Etiket: 4 mayıs dersim tertelesi

  • PSAKD Güngören Cemevi’nde Dersim Katliamı paneli

    PSAKD Güngören Cemevi’nde Dersim Katliamı paneli

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Güngören Şubesi Cemevi’nde Dersim Katliamı’nın 87. yıldönümünde  panel düzenlendi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Güngören Şubesi Cemevi’nde Dersim Katliamı’nın 87. yıldönümünde  panel düzenlendi. Gazeteci Sezgin Kartal’ın moderatörlüğünde düzenlenen panelde PSAKD İçerenköy Şubesi ve Cemevi Başkanı İbrahim Karakaya, Menemen Dersimliler Derneği Başkanı Avukat Gamze Yentür konuşmacı olarak katıldı.

    “DERSİM KATLİAMI SÜRECİ 1936’DA BAŞLADI”

    İlk konuşmayı yapan Gamze Yentür, Anadolu halklarının Rumlar, Ermeniler, Kürtler, Aleviler, Ezidiler, Süryaniler ve Hristiyanlar olduğunu vurgulayarak devletin belgelerde Türkleştirme politikasıyla birlikte Dersim’in bir çıban olduğu ve kökünden söküp atılması gerektiğinin vurgulandığını dile getirdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin başlarda Dersim ile arasının iyi olduğunu söyleyen Yentür, katliam ile birlikte bütün her şeyin bozulduğunu söyledi. Yentur, aynı zamanda Dersim Katliamı sürecinin sadece 37/38 değil 1936’da başladığını da ifade etti.

    “BAKANLAR KURULU KARARI DERSİM ASKERİ HAREKATININ BAŞLAMA KARARIDIR”

    İbrahim Karakaya ise 4 Mayıs 1937’deki Bakanlar Kurulu kararının öneminden bahsederek “Bu karar Genelkurmay’ın katılmasından kaynaklı Dersim askeri harekatının başlama kararıdır” diye konuştu.

    Panel, lokmaların pay edilmesiyle son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Rea Haq Kürt-Alevi coğrafyası taşı, toprağı, havasıyla beraber katliama uğradı’-VİDEO

    ‘Rea Haq Kürt-Alevi coğrafyası taşı, toprağı, havasıyla beraber katliama uğradı’-VİDEO

    PİRHA-Dersim Tertelesi’nin 84. yılı dolayısıyla konuşan Demokratik Alevi Dernekleri Genel Sekreteri Pir Zeynel Kete, Ateşin, suyun hatrını Hakk bilen Rea Haq Kürt-Alevi coğrafyasının taşı, toprağı havasıyla beraber katliama uğradığını ve ateşe verildiğini vurguladı. Kete, ”Dersim’i unutma, unutturma. Hakk’a yürüyen canların anıları önünde dardayız” dedi.

    Tarihe kara bir leke olarak geçen Dersim Katliamı’nın üzerinden 84 yıl geçti. 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılan “Tunceli Tenkil Harekatı” adlı kararnamenin ardından hayata geçirilen katliamda yaşananların acısı ise aradan geçen bunca zamana rağmen dinmedi.

    Dersim halkının “Tertele” şeklinde dillendirdiği katliamda, resmi rakamlara göre 1937’de bin 737, 1938’da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin insan katledildi. On binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi.

    “REA HAQ KÜRT ALEVİLER, OSMANLILAR DÖNEMİNDE DE BUGÜN DE YOK SAYILDI”

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Sekreteri Şıx Çoban Ocağı evlatlarından Pir Zeynel Kete, Dersim Tertelesi’nin 84. yılı dolayısıyla PİRHA’ya konuştu.

    Kete, “Osmanlılar Dönemi ve Cumhuriyetle kıyasladığımızda, başta Rea Haq Kürt Aleviler olmak üzere muteber vatandaş tanımlamasına uymayanlar Osmanlılar döneminde de yoktu, bugün de yok” dedi.

    Kete, “Osmanlılar döneminde din dışı olarak tanımlanan Alevilerin, zındık, mülhit ve kafir tanımlamasıyla katilleri vaciplenirken, Cumhuriyet Modernitesi ve ulus devlet anlayışıyla da beraber ‘ya dinselleşeceksin ya da din dışısın’ denilerek Türk-İslam Sözleşmesi’nin bir alt paydası, alt kültürü ve alt mezhebi olarak belirlenmiştir. Bu yönüyle düşünüldüğünde Cumhuriyet’in kurulduğu dönem bu topraklarda yaşayan bütün etnik yapılar ve inançlarla beraber birden fazla sözleşme vardı. Tahminler, toplantılar, çıkarılan hukuk metinleri vardı” ifadelerini kullandı.

    “CUMHURİYET’İN KURULUŞUNDAN SONRA DEMOKRATİK HAKLAR TALEBİ KARŞILIK BULMADI”

    Cumhuriyet kurulduktan sonra herkesin, etnik ve kültürel yapısına uygun olarak kendisini temsil edebileceğini ifade eden Zeynel Kete, “Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra bu demokratik haklar talep edildiğinde karşılık bulmadı. 1924 Anayasası Türkiye Cumhuriyeti ve Ulus Devlet anlayışının muteber vatandaş anayasasıydı. Muteber vatandaş tanımlanmıştı; Türk’tür, Türkçe konuşur, mezhebi Hanefi’dir ve daha çok da eril bir anayasaydı. 1924 döneminde, doğal olarak bu anayasadaki muteber vatandaş tanımlamasına uymayanlar, Kürtler ve ağırlıklı olarak Aleviler, Bektaşiler, Ezidilerdi” diye konuştu.

