Etiket: 45. yıl

  • Hıdır Alparslan: 12 Eylül’ün ardından 45 yıl geçmesine rağmen devlet politikasında değişen bir şey yok-VİDEO

    Hıdır Alparslan: 12 Eylül’ün ardından 45 yıl geçmesine rağmen devlet politikasında değişen bir şey yok-VİDEO

    PİRHA-Devletin, Kürtleri sindirmek için gelişen Kürt siyasi hareketini boğmak için bir darbe girişi yaptığını söyleyen İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi Yöneticisi Hıdır Alparslan, “Askeri darbe ilan edildiği zaman özellikle bölge illerinde cezaevleri dışında köylerde, sokaklarda, meydanlarda, şehirlerde fiziki ve psikolojik baskılar yapıldı. Köy meydanında insanlar dizilerek insanların kendi ailesinin yanında hakaretler, küfürler, fiziki baskı, dayak yapılıyordu. Daha 1938 sendromunu atlatmamış olan yaşlılarımıza özellikle çok büyük baskı uygulanıyordu. Onların üzerinde ailelerine göz dağı veriliyordu. O insanlar 1938 sendromunda daha kurtulmadığı için ciddi anlamda psikolojik travma yaşıyorlardı” dedi.

    Türkiye tarihinin en kanlı askeri darbesi olarak ifade edilen 12 Eylül 1980 darbesi, günümüzde halen mevcut yasalarla ideolojisini sürdürüyor.

    12 Eylül askeri darbesi sonucu 50 yurttaş idam edilmiş, 300’ü cezaevinde işkenceden ve hastalıktan ölmüş, 650 bin kişi gözaltına alınmış, açılan 210 bin davada 230 bin kişi Sıkıyönetim Mahkemeleri’nde yargılanmıştı. Aynı dönemde, 30 bin kişi “mülteci” olarak yurtdışına giderken, cezaevlerindeki işkenceler de “insanlık suçu” kapsamında tarihe not edilmişti. Ayrıca, siyasi partiler ve sendikaların da kapatıldığı 12 Eylül sonrasında 400 gazeteci hakkında da davalar açılmıştı.

    İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi Yöneticisi Hıdır Alparslan, 12 Eylül’ün ardından geçen 45 yıllık süreçte yaşananları anlattı.

    “DARBEDEN SONRA KÖYLERDE FİZİKİ VE PSİKOLOJİK BASKILAR YAPILDI”

    12 Eylül 1980 yılındaki askeri darbenin ayak izlerinin 1976’dan itibaren kendisini hissettirmeye başladığını belirten Hıdır Alparslan, “1972 yılında Deniz Gezmiş’in idamından sonra sol hareketin sekteye uğramasının ardından 1973-1974 yıllarında Kürt siyasi hareket gelişmeye başladı. Kürt siyasi hareketinin gelişmesiyle devlet, Kürt siyaseti hareketini sindirmek için bir planlama yapıyordu. Kürt Aleviler ile Kürtleri karşı karşıya getirmek için Maraş Katliamı planlandı. Maraş Katliamı ile birlikte Aralık 1978’te sıkı yönetim ilan edildi. Sıkı yönetim daha çok bölge illerinde uygulandı. Sıkı yönetimin ilan edilmesinden sonra devlet bu sefer de, Kürtleri sindirmek için gelişen Kürt siyasi hareketini boğmak için bir darbe girişimine başladı. 12 Eylül 1980’de askeri darbe ilan edildi. Askeri darbe ilan edildiği zaman özellikle bölge illerinde cezaevleri dışında köylerde, sokaklarda, meydanlarda, şehirlerde fiziki ve psikolojik baskılar yapıldı. Bu psikolojik baskıların birebir kendi köyümüzde tanığıyız. Köy meydanında insanlar dizilerek insanların kendi ailesinin yanında hakaretler, küfürler, fiziki baskı, dayak yapılıyordu. O dönemde köylerde, birebir yaşadığımız olayların başında daha 1938 sendromunu atlatmamış olan yaşlılarımıza özellikle çok büyük baskı uygulanıyordu. Onların üzerinde ailelerine göz dağı veriliyordu. O insanlar 1938 sendromunda daha kurtulmadığı için ciddi anlamda psikolojik travma yaşıyorlardı. O dönemde 73 yaşında olan amcalarım tutuklandı ve cezaevinde işkencelerden geçirildi. Cezaevinden çıktıktan sonra artık Dersim’de kalmayı düşünmediler ve hemen buradan göç ettiler. Yani bu da devletin istediği bir şeydi. İnsanlara işkence yapalım onlarda buradan göç etsin. Kendilerinin yapamadığı sürgünü insanlara uyguladıkları işkenceyle insanların kendi iradesine bırakarak buradan göç etmesini sağladılar” dedi.

    “45 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN DEVLET POLİTİKASINDA DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK”

    12 Eylül Darbesi’nin üzerinden 45 yıl geçmiş ancak devlet politikasında değişen bir şey olmadığını vurgulayan Alparslan, “Ama tabi ki yeni barış sürecinin nereye evrileceğini tam kestiremiyorum. Kürt siyasi hareketinin mücadelesi sonucunda devlet belli bir noktada geri bir adım atmış durumda. Yani artık devlet bu süreci bir barış ortamına evrilterek ülkede huzuru sağlamaya çalışıyor. İnşallah devlet söylediklerinde samimi olur. Tek isteğimiz barışın olması ama bunun için de öncelikle devletin bir adım atması gerekiyor. Alınan kararların anayasal bir güvenceye alınması gerekiyor, çünkü oluşturulan komisyonun bile bir anayasal bir güvencesi yok. En azından hasta ve siyasi tutuklular için bir adım atılabilir. En azından şimdilik bazı düzenlemelerin yaşanması gerekiyor, şu anda ülkede yaşananların 12 Eylül 1980 Darbesi ve 1990’lı yıllardan farklı olduğunu düşünmüyoruz. O yüzden bir an önce belirli adımların atılması gerekiyor” diye konuştu. düşünüyorum.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Çorum Katliamı anması için yurttaşlar toplanmaya başladı-VİDEO

    Çorum Katliamı anması için yurttaşlar toplanmaya başladı-VİDEO

    PİRHA-Çorum Katliamı’nın 45. yıldönümündeki yürüyüş ve anma için yurttaşlar Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şubesi önünde toplanmaya başladı.

    Çorum’da faşistler tarafından 1980 Mayıs-Temmuz aylarında yapılan katliam sonucu çoğu Alevi olmak üzere resmi kaynaklara göre 57 yurttaş yaşamını yitirdi, yüzlerce insan yaralandı. Saldırılar sonucu Alevi ve solculara ait çok sayıda ev ve işyeri de kullanılamaz hale getirildi.

    Her yıl olduğu gibi bu yılda Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şubesi önünde toplanan Alevi kurum yöneticileri, siyasi parti temsilcileri, milletvekilleri ve yurttaşlar yürüyüş yapıp, Çorum Katliamıyla yüzleşme çağrısında bulunacaklar.

    PİRHA/ÇORUM

  • DAD: Çorum Katliamı ve benzeri olaylarla yüzleşmek, bu topraklarda barışın ön şartıdır

    DAD: Çorum Katliamı ve benzeri olaylarla yüzleşmek, bu topraklarda barışın ön şartıdır

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Çorum Katliamı’nın 45. yıldönümünde yaptığı açıklamada, “Devlet arşivleri açılmalı, gerçek failler ortaya çıkarılmalı ve yargı önüne hesap vermelidir” diye belirtti.

    Çorum’da faşistler tarafından 1980 Mayıs-Temmuz aylarında yapılan katliam sonucu çoğu Alevi olmak üzere resmi kaynaklara göre 57 yurttaş yaşamını yitirdi, yüzlerce insan yaralandı. Saldırılar sonucu Alevi ve solculara ait çok sayıda ev ve işyeri de kullanılamaz hale getirildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Çorum Katliamı’nın 45. yılında yazılı açıklama yaptı.

