Etiket: 4 mayıs dersim katliamı

  • Ataşehir PSAKD: Sarıbal şahsında Dersim Katliamı ile yüzleşilmesi engellenmektedir

    Ataşehir PSAKD: Sarıbal şahsında Dersim Katliamı ile yüzleşilmesi engellenmektedir

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi, Dersim Soykırımı’ın yıl dönümünde CHP Milletvekili Orhan Sarıbal’ın yaptığı paylaşımdan sonra linç kampanyası başlatılmasını kınadı. Yapılan açıklamada, “Bugün bir kez daha Orhan Sarıbal şahsında Dersim Katliamı ile yüzleşilmesi engellenmektedir. Sarıbal şahsında Alevilere yönelik bu tutuma karşı, Sarıbal’ı destekliyoruz.  

    CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal’ın, 4 Mayıs Dersim Soykırımı’nın yıldönümünde, ”Unutmadık, asla unutmayacağız! Dersim Katliamı’nda yitirdiğimiz canları saygıyla anıyorum” paylaşımı çokça gündem olmuş ve ırkçı çevreler tarafından Sarıbal’a yönelik linç kampanyası başlatılmıştı.

    PSAKD Ataşehir Şubesi tarafından yapılan açıklamada, “CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın 4 Mayıs günü Twitter hesabından ‘Unutmadık, asla unutmayacağız! Dersim Katliamında yitirdiğimiz canları saygıyla anıyorum’ şeklinde yaptığı paylaşım nedeniyle, yine CHP Bursa İl Başkanı Gürhan Akdoğan tarafından siyasi olarak lince maruz bırakılıyor” hatırlatmasında bulunuldu.

    “IRKÇILIĞI, İNKARI VE YOK SAYMAYI HEDEFLEYEN DÜŞÜNCE VE PRATİKLERİ PROPAGANDA EDİYOR”

    Açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:

    4 Mayıs 1937 ve 38 Dersim katliamına, tam 84 yıl oldu. İnsanlık bu 84 yıl içerisinde adı değişen, bölgesi değişen, tarihi değişen ama sonuçları ve nedenleri değişmeyen birçok katliama tanık oldu. Dersim katliamı da 4 Mayıs 1937’de Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Bakanlar Kurulunda alınan kararla başlatılmıştır. Bu karar insanlığın toplumsal hafızasında yok sayılacak, görmezden gelinecek bir karar değildir ve artık gün yüzündedir, karartılamayacak kadar açıktır.

    Gürhan Akdoğan “…önce bekledim en azından amacımı aşan bir ifadeydi’ örneğin birçok siyasetçinin yaptığı gibi ‘yanlış anlaşıldım, öyle demek istemedim’ diye bir özür dilesin hiç olmazsa çark etsin istedim öyle olmadı. Sonra bir süre daha bekledim ki bu kez duyarlı birçok partilinin tepkisinin yanında başta en yukarıdan en aşağıya mevcut örgüt yöneticileri geçmiş dönemde görev yapmış üst yöneticiler… onlardan da tık yok. Peki ya Faik Öztrak’a ne demeli dedesi o dönemde iç işleri bakanıydı. Senin dedeni de katliamcılıkla suçlayan Milletvekili arkadaşına Parti sözcülüğünü bir tarafa bırak kişisel olarak bir söz de mi söyleyemezdin…” ile başlayan uzun bir çağrı ile birilerini göreve davet ediyor. Akdoğan’ın çağrısında üzerine söz kurulması gereken nokta ırkçılığı, şovenizmi, imha, inkar ve yok saymayı hedefleyen düşünce ve pratikleri propaganda etmesidir.

    “BU COĞRAFYADA YAŞAYAN HERKES TÜRK-SÜNNİ’DİR SİYASETİ HAKİM KILINMAK İSTENMİŞTİR”

    Meselenin özü itibariyle Sarıbal karşıtlığında hortlatılmak istenileni, Dersim Katliamı’nı ve bütün yaşatılanları ve yaşananları nedenleriyle anlamak cumhuriyetin kurucu ilkeleri ve felsefesiyle toplumsal olarak yüzleşmek ile mümkün kılınacaktır. Osmanlıdan devralınan yok sayma ve tekleştirme mirası Cumhuriyetle sürdürülmüştür. Dersim Katliamı’nın nedeni budur. Bu coğrafyada yaşayan bütün farklı etnik kimlikler, inançlar, kültürler, diller yasaklanarak vatandaşlık bağıyla bağlanan herkes Türk- Sünni’dir siyaseti hakim kılınmak istenmiştir. Bugün insanlığın Dersim Katliamı başta olmak üzere insanlığa karşı işlenen bütün katliam ve suçlarla yüzleşmesi toplumsal sorumluluktur ve kaçınılmaz bir gerçektir.