    “KÜRTLÜK, TÜRKLÜK CAMİASINDA ERİTİLMELİDİR”

    Hak talebi meydana geldiğinde, bunun önüne geçmek açısından Takrir-i Sükun Kanunu’na, Şark Islahat Planı’na ve İstiklal Mahkemeleri’ne başlandığını vurgulayan Kete, “Bölge tamamen tek tipleştiriliyor. Bununla beraber Koçgiri, Şeyh Sait, Zilan ve Ağrı da ciddi boyutuyla katliamlar yaşanmaya başlıyor. 1935 yılında Fevzi Çakmak’ın meclise sunduğu Dersim Raporu vardır. Bu rapor son derece önemli ve Dersim ile ilgili ciddi bilgiler intiba ediyor. Fevzi Çakmak, raporunda Alevilikten yararlanarak Türk köylerinin Kürtleştirildiğini söylüyor ve Kürt dilini yaymaya çalıştıklarını tespit ediyor. ‘Alevi bölge koloni olarak görülmelidir’ tanımı son derece önemli bir tanımdır. Yeni rejimin bölgeye, Kürtlere, Alevilere baktığı mantık koloni mantığıdır. Bunu raporunda kendisi belirtiyor. Yöntem de, “Kürtlük, Türklük camiasında eritilmelidir” diyor. Daha sonra ise “Öztürk hukukuna tabi kılınmalıdır” diyerek bölgedeki Re Haq Alevi inancının, bir Kürt inancı olduğunu da açık ve net dile getiriyor” diye konuştu.

    “BÖLGEDE İSYAN HAREKETİ YOKTU”

    Bölgenin binlerce yıldır ocak sistemiyle beraber kendi varlığını, birliğini devam ettirdiğini belirten Kete, şunları dile kaydetti:

    “Ocak sistemi özerk ve bir üst akla ihtiyaç duymayan bir sistemdir. Bölgede bir isyan hareketi yoktu. Çünkü Osmanlıdan beri on yıllara dayanan bir raporlaşma vardı. Son derece de bilimsel, sosyolojik istihbaratı ve etnolojik raporlamalardan sonra 4 Mayıs 1937 yılında Tedif ve Temkin Yasası çıkıyor. Mustafa Kemal ve Fevzi Çakmak’ın da hazır bulunduğu Bakanlar Kurulu’nda bu yasa, ‘Çok gizli’ ibaresiyle çıkarılıyor ve 22 Haziran 1937 yılında Dersim’in dört bir tarafından yıkımına başlanıyor. Gelinen aşamada 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece Pir Seyit Rıza ve ‘Elmaya ikrar verenler’ darağacına getiriliyor. Seyit Rıza’nın evladından önce asılma isteği bile kabul edilmiyor ve taş üstünde taş, gövde üzerinde baş bırakılmıyor.”

    “TAŞ OLSAM ÇATLARDIM, TOPRAK OLDUM DAYANDIM”

    Dersimli bir ananın, “Taş olsaydım çatlardım, toprak oldum dayandım. Dersim’de ateş su ile söndürülmez. Suyun da bir canı olduğuna ve canının yandığına inanılır. Ateşin, suyun hatırını Hakk bilen Re Haq Kürt-Alevi coğrafyası taşı, toprağı havasıyla beraber katliama uğradı ve ateşe verildi” sözleriyle yaşananları tanımladığını söylen Kete,  “Bu yönüyle düşünüldüğünde Dersim’de yaşanan bir katliamdır. Dersim’i unutma, unutturma. Hakk’a yürüyen canların anıları önünde dardayız” dedi.

    Diren SATI-Diren KESER/PİRHA

  • DAM üyesi Ayrılmaz: Dersim 38 artık ispatlanmış bir kıyımdır-VİDEO

    DAM üyesi Ayrılmaz: Dersim 38 artık ispatlanmış bir kıyımdır-VİDEO

    PİRHA-Dersim Tertelesi’nin 84. yılı dolayısıyla PİRHA’ya konuşan Dersim Araştırmalar Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Ayrılmaz, “Artık devletin Dersim’de bir katliam, bir suç işleyip işlemediğini varsın kendisi kanıtlasın. Yani bu noktada biz kanıtlarıyla, delilleriyle, sözlü tarih çalışmalarıyla Dersim’de olup biteni bir şekliyle açığa çıkardık ve bu artık ispatlanmış bir kıyımdır” dedi.

    Tarihe kara bir leke olarak geçen Dersim Katliamı’nın üzerinden 84 yıl geçti. 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılan “Tunceli Tenkil Harekatı” adlı kararnamenin ardından hayata geçirilen katliamda yaşananların acısı ise aradan geçen bunca zamana rağmen dinmedi.

    Dersim halkının “Tertele” şeklinde dillendirdiği katliamda, resmi rakamlara göre 1937’de bin 737, 1938’da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin kadar insan katledildi. On binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi.

    Araştırmacı kimliğiyle Dersim’de uzun yıllar sözlü tarih çalışması yapan Dersim Araştırmalar Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Ayrılmaz, Dersim Tertelesi’nin 84. yılı dolayısıyla PİRHA’ya konuştu.

