Etiket: 4 mayıs 2021

  • ‘Rea Haq Kürt-Alevi coğrafyası taşı, toprağı, havasıyla beraber katliama uğradı’-VİDEO

    ‘Rea Haq Kürt-Alevi coğrafyası taşı, toprağı, havasıyla beraber katliama uğradı’-VİDEO

    PİRHA-Dersim Tertelesi’nin 84. yılı dolayısıyla konuşan Demokratik Alevi Dernekleri Genel Sekreteri Pir Zeynel Kete, Ateşin, suyun hatrını Hakk bilen Rea Haq Kürt-Alevi coğrafyasının taşı, toprağı havasıyla beraber katliama uğradığını ve ateşe verildiğini vurguladı. Kete, ”Dersim’i unutma, unutturma. Hakk’a yürüyen canların anıları önünde dardayız” dedi.

    Tarihe kara bir leke olarak geçen Dersim Katliamı’nın üzerinden 84 yıl geçti. 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılan “Tunceli Tenkil Harekatı” adlı kararnamenin ardından hayata geçirilen katliamda yaşananların acısı ise aradan geçen bunca zamana rağmen dinmedi.

    Dersim halkının “Tertele” şeklinde dillendirdiği katliamda, resmi rakamlara göre 1937’de bin 737, 1938’da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin insan katledildi. On binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi.

    “REA HAQ KÜRT ALEVİLER, OSMANLILAR DÖNEMİNDE DE BUGÜN DE YOK SAYILDI”

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Sekreteri Şıx Çoban Ocağı evlatlarından Pir Zeynel Kete, Dersim Tertelesi’nin 84. yılı dolayısıyla PİRHA’ya konuştu.

    Kete, “Osmanlılar Dönemi ve Cumhuriyetle kıyasladığımızda, başta Rea Haq Kürt Aleviler olmak üzere muteber vatandaş tanımlamasına uymayanlar Osmanlılar döneminde de yoktu, bugün de yok” dedi.

    Kete, “Osmanlılar döneminde din dışı olarak tanımlanan Alevilerin, zındık, mülhit ve kafir tanımlamasıyla katilleri vaciplenirken, Cumhuriyet Modernitesi ve ulus devlet anlayışıyla da beraber ‘ya dinselleşeceksin ya da din dışısın’ denilerek Türk-İslam Sözleşmesi’nin bir alt paydası, alt kültürü ve alt mezhebi olarak belirlenmiştir. Bu yönüyle düşünüldüğünde Cumhuriyet’in kurulduğu dönem bu topraklarda yaşayan bütün etnik yapılar ve inançlarla beraber birden fazla sözleşme vardı. Tahminler, toplantılar, çıkarılan hukuk metinleri vardı” ifadelerini kullandı.

    “CUMHURİYET’İN KURULUŞUNDAN SONRA DEMOKRATİK HAKLAR TALEBİ KARŞILIK BULMADI”

    Cumhuriyet kurulduktan sonra herkesin, etnik ve kültürel yapısına uygun olarak kendisini temsil edebileceğini ifade eden Zeynel Kete, “Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra bu demokratik haklar talep edildiğinde karşılık bulmadı. 1924 Anayasası Türkiye Cumhuriyeti ve Ulus Devlet anlayışının muteber vatandaş anayasasıydı. Muteber vatandaş tanımlanmıştı; Türk’tür, Türkçe konuşur, mezhebi Hanefi’dir ve daha çok da eril bir anayasaydı. 1924 döneminde, doğal olarak bu anayasadaki muteber vatandaş tanımlamasına uymayanlar, Kürtler ve ağırlıklı olarak Aleviler, Bektaşiler, Ezidilerdi” diye konuştu.

    “KÜRTLÜK, TÜRKLÜK CAMİASINDA ERİTİLMELİDİR”

    Hak talebi meydana geldiğinde, bunun önüne geçmek açısından Takrir-i Sükun Kanunu’na, Şark Islahat Planı’na ve İstiklal Mahkemeleri’ne başlandığını vurgulayan Kete, “Bölge tamamen tek tipleştiriliyor. Bununla beraber Koçgiri, Şeyh Sait, Zilan ve Ağrı da ciddi boyutuyla katliamlar yaşanmaya başlıyor. 1935 yılında Fevzi Çakmak’ın meclise sunduğu Dersim Raporu vardır. Bu rapor son derece önemli ve Dersim ile ilgili ciddi bilgiler intiba ediyor. Fevzi Çakmak, raporunda Alevilikten yararlanarak Türk köylerinin Kürtleştirildiğini söylüyor ve Kürt dilini yaymaya çalıştıklarını tespit ediyor. ‘Alevi bölge koloni olarak görülmelidir’ tanımı son derece önemli bir tanımdır. Yeni rejimin bölgeye, Kürtlere, Alevilere baktığı mantık koloni mantığıdır. Bunu raporunda kendisi belirtiyor. Yöntem de, “Kürtlük, Türklük camiasında eritilmelidir” diyor. Daha sonra ise “Öztürk hukukuna tabi kılınmalıdır” diyerek bölgedeki Re Haq Alevi inancının, bir Kürt inancı olduğunu da açık ve net dile getiriyor” diye konuştu.