    “PLANLI SALDIRILARDA ONLARCA İNSAN YAŞAMINI YİTİRDİ”

    Yapılan açıklamada, “1980 yılı Mayıs ve Temmuz ayları arasında Çorum’da Alevilere ve sol-sosyalist kesimlere yönelik gerçekleştirilen planlı saldırılarda onlarca insan yaşamını yitirdi, yüzlercesi yaralandı ve binlerce insan yerinden, yurdundan edildi. Saldırılar karşısında geliştirilen halk direnişi, katliamın boyutlarınının çok daha büyük olmasını engelledi. Bu katliam, tıpkı Maraş’ta, Malatya’da, Sivas’ta olduğu gibi, Alevilere karşı yürütülen devlet destekli politikaların ve cezasızlık zırhının bir parçasıydı” diye kaydedildi.

    “BUGÜN HALEN İNKÂR VE UNUTTURMA SİYASETİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Alevi toplumunun yüz yıllar boyunca katliam, sürgün ve asimilasyon politikalarına maruz kaldığı belirtilen açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    “Soluksuz bir şekilde verilen adalet mücadelesi sürekli olarak cevapsız bırakıldı. Çorum Katliamı’nda da ne failler tam anlamıyla yargılandı ne de toplumsal hafızada hak ettiği yer verildi. Dolayısıyla gelişen katliam gibi yaşanan bu suskunlukta, yalnızca Alevilere değil, bu ülkenin geçmişine ve demokratik geleceğine karşı işlenmiş bir suç olmaya devam etmektedir. Bugün hala inkâr ve unutturma siyaseti ile karşı karşıyayız. Oysa hakikatle yüzleşmek, adaletin ve toplumsal barışın ilk adımı olacaktır. Yüzleşme olmadan kalıcı toplumsal barış inşa edilemez.”

    “ÇORUM’DA YİTİRDİĞİMİZ CANLARI SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ”

    Yapılan açıklamada, Çorum Katliamı’nın 45. yılında talepler ise şöyle sıraladı:

    -Çorum Katliamı ve benzeri olaylarla yüzleşmek, bu topraklarda barışın ve birlikte yaşamın ön şartıdır.

    -Çorum Katliamı başta olmak üzere tüm Alevi katliamları açıkça tanınmalı ve meclis gündemine alınmalıdır.

    -Devlet arşivleri açılmalı, gerçek failler ortaya çıkarılmalı ve yargı önüne hesap vermelidir.

    -Katliamın gerçekleştiği mahalleler, sokaklar ve toplu mezarlar hakikat komisyonlarıyla araştırılmalı, bellek mekânlarına dönüştürülmelidir.

    -Alevi toplumunun inancı, dili, kültürü ve kutsal mekanları anayasal güvence altına alınmalıdır.

    -Çorum’da yitirdiğimiz canları saygı ve özlemle anıyor, onların hak mücadelesini yaşatacağımıza söz veriyoruz.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Maraş’ta katledilenler, Garip Dede Cemevi’nde anıldı-VİDEO

    Maraş’ta katledilenler, Garip Dede Cemevi’nde anıldı-VİDEO

    PİRHA-Maraş’ta katledilenler, Garip Dede Cemevi’nde anıldı. Maraş Katliamı’nın herkesin yüreğinde büyük acılar uyandırdığını belirten DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “45 sene geçmesine rağmen katledilenlerin mezar yerleri belli değil, bu devletin bir ayıbıdır. Katliamı yapanlar bu topluma hesap vermek zorundalar. Kerbela’dan bu yana mücadele eden bir halkız biz bundan sonra da mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Maraş Katliamı’nın üzerinden 45 yıl geçti. 19-26 Aralık 1978’de sadece bir hafta içerisinde resmi verilere göre 111, resmi olmayan beyanlara göre ise 500’ün üzerinde insan yaşamını yitirdi, yüzlerce insan yaralandı, 210 ev ve 70 işyeri tahrip edildi. Öncesinde ve sonrasında yaşanan katliamlar gibi Maraş Katliamı’nda da ne adalet sağlandı ne de yüzleşme yaşandı.

    Maraş Katliamı’nın 45’inci yıl dönümünde katledilenler Garip Dede Cemevi’nde anıldı. Anma programına Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Milletvekili Celal Fırat ve Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “İKTİDAR OLMADIĞIMIZ SÜRECE ZULÜM DEVAM EDECEK”

    Yapılan anmalarda herkesin yaşanan katliamı içinde hissetmesi gerektiğini belirten ADFE Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Yapılan katliamlar son değil, biz kendimize yapılanları unutmadık ama kindar da olmadık. Bin defa mazlum olsak da bir defa zalim olmadık, bundan sonra da bu şiarımızla devam edeceğiz. Biz iktidar olmadığımız sürece bize yaşatılan zulüm devam edecek. Alevi örgütlülüğü olarak bundan sonraki hedefimiz iktidar olup ülkedeki zalimliğin sonunu getirmek” dedi.

    “KATLİAMLARLA YÜZLEŞMEMİZ LAZIM”

    Maraş Katliamı’nın herkesin yüreğinde büyük acılar uyandırdığını belirten DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “Bu katliamlarla yüzleşmemiz lazım. Bu coğrafyanın sevgiyle donanması lazım ama bu topraklardaki acılar hiçbir zaman yerini sevgiye bırakmadı. 45 sene geçmesine rağmen katledilenlerin mezar yerleri belli değil, bu devletin bir ayıbıdır. Katliamı yapanlar bu topluma hesap vermek zorundalar. Kerbela’dan bu yana mücadele eden bir halkız biz bundan sonra da mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    Anma programı konuşmaların ardından sanatçı Metin Karataş’ın okuduğu deyişlerle sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Maraş’ta katledilen Aleviler, Garip Dede Dergahı’nda anılacak

    Maraş’ta katledilen Aleviler, Garip Dede Dergahı’nda anılacak

    PİRHA-Maraş’ta faşistler tarafından 19 Aralık ile 26 Aralık 1978’de resmi verilere göre 111 insan katledildi, yüzlerce insan yaralandı. Katledilen Aleviler, Garip Dede Dergahı’nda anılacak. 

    Maraş Katliamı’nın üzerinden 45 yıl geçti. 19-26 Aralık 1978’de sadece bir hafta içerisinde resmi verilere göre 111, resmi olmayan beyanlara göre ise 500’ün üzerinde insan yaşamını yitirdi, yüzlerce insan yaralandı, 210 ev ve 70 işyeri tahrip edildi. Öncesinde ve sonrasında yaşanan katliamlar gibi Maraş Katliamı’nda da ne adalet sağlandı ne de yüzleşme yaşandı.

    Maraş Katliamı’nın 45’inci yıl dönümünde katledilenler Garip Dede Dergahı’nda anılacak.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Milletvekili Celal Fırat ve Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç’un konuşmacı olarak katılacağı anma programı 30 Aralık’ta saat 15.00’te Garip Dede Cemevi’nde gerçekleştirilecek. Konuşmaların ardından sanatçı Metin Karataş, deyiş ve ağıt okuyacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Berlin Cemevi’nde katledilen Aleviler anıldı: Maraş Katliamı bir devlet planı

    Berlin Cemevi’nde katledilen Aleviler anıldı: Maraş Katliamı bir devlet planı

    PİRHA- Berlin Cemevi’nde gerçekleşen panelde 45 yıl önce Maraş faşistler tarafından katledilen Aleviler anıldı. Katliamın bir devlet planı olduğunun belirtildiği panelde, bölgenin ‘Alevisizleştirme’ siyaseti ile karşı karşıya kaldığı ifade edildi.

    Maraş Katliamı’nın 45. yılında, Berlin Cemevi’nde katledilen Aleviler anılırken, düzenlenen panelde ise devletinin Alevilere yönelik katliamcı asimilasyoncu ve inkarcı siyasetinin devam ettiğine dikkat çekildi.

    Berlin Cemevi tarafından düzenlenen etkinlik, cemevi ana salonunda gerçekleşti. Cemevi yönetim, inanç, gençlik ve kadın kurulu temsilcilerinin hazır bulunduğu ve çok sayıda Alevinin katıldığı etkinlik, Maraş’ta, “hayata dönüş” adı altında yapılan operasyonla cezaevlerinde ve Roboski’de katledilenler için saygı duruşu ve delil uyandırmayla başladı.

    Delil uyandırmayı Hasan Doğan Dede yaparken gülbengi ise İsmail Canbaz Dede verdi.

