Etiket: 39. yıl

  • Cumartesi Anneleri, 39 yıl önce kaybedilen Maksut Tepeli’nin akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 39 yıl önce kaybedilen Maksut Tepeli’nin akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri 932. hafta açıklamasında Maksut Tepeli’nin akıbeti sorarak ve 39 yıldır süren cezasızlık politikalarına karşı adalet taleplerini dile getirdi.

    Cumartesi Anneleri, 932. hafta açıklamasında Maksut Tepeli’nin akıbetini sorarak yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı ve 39 yıldır süren cezasızlık politikaların son bulmasını istedi.

    Galatasaray Meydanı’nın yasaklanması nedeniyle internet ortamında yapılan açıklama, 12 Eylül kayıplarından Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren Yarıcı tarafından okundu.

    “Maksut Tepeli’nin akıbeti açıklansın, 39 yıldır süren cezasızlık son bulsun!” başlığıyla yapılan açıklamada, devletin cezasızlık politikalarına, “932 haftadır, devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra bir daha geri dönemeyen, akıbetleri bir sır perdesiyle örtülmeye çalışılan insanlarımız için hakikat ve adalet istiyoruz. 932 haftadır söylüyoruz; söz konusu devlet görevlilerinin hukuka aykırı işlem ve eylemleriyle gerçekleştirdiği gözaltında kaybetme suçunu işleyenler olunca, yargı makamları maddi gerçeği açığa çıkarma ve suçun faillerini tespit edip cezalandırmak yerine, gerçeği örtbas etme, failleri cezasız bırakıp adalet talep edenlerin seslerini bastırma ve cezalandırma yönünde bir pratik sergiliyor” sözleriyle dikkat çekildi.

    “AÇILAN DAVALARLA BİZİ CEZALANDIRMAK İSTİYORLAR”

    Cumartesi Anneleri’ne yönelik davalara da dikkat çekilirken, “Bütün bunlar yetmezmiş gibi hukuki dayanaktan yoksun, siyasi iklimin etkisiyle açılan davalarla bizi cezalandırmak istiyorlar. Nitekim 700. hafta buluşmamızdan dolayı hakkımızda açılan dava derhal beraat taleplerine rağmen devam ettirildi ve 3 Şubat Cuma günü yapılacak olan 6. duruşma mahkeme hakiminin raporlu olması ve yerine atanan hakimin iş yoğunluğu nedeniyle işlemlerin aksayacağını bildirmesi üzerine 7 Temmuz 2023 saat 14.00’e ertelendi” hatırlatmasında bulunuldu.

    “AĞIR İŞKENCE SONUCU HASTANEYE KALDIRILDI VE HABER ALINAMADI”

    Açıklamanın devamında, “39 yıldır Tepeli ailesinin tüm girişimlerine rağmen hukukun işletilmediği Maksut Tepeli dosyası ile kamuoyu karşısındayız” denilerek, Tepeli’ye yönelik işkence ve kaybedilme süreci şöyle aktarıldı:

    “28 yaşındaki Maksut Tepeli İstanbul’da yaşayan genç bir öğretmendi. Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) üyesiydi. 4 Şubat 1980 tarihinde görev yaptığı Erzincan’da tutuklandığında henüz bir haftalık evliydi. 4 ay cezaevinde kalan Maksut Tepeli, hapisten çıktıktan sonra da eşi ile birlikte İstanbul’a taşındı. 2 Şubat 1984 tarihinde bir arkadaşının İstanbul Küçükbakkalköy’deki evine giden Maksut, eve yaklaştığında kapının kırık olduğunu fark etti. Oradan uzaklaşmaya çalışırken içeride karakol kuran polisler tarafından açılan ateş sonucu yaralandı. Yoğun kan kaybetmesine rağmen hastane yerine, bir battaniye içinde Gayrettepe Siyasi Şube’ye götürüldü. Aynı dönemde gözaltında tutulan 3 tanığın beyanlarına göre Tepeli; 5 Şubat 1984 tarihinde Gayrettepe Siyasi Şube’de gördüğü ağır işkence sonucu koma halinde hastaneye kaldırıldı ve kendisinden bir daha haber alınamadı.”