    “BÖLGEDE İSYAN HAREKETİ YOKTU”

    Bölgenin binlerce yıldır ocak sistemiyle beraber kendi varlığını, birliğini devam ettirdiğini belirten Kete, şunları dile kaydetti:

    “Ocak sistemi özerk ve bir üst akla ihtiyaç duymayan bir sistemdir. Bölgede bir isyan hareketi yoktu. Çünkü Osmanlıdan beri on yıllara dayanan bir raporlaşma vardı. Son derece de bilimsel, sosyolojik istihbaratı ve etnolojik raporlamalardan sonra 4 Mayıs 1937 yılında Tedif ve Temkin Yasası çıkıyor. Mustafa Kemal ve Fevzi Çakmak’ın da hazır bulunduğu Bakanlar Kurulu’nda bu yasa, ‘Çok gizli’ ibaresiyle çıkarılıyor ve 22 Haziran 1937 yılında Dersim’in dört bir tarafından yıkımına başlanıyor. Gelinen aşamada 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece Pir Seyit Rıza ve ‘Elmaya ikrar verenler’ darağacına getiriliyor. Seyit Rıza’nın evladından önce asılma isteği bile kabul edilmiyor ve taş üstünde taş, gövde üzerinde baş bırakılmıyor.”

    “TAŞ OLSAM ÇATLARDIM, TOPRAK OLDUM DAYANDIM”

    Dersimli bir ananın, “Taş olsaydım çatlardım, toprak oldum dayandım. Dersim’de ateş su ile söndürülmez. Suyun da bir canı olduğuna ve canının yandığına inanılır. Ateşin, suyun hatırını Hakk bilen Re Haq Kürt-Alevi coğrafyası taşı, toprağı havasıyla beraber katliama uğradı ve ateşe verildi” sözleriyle yaşananları tanımladığını söylen Kete,  “Bu yönüyle düşünüldüğünde Dersim’de yaşanan bir katliamdır. Dersim’i unutma, unutturma. Hakk’a yürüyen canların anıları önünde dardayız” dedi.

    Diren SATI-Diren KESER/PİRHA

  • Dersimlilerden katliamın 84. yılında çağrı: Geçmişle yüzleşin-VİDEO

    Dersimlilerden katliamın 84. yılında çağrı: Geçmişle yüzleşin-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de yaşayan Dersimli yurttaşlar 84. yılında Dersim Katliamı’na dair düşüncelerini PİRHA’YA aktardı. Yurttaşlar, Dersim Katliamı’nın yıllarca hazırlığının ve planlarının yapıldığını belirterek, “Toplu katliamların gerçekleştirildiği bölgelerde bugün bile katliamın kalıcı izlerini görmek mümkündür. Bu sürecin hayatta kalanlar üzerindeki etkisi tahmin edilemez boyuttadır. Bu insani yıkım üzerine toplumsal bir travma doğmuştur” vurgusunda bulundular. 

    Dersim Katliamı’nın kararının verildiği ve on binlerce Dersimlinin yaşamını yitirip, kalanların da sürgün edildiği 4 Mayıs 1937’nin üzerinden 84 yıl geçti.

    84. yılında Dersim Katliamı’na dair düşüncelerini PİRHA‘ya aktaran Mersin’de yaşayan yurttaşlar, 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlenmesi kararı alınması sonrasında gerçekleşen soykırımda katledilenleri anarak, katliamcıları lanetlediler.