    Gülbenkin ardından açılış konuşmasını moderatör Halit Büyükgöl yaptı. Büyükgöl’ün ardından panele konuşmacı olarak katılan Britanya Alevi Federasyonu’nun eski Başkanı İsrafil Erbil ve eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Maraş Şube Başkanı Salman Akdeniz söz aldı. Erbil ve Akdeniz, konuşmalarında Maraş Katliamı öncesi siyasi ve toplumsal atmosfer, katliam süreci ve sonrasında Maraş bölgesinde devam eden ‘Alevisizleştirme’ siyasetine dikkat çekerek bu katliamın devlet planlaması olduğunu ifade ettiler.

    Anmada ayrıca geleneksel Alevi deyişlerinin önemli icracısı Alişan Bulut deyişler seslendirdi. Yapılan konuşmaların ardından anma ve panel, soru-cevap bölümünün ardından Hasan Doğan Dede’nin verdiği gülbenk ve delili sırlaması ile son buldu.

    PİRHA/ALMANYA

  • Narlıdere’de Maraş anması: Katliamı yapan zihniyet bugün iktidardan cesaret alıyor

    Narlıdere’de Maraş anması: Katliamı yapan zihniyet bugün iktidardan cesaret alıyor

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın 45. yılında katledilenleri anan Narlıdere Demokrasi Platformu üyeleri, katliamı gerçekleştiren zihniyetin bugün de benzer siyasal-ideolojik yaklaşımlar üzerinden kışkırtıcı, ayrımcı ve kutuplaştırıcı politikalarına devam ettiğini söyledi. 

    Narlıdere Demokrasi Platformu, Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Demokrasi Meydanı’nda gerçekleşen anmada, ‘Maraş’ı unutma unutturma’ , ‘Katiller halka hesap verecek’ sloganları atıldı.

    Açıklamayı okuyan Narlıdere Demokrasi Platformu Sözcüsü Bülent Karakaş, Maraş Katliamı’nın hesaplanmış, planlı ve örgütlü bir saldırı olduğuna dikkat çekerek, ülkede demokrasi ve insan haklarının yeşermesinin ancak katliamlarla yüzleşilmesi ile olacağını belirtti.

    “İKTİDARDAN CESARET ALANLAR HALKLARI VE İNANÇLARI HEDEF ALIYOR”

    Katliamın sonuçları olarak Kürt, Alevi ve solcuların Maraş’ı boşaltmak zorunda kaldığını söyleyen Karakaş, “Maraş’ta insanlar; kadın, çocuk, genç, yaşlı, hamile, hasta, yaralı ayrımı yapılmaksızın herkesin gözü önünde göz göre göre katledilmiştir. Bu  katliam ancak 26 Aralık’ta durdurulmuştur. Resmi kayıtlara göre bu katliamda 111 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmıştır. Fakat katliamda hayatını kaybedenlerin sayısının açıklanan rakamlardan çok daha fazla olduğu bilinmektedir. Katliam sonrası binlerce Alevi, solcu ve Kürt vatandaşımız Maraş’ı terk etmek zorunda kalmış, katliamının sorumluları göstermelik olarak yargılanmış ve katliamın üzeri örtülmüştür. Türkiye’de geçmişte halkları birbirine karşı kışkırtarak, kitlesel katliamlara ve cinayetlere zemin hazırlayanlar, bugün benzer siyasal-ideolojik yaklaşımlar üzerinden kışkırtıcı, ayrımcı ve kutuplaştırıcı politikalarına devam etmektedir. Geçmişte olduğu gibi bugün de farklı kimlik, farklı inanç ve farklı siyasi düşünceden olanların iktidar güçlerinden cesaret alarak hedef haline getirildiği bilinmektedir” dedi.

    “MARAŞ İNSANLIĞA KARŞI SUÇTUR, HAFIZAMIZDAN SİLİNEMEZ”

    Karakaş, insanlığa karşı suç olarak belirttiği Maraş Katliamı’nın faillerinin açığa çıkarılması çağrısında bulunarak, şöyle devam etti:

    “Geçmişte Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta acımasızca katliam yapan ırkçı-faşist zihniyet ile kendilerinden farklı düşünenleri ve yaşayanları ‘hain’, ‘düşman’, hatta ‘terörist’ ilan edenler arasında hiçbir fark yoktur. Bu topraklarda insanlığın hedef alındığı onlarca katliamı ve bu katliamların arkasındaki kirli ilişkileri unutturmamak, hafızalarımızdan sildirmemek için bugün buradayız ve bu anmayı yapıyoruz. Kuşkusuz bu hepimizin görevidir. Üzerinden ne kadar süre geçmiş olursa olsun, insanlığa karşı işlenmiş suç olarak tarihe geçmiş olan Maraş, Çorum, Sivas ve 10 Ekim Ankara katliamlarını ve arkasındaki güçleri unutmamız mümkün değildir. Narlıdere Demokrasi Platformu olarak, Maraş katliamı nezdinde dünyada yaşanan bütün katliamlarda kaybettiğimiz bütün canları bir kez daha saygıyla anıyoruz ve dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın ‘insanlığa karşı suç’ niteliğinde olan bütün katliamları, ayrım yapmaksızın lanetliyoruz.

    Açıklama slogan ve alkışlarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Maraş Katliamında yitirilenler Adıyaman’da anıldı

    Maraş Katliamında yitirilenler Adıyaman’da anıldı

    İHD Adıyaman Şubesi, yaptığı açıklamayla Maraş Katliamında yaşamını yitirenleri andı. 

    Maraş Katliamının 45’inci yıl dönümü dolayısıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) Adıyaman Şubesi tarafından basın açıklaması gerçekleştirildi. İHD Adıyaman Şubesi’nin bulunduğu konteynerin önünde yapılan açıklamaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) katıldı. Açıklamada basın metnini, İHD Yönetim Kurulu üyesi Avukat Gülsen Taner okudu.

    “KATLİAMIN SORUMLUSU DEVLETTİR”

    Katliamda yaşamını yitirenleri anarak sözlerine başlayan Taner, faillere dönük cezasızlık politikasının uygulandığına dikkat çekti. Taner, “Maraş Katliamının üzerinden 45 yıl geçti. 19 Aralık 1978’e kadar devam eden devlet içinde örgütlü yapıların eliyle 7 günde gerçekleşen Maraş Katliamında 120 kişi vahşi yöntemler kullanılarak öldürüldü, binin üzerinde insan yaralandı, 552 ev yakılarak tahrip edildi, 289 işyeri yağmalandı. Katliamın bitmesi ile 26 Aralık 1978’de 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi. Bu katliam da tıpkı diğer Alevi katliamları gibi devletin gözetiminde gerçekleşmiş, şehirdeki kolluk kuvvetleri, herhangi bir müdahalede bulunmamıştır. Bu yönüyle bu katliamın sorumlusu devletin kendisidir. Katliam faillerinin yargı önüne çıkarılmasında da her zaman olduğu gibi cezasızlık yolu tercih edilmiştir” diye belirtti.

    “ALEVİLERDEN ÖZÜR DİLENMELİ”

    Maraş Katliamının aydınlatılması gerektiğinin altını çizen Taner, Alevilerden özür dilenmesi gerektiğini vurgularken, şöyle konuştu: “İktidara hatırlatmak isteriz, gerçek bir toplumsal barışın yolu, hakikatın ortaya çıkarılması ve geçmişle yüzleşmekten geçmektedir. Geçmişte yaşanan soykırımlar, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları aydınlanmadan ve bu suçlar nedeni ile resmi özür dinemeden toplumsal barışın kurulması mümkün gözükmemektedir. Bu nedenledir ki, Maraş Katliamı aydınlatılmalı, Alevilerden özür dilenmeli, sorumlular yargı önünde hesap vermelidir. Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası hukuksal mevzuatta ve insan hakları belgelerinde ‘İnanç Özgürlüğü’ kapsamlı olarak tarif edilmektedir. Öte yandan Türkiye’nin yargı yetkisini tanıdığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2007 yılında vermiş olduğu Hasan- Eylem Zengin kararı iktidarın Alevi Yurttaşların talepleri konusunda ne yapması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.”

