Etiket: 54. yıl

  • 6 Mayıs: Bir ülkenin bitmeyen vicdan muhasebesi!

    6 Mayıs: Bir ülkenin bitmeyen vicdan muhasebesi!

    PİRHA-  Bugün 6 Mayıs. Kimileri için bir yas günü, kimileri için bir “devlet kararı” kimileri içinse bir kuşağın yok edilişinin yıl dönümü. Ancak 1972 sabahı Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde infaz edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın hikâyesi, sadece üç gencin ölümü değil, bir ülkenin “bağımsızlık” ve “adalet” arayışının en sert şekilde kesintiye uğratılmasının hikâyesidir.

    KİMDİ BU GENÇLER VE NE İSTİYORLARDI?

    Deniz, Yusuf ve Hüseyin; 1960’ların sonunda yükselen öğrenci hareketlerinin liderleriydi. İstekleri bugünün penceresinden bakıldığında oldukça netti: “Tam Bağımsız ve Demokratik Bir Türkiye.”

     6. Filo’yu denize dökerken temel motivasyonları, Türkiye’nin dışa bağımlı politikalarına son vermekti.

     Anadolu’yu karış karış gezerek köylülerin toprak hakkını, işçilerin grev hakkını savundular. Zap Suyu üzerine “Devrimci Gençlik Köprüsü”nü inşa ederken amaçları, devletin ulaşamadığı yere halkın gücüyle gitmekti.

    NEDEN ASILDILAR? 

    Görünürdeki sebep, banka soygunu ve Amerikalı askerlerin kaçırılması gibi eylemlerle “Anayasayı ihlal” etmekti. Ancak hukukçuların çoğu, bu suçların o dönemki yasalarca bile “idam” gerektirmediği konusunda hemfikirdir.

    Asıl sebep siyasi bir rövanştı. 1961 yılında asılan Başbakan Adnan Menderes’in intikamını almak isteyen dönemin sağ siyaseti, mecliste el kaldırırken “Üç bizden gitti, üç onlardan gitsin” anlayışıyla hareket etti. Bu, adaletin terazisinin değil, intikam hırsının galip geldiği bir oylamaydı.

    SONRASINDA TÜRKİYE’DE NE DEĞİŞTİ?

    Bu idamlar, Türkiye’nin toplumsal barışına vurulan en büyük darbelerden biri oldu.

    İdamlar, sol kesimde derin bir öfke ve radikalleşmeye; sağ kesimde ise “devletin bekası” adı altında sertleşmeye yol açtı. 1970’lerin sonundaki o karanlık  kardeş kavgasının tohumları bu derin adaletsizlik duygusayla beslendi ve kök saldı.

     Bir nesil, en parlak beyinlerini darağacında veya cezaevlerinde kaybetti. Türkiye, entelektüel bir çölleşme sürecine girdi.

    Bu infazlar, Türkiye halkının bilincinde o kadar büyük bir yara açtı ki, 1984’ten sonra Türkiye’de bir daha hiçbir siyasi suçlu idam edilmedi ve nihayetinde idam cezası tamamen kaldırıldı.

    DÖNEMİN RUHU: BİR RÜYANIN SONU

    60’ların o hürriyet rüzgârı, 1972 şafağında yerini buz gibi bir askeri vesayete bıraktı. O gün sadece üç genç değil; bir ülkenin “başka bir dünya mümkün” diyen neşesi ve yarınlara olan inancı da o sehpada bırakıldı.

    Bugün Karşıyaka Mezarlığı’ndaki o yan yana duran üç kabrin başında bekleyenler sadece geçmişin bir hatırasını değil, bu toprakların hiç eskimeyen bağımsızlık sevdasını selamlıyorlar. Onlar artık sadece birer isim değil; adaletsizliğin karşısında dimdik duran bir kuşağın sesi, her bahar yeniden filizlenen bir umut ve Türkiye’nin ortak vicdanında hiç sönmeyecek birer meşaledir.

    HABER MERKEZİ

     

  • Kızıldere’nin 54. yılı: Dayanışmanın ve direnişin simgesi!

    Kızıldere’nin 54. yılı: Dayanışmanın ve direnişin simgesi!

    PİRHA- 30 Mart 1972’de yaşanan Kızıldere Katliamı, Türkiye devrimci hareketinin en kritik kırılma anlarından biri olarak hafızalardaki yerini koruyor. Mahir Çayan ve arkadaşlarının, Deniz Gezmiş ve yoldaşlarının idamını durdurmak için başlattığı eylem, dayanışmanın en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti.

    Aradan geçen 54 yıla rağmen Kızıldere’de yaşananlar yalnızca bir çatışma değil aynı zamanda Türkiye’de devrimci hareketin yönünü belirleyen tarihsel bir eşik olarak değerlendiriliyor. O gün yaşananlar, devletin sert müdahalesi ile devrimci dayanışmanın karşı karşıya geldiği bir moment olarak hafızalara kazındı.

