PİRHA- 38 Dersim Tertelesi’nin tanığı, sürgün ve direnişle harmanlanmış bir asırlık çınar olan Hanife Güleç (Anê Xatun) toprağa sırlandı.
Dersim’in acıyla, sürgünle ama en çok da onurla örülmüş tarihinin en önemli canlı tanıklarından biri olan, halkın “Anê Xatun” olarak bildiği Hanife Güleç Hakk’a yürüdü. PİRHA (Pir Haber Ajansı) Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç’in annesi olan Anê Xatun, Dersim’in Ovacık ilçesinde Hakk’a Uğurlama Erkanı yürütüldü.
Hasan Hayri Şanlı tarafından yürütülen erkan sonrası Hanife Güleç’in (Anê Xatun) oğlu Veli Haydar Güleç konuştu.
“ANNEM BÜTÜN ACILARI GÖĞSÜNE, YÜKÜ DE SIRTINA ALDI”
Dersim Katliamı yıllarında annesinin çocuk olduğunu paylaşan Veli Haydar Güleç, “İnsanın annesi öldü mü evin ışığı söndüğünü söylerler. Bugün evimizin ışığı söndü. Annemin ağır acıları vardı. Annesini, babasını, akrabalalarını kaybetti. Sürgün yaşadı. Acılar bir türlü peşini bırakmadı. 90’lı yıllarda bir oğlunu kaybetti. Acısıını içine atarak sessizliğe gömüldü. Annem bütün acıları göğsüne, yükü de sırtına aldı. Bugünde aramızdan ayrıldı. Uğurlar olsun” dedi.
Hanife Güleç (Anê Xatun) için rızalık alındıktan sonra 1994 yılında yaşamını yitiren oğlunun yanında toprağa sırlandı.
PİRHA- Halka acı reçete dayatan iktidar bir taraftan da zam yağdırmaya devam ediyor. Milyonlar asgari ücretin iyileştirilmesini beklerken elektriğe yüzde 38 zam yapıldı.
Asgari ücrete yapılmayan zam elektriğe yapıldı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), elektriğe yüzde 38 zam yapıldığını duyurdu. Bu artışla beraber 100 kWh elektrik tüketimi olan bir mesken abonesi için ödenecek tutar 207,23 TL oldu. Zam, 1 Temmuz itibarıyla geçerli olacak.
FATURALAR CEP YAKACAK
EPDK yapılan açıklamada, enerji üretim maliyetlerinde yaşanan artış nedeniyle zam yapıldığı belirtildi. Açıklamada nihai elektrik perakende satış
fiyatlarında mesken abone grubu için yüzde 38, tarımsal
faaliyetler abone grubu için yüzde 30, kamu ve özel hizmetler sektörü abone grubunun düşük kademesi için yüzde 38 ve yüksek kademesi için yüzde 20 oranında artış yapıldığı bildirildi.
GÖZLER DOĞALGAZDA
Elektriğe yapılan zam doğalgaz fiyatlarını da etkileyecek. Ancak Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş. (BOTAŞ), temmuz tarifesini açıklayarak zam olmayacağını duyurdu. Temmuz itibarıyla hem mesken hem de sanayi aboneleri için fiyatların sabit kaldığı belirtildi.
Ancak, ağustos ayında doğal gaz fiyatlarına yüzde 20-22 arasında zam yapılması bekleniyor. Ayrıca, 1 Ekim’den itibaren elektriğe ikinci bir zam yapılmasının konuşulduğu belirtiliyor. Bu gelişmeler, enerji maliyetlerindeki artışların tüketicilere yansıyacağını gösteriyor.
Dersim Katliamı sırasında annesi, iki kardeşi, dedesi ve amcasının yanı sıra 15 köylüsü öldürülen, kendisi de yaralı kurtulan Ali Doğan, iç yargı yollarının tükenmesi üzerine davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) taşıdı. Avukat Barış Yıldırım, Dersim Katliamı’nda zaman aşımının olmayacağına dikkat çekerek, “Bu taleplerle AİHM’ye açılmış ilk dava” dedi.