    “HER TÜRDEN SALDIRIYA RAĞMEN YAŞAYAN, YAŞATILAN ALEVİLİKTİR”

    İnsanlık tarihi sınıflar mücadelesinin tarihidir. Geçmiş çağlardan bugüne kadar gelen bu mücadele bir ihtiyacın ürünüdür. Her sınıf kendi mücadelesini güçlü kılabilmek ve hasmını alt edebilmek için derli toplu hareket etmeye ihtiyaç duymuştur. Aleviler de bu sınıfın bir parçasıdır, Alevilerin örgütlülüğü vardır, Aleviler vardır, Alevilik haktır. Katliamla kıyımla, asimilasyonla, imha ve inkarla yok edilmeye çalışılmasına rağmen daha güçlü var olmaya devam edecektir. Yüzleşmenin diğer bir yönü bazen dikkatlerden kaçan hep katledilmeyi ve zulmü konuşmak oluyor ama esas olan ve biraz yoğunlaşılması gereken her türden saldırıya rağmen yaşayan, yaşatılan Aleviliktir.

    “DERSİM KATLİAMI İLE TARİHSEL DÜZLEMDE HESAPLAŞILSIN”

    Pir Sultan’ın deyişiyle “Bir taş oynamasın yerli yerinden, duysun canlar deyu bizi asarlar.” Taşlar yerinden oynar. İl başkanının kaygısı, Sarıbal gibi katliam ile resmi tarih dışı söz söyleyen çoğalır kaygısıdır. Dersim Katliamı ile tarihsel düzlemde hesaplaşılsın, arşivler tüm kamuoyunun dikkatine, erişimine ve vicdanına açılsın, ailesinden alınarak başka ailelere evlatlık verilen yeri yurdu belli olmayan sürgüne gönderilen çocuklar ile ilgili tüm süreç açığa kavuşturulsun, Seyit Rıza ve tüm kayıp canların mezar yerleri açıklansın şeklinde ortaya konan talepler insanlığın talebi olarak savunulmalı ve gereği yapılmalıdır.

    Yapılan bunca zulüm, katliam ve  sürgünler iktidar olmanın imkânları ve olanakları ile asla unutturulamaz. Mazlumların direniş ve mücadele tarihi buna tanıktır. Bugün bir kez daha Orhan Sarıbal şahsında Dersim Katliamı ile yüzleşilmesi engellenmektedir. Maraş, Malatya, Çorum, Sivas, Gazi, Ümraniye katliamlar asla unutulmadı, unutulmayacaktır. Sarıbal şahsında Alevilere yönelik bu tutuma karşı, Sarıbal’ı destekliyoruz. Biz Alevilere yapılana karşı, Alevi kurumları başta olmak üzere her demokratın tutum ve  tavır alması insanlık borcudur. Dersim Katliamı’nda yitirdiğimiz bütün canları özlem ve saygıyla anıyoruz.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dersimlilerden katliamın 84. yılında çağrı: Geçmişle yüzleşin-VİDEO

    Dersimlilerden katliamın 84. yılında çağrı: Geçmişle yüzleşin-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de yaşayan Dersimli yurttaşlar 84. yılında Dersim Katliamı’na dair düşüncelerini PİRHA’YA aktardı. Yurttaşlar, Dersim Katliamı’nın yıllarca hazırlığının ve planlarının yapıldığını belirterek, “Toplu katliamların gerçekleştirildiği bölgelerde bugün bile katliamın kalıcı izlerini görmek mümkündür. Bu sürecin hayatta kalanlar üzerindeki etkisi tahmin edilemez boyuttadır. Bu insani yıkım üzerine toplumsal bir travma doğmuştur” vurgusunda bulundular. 

    Dersim Katliamı’nın kararının verildiği ve on binlerce Dersimlinin yaşamını yitirip, kalanların da sürgün edildiği 4 Mayıs 1937’nin üzerinden 84 yıl geçti.

