Etiket: 6-8 ekim

  • DAD: Kobane Davası’nda verilen cezalar IŞİD’e açık destektir, saldırıların devamıdır!

    DAD: Kobane Davası’nda verilen cezalar IŞİD’e açık destektir, saldırıların devamıdır!

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Kobane Davası’nda verilen karara, “Bu cezalar, Türkiye’deki sol, sosyalist, muhalif kesimlerin Kürtlerle birlikte yaşama istemlerine verilen cezadır. Bu davayı ve siyasetçilere verilen cezaları hukuki-vicdani değil, Şengal ve Kobane saldırılarının devamı ve IŞİD’e verilmiş açık bir destek olarak görüyoruz” sözleriyle tepki gösterdi.

    IŞİD’in Kobane’ye dönük saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gelişen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın karar duruşması görüldü.

    Dava kapsamında HDP eski Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş’a 42 yıl Figen Yüksekdağ’a 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Tutsak bulunan 5 siyasetçi hakkında tahliye kararı, 12 kişi hakkında beraat verildi. Dava kapsamında 13 kişinin tutukluluğunun devamına karar verilirken siyasetçilere yüzlerce yıllık cezalar verildi.

    Kobane Davası kararına tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Aleviler olarak Kobane davasında siyasetçilere verilen cezaların halkların rızalı birliğine, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir ülke özlemine vurulmuş bir darbe olarak gördüklerini belirterek, siyasetçilere verilen cezaların IŞİD’e verilmiş açık destek olduğuna işaret etti.

    Açıklamada, Kürt halkının yaşamına ve yaşam alanlarına yöneltilen soykırım ve işgal saldırıları karşısında, HDP’nin Kobane halkının direnişini sahiplenme çağrısının tamamen meşru olduğu vurgulanarak, IŞİD çetelerine yenilgi yaşatan ve insanlığa rahat bir nefes aldıran Kobane direnişini sahiplenmenin asla suç olamayacağı ifade edildi.

    SURİYE HALKLARINA, ŞENGAL VE KOBANE’YE IŞİD SALDIRILARI

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi’nin açıklaması şöyle:

    “Bilindiği gibi emperyalist hegemon güçler ve bölgesel tahakkümcü devletler tarafından 2011 yılında Suriye’de bir iç savaş başlatılmış, on binlerce katil dünyanın dört bir yanından derlenerek bu ülkeye sokulmuş, eğitilerek silahlandırılmış, El Nusra ve IŞİD başta olmak üzere onlarca siyasal İslamcı terör örgütleri kurdurulmuş ve Suriye halkları sayısız katliamlara tabi tutulmuştu.

    “IŞİD BAYRAKTARLIĞINDA TOPLANAN TEÖRÖR ÖRGÜTLERİ SOYKIRIM BAŞLATMIŞTI”

    Orta Doğu üzerinde hesapları olan tüm hegemon merkezler gizli ya da açık biçimde bu katil sürülerini destekleyerek katliam ve soykırımların doğrudan ortağı olmuştur. Kısa sürede Suriye ve Irak’ta geniş alanları denetime alan bu caniler 2014’de Şengal’e yönelerek Ezidi Kürtleri soykırımdan geçirmiş, binlerce kadın ve çocuğu da köleleştirerek köle pazarlarında satışa çıkarmıştı. Bu tekçi, cinsiyetçi, eril ve katliamcı güruha karşı, “Jin Jiyan Azadî” perspektifini esas alarak direnen kadın canların direnişi zamanda ve mekanda iz bırakmıştır.

    IŞİD bayraktarlığında toparlanan bu terör örgütleri ne hikmetse bir kez daha öncelikli hedef olarak mazlum Kürt halkını seçmiş, Şengal’in ardından yine 2014’de Kobane’ye yönelerek yeni bir soykırım saldırısı başlatmışlardı.