    “HESAP SORULMASINI İSTİYORUZ”

    Gerçeklerin halka açıklanması gerektiğini kaydeden Taner, katliamın bir suç olduğunu yineleyerek, “Maraş Katliamının 45. yıldönümü vesilesi ile bu katliamda hayatını kaybedenleri saygı ile anıyoruz. Siyasal iktidara bir kez daha sesleniyoruz. Hakikat ve adalet için mutlaka bir komisyon kurulmalı ve böylece dünyada onlarca ülkede yapıldığı gibi Türkiye’de de gerçekler halka açıklanmalıdır. İnsan hakları savunucuları olarak hakikat ve adaletin sağlanmasında ısrarcıyız. Maraş Katliamı insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Maraş Katliamı başta olmak üzere tüm suçlar ile ilgili yaşayan faillerin yargı önüne çıkarılmasını ve hesap sorulmasını istiyoruz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Maraş Katliamı, Kızılbaşların mallarının yağmasıydı’-VİDEO

    ‘Maraş Katliamı, Kızılbaşların mallarının yağmasıydı’-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Kadıköy Şubesi/İçerenköy Cemevi’nde Maraş Katliamının 45. yılında panel düzenlendi. 70’lerin ortasına kadar Alevilerin sosyalist hareketlere dahil olmasının Alevi eşittir Komünist özdeşliğini pekiştirtirdiğini belirten Prof. Dr. Çiğdem Boz, “Sünni halkın huzursuzluğundan ve ekonomik sıkıntılarından faydalanan MHP ve Ülkü Ocakları bunu kullanarak Alevilere şiddeti haklı kılmaya çalıştı. Bu bir anlamda Kızılbaşların mallarının yağmasıydı” dedi.

    Maraş Katliamının üzerinden 45 yıl geçti. 19 Aralık ile 26 Aralık 1978 tarihleri arasında, sadece bir hafta içerisinde resmi verilere göre 111, resmi olmayan beyanlara göre ise 500’ün üzerinde insan yaşamını yitirdi, yüzlerce insan yaralandı, 210 ev ve 70 iş yeri tahrip edildi. Öncesinde ve sonrasında yaşanan katliamlar gibi Maraş Katliamında da ne adalet sağlandı ne de yüzleşme yaşandı. O günün acılarıysa bugün hala devam ediyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadıköy Şubesi/İçerenköy Cemevi’nde Maraş Katliamının 45. yılında panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Pir Sultan Abdal Kültür Derneği GYK Üyesi Basın Yayın Sekreteri Hüseyin Ağçal’ın yaptığı panele Prof. Dr. Çiğdem Boz, Doç. Dr. Hakan Güneş ve Maraş Katliamı tanığı Rahime Polat konuşmacı olarak katıldı.

    “KATLİAM, DEVLETİN GÖZETİMİNDE GERÇEKLEŞMİŞTİR”

    Açılış konuşmasını gerçekleştiren PSAKD Kadıköy Şubesi İçerenköy Cemevi Yöneticisi Şengül Şimşek Ayvadaş, “Maraş Katliamı da diğer Alevi katliamları gibi devletin gözetiminde gerçekleşmiştir. Şehirdeki kolluk kuvvetleri hiçbir müdahalede bulunmayarak katliama ortak olmuştur. Maraş’ta, yüzlerce insan sadece Alevi olduğu için hunharca katledildi.”

    “MARAŞ KATLİAMI, ÖNCEDEN PLANLANDI”

    Maraş Katliamı tanığı Rahime Polat ise, “Maraş Katliamı önceden planlanmış, yağmaya dayalı, insanlık dışı bir olaydı” dedi.

    “MHP VE ÜLKÜ OCAKLARI ALEVİLERE ŞİDDETİ HAKLI KILMAYA ÇALIŞTI”

    1977-1979 yıllarının dünya ekonomisinde iktisadi bunalım yılları olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çiğdem Boz, “Bu yüzden de önceki dönemlerde ülkeye giren dış kaynağın kesildiğini ve 1962-76 arasında yaşanan iktisadi büyüme durdu. Böyle bir ortamda kentlerde görünür olmaya başlayan Aleviler ufak ufak sermaye biriktirmeye, iş yeri açmaya başladılar. Sünni esnafın hakim olduğu piyasaya giren Alevilerin küçük burjuvazisi ekonomik olanakların bölüşümü konusunda Sünni esanafa rakip oldu bir anlamda. 70’lerin ortasına kadar Alevilerin sosyalist hareketlere dahil olması Alevi eşittir Komünist özdeşliğini pekiştirmişti. Sünni halkın huzursuzluğundan ve ekonomik sıkıntılarından faydalanan MHP ve Ülkü Ocakları bunu kullanarak Alevilere şiddeti haklı kılmaya çalıştı. Bu bir anlamda Kızılbaşların mallarının yağmasıydı” diye belirtti.

    “MARAŞ KATLİAMI, ÇOK FAİLLİ BİR CİNAYETTİR”

    Maraş Katliamının çok failli bir cinayet olduğunu belirten Doç. Dr. Hakan Güneş, “Tek faili olmayan bir cinayet, katliam. Bu cinayetin bir uluslararası boyutu var bir de yerel güçler var. Suçu sadece katliamı gerçekleştiren yerel insanlara atmayalım ama onları da maşa olarak aklamayalım. Onlar suçlular, soğuk bir şekilde cinayeti işlediler ve yaptıklarını itiraf edip özür dilemek zorundalar. Bu çok failli katliamın bütün aktörlerinin ulusal ve uluslarası düzeyde hukuken yargılanması gerekiyor” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi örgütleri 23 Aralık’ta Maraş’ta katledilen Alevileri anacak

    Alevi örgütleri 23 Aralık’ta Maraş’ta katledilen Alevileri anacak

    PİRHA-Alevi kurumları, Maraş Katliamı’nın 45. yılında yaşamını yitiren Alevileri anmak için Maraş’a gidiyor. Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde gerçekleşecek anma 23 Aralık Pazar günü saat 11.00’de başlayacak. 

    Maraş’ta 19-26 Aralık 1978’de Alevilere yönelik katliamın 45’inci yılında katledilenler için 23 Aralık Cumartesi günü anma yapılacak. Yörük Selim Mahallesi’ndeki Erenler Cemevi’nde saat 11.00 ile 14.00 arasında düzenlenecek anmaya Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri Federasyonu, ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu temsilcileri katılacak.

    VALİLİKTEN 10 GÜN EYLEM YASAĞI

    Alevi kurumları anmaya dair çağrı yaparken, Kahramanmaraş Valiliği’nden yapılan açıklamada ise kentteki eylem ve açık hava toplantıları 25 Aralık tarihine kadar yasaklandı.

    Yasaklama kararına ise, ‘kamu düzeninin bozulmaması’ ve ‘suç işlenmesinin önlenmesi’ gibi gerekçeler gösterildi.

    10 gün süreyle yasağın geçerli olacağının belirtildiği açıklamada, “Bu kapsamda 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. maddesi, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesi doğrultusunda, siyasi partilerin programları ile toplum yararına gerçekleştirilecek etkinlikler hariç il genelinde yapılacak açık hava toplantıları 16 Aralık saat 00.01’den 25 Aralık saat 23.59’a kadar 10 gün süreyle yasaklanmıştır” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Maraş’ta 45 yıl önce katledilen Aleviler, Altınoluk’ta anıldı-VİDEO

    Maraş’ta 45 yıl önce katledilen Aleviler, Altınoluk’ta anıldı-VİDEO

    PİRHA-  Maraş’ta ülkücüler tarafından yapılan Alevi katliamının 45’inci yılında Balıkesir Altınoluk’da yapılan açıklamada, devletin Maraş’ta Alevilere karşı suç işlediği belirtilerek, MHP’nin katliamdaki rolü hatırlatıldı.

     Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Altınoluk Şubesi Maraş Katliamı’nın 45. Yılında yaşamını yitirenleri anarak katliamı lanetledi. Altınoluk Meydanı önünde gerçekleşen anmaya sivil toplum örgütleri, siyasi partiler ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Anmada, sık sık, ‘Maraş’ı unutma, unutturma’ , ‘Maraş’ın Hesabı Sorulacak’, ‘Faşizme karşı omuz omuza’ sloganları atıldı.