Evrensel Gazetesi’nde Şerif KARATAŞ’ın haberine göre; Dersim Katliamı’ndan yaralı kurtulan Ali Doğan, iç hukuk yolları tükenince AİHM’ye başvuruda bulundu.
AİLESİNİ KAYBETTİ, KENDİSİ YARALI KURTULDU
25 Aralık 1935’te Mecliste çıkarılan “Tunçeli Vilayetinin İdaresi hakkında kanun” sonrası 4 Mayıs 1937’de Dersim’e askeri hareket kararı alınmıştı. 1938 Dersim’e gerçekleştirilen ve katliama dönüşen askeri harekat sırasında 8 yaşında olan Ali Doğan; annesi Fayime, 4 ve 2 yaşındaki kardeşleri Şıh Hasan ile Ali Rıza, dedesi Seyit Ali ile amcası Haydar’ın da aralarında olduğu 20 kişiyle birlikte, yeni adı Buzlupınar, eski adı Kırnık olan mevkide süngülendi. Ali Doğan olaydan yaralı kurtuldu.
ERDOĞAN’IN SÖZLERİ ÜZERİNE HUKUKİ SÜREÇ BAŞLADI
Yıllarca ailesini kaybetmenin travmasıyla yaşayan Ali Doğan, 23 Kasım 2011’de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Dersim askeri harekatına ilişkin sözleri üzerine 20 Haziran 2012’de Avukatı Barış Yıldırım aracılığıyla hukuki süreç başlattı. Türkiye’deki hukuki süreçten bir sonuç alamayan Doğan, 10 Mayıs’ta avukatı aracılığıyla AİHM’e başvuru yaptı.
NELER TALEP EDİLDİ?
Avukat Barış Yıldırım, Bakanlar Kuruluna yaptıkları başvuruda şu talepleri dile getirdiklerini söyledi:
“Ali Doğan’dan özür dilenmesine ve kamuoyuyla paylaşılmasına, Dersim 1937-38 sürecine dair hakikatin tamamının kamuoyuyla paylaşılmasına, başvurucu ve başvurucunun öldürülen yakınlarının onurlarını itibarlarını ve haklarını iade eden resmi bir açıklama yapılmasına, Dersim 1937-38 süreci ve sonrasında meydana gelen hadiselerle ilgili olarak sorumlulukların kabulünü ve gerçeklerin tanınmasını içerecek şekilde kamuoyundan özür dilenmesine, başvurucunun öldürülen yakınları için anma törenleri düzenlenmesine, Dersim 1937-38 süreci ve sonrasında meydana gelen ihlallerinin doğru bir anlatımın uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuk eğitim çalışmalarına yönelik dokümanlara dahil edilmesine, söz konusu ihlallerin bir daha tekrar edilmeyeceğine dair garanti verilmesine karar verilmesini talep ettik.
Taleplerine Bakanlar Kurulunun yanıt vermemesi üzerine Danıştay’a dava açtıklarını anlatan Yıldırım, Danıştay’ın dosyayı gönderdiği Ankara İdare Mahkemesi’nin özür ve dile getirilen taleplerin davaya konu edilemeyeceğini gerekçe gösterdiğini ve dosyanın reddedildiğini belirtti. Yıldırım, Anayasa Mahkemesine yaptıkları bireysel başvurunun ise zaman bakımdan yetkisiz bulunduğunu ve başvurunun kabul edilmediğini söyledi.
