Etiket: 4 kapı 40 makam

  • Seferihisar Cemevi’ndeki panelde Alevi inancına yönelik kültürel soykırıma karşı örgütlenme vurgusu!

    Seferihisar Cemevi’ndeki panelde Alevi inancına yönelik kültürel soykırıma karşı örgütlenme vurgusu!

    PİRHA- Seferihisar Cemevinde düzenlenen, ‘Yedi Ulu Ozan’ın Ene’l Hak ve Tasavvuf Yönleri, 4 Kapı 40 Makam’ panelinde ulu ozanların uğruna bedel ödedikleri tarihi mirasın sahiplenilmesine vurgu yapıldı. Panelde ayrıca, Alevilik inancına yönelik kültürel soykırım girişimlerine tepki gösterilerek, Aleviliğin toplumsal değerlerine sahip çıkarak kökleriye buluşmaşıyla demokrasi ve barışın da inşa edileceğine dikkat çekildi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Seferihisar Şubesi Cemevi’nde ‘Yedi Ulu Ozan’ın Ene’l Hak ve Tasavvuf Yönleri, 4 Kapı 40 Makam’ konu panel düzenlendi.

    Prof. Dr. Halil Çivi ve Şair Süleyman Tulaz’ın panelist olarak katıldığı etkinlik öncesinde çerağlar uyandırıldı. Seferhisar Demokrasi Platformu bileşenleri ve çok sayıda üyenin katıldığı panelde ayrıca Hakk yolunda mücadele edenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunularak, ozanların deyişleri ve hak nefesleri seslendirildi.

    Panel öncesi Seferihisar Cemevi yönetimince yapılan bilgilendirmede, “Şimdi bizden önceki pirlerimiz, murşidlerimiz, taliplerimizin, dedelerimiz ve anılarımızın, yol erenlerinin  baskı zulümlere direnerek bugüne kadar varettikleri bu inancı gelecek nesilere en iyi şekilde aktarmak gibi tarihi bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyoruz . Bu sebeple bugün burda gelecek yol haritamızı belirlemek için geçmişimiz deki değerlerin ışığında ,onlardan öğrenerek onların bu çorap topraklarda yaydıkları ışığı takip ederek söz kuracağız.  Biz bugün aynı öğretimizde ki gibi ‘bizim yolumuz dikenlidir ayağını seven gelmesin’ diyeceğiz ve zor olanı seçeceğiz. Önce inancımızdaki gibi ‘bilimin yolundan gidilmeyen yol karanlıktır’ diyerek konuları ele alacağız ve ‘ en büyük ibadet gerçeği aramak deyip gerçeğin demine hü diyeceğiz” denildi.

    ALEVİLİĞİN KÜLTÜREL SOYKIRIMINA TEPKİ

    Alevilik inancı ve Alevilerin yaşam alanlarına yönelik müdahaleye vurgu yapılan konuşmalarda, “Tarihsel yolculuğunda Hakk-insan ve doğa eksenli inancımız sevgi bizim dinimiz diyerek şiddetin her türlüsünü redderekerek toplumsal barışı yer altı kaynakları gibi besleyerek ulu bir çınara dönüştü. Büyük bir değişim ve dönüşüm aracı olan Alevileri tarihteki izlerini silmeye çalışan zihniyet bugün asimilasyon iştahında vazgeçmeyerek, kuzu postuna bürünen kurtlar misali açılımlar yaparak ağacı kemirmeye çalışıyor. Yaşanan bu süreçte yok edemediği Aleviliği kültürel soykırım yaparak başka kodlarla yeniden tarif etmeye çabalıyor. Kültür Bakanlığı bünyesinde cemevleri kurarak bu inancı ağacın kurdu olarak içeriden kemirmeye çalışmaktır. Bu da yetmeyecek inanç merkezi olan yerleri devletin tüm kaynaklarını arkasına alarak dev  külliyeler yaparak sünnileştirmeye çalışmaktır. Zorunlu din dersleri, ÇEDES uygulamalarıyla yetinmeyip, Munzur gözelerinde ki kutsal mekanlarımıza mescitler yaparak, içten ve dıştan kemirmeye devam ediyor kurtçuklar” diye belirtildi.