    84. yılında Dersim Katliamı’na dair düşüncelerini PİRHA‘ya aktaran Mersin’de yaşayan yurttaşlar, 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlenmesi kararı alınması sonrasında gerçekleşen soykırımda katledilenleri anarak, katliamcıları lanetlediler.

    “ALEVİ FELSEFESİNİ, ALEVİ KÜLTÜRÜNÜ DOĞRU BİR ŞEKİLDE ANLATMAMIZ GEREKİR”

    1937’de büyük bir katliamın yaşandığını ve bu asimilasyonun bugüne kadar devam ettiğini ifade eden Dersimli yurttaş Hüsniye Çelik,  “Öldürülenler, sürgüne gönderilenler, geride kalanlar da asimile ediliyor ve eğitim adı altında ilk yatılı okullar Dersim’de açılıyor. Köylerden, kasabalardan, mezralardan çocuklar yatılı bölge okullarına dolduruluyor. O çocuklar ana dillerini unutuyorlar. Kürtçe konuşmak yasak, Türkçe öğrenilecek ve çocuklar her gün sabah ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’, ‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun’ sloganlarıyla asimile edilerek yetiştiriliyorlar. Alevi felsefesini, Alevi kültürünü, doğru kanallardan, doğru bir şekilde evlatlarımıza, yakınlarımıza çevremize anlatmamız gerekir. Bu da bizim için bir mücadelenin olmazsa olmazlarından biri olmalı. Aleviliği, Sünni İslam içerisine almak isteyenlere karşı da mücadele etmeliyiz. Bu 1937’de katledilen canlarımıza bir vefa borcumuzdur. Bunu hayata geçirmemiz gerekir” dedi.

    “GEÇMİŞLE YÜZLEŞİN”

    Dersim Soykırımı’nın, kendiliğinden gelişmiş bir soykırım olmadığını ve yıllarca hazırlıklarının, planlarının yapıldığını belirten Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Hasan Tanrıkut ise şunları söyledi:

    “Yerler tespit edilmiştir, operasyonun nerelere yapılacağı tespit edilmiştir. Aşiret liderleriyle görüşülmüştür. Daha önceden 1936 yılında silahların büyük bölümü toplatılmıştır. Bu dönemde Dersim’in hem inancının hem kültürünün hem dilinin bir soykırıma uğratıldığı kanaatine varıyoruz. Bu kültürel, sosyal ve inançsal soykırımlar devam edip, günümüze kadar gelmiştir. Dersim Katliamı’ndan bu yana 84 yıl geçmesine rağmen gerek Dersim halkı gerek Dersim dostları gerek demokratik kamuoyu bu konuda yeterli bir hassasiyet göstermedi. Aksi takdirde maalesef bu katliamların sonu gelmeyecektir. Şu ana kadar sürdüğü gibi bundan sonra da sürmeye devam edecektir. Bundan sonra halkımızdan isteğimiz, geçmişte neler olup bitmiş gelecek kuşaklara anlatalım. Bunu bir intikam amacıyla değil, bir daha bu acıların yaşanmaması için yapalım. Bu konuda dilimizi, kültürümüzü ve inancımızı çocuklarımıza aktaralım. Yetkililere de buradan seslenmek istiyoruz; Dersimlilerin acıları üzerinden siyaset yapmayın, bu geçmişle yüzleşin.”

    “BU İNSANİ YIKIM ÜZERİNE, TOPLUMSAL BİR TRAVMA DOĞMUŞTUR”

    Dersim’de taş üzerinde taş, taş üzerinde baş bırakmayacak şekilde yapılan büyük bir katliamdan söz edilebileceğini vurgulayan Yazar Yusuf Baran Beyi de, “O coğrafya tamamıyla insansızlaştırılmış. Yakılmış, yıkılmış, harabeye dönmüş bir coğrafya geride bırakılmıştır. Bunun adına katliam mı dersiniz, büyük felaket mi dersiniz, ne derseniz deyin ama sonuç itibariyle Dersim’de böyle bir olayın yaşandığı bir gerçektir. Dersim’de sadece katliam yapılmamıştır, asimilasyon olayı devam etmiştir, dezenformasyon olayı devam etmiştir. Öldürülen insanlarımızı sevgiyle, saygıyla anıyorum” dedi.