İÇ HUKUK YOLLARI TÜKENDİ, AİHM’E BAŞVURULDU
İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine 10 Mayıs’ta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yaptıklarını belirten Avukat Yıldırım, taleplerin zaman aşımına uğrayacak talepler olmadığına vurgu yaptı. Taleplerin Birleşmiş Milletlerin buna benzer devletler tarafından gerçekleştirilen ağır insan hakları mağdurları için öngördüğü çözüm hakkını işaret ettiğini anlatan Yıldırım, davanın “Bu taleplerle AİHM’e açılmış ilk dava” özelliği taşıdığını da ifade etti.
ALİ DOĞAN KATLİAMI ANLATTI: ÜÇ GÜN ÜÇ GECE AÇ SUSUZ KALDIM
Katliamda öldüğü sanılarak bırakılan Ali Doğan o gün yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Üç gün üç gece ben orada kaldım aç susuz. Birkaç sefer birkaç kişi geldi. Bakıyorum ki ses geliyor sesimi kesiyorum. Geliyorlar geçiyorlar. ‘Buradan ses geliyordu kesildi, neyin nesi’ deyip geçiyorlar. O, üçüncü gün ben yine baktım ki birkaç kişi geldi. Geldiler konuşuyorlar. Onlar geldi çağırdı. Ben, onları tanıyınca ‘buradayım’ dedim. Onlar geldiler beni sırtlayıp köye götürdüler. Köyde çeşmenin başında elimi yüzümü yıkadılar su attılar yüzüme. Bir de birisinde biraz kömbe vardı, bir parça kömbe ufalayarak ağzıma verdi. Öyle bir acıkmışım ki bugün gibi hatırlıyorum. Eve gittiler. Orada bir yağlı ekmek yaptılar, yedim. Orada bir hafta kaldım. Bizim nahiyede 1938 yılında kışla yapılıyor. Babam da orada idi. O gün müteahhit bırakmamış. İş varmış. Yarın gidersin demiş. Babam da öyle kurtulmuş.”
PİRHA – Hızır ayı dolayısı ile İstanbul Pertekliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği’nin düzenlediği Hızır etkinliğinde konuşan Pertekliler Derneği Başkanı Ahmet Doğru, “Hızır lokması Dersim kültüründe çok önemli ve anlamlıdır. Dersim’de Hızır lokması verildiği zaman insanlar birbirine küskün ve dargın da olsa Hızır lokması götürüldüğünde geri çevirmez mutlaka alırlar” dedi.
Haberin Videosu
İstanbul Pertekliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği Hızır ayı dolayısı ile geleneksel Hızır Kavutu (Qawutu) etkinliği yaptı. Hızır Kavutu etkinliği öncesi panel düzenlendi. Panele Dersim Ovacık Belediyesi Başkanı Fatih Maçoğlu, HDP 25. Dönem Mersin Milletvekili Çilem Küçükkeleş, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu veAlevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı Hüseyin Güzelgül katıldı.
Pertekliler Derneği Başkanı Ahmet Doğru yaptığı açılış konuşmasında, “Her yıl Hızır ayında geleneksel Hızır Kavutu (Qawutu) etkinliğimizi yapıyoruz. Hızır lokması Dersim kültüründe çok önemli ve anlamlıdır. Dersim’de Hızır lokması verildiği zaman insanlar birbirine küskün ve dargında olsa Hızır lokması götürüldüğünde geri çevirmez mutlaka alırlar” diye konuştu.
Açılış konuşmasından sonra geçmişten günümüze Alevi inancı için mücadele vermiş ve katledilmişler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.
“ALEVİLER DARLIKTAN KURTULMAK İÇİN ŞUBAT AYINI HIZIR AYI OLARAK KABUL ETMİŞTİR”
Saygı duruşundan sonra konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin Alibeyköy Şubesi Başkanı ve Alibeyköy Cemevi dedelerinden Hüseyin Güzelgül, “Çok zor bir süreçten geçiyoruz. Her zaman, her yerde Alevilerin görmek istediği Hızır zorda, darda, karda ve tipide hazır ve nazırdır. Biliyorsunuz Şubat ayı kış aynın en zor ayıdır. Şubat ayında köylülerin kışlıkları bitiyor. Alevi halkı işte o darlıkta kurtulmak için Şubat ayını Hızır ayı olarak kabul etmiştir” dedi.