    “TARİHSEL KÖKLERİMİZLE BULUŞUP, MİRASIMIZA SAHİP ÇIKALIM”

    Yine bilgilendirmelerin devamında ise, Alevilik inancının toplumsal değerlerine sahip çıkarak kökleriye buluşmaşıyla, demokrasi ve barışın da inşa edileceğine şu cümlelerle vurgu yapıldı:

    “Her ne kadar tarihte birçok badireler atlatarak günümüze gelen bu kadim  ağaç yıkılmayacak kadar köklü ve güçlü olsa da ancak biz onu yaşattığımız zaman yeşerir, yeşertir. Bu değerlere sahip çıktığımız zaman o kurtçuklar hakikat içerisinde kaybolur. Bizler ancak  birbirimizin Hızır’ı olmaya, dayanışmayla örgütlerimize cansuyu olmaya, Alevice yaşamayı hayata geçirmek için yola çıkarak ,öğrenerek bilgilenerek ancak iç ve dış kurtçuklarla baş edebiliriz. Böylelikle bu çınarı toplumsal kökleriyle buluşturursak ,ondan aldığı güçle demokrasiyi barışı daha da yeşertebiliriz. Başka yol haritaları aramaya, başkalarının bizim yolumuzu çizmeye ihtiyacımız yok. Hiç kimse karanlıkta kalmasın diye sabahlara güneş olmaya  giden yol ulularımız ozanlarımızı, kanlarıyla canlarıyla emekleriyle bedeller ödedikleri bu tarihi mirasımızı sahiplenmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/İZMİR

  • ‘4 Kapı’dan 40 Makam’dan içeriye girmek müsahip tutmak ve ikrar getirmekle başlar’-VİDEO

    ‘4 Kapı’dan 40 Makam’dan içeriye girmek müsahip tutmak ve ikrar getirmekle başlar’-VİDEO

    PİRHA – İsmail Acar Dede, “4 Kapı 40 Makam” öğretisi hakkında bilgi verdi. Müsahip olup ikrar vermenin önemine vurgu yapan İsmail Acar, “Kişi önce çiğ kalmamak adına içindeki kini, hırsı, kötülüğü bedeninden atmalıdır. Ancak insan-i kamil olunduğunda 4 Kapı 40 Makam’dan geçilmiş olunur. Bu da kırk yıl süren bir evredir” dedi. 

    İnsan-ı Kamil olmanın önceliği olarak gösterilen 4 Kapı 40 Makam öğretisi Alevi inancında nasıl tanımlanır? Dede İsmail Acar ile konuştuk.

    Arzuman Ocağı evlatlarından İsmail Acar Dede, 4 Kapı 40 Makam geleneğinin, bir anlamda “Sırrı hakikate” ulaşmanın karşılığı olduğunu ifade etti. İsmail Acar Dede, ancak Yol’un bütün gerekleri yerine getirildiği zaman bu evreye ulaşılabileceğinin altını çizerek, 4 kapı 40 Makam öğretisinin nasıl başladığını şu sözlerle anlattı:

    “Kişi önce kalıptır, kalıptan dışarı çıktığında talip olur. Talipten ise dışarı çıktığında artık bazı şeyleri merak etme, öğrenme, araştırma, arzuda bulunma talepleri ortaya çıkar. Daha sonra çevresinden duyduğu Aleviliği merak eder. İşte o zaman ‘Bir rehbere, bir pire yetesin, bir mürşide varasın. Kapıdan içeri girebilecek misin?’ diye de sorarlar.