    “MEZARI HALA BULUNAMADI”

    Aile ve avukatların takibi ile Maksut Tepeli’nin ölümüne ilişkin belgelere yıllar sonra ulaşıldığının hatırlatıldığı açıklamada, mezarının ise hala bulunamadığı kaydedilerek şöyle devam edildi:

    “Tüm resmi kurumlar tarafından gözaltına alındığı inkar edilen Maksut’un izini süren ailesi ve avukatları, olaydan 22 yıl sonra onun 6 Şubat 1984 tarihinde Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde öldüğüne dair resmi belgelere ulaştı. 3 yıllık ısrarlı girişimler sonucunda da
    resmi makamlar, Maksut Tepeli’nin Helvacıdede Kimsesizler Mezarlığı’na defnedildiğini kabul etti. Ancak defin yeri bilgisi açıklanmadığı için Maksut Tepeli’nin mezarı hala bulunamadı.”

    “POLİSLER HAKKINDA TAKİPSİZLİK KARARI VERİLDİ”

    Etkin bir soruşturma yürütülmeyen yargı süreçlerine dair de şu bilgiler paylaşıldı:

    Maksut Tepeli’nin gözaltında kaybedilmesi ile ilgili bugüne kadar etkin bir soruşturma yürütülmedi. Tanıklara rağmen, belgelere rağmen ailenin şikayeti üzerine açılan 3 soruşturma da takipsizlikle sonuçlandı. Maksut Tepeli’nin yaralanması ve işkence ile
    sorgulanmasında görevli polislerin kimlikleri tespit edildi ancak haklarında takipsizlik kararı verildi. Adalet arayışından vazgeçmeyen ailesi ve İHD avukatlarından Gülseren Yoleri tarafından tekrar yargı önüne getirilen dosya ise 2014 yılında zaman aşımı kararı ile kapatıldı. Anayasa Mahkemesi’ne 2017 yılında başvuruyla ilgili mahkeme; ‘zaman bakımından kabul edilemezlik’ kararı verdi. İç hukuk yollarını tüketen aile AİHM’ye başvurdu.”

    ‘TÜM KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ’

    Adalet talebinin bir kez daha dile getirildiği açıklama, tüm kayıplar için mücadeleye devam edileceği vurgusunda da bulunularak, “932. haftamızda bir kez daha yargı makamına sesleniyoruz; 39 yıl önce Gayrettepe Siyasi Şube’de gözaltındayken kaybedilen Maksut Tepeli için hukuku işletin; onun akıbetini açığa çıkartma, tespit edilen faillerini yargılama yükümlülüğünüzü yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin Maksut Tepeli için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 231 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Halk Ozanı Feyzullah Çınar’ın Hakk’a yürümesinin 39. yılı

    Halk Ozanı Feyzullah Çınar’ın Hakk’a yürümesinin 39. yılı

    PİRHA- Halk Ozanı Feyzullah Çınar’ın Hakk’a yürümesinin üzerinden 39 yıl geçti. Aşıklık geleneğinin sürdürücülerinden olan Çınar, 1983 yılında Ankara’da geçirdiği kalp krizi sonrasında Hakk’a yürümüştü.

    Sivas’ın Divriği ilçesi Çamşıh yöresi Gürpınar köyünde, 1937 yılında dünyaya gelen Feyzullah Çınar, küçük yaşta saza merak sarar, o dönem âşıklık geleneğini sürdüren, büyüklerini ilgiyle takip eder.

    İlk gurbet deneyimini 17 yaşında İstanbul’a giderek yaşar. Hamallık ve bakkal çıraklığı gibi çeşitli işlerde çalıştıktan sonra askerlik vazifesini tamamladıktan sonra köyüne döner. Köyünde uzun süre kalamaz ve tekrar İstanbul’a çalışmaya gider. Çınar, dostları sayesinde İstanbul itfaiyesinde göreve başlar, fakat bu işi de kısa sürdüğü için tekrar köyüne döner. Maddi imkânsızlıklardan dolayı tekrar gurbete çıkar ve böylece Ankara serüveni başlar. Tuzluçayır’a yerleşir, bu dönemlerde tüm hayatını değiştirecek olan dostu Fikret Otyam ile tanışır.