“ARALIK AYI BÜYÜK ÇİLE AYIDIR”
Güzelgül’ün ardında konuşan HDP 25. Dönem Mersin Milletvekili Çilem Küçükkeleş ise, “Alevilik doğayı ve yaşadığı coğrafyayı dikkate alan bir inançtır. Hızır’ın da şubat ayında olması biz biliyoruz ki tesadüf değildir. Bizim için Hızır 10 Kasım Koç katımı ile başlar. Koç katımı canlıların yeni baştan dünyayı kendinde var etmesi anlamına gelir. Koç katımından sonra 21 Aralığa kadar olan sürede ise kar yağmış, devlet kontrolü bitmiş ve dedeler köylere rahatça gidip cemlerde insanlarla bir araya gelerek inançlarını yaşarlar. Bütün doğanın bütün canlıların dara durduğu ve en uzun gece dediğimiz 21 Aralık ise Alevilerin aslında karanlık ile büyük bir mücadele verdiği büyük çile ayıdır. 21 Aralıktan sonra Şubat ayına kadar olan süreye ise küçük çile ayı deriz. Yine yoğunlaşmanın, insanın kendini dara çektiği, toplum ile yüzleştiği ve helalleştiği Şubat ayı ise Hızır ayıdır. Hızır doğanın darda olduğu, insanın artık yiyeceğinin tükendiği ve sıkıntılı bir halden çıkış dönemine denk gelir” diye konuştu.
“MESELE EŞKIYALIK VE HENDEK DEĞİL…”
Çocukluğunda kendilerine hep büyüklerinin Dersim 38 katliamın’a ilişkin yaşananları anlatıklarını belirten Küçükkeleş, “Bize hep Dersim’de eşkıyalık var derlerdi. Bizde çocuk olduğumuzdan inanırdık. Sonra aklımız erince eşkıyalık sadece Dersim’de mi vardı diye düşünmeye başladık. Eşkıyalık olduğu için mi kadınlarımız çocuklarımız tacize, tecavüze uğradı ve küçük yaşta öldürüldüler. Birleşmiş milletlerinin soykırım diye adlandırıldığı her şey Dersim’de uygulandı. Dersim’de yaşananları belki sözlü tarih ile duyduk, öğrendik ama bugün hepimiz Sur’da ve Cizre’de yaşananlara şahitlik ettik. Bizler bu yaşadıklarımızı anlatmaya devam edeceğiz. Çünkü o dönem Dersim’de eşkıyalık vardı diyenler bugün hendek var diyorlar. Aslında meselenin eşkıyalık ve hendek olmadığını sadece toplumların bir arada yaşamasına düşmanlık olduğunu anladık ve gördük” şeklinde konuştu.
“DEVLETİ İDARE EDENLER HINZIR PAŞAYA DÖNÜŞMÜŞTÜR”
Küçükkeleş’ten sonra konuşan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ise “Bu ülkede insanlar kimlikleri, nedeni ile inançları nedeni ile ayrıştırılıp mağdur ediliyor. Sizin yaşadığınız bu haksızlığı size anlatmayı bir ayıp olarak görüyorum” dedi.
Aleviler için kutsal olan Hızır ayı içerisinde olunduğunu belirten Kaftancıoğlu, “Bugün Hızır lokması için bir aradayız. Artık söz bitiyor ve inandığımız bu topraklarda yan yana durmamızı sağlayan insan sevgisi, hak sevgisi, emek için Hızır’ın yardım etmesini temenni ediyoruz. Çünkü bugün devleti idare edenler Hınzır paşaya dönüşmüştür. Devlet politikaları nedeni ile sorun haline gelen devletçi, ayrımcı ve kendinde olanı yanında tutan bakışın karşısında olacağız”dedi.