    “KOBANE DİRENİŞİNİ SAHİPLENMEK ASLA SUÇ OLAMAZ” 

    Kürt halkının yaşamına ve yaşam alanlarına yöneltilen soykırım ve işgal saldırıları karşısında, Kobane halkının gösterdiği direniş ve Kürt halkının dünyanın her yerinde dostlarıyla birlikte sergilediği dayanışma örneklerinin yanında, demokratik siyaset alanında HDP’nin bu direniş hattını sahiplenme çağrısı yapması da tamamen meşrudur. Savaş istemeyenlerin, bu topraklarda farklı etnik yapıların, kültürlerin, İnançların, kimliklerin rızalıkla, birlikte yaşam hakkını savunanların demokratik olan protesto hakkıdır. Önünde kimsenin duramadığı insanlık düşmanı IŞİD çetelerine yenilgi yaşatan ve insanlığa rahat bir nefes aldıran Kobanê direnişini sahiplenmek asla suç olamaz. Dünya halkları bu önemi bildiği için 1 Kasım gününü Dünya Kobanê günü ilan ettiğini unutmamalıyız.

    “DEMOKRASİ GÜÇLERİNE VERİLEN CEZADIR”

    2014’den itibaren başlatılan davalar silsilesinin birleştirildiği Kobane davası hukuki değil tamamen siyasi bir davadır. Bu davayla HDP Eş Genel Başkanları ve onlarca siyasetçi tutuklanmış, AHİM ’in tahliye kararları uygulanmamış, 16 Mayıs 2024’de açıklanan karar davasıyla da demokratik siyaset yapmakta olan Kürt ve devrimci siyasetçilere yüzlerce yılı bulan cezalar verilmiştir. Bu cezalar, Türkiye’de ki sol, sosyalist, muhalif kesimlerin Kürtlerle birlikte yaşama istemlerine verilen cezadır. Uluslararası paramiliter güçlerin denetiminde olan IŞİD ve benzeri örgütlerin katliamlarını protesto edenlere verilen cezadır. Türkiye’de demokratik cumhuriyet için siyasetin toplumsallaşmasını savunan demokrasi güçlerine verilen cezadır. Savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunanlara verilen cezadır. Kobane davası, DAİŞ çetelerine ve onların savunucusu olan güçlere karşı, halkların ikrarlı birliğinin savunulduğu davadır. Verilen cezalar Söz konusu Kürtler olunca, sol, sosyalist, muhalif güçlerin birlikte mücadelede etmesini engellemeye yönelik bir anlayışın sonucudur.

    “CEZALAR, İŞİD’E VERİLMİŞ AÇIK DESTEKTİR”

    Bizler biliyoruz ki, DAİŞ başarılı olsaydı öncelikle Kürtler ve Alevilere yönelik katliamlar yapacaktı. Emevi İslam anlayışının devriye hali olan DAİŞ ve destekçilerinin yenilgiye uğraması bir çok kitlesel katliamın engellenmesi anlamına geliyor.

    Biz Aleviler olarak Kobanê davasını ve siyasetçilere verilen cezaları halklarımızın rızalı ve ikrarlı birliğine, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir ülke özlemine vurulmuş bir darbe olarak görüyor, bu davayı ve siyasetçilere verilen cezaları ret ediyoruz.

    Bu davayı ve siyasetçilere verilen cezaları hukuki-vicdani değil, Şengal ve Kobane saldırılarının devamı ve IŞİD’e verilmiş açık bir destek olarak görüyoruz. Bu dava ve kararlar, halklarımızın ve ahlaki-insani kaygı taşıyan tüm insanlığın vicdanında en başından beri mahkûm olmuştur. Dava derhal kaldırılmalı ve siyasetçiler tahliye edilmeli, bir hakikat komisyonu kurularak bu sürecin gerçekleri ve hukuksuzlukları açığa çıkarılmalıdır.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Kobane Davası’nda ceza yağdı: Demirtaş’a 42, Yüksekdağ’a 30 yıl hapis cezası!

