazılan bir toplumsal sözleşme; ne eşit olabilir, ne özgür, ne de kardeşçe. Aleviler yalnızca bu ülkenin vicdanı değil; aynı zamanda kurucu iradesidir. Bu nedenle yeni anayasada Aleviler söz sahibi olmalı, yalnızca ‘konu’ değil, özne ve kurucu irade olarak kabul edilmelidir.

    32 yıl önce Sivas’ta yakılan ateş, bugün hâlâ kalbimizde yanıyor. Ama o küllerin içinden yeniden birlik, direniş ve umut yeşeriyor. Mücadelemiz yalnızca geçmişin hesabı değil, geleceğin de savunusudur. Ve biz buradan sesleniyoruz; 2 Temmuz’da bir kez daha Sivas’tayız! Aynı gün Ankara’da miting alanındayız. 2 Temmuz öncesi ve sonrası hemen her yerde alanlardayız. 33 canımızı anmak için alanlardayız.”

    SEMAHLAR DÖNÜLDÜ

    Yapılan konuşmalar ardından semahlar dönüldü. Dilek Kale ve ekibi, Birkan Sağlam, Sezer Aslan, İlmek Müzik Grubu, Dertli Divani katliamda yaşamını yitirenler anısına ezgiler seslendirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Britanya Alevi Federasyonu: Sivas Madımak’taki Alevi düşmanlığı Suriye’de devam ediyor!

    Britanya Alevi Federasyonu: Sivas Madımak’taki Alevi düşmanlığı Suriye’de devam ediyor!

    PİRHA- Britanya Alevi Federasyonu, Sivas Madımak ve en son Suriye’deki katliamın Osmanlı’dan Cumhuriyet’e taşınan Alevi düşmanlığının devamı olduğuna vurgu yaparak, “Alevi kanı üzerinden kurulan bu coğrafi siyaset, bir inancı susturma, bir halkı tarih sahnesinden silme çabasıdır. Ama biz buradayız! Hem Sivas’ta, hem Halep’te, hem Lazkiye’de!” diye belirtti.

    Britanya Alevi Federasyonu, Sivas Madımak Katliamı’nın 32. yılında yazılı yaptığı açıklamada, 2 Temmuz’un yalnızca bir tarih değil, insanlık vicdanında yanan bir yara olduğunu belirtti.

    İnkar ve asimilasyon politikalarının Suriye’de Alevilere soykırım olarak döndüğüne değinilen açıklamada, “Biz Aleviler, bu düzenin “makbul yurttaşı” olmayacağız! Devletin inançlara göre vatandaş sınıflandırmasına, asimilasyoncu Diyanet rejimine, katilleri koruyan yargısına, milliyetçi mezhepçi iktidar anlayışına boyun eğmeyeceğiz. İnancımızı, kimliğimizi ve tarihsel hafızamızı savunmaya devam edeceğiz” denildi.

    “ALEVİ DÜŞMANI DEVLET AKLININ UYGULAMASIDIR”

    Britanya Alevi Federasyonu’nun açıklaması şöyle:

    “2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen 33 aydın, sanatçı, yazar, ozan şahsında tüm Alevi halkımıza dönük gerçekleştirilen katliamın üzerinden 32 yıl geçti. O gün orada sadece insanlar değil, bir halkın sözü, inancı, sanatı, belleği ve umudu diri diri yakılmak istendi.

    Sivas Katliamı münferit bir olay değildir. Bu, Maraş’ın, Çorum’un, Malatya’nın, Dersim’in, Gazi’nin devamıdır. Bu, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e taşınan Alevi düşmanı devlet aklının soğukkanlı bir uygulamasıdır. Sivas’ta ateşe verilen bedenlerin arkasında sadece bir güruh yoktu. Orada devletiyle, polisiyle, valisiyle, milletvekilleriyle organize edilmiş bir katliam vardı. Biz bu katliamı planlayanları, yönlendirenleri ve koruyanları tanıyoruz!

    Sivas Katliamı’nın failleri yargılanmadı, korunarak ödüllendirildi. Dosya zaman aşımına uğratıldı. Dönemin başbakanı “milletimize hayırlı olsun” diyerek adaletin üzerine beton döktü. Bugün o zihniyet iktidarını sürdürüyor. Katliamcılardan bazıları Meclis sıralarında oturuyor, bazıları ise devletten maaş alıyor. Madımak hâlâ bir utanç müzesi değilse, bu devletin hâlâ Alevilerle yüzleşmeye niyetinin olmadığını gösterir. Bugün burada bir kez daha haykırıyoruz: Sivas’ta yakılan bizdik. Yakmaya çalışan devletti!

    “SURİYE’DEKİ ALEVİLER AYNI KARANLIK ZİHNİYETİN HEDEFİNDEDİR”

    Aleviler, bu topraklarda yüzyıllardır katliamlarla, sürgünlerle, inkâr ve asimilasyon politikalarıyla yüz yüze. Ama kimliğinden, inancından, yolundan vazgeçmedi. Bugün hâlâ Alevi köylerine cami dayatması yapılıyor, cemevlerimiz ibadethane olarak tanınmıyor, çocuklarımız okullarda Sünni İslam’a göre zorla eğitiliyor. Alevi kadını, Alevi genci, Alevi inancı sistematik olarak yok sayılıyor. Bu, bir arada yaşamayı değil, bir halkı sessizce yok etmeyi hedefleyen bir devlet politikasının ifadesidir.