    “ALEVİ FELSEFESİNİ, ALEVİ KÜLTÜRÜNÜ DOĞRU BİR ŞEKİLDE ANLATMAMIZ GEREKİR”

    1937’de büyük bir katliamın yaşandığını ve bu asimilasyonun bugüne kadar devam ettiğini ifade eden Dersimli yurttaş Hüsniye Çelik,  “Öldürülenler, sürgüne gönderilenler, geride kalanlar da asimile ediliyor ve eğitim adı altında ilk yatılı okullar Dersim’de açılıyor. Köylerden, kasabalardan, mezralardan çocuklar yatılı bölge okullarına dolduruluyor. O çocuklar ana dillerini unutuyorlar. Kürtçe konuşmak yasak, Türkçe öğrenilecek ve çocuklar her gün sabah ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’, ‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun’ sloganlarıyla asimile edilerek yetiştiriliyorlar. Alevi felsefesini, Alevi kültürünü, doğru kanallardan, doğru bir şekilde evlatlarımıza, yakınlarımıza çevremize anlatmamız gerekir. Bu da bizim için bir mücadelenin olmazsa olmazlarından biri olmalı. Aleviliği, Sünni İslam içerisine almak isteyenlere karşı da mücadele etmeliyiz. Bu 1937’de katledilen canlarımıza bir vefa borcumuzdur. Bunu hayata geçirmemiz gerekir” dedi.

    “GEÇMİŞLE YÜZLEŞİN”

    Dersim Soykırımı’nın, kendiliğinden gelişmiş bir soykırım olmadığını ve yıllarca hazırlıklarının, planlarının yapıldığını belirten Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Hasan Tanrıkut ise şunları söyledi:

    “Yerler tespit edilmiştir, operasyonun nerelere yapılacağı tespit edilmiştir. Aşiret liderleriyle görüşülmüştür. Daha önceden 1936 yılında silahların büyük bölümü toplatılmıştır. Bu dönemde Dersim’in hem inancının hem kültürünün hem dilinin bir soykırıma uğratıldığı kanaatine varıyoruz. Bu kültürel, sosyal ve inançsal soykırımlar devam edip, günümüze kadar gelmiştir. Dersim Katliamı’ndan bu yana 84 yıl geçmesine rağmen gerek Dersim halkı gerek Dersim dostları gerek demokratik kamuoyu bu konuda yeterli bir hassasiyet göstermedi. Aksi takdirde maalesef bu katliamların sonu gelmeyecektir. Şu ana kadar sürdüğü gibi bundan sonra da sürmeye devam edecektir. Bundan sonra halkımızdan isteğimiz, geçmişte neler olup bitmiş gelecek kuşaklara anlatalım. Bunu bir intikam amacıyla değil, bir daha bu acıların yaşanmaması için yapalım. Bu konuda dilimizi, kültürümüzü ve inancımızı çocuklarımıza aktaralım. Yetkililere de buradan seslenmek istiyoruz; Dersimlilerin acıları üzerinden siyaset yapmayın, bu geçmişle yüzleşin.”

    “BU İNSANİ YIKIM ÜZERİNE, TOPLUMSAL BİR TRAVMA DOĞMUŞTUR”

    Dersim’de taş üzerinde taş, taş üzerinde baş bırakmayacak şekilde yapılan büyük bir katliamdan söz edilebileceğini vurgulayan Yazar Yusuf Baran Beyi de, “O coğrafya tamamıyla insansızlaştırılmış. Yakılmış, yıkılmış, harabeye dönmüş bir coğrafya geride bırakılmıştır. Bunun adına katliam mı dersiniz, büyük felaket mi dersiniz, ne derseniz deyin ama sonuç itibariyle Dersim’de böyle bir olayın yaşandığı bir gerçektir. Dersim’de sadece katliam yapılmamıştır, asimilasyon olayı devam etmiştir, dezenformasyon olayı devam etmiştir. Öldürülen insanlarımızı sevgiyle, saygıyla anıyorum” dedi.

    Mersin Dersimliler Derneği Başkan Yardımcısı Nurşen Çığlık, ise “1937-38 soykırımı müdahale yöntemleri açısından Türkiye tarihinin en dramatik olaylarından biridir” diyerek şöyle devam etti:

    “Soykırım kelimesinin hala kabul görmemesi, 1937-38 yıllarında Dersim’de nedensizce katledilen her insana ihanettir. Politik, sosyal ve kültürel baskılar kurmak için üretilen politikalar, insanca  düşünme becerisini yok etmiş ve tarihte Dersim’e karşı kapanmayacak yaralar açılmasına neden olmuştur. Dersimli kadınlar, çocuklar ve erkekler, Türk ordusunun eylemleri ile toplu katliamlarla Dersim’de yok edilmiştir. Toplu katliamların gerçekleştirildiği bölgelerde bugün bile katliamın kalıcı izlerini görmek mümkündür. Bu sürecin hem zihinsel hem fiziksel olarak hayatta kalanlar üzerindeki etkisi tahmin edilemez boyuttadır. Bu insani yıkım üzerine toplumsal bir travma doğmuştur. Bu kara gün Dersim insanlarının ya da katliamın gerçekleştiğini kalbine yerleştiren herkesi etkilemeye devam edecektir. Bugün Dersimliler hala annesiz, babasız, kardeşsiz, komşusuz kaldığı zamanları hatırlarken suskundur.”