    MAHİRLER VE DENİZLER: İDAMLARA KARŞI BİR DAYANIŞMA HAMLESİ

    Mahir Çayan ve Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi üyesi arkadaşları, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen idam kararlarını engellemek amacıyla harekete geçti.

    Bu çerçevede, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu ile ideolojik ve örgütsel farklılıklara rağmen kurulan dayanışma, dönemin devrimci hareketi açısından önemli bir eşik oluşturdu.

    Mahir Çayan ve arkadaşları idamların durdurulması için yabancı teknisyenleri kaçırarak devlete bir müzakere zemini yaratmayı hedefledi. Amaç, idamların infazını durduracak bir takas ya da siyasi baskı oluşturmaktı.

    KIZILDERE’DE KUŞATMA VE KATLİAM

    Kaçırılan teknisyenlerle birlikte Kızıldere köyüne geçen grup burada güvenlik güçleri tarafından kuşatıldı.

    Gerçekleşen operasyonda, Mahir Çayan ve beraberindeki 10 devrimci ile birlikte 3 yabancı teknisyen hayatını kaybetti. Resmi anlatıda “çatışma” olarak geçen olay, kamuoyunda ve sol hareket içinde “katliam” olarak tanımlandı.

    KIZILDERE’DE HAYATINI KAYBEDENLER

    Operasyonda yaşamını yitiren devrimciler şunlardı:

    Mahir Çayan

    Sinan Kazım Özüdoğru

    Hüdai Arıkan

    Saffet Alp

    Ertan Saruhan

    Sabahattin Kurt

    Nihat Yılmaz

    Ahmet Atasoy

    Cihan Alptekin

    Ömer Ayna

    “BİZ BURAYA DÖNMEYE DEĞİL, ÖLMEYE GELDİK”

    Kızıldere aynı zamanda Mahir Çayan’ın “Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” sözleriyle simgeleşti.

    Bu ifade, devrimci hareket içinde yalnızca bir direniş söylemi değil aynı zamanda dönemin politik atmosferine karşı bir meydan okuma olarak yorumlandı.

    BİR DÖNEMİN KAPANIŞI, BİR HAFIZANIN BAŞLANGICI

    Kızıldere Katliamı yalnızca bir operasyonun sonucu değil; Türkiye’de 1970’ler boyunca şekillenen siyasal çatışma ortamının dönüm noktalarından biri oldu.

    Olayın ardından hem THKP-C hem de THKO büyük ölçüde dağıldı. Ancak Kızıldere, devrimci hareket açısından bir “yenilgi”den çok, dayanışma ve fedakârlığın sembolü olarak anılmaya devam etti.

    Aradan geçen yıllara rağmen Kızıldere, Türkiye’de hâlâ politik ve toplumsal tartışmaların merkezinde yer alıyor.

    Her yıl 30 Mart’ta yapılan anmalar yalnızca geçmişi hatırlamak değil aynı zamanda adalet, yüzleşme ve tarihsel hafızanın korunması talebini de içeriyor.

    Kızıldere, bugün hâlâ bir soruyu canlı tutuyor: Farklı siyasal çizgilerin ortak bir adalet talebi etrafında kurduğu dayanışma mümkün mü?

    HABER MERKEZİ

  • 68 devrimci kuşağı önderlerinden Hüseyin Cevahir’in ölümünün 54. yılı

    68 devrimci kuşağı önderlerinden Hüseyin Cevahir’in ölümünün 54. yılı

    PİRHA- Bugün, 68 devrimci hareketinin içerisinde yer almış THKP-C’nin önder isimlerden Hüseyin Cevahir’in ölümünün 54. yılı.

    Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi’nin (THKP-C) önder kadrosu içerisinde yer alan Hüseyin Cevahir, İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’un öldürülmesi ardından, İstanbul’da Mahir Çayan ile birlikte saklandıkları evin kuşatılması sonucu polislerle girilen çatışmada 1 Haziran 1971’de hayatını kaybetmişti.

    Hüseyin Cevahir, 1947 yılında Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Yeldeğen köyünde doğdu. Yüksek öğrenim için Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. Bu dönemde Cevahir, SBF Fikir Kulübü’ne katıldı. Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun Dev-Genç’e dönüşüm sürecinde Mahir Çayan ile birlikte hareket etti. Ardından THKP-C’nin oluşumunda yer aldı. THKP-C’nin 1971 yılında başlattığı silahlı mücadeleye geçiş evresinde etkin rol aldı.

    VÜCUDUNDAN 25 KURŞUN ÇIKARTILDI 

    29 Mayıs 1971’de İstanbul-Maltepe’de Mahir Çayan ile birlikte saklandıkları evde kuşatıldılar. Üç gün süren kuşatma 1 Haziran sabahı keskin nişancı, deniz binbaşı Cihangir Erdeniz’in perde arkasında nöbet tutan Hüseyin Cevahir’i vurması ile son buldu. Evden ölü olarak çıkartıldığında vücudunda 25 kurşun vardı. Çayan ise yaralı olarak yakalandı.

    (HABER MERKEZİ)