    Bu mezhepçi zihniyet yalnızca Türkiye’yle sınırlı değildir. Bugün Suriye’de Alevi köyleri, mahalleleri ve toplulukları da aynı karanlık zihniyetin hedefindedir. Emperyalist savaşın, selefi çetelerin ve işbirlikçi devletlerin desteğiyle gerçekleştirilen katliamlarda binlerce Alevi sivil, sadece inancı nedeniyle vahşice öldürüldü. Suriye’de El Kaide ve IŞİD türevleri tarafından gerçekleştirilen bu katliamların arkasında da yine Türkiye dâhil bölgesel güçlerin eli vardır. Sivas’ta yakılan zihniyet, Suriye’de bombalarla, infazlarla, zorunlu göçle sürüyor!

    “BU DÜZENİN ‘MAKBUL YURTTAŞI’ OLMAYACAĞIZ, BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    Alevi kanı üzerinden kurulan bu coğrafi siyaset, bir inancı susturma, bir halkı tarih sahnesinden silme çabasıdır. Ama biz buradayız! Hem Sivas’ta, hem Halep’te, hem Lazkiye’de!…

    Biz Aleviler, bu düzenin “makbul yurttaşı” olmayacağız! Devletin inançlara göre vatandaş sınıflandırmasına, asimilasyoncu Diyanet rejimine, katilleri koruyan yargısına, milliyetçi mezhepçi iktidar anlayışına boyun eğmeyeceğiz. İnancımızı, kimliğimizi ve tarihsel hafızamızı savunmaya devam edeceğiz. Bugün Madımak’ın önüne bırakılan karanfiller, sadece yas değil; aynı zamanda isyanımızın, hafızamızın ve mücadelemizin simgesidir.

    Sivas’ı unutmadık, affetmedik. Suriye’de katledilen Alevileri unutmadık, affetmeyeceğiz. Adalet sağlanana, katliamlarla yüzleşilene, Madımak Utanç Müzesi olana kadar mücadele edeceğiz. Bu memlekette adalet ya hepimiz için olacak, ya da hiç kimse için olmayacak! Sivas için adalet, herkes için adalet!”

    PİRHA/İNGİLTERE

     

     

  • 32 yıl önce Sivas Madımak’ta katledilenler İzmir’de anıldı- VİDEO

    32 yıl önce Sivas Madımak’ta katledilenler İzmir’de anıldı- VİDEO

    PİRHA- PSAKD Bornova Şubesi Cemevi, Madımak Katliamının 32. yılında yaşamını yitirenleri anarak ‘Ozanlar Diyarı Kanlı Sivas Oratoryosu’ oyununu sahneye taşıdı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi, Madımak Katliamının 32. yılında yaşamını yitirenleri andı, Sivas Katliamı’nın belgesel tiyatro oyunu olan ‘Ozanlar Diyarı Kanlı Sivas Oratoryosu’ oyununu sahneledi.

    Bornova’da bulunan Ayfer Feray Açık Hava Tiyatrosu’nda gerçekleşen etkinliğe Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, siyasi parti ve Alevi kurum temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    TİYATRO SAHNELENDİ

    Anma öncesinde Hakk’a yürüyenler için Kureyşan Ocağı Pirlerinden Niyazi Çelik’in verdiği gülbengler eşliğinde çerağ uyandırıldı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi üyelerinin sergilediği ve Elahattin Demirbaş’ın yazıp yönettiği, ‘Ozanlar Diyarı Kanlı Sivas Oratoryosu’ oyunu izleyiciler tarafından büyük ilgi gördü.

    SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINA TEPKİ

    Anmada konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi Başkanı Barış Çelik,  Suriye’de Alevilere yönelik katliama dikkat çekerek, “Kimi zaman sürgünle, kimi zaman kıyımla, kimi zaman inkârla karşılaştık. Sivas bunlardan sadece biridir. Maraş’ta, Çorum’da, Dersim’de, Gazi’de yaşananları da unutmadık. Komşumuz Suriye de Alevilere yönelik baskı ve yaşanılan katliamıda lanetliyoruz. Suriye’deki halklara ses olalım. İran halklarına ses olalım, Gazze halklarına ses olalım” dedi.

    “BARIŞ; HAKİKAT VE YÜZLEŞME İLE SAĞLANIR”

    Barış ve demokratik çözüm sürecinin hakikat ve yüzleşme ile mümkün olacağını ifade eden Çelik, “Bugünlerde ülkemizde sıkça toplumsal barış, birlik  gibi kavramlar dillendiriliyor. Elbette biz de barıştan yanayız. Elbette bu topraklarda yan yana, omuz omuza, eşit ve özgür yaşamak istiyoruz. Ama şunu açıkça söylüyoruz; gerçek bir barış, ancak geçmişle yüzleşilerek mümkündür. Barış; inkârla, üstünü örterek, “unutalım gitsin” diyerek değil; hatırlayarak, adaletle, hakikatle sağlanır. Biz Aleviler, bu ülkenin asli unsurları olarak artık sadece anmak değil, aynı zamanda anlaşılmak, tanınmak ve eşit yurttaşlık talep ediyoruz” diye belirtti.