“BU ÜLKEDE SİYASETİN NE KADAR ZOR OLDUĞUNU BİLİYORUZ”
Son olarak konuşan Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, “Bizim bu yaşadığımız bölgelerde toplumun aydınlanmasını sağlayan katmanlar bizlerin siyasal ve yaşamsal alanlarını daha da geliştiriyor. Birçok dinde bulunmasına rağmen ülkemizde en çok Alevilik kültürü içerisinde yer alan hoşgörü kültürü bizim için önemlidir. Bu inanç içinde de siyaset yapmakta bizim için çok değerlidir” ifadelerini kullandı.
“ Bütün dinlerin ve birçok halkın kendini bu ülkede var ettiğini” söyleyen Maçoğlu, “Aleviler, Sünniler, Kürtler, Türkler, Lazlar bizim renklerimiz ve değerlerimiz. Bugün kayyum ile 90 tane HDP’li belediye başkanın görevden alındığı bir ülkede yaşıyoruz. Yine onlarca milletvekilinin tutuklu olduğu bir ülkedeyiz. Bu ülkede siyasetin ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Ama biz o yoldaşlarımızın omuzdaşı olarak bize bıraktıkları mirası Ovacık Belediyesi olarak üstleneceğiz” diye konuştu.
Panelin ardından Alibeyköy Cemevi Piri Hüseyin Güzelgül lokması duası verdi. Lokma duasından sonra lokmalar pay edildi. Son olarak ise Dersimli Sanatçı Mehmet Ekici deyişler okudu ve etkinlik sona erdi.
PİRHA- Dersim’de yaşayan Alevilere yönelik asimilasyon politikalarını değerlendiren Kartal Pir Sultan Abdal Şubesi’ne bağlı cemevi pirlerinden Cemal Abdal Ocağı’na mensup Hasan Doğan, “Eskiden biz Alevileri katledip, yok edip, göç ettiriyorlardı. Şimdi ise kültürel ve inançsal olarak biz Alevileri yok ediyorlar” dedi.
Haberin Videosu
Alevilerin yoğun olarak yaşadığı ve Alevilerin ikinci serçeşmesi olarak görülen Dersim’e yönelik bir çok katliam, asimilasyon ve yerinden etme politikası uygulandı, hala da uygulanıyor. Kerbeladan bugüne kadar birçok defa katledilen Aleviler özellikle Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinde Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Dersim bölgesine yönelik birçok katliam, göç ve asimilasyon politikası uygulamıştır. Cumhuriyetin kurulmasının ardından 1938’li yıllarda ise Dersim harekatı adı altın 60 bine yakın insan katledilmiştir. Günümüzde ise Dersim’de katliamlar boyut değiştirerek bölgedeki halkın göç etmesi için barajlar yapılıyor, çeşitli baskı politikaları uygulanıyor.
Cemal Abdal Ocağı ve İstanbul Kartal Pir Sultan Abdal Şubesi’ne bağlı cemevi pirlerinden Hasan Doğan, Alevilerin yoğun yaşadığı ve geçmişten günümüze kadar farklı bir kimliğe sahip olduğu için katliamlara, baskılara ve göç politikalarına maruz kalan Alevilerin ikinci serçeşmesi olarak görülen Dersim’e ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.
