Etiket: 47. yıl

  • Maraş Katliamı’nın 47. yılında Çeşme Cemevinde anma-VİDEO

    Maraş Katliamı’nın 47. yılında Çeşme Cemevinde anma-VİDEO

    PİRHA-  Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Çeşme Şubesi Cemevi, Maraş Katliamı’nın 47. yılında anma düzenledi. Anmada Alevilere yönelik nefret söylemlerine, ayrımcılığa ve cezasızlık politikalarına son verilerek katliamlarla yüzleşilmesi çağrısında bulunuldu. 

    Maraş Katliamı’nın 47. yılında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Çeşme Şubesi Cemevi’nde anma ve panel düzenlendi.

    Anmaya Pir Sultan Abdal Kültür Derneği GYK üyesi Kenan Yaşatürk, Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Kemal Yıldız ve çok sayıda kişi katıldı.

    Anmada Sanatçı Ezgi Su Gül, deyişlerini seslendirdi.

    “KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMEDEN BU TOPRAKLARA BARIŞ GELMEZ”

    Anma öncesinde bir açıklama yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Çeşme Şube Başkanı Musa Atasoy, Maraş’ta yaşananların münferit bir olay olmadığı vurgulayarak, katliamın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırı olduğu ifade etti.

    Atasoy, “Bizler Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak çok iyi biliyoruz ki; hakikatle yüzleşilmeden, adalet sağlanmadan bu topraklara barış gelmez. Maraş’ı unutmak demek, yeni katliamlara kapı aralamak demektir. Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de yaşananlar bunun en acı göstergesidir” diye konuştu.

    “NEFRET SÖYLEMİNE, AYRIMCILIĞA VE CEZASIZLIK POLİTİKALARINA SON VERİLMELİ”

    Musa Atasoy, Alevilere yönelik ayrımcılık ve cezasızlık politikalarına son verilmesi çağrısını yineleyerek, “Bugün buradan bir kez daha haykırıyoruz; Aleviler bu ülkenin asli unsurudur. Eşit yurttaşlık istiyoruz. İnancımızın tanınmasını, cemevlerimizin ibadethane statüsüne kavuşmasını istiyoruz. Nefret söylemlerine, ayrımcılığa ve cezasızlık politikalarına son verilmesini istiyoruz. Katledilen canlarımıza sözümüz var. Sizi unutmayacağız. Sizin adınızı meydanlarda, sokaklarda, dillerimizde yaşatacağız. Bu ülke gerçekten demokratik, laik ve adil bir ülke olana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” diye belirtti.

    PANEL DÜZENLENDİ

    Anmadan sonraki panel kısmında ise Araştırmacı-Yazar Naim Gül, Alevilere yönelik katliamlara dair değerlendirmelerde bulundu.

    Selçuklu’dan Osmanlı’ya Alevilere yönelik katliamların planlı bir nefret siyasetinin devamı olduğunu ve bu soykırım politikalarının kendisinden sonraki iktidarlarlara devredildiğini belirten Naim Gül, Aleviliğin toplumsal yaşam önermelerinin iktidarlar açısında bir tehlike olarak görüldüğüne işaret etti.

    Naim Gül sunumunun devamında ise Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarının birbirleri ile bağlantılı olduğuna değinerek, Aleviliğe yönelik soykırım ve asimilasyon politikalarının devam ettiğine vurguda bulundu.

    PİRHA/İZMİR

  • Maraş Katliamı’nın 47. yılında İzmir’de anma: Toplumsal barış yüzleşmekle mümkündür-VİDEO

    Maraş Katliamı’nın 47. yılında İzmir’de anma: Toplumsal barış yüzleşmekle mümkündür-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın 47. yılında İzmir’de yapılan anmada Alevi nefreti ve soykırımlarının sınır tanımadığına vurgu yapılarak, “Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Bu suçla gerçek anlamda yüzleşilmeden, failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden bu ülkede toplumsal barışın kurulması mümkün değildir” denildi.

    Maraş Katliamı’nın 47’nci yıldönümü dolayısıyla Alevi örgütleri Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. “Maraş Katliamı’nı unutmadık unutturmayacağız” yazılı pankartın açıldığı anmada, “Maraş’ı unutma unutturma”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar” sloganların atıldı. Anmaya çok sayıda kişi katıldı.

    Anma öncesinde konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Mehmet Bozkurt, katliamla yüzleşme çağrısı yaparken, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan ise, “Alevi oldukları için Maraş’ta insanları katlettiler. Bu zihniyet aynı zamanda Suriye’de Alevileri katlediyor. Bu akıl yine tekçilik. Bu topraklara demokrasi, eşitlik gelecek ise birlikte daha fazla sesimizi yükseltmek gerekiyor. Ülkede bir seneden süren bir süreç var ve yeni katliamların olmaması için barış diyoruz. Bu barış iktidar ve ortaklarının iki dudağı arasına bırakılmayacak kadar değerli bir barış. Barış ancak katliamlarla yüzleşilmekle sağlanır. Barış kağıt üzerinde yazılan iki cümle ile bu topraklara gelmez. Maraş’ta kaybettiğimiz canları anıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Kurumlar adına basın metnini ise Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Kemal Yıldız okudu.

    Basın açıklamasında, 19–26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta yaşananların münferit bir olay olmadığı vurgulanarak, katliamın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırı olduğu ifade edildi. Açıklamada, yüzlerce Alevinin katledildiği, binlercesinin yaralandığı, on binlerce kişinin ise evlerinden ve topraklarından zorla koparıldığı hatırlatıldı. Alevilere ait mahallelerin sistematik biçimde hedef alındığı, evlerin, iş yerlerinin ve tarım arazilerinin yağmalanıp yakıldığı belirtildi.

    “ÖRGÜTLÜ, PLANLI VE İNANÇ TEMELLİ BİR SALDIRIYDI”

    Maraş Katliamı’nın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırının sonucu olduğunu belirten Kemal Yıldız, “Maraş, bir çocuğun yalnızca Alevi olduğu için kazana atılarak kanının akıtıldığı karanlık bir tarihtir. Anaların, çocukların, hamile kadınların, gençlerin ve yaşlıların yalnızca Alevi kimlikleri nedeniyle katledildiği; insan onurunun ayaklar altına alındığı bir yerdir. Alevi olmanın yaşam hakkı için tehdit sayıldığı, devletin yurttaşlarını koruma sorumluluğunu yerine getirmediği ve adalet mekanizmalarının bilinçli biçimde işletilmediği bir utanç tablosudur. Bu katliam, yalnızca Maraş’ta yaşayan canlarımızın değil;, Koçgiri’de, Dersim’de Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de ve Ankara’da yaşananlarla birlikte Alevi toplumunun tamamının ortak hafızasında kapanmamış bir yaradır. Yaşanan her katliamda aynı inkârcı, ayrımcı ve düşmanlaştırışı zihniyetin izlerini görmekteyiz. Bu nedenle bugün burada yalnızca bir yas tutmak için değil; insanlık onurunu savunmak, hakikati talep etmek ve bir daha Maraşların yaşanmaması için mücadele kararlılığımızı ifade etmek için bulunuyoruz” dedi.