    Daha sonra bu araştırma sonucu kişi, galiplikten çıkar talipliğe erer ama talip olamaz. Talip olacağı zaman evlenir. Soyun yürüyebilmesi için evlilik şarttır. İki başı bire getirmek gerekir. Yani müsahipliğin yarısıdır. Evlenirler ve sonra bir mürebbiyeye yeterler. ‘Mürebbi’ Anadolu’da farklı farklı isimler alır. Kimi ‘rehber’ kimi, ‘Yol Ulusu’ diye gösterir ama mürebbi rehber olarak görev yapar.

    Mürebbi bu iki kişiyi alır ve pire götürür. Dedenin huzuruna çıkan iki kişiye sorulur; ‘Neden geldiniz, ne gördünüz, ne işittiniz, ne bildiniz?’

    O anda rehber der ki ‘Prim, bu talip adayları Yol’a talip olmak istiyorlar’. Dede o anda ‘Kişi, pire yetmeli ki rehberi de mürşit görsün. Kişi mürşit eteğinden tutsun ki 4 Kapı’dan 40 Makam’dan içeri girsin’…”

    “ÖNCELİKLE MÜSAHİP OLUNUP, İKRAR VERİLMELİ!”

    İsmail Acar Dede, 4 Kapı’dan 40 Makam’dan içeriye girmenin müsahip tutmak ve ikrar getirmekle başladığının altını çizerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Aynı zamanda Hakk’a bağlanmak, rehbere yetmek, piri bulmak, mürşide yetmek demek… ‘Eğer bunları yerine getirebilirseniz biz, size bir nişane gösteririz’ der. O anda rehber ‘Prim bunun manası nedir?’ diye sorar. ‘İki kişi daha olacak, bulsunlar’ der.

    İki can, iki bacı, dede huzuruna çıkarlar. Dede, Alevilerin bir kısmının yerine getirmiş olduğu tercüman elmasını dörde böler, dualar ve rehberin huzurunda o 4 cana verir ve ‘Hadi bu lokmaları yiyin. Sizi bir yıl gözetçi tuttum’ der. ‘Danışın, kaynaşın, alışveriş yapın. 1 yıl sonra’ ‘Dedem biz bir bütünüz. Dördümüz birdir, birimiz de dörttür. Gönlümüzü bire getirdik. Müsahip gömleğine girmek, 4 Kapı’dan 40 Makam’dan yürümek dileriz’ dediklerinde dede der ki ‘Gözcü tayin kıldım. Sizi bir yıl kontrol edecek’. Ve onları huzurundan gönderir. Bir yıl sonra kararlaşan kişiler dede huzuruna çıkarlar ve derler ki ‘prim biz hazırız’. O zaman dede, ‘Varın gidin sizi tanıyan bütün insanlara haber verin, kurbanınızı, cemevinizi ayarlayın, sizi Hakk meydanında, pir huzurunda, şahitlerin muhabbetinde müsahip gömleğine alacağız’ der.
    İşte şimdi 4 Kapı 40 Makam’a geliyoruz.”

    “MARİFET; MUSAHİP VE PİRİ İLE BERABER YOL’U GÖTÜRMEK DEMEKTİR.”

    İsmail Acar Dede, 4 Kapı; Yani ‘Şeriat, Tarikat, Marifet ve Sırrı Hakikat Kapılarının da anlamlarına dikkat çekti. Söz konusu öğretinin bir tür “Okul” olduğunu ifade eden İsmail Acar Dede, bu süreçten sonra Yol’un nasıl sürdürülmesi gerektiğini ise şu sözlerle anlattı:

    “Şeriat, annedir. Tarikat, babadır. Marifet, ilmi-i hikmettir. Sırrı Hakikat ise yaşadığımız olaydır. İmam Cafer buyruğuna göre anadan doğup Hakk’a göçeceğimiz güne kadarki olanlar büyük bir sınavdır.

    Şeriat 2 kısma ayrılır. Birisi ‘Şeri at’, diğeri ‘Şeriat’.