    Diren KESER-Diren SATI/MERSİN

     

     

  • DAM: 84 yıl geçti ama inkar ve asimilasyon tüm boyutlarıyla sürüyor

    DAM: 84 yıl geçti ama inkar ve asimilasyon tüm boyutlarıyla sürüyor

    PİRHA- Dersim Araştırmaları Merkezi, Dersim Soykırımı’nın 84. yılına yönelik basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Osmanlıdan bu yana otonom varlığını sürdüren Dersim, ‘son kale’ olarak görüldüğü için terörün en şiddetlisine maruz kaldı. 4 Mayıs 1937 tarihinde alınan Bakanlar Kurulu kararıyla bu son kalede, dünyada eşi benzeri az bulunan bir soykırım yapıldı” denildi.

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlemesi kararı alınması sonrasında gerçekleşen soykırımın 84. yılında katledilenleri anarak, katliamcıları kınadı.

    Açıklamada, Dersim’in, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet Türkiye’sine çözümlenmeyen bir sorun olarak kaldığı ifade edilerek, “Kürtlerin tüm hak, hukuk mücadeleleri ‘isyan’ olarak görülüp, şiddet ile bastırıldı ve Osmanlıdan bu yana otonom varlığını sürdüren Dersim ‘son kale’ olarak görüldüğü için terörün en şiddetlisine maruz kaldı; 4 Mayıs 1937 tarihinde alınan Bakanlar Kurulu kararıyla bu son kalede, dünyada eşi benzeri az bulunan bir soykırım yapıldı” denildi.

    Kurulacak yeni Cumhuriyet’in halklara bir yenilik ve tanınma hakkı vaat ettiğinin ama bunun yerine getirilmediğinin vurgulandığı açıklamada, “Kürdistan halkların temsilcileri bu umutla savaşa katılıp, yeni kurulan devletin kurucu kadroları arasında yer aldılar. Çünkü kurulmakta olan yeni devlet, Kürtlerin ve Türklerin ortak devleti olacaktı. Fakat Lozan’dan sonra verilen sözler unutuldu. İtiraz edenlere de, ya sürgün ya da darağacı reva görüldü. Kürdistan halkı bu aldatılmışlığı kabul etmedi. Koçgiri’de dillendirilen statü edinme isteği başta Şeyh Said, Ağrı ve Zilan olmak üzere birçok yerde devam etti” ifadeleri yer aldı.

    “TÜRKİYE’NİN YAŞANANLARLA YÜZLEŞMESİ GEREKİYOR”

    Yapılan basın açıklamasının devamında şunlar kaydedildi:

    “Yakın tarihimize ‘’38 Katliamı’’ olarak geçen Dersim Tertelesi, yüzyıllar boyunca bağımsız yaşamış bir halkın; bu statüsünü koruma çabasından başka şey değildir. Ama bu insani talebe katliam ve sürgünle cevap verildi. 38’den bu yana devralınan inkarcı ve imhacı gelenek bugün de yeni politik versiyonları ile uygulanmaktadır. Aradan 84 yıl geçti ama inkâr ve asimilasyon tüm boyutlarıyla devam etmektedir. Mevcut sistem dünün referansları üzerinden hala yol alıyor. Kürt halkının talepleri söz konusu olduğunda, Ankara partileri anında ‘ulusal’ zırha bürünüyorlar. Dilimize, inancımıza ve coğrafyamıza saygı gösterilmiyor hala. Halkımızın en temel yurttaşlık hakları dahi söz konusu olunca ‘devletin bekası’ gibi soyut bir kavram ile çıkılıyor karşımıza. Dilimiz, inancımız ve coğrafyamız üzerindeki yasaklar hala devam etmektedir. Birlik içinde ve demokratik muhteva yoluyla taleplerimizi sıralamaktan geri durmayacağız. Devleti, topraklarımızda işlenen bu suçlarla yüzleştirme çabamızı sürdüreceğiz. Türkiye’nin gerçek bir barış ve özgürlük yurdu olması için bütün yaşananlarla yüzleşmesi gerekiyor.”

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), Dersim Soykırımı’nın 84. yılında, halkın taleplerini bir kez daha kamuoyuna açıkladı:

    • 1937- 38 yıllarında Dersim’de bir soykırım yapıldığı resmen tanınsın ve toplumsal barışımız için gerekli yüzleşme yapılsın.
    • Dersim Soykırımı’nda ne kadar insanın katledildiği resmen açıklansın.
    • Katliamdan sonra; başta evlatlık verilen çocuklar olmak üzere sürgün edilen tüm insanların akıbeti açıklansın.
    • Başta Seyid Rıza ve oğlu olmak üzere idam edilenlerin mezar yerleri açıklansın.
    • Halkımıza soykırımı hatırlatan “Tunceli” isminin yerine coğrafyanın kadim adı olan “Dersim”in kullanılması için yasal düzenleme yapılsın.