    Ayrılmaz, Dersim Tertelesi anmalarının gelenekselleştiğini ifade ederek “4 Mayıs akşamı hepimiz 38 anısına, bulunduğumuz her mekanda karanlığa inat birer mum yakmalıyız” dedi.

    “DERSİM, OSMANLI’DAN CUMHURİYETE ÇÖZÜMLENMEYEN SORUN OLARAK KALDI”

    Ayrılmaz, Dersim’in Osmanlı’dan cumhuriyete çözümlenmeyen sorun olarak kaldığını ifade ederek, “Cumhuriyet hükümeti, 1920’lerden 35’lere kadar Dersim’de çok geniş çaplı bir hazırlık yaptı. Raporlar ve gönderdiği istihbarat elemanları eliyle 1935 yılına kadar Dersim’de aşiretleri birbirine düşürmeden tutun da çok sayıda insanın milis gücü haline getirildiği bir örgütlenme ağı oluşturdu. Bu tabiri caiz ise bir hazırlık dönemidir. Cumhuriyette halkımıza verilen sözlerin muhtariyetten özerkliğe kadar, kurulan devlete kadar, ortak devlet olacaktı. Bu sözler yerine getirilmeyince netice de Kürt halkının itirazı Şeyh Sait İsyanı ile patlak verdi. Daha sonra Ağrı-Zilan ve sonrasında Dersim. Dersim bilerek en sona bırakıldı. Onun için 35 yılına kadar geçen süreci bir hazırlık dönemi olarak adlandırıyoruz” şeklinde konuştu.

    35’ten sonra Tunceli Kanunu ve 4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla yapılacak askeri hareketin başlatılma kararının verildiğini vurgulayan Ayrılmaz, “Bakanlar Kurulu kararı bütün devlet erkanının yani üst organının, hepsinin imzasının altında olduğu aslında bir soykırım kararıdır. O karar sonrası 37’de yapılan askeri hareketlilik neticesinde Dersim’in ileri gelenleri, belli şahsiyetler yakalandı. Kimi asıldı, kimi bilinmeyen ceza evlerine gönderildi ki çoğu yaşlıydı ve hiçbiri geri gelmedi” dedi.

    “38 TAMAMEN BİR SÜPÜRME HAREKATIDIR”

    Bütün bu öldürmelerin, kıyımların, katliamların Bakanlar Kurulu kararı sonrasında devreye koyulduğunu söyleyen Ayrılmaz, “38 tamamen bir süpürme harekatıdır ve 38 kıyımıyla bu iş neticelendirilmiştir. Sonrası yıllarda da sürgüne gidenler, geri gelenler derken dil üzerindeki asimilasyon, inanç üzerindeki inkar, her alanda asimilasyon bugüne kadar getirildi ve bugün de aynı politikayı, aynı tarzı, aynı yöntemi eksiltmeden devam ettiriyorlar” dedi.

    Ayrılmaz, “Biz mücadelemizden, çabamızdan, devleti bu süreçle yüzleştirmekten, devletin elinde olan ve bizim erişemediğimiz belgeleri istemekten vazgeçmeyeceğiz”diyerek şunları kaydetti:

    “Biz yılları, savunmada, kendimizi, başımızdan geçeni, halkımızın maruz kaldığı bu soykırımı anlatmakla geçirdik, doğruydu. Çünkü elimizde çok kanıt yoktu. Evet halkımız biliyordu, biz biliyorduk. Ama dış dünyaya anlatmamız gereken bazı şeyler vardı. Bence bunlara yeterince ulaşıldı. En bariz örneği de Bakanlar Kurulu kararıdır. Bakanlar Kurulu kararı, soykırım ya da katliam kelimesi telaffuz edilmese bile bir katliamın startıdır. Dolayısıyla artık devlet Dersim’de bir katliam, bir suç işleyip işlemediğini varsın kendisi kanıtlasın. Yani bu noktada biz kanıtlarıyla, delilleriyle, sözlü tarih çalışmalarıyla Dersim’de olup biteni bir şekliyle açığa çıkardık ve bu artık ispatlanmış bir kıyımdır.”

    “SEYİT RIZA ONLARA GÖRE BİR EŞKIYAYDI AMA BİZE GÖRE HALKIMIZIN ONURUYDU”

    Devletin yalnızca Dersim’i öldürmekle kalmadığını, bununla birlikte öncülerini ve kanaat önderlerini de tarihsel süreç içerisinde itibarsızlaştırdığını belirten Ayrılmaz, şöyle devam etti:

    “Bu itibarsızlaştırmaya ne yazık ki içimizdeki bazı araştırmacı-yazar kimliğiyle halkın karşısına çıkanlar da alet oldular. Alişer’e bir kimlik biçtiler, Nuri Dersimi’ye, Seyit Rıza’ya ve Dersim’in birçok ileri gelenleriyle ilgili devletin kullandığı dili kullanma durumuna düştüler. Ama son 15-20 yıldır hem halkımızın hem kurumlarımızın layıkıyla onları anma çabası birçok Kemalist yazar ya da kendini o perspektifte değerlendiren ve Dersimliler’in içinde de bunlara meyil verip aynı dili konuşan insanlara çok ciddi bir geri adım attırdı. Evet onlara göre Seyit Rıza bir feodal, bir eşkıyaydı ama bize göre halkımızın onuruydu. İtibarsızlaştırma bu anmalar sayesinde boşa çıkarıldı ve halkımızın hiç unutamadığı 38 hafızası bu anmalar sayesinde tekrar tekrar yenilendi. Biz buna hala devam ediyoruz ve devletten bu suçla yüzleşmesini istiyoruz. Bu konuda kararlıyız, bu yönde de mücadeleye devam edilmeli.”