    “KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMEDEN TOPLUMSAL BARIŞIN KURULMASI MÜMKÜN DEĞİL”

    Cezasızlık anlayışının, yalnızca Maraş’ın değil, sonrasında yaşanan pek çok katliamın da zeminini hazırladığını ifade eden Kemal Yıldız, “Maraş davası yıllar boyunca sürüncemede bırakılmış; hukukçuların ve ailelerin defalarca yaptığı başvurulara rağmen Genelkurmay arşivleri gizlenmiş, katledilen canlarımızın mezar yerleri açıklanmamış, gerçeklerin üstü sistematik bir şekilde kapatılmıştır. Devlet, kendi sorumluluğuyla yüzleşmek yerine Maraş’ta yaşananları “talihsiz olaylar” olarak nitelendirmiş; kontrgerilla yapılanmalarının rolünü örtbas etmeyi tercih etmiştir. Alevi toplumu olarak bir kez daha açık ve net biçimde ifade ediyoruz: Maraş Katliamı bir insanlık suçudur. Bu suçla gerçek anlamda yüzleşilmeden, failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden bu ülkede toplumsal barışın kurulması mümkün değildir. Katliamlarla yüzleşmeden ortak bir gelecek kurulamaz!” diye belirtti.

    “ALEVİLERE YÖNELİK KATLİAM VE NEFRET SINIR TANIMIYOR”

    Kemal Yıldız, açıklamanın devamında Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarına dikkat çekerek, bu saldırıların Maraş’taki gibi aynı zijniyetin ürünü olduğunun altını çizdi. Yıldız, “Alevi toplumu açısından Maraş, yalnızca Türkiye sınırları içinde yaşanmış bir katliam değildir. Aynı coğrafyanın ve inanç dünyasının bir parçası olan Suriye Alevileri de özellikle Suriye’deki selefi çetelerin silahlandırılması sürecinden başlayarak, günümüzde de yaşandığı gibi, sistematik saldırılara, katliamlara ve zorunlu göçe maruz bırakılmıştır. Maraş’ta yaşanan katliam ile Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar, aynı nefret ideolojisinin ve aynı karanlık zihniyetin ürünüdür. Her iki coğrafyada da Aleviler soykırıma maruz kalmıştır. Bu durum, nefret siyasetinin sınır tanımadığını ve Alevi toplumuna yönelik tehdidin uluslararası bir boyut taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Acılarımız ortaktır; mücadelemiz de ortak olmak zorundadır” ifadelerini kullandı.

    ULUSLARARASI KAMUOYUNA ÇAĞRI

    Kemal Yıldız, uluslararası kamuoyunu ise Alevilere yönelik nefret politikalarına ve soykırım saldırılarına karşı harekete geçme çağrısında bulunarak şunları söyledi:

    “Buradan uluslararası topluma ve başta Türkiye olmak üzere dünya devletlerine sesleniyoruz; Colani katilini ve HTŞ çetelerini korumaktan ve palazlandırmaktan vazgeçin. Htş çetelerine verdiğiniz askeri ve ekonomik destek, Alevilerin katliamına cesaret vererek zulmün ve soykırımın yolunu açmaktadır. Dökülen her kanda sizlerin de sorumluluğu vardır. Biz Aleviler zulme karşı yaşamı, barışı ve insan onurunu savunan bir inancın ve tarihsel direncin talipleriyiz. Gerçekler ortaya çıkana, adalet sağlanana ve bu topraklarda eşit yurttaşlık tesis edilene kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

    PİRHA/İZMİR

  • Alevi örgütleri Maraş’ta yürüdü: Katliamla yüzleşilsin!-VİDEO

    Alevi örgütleri Maraş’ta yürüdü: Katliamla yüzleşilsin!-VİDEO

    PİRHA – Alevi örgütleri, Maraş Katliamı’nın 47. yılında katliamın gerçekleştiği Yörükselim Mahallesi’ne yürüyerek bir kez daha yüzleşme ve adalet çağrısı yaptı. Yürüyüş ve anmada “Maraş’ı unutma, unutturma” vurgusu öne çıktı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) çağrısıyla çok sayıda kişi Maraş’ta bir araya geldi.

    Alevi kurumlarının çağrısıyla toplanan kitle, Maraş Katliamı’nın yaşandığı Yörükselim Mahallesi’ne yürüdü. “Maraş’ı Unutma, Unutturma” pankartının açıldığı yürüyüş boyunca, “Maraş’ı unutma unutturma”, “Maraş’ın hesabı sorulacak”, “Katil devlet hesap verecek” ve “Alevilik vardır, Alevilik haktır” sloganları atıldı.

    Yürüyüşün ardından kitle, polis ablukası altındaki Erenler Cemevi’ne kontrol noktalarından geçirilerek alındı.

    “KATLİAMI LANETLEMEYE TAHAMMÜL YOK”

    Erenler Cemevi önünde bir araya gelen yüzlerce kişi, Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına saygı duruşunda bulundu. Pir Erdoğan Sevim ve Ana Sevim Yalıncak’ın verdiği gülbenglerin ardından katledilenler için karanfiller bırakıldı, çerağlar uyandırıldı.

    Anmada konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, anma etkinliklerine yönelik yasak ve engellemeleri eleştirdi. Aslan, “47 yıl geçti. Eğer biz kaybettiklerimizi hâlâ anmakta zorlanıyorsak bu, bu ülkeyi yönetenlerin ayıbıdır” dedi.

    Aslan, şöyle devam etti:

    “Bir taraftan barış diyorsunuz, bir taraftan Alevi açılımı yapıyorsunuz ama Alevilere yapılan soykırımlarla yüzleşmiyorsunuz. Bu ülkede yaşanan acılarla yüzleşilmedikçe, katliamların hesabı sorulmadıkça barış gelmez. Yörükselim Mahallesi’nde bir katliam anıtına ihtiyaç var. Katliamı lanetlemeye bile tahammül yok, hâlâ yasaklamalar var. Katliamla yüzleşmenin yolu örgütlenmekten, bir arada olmaktan ve mücadeleden geçiyor.”

    SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINA TEPKİ

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise konuşmasında Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarına dikkat çekti. Colani’nin meşrulaştırılmasına tepki gösteren Mat, “Aleviler, Bektaşiler, Kızılbaşlar bu coğrafyada zulümle eşdeğer hale getirilmiştir” dedi.

    Mat, “Suriye’de Aleviler katlediliyor, Colani kırmızı halılarla karşılanıyor. Bunu asla kabul etmiyoruz. Suriye’deki Aleviler, Kürtler ve Dürziler yalnız değildir” diyerek, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı da eleştirdi. Mat, “Bu yapı Alevilerin iradesine müdahaledir. Onurlu bir barış istiyoruz ve katliamların hesabı sorulana kadar sokaklarda olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “ÜSTÜ KAPATILMIŞ BİR KATLİAM VAR”

    CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç da Maraş Katliamı’nın hâlâ aydınlatılmadığını belirterek, “50 yıldır arşivleri açılmamış, mezar yerleri açıklanmamış, üstü kapatılmış bir katliamla karşı karşıyayız” dedi. Öztunç, Meclis’te kurulan komisyonun gerçek sonuç alabilmesi için arşivlerin açılması ve sorumluların ortaya çıkarılması gerektiğini vurguladı.

    “KATLİAMLAR DEVLETİN İSTEDİĞİYLE OLUR”

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu ise Maraş Katliamı’nın demografik ve toplumsal dönüşüm hedefiyle gerçekleştirildiğini söyledi. Kenanoğlu, “Devletin istemediği hiçbir olay katliama dönüşmez” diyerek şu ifadeleri kullandı:

    “Maraş Katliamı, dönemin devlet yöneticilerinin isteğiyle katliama dönüştürülmüştür. Bu toprakları Alevilerden, Kürtlerden ve sosyalistlerden arındırmak isteyen anlayış, birçok yerde katliamlar gerçekleştirdi. Bu nedenle failleri bulamıyoruz; çünkü failler zaten sistemin kendisiydi. Katliamların failleri ancak toplumun demokrasi, barış ve yüzleşme arzusu ile ortaya çıkar. Barış, iktidar istediğinde değil, biz istediğimizde gelecek. Ne demokrasinin ne de barışın peşini bırakacağız.

    Anma, Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına lokma dağıtılması ve çerağların sırlanmasıyla sona erdi.

    PİRHA/MARAŞ

     

     

  • Maraş Katliamı 47. yılında Yörükselim Mahallesi’ndeki yürüyüşle lanetleniyor-CANLI

    Maraş Katliamı 47. yılında Yörükselim Mahallesi’ndeki yürüyüşle lanetleniyor-CANLI

    PİRHA- Alevi örgütleri, 47 yıl önce Maraş Katliamı’nın yaşandığı Yörükselim Mahallesi’ne yürüyerek katliamı lanetlendi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAVK), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Maraş’ta 47 yıl önce katledilenleri anmak için bir araya geldi.

    Anmaya ülkenin birçok farklı bölgesinden çok sayıda kişi katılıyor.

    Alevi kurumlarının çağrısıyla toplanan çok sayıda kişi, katliamın gerçekleştiği Yörükselim Mahallesi’ne yürüyor. Yürüyüş sırasında sık sık “Maraş’ı unutma unutturma”, “Maraş’ın hesabı sorulacak”, “Katil devlet hesap verecek”, “Alevilik vardır, Alevilik haktır” sloganları atılıyor.

    Yürüyüşün ardından katliamın gerçekleştiği Yürükselim Mahallesi’ne ulaşacak kitle, polis ablukasına alınan Erenler Cemevi’ne  polis kontrol noktasından geçtikten sonra ulaşacak.

    PİRHA/MARAŞ

     

     

  • Maraş Katliamı tanığı Elif Tabak: Soykırım hala hafızalarda diri; 147 yılda geçse izini sürdürecek-VİDEO

    Maraş Katliamı tanığı Elif Tabak: Soykırım hala hafızalarda diri; 147 yılda geçse izini sürdürecek-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın tanıklarından Elif Tabak aradan geçen 47 yıla rağmen katliamın izlerini hala üzerinde taşıyor. 34 yıl boyunca bir daha ayak basmadığı Maraş’a dönen Elif Tabak, katliamın insan hafızasında hala diri olduğunu ifade ediyor. Tabak, “Sadece zaman zaman kabuk bağlayan ve kanamaya devam eden bir yara. 47. yılda da hala Maraş’ta dolaşmamaya, hiçbir sokağa girmeme gibi bir endişem var. Değil 47 yıl 147 yılda geçse bu soykırım izini sürdürmeye devam edecek” diye konuştu.

    Türkiye tarihinin sayısız kara lekelerinden bir olan Maraş Katliamı’nın 47’inci yılına girdik. Ülkücü Gençlik Derneği tarafından izlenen “Güneş Ne zaman Doğacak” adlı film 16 Aralık 1978’de Çiçek Sineması’nda gösterime girer. 19 Aralık Günü 20.00 seansının sonuna doğru tesiri az bir patlayıcının patlamasıyla bir tahrik başlar. Salonda film sırasında sık sık, “Müslüman Türkiye”, “Milliyetçi Türkiye” “Komünistler Moskova’ya”, “Başbuğ Türkeş” gibi sloganlar atılır. Filmi izleyenler arasında bulunan bir grup Ülkü Ocağı mensubu, “Bunu solcular attı” söylemleriyle diğer izleyicileri de tahrik etmek suretiyle PTT binasına sloganlar atarak yönelir ve saldırılar başlar. Böylece tarihin kanlı raflarında yer alacak olan Maraş Katliamı’nın ilk saldırıları başlamış olur. Yedi gün süren ve 100’ün üzerinde Alevi yurttaşın katledilmesiyle sonuçlanan Maraş Katliamı ayrıca, 12 Eylül Darbesi’nin ilk katliamlarından sayılır.

    Failleri hala ortaya çıkarılmayan katliamdan sonra binlerce kişi sürgüne gönderilerek bölge insansızlaştırıldı. Doğanın talanıyla sürdürülen bu politikaya karşı göç yollarına düşenlerin; bölgede süren dil ve kültür asimilasyonu, ekolojik kıyım ve göçertme politikalarına karşı direnişi de sürüyor.

    Maraş’ın Afşin ilçesinin Örenli köyünde yaşayan ve henüz 13 yaşındayken katliama tanıklık eden ve kendi köyünden 17 kişiyi katliamda kaybeden Elif Tabak, hala ilk günkü gibi hatırladığı katliam günlerini PİRHA’ya anlattı.

    “YAZIN MARAŞ’A ÇALIŞMAYA GELİYORDUK VE YERLEŞTİK”

    – Sizin Maraş’a göçünüz nasıl gelişti? Alevilerin bu süreçte kent merkezindeki uğraşısı ve yerleşimi nasıldı? 