    Mersin Dersimliler Derneği Başkan Yardımcısı Nurşen Çığlık, ise “1937-38 soykırımı müdahale yöntemleri açısından Türkiye tarihinin en dramatik olaylarından biridir” diyerek şöyle devam etti:

    “Soykırım kelimesinin hala kabul görmemesi, 1937-38 yıllarında Dersim’de nedensizce katledilen her insana ihanettir. Politik, sosyal ve kültürel baskılar kurmak için üretilen politikalar, insanca  düşünme becerisini yok etmiş ve tarihte Dersim’e karşı kapanmayacak yaralar açılmasına neden olmuştur. Dersimli kadınlar, çocuklar ve erkekler, Türk ordusunun eylemleri ile toplu katliamlarla Dersim’de yok edilmiştir. Toplu katliamların gerçekleştirildiği bölgelerde bugün bile katliamın kalıcı izlerini görmek mümkündür. Bu sürecin hem zihinsel hem fiziksel olarak hayatta kalanlar üzerindeki etkisi tahmin edilemez boyuttadır. Bu insani yıkım üzerine toplumsal bir travma doğmuştur. Bu kara gün Dersim insanlarının ya da katliamın gerçekleştiğini kalbine yerleştiren herkesi etkilemeye devam edecektir. Bugün Dersimliler hala annesiz, babasız, kardeşsiz, komşusuz kaldığı zamanları hatırlarken suskundur.”

    Diren KESER-Diren SATI/MERSİN

     

     

  • DAM: 84 yıl geçti ama inkar ve asimilasyon tüm boyutlarıyla sürüyor

    DAM: 84 yıl geçti ama inkar ve asimilasyon tüm boyutlarıyla sürüyor

    PİRHA- Dersim Araştırmaları Merkezi, Dersim Soykırımı’nın 84. yılına yönelik basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Osmanlıdan bu yana otonom varlığını sürdüren Dersim, ‘son kale’ olarak görüldüğü için terörün en şiddetlisine maruz kaldı. 4 Mayıs 1937 tarihinde alınan Bakanlar Kurulu kararıyla bu son kalede, dünyada eşi benzeri az bulunan bir soykırım yapıldı” denildi.

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlemesi kararı alınması sonrasında gerçekleşen soykırımın 84. yılında katledilenleri anarak, katliamcıları kınadı.

    Açıklamada, Dersim’in, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet Türkiye’sine çözümlenmeyen bir sorun olarak kaldığı ifade edilerek, “Kürtlerin tüm hak, hukuk mücadeleleri ‘isyan’ olarak görülüp, şiddet ile bastırıldı ve Osmanlıdan bu yana otonom varlığını sürdüren Dersim ‘son kale’ olarak görüldüğü için terörün en şiddetlisine maruz kaldı; 4 Mayıs 1937 tarihinde alınan Bakanlar Kurulu kararıyla bu son kalede, dünyada eşi benzeri az bulunan bir soykırım yapıldı” denildi.

    Kurulacak yeni Cumhuriyet’in halklara bir yenilik ve tanınma hakkı vaat ettiğinin ama bunun yerine getirilmediğinin vurgulandığı açıklamada, “Kürdistan halkların temsilcileri bu umutla savaşa katılıp, yeni kurulan devletin kurucu kadroları arasında yer aldılar. Çünkü kurulmakta olan yeni devlet, Kürtlerin ve Türklerin ortak devleti olacaktı. Fakat Lozan’dan sonra verilen sözler unutuldu. İtiraz edenlere de, ya sürgün ya da darağacı reva görüldü. Kürdistan halkı bu aldatılmışlığı kabul etmedi. Koçgiri’de dillendirilen statü edinme isteği başta Şeyh Said, Ağrı ve Zilan olmak üzere birçok yerde devam etti” ifadeleri yer aldı.

    “TÜRKİYE’NİN YAŞANANLARLA YÜZLEŞMESİ GEREKİYOR”

    Yapılan basın açıklamasının devamında şunlar kaydedildi:

    “Yakın tarihimize ‘’38 Katliamı’’ olarak geçen Dersim Tertelesi, yüzyıllar boyunca bağımsız yaşamış bir halkın; bu statüsünü koruma çabasından başka şey değildir. Ama bu insani talebe katliam ve sürgünle cevap verildi. 38’den bu yana devralınan inkarcı ve imhacı gelenek bugün de yeni politik versiyonları ile uygulanmaktadır. Aradan 84 yıl geçti ama inkâr ve asimilasyon tüm boyutlarıyla devam etmektedir. Mevcut sistem dünün referansları üzerinden hala yol alıyor. Kürt halkının talepleri söz konusu olduğunda, Ankara partileri anında ‘ulusal’ zırha bürünüyorlar. Dilimize, inancımıza ve coğrafyamıza saygı gösterilmiyor hala. Halkımızın en temel yurttaşlık hakları dahi söz konusu olunca ‘devletin bekası’ gibi soyut bir kavram ile çıkılıyor karşımıza. Dilimiz, inancımız ve coğrafyamız üzerindeki yasaklar hala devam etmektedir. Birlik içinde ve demokratik muhteva yoluyla taleplerimizi sıralamaktan geri durmayacağız. Devleti, topraklarımızda işlenen bu suçlarla yüzleştirme çabamızı sürdüreceğiz. Türkiye’nin gerçek bir barış ve özgürlük yurdu olması için bütün yaşananlarla yüzleşmesi gerekiyor.”

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), Dersim Soykırımı’nın 84. yılında, halkın taleplerini bir kez daha kamuoyuna açıkladı:

    • 1937- 38 yıllarında Dersim’de bir soykırım yapıldığı resmen tanınsın ve toplumsal barışımız için gerekli yüzleşme yapılsın.
    • Dersim Soykırımı’nda ne kadar insanın katledildiği resmen açıklansın.
    • Katliamdan sonra; başta evlatlık verilen çocuklar olmak üzere sürgün edilen tüm insanların akıbeti açıklansın.
    • Başta Seyid Rıza ve oğlu olmak üzere idam edilenlerin mezar yerleri açıklansın.
    • Halkımıza soykırımı hatırlatan “Tunceli” isminin yerine coğrafyanın kadim adı olan “Dersim”in kullanılması için yasal düzenleme yapılsın.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Önlü’den Ramadan Deresi’ne ziyaret: Dersim’de yaşanan toplu katliam yerlerindendir-VİDEO

    Önlü’den Ramadan Deresi’ne ziyaret: Dersim’de yaşanan toplu katliam yerlerindendir-VİDEO

    PİRHA- Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim Milletvekili Alican Önlü, 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 84. yılı dolayısıyla Dersim’in toplu katliam yerlerinden biri olana Ramadan Deresi’ni ziyaret etti.

    Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlemesi kararı alınması sonrasında gerçekleşen soykırımın 84. yılında katledilenler anılıyor.

    Dersim’de toplu katliam yerlerinden biri olan Ramadan Deresi’ni ziyaret eden Önlü, “Burası Nazimiye’nin Sarıyayla Köyü’nde katledilen 53 kişinin yeridir” dedi.

    “ASIL ANMAYI KISITLAMADAN SONRA GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”

    Pandemi ve son getirilen yasaklar nedeniyle asıl anmanın ertelendiğini söyleyen Önlü, “4 Mayıs Dersim Tertelesi’ni partimiz olarak daha yaygın anmak istedik. Bunun için programlar yapıldı. Partimizin Halklar ve İnançlar Komisyonu tarafından 4 Mayıs’ta anma, 5 Mayıs’ta da Alevi toplumu ve kurumlarıyla buluşma için etkinlikler planlandı. Bu sebeple ancak temsili olarak katliam yerlerinden biri olan Ramadan Deresi’ni anmak için geldik. Ama asıl anmayı kısıtlamadan sonra daha yaygın ve geniş gerçekleştireceğiz” dedi.

    “RAMADAN DERESİ, DERSİM’İN BİRÇOK YERİNDE YAŞANAN TOPLU KATLİAM YERLERİNDEN BİRİDİR”

    Önlü, toplu katliam yerlerinden biri olan Ramadan Deresi’de yaşananları şöyle anlattı:

    “Ramadan Deresi Dersim’in birçok yerinde toplu katliamların yaşandığı yerlerden biridir. Burası Nazimiye’nin Sarıyayla Köyü’nde katledilen 53 kişinin yeridir. 53 kişi ailemize mensup olan insanlardır. Ailemizin en büyüğü olan Bertal Efendi Nazimiye’de ailesinin bütünüyle göç ettirildiği söylenerek, ailesinin bütün malını mülkünü toplayarak gelmesi söylenmiştir. Aile büyüğü olan Bertal Efendi de giden elçiye sözüne itibar edilmesi için yüzüğünü ve çakmağını verir. Elçi yoldayken kendisinin başka yerde misafir edileceği söylenerek yola çıkarılır ve arkadan katledilir. Diğer 53 ferdi Ramadan Deresi’ne getirilerek, burada kurşuna dizilerek değil, sürgülenerek ve daha sonra yakılarak katledilir. Hala hiçbirinin mezarı yoktur. Ölüm nedeni ise bugünkü resmi belgelere ‘sıtma’ olarak geçmiştir.”