    PİRHA/DERSİM

     

  • DAM üyesi Ayrılmaz: Dersim 38 artık ispatlanmış bir kıyımdır-VİDEO

    DAM üyesi Ayrılmaz: Dersim 38 artık ispatlanmış bir kıyımdır-VİDEO

    PİRHA-Dersim Tertelesi’nin 84. yılı dolayısıyla PİRHA’ya konuşan Dersim Araştırmalar Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Ayrılmaz, “Artık devletin Dersim’de bir katliam, bir suç işleyip işlemediğini varsın kendisi kanıtlasın. Yani bu noktada biz kanıtlarıyla, delilleriyle, sözlü tarih çalışmalarıyla Dersim’de olup biteni bir şekliyle açığa çıkardık ve bu artık ispatlanmış bir kıyımdır” dedi.

    Tarihe kara bir leke olarak geçen Dersim Katliamı’nın üzerinden 84 yıl geçti. 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılan “Tunceli Tenkil Harekatı” adlı kararnamenin ardından hayata geçirilen katliamda yaşananların acısı ise aradan geçen bunca zamana rağmen dinmedi.

    Dersim halkının “Tertele” şeklinde dillendirdiği katliamda, resmi rakamlara göre 1937’de bin 737, 1938’da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin kadar insan katledildi. On binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi.

    Araştırmacı kimliğiyle Dersim’de uzun yıllar sözlü tarih çalışması yapan Dersim Araştırmalar Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Ayrılmaz, Dersim Tertelesi’nin 84. yılı dolayısıyla PİRHA’ya konuştu.

    Ayrılmaz, Dersim Tertelesi anmalarının gelenekselleştiğini ifade ederek “4 Mayıs akşamı hepimiz 38 anısına, bulunduğumuz her mekanda karanlığa inat birer mum yakmalıyız” dedi.

    “DERSİM, OSMANLI’DAN CUMHURİYETE ÇÖZÜMLENMEYEN SORUN OLARAK KALDI”

    Ayrılmaz, Dersim’in Osmanlı’dan cumhuriyete çözümlenmeyen sorun olarak kaldığını ifade ederek, “Cumhuriyet hükümeti, 1920’lerden 35’lere kadar Dersim’de çok geniş çaplı bir hazırlık yaptı. Raporlar ve gönderdiği istihbarat elemanları eliyle 1935 yılına kadar Dersim’de aşiretleri birbirine düşürmeden tutun da çok sayıda insanın milis gücü haline getirildiği bir örgütlenme ağı oluşturdu. Bu tabiri caiz ise bir hazırlık dönemidir. Cumhuriyette halkımıza verilen sözlerin muhtariyetten özerkliğe kadar, kurulan devlete kadar, ortak devlet olacaktı. Bu sözler yerine getirilmeyince netice de Kürt halkının itirazı Şeyh Sait İsyanı ile patlak verdi. Daha sonra Ağrı-Zilan ve sonrasında Dersim. Dersim bilerek en sona bırakıldı. Onun için 35 yılına kadar geçen süreci bir hazırlık dönemi olarak adlandırıyoruz” şeklinde konuştu.

    35’ten sonra Tunceli Kanunu ve 4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla yapılacak askeri hareketin başlatılma kararının verildiğini vurgulayan Ayrılmaz, “Bakanlar Kurulu kararı bütün devlet erkanının yani üst organının, hepsinin imzasının altında olduğu aslında bir soykırım kararıdır. O karar sonrası 37’de yapılan askeri hareketlilik neticesinde Dersim’in ileri gelenleri, belli şahsiyetler yakalandı. Kimi asıldı, kimi bilinmeyen ceza evlerine gönderildi ki çoğu yaşlıydı ve hiçbiri geri gelmedi” dedi.

    “38 TAMAMEN BİR SÜPÜRME HAREKATIDIR”

    Bütün bu öldürmelerin, kıyımların, katliamların Bakanlar Kurulu kararı sonrasında devreye koyulduğunu söyleyen Ayrılmaz, “38 tamamen bir süpürme harekatıdır ve 38 kıyımıyla bu iş neticelendirilmiştir. Sonrası yıllarda da sürgüne gidenler, geri gelenler derken dil üzerindeki asimilasyon, inanç üzerindeki inkar, her alanda asimilasyon bugüne kadar getirildi ve bugün de aynı politikayı, aynı tarzı, aynı yöntemi eksiltmeden devam ettiriyorlar” dedi.