    ‘Şeriat’, toplumda çok gerçeği bilmeyen, övünen kişilerin toplumudur. Ama ‘Şeri at’ isterse kişi, önce bedendeki çiğ sütü pişirmesi gerekir. Kini, kibiri, nefreti, benliği, hırsı, kötülenmeyi bedeninden kaldırıp atsın. Şeri at, ‘Şartım’ demektir. Tarikat ise ‘Terkim’ demektir. Yani ‘Topluma girmek’ anlamındadır. Topluma girmezsen tek başına nasıl talip olacaksın? Seni birilerinin tanıması gerekir.

    Alevilerde yazılı hukuk tarihi geçmez iken Hakk ve Hakk mahkemesi vardır. Hala devam eder. Hakk ve Hakk mahkemesini ilşa edebilmek için kişinin talip olması, 4 Kapı 40 Makam’dan içeri girmesi gerekir.

    Marifet, musahibi, piri ile beraber Yol’u götürmek demektir. ‘İlmi-i Hikmet’ demektir.

    ‘Sırrı Hakikat’ ise tıpkı üniversitede master evresinin bitmesi gibi şimdi sırrı hakikatte hem mürşitler hem pirler hem ana-bacılar hem Yol uluları senden her şeyi ister.

    Çağrılırlar ‘Ne gördünüz, ne duydunuz, ne yaşadınız?’ diye sual ettiklerinde onlar, bildikleri kadarıyla ‘Pirim, biz Hakk huzuruna rehberimiz ile şeriat kapısından içeri girdiğimizde şartımızı Hakk’a bağlanmayı, Hakk ile Hakk olmayı, Hakk’ı vahdeti vücutta aramayı; Vaktinde Hakk’a bağlanmayı dilimizle söyledik, kulağımızla dinledik, sırrı hakikati bildik ve kalbimizle tasdik ettik.
    Tarikatta ise ikimiz birdik, dördümüz sır olduk, marifete erdik’… İlimli, bilimli, alçak gönüllü olmak ve doğruluktan ayrılmamak, nefsi müdafaaya hiçbir zaman yenik düşmemek… Alevilik’teki nefis, dünyayı bir insanın nefsinden koruyabilme olgusudur. Verani Sultan bununla alakalı diyor ki ‘Ey Ademoğlu, nefsine yenik düşersen Adem içinde kalırsın hayvan, ey Ademoğlu nefsine yenik düşmez isen gene Adem içinde kalırsın insan.’ Onun için 4 Kapı 40 Makam 40 yıl sürer. Kişi 4 Kapı’yı 40 Makam’ı hemen hemen öğrenir hale gelip, pirin yanına durduğunda şimdi insan-i kamildir. O zaman eline, diline, beline; işine, aşına, eşine; özüne, sözüne, gözüne sahip olmayı bilendir. Arkasından ‘Arş-ı rahman’ dediğimiz ilk beş ana unsurun birisi aklı, birisi sabrı, birisi şükrü, birisi marifeti ve birisi de hırsı temsil eder. Kişi eğer hırslanır da şükrünü, sabrını, marifetini bilmez ise akıl baştan gider ve yenik düşer. O zaman nefsin hırsı sana her şey yaptırır. Ama kişi marifetinden haberdar olur, sabrını kontrol eder ve hırsına yenik düşmez ise akıl başta durur. İşte şimdi ademdir.”

    “İŞTE ŞİMDİ YOL BAŞLADI”

    Sonrasında ‘dost gezerken dostların gönlünü incitme’ kuralını 4 Kapı 40 Makam öğretisinden öğrenmiştir. Gördüğünü örtmeli, görmediğini söylememeli, yalancı şahitlikte bulunmamalı, nifak tohumları ekmemeli, bir başkası için kötü düşünmemeli. Onun için hoşgörüden hiçbir zaman ayrılmayacak, ailesini bilecek, cehaleti yenmek için ilime yönelecek.

    Pirler ‘Şeriat ‘Dil’dir, Tarikat ‘Yüz’dür, Marifet ‘Kulak’tır, Sırrı Hakikat ise ‘Gök ata, yer toprak anadır’ diye buyurdular.