    PİRHA/DERSİM

  • Milletvekili Önlü’den, Dersim Katliamı’nın tüm yönleriyle araştırılması için soru önergesi

    Milletvekili Önlü’den, Dersim Katliamı’nın tüm yönleriyle araştırılması için soru önergesi

    PİRHA-HDP Milletvekili Alican Önlü, Dersim Katliamı’nın tüm yönleriyle ortaya çıkarılması için Meclis’e araştırma ve soru önergesi verdi. Önlü, “Dersim halkından özür dilenmesi, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması, toplu mezar yerlerinin tespit edilmesi, Dersim’in kayıp kız çocuklarının bulunması, katliamı planlayanların ve destek sunanların katliam suçlarıyla yargılanmaları adına gerekli çalışmalar yürütülmelidir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim Katliamı’yla ilgili Meclis’e araştırma ve soru önergesi verdi.

    HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, 1937-38 yıllarında gerçekleştirilen Dersim soykırımıyla yüzleşerek, yaşanan acıların bir daha yaşanmaması adına gerekli önlemlerin alınması, Dersim halkından özür dilenmesi, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması, toplu mezar yerlerinin tespit edilmesi, Dersim’in kayıp kız çocuklarının bulunması, katliamı planlayanların ve destek sunanların katliam suçlarıyla yargılanmaları adına gerekli çalışmaların yürütülmesini istedi.

    KÜRT ALEVİ HALK KATLEDİLMİŞTİR

    HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü önergesinin gerekçesinde şunları belirtti:

    “Dersim soykırımı Anadolu’nun Türkleştirilmesi ve Müslümanlaştırılması adımının son halkasını oluşturdu. Dersim coğrafyasının sınırları doğuda Varto’ya, kuzeyde İmranlı ve Zara’ya, batıda ise Malatya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. 1800`lü yıllardan başlamak üzere yazılan çok sayıda gizli-açık raporlarda Dersim coğrafyası sınırları içerisinde yer alan sosyal yapının dağıtılması ve köylerin birbirleriyle olan bağları koparılması önerilmiştir. İlk olarak 1921 yılında Dersim coğrafyası içerisinde yer alan Koçgiri’ye harekat düzenlenerek Kürt Alevi halk katledilmiş, direnişin önderleri Alişer ve Zarife, Dersim coğrafyasına sığınmak zorunda kalmıştır.

    Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte ırka dayalı ulus devlet anlayışı hakim kılınınca, tekçiliğin önündeki engel olan Kürt Alevi halkının ortadan kaldırılmasına yönelik çok sayıda rapor hazırlanır. Irkçı ve tekçiliğin temel siyaset belgesini 1925 yılında hazırlanan “Şark Islahat Planı” oluşturmaktadır. Bu planın özünü dönemin Başbakanı İsmet İnönü şöyle formüle etmiştir: Vazifemiz, Türk vatanı içinde bulunanları mutlaka Türk yapmaktır. Türklüğe ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız nitelikler her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.’  Şark Islahat Planıyla başta Kürdistan olmak üzere Anadolu’da yaşayan Kürt, Zaza, Alevi, Ermeni, Süryani ve Rum haklarının kesilip atılması ve yok edilmesi amaçlanmıştır.

    “DERSİM’DE HAREKET EDEN HER ŞEY, ÇOCUKLAR, KADINLAR KATLEDİLİYOR”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  Başbakan olduğu 23 Kasım 2011 tarihinde Dersim katliamıyla ilgili yaptığı bir konuşmada “…Dersim’de, adım adım çerçevesi çizilmiş, bahaneleri hazırlanmış bir operasyon var. Çeşitli tarihlerde Dersim raporları hazırlanıyor… 1937, 1938 ve 1939 yıllarında Dersim’de maalesef büyük bir dram yaşanıyor. Havadan, karadan, toplarla, hatta gaz bombalarıyla, Dersim’de hareket eden her şey, çocuklar, kadınlar katlediliyor…’’ diyerek devletin en üst makamından yaşanan bu katliamı kabul etmiş ve tanımıştır.