    Elif TABAK: Maraş’ın en uç köyü olan Afşin’in Örenli köyünde dünyaya geldim.  Ailemin ve köylülerimin Maraş’a gitme hikayesi ilk eğitim ile başladı. Ailelerde öğrencilerle birlikte Maraş’a yerleşir ve geçici işlerle geçimini sağlayarak yazın köye dönerdi. Bizim de babamız Hakk’a yürümüştü ve yaşamımızı idame edebilmek için Maraş’a gitmiştik. İlk taşındığımız sokak Ozan Emekçi’nin ailesinin oturduğu bir sokaktı ve Tekke Mahallesi diye geçiyordu. Yerleşen aileler ilkbaharda pamuk tarlalarına çalışmaya gider ve çadırlarda kalırlardı. Ben 7 yaşındaki iken bütün bu işçiliklere başladım. Erkekler de Maraş’ın çevre köylerinde halka tatlı satar, çerçilik yaparlardı. Alevilerin yaşamı bu idi.

    “MARAŞ’IN RENGİ DEĞİŞİYORDU”

    -Peki bu bahsettiğiniz Tekke Mahallesi’nde yaşamak nasıldı? Alevilerin gelmesi ile Maraş’ta neler değişiyordu?

    Tekke Mahallesi’nde 10 yaşında iken kara çarşaf giydim. Çünkü Maraş’ın içerisindeki bütün kadınlar kara çarşaf giyiyordu. Çok az bir insan modern kıyafetler giyinirdi. Öğretmenlerin saçları açıktı lakin onlar dahi okula gelince kapalı giyinmek zorunda kalırdı. Aleviler Yörükselim ve Karamaraş mahallesinde yoğunlukta yaşıyordu. 1976 yılında bizde Yörükselim Mahallesi’ne taşındık ve annem kara çarşaflarımızı keserek bize önlük dikti. O mahallede kendimizdik, o kıyafetlerle insanlar artık Maraş’ın merkezine inmeye başlamıştı. Bir anlamda Maraş’ın rengi değişmişti. Sosyalist gençler, kadınlar, gençler artık restoranlarda yemek yiyordu.

    MARAŞ’TA DEVRİMCİ HAREKETLER BÜYÜYOR

    – İnsan hafızasında katliamlar unutulmayan bir yerde. Siz katliamın tanığı ve mağdurusunuz. O dönem nasıl bir atmosfer vardı ve katliam nasıl bir ortamda gelişti? 13 yaşında bir çocuğun gözünden neler görünüyordu?

    Katliam olduğunda 13 yaşında bir çocuktum. Benden büyük 3 ağabeyim vardı ve o dönem sosyalist hareketlere tanışmıştık. Bize devrimciler gelirdi. Pek adını anmak istemesem de, İbrahim Kaypakkaya Dersim’de vurulduğunda yanın tek sağ kurtulan Ali Mercan o dönem bize Hüseyin ismi ile gelirdi. Maraş’ta sağ-sol sokak çatışması olarak hatırladığım tek şey 12 Şubat Maraş’ın kurtuluş günüydü. Bu kutlamalardan sonra sosyalist gençlerle Maraş’ın faşist düşünceli gençleri sokak aralarında birbirlerini kovalayıp döverdi. Hatırladığım ilk eylem 1975’de Narlı’da Toprak-iş sendikasının organize ettiği yürüyüştü ve bende katılmıştım. Ondan sonraki en görkemli eylem Antep’te 1977 yılındaki 1 Mayıs’tı. Çok görkemliydi ve inanılmaz derecede etkilemiştim. Bazı kareler gözümde halen çok canlı durur.

    “GIJIK DEDE GÖRKEMLİ BİR TÖRENLE TOPRAĞA SIRLANDI”

    Maraş’ta toplumsal en büyük eylem ise 4 Nisan 1978’de katledilen Gıjık Dede’nin cenaze töreniydi. Kıbrıs Caddesi denen ve Maraş’ı ikiye bölen caddeden Yörükselim Mahallesi’ne ve  Kara Maraş’taki mezarlığa adar çok görkemli, organizeli geldik ve toprağa sırladık. Bu kortej büyük sükunetle, sağduyuyla sloganları atarak valilik binası önünde oturma eylemi geçekleştirdi. Kimsenin burnu kanamadan mahalleye gittik. Aralık ayında aynı noktada diyebileceğimiz yerde Mustafa Yüzbaşıoğlu ile Hacı Çolak katledildiler. Katledilen bu devrimci öğretmenleri sahiplenme duygusu Maraş ile sınırlı kalmadı. Çevre köylerden, şehirlerden gelen insanlarla şehir adeta doldu. Bu öğretmenlerin cenazesi de Gıjık Dede’nin cenazesi gibi çok görkemliydi.

    CENAZEYE SALDIRI: SİLAHLAR VE TAŞLAR  EVLERE TAŞINMIŞTI

    Eski belediye önündeki Ulu Cami’den üzerime ateş edildi. Neredeyse bütün binalardan saldırılar başlamıştı. Silahlar ve ayrıca taşlar kasalarla evler özel olarak taşınmıştı. Taşlar üzerimize yağmur gibi yağıyordu. Cenazeler yerde kalmıştı ve insanlar yaralanmıştı. Birisi de benim ağabeyimdi. Adım atamıyorduk ve üst üste yığılmıştık. Abimi gördüm ve yanıma gidemiyordum. Yüzünü avuçları içerisine almıştı ve kanlar içerisindeydi. Çığlık atıyordum. Polisler duvar kenarına dizilmişti. O hışımla giderek bir polisin yakasından tuttum ve yakasına yapışarak salladım ‘bu silahı kullanamıyorsan ver biz kullanalım’ dedim.  Sonradan birisi beni çekti ve ‘ o pol-derli bir polis’ dedi. O poliste benimle birlikte ağlıyordu. Bütün saldırılar içerişinde mahalleye döndük. Ağabeyimi bulabilir miyim diye hastaneye girdim ve içerisi tam bir vahşetti. Odalarda, koridorda, yerlerde insanların çığlıkları dayanılmazdı. Ağabeyimin öldüğünü düşünüyordum.  Herkes içeriye giremiyordu ve camdan dışarıya yaralılarla ilgi bilgi veriyordum. Derken ağabeyim içeri girdi ve inanılmaz bir duyguydu benim için. O katliamın, çığlıkların arasında duyabileceğim en güzel duyguydu.