    “O GÜNÜN HESABINI SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Ayrılmaz, “Dün olduğu gibi insanlarımıza suç görülen dili, inancı, kimliği bugün de aynı şekilde devam ediyor. Eğer dünü anmak, dünün ruhuna uygun davranmak istiyorsak bugün de taleplerimizi, dilimiz, inancımız ve toprağımız üzerindeki yasaklara karşı mücadeleyi sürdürmemiz gerekiyor” diye konuştu.

    Ayrılmaz, anmalara yönelik de şunları söyledi:

    “Her yıl Dersim’de, İstanbul’da İzmir’de, Türkiye’nin ve yurt dışının belli bölgelerinde bu anmalar gerçekleştiriliyor. Günün ruhuna uygun etkinlikler de yapılıyor. Türkiye’nin metropollerinde ve yurt dışında olan anmalar gelenekselleşti ve bunlar tekrarlanacak. Ama bu sene pandemi bahanesiyle insanlar evlere hapsedildi. Bu sebeple sosyal medya üzerinden de bazı bağlantılar yaparak günün ruhuna uygun tartışmalar, açıklamalar yapmak istiyoruz. Bu seneyi böyle atlatacağız. Bu anmalar asla unutulmayacak. Geçmişte halkımızın maruz kaldığı soykırımla, bu sistem yüzleşmediği sürece bizim elimiz bunların yakasında olacak ve o günün hesabını sormaya devam edeceğiz.”

    Diren SATI/DERSİM

  • Dersim Soykırımı’nın 84. yılında hashtag eylemi

    Dersim Soykırımı’nın 84. yılında hashtag eylemi

    PİRHA- Dersim Soykırımı’nın 84. yılında pandemi kısıtlamalarından kaynaklı anmalarını gerçekleştiremeyen yurttaşlar #DersimKatliamıİleYüzleş hashtagiyle sosyal medya üzerinden mesajlarını paylaştı.

    Dersim Katliamı kararının alındığı Bakanlar Kurulu toplantısının tarihi olan 4 Mayıs 1937 tarihinin üzerinden 84 yıl geçti.

    Pandeminin gölgesinde anmaların gerçekleştirildiği Dersim Soykırımı’nın, 84. yılında sosyal medyada hashtag eylemi devam ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim Tertelesi İzmir’de lanetlendi: Seyit Rıza’nın mezar yerini açıklayın – VİDEO

    Dersim Tertelesi İzmir’de lanetlendi: Seyit Rıza’nın mezar yerini açıklayın – VİDEO

    PİRHA- Dersim Katliamı’nın ilk adımı kabul edilen 4 Mayıs 1937 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararının 82’inci yıl dönümünde İzmir’ de, katledilenler için anma düzenlendi. Demokratik Alevi Derneği (DAD) İzmir Şubesi ve İzmir Dersimliler Dernekleri , 1937-1938 Dersim katliamını protesto etmek ve katliamda yaşamını yitirenleri anmak için bir açıklama yaptı.

    Demokratik Alevi Derneği İzmir Şubesi ve İzmir Dersim Dernekleri tarafından Karşıyaka Vapur İskelesi karşısında gerçekleştirilen anmaya siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, Narlıdere Cemevi, Yamanlar Cemevi, Eğitim-Sen temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Anmada çerağlar yakılarak, lokmalar pay edildi.

    Anmada, “Devlet Dersim tertelesi ile yüzleşmeli”, “Zulme diz çökmemeyi senden öğrendik” ve üzerinde Alişer, Seyit Rıza ve Doktor Nuri Dersimi’nin resmi bulunan “Senin yalanlarınla, hilelerinle baş edemedim bu bana dert oldu, senin önünde diz çökmedim bu da sana dert olsun” yazılı pankartlar taşındı.

    Katliam’da yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşundan sonra kitle adına basın açıklamasını DAD İzmir Şube Eşbaşkanı Hüseyin Ozan okudu. Ozan, “Daha da vahimi, 1937-38 seferleriyle başlatılan yönelimin; göçertme, asimilasyon, tarihsel yaşam alanlarımızın tahribi ve dozu gittikçe arttırılan şiddet ile günümüzde de kesintisiz bir biçimde sürdürüldüğü gerçeğidir” dedi. Ayrıca anmada Seyit Rıza’nın torunu Rüstem Polat kısa bir açıklama yaparak Kırmancki yazdığı şiirini okudu.