    “SOYKIRIMI SAVUNAN BİR HALK YARATILMAYA ÇALIŞILMIŞTIR”

    4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla başlatılan Dersim Tertelesi’nde resmi kaynaklarca 12 bin, Dersimli tarihçilerin araştırmalarına göre ise 70 bin ila 100 bin arasında insan öldürülmüş, on binlerce insan yurtlarından, tarihinden, kültüründen, inancından koparılarak ‘Zorunlu İskân’a tabi tutulmuş, Dersimli kız çocukları ise ailelerinden koparılarak kimsesizliğe mahkum edilmiştir. Birçok aşiret ve köylü sürgüne götürüldüğünü sandığı için yükte hafif pahada ağır bütün altın ve paralarını yanlarına almışlardır. Katliam sırasında aynı zamanda büyük bir talan da gerçekleştirilmiştir. Devlet 1921 yılında Koçgiri’de başlattığı fiziki soykırımı 38’de Dersim’de bitirmiş ve kültürel soykırıma başlamıştır. Dersim halkının soykırımı ‘Tertele’ yani büyük tufan ve yok oluş olarak adlandırmasının nedeni budur. Tedip ve Tenkil ile soykırım adım adım gerçekleşmiştir. BM’nin soykırım tanımında geçen maddelerin neredeyse tamamı Dersim soykırımında uygulanmıştır.

    Dersim 38’de ‘vahşi, dağlı, medeniyetsiz, beyaz donlular’ denilerek Kürt Alevi halkı, sözde ‘medeniyet’ götürülerek terbiye edilmek istenmiştir. Bir halkı ancak dili ve kültürünü asimile ettiğin zaman terbiye edebilirsiniz. Bir halkın bilincini, tarihini, kültürünü yok ettiğin zaman onu kendi olmaktan çıkarırsın. Dersim’de yapılmak istenen kültürel soykırım tam da budur. Ancak soykırım bununla da sınırlı kalmamıştır. Çağdaşlık, modernlik kisvesi altında adeta kendi kimliğini reddeden, hatta soykırımı savunan bir halk yaratılmaya çalışılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, demokratik bir hukuk devleti olarak iç barışını tesis etmek istiyorsa, başta Dersim soykırımı olmak üzere Türkiye’de yaşayan halklara yönelik gerçekleştirilen katliamlar ve soykırımlar tarihiyle yüzleşmelidir.”

    CUMHURBAŞKANLIĞI’NA SORDU

    Önlü, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması istemiyle Meclis Başkanlığı’na soru önergesi de verdi. Önergede sorular şu şekilde sıralandı:

    • Birleşmiş Milletlerin 1948 tarihli soykırım tanımına göre; bir topluluğun üyelerini öldürmek, fiziki ve zihinsel zarar vermek, fiziksel yok oluşa götürecek yaşam şartlarına tabi tutmak, topluluğun çocuklarını başka topluluklara transfer etmek soykırımdır. BM’nin 1948 tarihli Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre Dersim’de yaşananlar bir soykırım değil midir?
    • 1937-38 yıllarında gerçekleştirilen Dersim Soykırımı’nın tarihsel tüm arka planlarıyla birlikte araştırılması ve hakikatin ortaya çıkarılması için bir çalışmanız var mıdır?
    • Dersim Soykırımı’na ilişkin gizlilik kararı verilen belgeleri kamuoyuyla ne zaman paylaşacaksınız?
    • Dersim halkından özür dilenmesi ve Dersim adının iadesine ilişkin bir çalışmanız var mıdır?
    • 1937-38 ve 39 yıllarında Dersim’de kaç insan katledilmiştir? Toplu mezar yerlerinin tespitine ilişkin bir çalışmanız var mıdır?
    • 1937-38-39 yılları arasında Dersim’den zorla göç ettirilen insan sayısı kaçtır ve bu kişiler hangi bölgelere sürgün olarak gönderilmiştir?
    • Dersim Katliamı öncesinde ve sonrasında Dersim nüfusu ne kadardır? 1930’lı yıllardan 1940’lı yıllara kadar olan dönemde yıllara göre nüfus dağılımı ne kadardır?
    • Birçok aşiret ileri gelenleri ve dönemin varlıklı aileleri sürgüne götürüldüğünü sandığı için yükte hafif pahada ağır bütün altın ve paralarını yanlarına almışlardır. Bu altın ve paralar kimler tarafından yağmalanmıştır?
    • Dersim soykırımında görev aldıktan sonra zenginleşen komutan ve devlet görevlileri kimlerdir?