    “İNSANLIK SUÇU İŞLENDİ”

    Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki ise, “Sivas Madımak’ta bir insanlık suçu işlendi. Bu dava zaman aşımına uğratılarak, avukatları vekil yapıldı. Zaman aşımına ‘hayırlı olsun’ diyenleri karşı direnmekten ve kazanmaktan başka şansımız yok” ifadelerini kullandı.

    DEYİŞLER VE NEFESLER SESLENDİRİLDİ

    Konuşmalar ardından Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi Korosu üyeleri deyişler ve nefesler seslendirdi.

    tiyatro ve koroda emek verenlere plaket verilmesi sonrasında ‘Sivas’ın ışığı sönmeyecek’, ‘Sivas’ın hesabı sorulacak’ sloganlarıyla sonlandı.

    PİRHA/ İZMİR

     

  • İHD Dersim Şubesi, 32 yıl önce katledilen Metin Can ve Hasan Kaya’yı andı-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi, 32 yıl önce katledilen Metin Can ve Hasan Kaya’yı andı-VİDEO

    PİRHA- Katledişlerinin 32. yılında Avukat Metin Can ve Doktor Hasan Kaya’yı anan İHD Dersim Şubesi, “Metin Can ve Hasan Kaya’nın failleri yargılanmadan, hakikat açığa çıkarılmadan, adalet sağlanmadan bu mücadele bitmeyecek! Devletin cezasızlık politikalarına karşı, hakikatin ortaya çıkması ve adaletin yerini bulması için mücadelemizi sürdürmekte kararlıyız” diye belirtti. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, 21 Şubat 1993 yılında kaçırılıp gözaltına alınan ve 27 Şubat günü 1993 günü işkence edilerek katledilmiş bedenleri Elazığ-Dersim yolu üzerindeki Dinar Köprüsü altında bulunan İHD Elazığ Şube Başkanı Avukat Metin Can ile üyeleri Dr. Hasan Kaya’ya ilişkin açıklama yaptı.

    İHD Dersim Şubesi binasında yapılan açıklamayı Hıdır Alparslan okudu.

    “FAİLLER JİTEM BAĞLANTILIYDI, BAŞVURULAR SONUÇ VERMEDİ”

    Görgü tanıklarının faillerin JİTEM bağlantılı olduğunu ifade etmesine rağmen yapılan tüm başvuruların sonuçsuz kaldığını ifade eden Alparslan, “21 Şubat 1993 tarihinde Elazığ’da kaçırılan, işkenceyle katledilen ve 27 Şubat günü Elazığ-Dersim yolu üzerinde cansız bedenleri bulunan Avukat Metin Can ve Doktor Hasan Kaya’nın failleri, aradan geçen 32 yıla rağmen hâlâ adalet karşısına çıkarılmadı. Metin Can, İHD Elazığ Şube Başkanı olarak, Doktor Hasan Kaya ise bir insan hakları savunucusu olarak hak ihlallerine karşı mücadele etti. Ancak, dönemin devlet yetkilileriyle irtibatlı olan karanlık güçler, onları susturmak için kaçırıp katletti. O dönem İHD tarafından yetkili mercilere yapılan tüm başvurular sonuçsuz kalmış, görgü tanıkları faillerin JİTEM ile bağlantılı olduğunu ifade etmesine rağmen, JİTEM’in varlığı dahi uzun yıllar inkar edilmiştir. Devletin karanlık dehlizlerinde kaybettirilen Yeşil Kod adlı Mahmut Yıldırım gibi failler, işledikleri cinayetlerin hesabını vermemiştir” dedi.

    “METİN CAN VE HASAN KAYA’YI ANIYORUZ”

    Alparslan, devletin cezasızlık politikalarına rağmen adaletin yerini bulması için mücadeleyi sürdüreceklerini kaydederek, “Metin Can ve Hasan Kaya’nın katledilmelerinden sonra da kayıplar ve faili meçhul cinayetler devam etti. Ancak, insan hakları savunucuları olarak bizler, hakikat ve adalet mücadelesinden vazgeçmedik. Geçen 32 yıl içinde, cezasızlık politikalarına karşı mücadelemizi sürdürdük ve her bir kaybımızın hesabını sormaya devam ettik. Bir kez daha vurguluyoruz: Metin Can ve Hasan Kaya’nın failleri yargılanmadan, hakikat açığa çıkarılmadan, adalet sağlanmadan bu mücadele bitmeyecek! Devletin cezasızlık politikalarına karşı, hakikatin ortaya çıkması ve adaletin yerini bulması için mücadelemizi sürdürmekte kararlıyız. Avukat Metin Can ve Doktor Hasan Kaya’yı, katledilişlerinin 32. yılında anıyor; mücadelelerini sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz” diye belirtti.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Jitem’in katlettiği Ayten Öztürk’ün ailesi: Ciğerimiz yanıyor, kızımız niçin öldürüldü? -VİDEO

    Jitem’in katlettiği Ayten Öztürk’ün ailesi: Ciğerimiz yanıyor, kızımız niçin öldürüldü? -VİDEO

    PİRHA-Ayten Öztürk Dersim’de JİTEM elemanı “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından 1992 tarihinde kaçırılıp işkence sonucu öldürülmüştü. Baba Hıdır Öztürk, “Kızım niçin öldürüldü? 1992 yılından beri hak ve adalet diye sızlanıyoruz fakat bir türlü bulamadık” dedi. Anne Dilif Öztürk ise “Benim kızıma bunu yapanlardan hesap sorulsun, adalet istiyorum. Adalet de katillerden yana, 30 yıldır ağlıyorum” diye konuştu.