    “DEVLET GÖZETİMİNDE GERÇEKLEŞEN KATLİAM”

    Maraş Katliamı’nın devlet gözetiminde gerçekleştiği ifade edilen açıklama, “Tüm Alevi katliamlarında olduğu gibi, uzun süren hazırlıkların ardından, o gün de camilerden anonslar yapılarak Aleviler hedef alınmıştır. Önceden hazırlanmış silahlar, baltalar, benzin bidonları katil sürüsüne dağıtılmış ve kentte Alevi katliamı başlatılmıştır. Bu katliam da tıpkı diğer Alevi katliamları gibi devletin gözetiminde gerçekleşmiş, şehirdeki kolluk kuvvetleri herhangi bir müdahalede bulunmayarak katliama ortak olmuştur. Maraş’ta yaşlı, genç, çocuk yüzlerce insan sadece Alevi oldukları için hunharca katledildi. Evler yakılırken canını kurtarmaya çalışan insanlar baltalarla öldürüldü” dedi.

    MHP’NİN KATLİAMDAKİ ROLÜNE DİKKAT ÇEKİLDİ

    Açıklamada MHP’nin katliamdaki rolüne dikkat çekilerek, “Tüm bunlar ve daha fazlası o dönemde, ‘Allah için savaşa’ diye slogan atan ve bugün AKP ile birlikte ülkeyi yöneten MHP öncülüğünde, devlet gözetiminde yapılmıştır. Alevilere bu kadar düşman olmak, kin duymak hangi aklın ve inancın ürünüdür. Yıllarca komşuluk yaptıkları insanları, çocukları vahşice katletmek hangi vicdana sığar. 90 yaşındaki bir kadını işkenceyle katletmek hangi ahlakın ifadesidir. Alevilere kin ve nefret duyanlar nasıl bir psikoloji içindedir. Biz biliyoruz ve onun için örgütleniyor, demokrasi, eşitlik, özgürlük ve laiklik mücadelesi veriyoruz” ifadelerini kullandı.

    “AKP, ALEVİ DÜŞMANLIĞININ ODAĞI HALİNE GELDİ”

    AKP iktidarının Alevilere yönelik tutumuna dikkat çekilerek, “Aradan geçen bunca zamana karşın hiç bir şey değişmemiş, tam tersi bu 45 yılın 21 yılında iktidar olan AKP de Alevi düşmanlığının odağı haline gelmiştir. Çünkü herkesin Türk ve Sünni olduğunu iddia eden ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nı devletin merkezine alanlar, tüm itirazlarımıza rağmen Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi  Başkanlığı’nı kuranlar, huzurdan, adaletten, eşitlikten bahsedemezler. Bugün ülkede bir tek bakan Alevi değilken, ordu komutanı yokken Alevi güzellemesi yapılması tam da AKP pişkinliği ve yüzsüzlüğüdür. Tarih boyunca Alevileri katledenler, bugün dedelere maaş, cemevlerine ise “kültür merkezi” gömleğini giydirerek Alevileri katletme ve asimile etme peşindeler” şeklinde konuştu.

    “UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ

    Alevilerin, şeriata, ırkçılığa ve her türlü gericiliğe karşı laikliği savunmaya devam edeceğini vurgulanan açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Faşizm, iktidarını korumak için her dönemde Alevileri hedef almıştır. Çünkü tekçi, ırkçı ve siyasal İslamcıların korkulu rüyası 73 millete bir nazarla bakan Alevilerdir. Bu bağlamda Malatya, Maraş ve  Çorum’da Alevi katliamları yaparak 12 Eylül faşist darbesini gerçekleştirmiştir. Milliyetçi ve siyasal İslam’ın ülkeyi getirdiği yer ortadadır. Kan, gözyaşı, açlık, sürgün ve yok saymaktır.  Biz Aleviler, her türden tekçiliğe ve ırkçılığa karşı 73 millete bir nazarla bakmaya devam edeceğiz. Biz Aleviler, şeriata, ırkçılığa ve her türlü gericiliğe karşı laikliği savunmaya devam edeceğiz. Başta Alevi katliamları olmak üzere hiçbir katliamı unutmadık,  unutturmayacağız.”

    PİRHA/BALIKESİR

     

  • ABF: Devlet Maraş’ta Alevilere karşı suç işlemiştir, unutturmayacağız!

    ABF: Devlet Maraş’ta Alevilere karşı suç işlemiştir, unutturmayacağız!

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Maraş Katliamı’nın 45. yılında, 23 Aralık’ta Maraş’ta yapılacak anma töreni için katılım çağrısı yaptı. Açıklamada, devletin Maraş’ta Alevilere karşı suç işlediği belirtilerek, “Bu 45 yılın 21 yılında iktidar olan AKP de Alevi düşmanlığının odağı haline gelmiştir” denildi. 

     Maraş’ta 19-26 Aralık 1978’de Alevilere yönelik katliamın 45’inci yılında, katledilenler için 23 Aralık Cumartesi günü anma yapılacak. Yörük Selim Mahallesi’ndeki Erenler Cemevi’nde yapılacak anmaya, Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri Federasyonu, ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu katılacak.

    “DEVLET, MARAŞ’TA ALEVİLERE KARŞI SUÇ İŞLEDİ”

    Alevi Bektaşi Federasyonu, 23 Aralık’taki anma için çağrı yaptı. Federasyondan yapılan yazılı açıklamada, “Bundan tam 45 yıl önce devlet, Maraş’ta Alevilere karşı suç işlemiştir. Tüm Alevi katliamlarında olduğu gibi, uzun süren hazırlıkların ardından, o gün de camilerden anonslar yapılarak Aleviler hedef alınmıştır. Önceden hazırlanmış silahlar, baltalar, benzin bidonları katil sürüsüne dağıtılmış ve kentte Alevi katliamı başlatılmıştır. Bu katliamda tıpkı diğer Alevi katliamları gibi devletin gözetiminde gerçekleşmiş, şehirdeki kolluk kuvvetleri herhangi bir müdahalede bulunmayarak katliama ortak olmuştur. Maraş’ta yaşlı, genç, çocuk yüzlerce insan sadece Alevi oldukları için hunharca katledildi. Evler yakılırken, canını kurtarmaya çalışan insanlar baltalarla öldürüldü” denildi.

    KATLİAM MHP ÖNCÜLÜĞÜNDE YAPILDI”

    Maraş Katliamı’nda MHP’nin rolüne dikkat çekilen açıklamada, “Tüm bunlar ve daha fazlası o dönemde, ‘Allah için savaşa’ diye slogan atan ve bugün AKP ile birlikte ülkeyi yöneten MHP öncülüğünde, devlet gözetiminde yapılmıştır. Alevilere bu kadar düşman olmak, kin duymak hangi aklın ve inancın ürünüdür? Yıllarca komşuluk yaptıkları insanları, çocukları vahşice katletmek hangi vicdana sığar? 90 yaşındaki bir kadını işkenceyle katletmek hangi ahlakın ifadesidir? Alevilere kin ve nefret duyanlar nasıl bir psikoloji içindedir? Biz biliyoruz ve onun için örgütleniyor, demokrasi, eşitlik, özgürlük ve laiklik mücadelesi veriyoruz” ifadelerine yer verildi.

    “AKP, ALEVİ DÜŞMANLIĞININ ODAĞI HALİNE GELDİ”

    AKP iktidarının Alevilere yönelik tutumuna dikkat çekilen açıklamada şöyle denildi:

    “Aradan geçen bunca zamana karşın hiçbir şey değişmemiş, tam tersi bu 45 yılın 21 yılında iktidar olan AKP de Alevi düşmanlığının odağı haline gelmiştir. Çünkü herkesin Türk ve Sünni olduğunu iddia eden ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nı devletin merkezine alanlar, tüm itirazlarımıza rağmen Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kuranlar; huzurdan, adaletten, eşitlikten bahsedemezler. Bugün ülkede bir tek bakan Alevi değilken, ordu komutanı yokken, Alevi güzellemesi yapılması tam da AKP pişkinliği ve yüzsüzlüğüdür.