    “AVRUPA’YA AÇILAN İLK OZANLARDAN”

    İlk plağı olarak bilinen “Fazilet” 1966 yılında çıkar ve 200 bin satar. O yıllarda Alevî deyişi söylemek kolay değildir. Fakat buna rağmen yaptığı plaklardan çok fazla maddi kazanç elde edemeyen Feyzullah Çınar, geçim sıkıntısına düşer, zor bir dönem başlamıştır. Fikret Otyam aracılığı ile Ankara Belediyesi temizlik işlerinde çalışmaya başlar. Tanıştığı Fransız Profesör, İrene Melikoff ile Avrupa’ya gider. Bu anlamda Avrupa’ya açılan ilk ozandır. Çeşitli Avrupa ülkelerinde Alevilik ve halk ozanlığı hakkında konferanslar verir. Radyo ve televizyonlarda programlar yapar, konserler düzenler. Burada bir ilk daha yaşar. Tüm gelirini Fransa’daki kimsesiz çocuklara bıraktığı bir Long Play çıkarır.

    YASAKLAMA, CEZAEVİ, İŞKENCE..

    Türkiye’ye dönüşünde Çınar örgütlenmenin gereğine inandığı için OZAN-DER kuruluşunda da yer alır. Bu arada plak ve kaset çalışmaları, konserler, dergi ve gazetelerle söyleşiler ve çok kısıtlı da olsa TRT’de programlar devam eder. Tiyatro çalışmalarında Pir Sultan Abdal’ı canlandırır. Âşığın yaşadığı dönem, toplumsal açıdan zor bir dönem olup, devrimci ve emekçilerin yanında yer alması, Çınar’ı deyişlerin yanında bugün dahi söylenmeye cesaret edilemeyen ağıt ve türküleri söylemeye iter. Çınar’ın bu çıkışları, dik duruşu, halkı tarafından ödüllendirilir ve halk ozanı kimliğini hak ederek kazanan ender kişilerden olur. Bu başkaldırısı, halkının sevgisi yanında Çınar’a yasaklar, işkence ve cezaevi kapılarını açar. Avrupa’ya çıkışı yasaklanır. Ülke sorunlarına kayıtsız kalamayan Feyzullah Çınar, türkülerinde bu sorunları sıklıkla dile getirmiştir. Ülke sorunlarını ve siyasi yapıyı o kadar çok dile getirir ki konser verdiği yerlerde olaylar çıkar, tutuklanır ve bu durum en sonunda pasaportuna el konmasına kadar gider.

    ANKARA’DA HAKK’A YÜRÜR

    Kısa yaşamına, türlü baskı ve yasaklara rağmen, 80 tane 45’lik plak, 4 adet Long Play, 20’ye yakın kaset, 200’e yakın eser, sayısız halk konseri ve turne sığdırır. Kendi tabiriyle o bir işçiydi. 23 Ekim 1983 Pazartesi sabah erkenden işe gitmek üzere yola çıkar. Kurtuluş Parkı’ndan geçtiği sırada rahatsızlanır ve kalbine yenik düşerek Hakk’a yürür.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İHD İstanbul Şubesi: 12 Eylül darbesi devam ediyor

    İHD İstanbul Şubesi: 12 Eylül darbesi devam ediyor

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi 12 Eylül 1980 darbesinin yıl dönümü sebebiyle, Elmadağ’da bulunan TRT İstanbul Radyosu önünde basın açıklaması yaptı. 

    Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve 78’liler Girişimi’nin de destek verdiği açıklamada “12 Eylül Devam Ediyor! Darbelere Hayır” pankartı açıldı.

    Basın açıklamasında konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, 12 Eylül darbesinin sabah 03:00’de TRT İstanbul Radyosundan duyurulduğunu hatırlattı ve “12 Eylül’ü tamamen ortadan kaldıracağını söyleyen AKP, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan ettiği ve iki yıl süren OHAL ile 12 Eylül’ü daha da pekiştirdi” dedi.

    “12 EYLÜL DARBESİ DEVAM EDİYOR”

    OHAL döneminde çıkan KHK’leri hatırlatan Yoleri, “OHAL’in adı gitti kendisi sürüyor, 12 Eylül darbesi devam ediyor” diye konuştu.