    “DERSİM TARİHİN EN KANLI VE TRAJİK DÖNEMİ”

    Mayıs 1937-38 sürecinin Dersim halkının tarihindeki en kanlı ve trajik dönemlerin başında geldiğini söyleyen Ozan, “Bu gün 4 Mayıs. Dersim’in Kara Günü. Bu gün bir kez daha Dersim, metropoller ve insanlarımızın yaşadığı her yerde 1937-38 de yitirdiğimiz insanlarımızın huzurunda dara durmak ve halklarımıza sesimizi duyurmak için alanlardayız” diye belirterek şöyle konuştu:

    “Bilindiği gibi 1937-38 yılları Dersim tarihinin en kanlı sayfalarını teşkil etmektedir. Hazırlıkları uzun yıllara dayanan ve makro düzeyde planlanan 37-38 Dersim seferlerinin startı 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla verilmiş; büyük askeri güçler, uçak filoları harekete geçirilmiş, on binlerce insanımız katledilmiş, neredeyse tüm yerleşim alanlarımız yakılıp yıkılmış, geride kalanlarımız sürgün yollarına düşürülmüş, çocuklarımıza el konularak bilmediğimiz diyarlara götürülmüş ve bir daha kendilerinden haber alınamamıştır. Tüm yaşananlar yakın tarihe kadar inkar edilmiş, tartışılması, Dersim adının telafuz edilmesi dahi yasaklanmış, coğrafyamızın adı da Tunceli olarak değiştirilmiştir. Dahası, Dersim Raporlarında öngörülen politikalar günümüze kadar kesintisiz bir şekilde yürütülmüş ve halen yürütülmektedir.”

    “DERSİM SAYISIZCA KUŞATMA VE SEFERE MARUZ KALDI”

    Bu trajedinin startı olan 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararının açığa çıkmasından sonra ise Dersim halkının yaşadığı her yerde tartışmalar yürüttüğünü söyleyen Ozan, 2010 yılından başlayarak 4 Mayıs tarihini bu belgeye istinaden “Roza Şiyaye” yani “Kara Gün” olarak ilan edildiğini hatırlattı. Halkların vicdanına, yüreğine seslenmek için alanlarda olduklarının altını çizen Ozan, Dersim’in Osmanlı’dan bu yana defalarca kuşatma ve seferlere maruz kaldığını belirtti. Ozan sözlerine şöyle devam etti:

    “Dersim, tarihsel kültürü nedeniyle Hakk-Kâinat-İnsan birliğine inanan, cümle varlıkla Rıza esası üzerinden ilişkilenmeyi öngören bir inanç biçimini yaşamaktaydı. Kendi içinde veya dışında hegomonik ilişkileri reddeden bir karakterde ki toplumsal yaşam biçimine sahipti. Bilindiği gibi Dersim, Osmanlılarla ilk olarak 16. Yüzyılın başlarında karşılaştı. Batıdan gelen ve bilmedikleri, tanımadıkları bir güçtü. Bu tarihten sonra ise Osmanlıyı karşılarında hep elde kılıçla üstlerine gelen bir güç olarak gördüler. Dersim, bundan sonra yüzyılları kapsayan bir kuşatmayı yaşadı ve sayısını bilemediğimiz kadar çok seferlere maruz kaldı. Her defasında yakılıp yıkıldı, her defasında tüm varlığına ganimet olarak el konuldu. Bu nedenle hep derin bir yoksulluk ve açlığa mahkum kaldı.”

    “SOYKIRIM SIRASI ALEVİLERE VE MÜSLÜMAN KÜRT KARDEŞE GELMİŞTİR”

    Avrupa merkezli olarak ortaya çıkan gelişmelerle İmparatorluk tipi hegomonyalar tasfiye olduğunu ve kapitalist hegomonyanın kendini ulus devlet olarak inşa etmekte direttiğini belirten Ozan, “2. Meşrutiyet süreciyle de iktidarı ele geçirmiştir. Emperyalist ve sömürgeci vahşet Osmanlının tahakküm alanlarına da yönelmiş, 1. Paylaşım savaşıyla dünya kan deryasına çevrilmiş, İttihat ve Terakki Cemiyeti ise bu savaş yıllarını değerlendirerek tek tip iktidar alanı yaratmaya koşullu politikalarını hayata geçirmiş, özellikle Almanların onay ve teşviği ile gayri müslim halklardan başlayarak bir tasfiye süreci başlatmıştır” diye konuştu.

    “Artık sıra Alevi halklara ve müslüman Kürt kardeşe gelmiştir” diyen Ozan, ittihatçıların emperyalistlerin onay ve desteği ile ideolojilerini ve kadrolarını ulus devlet süreciyle iktidarlaştırmayı başardığını ve  tek tip iktidar alanı yaratmaya koşullu politikalarını kaldıkları yerden sürdürdüklerinin altını çizerek şunları vurguladı:

    “Milliyetçilik, Dersimlinin bildiği ve tanıdığı bir ideoloji değildi. Hak Yol öğretisine göre “yetmiş iki millet” olarak kavramlaştırdıkları tüm insanlık ve dilleri Hakk aynasıydı, tartışma konusu edilemez sadece saygı gösterilebilir ve cümle insanlığın rızaya dayalı birliği düşünülebilirdi. Yine insanlığa rehber olan yüz yirmi dört bin peygamberin tamamı kendi çağının kemalinde Hakkı bildirmişti ve cümlesi Hakk’tı, inancından dolayı kimse dışlanamaz ve zulüm edilemezdi. Çünkü Alem iki meclisti; birinin sakisi Muhammed-Ali’ydi, Hakktı. Diğerinin sakisi ise Ebu Süfyan ile Muaviyeydi, nahaktı. Yani Hakk vardı, Nahak vardı”

    “SEYİT RIZA VE ARKADAŞLARININ MEZAR YERİNİ AÇIKLAYIN”

    “Dersim tarihte kalan bir travma ve süreç değildir. Toplumsal varlığımızı yok etmeye koşullu politikalar çok yönlü bir şiddet sarmalıyla halen anı anına sürdürülmektedir” diyen Ozan, Seyit Rıza ve idam edilen diğer Dersim ileri gelenlerinin mezar yerlerinin açıklanması, cenazelerin nakline engel olunmaması ve Dersim adının iade edilmesini talebini yineleyerek hükümete çağrıda bulundu. Ozan, sözlerini söyle sonlandırdı:

    “Topraklarımız son on yıllarda bir kez daha adeta insansızlaştırılmış, özellikle 1994 sürecinde köylerimiz bir kez daha yakılmış, yüzbinlerce insanımız göçertilerek dünyanın dört bir yanına savrulmuş, yerel ekonomi çökertilerek yoksulluk daha da derinleştirilmiştir. Doğamız orman yakmaları ve barajlarla tahrip edilmiş ve edilmekte, asimilasyon ise daha da derinleştirilerek sürdürülmektedir.  Gelinen nokta da kuşaklar arası kültürel aktarım kesintiye uğratılmış, genç kuşaklarımız farklı kültürlerin insan malzemesi durumuna düşürülmüş, inanç kimliğimiz ve dillerimiz yok oluşun sınırlarına getirilmiş, yaşam biçimimiz adeta yok edilmiştir. Tüm bu edimlerin uluslar arası hukukta ki karşılığı soykırım pratiği olarak nitelendirilmektedir”

    “Bu toprakların kadim halklarından, kadim kültürlerinden biriyiz. Varız, fazlalık değiliz, bu toprakların gerçeğiyiz. Toplumsal varlığımıza, haklarımıza saygı bekliyor ve anayasal güvenceye kavuşturulmasını talep ediyoruz. Bunun yolu ise dünyada ki benzer örnekleri üzerinden tarihle yüzleşmekten geçmektedir. Seyit Rıza ve idam edilen diğer Dersim ileri gelenlerinin mezar yerlerinin açıklanması, cenazelerin Dersim’e nakline engel olunmaması ve Dersim adının iade edilmesi öncelikli taleplerimizdir. Özgürlükçü ve eşitlikçi, demokratik bir ülkeye, geleceğe olan ümidimizi ve inancımızı koruyoruz. 4 Mayıs Roza Şiyaye vesilesiyle Seyit Rıza, Alişer ve Ana Zarife şahsında tüm mazlumlarımızın huzurunda bir kez daha dara duruyor, saygıyla anıyor ve halkımıza yaşatılan vahşeti kınıyoruz.”

    PİRHA / İZMİR

  • İHD Dersim: Türkiye geçmişiyle yüzleşme sürecine girmelidir

    İHD Dersim: Türkiye geçmişiyle yüzleşme sürecine girmelidir

    PİRHA – İHD Dersim Şubesi, 4 Mayıs Dersim Tertelesi’ne ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Bundan seksen bir yıl önce, 4 Mayıs 1937 günü, Dersim’de Kürt halkına ve Alevilere yönelik askeri operasyonlar başlatılmış ve bu operasyonlar sırasında on binlerce Kürt ve Alevi katledilmişti” ifadeleri yer aldı.

    4 Mayıs Dersim Tertelesi’ne ilişkin İHD Dersim Şubesi “4 MAYIS 1937 TARİHİMİZİN KARA GÜNÜDÜR” başlığıyla yazılı açıklama yayımladı.

    “İHD, YAPILAN OPERASYONLARI SOYKIRIM OLARAK NİTELEMEKTEDİR”

    Açıklamada, “Bundan seksen bir yıl önce, 4 Mayıs 1937 günü, Dersim’de Kürt halkına ve Alevilere yönelik askeri operasyonlar başlatılmış ve bu operasyonlar sırasında on binlerce Kürt ve Alevi katledilmişti.

    İHD bu operasyonların niteliğini soykırım olarak nitelemekte ve konunun insan hakları hukuku bakımından  geçmişle yüzleşme  konusu olduğunu vurgulamaktadır. Yüzleşmenin olabilmesi ve hakikatin ortaya konulabilmesi için yüksek politik irade gereklidir. Bu konuda dünyada 40’tan fazla ülkede geçmişle yüzleşme ve hesaplaşma süreçleri yaşanmıştır” denildi.

    “TÜRKİYE, GEÇMİŞİYLE YÜZLEŞME SÜRECİNE GİRMELİDİR”

    Açıklama şöyle devam etti:

    “2011 yılında İHD, o tarihlerde Başbakan olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP İl Başkanları Toplantısında Dersim Katliamı için devlet adına özür dilemiş olmasını ve 25 Kasım 2011 tarihli “Dersim Katliamı İçin Özür Dilemek Bir Başlangıçtır” başlıklı basın açıklamasında olumlu değerlendirmişti.

    İnsan hakları savunucuları, Türkiye’nin gerek devleti gerekse de toplumu bakımından bir bütün olarak geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu yüzleşme dönemi, İkinci Meşrutiyet’in ilan edildiği ve İttihat ve Terakki’nin iktidara geldiği 1908 yılından itibaren başlatılmalıdır.

    Türkiye geçmişiyle yüzleşme sürecine girmeli ve hakikat komisyonu kurmak durumundadır.

     Alevilere uygulanan insanlığa karşı suçlar, ciddi şiddet olayları, sistematik insan hakları ihlalleri ve 1930’lu yıllarda Dersim’de Kürt ve Alevilere yapılan insanlığa karşı suçlar ile soykırım suçlarının açığa kavuşturulmalıdır.