    Tarih boyunca Alevileri katledenler, bugün dedelere maaş, cemevlerine ise ‘kültür merkezi’ gömleğini giydirerek Alevileri katletme ve asimile etme peşindeler. Bu vesileyle belirtelim ki devletten maaş alan ya da alacak olan dedeler, Kerbela’da Ali Askeri, Maraş’ta Ali Traş’ı, Madımak’ta Koray Kaya’yı katledenlerle el sıkışmış sayılacaktır.”

    “UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    Alevilerin, şeriata, ırkçılığa ve her türlü gericiliğe karşı laikliği savunmaya devam edeceğinin vurgulandığı açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

    “Faşizm, iktidarını korumak için her dönemde Alevileri hedef almıştır. Çünkü tekçi, ırkçı ve siyasal İslamcıların korkulu rüyası 73 millete bir nazarla bakan Alevilerdir. Bu bağlamda Malatya, Maraş ve Çorum’da Alevi katliamları yapılarak 12 Eylül faşist darbesi gerçekleştirilmiştir. Milliyetçi ve siyasal İslam’ın ülkeyi getirdiği yer ortadadır. Kan, gözyaşı, açlık, sürgün ve yok saymaktır. Biz Aleviler, her türden tekçiliğe ve ırkçılığa karşı 73 millete bir nazarla bakmaya devam edeceğiz. Biz Aleviler, şeriata, ırkçılığa ve her türlü gericiliğe karşı laikliği savunmaya devam edeceğiz. Başta Alevi katliamları olmak üzere hiçbir katliamı unutmadık, unutturmayacağız. 23 Aralık Cumartesi günü Maraş’ta olacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Faşistlerin Alevileri öldürdüğü Maraş Katliamı’nın 45. yılı: Hala failler yargılanmadı!

    Faşistlerin Alevileri öldürdüğü Maraş Katliamı’nın 45. yılı: Hala failler yargılanmadı!

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın üzerinden 45 yıl geçti, 19 Aralık 1978’de başlayıp, bir hafta süren faşist saldırılarda 111 kişi Alevi oldukları için öldürüldü. 100’ün üzerinde kişinin yaralandığı katliamda, 200’ün üzerinde ev, 70’e yakın iş yeri yakıldı, yağmalandı. Katliamın failleri hala ortaya çıkarılmadı. 

    Maraş’taki gerici-faşist grupların 19 Aralık 1978’de Çiçek Sineması’na yerleştirdiği bir bomba katliama giden sürecin başlamasına neden oldu.

    Türkoğlu ilçesinden gelen bir grup faşist, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” ve “Müslüman Türkiye” sloganlarıyla kitleyi Cumhuriyet Halk Partisi ve TÖB-DER binalarına saldırttı.

    Bombanın patlamasından hemen sonra, Ülkücü Gençlik Derneği Maraş Şube Başkanı Mehmet Leblebici ve 2. Başkan Mustafa Kanlıdere’nin talimatlarıyla bombayı attığı iddia edilen Ökkeş Kenger Ankara’ya ÜGD’ye telefon ederek “yardım” talebinde bulundu.

    Ertesi gün Alevilerin oturduğu bir kıraathane bombalandı.

    21 Aralık’ta iki Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (Töb-Der) üyesi öğretmenler öldürüldü.

    22 Aralık’ta bu iki öğretmenin cenazesini taşıyanlara, faşistler “Komünistlerin, Alevilerin cenaze namazı kılınmaz” diyerek saldırdı.

    Bağlarbaşı Cami İmamı Mustafa Yıldız, cuma vaazında şu cümleleri sarf etti:

    “Oruç tutmak namaz kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer Hacca gitmiş gibi sevap kazanır; bütün din kardeşlerimiz hükümete ve komünistlere, dinsizlere karşı ayaklanmalıdır; çevremizde bulunan Alevileri ve CHP’li Sünni imansızları temizleyeceğiz.”

    Kalabalık dağılıp cenazeler ortada kalırken; güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karşılaşmayan saldırgan kalabalık, kent çarşısına yürüyerek Alevilere ve CHP’lilere ait işyerlerini tahrip etti. Saldırılarda 3 insan öldürüldü.

    22 Aralık gecesi faşistler, Sünni mahallelerinde Alevilerin silahlı saldırı yapacağı iddiasıyla propagandaya girişti.

    23 Aralık’ta Maraş’taki olaylar solculara ve Alevilere dönük bir kıyama dönüştü.

    BELEDİYE HOPARLÖRÜNDEN KATLİAM ÇAĞRISI

    23 Aralık sabahına Maraşlılar belediye hoparlöründen yapılan şu anonslarla uyandılar:

    “Alevi komünistler suya zehir kattılar, Aleviler Yörük Selim Mahallesi’nde din kardeşlerimizi katlediyor, yetişin ey Ümmet-i Muhammet, Allah’ını seven Müslümanlar Alevilere karşı din kardeşlerinin yardımına koşsun.”

    Bu anonslar katliamın da çağrısıydı. Aralıksız dört gün süren katliamda saldırganlar önceden işaretledikleri Alevi evlerine baltalar, satırlar, sopalar ve ateşli silahlarla saldırıya geçti. Yaşlı, genç, çocuk demeden toplu kıyıma başlandı. Hamile kadınların karınları deşildi. Kadınlar, eşleri ve çocuklarının gözleri önünde tecavüze uğradı. Katliam olurken güvenlik güçleri ortada yoktu.

    24 Aralık’ta sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ancak kentte hiçbir güvenlik gücü yoktu. Bu koşullarda 24 Aralık günü, faşistlerin çevre köy ve ilçelerden getirdiği silahlı grupların takviyesiyle, kıyım insanlık dışı boyutlar kazandı.

    111 KİŞİ KATLEDİLDİ, SORUMLULAR HALA YARGILANMADI!

    25 Aralık akşamı tamamen yatışan saldırılarda, resmen saptanabilen resmi olarak katledilen insan sayısı 111’di. Katliamın ardından, binlerce Alevi Maraş’ı kaçarcasına terk etti. 210 ev ve 70 işyeri yakılıp yıkılmıştı.

    Hükümet aylarca direndiği sıkıyönetimi ilan etmek zorunda kaldı. Maraş Katliamı davası 1991 yılına kadar sürdü. Davanın 1 No’lu sanığı sonradan Şendiller soyadını alan ve milletvekili olan Ökkeş Kenger’di. Mahkum olanlar yıllar süren yargılamadan sonra indirimlerden yararlandı ve serbest kaldılar.

    ECEVİT’İN ARŞİVİNDE AYRINTILAR; KATLİAMDA MİT’İN PARMAĞI

    Olayların yaşandığı tarihte iktidarda bulunan CHP’nin Genel Başkanı ve dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in arşivinde yer alan ve katliamdan sonra kendisine yakın kaynakların ulaştırdığı rapor, Maraş Katliamı’nda MİT’in parmağı olduğunu gösteriyordu. Ecevit’in arşivindeki 3 Ocak 1979 tarihli raporda, MHP-MİT ilişkileri ve Maraş Katliamı ile ilgili şu ayrıntılar yer alıyor:

    “CHP iktidarı devraldıktan sonra vuku bulan büyük olaylar (Malatya, Sivas ve Maraş) çıkacağına dair 1-2 ay evvelinden haber verilmediğinden yüzlerce vatandaşımızın can ve mal kaybına sebebiyet vermişlerdir. Önceden haber vermek bir tarafa, olayın yaratılmasında en etkin rolü oynamışlardır. Nitekim Maraş olayı MİT’ten…. müşterek planlamaları ile çıkartılmıştır. Türkeş, oraya ….’in tavassutuyla ….’u tayin ettirerek Güney bölgesini ele geçirmiş ve Maraş olaylarını tertip ettirmiştir, MİT olayın içinde olmasaydı Maraş’tan her türlü istihbaratı aylar evvel alır ve olayın zuhur etmesine meydan vermezdi.”

    Katliamdan bir ay sonra yazılan MİT raporunda; ülkücülerin, solcularla onları destekleyen Alevilere ‘bir ders vermeye’ karar verdiği bildirildi.