    “17 KİŞİ BİR BODRUM KATINA SIĞINDIK; SOKAKTAKİ ÇIĞLIKLAR HALA KULAĞIMDA”

    O gece eve geldik. Sabah ‘komünistler Moskova’ya’ sloganları atarak mahalleye girmişlerdi. Evden çıkamamışları ve artık katliam başlamıştı. Bodrum katı gibi bir evde oturuyorduk ve 17 kişi o eve sığınmıştık. Gece saat 3’e kadar sessiz, lambaları ve sobayı yakmadan katliam seslerini duyuyorduk. Mahalle bakkalımız Mahmut amca vardı Alevi olup olmadığını bilmiyorum. Onun evindeki katliam çığlıklarını çok rahat duyuyorduk. Bir helikopter sesi geliyordu ve havaya ateş açılıyordu. İkinci kez geldiğinde ise biz askeriyeye doğru gidiyorduk. Dar bir sokaktaydık ve o helikopterden üzerime ateş edildi. Etrafı tarıyordu. Şans eseri oradan kurtulduk. Sokakta olanlar ise öldürülmüştü. Köylümüz olan Kamil Ünver ailesinden tek bir kişi kalmayınca kadar katledilmişti. Kamil amcanın oğlunu görmüştüm ‘ağlama annen baban yaralı hastanede’ diye yalan söyledim. O ise’ hayır öldürdüler ben gördüm’ dedi.

    “KUNDAKTAKİ BEBEĞİN ANNESİNİ ÖLDÜRMÜŞLERDİ; EMZİREBİLECEK BİRİNİ ARIYORDUK”

    Askeriye içerisinden çıktıktan sonra yeniden mahalleye dönüşünüz nasıldı? Neyle karşılaştınız? 

    Askeriyenin yemekhanelerine yerleştirilmiştik. Tıklım tıklım dolu ve insanlar ayaktaydı. Yaralılar, yakınlarını kaybedenler. Lavabo ihtiyacı için sıraya dizilmiştik ve askerler silahlarını üzerimize doğrultmuştu. Namlular üzerimize doğrultulmuş şekilde götürülüp getiriliyorduk. Yaralı abimin diğer yemekhanede olduğunu gördüm. Perişan Güzel’in torunu daha yeni doğmuştu ve kundaktaydı, annesinin (Döne abla) öldürüldüğünü söylediler. Başka yemekhanelerde bebeği emzirebilecek bir anne arıyorduk. Televizyonlar kapalıydı ve bir asker önünde nöbet tutuyordu. Birkaç askerin gözyaşlarının aktığını gördüm.

    “YANMIŞ EVLER, ARABALAR VE CAMLARDAN SALLANAN PERDELER..”

    Ertesi gün askeriyeden çıktık ve mahalleye geldik. Savaş filmlerinin korkunç manzaraları vardır ya işte mahallemiz tamda öyleydi. Yanmış evler, arabalar, camlardan sallanan perdeler. 1.5 ay sonra Maraş’ı terk ettik ve köye geldik.

    “MARAŞ HEP BİR OLAY OLARAK ANILDI VE SENELERCE ÖYLE ANILDI; AMA BİR SOYKIRIMDI”

    O zamanlar katliam bizim için hep Maraş olayıydı. Herkesin kendi mahallesinde tanık olduğu bir olay gibiydi ve senelerce olay olarak anıldı. Ne zaman ki Alevi yayını basın yapmaya, Aziz Tunç tanıklarla görüşüp kitabını yazmaya başladığında bunun bir olay değil katliam olduğunu anlamlandırdı insanlar. Puzzleın parçalarının bir araya gelmesi gibi, ortaya çıkan bir katliamdı, soykırımdı.

    “147 YILDA GEÇSE BU SOYKIRIM İZİNİ SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEK”

    Yapmış olduğum röportajlarda, çekimlerde şunu çokça gördüm. Katliamın üzerinden 47 yıl geçmiş olmasına rağmen bu yara hale çok derin. Sadece zaman zaman kabuk bağlayan ve kanamaya devam eden bir yara. Hiç kimsenin hafızasından kesinlikle silinmeyen derin izleri var. Katliamı yaşamış, yakınlarını kaybetmiş birçok insanı hala konuşturamıyorum, konuşamıyorlar. Yine katliamda iki oğlunu ve gelinlerini kaybetmiş bir annenin torunlarını yetiştirme yurtlarında büyütmek zorunda kaldığını görünce katliamın boyutlarının ne kadar geniş olduğunu fark ettim. Değil 47 yıl 147 yılda geçse bu izini sürdürmeye devam edecek.

    “34 YIL BOYUNCA MARAŞ’A GELEMEDİM, KAFAMI KALDIRIP BAKAMADIM”

    – 34 yıl boyunca Maraş’a gelemediniz. İlk gelişinizin Maraş Katliamında yitirilenleri anmak için olduğunu biliyoruz. Ve anma yasaklanmıştı. Yeniden Maraş’a gelmek nasıl bir duygu haliydi?

    Katliamdan sonra Maraş’a hiç dönmedim. Sadece bir kere çevresinden geçtim ve kafamı kaldırıp etrafa bakmadan ve bir yeri tanır mıyız korkusuyla içinden geçtim. 25 yıldır Avrupa’da yaşıyorum. Barış Meclisi’nin  İngiltere’deki grubuna dahil oldum. 2 Temmuz günü Sivas Katliamı’nda yitirilenler için yapılan anmayı izledim. Her yıl orada anmaların yapılması değerli ve kıymetliydi. Bu neden Maraş’ta yapılamıyor dedim. Bunu da o dönem İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi ile görüştük. Cemevi Başkanı İsrafil Erbil, Maraş Valiliği’ne anma için bir başvuru yapmış ve cevap beklediklerini söyledi. Tabi başvuru reddedildi. Avrupa ve Türkiye’deki Alevi örgütlenmesi örgütler yasağa rağmen giderek katılmıştı. Bende gidecektim lakin, gidecek gücüm yoktu, o şehre dönemiyordum.

    “MARAŞTAYDIM VE TOPRAĞA BASAMIYORDUM”

    -Bir daha dönmemek üzere terk ettiğiniz topraklara yeniden dönmek ve katliamla yüzleşmeye dair nasıl güç buldunuz?

    33. yılında anmaya gittim. İstanbul Havalimanı’na 6 kişi gelmiştik. Maraş’a gidecek uçak iptal edilmişti. Arabalar ile Maraş’a yol aldık. Yoğun bir polis ablukası vardı. Araçlar içeri alınmıyordu. Arabadan çıkıp toprağa dahi basamıyordum. Minibüs, otobüsler ile gelen Alevi insanlar arabadan indiriliyordu. Araban çıkmıştım ve o meydana giderek çığlık çığlığa bütün duygularımı nasıl dile getirdiğimi ben bile tahmin edemedim.