    Bugün  Türkiye’nin içinde bulunduğumuz dönemde olağanüstü yönetim usulüyle yönetildiğini vurgulayarak  OHAL’in kaldırılmasını, olağan rejim koşullarına dönülmesini, insan hakları ve demokrasi temel sorununu çözüme kavuşturmasını, bu sorunun en önemli halkası olan Kürt sorununu barışçıl ve demokratik tarzda çözüme kavuşturmasını, bu amaçla, hukukun üstünlüğü ve demokrasi, insan hakları ve azınlık haklarına saygıyı temel alacak yönelimlere girmesini acil ve temel talep olarak dile getiriyoruz.”

    DERSİM/PİRHA

  • Ali Haydar Çavuş: Dersim ayağımızın altından kayıp gidiyor-VİDEO

    Ali Haydar Çavuş: Dersim ayağımızın altından kayıp gidiyor-VİDEO

    PİRHA- 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 81. yılına ilişkin PİRHA’ya konuşan Hozat Kültür ve Kalkınma Derneği Başkanı Ali Haydar Çavuş, “Tabi ki geçmişimizi bilmezsek geleceğimize yön veremeyiz ama bence şu anda tezgahlanan şey 38 katliamını aratacak türden. Çünkü inancımız, düşüncelerimiz, insaniyetimiz, yaşam felsefemiz her şeyimiz asimilasyon altında” dedi.

    4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu Dersim’de Tenkil Harekatı kararını almıştı. Bu karardan sonra Dersim’de başlayan katliam 1938 yılına kadar sürmüştü ve 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti.

    “GEÇMİŞTEN ÇOK GÜNÜMÜZ VE GELECEĞİN İRDELENMESİ GEREKİYOR”

    Dersim’de Tenkil Harekatı kararının 81. yılında Hozat Kültür ve Kalkınma Derneği Başkanı Ali Haydar Çavuş, PİRHA’ya konuştu.

    Dersim Katliamı’nın bu ülkede yaşanan en büyük trajedilerden biri olduğunu kaydeden Çavuş, geçmişe yönelik şeylerin tekrarlanmasından çok günümüz ve geleceğin irdelenmesi gerektiğini ifade etti. “Biz belli bir travma yaşamış bir toplumuz. Bu travmanın etkilerinden kurtulup geleceğe ilişkin yapılması düşünülen şeylere karşı neler yaparız bunun hesabını yapmamız lazım” diyen Çavuş, şunları kaydetti:

    “Yani şu anda bile Alevilerin kapılarına çarpılar koyarken, inanç yerleriyle ilgili alaycı ifadeler kullanılırken çeşitli biçimlerde yukarıdan destekli olarak bize hakaretler edilirken ya da rencide edici türden şeyler kullanılırken bizim hala geçmişe takılıp kalmamız çok fazla bir şey getirmeyecek diye düşünüyorum. Tabi ki geçmişimizi bilmezsek geleceğimize yön veremeyiz ama bence şu anda tezgahlanan şey 38 katliamını aratacak türden. Çünkü inancımız asimile altında, düşüncelerimiz, insaniyetimiz, yaşam felsefemiz her şeyimiz asimile altında.”

    “İÇERİDEN FETHETMEK”

    Zaman zaman hükümetin Dersim’deki temsilcileriyle ilgili “Şu çok iyi”, “Bu gerçekten bizi düşünerek bir şeyler yapmaya çalışıyor” ya da “Öbürü gerçekten bizim için çok güzel şeyler yapıyor” tarzında söylemler duyduğunu ifade eden Çavuş, “Fethullah Gülen’in yıllardan beri uyguladığı politika içeriden fethetmek. Aynen bu da o. Yüzyıllardan beridir belki öldürmekle, asmakla, kesmekle, sürgün etmekle direnci kıramadılar. Yani bizim yaşam direncimizi, yaşam inancımızı ya da yaşam felsefemiz noktasında kıramadıkları şeyleri şu anda iyi görünerek, bir şeyler yapmaya çalışarak, göz boyayarak kırmaya çalışıyorlar. Bu çok tehlikeli ve inanan insanlarımız da var bu konuda.” dedi.

    “O ŞEFKATLERİ ÇOK GÖRDÜK”

    Daha önce politikacılık yapmış bir yurttaşın sosyal medyada Dersim’deki hükümet temsilcileriyle ilgili “çok şefkatli bilmem neyimiz” gibi bir paylaşımda bulunduğunu söyleyen Çavuş, “Yani bu şefkatli de o şefkatleri çok gördük. Yani ormanlarımızı yakarken o şefkat neredeydi? Biz geçen sene ormanları söndürmeye gittik. Bir seferde 24, 25 yer birden yanıyordu. Biz bütün Dersim kurumları olarak oraya gittik valiyle görüştük. Bir taraftan ormanlar yakılıyor bir taraftan ormanları söndürmeye gidenlere izin verilmiyor. Bu nasıl bir şefkat? Yani o ormanlar yanarken içinde börtü böceği yanıyor, değerlerimiz yanıyor, inançlarımız yanıyor, atalarımızın kemikleri yanıyor. Yani orada bizim köklerimiz yanıyor, bizim yaşama bağlandığımız alanlarımız yanıyor. Ama sen ona izin vermiyorsun. Gittik kendi gözlerimizle gördük. Yangın olan bölgeye hendekler kazılmış, söndürmeye gidilmesin. Bu nasıl bir şefkat? Yani böyle bir şefkat mi olur?” ifadelerini kullandı.