“DERSİM TARİHİ SÜREÇTE İYİ İRDELENMELİ”
Dersim’in tarihi süreçte iyi irdelenmesi gerektiğinin altını çizen Doğan, “Dersim’e Osmanlı ve Selçukluların yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti’nin de tam anlamı ile giremediğini belirterek şöyle devam etti:
“Çok sayıda asker ve kolluk kuvvetini Dersim’de bulundurmalarına rağmen Dersim halkı asla mevcut düzene boyun eğmiş değil. Çünkü biz Alevi toplumunun kendi iç hukuku vardır. Cemlerimizde kurulan mahkemede haklıyı haksızı belirleriz. Biz kendi iç hukukumuzu İslamiyet’ten asırlar önce oluşturmuşuz. Dersim bugün de genç Türkiye Cumhuriyeti tarafından hep bir çıbanbaşı olarak görüldü. Bir çıbanbaşı olarakta temizlenmeliydi. Nasıl temizlemeye çalıştılar peki? 1926’da Tunceli kanunu çıkararak toplu katliamlar ve göç ettirmeler ile yapıldı. 1934 ve 38 yıllarında ise iyice hat safhaya ulaştı. Devlet kaynakları 14-15 bin kişinin katledildiğini kabul etse bile aslında 60 binin üzerinde insan katledilmiş veya sürgün edilmiştir. Bugün halen yaşayan kayıp kızlarımız vardır. Benim ailemde göç ettirmeler ve sürgünler olmuştur. Babamın amcası olan Süleyman dedemin halen mezarının nerede olduğunu bilmiyoruz.”
“DERSİM ALEVİLERİN İKİNCİ SERÇEŞMESİDİR”
Doğan, “Dersim Türkiye’deki Aleviler için ikinci serçeşmedir. Hünkar Hacı Bektaş’ı Veli Dergahı’nda Nahşi postişlerin atılması ile pir ocakları Hünkar Hacı Bektaş’ı Veli bölgesi olan Karaca Höyük’ü terk edip Dersim’i serçeşme olarak aldılar. Bugün Anadolu’daki bütün ocak sahiplerinin hepsinin ocaklarının Dersim’de olması bir tesadüf değildir. Daha dağlık bölgeler olmasına rağmen oralara gitmediler. Bunu da şöyle açıklayabiliriz: Dersim, Deylem bölgesi olduğu için oraya gittiler. Asırlar önce Alevilik Anadolu’da vardı ve Anadolu halkının bir inancıydı. Bugünkü Dersim de bunun bir devamıdır. Devamı olduğu için sisteme sürekli muhalif ve sitemin dayattığı kurallara asla boyun eğmemiştir. Kendi kendini yönetmeyi bilmiştir. Ve bir dağ gibi orada durmuştur” diye konuştu.
“DERSİM CEMEVİ, ASİMİLASYONA YOL AÇIYOR”
“Günümüz koşullarında baktığımızda Dersim bölgesinde her dönem her gelen iktidar kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor” diyen Doğan şunları ifade etti:
“Alan çalışması yaptığımızda bir bakıyoruz Dersim’de mevcut bir cemevimiz var. Dersim’deki cemevi, Tunceli Üniversitesi ve devletin kolluk kuvvetleri hep beraber ortak hareket ederek asimilasyon politikası uyguluyorlar. Eskiden biz Alevileri katledip, yok edip, göç ettiriyorlardı. Şimdi ise kültürel ve inançsal olarak biz Alevileri yok ediyorlar. Kültürümüzün ve inancımızın içini boşaltıp, ziyaretlerimizin büyük bir bölümünü sular altında bırakıyorlar. Ayrıca inançsal değerlerimizi boşaltacak insanları bu bölgelere atıyorlar.
Dersim’de belli başlı ailelerin çocuklarına molla eğitimi verildiğini söyleyen Doğan, “Molla eğitimini tamamlayan çocuklar köylerine geri döndüğünde bugünkü hal ve hareketler ortaya çıkıyor. İşte asimilasyon dediğimiz şey bu” dedi.
“HAK HUKUK YİYENLER CEMEVİNE GİRMEMELİDİR”
Alevi örgütlülüğünün Dersimi iyi gözden geçirmesi gerektiğini belirten Doğan, “Bugün Dersim’deki cemevinin yapısını, malum bir vakfa bağlı olduğu için değiştiremiyoruz. Bu vakfın yöneticileri Türkiye’deki Aleviler tarafından suçüstü yakalandı. Cemevlerine devlet erkinin götürülüp önünde el pençe durulması veya dedelerin devlet erkinin elini öpmesi kabul edilecek bir durum değildir” dedi.