    12 Eylül darbesi sürecinde işlenen insanlığa karşı suçları hatırlatan Yoleri, “517 kişiye idam cezası verilmiş ve 50 infaz edilmişti. 300 kişi kuşkulu bir şekilde ölmüş, 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelerle kanıtlanmış, 11 kişi göz altında kaybedilmişti” diye 12 Eylül’ün bilançosunu açıkladı.

    OHAL sürecinde yaşananlara da dikkat çeken Yoleri, “446 bin kişi hakkında adli işlem yapıldı. 80 bine yakın kişi tutuklandı. 20 bin civarında kişi adli kontrolle serbest bırakıldı. 125 bin 800 kamu görevlisi meslekten ihraç edildi. 20 bin dolayında memur açığa alındı. Her tür darbeye karşı biz insan hakları savunucuları 12 Eylül’e de, bugünkü devamına da hayır diyoruz” diye sözlerini bitirdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • DİSK kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler mezarı başında anıldı

    DİSK kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler mezarı başında anıldı

    DİSK kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler, katledilişinin 39. yıl dönümünde anıldı. Törene DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve Kemal Türkler’in çocukları Nilgün Türkler Soydan ve Yasemin Türkler de katıldı.

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler, öldürülüşünün 39. yılında mezarı başında anıldı. Topkapı Mezarlığı’ndaki anma törenine Türkler’in kızları Nilgün Türkler Soydan, Yasemin Türkler ve Türkler’in torunları, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, DİSK önceki dönem Genel Başkanları Süleyman Çelebi ve Rıdvan Budak, DİSK Genel Sekreteri Cafer Konca ve Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu katıldı.

    22 Temmuz 1980 tarihinde İstanbul Merter’deki evinin önünde uğradığı suikastla hayatını kaybeden Türkler’in anma töreninde Konca açılış konuşmasını yaptı. Saygı duruşunun ardından ilk konuşmayı yapan Nilgün Türkler Soydan, “Bugün bir ölüm yıldönümünü anmak için toplanmış olsak da umut dolu günlerdeyiz” ifadelerini kullandı.

    Anma töreninde konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Kemal Türkler’in 10 Şubat 1977’de, DİSK’in 10. kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmadan bir alıntıyla başladı. Çerkezoğlu, Türkler’in “Zaman bağımsızlık, demokrasi, barış, toplumsal ilerleme ve sosyalizm lehine ilerliyor. Zamanın akışını hızlandırmalıyız. Daha çok çalışmalı, daha kararlı ve uyanık olmalıyız” sözlerini aktardı.

    “HER TÜRLÜ BEDELE RAĞMEN MÜCADELEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Her türlü bedele rağmen eşitlik, özgürlük, demokrasi ve emeğin hakları mücadelesinin sürdüğünü belirten Çerkezoğlu, “Yarın kıdem tazminatımızı fona devretmek için karşımıza çıkarlarsa yapacağımız şey müzakere olmayacaktır. Konuşacak hiçbir şeyimiz yoktur. Üretimden gelen gücümüz de dahil olmak üzere işçi sınıfının tüm mücadele yöntemleriyle kıdem tazminatımıza sahip çıkacağız” dedi.

    Anma töreni, Ezik Ozan’ın Kemal Türkler anısına yazdığı şiiri okuması ve Türkler’in mezarına karanfil bırakılması ile sonlandı. (HABER MERKEZİ)

  • Üzerinden 39 yıl geçen Çorum Katliamı’nın acıları unutulmadı

    Üzerinden 39 yıl geçen Çorum Katliamı’nın acıları unutulmadı

    PİRHA- 28 Mayıs 1980 günü ırkçıların faşist saldırılarda “Kana Kan İntikam-Kanımız aksa da zafer İslamın” haykırışlarıyla başlayan Çorum Katliamı 10 Temmuz 1980’e (yaklaşık 1 buçuk ay) kadar devam etti. Saldırılarda 57 Alevi yurttaş öldürülürken; 300’e yakın yurttaş yaralandı. 300’e yakın ev ve işyeri ise tahrip edilerek yıkıldı.