    Devlet içinde örgütlenmiş çetelerden biri olan, 1990’lı yıllardaki pek çok infazın sorumlusu olduğu bilinen kontrgerilla elemanı “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Dersim Başakçı köyünde oturan Ayten Öztürk’ün de cinayet failiydi. Ayten Öztürk, Dersim’de 27 Temmuz 1992 tarihinde “Yeşil” kod adlı JİTEM elemanı Mahmut Yıldırım tarafından kaçırılıp işkence sonucu öldürülmüş ve cansız bedeni 8 Ağustos 1992’de Elazığ’da bulunmuştu.

    Ayten Öztürk’ün ailesi, 1992 yılından itibaren yaşadıklarını ve sürdürdükleri hukuk mücadelesini PİRHA‘ya anlattı.

    “AİLE OLARAK BASKI ALTINDA KALDIK”

    Acılı ve dertli bir baba olduğunu belirterek sözlerine başlayan Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, “7 çocuk babasıyım ve çocuklarımı okutmak için çabalar sarf ettim. Büyük çocuğum Aysel Öztürk, örgüte katıldı. Yıldırım Merkit ve Mazlum Doğan ile birlikte Diyarbakır’da Urfa yolunda yakalandı. Aysel 60 gün işkencede kaldı ama serini verdi sırrını vermedi. Aysel tutuklanıp, cezaevine girdi. Ayten’in siyasetle hiçbir ilgisi yoktu. Mazlum, işine gidip gelen ve ailesine saygı duyan birisiydi. Aysel’in yüzünden diğer çocuklarıma yöneldiler ve aile olarak baskı altında kaldık. Daha sonra Tunceli Jandarma Alay Komutanı bizi çağırdı, çocuklarıma nerede çalıştıklarını sordu. Çocuklarımı aşağıya indirdiler ve kızım Aysel’in fotoğrafını gösterdiler. Bizi çağırdıklarında odada sakallı birisi vardı. O, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’dı. Bizimle yapılan toplantıdan 1 ay sonra Ayten 27 Temmuz 1992 tarihinde Elazığ mezarlığında eli dışarıda kalmak suretiyle bir çoban tarafından bulundu. Bizi çağırdılar hastanede ama aile olarak biz tanıyamadık ama yıkandıktan sonra Ayten olduğunu gördük. Aradan 1 hafta geçtikten sonra bana vali tarafından lojmandan çıkmam için bir tebligat geldi” dedi.

    “YARGITAY’DAN ÇIKACAK SONUCA GÖRE AİHM’E BAŞVURACAĞIZ”

    Yaşanan olaylardan sonra çocuklarına baskı yapıldığını dile getiren Hıdır Öztürk, “Kızım ebeydi tayinini Kars’a çıkardılar, köy hizmetlerinde çalışan diğer kızımı Çankırı’ya tayinini çıkardılar. Kızım Aysel Öztürk de cezaevinden tahliye oldu ama her gün gözaltına alınıp, işkence ediliyordu. O da dayanamadı yurtdışına gitti. 2011 yılında 20 milletvekilinin imzasıyla müracaat ettim, kızımın dosyasının Meclis’te görüşülmesi için. 30 Mayıs 2012 tarihinde başbakana, cumhurbaşkanına ve Kemal Kılıçdaroğlu’na mektup yazdım ama bir cevap alamadım. Cumhurbaşkanının İzmir’de bir akrabası bizim eve geldi, bizim durumumuza ilişkin 30 Ekim 2012 tarihinde mektup yazdı. Aradan bir hafta geçmeden o kişiye telefon ediliyor ve bu işe karışmayın demişler. Dava Elazığ’da açıldı, daha sonra Ankara’ya gönderildi. 25 Eylül 2019 tarihinde yapılan duruşmada ifade vermiştim ama davadan bir türlü istediğimiz sonucu alamadık. Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararı vermesine rağmen JİTEM Davası olarak devam ettirdiler. Şimdi dava Yargıtay’da çıkacak sonuca göre Avrupa İnsan hakları Mahkemesi’ne başvuru yapacağız” diye belirtti.

    “KIZIM NİÇİN ÖLDÜRÜLDÜ?”

    Hıdır Öztürk, 1992 yılından beri hak ve adalet aradığını vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “1992 yılından beri hak ve adalet diye sızlanıyorum fakat bir türlü bulamadık. Savcılık doğru tahkikat yapmadı, otopsi raporu yanlış tutuldu. Bursa-Amedspor maçında Yeşil’in fotoğrafını açanlara dava açtım ama hiçbir sonuç alamadım. Demek ki devlet bu kişileri koruyor. Yeşil binlerce kişinin katilidir, sen niye bu insanı bulmuyorsun. Bizim ciğerimiz yanıyor, hiç mi acı hissiniz, vicdanınız yok. Kızım niçin öldürüldü? Devlet kendi vatandaşına düşmanlık eder mi? 1992 yılından beri adalet arıyorum, bu adalet hiç mi bize uğramıyor?”