    Şeriat ‘Su’dur.

    Su vardır abdeste yaraya, abdest vardır insana yaraya.

    Peki insan, insan olmadıktan sonra abdest neye yaraya?

    Bakalım kişi özünü yıkayabildi mi ki yüzünü yıkayabilsin.

    Dilinden haberi var mı ki gözünü yıkayabilsin!

    Onun içindir ki Tarikat’ta toplum olarak kalabilmek için kişi önce öz benliğini koruyabilmesi gerekir. Şeriatı suya benzetmişlerdir. Tarikatı ise gemiye… Marifeti rüzgara benzetmişlerdir. Sırrı hakikati ise nefise…

    Şeriat bir ocaktır. Seni dervişler, pirler yetiştirirler ve marifetini görmek isterler. Derler ki ‘Hadi bakalım şu ocağı yak’. Ocağı yaktın, peki kazanı üzerine nasıl koyacaksın? Kazanı ocağa koyabilmek için peşine lokması gerekir. Lokmayı yiyebilen kişilerin seni tanıyabilmeleri gerekir. Sonrasında ise sofrayı sereceksin. Bir kişinin sofra serebilmesi için cömert olup, paylaşmasını bilmesi gerekir.

    Pişirdi ve şimdi ise dağıtacak. 4 Kapı’yı Kırk Makam’ı işlemiş bir talip var bir de işlemeden kendisine ‘Aleviyim’ diyen kişi var. Kul himmet bu muhabbetle alakalı güzel bir söz söylüyor:

    ‘Talip yola rızasız gidersin, rehberin yüzünü gördün mü talip?

    Şu dünyanın malını mülkünü neylersin, bir pire ikrar verdin mi talip?

    Elimi elime, elimi mürşide götürür

    Sorar, ağzım yaraları bitirir

    Ben dolup bir kapıda durdun mu talip?’

     

    İşte şimdi şeriat kapısından içeri girecekler

    4 Kapı’dan içeri girerler

    Gönülleri birleyip dara dururlar

    Mahşer sorgusunu burada sorarlar

    Bu divanda sorgunu verdin mi talip?

     

    Kul Himmetim güruhu naciler

    Şah aşkına su dağıtır bacılar

    Tecellaya dolaşır musahip canlar

    Ehli irfan cemini gördün mü talip?’

    Şimdi 4 kapıyı kırk makamı duydular, müsahip oldular, ikrar getirdiler, gömleğe girdiler, ölmeden önce ölme sırrından geçtiler. Pir, pençesini omuzlarına vurdu ve şimdi Aleviler. İşte şimdi Yol başladı. Artık bundan sonra 4 Kapı’nın 40 Makam’ın gerektirdiği bütün kural ve kaideleri; yani 70 bin kelamı dedeler; 20 bin kelamı talipler yerine getirmek üzere şimdi okul başladı.”

    “VAKIFLARDA YAPILAN CEMLER TAM BİR GÖRSELLİK”

    İsmail Acar Dede, 4 Kapı 40 Makam öğretisinin günümüzde ise yaşanamadığına vurgu yaparak sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Alevilik denildiği zaman ben her zaman şunu söylüyorum; Aleviliğin 2 kapısı vardır. Birisi ‘Pir kapısı’ diğeri ise ‘Talip kapısı’. Herkes Aleviliği okuyabilir, araştırabilir, yazabilir. Pir ile talip yan yana gelmediği sürece Alevilik yüzeyselleşiyor. Hep şunu söylüyorum; ‘Talipler, biz elimize lokmayı alıp her cemevine geldiğimizde, lokmaları beraber yediğimiz sürece siz sadece Aleviliğin dışsal kısmını göreceksiniz’.