    “MARAŞ’A GİRERKEN HALA ENDİŞELİYİM, KATLİAM HAFIZALARDA HALA ÇOK DİRİ”

    O yıl geri döndük. 34 yılında tekrardan döndüm ve uçakla Maraş’ın üstünden geçerken ürpermiştim. 47. yılda bile bir şekilde Maraş’ta dolaşmak, bir sokağa girmek gibi bir endişe var. Sokağa girersem o katliamı yeniden göreceğim gibi. İnsanların zihninde katliam hala çok diri. Katliamın tanıklarını yitirdik ve şu an çok az sayıda insan var. O zamanın çocukları bugünün ise yaşlıları olarak hayattayız. Bunlara ulaşılması kayıt altına alınması gerekiyor.”

    Ersin ÖZGÜL/İNGİLTERE

     

  • DAD: Maraş Katliamı Alevi ve Kürt halklarına yönelik planlı bir kıyımdı!

    DAD: Maraş Katliamı Alevi ve Kürt halklarına yönelik planlı bir kıyımdı!

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Maraş Katliamı’nın 47. yıl dönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaparak katledilenleri andı. Açıklamada, Maraş Katliamı’nın Alevilere ve Kürtlere dönük sistematik saldırıların önemli bir halkası olduğu vurgulanırken, katliamın “Alevisizleştirme ve Kürtsüzleştirmeyi odağa koyan bir soykırım pratiği” olarak hayata geçirildiği ifade edildi.

    DAD Genel Merkezi tarafından yapılan açıklamada, Maraş Katliamı’nın aynı zamanda 12 Eylül askeri darbesini hazırlayan eşiklerden biri olduğu belirtilerek, Alevi halkların tarihsel olarak hedef haline getirildiğine dikkat çekildi.

    Açıklamada, 19-26 Aralık 1978 tarihlerinde yaşanan Maraş Katliamı’nın Alevi halkların tarihinde yaşanan soykırım ve katliamlar zincirinin bir parçası olduğu vurgulanarak şu ifadelere yer verildi:

    “Bilindiği gibi 1978 yılı 19-26 Aralık tarihlerinde yaşanan Maraş Katliamı, mazlum Alevi halkların tarihindeki soykırım ve katliamlar silsilesinden biridir. Aleviler, tüm tarihleri boyunca ve yaşadıkları tüm coğrafyalarda muktedirlerin hedefi olmuş, sistematik ve kesintisiz biçimde sürdürülen soykırımlar sarmalında yok edilmek istenmiştir.”

    “KÜRT ALEVİLER ETNİK OLARAK DA HEDEF HALİNE GETİRİLDİ”

    DAD açıklamasında, Raa/Rêya Heq-Alevi inancının rızaya dayalı toplumsal yapısının egemen zihniyetler tarafından tehdit olarak görüldüğü belirtilerek, özellikle kapitalizm ve ulus-devletler çağında saldırıların daha merkezi ve sistematik hale geldiği ifade edildi.

    Açıklamada şu değerlendirmelere yer verildi:

    “Kapitalizm ve ulus devletler çağında bu saldırılar daha merkezi ve daha sistematik biçimde yürütülmüş, homojen toplum yaratmaya odaklı politikalar nedeniyle Kürt Aleviler etnik olarak da hedef durumuna gelmişlerdir.”

    İttihatçı zihniyetin Kürt halkını bütünlüklü biçimde hedef aldığı belirtilen açıklamada, Koçgiri, Dersim ve devam eden saldırıların bu politikanın somut örnekleri olduğu vurgulandı.

    Alevi halkların yüzyıllar süren kuşatma ve tecrit halini, devrimci-demokratik ve yurtsever mücadelenin yükselmesiyle aşabildiği belirtilen açıklamada, Alevilerin hak mücadelesinde aktif bir özne haline geldiği kaydedildi.

    Bu sürecin egemen güçleri rahatsız ettiği belirtilerek, devamında 12 Eylül askeri darbesinin hayata geçirildiği ifade edildi. Açıklamada, Malatya, Maraş ve Çorum katliamlarının bu dönemin planlı saldırıları olduğu vurgulandı.

    “ZİHNİYET DEĞİŞMEDİ”

    DAD, Maraş Katliamı’nın tekçi zihniyetin ürünü olduğunu belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “Maraş katliamı bu vahşet sarmalının en önemli sac ayaklarından biri olarak planlanmış, sonuçları itibarıyla hakikatte Alevisizleştirme ve Kürtsüzleştirmeyi odağa koyan bir soykırım pratiği olarak icra edilmiştir.”

    Katliamda yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği, binlercesinin yaralandığı, yüzlerce ev ve işyerinin yağmalandığı hatırlatılarak, Alevi toplumunun zorunlu göçe maruz bırakıldığı ve toplumsal yapının parçalandığı vurgulandı.

    Açıklamada, katliamların ardından yürütülen yargı süreçlerinin göstermelik olduğu ifade edilerek, Sivas, Gazi, Gezi ve Roboski gibi olayların zihniyetin değişmediğinin göstergesi olduğu belirtildi.

    DAD, yaşananların Demokratik Cumhuriyet mücadelesinin yaşamsallığını ortaya koyduğunu vurgulayarak, Alevi halkların demokratik mücadelenin ikrarlı bir bileşeni olmasının zorunluluğuna dikkat çekti.

    “KATLEDİLEN CANLARIMIZIN HUZURUNDA DARDAYIZ”

    Açıklamanın sonunda şu ifadeler yer aldı:

    “Maraş katliamının 47. yıldönümünde katledilen masumu paklarımızın, genç-yaşlı, kadın-erkek tüm canlarımızın huzurunda dara duruyor, katilleri ve efendilerini lanetliyoruz.

    Zaman sahipsiz, mekân rızasız, mazlum çaresiz değildir!”

    PİRHA/DERSİM

  • Maraş Katliamı’nın 47. yılında İstanbul’da anma: Yüzleşilmeden toplumsal barış mümkün değil-VİDEO

    Maraş Katliamı’nın 47. yılında İstanbul’da anma: Yüzleşilmeden toplumsal barış mümkün değil-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın 47. yılında İstanbul’da yapılan anmada Alevi nefreti ve soykırımlarının sınır tanımadığına vurgu yapılarak, “Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Acılarımız ortaktır; mücadelemiz de ortak olmak zorundadır” denildi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu  (ABF), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı(HBVAKV) ve Alevi Kültür Dernekleri(AKD), Öncülüğünde Kadıköy İskelesi’nde Maraş Katliamı’nın 47’nci yıldönümü dolayısıyla basın açıklaması gerçekleştirildi. “Maraş Katliamı’nı unutmadık unutturmayacağız” yazılı pankartın açıldığı anmada, “Maraş’ı unutma unutturma”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganlarının atıldı. Anmaya çok sayıda kişi katıldı.