    “ADALET İSTİYORUM”

    Ayten Öztürk’ün annesi Dilif Öztürk de “Benim kızıma bunu yapanlardan hesap sorulsun, adalet istiyorum. Zaten ülkede adalet yok. Eğer olsaydı kızımın katilleri cezasını çekerdi. Adalet de katillerden yana, 30 yıldır ağlıyorum” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Dicle Anter babası Musa Anter’i anlattı: Haksızlığa karşı isyan bayrağını kalemiyle çekti-VİDEO

    Dicle Anter babası Musa Anter’i anlattı: Haksızlığa karşı isyan bayrağını kalemiyle çekti-VİDEO

    PİRHA- Kürt aydını, gazeteci-yazar Musa Anter’in (Apê Musa), katledilmesinin üzerinden 32 yıl geçti. Musa Anter’in yazdıkları toplum içerisinde önemli olduğu için hedef alındığını söyleyen Dicle Anter, “Babam çok sevecen birisiydi ancak kalemini haksızlığa karşı en kuvvetli şekilde kullanırdı. Çünkü küçüklüğünden beri haksızlıklar içerisinde yaşadığı için haksızlıkları kabul etmeyecek bir şekilde isyan bayrağını kalemiyle çekti” dedi.

    20 Eylül 1992 yılında Diyarbakır’da gerçekleşen Kültür-Sanat Festivali’ne katılarak kitaplarını imzalayan Musa Anter, akşam saatlerinde Seyrantepe Mahallesi’nde uğradığı silahlı saldırı sonucu 72 yaşında hayatını kaybetmişti. Cinayetin üzerinden 32 yıl geçti, ancak bugüne kadar failler tek tek, isim isim bilinmesine rağmen yakalanmadı ve dava zaman aşımıma uğradı.

    Dicle Anter, babası Musa Anter’i PİRHA’ya anlattı.

    “İSYAN BAYRAĞINI KALEMİYLE ÇEKTİ”

    Musa Anter denilince ilk olarak Musa Anter’in gazeteciliğinin akla geldiğini belirten Dicle Anter, “Babam çok sevecen birisiydi ancak kalemini haksızlığa karşı en kuvvetli şekilde kullanırdı. Kalemini çok iyi kullanmasından dolayı Musa Anter Musa Anter oldu. Müthiş bir zekâya sahipti, ben ona ayaklı kütüphane diyordum. Kürdistan’da olan bütün olayları bilirdi, herkesi tanırdı ve herkesle bir ilişkisi vardı. Herkesin babamla bir anısı vardı o yüzden kendisi çok seviliyordu. Babam mütevazı bir insandı ancak haksızlığa karşı gelmek onun için bir görevdi. Çünkü küçüklüğünden beri haksızlıklar içerisinde yaşadığı için haksızlıkları kabul etmeyecek bir şekilde isyan bayrağını kalemiyle çekti” diye belirtti.

    “İÇ HUKUK YOLLARI TIKANIRSA AİHM’E BAŞVURACAĞIZ”

    Musa Anter’in yazdıkları toplum içerisinde önemli olduğu için hedef alındığını söyleyen Anter, “Metin Göktepe, Uğur Mumcu ve Abdi İpekçi’de gazetecilik yaptıkları için öldürüldü. Musa Anter’in yazdıkları çok önemliydi. Musa Anter dava sürecinin bu şekilde olması haksızlığın bizlere de yansımasını getiriyor. Niye babamızı öldürdünüz, bize bir cevap verin. Babam kimi öldürdü ya da kimin parasını çaldı? Düşünce insanları hiçbir zaman öldürülmemelidir.
    Dava 30 yılın ardından zaman aşımına uğradı. Biz de Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yaptık. Oradan da Yargıtay ve İstinaf Mahkemesi’ne başvuracağız. Eğer başvurularımıza olumsuz yanıt gelirse iç hukuk yolları tıkandığı için AİHM’e başvuru yapacağız” dedi.

    “ZORLUĞA RAĞMEN GENÇ İNSANLARIN GAZETECİLİĞE HEVESLE SARILMASI UMUT VERİCİ”

    Gazeteciliğin Türkiye’de çok zor bir meslek olduğunu ifade eden Anter, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Gazetecilikle ilgili ülke sıralamasında son sıralardayız. Gazeteciler öldürülüyor, cezaevine atılıyorlar. Ancak bu kadar zorluğa rağmen genç insanların gazeteciliğe böyle bir hevesle sarılması umut verici. Çünkü araştırma ve haber ulaştırma çok önemli bir şey. Genç insanlar gözü kara ve cesaretle ceberut iktidara karşı büyük bir özveriyle insanlara haber ulaştırmaya çalışıyorlar. Ben bu durumdan dolayı umutluyum ve daha da iyi olacağını düşünüyorum.”

    Cihan BERK/PİRHA

  • İHD İstanbul: İnsan hakları ve demokrasi mücadelemiz sürecek-VİDEO

    İHD İstanbul: İnsan hakları ve demokrasi mücadelemiz sürecek-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Sultan Ahmet Meydan’ında, 32. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları sorununun halen sürüyor olmasının en önemli sebebi resmi devlet ideolojisinin sürdürülmesini sağlayacak siyasette ısrar etmektir. Bu ideoloji Türk etnisitesi ve sünni Müslümanlığın devletleşmiş haline dayanır. Bunun dışındaki etnik ve inanç gruplarını inkâr eder” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, kuruluşlarının 32. yıl dönümü dolayısıyla Sultanahmet Meydanı’nda açıklama yaptı.