    Yol’u, erkanı, musahip, görgü, düşkün cemini görmeyip, evlenen çiftlerin yaşları geçmeden ikrara tabi tutulduklarını, dede huzuruna çıktıklarını görmeyip, vakıflardaki ceme gelip dedeleri, deyişleri dinleyip 12 hizmeti görüp ve çıkıp gideceğiz. Bu tam bir görsellik. Şimdi hep böyle devam ediyor. Ama Yol, erkan yürüten ocakzadelerde bu durum farklı.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

  • Dede Mehmet Yücer: Yeni cemevi ile insanlarımızı birleştireceğiz-VİDEO

    Dede Mehmet Yücer: Yeni cemevi ile insanlarımızı birleştireceğiz-VİDEO

    PİRHA – Dede Mehmet Yücer, Ankara’nın Keçiören ilçesinde yapımına başlanacak yeni cemevi inşası hakkında konuştu. Dede Yücer, “İnsanlara dostluğu, kardeşliği, birleştiriciliği, birbiriyle yakınlaşmayı ve birbirinin derdine ortak olmayı gösterip bu doğrultuda insanlarımızı bir araya getirmek istiyoruz” dedi.

    Çorum’un Alaca ilçesi Akveren köyünden çıkıp Ankara’nın Keçiören ilçesine yerleşen Kocaleşker evlatlarından Dede Mehmet Yücer, uzun yıllardır Ankara’da cem hizmeti yürütüyor. Aynı zamanda Keçiören Cemevi yönetiminin başında yer alan Dede Yücer, yeni temelini atacakları Keçiören Cemevi hakkında bilgi verdi.

    Ovacık Mahallesinde yeni yapılacak cemevinin arsası ücreti karşılığında Keçiören Belediyesi’nden satın alındı. Cemevinin inşası için gerekli olan inşaat malzemeleri konusunda ise Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin destek sağlayacağı bilgisi verildi. İş gücünün henüz nasıl karşılanacağı ise henüz netlik kazanmış değil.

    “İNSANLARIMIZI BİR ARAYA GETİRELİM İSTİYORUZ”

    Dede Mehmet Yücer, “Keçiören’de tüm canlarla, birbirine kucak açtırarak bir cemevi yapma girişimimiz var” diyerek amaçlanan projenin detaylarına dair şunları söyledi:

    “Keçiören gibi bir bölgede ilk defa böyle mülkiyeti bize ait bir cemevi yapacağız. Ve bu cemevini yaparken de hiçbir ayrım gözetmeksizin tamamen bütün canları kucaklayan, Yol’umuzu, erkanımızı ve cem hizmetlerimizi 4 Kapı 40 Makam kavramı içerisinde yürüteceğiz. İnsanlara dostluğu, kardeşliği, birleştiriciliği, birbiriyle yakınlaşmayı ve birbirinin derdine ortak olmayı sağlayarak insanlarımızı bir araya getirelim diyoruz. Hakk, Muhammed, Ali Yol’u, erkanı bazında zaten bizim ana temamız budur. Bu düşünceler doğrultusunda insanlarımızı birleştirmeyi düşünüyoruz. Ve bu yönde Keçiören Cemevimizi yapmaya karar verdik. Tabii bunu yaparken bize Ankara bölgemizde, Türkiye genelinde hatta yurt dışından destek veren, bizimle beraber olan tüm canların emeğine canı gönülden teşekkürlerimizi sunuyoruz.”

    “İNSANLARI KUCAKLAŞTIRAN BİR SİYASİ ORTAM LAZIM”

    Mehmet Yücer Dede, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılan cemevi ziyaretleri hakkında da konuştu. Yücer, iktidarın Alevi politikalarına ilişkin şu açıklamayı yaptı:
    “Tabii ki bizim genel düşüncemiz, insanların kendi ibadetlerini özgürce yapmaları yönündedir. Cemevlerinin ibadethane statüsü düzeyinde tanınması konusu zaten yıllardan beri süregelen bir konudur. Ancak ne var ki mevcut iktidarlarımız bu konuyu ele alıp yeteri kadar eğilmemişlerdir. Ama bugün ülkemizde Alevi toplumunun cemevlerine ihtiyacı vardır. Alevi kitlesinin cemevleri bünyesinde kendi kültürünü kendi geleneğini kendi ibadetini yapması gerekli bir durumdur. Gel gör ki insanlar arasında ayrım gözetmeksizin insanları kucaklaştıran bir siyasi ortam olması lazım. Ama yaşadığımız dönem içerisinde biz, siyasilerde bu kucaklaşmayı maalesef göremiyoruz. İnancı bütün, ülkesini seven insanlarla kucaklaşarak bu sıkıntıları aşacağımıza inanıyor ve bu yolda da biz Alevi kitlesi olarak bu çabayı sarf ediyoruz.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