    Açıklama öncesi Cihan Saltuk Dede gülbang verdi. Zakir Aydın Gündüz, deyişlerini seslendirdi.

    Maraş Katliamı Davası Avukatlarından İbrahim Sinemillioğlu Maraş Katliamı’nı değinerek, “Türkiye’de 1966’ya kadar devlet tarafından yapılan katliamlara halk da ortak edildi. 12 Eylül’e giden yolda en önemli parça taşı Maraş olaylarıdır. 111 kişinin ölümüyle sonuçlanarak 4-5 gün süren olaylar oldu. Davadaki 111 kayıttan 78’i Alevi ve Kürt kesimindendi geri kalanı sağ kesimdendi. 33 idam kararı verildi. Davanın en önemli özelliği iki tarafın birbiriyle kavga haline sokulmasıydı” dedi.

    Kurumlar adına basın metnini ise Merve Demir okudu.

    “ÖRGÜTLÜ, PLANLI VE İNANÇ TEMELLİ BİR SALDIRIYDI”

    Maraş Katliamı’nın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırının sonucu olduğunu belirten Merve Demir, “Maraş, bir çocuğun yalnızca Alevi olduğu için kazana atılarak kanının akıtıldığı karanlık bir tarihtir. Anaların, çocukların, hamile kadınların, gençlerin ve yaşlıların yalnızca Alevi kimlikleri nedeniyle katledildiği; insan onurunun ayaklar altına alındığı bir yerdir. Alevi olmanın yaşam hakkı için tehdit sayıldığı, devletin yurttaşlarını koruma sorumluluğunu yerine getirmediği ve adalet mekanizmalarının bilinçli biçimde işletilmediği bir utanç tablosudur. Bu katliam, yalnızca Maraş’ta yaşayan canlarımızın değil;, Koçgiri’de, Dersim’de Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de ve Ankara’da yaşananlarla birlikte Alevi toplumunun tamamının ortak hafızasında kapanmamış bir yaradır. Yaşanan her katliamda aynı inkârcı, ayrımcı ve düşmanlaştırışı zihniyetin izlerini görmekteyiz. Bu nedenle bugün burada yalnızca bir yas tutmak için değil; insanlık onurunu savunmak, hakikati talep etmek ve bir daha Maraşların yaşanmaması için mücadele kararlılığımızı ifade etmek için bulunuyoruz” dedi.

    “KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMEDEN TOPLUMSAL BARIŞIN KURULMASI MÜMKÜN DEĞİL”

    Cezasızlık anlayışının, yalnızca Maraş’ın değil, sonrasında yaşanan pek çok katliamın da zeminini hazırladığını ifade eden Merve Demir, “Maraş davası yıllar boyunca sürüncemede bırakılmış; hukukçuların ve ailelerin defalarca yaptığı başvurulara rağmen Genelkurmay arşivleri gizlenmiş, katledilen canlarımızın mezar yerleri açıklanmamış, gerçeklerin üstü sistematik bir şekilde kapatılmıştır. Devlet, kendi sorumluluğuyla yüzleşmek yerine Maraş’ta yaşananları “talihsiz olaylar” olarak nitelendirmiş; kontrgerilla yapılanmalarının rolünü örtbas etmeyi tercih etmiştir. Alevi toplumu olarak bir kez daha açık ve net biçimde ifade ediyoruz: Maraş Katliamı bir insanlık suçudur. Bu suçla gerçek anlamda yüzleşilmeden, failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden bu ülkede toplumsal barışın kurulması mümkün değildir. Katliamlarla yüzleşmeden ortak bir gelecek kurulamaz!” diye belirtti.

    “ALEVİLERE YÖNELİK KATLİAM VE NEFRET SINIR TANIMIYOR”

    Merve Demir, açıklamanın devamında Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarına dikkat çekerek, bu saldırıların Maraş’taki gibi aynı zijniyetin ürünü olduğunun altını çizdi. Demir, “Alevi toplumu açısından Maraş, yalnızca Türkiye sınırları içinde yaşanmış bir katliam değildir. Aynı coğrafyanın ve inanç dünyasının bir parçası olan Suriye Alevileri de özellikle Suriye’deki selefi çetelerin silahlandırılması sürecinden başlayarak, günümüzde de yaşandığı gibi, sistematik saldırılara, katliamlara ve zorunlu göçe maruz bırakılmıştır. Maraş’ta yaşanan katliam ile Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar, aynı nefret ideolojisinin ve aynı karanlık zihniyetin ürünüdür. Her iki coğrafyada da Aleviler soykırıma maruz kalmıştır. Bu durum, nefret siyasetinin sınır tanımadığını ve Alevi toplumuna yönelik tehdidin uluslararası bir boyut taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Acılarımız ortaktır; mücadelemiz de ortak olmak zorundadır” ifadelerini kullandı.

    ULUSLARARASI KAMUOYUNA ÇAĞRI

    Merve Demir, uluslararası kamuoyunu ise Alevilere yönelik nefret politikalarına ve soykırım saldırılarına karşı harekete geçme çağrısında bulunarak şunlara söyledi:

    “Buradan uluslararası topluma ve başta Türkiye olmak üzere dünya devletlerine sesleniyoruz; Colani katilini ve HTŞ çetelerini korumaktan ve palazlandırmaktan vazgeçin. Htş çetelerine verdiğiniz askeri ve ekonomik destek, Alevilerin katliamına cesaret vererek zulmün ve soykırımın yolunu açmaktadır. Dökülen her kanda sizlerin de sorumluluğu vardır. Biz Aleviler zulme karşı yaşamı, barışı ve insan onurunu savunan bir inancın ve tarihsel direncin talipleriyiz. Gerçekler ortaya çıkana, adalet sağlanana ve bu topraklarda eşit yurttaşlık tesis edilene kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD’tan Malatya Katliamı’nın 47. yılında anma: Unutmadık, affetmeyeceğiz-VİDEO

    DAD’tan Malatya Katliamı’nın 47. yılında anma: Unutmadık, affetmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi Malatya Katliamı’nın 47. yılında yaşamını yitirenleri anarak katliam zihniyetinin günümüzde de devam ettiğini vurguladı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Malatya Şubesi, Malatya Katliamı’nın 47. yılında basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını DAD Malatya Şube Eş Başkanı Gökan İmer okudu. Açıklamada ‘Malatya Katliamı’nı unutmadık’ pankartı açıldı. Açıklamaya DAD Eş Genel Başkanları Zeynel Kete ve Kadriye Doğan ile Malatya’daki siyasi parti ve Demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri de destek verdi.