    Raporda kararın, MHP il örgütü yöneticileriyle Ülkücü Gençlik Derneği üyeleri ve derneğin bir genel merkez yöneticisinin katıldığı toplantıda alındığı belirtildi. Başka bir MİT belgesinde ise bir sinemaya bomba atılması olayını ÜGD üyesi Ökkeş Kenger’in (Şendiller) düzenlediği, patlamanın ardından da solcular tarafından yapıldığı söylentisi yayıldığı raporda yer aldı. MİT, askeri de günlerce harekete geçmemekle suçladı.

    Maraş Katliamı’nı başlatan Çiçek Sineması’na bomba atılması olayının faili ve sonradan açılan davanın bir numaralı sanığı Ökkeş Şendiller ise, devlet televizyonu TRT’nin 12 Eylül’ü konu alan “Şahların Labirenti” adlı belgeselinin Maraş Katliamı’ndan bahsedilen bölümüne, dönemin ülkü ocakları başkanı, BBP’nin helikopter kazasında ölen Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte katılmış ve ikisi de ‘tanık’ olarak adlandırılmıştı. İkili, Maraş Katliamı’nı, ‘aralarında Hrant Dink’in de bulunduğu komünist militanların gerçekleştirdiğini’ iddia etme cüreti sergileyebilmişlerdi.

    MARAŞ DOSYALARI KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI’NDA, AVUKATA VERİLMİYOR

    Maraş Katliamı dosyası sessizce kapatıldı. Maraş Katliamı dava dosyasının müdafi sıfatıyla inceleme talebi Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından ‘devlet sırrı’ gerekçesiyle reddedildi.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    > KKK vermiyor; Maraş Katliamı dosyaları için bugün Aleviler mahkemedeydi-VİDEO

    > Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın gizlediği ‘Maraş Katliamı dosyaları’ Meclis gündeminde!

  • Malatya Katliamı’nın 45. yılı: Faşistler Alevileri katledip, evlerini yağmalamıştı

    Malatya Katliamı’nın 45. yılı: Faşistler Alevileri katledip, evlerini yağmalamıştı

    PİRHA- Malatya Katliamı’nın üzerinden 45 yıl geçti. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Belediye hoparlöründen kuran okunup, “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı.

    Yıl 1978, günlerden 17 Nisan. Maraş’taki faşist provokasyon burada da devreye girmiş, gerici gruplar kendi belediye başkanlarına bombalı paket göndererek katledilmesi ile katliam başlatılmıştı.

    Diğer katliamlarda olduğu gibi ilerici, demokrat insanların ev ve iş yerleri ve Alevilerin evleri önceden işaretlenmişti.

    18 Nisan 1978 Salı. Sabahın erken saatlerinden itibaren kente, komşu il ve ilçelerden, köylerden akın akın insan gelmeye başlamıştı. Gelenlerin bir bölümü belediyenin önünde, diğer bir bölümü de Samanpazarı’nda toplandı. Toplananların sayısı kısa sürede on bini aştı. Çoğu 15-20 yaşlarında gençlerdi. Ellerinde özel hazırlanmış sopalar, zincirler, nacak gibi saldırı aletleri bulunuyordu. Yüzleri maskeli olan çok sayıda kişi de toplanan grupların önüne geçtiler. Bir kol, Cezmi Kartay Caddesi’ne yöneldi. Burada bulunan işyerlerinin çoğunluğu Alevilere aitti. Bir kol, Fuzuli Caddesi’ne, bir kol Akpınar, Yoğurtpazarı, Mısırlı Çarşısı ve eski Halep Caddesi’ne; bir kol da Turan Emeksiz Caddesi’ne doğru ‘Kahrolsun Komünizm!’, ‘Müslüman Türkiye!’, ‘Dan dan Hamido’ya intikam!’ sloganlarıyla yürüyüşe ve saldırıya geçtiler.

    Saldırganların önünde bulunan maskeliler; solcu ve Alevilere ait önceden işaretlenmiş işyerlerini göstererek tahrip ettiriyor, arkasından gaz dökerek yakıyorlardı. Yanan yağların, mobilyaların, halıların, deterjanların kokusu ve dumanı tüm Malatya’yı sardı.

    MASKELİ SALDIRGANLAR, YAKIYOR, YAĞMALIYOR!

    Yeni katılanlarla saldırganların sayısı 20 bine yaklaşıyordu. Denetim elden çıkmıştı. İşaretlenmiş iş yerleri ve konutlar tahrip ve yağma edilerek ateşe veriliyordu.

    Ortaklıkta başlarında maskeliler olduğu halde, ellerinde benzin bidonuyla dolaşan on binlerce saldırgandan başka kimse yoktu. Polis de yoktu. Yalnızca jet uçakları alçaktan uçarak ve sesleriyle saldırganları caydırmaya çalışıyorlardı. Ancak bu bir işe yaramamıştı. Sokaklara dökülen eşyalar yanıyordu. Cadde ve sokaklar buzdolapları, mobilyalar, televizyon ve radyolar, içki şişeleri, yağ kutuları, kumaşlar, ayakkabılar, sebze ve meyveler, cam parçaları, kapı ve pencere kırıkları, gaz tüpleri, devrilmiş otolardan geçilmiyordu. Ateşi söndürmeye gelen itfaiye araçları, hortumları kesilmiş olarak sokaklarda bekletiliyordu.

    SALDIRGANLAR ALEVİ MAHALLELERİNE YÖNELİP, TACİZLERE BAŞLADILAR!

    Şehir merkezinde sağlam yer kalmamış ve saldırganların da işi bitmişti. Bu kez mahallelere yöneldiler. Rastladıkları genç kızlara sarkıntılık etmeye, yaşlı kadınları dövmeye başladılar. Bu ortamda nereden geldiği bilinmeyen bir kurşun, saldırganlar arasında bulunan İnönü Üniversitesi öğrencisi Tahir Kökçü’yü kafasından ağır yaralamıştı. Hastaneye kaldırılan yaralı kurtarılamamış, yaşamını yitirmişti. Olayları yatıştırmak amacıyla bir konuşma yapan Malatya Cumhuriyet savcılarından Necati Sezener ile Adıyaman‘dan gelen Jandarma Komando Birliği Komutanı Yüzbaşı Arif Doğan saldırıya uğradı ve her ikisi de bıçak ve kurşunla yaralandı. Kalabalık bir grup, Alevilerin yoğun olduğu Ata (Haçova), Cemal Gürsel ve Başharık Mahallelerine doğru yürüyüşe geçti. Turan Emeksiz Caddesi’nin üzerinde bulunan yüzlerce işyeri ve evin camlarını kırarak eşyalarını sokaklara atıyor, gaz dökerek yakıyorlardı.

    FAŞİSTLER, 3 LİSELİ ALEVİ ÇOCUĞU KAÇIRIP, İŞKENCE EDEREK KATLETTİLER!

    Çilesiz Mahallesi, Malatya’nın güneybatısında, bahçeli bir semtti. Yüzyıllardır Aleviler ve Sünnilerin iç içe yaşadığı kentin eski mahallelerinden biriydi. Hamit Fendoğlu’nun öldürülmesini fırsat bilenler saldırılarını bu semte de yönelttiler. Saat 12.00’ye doğru bir araba, top oynayan çocuklara yaklaşır. Arabadan biri iner, ‘Naci, Sait, Özcan’ diye ismen çağırdığı üç çocuğu arabaya alır ve uzaklaşırlar. Üçü de Alevi ailenin çocuklarıdır. Birkaç saat sonra acı haber gelir. Çocuklar önce işkence görmüş, sonra kafalarına sıkılan kurşunlarla öldürülmüştü. Cansız bedenleri Malatya’ya 8 kilometre uzaklıktaki Beylerderesi’nde demiryolu tüneli önünde rayların üstüne bıraktılar. Üzerlerinden tren geçen cesetler paramparça olarak bulunmuştu. Çocukların aileleri, katillerin bulunması için kuşkulandıkları bazı isimleri ilgili makamlara verdiler ancak dava sonuçsuz kaldı.

    KATLİAMIN ÖN HAZIRLIĞI GÜNLER ÖNCESİNDEN YAPILDI

    Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler Bilim ve Kültür Derneği adlı kuruluş adı altında Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Tarihte yaşanan diğer katliamlar gibi zemin hazırlanıyordu. Günler geçtikçe gerginlik artıyor, Alevilerin bulunduğu evler işaretleniyordu.