  • 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu panellerle devam ediyor-VİDEO

    1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu panellerle devam ediyor-VİDEO

    PİRHA- 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu panellerle devam ediyor. İlk oturumda söz alan Demokratik Alevi Dernekleri DAD Genel Merkez Eş Başkanı Selda Güneş, Alevi yolunun ışığının kadınlar olduğunu ve bu yolun ışığının sönmeyeceğini vurguladı. Akademisyen Bedriye Poyraz ise Alevi inancında kadın ve erkeğin eşit olduğuna ancak toplumsal yaşamda bunun karşılık bulmadığına dikkat çekti. 

    Çerağ uyandırma ve “Kadının Türküsü” adlı belgesel gösterimiyle başlayan 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu panellerle devam ediyor. Panelin birinci oturumunda, “Alevi Ontolojisi ve kadın”, “Tarihsel süreçte Alevi kadınının konumu” başlıklı sunular yapıldı.

    Moderatörlüğünü Mersin Cemevi Üyesi Şilan Sürmeli yaptığı oturumda Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eş Başkanı Selda Güneş ve Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedriye Poyraz panelist olarak katıldı.

    MÜRŞİDİ KAMİL OLMA YOLCULUĞU

    İlk sözü alan DAD Eş Başkanı Selda Güneş, canlardan rızalık alarak konuşmasına başladı. Kentlere göçlerle birlikte Alevilerin de birçok yere göç verdiklerini ve kendi coğrafyaları dışında Aleviliklerini yaşamalarının zorlaştığını ifade eden Güneş, kentte öğrendikleri ile Aleviliği yaşamaya çalıştıklarını belirtti. Kentlerde öğrenilen birçok şeyin Alevi inancı için gerekli olmadığını vurgulayan Güneş, “Çünkü bu yol tüm sıfatlardan tüm öğrendiklerimizden sıyrılarak var olabileceğimiz yerin adıdır. Bu mürşidi kamil olma yolculuğunun adıdır.” dedi. 4 kapı 40 makam ile yola girildiğine işaret eden Güneş, ilk kapı olan şeriat kapısında en temel hak yasalarının yer aldığını, bu kapının insanın kendini bilme hali olduğunu kaydetti.

    “UNUTULMAMASI GEREKEN ŞEY RIZALIKSIZ LOKMA YEMEMEK”

    İkinci kapı olan tarikat kapısında ikrar verilerek musahip olunduğunu belirten Güneş, musahipliğin yani yolda kardeş olmanın iki farklı rahimde döl almış insanın insan olma yolculuğunda birbirine bir nazarda sağlanması için gerçekleşen bir hal olduğunu vurguladı. İnsanın verdiği ikrarla birlikte yolun parçası olduğunu buna da musahiplik cemi dendiğini dile getiren Güneş, “Yarin yanağından gayri her şeyini paylaşmakla mükellef olduğu bir canı vardır onun. Herhangi kötü bir şey yapacağı zaman sadece kendisinin mesul olmayacağını bilir. Çünkü musahibi de suçlu bulunur.” dedi. Tarikat kapısında öğrenilecek temel şeyler olduğunu belirten Güneş, her bir kapıda unutulmaması gereken şeyin rızalıksız lokma yememek olduğunu kaydetti.