    İnsan haklarına yönelik ihlallerinin devam ettiğine dikkat çekilen açıklamada, “İnsan, Hakları ile İnsandır, Mücadeleye Devam” pankartı açıldı. “İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek, “Irkçılık ve Ayrımcılık İnsanlık Suçudur”, “İşkencesiz Bir Dünya Mümkün” dövizleri taşındı. “İnsan Hakları ile İnsandır” sloganı atıldı.

    “İNSAN HAKLARI HERKES İÇİN VARDIR”

    Basın açıklaması öncesi söz alan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Herkes farklı ve herkes eşittir. İnsan hakları ayrımsız herkes için vardır. Kimse insan haklarından vazgeçemez. İnsan hakları devredilmez, bölünmez, evrensel haklar bütünlüğü ve özgürlüğüdür. Devletlerin, siyasal iktidarların toplumu bölerek belli kişilere yapılan ayrımcılığı ve tanınan hakların diğer kesimlerde esirgenmesini doğru bulmuyoruz” dedi.

    “DÜŞÜNCESİ ÖZGÜR OLMAYAN İNSAN KENDİSİNİ GERÇEKLEŞTİREMEZ”

    En önemli sorununun insan hakları ihlali ve yaşam hakkı ihlallerinin olduğunu belirten Yoleri, “Bütün dünyada böyle ama Türkiye’de de bu böyle malesef. İhlal edilen bir diğer hak ise düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Çünkü düşüncesi özgür olmayan insan kendisini gerçekleştiremeyen insandır. Bu nedenle düşünce ve ifade özgürlüğünün yaşam hakkı kadar önemli olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

    Basın açıklamasını İHD İstanbul Şube adına Avukat Leman Yurtsever yaptı.

    “TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI SORUNU HALEN SÜRÜYOR”

    İHD 17 Temmuz 1986 tarihinde 98 kişinin imzasıyla kuruldu. Kurucular arasında mahpus yakınları, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, yayıncılar, akademisyenler, avukatlar, hekimler, mimar ve mühendisler, öğretmenler vardı. Kurucularımızdan yaşamını yitirenleri sevgi ve minnetle anıyoruz” diyen Yurtsever şöyle devam etti:

    “İHD, kurulduğu 17 Temmuz 1986 tarihinden beri Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları sorunu olduğunu ifade etmekte ve bu sorunun giderilmesine katkı sunmak için mücadele etmektedir. Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları sorununun halen sürüyor olmasının en önemli sebebi resmi devlet ideolojisinin sürdürülmesini sağlayacak siyasette ısrar etmektir. Bu ideoloji Türk etnisitesi ve sünni Müslümanlığın devletleşmiş haline dayanır. Bunun dışındaki etnik ve inanç gruplarını inkâr eder. 2013-2015 dönemi barış ve çözüm süreci başarılamadığı yani gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştirilemediği için yeniden silahlı çatışma ve savaş ortamı yaşanmış ve bunun sonucunda resmi ideolojiyi savunanlar ile mevcut siyasi iktidar kendisini yaşatmak için daha otoriter bir rejime yönelmiştir. 16 Nisan 2017 tarihinde kabul edildiği belirtilen Anayasa değişiklik referandumu ile Türkiye daha otoriter bir rejime yönelmiştir. Kaldı ki bu referandum OHAL ortamında gerçekleştirilmiştir. 20 Temmuz 2016 tarihinden beri kesintisiz olarak sürdürülen OHAL koşullarında gerçekleştirilen 24 Haziran 2018 seçimleri sonucunda Türkiye yeni rejimine geçmiştir. Bu seçimde manipülasyon yapıldığına dair bulgular ve manipülasyona zemin hazırlayan yasal alt yapı uzun süre tartışılacaktır. Bu rejim tek kişi yönetimine dayalı anti demokratik karakteri ağır basan bir rejimdir. Bu rejimi adlandırmak bu zamanın işi değildir. Ancak şunu belirtebiliriz ki rejimin karakterinin anti demokratik olduğu kesindir.”

    “KAPİTALİZM DEVLETLERİ OTORİTER YÖNELİMLERE SEVK ETMİŞTİR”

    Türkiye’deki rejimin daha otoriter bir noktaya kaymasında elbette ki dünyadaki gelişmelerin de payı vardır” diyen Yurtsever şunları kaydetti:

    ”Kapitalizmin yarattığı kriz, devletleri daha korumacı ekonomi politikaları ve daha otoriter yönelimlere sevk etmiştir. Böyle bir ortamda uluslararası kuruluşlar Türkiye gibi daha fazla otoriter yönetimlere kayan ülkelere gerekli önleyici tedbirlere başvuramamışlardır. Örneğin, Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihindeki askeri darbe girişiminin bastırılmasına rağmen 4 gün sonra OHAL ilan edilmesi ve temel hakların tamamen askıya alınmasına Avrupa Konseyi başlangıçta seyirci kalmış, 8 ay sonra siyasi denetim kararı almış ancak bunun gereğini yerine getirmemiştir. Türkiye’nin gerek ülke içinde gerekse de Suriye ve Irak’ta gerçekleştirdiği askeri operasyonlar nedeni ile yaşanan insan hakları ve insancıl hukuk ihlallerine karşı BM İnsan Hakları Konseyi harekete geçememiştir. Bütün bu yaşananlar sadece Türkiye’de değil birçok ülkede yönetimlerin daha otoriter olmasını kolaylaştırmıştır. Kapitalist modernite kurduğu insan hakları sistemini korumakta aciz içine düşmüştür. Dünyadaki gelişmeler insan haklarının araçsallaştığını göstermektedir.”