    Ayrılmaz, “Biz mücadelemizden, çabamızdan, devleti bu süreçle yüzleştirmekten, devletin elinde olan ve bizim erişemediğimiz belgeleri istemekten vazgeçmeyeceğiz”diyerek şunları kaydetti:

    “Biz yılları, savunmada, kendimizi, başımızdan geçeni, halkımızın maruz kaldığı bu soykırımı anlatmakla geçirdik, doğruydu. Çünkü elimizde çok kanıt yoktu. Evet halkımız biliyordu, biz biliyorduk. Ama dış dünyaya anlatmamız gereken bazı şeyler vardı. Bence bunlara yeterince ulaşıldı. En bariz örneği de Bakanlar Kurulu kararıdır. Bakanlar Kurulu kararı, soykırım ya da katliam kelimesi telaffuz edilmese bile bir katliamın startıdır. Dolayısıyla artık devlet Dersim’de bir katliam, bir suç işleyip işlemediğini varsın kendisi kanıtlasın. Yani bu noktada biz kanıtlarıyla, delilleriyle, sözlü tarih çalışmalarıyla Dersim’de olup biteni bir şekliyle açığa çıkardık ve bu artık ispatlanmış bir kıyımdır.”

    “SEYİT RIZA ONLARA GÖRE BİR EŞKIYAYDI AMA BİZE GÖRE HALKIMIZIN ONURUYDU”

    Devletin yalnızca Dersim’i öldürmekle kalmadığını, bununla birlikte öncülerini ve kanaat önderlerini de tarihsel süreç içerisinde itibarsızlaştırdığını belirten Ayrılmaz, şöyle devam etti:

    “Bu itibarsızlaştırmaya ne yazık ki içimizdeki bazı araştırmacı-yazar kimliğiyle halkın karşısına çıkanlar da alet oldular. Alişer’e bir kimlik biçtiler, Nuri Dersimi’ye, Seyit Rıza’ya ve Dersim’in birçok ileri gelenleriyle ilgili devletin kullandığı dili kullanma durumuna düştüler. Ama son 15-20 yıldır hem halkımızın hem kurumlarımızın layıkıyla onları anma çabası birçok Kemalist yazar ya da kendini o perspektifte değerlendiren ve Dersimliler’in içinde de bunlara meyil verip aynı dili konuşan insanlara çok ciddi bir geri adım attırdı. Evet onlara göre Seyit Rıza bir feodal, bir eşkıyaydı ama bize göre halkımızın onuruydu. İtibarsızlaştırma bu anmalar sayesinde boşa çıkarıldı ve halkımızın hiç unutamadığı 38 hafızası bu anmalar sayesinde tekrar tekrar yenilendi. Biz buna hala devam ediyoruz ve devletten bu suçla yüzleşmesini istiyoruz. Bu konuda kararlıyız, bu yönde de mücadeleye devam edilmeli.”

    “O GÜNÜN HESABINI SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Ayrılmaz, “Dün olduğu gibi insanlarımıza suç görülen dili, inancı, kimliği bugün de aynı şekilde devam ediyor. Eğer dünü anmak, dünün ruhuna uygun davranmak istiyorsak bugün de taleplerimizi, dilimiz, inancımız ve toprağımız üzerindeki yasaklara karşı mücadeleyi sürdürmemiz gerekiyor” diye konuştu.

    Ayrılmaz, anmalara yönelik de şunları söyledi:

    “Her yıl Dersim’de, İstanbul’da İzmir’de, Türkiye’nin ve yurt dışının belli bölgelerinde bu anmalar gerçekleştiriliyor. Günün ruhuna uygun etkinlikler de yapılıyor. Türkiye’nin metropollerinde ve yurt dışında olan anmalar gelenekselleşti ve bunlar tekrarlanacak. Ama bu sene pandemi bahanesiyle insanlar evlere hapsedildi. Bu sebeple sosyal medya üzerinden de bazı bağlantılar yaparak günün ruhuna uygun tartışmalar, açıklamalar yapmak istiyoruz. Bu seneyi böyle atlatacağız. Bu anmalar asla unutulmayacak. Geçmişte halkımızın maruz kaldığı soykırımla, bu sistem yüzleşmediği sürece bizim elimiz bunların yakasında olacak ve o günün hesabını sormaya devam edeceğiz.”