    BU YOLDA ÖTEKİ YOK

    “İnsan sadece madde değildir. Her maddenin sesi vardır. Dolayısıyla hakkın da sesi vardır ve telli Kuran hakkın sesidir.” diyen Güneş,  kadınların Alevi yolunun ışığı olduğunu ve bu yolda ötekisi olmadığını, yolun hiçbir ırkın sentezi olmadığını hak ile hak olmaya aday cümle canın rızalığı ile gireceği bir yol olduğunu ifade etti.

    Hakikat kapısının yaratılıştan getirilen haklara saygı gösterme, çarkı pervazda çark olma, bir olma hali olduğunu belirten Güneş, hakkın yarattığı varlık deryasında hiçbir damlanın diğerinden daha üstün, daha yetkin olmadığını söyledi.

    “ALEVİ KURUMLARI ALEVİLERİ TEMSİL ETMİYOR”

    Güneş’in arkasından söz alan Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Bedriye Poyraz toplumsal süreçte Alevi kadının konumu konusunda konuşma yaptı. Alevi örgütlerinin şu anda Alevileri temsil etmediğini vurgulayan Poyraz, “Alevi örgütleri dökülüyor. Kurumlar milletvekili olabilme basamağı olarak kullanılıyor. En iyi olması gereken dönemde bile çok kötüler. O nedenle Alevi kadın örgütlenmesi çok kıymetli. Çok ihtiyaç duyulacağı bir zaman” dedi.

    “BİZDE KADIN ERKEK EŞİTTİR SÖYLEMİ KENTLERE GÖÇLE BAŞLADI”

    Alevi toplumunda “Bizde kadın erkek eşittir” söyleminin kentlere göçle birlikte başladığına dikkat çeken Poyraz, toplumsal hayatta hiçbir zaman kadınla erkeğin eşit olmadığını, kadınların mücadele ederek haklarını elde etmeye çalıştıklarını belirtti. Alevi kadın hareketinin hareket olabilmesi için öncelikle eşit olmadıklarını öğrenmeleri gerektiğini kaydetti.

    “ERKEK EGEMEN İDEOLOJİ KADININ YAPTIĞI İŞLERİ DEĞERSİZLEŞTİRİYOR”

    Erkek egemen ideolojinin kapitalist ideolojiyle kardeş ideolojiler olduğuna vurgu yapan Poyraz, şunları ifade etti: “Kapitalist ideoloji ezilen yaratarak egemenliği devam ettirmeye çalışıyor. Dolayısıyla kadınlar ve erkekler olarak birlikte mücadele ederek bunun üstesinden gelmemiz lazım. Erkek egemen ideoloji kadının yaptığı işleri değersizleştiriyor, erkeğin yaptığı işleri de değerli kılıyor. Örneğin bir tabak mantı kadının saatlerini alıyor, ama bir musluk tamiri o mantıyı yapma süresinin kat be kat altında. Ama musluk tamirine verilen para bir tabak mantıya verilen paradan kat kat fazla. Neden kadının yaptığı işi değersizleştiriyorlar çünkü.”

    “KENDİLERİNİ UNUTTURMAK İÇİN ÖNCE ALEVİLİKLERİNİ UNUTTULAR”

    Alevilerin kentlere göç ettikten sonra bir sürü zorlukla karşılaştığını, inancından dolayı aşağılandığını ve bu nedenlerle kendini unutturmak için önce Aleviliğini unutmaya çalışmakla işe başladığını söyleyen Poyraz, “Biz unutursak onlar da unuturlar gibi düşündüler. Ama baktılar ki onlar unutmuyor tekrar Alevi olmayı öğrenmeye çalıştılar” dedi.

    Alevi inancında kadınla erkeğin eşit olduğunu ancak toplumsal yaşamda bunun böyle olmadığını kaydeden Poyraz, inançtaki kadın erkek eşitliğinin toplumda da varmış gibi gösterilmesinden dolayı Alevi kadınların mücadele etme ihtiyacı bile hissetmediğini vurguladı.

    PİRHA/MERSİN