Doğan, “Devleti yöneten insanlar ne yaparsa yapsın hak hukuk yemiştir. Hak hukuk yiyen insanlar bırak cemevine, bahçesine dahi girememelidir. Buna cemevi dedeleri ve yöneticileri izin vermemeliler. Ancak Dersim Cemevi’nde bunları yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.
Doğan, gençliğin önemine dikkat çekerek şunları kaydetti:
“Bizim için önemli olan gençliktir. Elli yaş üzeri insanı dönüştürme şansımız yok bu saatten sonra. Ancak gençlerimizi de teslim etmeyelim. Özellikle Dersim bölgesine bakıldığında bar, pavyon ve alkolün çok tüketildiği yer olarak görülüyor. Özellikle dışarıdan konsomatrisler getirilip Dersim’de çalıştırıldı. Ancak halk buna karşı çıkarak bu gibi işletmelerin kapatılmasını sağladılar.”
“GENÇLERİMİZ ZEHİRLENİYOR VE ZEHİRLETTİRİLİYOR”
Dersim’de gençlerin devlet ve kolluk kuvvetleri tarafından zehirlendiğini belirten İstanbul Kartal Pir Sultan Abdal Şubesi’ne bağlı cemevi dedelerinden Hasan Doğan şunları ifade etti:
“Kişi başına iki buçuk güvenlik görevlisi düştüğü bir ilde uyuşturucun halk tarafından kullanılması mümkün değil. Bunun anlamı gençler güvenlik görevlileri tarafından uyuşturucu bataklığına düşürülüyor. Gençlerimiz zehirleniyor ve zehirlettiriliyor. Alevi kurumları kendi yol ve erkan çerçevesinde Alevi öğretisini gençlere öğretip, aşılatarak ancak bu sorunu aşabilir. Bunun için inanç kurulunun aldığı karar gereği cemevlerinin birer eğitim yuvası haline dönüştürülmesi gerekiyor. Bu şarttır ve kaçınılmazdır. Elbette ki çürük elmalarımız var. Ama yavaş yavaş içimizdeki çürük elmaları geçmişte yaptığımız gibi temizlemeliyiz. Çünkü Alevi tarihi başkaldırı ve isyanlar tarihidir. Asla haksızlığa boyun eğmeyecek ve hakkını hukukunu savunacak güce sahiptir.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA – OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile kapatılan TV10 çalışanlarının başlatmış olduğu eylem 38. haftasında da devam etti. TV10 izleyicisi Zübeyde İnce, “Adalet Ankara’dan çoktan çıktı. Adalet sadece Ankara’da ve İstanbul’da aranmamalıdır” dedi.
Tv10’nun yeniden açılması için kanal emekçilerinin başlattığı eylem 38. haftasında da devam etti. “Alevilerin sesi Tv10 susturulamaz” pankartının açıldığı eylemde “Alevilerin sesi susturulamaz”, “Özgür basın susturulamaz” sloganları atıldı. 38. Haftaya Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Gülizar Taşbilek, Sanatçı Musa Baki, Cumartesi İnsanları, TV10 Emekçileri ve izleyicileri destek verdi.
“BURADA OLMAK VİCDAN SAHİBİ OLMAK DEMEKTİR”
Bu haftanın açılış konuşmasını TV10 Yönetim Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç yaptı. Güleç, “Tam 38 hafta önce Aleviler’in, Kürtler’in ve tüm ötekileştirilenlerin kanalı olan TV10’u kapattılar. Ve biz yapılan adaletsizliğe, hukuksuzluğa ve vicdansızlıklara karşı 38 haftadır burada mücadele veriyoruz. Burada olmak insan olmanın yanı sıra vicdan sahibi olmak demektir” dedi.