    Diren SATI/DERSİM

  • Dersim Soykırımı’nın 84. yılında hashtag eylemi

    Dersim Soykırımı’nın 84. yılında hashtag eylemi

    PİRHA- Dersim Soykırımı’nın 84. yılında pandemi kısıtlamalarından kaynaklı anmalarını gerçekleştiremeyen yurttaşlar #DersimKatliamıİleYüzleş hashtagiyle sosyal medya üzerinden mesajlarını paylaştı.

    Dersim Katliamı kararının alındığı Bakanlar Kurulu toplantısının tarihi olan 4 Mayıs 1937 tarihinin üzerinden 84 yıl geçti.

    Pandeminin gölgesinde anmaların gerçekleştirildiği Dersim Soykırımı’nın, 84. yılında sosyal medyada hashtag eylemi devam ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Milletvekili Önlü’den, Dersim Katliamı’nın tüm yönleriyle araştırılması için soru önergesi

    Milletvekili Önlü’den, Dersim Katliamı’nın tüm yönleriyle araştırılması için soru önergesi

    PİRHA-HDP Milletvekili Alican Önlü, Dersim Katliamı’nın tüm yönleriyle ortaya çıkarılması için Meclis’e araştırma ve soru önergesi verdi. Önlü, “Dersim halkından özür dilenmesi, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması, toplu mezar yerlerinin tespit edilmesi, Dersim’in kayıp kız çocuklarının bulunması, katliamı planlayanların ve destek sunanların katliam suçlarıyla yargılanmaları adına gerekli çalışmalar yürütülmelidir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim Katliamı’yla ilgili Meclis’e araştırma ve soru önergesi verdi.

    HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, 1937-38 yıllarında gerçekleştirilen Dersim soykırımıyla yüzleşerek, yaşanan acıların bir daha yaşanmaması adına gerekli önlemlerin alınması, Dersim halkından özür dilenmesi, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması, toplu mezar yerlerinin tespit edilmesi, Dersim’in kayıp kız çocuklarının bulunması, katliamı planlayanların ve destek sunanların katliam suçlarıyla yargılanmaları adına gerekli çalışmaların yürütülmesini istedi.

    KÜRT ALEVİ HALK KATLEDİLMİŞTİR

    HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü önergesinin gerekçesinde şunları belirtti:

    “Dersim soykırımı Anadolu’nun Türkleştirilmesi ve Müslümanlaştırılması adımının son halkasını oluşturdu. Dersim coğrafyasının sınırları doğuda Varto’ya, kuzeyde İmranlı ve Zara’ya, batıda ise Malatya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. 1800`lü yıllardan başlamak üzere yazılan çok sayıda gizli-açık raporlarda Dersim coğrafyası sınırları içerisinde yer alan sosyal yapının dağıtılması ve köylerin birbirleriyle olan bağları koparılması önerilmiştir. İlk olarak 1921 yılında Dersim coğrafyası içerisinde yer alan Koçgiri’ye harekat düzenlenerek Kürt Alevi halk katledilmiş, direnişin önderleri Alişer ve Zarife, Dersim coğrafyasına sığınmak zorunda kalmıştır.

    Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte ırka dayalı ulus devlet anlayışı hakim kılınınca, tekçiliğin önündeki engel olan Kürt Alevi halkının ortadan kaldırılmasına yönelik çok sayıda rapor hazırlanır. Irkçı ve tekçiliğin temel siyaset belgesini 1925 yılında hazırlanan “Şark Islahat Planı” oluşturmaktadır. Bu planın özünü dönemin Başbakanı İsmet İnönü şöyle formüle etmiştir: Vazifemiz, Türk vatanı içinde bulunanları mutlaka Türk yapmaktır. Türklüğe ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız nitelikler her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.’  Şark Islahat Planıyla başta Kürdistan olmak üzere Anadolu’da yaşayan Kürt, Zaza, Alevi, Ermeni, Süryani ve Rum haklarının kesilip atılması ve yok edilmesi amaçlanmıştır.

    “DERSİM’DE HAREKET EDEN HER ŞEY, ÇOCUKLAR, KADINLAR KATLEDİLİYOR”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  Başbakan olduğu 23 Kasım 2011 tarihinde Dersim katliamıyla ilgili yaptığı bir konuşmada “…Dersim’de, adım adım çerçevesi çizilmiş, bahaneleri hazırlanmış bir operasyon var. Çeşitli tarihlerde Dersim raporları hazırlanıyor… 1937, 1938 ve 1939 yıllarında Dersim’de maalesef büyük bir dram yaşanıyor. Havadan, karadan, toplarla, hatta gaz bombalarıyla, Dersim’de hareket eden her şey, çocuklar, kadınlar katlediliyor…’’ diyerek devletin en üst makamından yaşanan bu katliamı kabul etmiş ve tanımıştır.