    (HABER MERKEZİ)

     

  • FEDA: Soykırım tanınsın, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın

    FEDA: Soykırım tanınsın, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın

    PİRHA- Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Dersim Tertelesi’nin 82. yılı vesilesiyle yazılı bir açıklama yaptı. Dersim Katliamı’nda katledilenleri anan FEDA, büyük bir zulme rağmen Dersim’in baş eğmediğine dikkat çekti.

    4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu imzası ile başlatılan harekat sonrası binlerce Kürt-Alevi yurttaş, Dersim’de katledildi. Katliamının üzerinden 82 yıl geçmesine rağmen henüz sorumluluğu olan tek bir isim dahi yargılanmadı.

    Her yıl Türkiye ve Avrupa’nın birçok yerinde 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitirenler için anma etkinlikleri ve açıklamalar yapılıyor. Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) da yaptığı yazılı açıklamayla Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenler anarak katliamcıları lanetledi.

    “Fiziki soykırımdan sonra kültürel soykırımın laboratuvarıdır Dersim” vurgusunda bulunulan açıklamada, “Tarih boyunca gerçekleşen Alevi katliamlarında sığınılan, silahını ve direnişi hiç bırakmamış tek yerdir Dersim. Özerkliğini aktif öz savunması ile mümkün kılan Dersim, iktidar-dışılığın, ortakçı yaşamın kalesi olmuştur. Bu özerk olma hali giderek dünya genelinde yaygınlaşan ve Osmanlı tarafından benimsenen yeni ulus-devlet paradigması karşısında da öteki olma halini korumuştur” ifadeleri kullanıldı.

    “TARİHİN TANIDIĞI EN FAŞİST YASA”

    Açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Yeryüzünde çeyrek yüzyılda iki soykırım görmüş tek coğrafyadır Dersim. Dağılan Osmanlı yerine ikame edilen Türkiye Cumhuriyeti ve Kemalizm, bitmez tükenmez yalan ve hilelerle Dersimlileri laiklik ve özgürlük vaatleriyle oyalamış ve dikensiz gül bahçesi yaratmak için ’30’ların ortasında Dersim meselesine sıra geldiğinde hüküm vermiştir. Kürt isyan yada meşru savunmaları parçalı olarak bertaraf edildikten sonra Dersim tam bir askeri, siyasi, ekonomik kuşatmaya alınarak içten çürütülmeye başlanmıştır. Toplumun öncü olarak kabul ettiği isimler türlü ihanetlerle öldürülmüş, sosyal ve kültürel yapıda hüküm süren rızalık toplumu ilkesi ocakların etkisiz kılınmasıyla işlevselliğini yitirme noktasına getirilmiştir. En sonunda meşru öz savunma araçları ve silahlarının teslim edilmesi tarihin tanıdığı en faşizan yasa olan 25 Aralık 1935 Tunceli Kanunuyla dayatılmıştır”

    “Fakat direnmekte kararlı olan son Dersim liderleri ve aşiretleri, daha önce Ermeniler üzerinden test edilen ve 2. Dünya Savaşı’nda Hitler tarafından Yahudilere tatbik edilen soykırımla tekrar karşı karşıya kalmışlardır. Devletin bu ‘nihai çözüm’ü 4 Mayıs 1937’ye gelindiğinde Bakanlar Kurulu kararıyla fiili olarak hayata geçirilmiş; Dersim’de iki yıldan fazla sürecek olan bir soykırım operasyonuna başlanmıştır. 70 binden fazla insanımızın Almanya’dan satın alınan kimyasal gazlar, Amerika’dan satın alınan uçaklarla katledildiği bu kanlı süreç ve ardından sürgünlerle kültürel soykırım sürdürülmüştür.”

    “Seyit Rıza’nın, ‘Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim. Bu bana dert oldu. Sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun’ sözleriyle tarihe yazılmış bir direniştir Dersim!”

    “ÖZÜR DİLENMELİ, SOYKIRIM BELGELERİ AÇIKLANMALI”

    FEDA, katledilenleri anarken, yaşananların uluslararası platformlarda ‘soykırım’ olarak tanınmasını, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanmasını, devletin soykırıma ait gizli belgeleri paylaşarak Dersim halkından özür dilemesini istedi.

    (HABER MERKEZİ)