    BELEDİYE HOPARLÖRLERİNDEN “DİN ELDEN GİDİYOR”

    18 Nisan günü, Malatya’da saldırı başladığı saatlerde Belediye hoparlöründen kuran okumaya başlanır. Kuran okunmasından sonra faşist bir grubun hoparlörden yaptığı “Din elden gidiyor, camilere de bomba konuluyor” anonsları aralıksız akşama kadar sürmüştür. Böylece halkın dini duyguları kışkırtılarak katılımın çoğaltılmasına, saldırıların yaygınlaştırılmasına çalışılmıştır. ‘Güçlü devlet’ in Malatya’daki temsilcileri ise bu tahriklere seyirci kalmıştır.

    8 KİŞİ KATLEDİLDİ, 100 KİŞİ YARALANDI

    17 Nisan 1978 akşamı başlayan saldırı, tahrip ve silahlı çatışma, 20 Nisan akşamına kadar sürdü. Üç gün aralıksız süren saldırılarda 8 kişi katledilmiş, 20’si ağır olmak üzere yüz kişi yaralanmış, 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere, toplam 960 iş yeri ve konut tahrip edilmişti.

    BOMBALI PAKETİN ADRESİ NÜKLEER ARAŞTIRMA MERKEZİ

    Yapılan inceleme sonucu bu paketlerdeki patlayıcıların, daha önce İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilerin üzerine atılan bomba ve ADMMA yakınlarında atılarak beş kişinin yaralanmasına neden olan bombalarda kullanılanla aynı olduğu belirlenmişti. Bu türden patlayıcıların ancak Atom Enerjisi Araştırma Merkezi’nde yapılabileceğini belirtmişlerdi. Bunun üzerine Ankara Nükleer Araştırma Merkezi’nde arama yapılmıştı. Bu merkezde çalışanların büyük çoğunluğu Ülkü Ocakları üyesiydi. Ülkü Ocakları’nın eski Genel Başkanı Muharrem Şemsek de burada çalışıyordu. Muharrem Şemsek ve birkaç arkadaşı gözaltına alındı ve Nükleer Araştırma Merkezi de bir süre için kapatıldı. Muharrem Şemsek ve arkadaşları daha sonra mahkemece serbest bırakıldı.

    ALEVİLER GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALDI

    12 Eylül 1980’de gelen askeri darbeden sonra, demokratlara, devrimcilere ve Alevilere yönelik baskılar yoğunlaştı. Neredeyse her gün evleri, işyerleri aramadan geçirilen bu insanlar, uyduruk gerekçelerle gözaltına alınıyor, işkencelerden geçiriliyordu. Bunca baskıyla karşılaşan demokrat, devrimci ve Aleviler, sonunda Malatya’yı terk etmek zorunda kaldılar. İş sahibi olanlar, işyerlerini günün değerinin çok altında fiyatlara satarak Mersin, Adana, İstanbul, İzmir gibi kentlere göç etmeye başladılar. Ekonomik gücü olmayanlar da köylerine döndüler. Böylece Malatya’nın etnik ve kültürel mozaiği, siyasal yapısı esaslı bir değişime uğratılmış oldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Beyazıt Katliamı’nın 45. yılı: Ülkücüler 7 öğrenciyi katletmiş, 50’den fazla öğrenciyi yaralamıştı

    Beyazıt Katliamı’nın 45. yılı: Ülkücüler 7 öğrenciyi katletmiş, 50’den fazla öğrenciyi yaralamıştı

    PİRHA-Bugün 7 devrimci öğrencinin ülkücülerin saldırısı sonucu yaşamını yitirdiği Beyazıt Katliamı’nın 45. yılı. Beyazıt Katliamı sonrası başlatılan yargı süreci zaman aşımıyla sonuçlandı. Böylece, 7 kişinin ölümü, onlarca kişinin yaralanmasına yol açan, örgütlü ve planlı bir biçimde gerçekleştirildiğine dair çok sayıda kanıt bulunan 16 Mart Beyazıt Katliamı, zaman aşımına uğratıldı.

    16 Mart 1978 yılında 7 öğrencinin hayatını kaybettiği, 50’den fazla kişinin yaralandığı Beyazıt Katliamı’nın üzerinden 45 yıl geçti. Katliamın ardından yapılan iki yargılama da faillerin cezasız kalmasıyla sonuçlandı. Yürürlükteki ceza hukukuna göre zamanaşımı dolmadığı halde dava zaman aşımından düşürülerek Türkiye’nin ilk kontrgerilla dava dosyası kapatıldı.

    16 Mart 1978’de ülkücü saldırılar nedeniyle öğrencilerin kampüsten toplu çıkış yaptığı esnada atılan bomba ve ardından açılan yaylım ateşi sonucu İktisat ve Hukuk fakültesi öğrencileri Hatice Özen, Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl ve Murat Kurt hayatını kaybetti. 50’den fazla öğrenci de yaralandı.

    Saldırının failleri, “Merasim Birliği” adlı polis birliği ve Orhan Çakıroğlu başkanlığında ve Mehmet Gül yönetimindeki Ülkü Ocakları üyeleriydi. Ateş kesildikten sonra polisler koşan saldırganların peşinden gitti, ancak Komiser Muavini Reşat Altay tarafından engellendiler. Reşat Altay, gazeteci Hrant Dink’in öldürüldüğü tarihte de Trabzon İl Emniyet Müdürüydü.

    Okul süresiz tatil edilirken, saldırının hemen ardından öğrenciler üniversiteyi işgal etti. İşgalin hemen ardından sendikalar, meslek örgütleri, barolar, derneklerin de katıldığı on binlerce kişilik cenaze töreniyle saldırıya yanıt verildi. 7 gencin tabutları, Sirkeci iskelesindeki feribota teslim edildi. Bombanın, Kontrgerillacı Yüzbaşı Mehmet Ali Çeviker’in deposundan çıktığı ve Abdullah Çatlı tarafından ulaştırıldığı ortaya çıktı.

    SADECE 1 KİŞİ TUTUKLANDI, 17 KİŞİ HAKKINDA TAKİPSİZLİK KARARI

    Devrimci öğrencilere dönük saldırılar toplumun birçok kesimi tarafından protesto edilirken, katliama ilişkin ise sadece bir kişi tutuklandı. 1978 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında aralarında dönemin Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Orhan Çakıroğlu, dönemin Ülkü Ocakları’nda görevli olan Mehmet Gül, dönemin MHP İstanbul İl Başkanı Kazım Ayaydın gözaltına alındı. Sanıklardan Sıddık Polat ise Elazığ’da yakalandı.

    Yürütülen soruşturmada 17 kişi hakkında takipsizlik kararı verilirken, diğer sanıklar hakkında idam istemiyle İstanbul 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde dava açıldı. Yargılama sonunda, Polat 11 yıl hapis cezasına mahkûm edilirken, diğer sanıklar ‘delil yetersizliğinden’ beraat etti. Askeri Yargıtay’ın 5 Ekim 1982 tarihli kararından sonra Polat da beraat etti.

    Katliamın failleri Ergenekon davaları kapsamında tutuklanınca, katliam mağdurlarının avukatları her iki dosyanın birleştirilmesini istedi ancak bu talep reddedildi. Ayrıca Beyazıt Katliamı döneminde öğrencileri korumakla görevli polislerin başında yer alan Reşat Altay’ın yargılandığı Hrant Dink davasıyla, katliam dosyasının birleştirilmesi talebi de reddedildi.

    KATLİAM ZAMAN AŞIMIYLA SONUÇLANDI

    Beyazıt Katliamı sonrası başlatılan yargı süreci tıpkı diğer katliamlar ve faili meçhul cinayetlerde olduğu gibi zaman aşımıyla sonuçlandı. 20 Ekim 2008’de İstanbul 6. Ceza Mahkemesi’nin verdiği zaman aşımı kararı Mart 2010 tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onandı. Böylece, 7 kişinin ölümü, onlarca kişinin yaralanmasına yol açan, örgütlü ve planlı bir biçimde gerçekleştirildiğine dair çok sayıda kanıt bulunan 16 Mart Beyazıt Katliamı, zaman aşımına uğratıldı.

    PİRHA/ İSTANBUL