    27 Mayıs 1980 günü MHP’li bakanlardan Gün Sazak’ın öldürülmesinin arkasından Çorum’da ırkçılar tarafından karışıklıklar çıkartıldı. Ancak, Maraş olaylarının etkisiyle halkın sokaklara barikatlar kurarak kendilerini savunmaları sonucunda o gün saldırganlar istedikleri sonucu alamadı.

    MARAŞ’IN DEVAMI BİR KATLİAM

    1 Temmuz 1980 Çorum’da ırkçıların yeniden saldırılara başlaması sonucunda yer yer çatışmalar oldu. Alevi ve sol görüşlü yurttaşların evlerine girişilen saldırılar sonucunda 4 kişi hayatını kaybetti.  Saldırıların genişlemesinden sonra, 2 Temmuz sabah saat 06.00’da başlamak üzere Çorum’da yeniden sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

    IRKÇILAR KOLLANIYOR

    2-3 Temmuz günleri sokağa çıkma yasağına rağmen, saldırganlar bombalı ve silahlı saldırılarını sürdürdüler. Olaylarda 3 kişi daha öldü ve 5 kişi yaralandı. Bu 3 kişinin 2’si İskilip yolu üzerinde ölü olarak bulunmuştu. Irkçılar çok sayıda işyerini ateşe verdiler. Her yerde arama yapılmasına rağmen, faşistlerin saldırı üssü olarak kullanıldığı mahallelerde güvenlik kuvvetleri hiçbir arama yapmadılar.

    KÖYLÜLERDEN PROTESTO EYLEMİ

    Bu arada 2-3 Temmuz günlerinde Çorum’un Alaca ilçesinde de bin kişilik bir grup saldırıya geçerek 50 işyerini tahrip etti ve 8 kişiyi yaraladı. Mecitözü’ndeki olaylarda da Hisarkavak köyünden bir kişi tabancayla vurularak öldürüldü, 3 kişi yaralandı. Hisarkavaklılar ilçeye gelerek protesto gösterilerinde bulundular.

    4 Temmuz Cuma günü saldırgan güruh, Çorum’da sokağa çıkma yasağı kaldırıldıktan sonra uzun menzilli silahlar ve bombalarla topyekün bir saldırıya geçtiler; ikinci bir Maraş katliamı yaratmayı amaçladılar. Önceden planladıkları saldırılarla Çorum bir savaş alanı oldu.

    CAMİ BOMBALANDI YALANI

    Cuma günü olaylar, TRT’nin Milönü Mahallesi’nde bulunan Alaaddin Camisinin bombalandığı ve kurşunlandığı şeklinde yalan haberleri yaymasıyla doruk noktasına çıktı. TRT Çorum muhabiri bu haberi kendisinin yapmadığını söylese de, TRT polis kaynaklı olduğunu söylediği haberde ısrar etti. Aynı anda bütün camilerde benzer propagandalar yapıldı. Camilerden boşalan vatandaşların büyük bir kısmı haberin yalan olduğunu anlayınca faşistlerin peşinden gitmedi. Ancak, “Komünistler camileri yakıp yıkıyor” söylentileri şehirde yoğun bir şekilde işlendi ve bir kısım yurttaş tahrik edildi. Sigortaevleri, Terlemezevler semtlerinde başlayan olaylarda bazı polisler de kalabalık faşist topluluklara öncülük ettiler. Gösteri ve saldırılar daha sonra sol görüşlü kişilerin oturduğu mahallelere yayıldı ve yüzlerce ev çıkarılan yangınlar sonucu hasar gördü. Saldırıların yöneldiği semtlerde, faşistlerle halk arasında yoğun çatışmalar oldu.

    57 ALEVİ VATANDAŞ KATLEDİLDİ

    Saldırganlar her seferinde barikatların ardındaki halk tarafından püskürtülmesine karşın olaylar sonlandığında  korkunç manzara gün ışığına çıkmıştı. Olaylar süresince, 57 Alevi katledilmiş  300’e yakın yurttaş yaralanmıştı. 300’e yakın ev ve işyeri ise tahrip edilerek yıkılmıştı. (HABER MERKEZİ)