“GÜLMEN VE ÖZAKÇA’NIN HAYATINDA İKTİDAR KADAR BİZDE SORUMLUYUZ”
Hukuksuz bir şekilde ihraç edilen ve işlerini geri almak için 108 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya ses olmamız gerekiyor diyen Güleç şöyle devam etti:
İki akademisyen 108 gündür işini ekmeğini geri almak için açlık grevi yapıyor. Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumu gittikçe ağırlaşıyor. Eğer başlarına kötü bir şey gelirse iktidar kadar bu suça bizlerde ortağız. Başbakan, ‘Bir uzlaşmaya varmadık’ diyor. İnsan hayatı üzerinden pazarlık yürütülüyor. Bugün ana muhalefet partisi de bu ülkede adalet yürüyüşüne çıkmış ise ne duruma geldiğimizi siz düşünün.
TV10 Yönetim Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç son olarak şunları kaydetti:
Bugün bu ülkede düzmece iddianameler ile insanlar hapse atılıyor. İktidarın ve sarayın emri ile fezlekeler hazırlanıyor ve bir siyasi partinin eş başkanları tutuklanıyor. Bugün bunu yapanlar yarın adalet adalet diye bağıracaktır. Çünkü bu ülkede herkese adalet bir gün lazım olacaktır.
“38 HAFTADIR HAKLI TALEPLERİMİZ DUYULMUYOR”
Güleçten sonra PSAKD Merkez Yönetim Kurulu üyesi Gülizar Taşbilek konuştu. Taşbilek, “38 haftadır haksız yere kapatılan TV10 ile dayanışma içindeyiz. Ancak biz çalıyor biz söylüyoruz. Çünkü tam 38 haftadır hükümet bizlerin haklı taleplerini duymamazlıktan geliyor. Her gün haksız ve hukuksuz bir şekilde gazeteciler, eğitimciler ve siyasetçiler içeri atılıyor. Ana akım medya tüm bu haksızlıkları, hukuksuzlukları göstermek yerine dizi ve evlilik programları yayınlıyorlar. Gün gelecek bu ülkede herkese adalet gerektiği gibi onlara da gerekecektir” dedi.
“ŞİDDET VE ZULÜM SADECE SOKAKTA YAPILMIYOR”
Son olarak konuşan TV10 izleyicisi Zübeyde İnce ise, “Aslında TV10’un kapatılması bize çokta sürpriz olmadı. Çünkü şiddet ve zulüm sadece sokakta yapılan bir şey değildir. Yıllardır bu ülkede Alevi çocuklarına zorunlu din dersleri dayatılarak zulüm yapılmaktadır. TV10’da yapılan bu zulmü yayınladığı ve gösterdiği için kapatıldı.
“ADALET SİVAS, ÇORUM VE CİZRE KATLİAMLARINDA YOK EDİLDİ”
TV10 izleyicisi Zübeyde İnce son olarak şunları vurguladı:
Bugün Ankara’dan İstanbul’a adalet için yürüyorlar. Adalet Ankara’dan çoktan çıktı. Adalet sadece İstanbul ve Ankara’da aranmamalıdır. Çünkü adalet Sivas, Çorum, Roboski ve Cizre katliamlarında yok edildi. Ankara’da başlayan yürüyüş İstanbul’da durur da Edirne’ye kadar gitmezse hedefi yanlış konulmuş bir eylem olur. Samimiyetten uzak olur. Bugün adalet arayanlar Alevlerin kültürünü, inancını, dağını, taşını ekranlara taşıyan ve alın terimizle kurduğumuz TV10 kapatılırken meydanlarda yoktu.
KHK ile kapatılan ve 38 haftadır TV10 çalışanlarının yaptığı eylem Sanatçı Musa Baki ve TV10 izleyicisi Zübeyde İnce’nin okuduğu ‘Açılın Kapılar Şaha Gideyim’ deyişi ile son buldu. (İ.S)