  • Paylan: Savcılık 6 yıl sonra harekete geçer mi? Talimatla geçer’-VİDEO

    Paylan: Savcılık 6 yıl sonra harekete geçer mi? Talimatla geçer’-VİDEO

    PİRHA-TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda konuşan HDP Milletvekili Garo Paylan, 6-8 Ekim 2014 Kobane eylemlerine değindi. Paylan; “Ben 37 insanı öldürmüşüm, yağma yapmışım, tecavüz yapmışım, bunlarla yargılanacağım ve arkadaşlarım şu anda bunlarla yargılanıyorlar. Bir suç işlendiyse, savcılık altı yıl sonra harekete geçer mi? Altı yıl diyorum bakın. Nasıl geçer ama? Bir talimat gelirse geçer” dedi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda gerçekleşen Adalet Bakanlığı bütçe görüşmelerinde konuşan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e, 6-8 Ekim 2014 Kobane eylemlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Paylan, “Maalesef sizin yargıçlarınız da “Tayyip Erdoğan ne der?” diye bakıyor” dedi.

    “MAHKEMELERDE İKİ TÜR YARGIÇ GÖRÜYORUM”

    Paylan, mahkemelerde iki tür yargıç gördüğünü söyleyerek, “Birinci tür yargıç, zaten iktidarınızın anlayışıyla ideolojik birlik içinde. Yani Hitler’in mahkemeleri vardı biliyorsunuz, yargıçlar “Ben dosyaya değil, Führer’im, Hitler’im ne der diye bakarım” diyordu. Maalesef sizin yargıçlarınız da “Tayyip Erdoğan ne der?” diye bakıyor, dosyaya bakmıyor maalesef. İkinci tür yargıçlar da maalesef saraydan gelen pusulalara göre karar veriyor, saraydan pusula bekliyorlar. Pusula ne gelirse ona göre karar veriyorlar” diye konuştu.

    “SAVCILIK 6 YIL SONRA HAREKETE GEÇİYOR”

    “Ben size bugün 6-8 Ekim 2014 Kobane olaylarıyla ilgili açıklamada bulunacağım” diyen Paylan; şunları söyledi:

    “Bir kumpas davasıyla karşı karşıyayız ve ben de dönemin bir MYK üyesiydim. Dosya da dokunulmazlığım kaldırılırsa veya milletvekilliğim biterse 18 bin 500 yıl hapisle yargılanacağım. Ben 37 tane insanı öldürmüşüm, yağma yapmışım, tecavüz yapmışım, bunlarla yargılanacağım ve arkadaşlarım şu anda bunlarla yargılanıyorlar.

    Türkiye’de bir suç işlenirse mahkemeler veya savcılık ne zaman harekete geçer? Bir suç işlenmiştir, açıktır. Altı saat içinde harekete geçer değil mi? Veya altı gün içinde harekete geçer en geç. Bir suç işlendiyse, bu kadar büyük bir suç işlediysem ben; insanlara tecavüz ettiysem, öldürdüysem, yağma yaptıysam ülkenin ana yasal düzenini yıkmaya çalıştıysam o mahkeme, savcılık altı yıl sonra harekete geçer mi? Altı yıl diyorum bakın. Nasıl geçer ama? Bir talimat gelirse geçer.

    6-8 Ekim 2014’te Kobane’de IŞİD’in saldırısı vardı, binlerce insan katledilmek üzereydi Sayın Bakan ve biz o dönem iktidarla temas halindeydik. Çağrımız şu yöndeydi: “Kobane’de insanlar katledilecek, gelin harekete geçin.” Dönemin iktidarı taahhütte bulunmasına rağmen bunu yapmadı ve 6 Ekim gecesi Kobane gerçekten düşmek üzereyken, insanlar katledilmek üzereyken, iktidarın bu tavrını protesto etmek üzere “Gelin, sokaklara çıkın, protesto edin.” dedik, 6 Ekim akşamı ben de İstanbul’da bu protestoya katıldım. Herkes protestosunu yaptı arkadaşlar Türkiye’nin pek çok yerinde, basın açıklamasını yaptı ve evine gitti, kimsenin burnu kanamadı o akşam bizim tweetimiz üzerine.”