    Basın açıklamasından önce Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu’nun okuduğu gülbeng ile çerağlar uyandırıldı.

    “UNUTMADIK, AFFETMEYECEĞİZ”

    Malatya Katliamı ile Maraş Katliamı’nın provasının yapıldığını belirten Gökan İmer, “Malatya’da yaşananlar farklı halkların, inançların ve kültürlerin beşiği Rea Haq topraklarında görülen ve dinmeyen acılardan sadece biridir. Koçgiri, Dersim, Ortaca, Malatya, Sivas, Elbistan, Kırıkhan, Maraş, Çorum, Madımak ve Gazi katliamları da aynı zihniyetin sonuçlarıdır. Zihniyet değişmemiştir ancak bizler bir daha benzer acıların yaşanmaması için mücadele etmeye kararlıyız. Unutmadık, affetmeyeceğiz” dedi.

    “DEMOKRATİK TOPLUMU İNŞA EDEBİLİRİZ”

    Katliamlar coğrafyası Türkiye’de geçmişten bugüne kadar birçok katliam yaşadığını ifade eden DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Artık demokratik toplumu inşa edebiliriz ve tüm halklar, inançlar bir arada yaşayabilir. Geçmişi unutmayalım, gelecek güzel günleri beraber kuralım” diye belirtti.

    “GEÇMİŞTE BİZİM COĞRAFYAMIZDA YAŞANAN KATLİAM BUGÜN SURİYE’DE YAŞANIYOR”

    Halkların demokratik zeminde talepkâr olmaya başlayınca birçok katliam yaşadığını vurgulayan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Ortak vatanda eşit ve özgür bir şekilde yaşamanın bir imkânı vardır. Dünya bu sorunu çözmüştür ve yaşanan katliamlarla ilgili özürler dilenmiştir. Madem Esad Suriye’de yaşananlardan sorumluysa Esad gittikten sonra neden katliam devam ediyor? Zamanında bu coğrafyada yaşanan katliamın aynısı bugün Suriye’de yaşanıyor. 47 yıl önce Malatya’da yaşanan katliamın zihniyetin bugün de halen devam ediyor.

    PİRHA/MALATYA

  • Beyazıt Katliamı’nın 47. yılı

    Beyazıt Katliamı’nın 47. yılı

    PİRHA-Bugün 7 devrimci öğrencinin ülkücülerin saldırısı sonucu yaşamını yitirdiği Beyazıt Katliamı’nın 47. yılı. Katliamının sorumluları, dosya zaman aşımını uğratılarak cezasız kaldı.

    16 Mart 1978 yılında 7 öğrencinin hayatını kaybettiği, 50’den fazla kişinin yaralandığı Beyazıt Katliamı’nın üzerinden 47 yıl geçti. Katliamın ardından yapılan iki yargılama da faillerin cezasız kalmasıyla sonuçlandı. Yürürlükteki ceza hukukuna göre zamanaşımı dolmadığı halde dava zaman aşımından düşürülerek Türkiye’nin ilk kontrgerilla dava dosyası kapatıldı.

    16 Mart 1978’de ülkücü saldırılar nedeniyle öğrencilerin kampüsten toplu çıkış yaptığı esnada atılan bomba ve ardından açılan yaylım ateşi sonucu İktisat ve Hukuk fakültesi öğrencileri Hatice Özen, Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl ve Murat Kurt hayatını kaybetti. 50’den fazla öğrenci de yaralandı.

    Saldırının failleri, “Merasim Birliği” adlı polis birliği ve Orhan Çakıroğlu başkanlığında ve Mehmet Gül yönetimindeki Ülkü Ocakları üyeleriydi. Ateş kesildikten sonra polisler koşan saldırganların peşinden gitti, ancak Komiser Muavini Reşat Altay tarafından engellendiler. Reşat Altay, gazeteci Hrant Dink’in öldürüldüğü tarihte de Trabzon İl Emniyet Müdürüydü.

    Okul süresiz tatil edilirken, saldırının hemen ardından öğrenciler üniversiteyi işgal etti. İşgalin hemen ardından sendikalar, meslek örgütleri, barolar, derneklerin de katıldığı on binlerce kişilik cenaze töreniyle saldırıya yanıt verildi. 7 gencin tabutları, Sirkeci iskelesindeki feribota teslim edildi. Bombanın Kontrgerillacı Yüzbaşı Mehmet Ali Çeviker’in deposundan çıktığı ve Abdullah Çatlı tarafından ulaştırıldığı ortaya çıktı.

    17 KİŞİ HAKKINDA TAKİPSİZLİK KARARI

    Devrimci öğrencilere dönük saldırılar toplumun birçok kesimi tarafından protesto edilirken, katliama ilişkin ise sadece bir kişi tutuklandı. 1978 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında aralarında dönemin Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Orhan Çakıroğlu, dönemin Ülkü Ocakları’nda görevli olan Mehmet Gül, dönemin MHP İstanbul İl Başkanı Kazım Ayaydın gözaltına alındı. Sanıklardan Sıddık Polat ise Elazığ’da yakalandı.

    Yürütülen soruşturmada 17 kişi hakkında takipsizlik kararı verilirken, diğer sanıklar hakkında idam istemiyle İstanbul 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde dava açıldı. Yargılama sonunda, Polat 11 yıl hapis cezasına mahkûm edilirken, diğer sanıklar ‘delil yetersizliğinden’ beraat etti. Askeri Yargıtay’ın 5 Ekim 1982 tarihli kararından sonra Polat da beraat etti.

    Katliamın failleri Ergenekon davaları kapsamında tutuklanınca, katliam mağdurlarının avukatları her iki dosyanın birleştirilmesini istedi ancak bu talep reddedildi. Ayrıca Beyazıt Katliamı döneminde öğrencileri korumakla görevli polislerin başında yer alan Reşat Altay’ın yargılandığı Hrant Dink davasıyla, katliam dosyasının birleştirilmesi talebi de reddedildi.

    KATLİAM ZAMAN AŞIMIYLA SONUÇLANDI

    Beyazıt Katliamı sonrası başlatılan yargı süreci tıpkı diğer katliamlar ve faili meçhul cinayetlerde olduğu gibi zaman aşımıyla sonuçlandı. 20 Ekim 2008’de İstanbul 6. Ceza Mahkemesi’nin verdiği zaman aşımı kararı Mart 2010 tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onandı. Böylece, 7 kişinin ölümü, onlarca kişinin yaralanmasına yol açan, örgütlü ve planlı bir biçimde gerçekleştirildiğine dair çok sayıda kanıt bulunan 16 Mart Beyazıt Katliamı, zaman aşımına uğratıldı.

    PİRHA/ İSTANBUL