    “SOYKIRIMI SAVUNAN BİR HALK YARATILMAYA ÇALIŞILMIŞTIR”

    4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla başlatılan Dersim Tertelesi’nde resmi kaynaklarca 12 bin, Dersimli tarihçilerin araştırmalarına göre ise 70 bin ila 100 bin arasında insan öldürülmüş, on binlerce insan yurtlarından, tarihinden, kültüründen, inancından koparılarak ‘Zorunlu İskân’a tabi tutulmuş, Dersimli kız çocukları ise ailelerinden koparılarak kimsesizliğe mahkum edilmiştir. Birçok aşiret ve köylü sürgüne götürüldüğünü sandığı için yükte hafif pahada ağır bütün altın ve paralarını yanlarına almışlardır. Katliam sırasında aynı zamanda büyük bir talan da gerçekleştirilmiştir. Devlet 1921 yılında Koçgiri’de başlattığı fiziki soykırımı 38’de Dersim’de bitirmiş ve kültürel soykırıma başlamıştır. Dersim halkının soykırımı ‘Tertele’ yani büyük tufan ve yok oluş olarak adlandırmasının nedeni budur. Tedip ve Tenkil ile soykırım adım adım gerçekleşmiştir. BM’nin soykırım tanımında geçen maddelerin neredeyse tamamı Dersim soykırımında uygulanmıştır.

    Dersim 38’de ‘vahşi, dağlı, medeniyetsiz, beyaz donlular’ denilerek Kürt Alevi halkı, sözde ‘medeniyet’ götürülerek terbiye edilmek istenmiştir. Bir halkı ancak dili ve kültürünü asimile ettiğin zaman terbiye edebilirsiniz. Bir halkın bilincini, tarihini, kültürünü yok ettiğin zaman onu kendi olmaktan çıkarırsın. Dersim’de yapılmak istenen kültürel soykırım tam da budur. Ancak soykırım bununla da sınırlı kalmamıştır. Çağdaşlık, modernlik kisvesi altında adeta kendi kimliğini reddeden, hatta soykırımı savunan bir halk yaratılmaya çalışılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, demokratik bir hukuk devleti olarak iç barışını tesis etmek istiyorsa, başta Dersim soykırımı olmak üzere Türkiye’de yaşayan halklara yönelik gerçekleştirilen katliamlar ve soykırımlar tarihiyle yüzleşmelidir.”

    CUMHURBAŞKANLIĞI’NA SORDU

    Önlü, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması istemiyle Meclis Başkanlığı’na soru önergesi de verdi. Önergede sorular şu şekilde sıralandı:

    • Birleşmiş Milletlerin 1948 tarihli soykırım tanımına göre; bir topluluğun üyelerini öldürmek, fiziki ve zihinsel zarar vermek, fiziksel yok oluşa götürecek yaşam şartlarına tabi tutmak, topluluğun çocuklarını başka topluluklara transfer etmek soykırımdır. BM’nin 1948 tarihli Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre Dersim’de yaşananlar bir soykırım değil midir?
    • 1937-38 yıllarında gerçekleştirilen Dersim Soykırımı’nın tarihsel tüm arka planlarıyla birlikte araştırılması ve hakikatin ortaya çıkarılması için bir çalışmanız var mıdır?
    • Dersim Soykırımı’na ilişkin gizlilik kararı verilen belgeleri kamuoyuyla ne zaman paylaşacaksınız?
    • Dersim halkından özür dilenmesi ve Dersim adının iadesine ilişkin bir çalışmanız var mıdır?
    • 1937-38 ve 39 yıllarında Dersim’de kaç insan katledilmiştir? Toplu mezar yerlerinin tespitine ilişkin bir çalışmanız var mıdır?
    • 1937-38-39 yılları arasında Dersim’den zorla göç ettirilen insan sayısı kaçtır ve bu kişiler hangi bölgelere sürgün olarak gönderilmiştir?
    • Dersim Katliamı öncesinde ve sonrasında Dersim nüfusu ne kadardır? 1930’lı yıllardan 1940’lı yıllara kadar olan dönemde yıllara göre nüfus dağılımı ne kadardır?
    • Birçok aşiret ileri gelenleri ve dönemin varlıklı aileleri sürgüne götürüldüğünü sandığı için yükte hafif pahada ağır bütün altın ve paralarını yanlarına almışlardır. Bu altın ve paralar kimler tarafından yağmalanmıştır?
    • Dersim soykırımında görev aldıktan sonra zenginleşen komutan ve devlet görevlileri kimlerdir?

    (HABER MERKEZİ)