    “ORADA AZINLIK BİLE KALAMAYACAĞIZ”

    Dersim’deki bütün değerlerinin izlerinin silinmeye çalışıldığına dikkat çeken Çavuş, Dersim’le ilgili yeni projelerin olduğunu ve bu projelerin ciddi biçimde Dersim’i bitirme projeleri olduğunu vurguladı. Çavuş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Belki birçok insan için inandırıcı gelmeyecek ama öyle büyük çaplı üretim projeleri var ki trilyonluk üretim projeleri var. Bu üretim projelerinde bizim orada çalışacak insanımız yok. İstihdam alanında yerleşecek insanlarımız yok. Dışarıdan insanlar gelecekler. Bu dışarıdan gelen insanları oraya yerleştirecekler. Orada ev verecekler, evleri olacak, çoluk çocuğu olacak. Öyle bir zaman gelecek ki biz orada belki azınlık bile kalamayacağız. Demografik yapısını değiştirecekler oranın. Yani 38’de vurduklarını vurdular, öldürdüklerini öldürdüler, gönderdiler ettiler kalanlar hiç olmazsa dağda, mağaralarda, ağaç kovuklarında şurada burada onurluca yaşadılar. Çünkü onurlu yaşamak başka bir şeydir. Kimseye muhtaç olmadan, kimseye el açmadan, kimsenin önünde eğilmeden yaşama tutunmaya çalıştılar. Gerektiğinde ağaç kabuğu yediler, ağaç yaprağı yediler ama kimsenin karşısında eğilmediler. Ama şu anda en kötüsü de o zaten yani insanları lüks şeylere özendirip, gösterip ‘Bunu sen kendi emeğinle alamazsın ama ben bunu sana sağlarım’ deyip o insanları satın almaya çalışmak var. Şu anda Afganlılar geliyor, Pakistanlılar geliyor, Iraklılar geliyor, Suriye’den insanlar geliyor ve öyle bir şey ki orada istihdam edecekleri insanları nereden getirecekler. Bu kadar Afganlı nereden birden bire önü açılmış baraj gibi geldi oraya. Bunlar hep bir planın programın ürünüdür diye düşünüyorum.”

    “DERSİM SADECE O TOPRAKLAR DEĞİLDİR”

    Dersim’e uzaktan sahip çıkan veya çıkmaya çalışan Dersimlilere topraklarına geri dönme çağrısında bulunan Çavuş, şöyle devam etti:

    “Hani Dersim diye biz yanıp tutuşuyoruz ya burada, batıda veya Avrupa’da. İşte o Dersim ayağımızın altından kayıp gidiyor. O Dersim dediğimiz şey sadece oranın toprağı değil; oranın manevi değerleridir, oranın yaşam felsefesidir, oranın inançlarıdır, oranın ziyaretidir, kültürleridir, oranın ocaklarıdır her şeyidir. Şimdi oradaki bu yapıyı değiştirdikleri zaman artık Dersim diye bir şey kalmayacak. Toprak kalacak. O toprak Dersim değildir. Bir vatan üzerinde yaşayan insanların değerleriyle, kültürleriyle, geçmişiyle, geleceğiyle, acısıyla, tatlısıyla yaşadığı şeylerin toplamıdır vatan. Vatan sadece toprak değildir. Ama o güzelim topraklara şimdi Munzur’a yönelik yapılmak istenen barajlar. Yani belki dünyada çok az örneği olan vadiyi barajlarla, suyla dolduracaklar. Çemişgezek tarafında, Hozat tarafında aynı birçok yer var. Pülümür tarafında da öyle.

    “TOPRAK ALTINDAKİ ACILARI, ANILARI NEREYE KOYACAĞIZ?”

    Yani bu büyük bir oyun ve biz eğer sahip çıkmazsak, biz topraklarımıza geri dönmezsek, biz gidip o topraklarımızda gerekli üretimi yapmazsak; orada üç kuruş para için insanların önünde eğilen insanlarımız var olduğu sürece, onları istihdam edecek şartları yaratmadığımız sürece bizim geleceğimiz gerçekten korkunç olacak. Onun için burada hali vakti yerinde olan, durumu iyi olan insanlar görüyorum mesela hep Ege sahillerinde gidip oradan yer alırlar. Neden? Bizim orada üç beş tane insanı istihdam edecek bir yer al hiç olmazsa. Mesela bana bile çoğu insan söylemiştir ‘Ne işin var yönünü oraya dönüyorsun. Gel Ege’de bir tane yer al. Orada rahat yaşa.’ Peki vicdanımızı nereye koyacağız? Biz geçmiş atalarımızın yaşadıklarını nereye koyacağız? Orada toprak altındaki kemikleri, toprak altındaki anıları, toprak altındaki yaşadığımız acıları. Ben bazen düşünüyorum böyle diyorum ki ‘Orada acaba yerin altında çığlıklar var mıdır, duyulur mu? Orada yer altında inlemeler var mıdır, orada yer altında ‘Yahu ne olursunuz gitmeyin. Bizi böyle sahipsiz bırakmayın’ diye seslenen ama sesini bize duyuramayan atalarımızın kemikleri var mıdır?’ diye düşünüyorum. İnsanlar bunları dikkate aldıkları zaman eminim bir şeyler olur ama bazen geç mi kalıyoruz diye düşünüyorum. Geç kalmadan bir şeyler yapmak lazım diye düşünüyorum. (HABER MERKEZİ)