    “7 EKİM GÜNÜ BİR DARBE DİNAMİĞİ DEVREDEYDİ”

    Paylan, o dönem AKP iktidarı ile cemaat arasındaki iktidar mücadelesine değindi. “7 Ekim günü Türkiye’de bir darbe dinamiği devredeydi çünkü çözüm süreci bombalanmaya çalışılıyordu, iktidar ile cemaat arasında büyük bir kavga vardı ve bunu fırsata çevirmeye çalışan bir darbe dinamiği vardı” diyen Paylan, şöyle konuştu:

    “Bunun için, Sayın Bakan, Tayyip Erdoğan’a -ya kendisi ya bir başkası- bir şekilde “Kobane düştü düşecek.” dedirttiler, Tayyip Erdoğan bunu söyledi ve fay hatlarındaki enerji boşaldı ve devletin karanlığı devreye geçti.

    Polisler ilk olarak Muş Varto’da bir yurttaşımızı katlettiler ve ondan sonra olaylar patlak verdi, yurttaşlarımız hayatını kaybetti ve biz bunu durdurmak için Sayın Bakan, elimizden gelen her şeyi yaptık. Dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala’yla birlikte Sırrı Süreyya Önder, şimdi mahpusta olan İdris Baluken günlerce beraber çalıştılar yangına su dökmek için ama yangına benzin dökmek isteyen bir karanlık da vardı. O olayları durdurduk Sayın Bakan, kimse bizi suçlamadı. Suç işlemiş olsak derhâl harekete geçilirdi değil mi? Hayır, kimse bizi suçlamadı.

    “DEVLETİN KARANLIĞI ÇÖZÜM SÜRECİNİ BOZMAYA İSTEKLİYDİ”

    28 Şubat 2015 günü deklarasyon da açıklandı, Kürt meselesinin çözüm süreci devam ediyordu ama bu devletin karanlığı o süreci bozmaya ve darbeye yürümeye istekliydi, kararlıydı. Bunun için de çözüm süreci dinamitlendi. AKP 7 Haziran 2015’te iktidarını kaybetti. Ne oldu sonra? Bir anda Kobane Olayları akla geldi, dosya hareketlendi, yine bir şey olmadı, kimse bizi sorgulamadı, benim dokunulmazlığım da yoktu.

    O dönem bir savcı atandı dosyaya ve savcı şunu yaptı, şu dosyayı yazmış: “HDP’nin, 6-8 Ekim olaylarında şiddetin odak merkezinde bulunduğunun kabul edileceği, Anayasa’nın 69’uncu maddesine göre ise bu hususun kapatma nedeni olarak gösterileceği hukuki olarak değerlendirilmiştir. İsmi geçen şüpheliler hakkında TCK 302, terör nedeniyle cinayet, cinayete teşebbüs, yaralama, yağma suçları için iddianame düzenlenmesi hâlinde anayasal mevzuatımıza göre parti kapatma sonucunun da ortaya çıkacağı hukuken değerlendirilmiştir.”

    Kim diyor? Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Başkanlığı. Nerede bu belge? Kobane davasının dosyasında. Talimatı kim vermiş? Devletin karanlığı vermiş. Kime vermiş? Savcıya vermiş, mahkemeye vermiş. Kim verdirtti bunu?

    Maalesef Sayın Bakan, sizin dışınızda bir karanlık bu talimatı verdi ve Kobane dosyasıyla arkadaşlarımızı, şimdi tutuklu yoldaşlarımızı rehin tutma ya devam etmek için ve partimizi kapatmak için bu talimat verildi. Sayın Bakan, hiçbir şey sizin bildiğiniz gibi değil, belki biliyorsunuz ama gücünüz yetmiyor.”

    (HABER MERKEZİ)