    “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”

    İnsan hakları mücadelesini kesintisiz olarak yürüttüklerini belirten Yurtsever, 32. yılda şu tavsiyelerde ve taleplerde bulundu:

    -Türkiye’nin demokratikleşebilmesi için gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştirmesi ve geçmişi ile yüzleşmesi gerekmektedir. Türkiye’nin, Kürt sorununu kabul edip çözecek yeni bir barış sürecine ihtiyacı bulunmaktadır. Bununla birlikte başta Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri olmak üzere ötekileştirilen tüm kesimlerin insan hakları taleplerini kabul edecek yeni bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır.

    -Türkiye’nin gerçek bir çatışma çözümü ile birlikte yeni ve demokratik bir Anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır. Yeni ve demokratik Anayasa yapılmadığı sürece darbeci generaller tarafından yapılmış 82 Anayasası üzerinde yapılacak değişikliklerin çözüm getirmesi mümkün değildir. Şu anda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeli diye isimlendirilen değişikliklerin bariz özelliği anti demokratik tek kişi yönetimi olmasından ibarettir.

    -İfade özgürlüğü demokrasinin temelidir. Demokrasiye giden yolun açılabilmesi için ifade özgürlüğünün mutlaka sağlanması gerekir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü sağlanmadan demokrasiye giden yolun açılması olası gözükmemektedir.

    -Türkiye’de son 2 yılda yapılan seçimler göstermiştir ki demokrasi ve insan haklarından yana güçlü bir toplumsal muhalefet bulunmaktadır. Toplumsal muhalefetin en geniş tabanda demokrasi ve insan hakları ilkesinde birleşik mücadele yürütmesi halinde sosyal mücadele ile Türkiye’nin demokratikleşmesi sağlanabilir. İnsan hakları savunucuları olarak bu mücadelenin içerisindeyiz.

    -Türkiye’nin geçmiş siyasi tarihi incelendiğinde Osmanlı Devletinden beri devam eden parlamenter demokratik sistemin inşası ve demokratikleşmesi mücadelesinin tek kişi yönetimi ile kesintiye uğraması oldukça büyük bir geriye gidiştir. Siyasi iktidarın resmi ideolojiyi bu şekilde var edemeyeceğini anlaması ve her gelişmiş ülke gibi sorunlarla yüzleşmesi gerekmektedir. Bu bakımdan Türkiye’nin sorunları demokratik sistem içerisinde çözülebilir. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin olmadığı, demokrasinin tabana yayılmadığı ve yerel demokrasinin gelişmediği 81 milyon nüfuslu bir ülkenin oldukça katı ve otoriter bir rejimle sorunlarını çözmesi mümkün değildir.

    -Kuvvetler ayrılığı ilkesinin önemi kendisini bağımsız ve tarafsız yargıda gösterir. Hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir yargı yapılanması olmadan adaletin yerini bulması mümkün değildir.

    -Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi devlet içi çete yapılanmalarının tasfiye edilmemiş olmasıdır. Kontrgerilla gerçeğinden sonra Fethullah Gülen örgütünün devlet içindeki varlığının askeri darbe girişimine kadar kendisini göstermesi tehlikenin ne kadar büyük olduğunu ortaya koymuştur. Ancak tasfiye edilen yapıların yerine yeni yasa dışı yapılanmaların oluşmaması için demokratik yönetim şarttır. Bununla birlikte cezasızlık politikası ve kültürüne son verilerek, suç işleyen devlet görevlilerinin korunmasından vazgeçilmelidir.

    -Otoriterleşme ile birlikte ekonomik ve sosyal haklardaki gerileme artarak devam etmektedir. İşçi ve emekçilerin haklarının verilmemesi için de otoriterleşmede ısrar edilmektedir. Bu dönem ekonomik ve sosyal hak mücadelesi artarak devam etmelidir.

    -Türkiye’de insan hakları bilinci ve kültürünün gelişmesine oldukça önemli katkıları olan İHD’nin ve insan hakları savunucularının insan haklarını savunma hakkı kabul edilmelidir. İnsan hakları savunucuları üzerindeki yargı yolu ile baskı politikasına son verilmelidir.

    -Siyasi iktidar yaklaşık 2 yıldır süren OHAL’i uzatmayarak kaldıracağını ilan etmiştir. Ancak Meclis’e sunulan yasa teklifi ile OHAL’in kalıcı hale geleceği endişesi bulunmaktadır. OHAL süresince çıkarılan 32 KHK ile 100’lerce yasada yapılan 1000’lerce değişiklik gözden geçirilmeli ve kalıcı OHAL rejiminden vazgeçilmelidir. Unutulmamalıdır ki OHAL zamanında zarar gören sadece ve sadece temel hak ve özgürlükler ile bu özgürlükleri kullanan kişilerdir.

    “ÜLKEMİZDEKİ OTORİTER SİSTEM DEĞİŞMEDİ”

    Basın açıklaması okunduktan sonra söz alan Türkiye İnsan Hakları Vakfı İstanbul Şube Temsilcisi Ümit Efe ise, “Ülkemizde yaşanan otoriter sistem değişmedi. Demokratik hak ve özgürlükler adına insan hakları savunucularının umutlarını güçlendirecek bir gelişme yaşanmadı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı işkencesiz bir dünya için temel hak ve özgürlüklerin korunduğu bir dünya için mücadele etmektedir” diye konuştu.

    “MÜCADELE ETMEKTEN VAZGEÇMEDİK VE VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Efe’den sonra söz alan Avukat Eren Keskin de, “Bugün yeni bir süreç yaşıyoruz insan hakları mücadelesinde. Geleceğimiz, anılarımız, özlemlerimiz, taleplerimiz her şey ama her şey sadece bir kişinin dudağının ucunda yer almaktadır. Bu bizim için yeni bir süreç. Bizde bu yeni sürece karşı yeni mücadeleler geliştireceğiz. O nedenle insan hakları derneği hiçbir zaman mücadele etmekten vazgeçmedi ve etmeyecek” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Munzur Çevre Derneği’nden Çernobil faciasının 32. yılına ilişkin dayanışma etkinliği

    Munzur Çevre Derneği’nden Çernobil faciasının 32. yılına ilişkin dayanışma etkinliği

    PİRHA- Munzur Çevre  Derneği dünyanın en büyük nükleer kazalarından biri olan Çernobil faciasının 32. yılına ilişkin “Yeni Çernobiller yaşanmaması için; Sinop’tan Munzur’a Mücadeleyi Dayanışmayla Büyütelim” şiarıyla dayanışma etkinliği düzenliyor.

    Munzur Çevre ve Kültür Derneği Çernobil faciasının 32. yılına ilişkin “Yeni Çernobiller yaşanmaması için; Sinop’tan Munzur’a Mücadeleyi Dayanışmayla Büyütelim” şiarıyla 13 Nisan Cuma saat 19:00’da Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde dayanışma etkinliği yapıyor.

    Munzur Çevre  Derneği’nin düzenleyeceği etkinlikte Sanatçı Mehmet Ekici, Sanatçı Pınar Aydınlar, Sanatçı Ayla Yılmaz ve Sanatçı Musa Bakı yer alacak.

    “İNSAN HAYATI İLE KUMAR OYNUYORLAR”

    Munzur Çevre Derneği yönetim kurulu sosyal medya üzerinden 32. yıl dünyanın en büyük nükleer kazalarından biri olan Çernobil faciasına ilişkin şunları ifade etti:

    “Ukrayna’da 32 yıl önce yani 1986’da tarihin en büyük nükleer patlaması yaşandı. Bu patlamada Avrupa’nın büyük bölümüne ve Türkiye’ye yayılan radyoaktif serpinti bugün bile yaşamlarımızı etkilemeye devam ediyorken, ülkemizin birçok yerine nükleer santral kurmayı planlıyorlar. 32 yıl önce bizden kilometrelerce uzaklıkta patlayan ve hala etkisini gösteren bu ölüm bombası bugün hayatımızın tam ortasına inşaa edilmek isteniyor. Daha fazla enerji ve kâr hırsı için milyonlarca insanın hayatıyla kumar oynuyorlar. Sessiz kalırsak Çernobil geleceğin Akkuyu’su ve Sinop’u olacak.”

    ÇERNOBİL FACİASI

    26 Nisan 1986 tarihinde, Ukrayna’nın Kiev kentine bağlı Çernobil, saatler 01:23’ü gösterdiğinde büyük bir sarsılmayla karşı karşıya kalmıştı. Bu, etkileri onlarca yıl sürecek olan ve gerçekleştiği yüzyılın en büyük nükleer kazası olan Çernobil faciasıydı. Ukrayna’da meydana gelen ve dünyanın en büyük nükleer kazalarından biri olan Çernobil faciasına, hatalı tasarım ve yetersiz güvenlik donanımı öncülük etmiştir. İyi kontrol edilemeyen nükleer güç reaktörünün 4. ünitesinin patlaması sonucu tarihin en büyük facialarından biri yaşanmıştır. Çernobil faciası, başta Ukrayna olmak üzere, Rusya, Beyaz Rusya ve bütün Avrupa’yı etkileyen geniş çaplı bir felaket olmuştur. Facianın ardından açığa çıkan radyoaktif maddeye en çok maruz ülke ise Bulgaristan’dır. İngiltere’nin Galler bölgesi de facianın etkilerini hissetmiştir.

    Çernobil faciası tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de etkisini oldukça hissettirmiştir. Coğrafi konum itibariyle Karadeniz’e komşu olan Türkiye, Çernobil’in olumsuz etkilerinden payını almıştır. Özellikle Karadeniz sahil şeridinde bulunan illerde sıklıkla rastlanan kanser vakalarının nedeni Çernobil faciası’na atfedilmektedir. O dönemde Karadeniz bölgesinde yetişen tarım ürünlerinin özellikle de çayın tüketilmesinin tehlikeli olduğu gündeme gelmiştir. Fakat Çernobil sonrasında hafızalara kazınan bir başka olay da, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral’ın medyanın gözü önünde çay içerek çayda tehlike olmadığını vurgulamak istemesidir. (HABER MERKEZİ)