Etiket: 6 yıl

  • 1938 Katliamı tanığı Sılo Qız’ın Hakk’a yürümesinin 6. yılı

    1938 Katliamı tanığı Sılo Qız’ın Hakk’a yürümesinin 6. yılı

    PİRHA-1938 Dersim Katliamı’nda tüm yakınlarını kaybeden Sılo Qız’ın Hakk’a yürüyüşünün üzerinden 6 yıl geçti. Sılo Qız, Dersim’deki Alevi inancının ritüelleri ve 1938’de Dersim Katliamı’nda yaşanan acıları besteleyerek, ağıtlarını tüm bölgeye taşıyan kişi olarak biliniyor.

    Dersim 38 Katliamı’nda tüm yakınlarını kaybeden ve keman çaldığı için “Bizi eğlendirir bunu öldürmeyelim” diyerek katledilmeyen Sılo Qız’ın bugün Hakk’a yürümesinin 6. yılı.

    Son yıllarında Dersim Milli Köyü’nde tek başına yaşayan Sılo Qız’ın evi şu anda yıkılmış durumda. Dersim’deki Alevi inancının ritüelleri ve 1938’de Dersim Katliamı’nda yaşanan acıları besteleyerek, ağıtlarını tüm bölgeye taşıyan kişi olarak biliniyor. 104 yaşında Hakk’a yürüyen Sılo Qız, 2019 yılında Milli Köyü’nde toprağa sırlanmıştı.

    SILO QIZ KİMDİR?

    Sılo Qız, Dersim’de yaşayan, söz ve keman ustasıdır. Henüz beş yaşındayken babasından keman çalmayı öğrendi. Bir süre sonrada söylemeye başladı. Halkın yaşadığı acıları, sevinçleri, yaşanılan olayların hikâyelerinden yola çıkarak doğaçlama usulle müziğe aktardı. Müziğini genellikle köy düğünlerinde ve taziyelerde icra etti. 1938 Dersim isyanının canlı tanığı olan Sılo Qız direnişi ve sonrasında gelişen katliamı destansı ağıtlarla dile getirdi.

    PİRHA/ DERSİM

  • Hakk’a yürümesinin 6. yılı; Bektaş Piroğlu talibinin yüzünü doğruya çevirendi-VİDEO

    Hakk’a yürümesinin 6. yılı; Bektaş Piroğlu talibinin yüzünü doğruya çevirendi-VİDEO

    PİRHA- Pir Bektaş Piroğlu’nun Hakk’a yürüyüşünün 6. yılı. Musa-i Kazım Ocağı evlatlarından olan Piroğlu, her yıl taliplerine ziyaretlerde bulunup Yol erkan yürüten sevilen bir dedeydi. 

    Talibinin eşiğinden ayağını ayırmayan, talibinin yüzünü güneşe, aya, iyiye, doğruya, güzele çeviren Pir Bektaş Piroğlu’nun Hakk’a yürüyüşünün 6. yılı.

    Musa-i Kazım Ocağı evlatlarından Bektaş Piroğlu, 6 yıl önce Manisa’nın Turgutlu İlçesi’ne bağlı Çepnidere köyünde aşure paylaşıldığı saatlerde konuşma yaparken kalp krizi geçirerek Hakk’a yürümüştü.

    Piroğlu, vasiyeti üzerine Manisa’nın Dilek köyünde deyiş ve semahlarla sırlanmıştı. Piroğlu, uzun yıllar taliplerine ziyarete giden, Yol, erkan yürüten ve herkes tarafından sevilen bir dedeydi.

    BEKTAŞ PİROĞLU KİMDİR?

    Bektaş Piroğlu Dede, Musa-i Kazım Ocağı evlatlarından. Çepni Alevilerinden olan Piroğlu 1938 yılında Antep’in Nizip İlçesi’ne bağlı Köseler köyünde doğdu. Babası ise Ali Piroğlu. Bektaş Piroğlu, 1960 yılından beri dedelik yapıyordu. Türkiye’de, Balkanlarda, Avrupa’da, Alevilerin bulunduğu her yerde inanca hizmet etti. Batı Anadolu olmak üzere bazı yörelerde yaşayan Türkmen, Çepni Alevilerin post dedesi ve Alevi Bektaşi İnanç Kurulu üyesi Piroğlu 79 yaşındaydı.

    Piroğlu’nun Hakk’a yürümeden önce yaptığı son konuşması şöyleydi:

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kantarma Pirlerinden Mustafa Deprem’in Hakk’a yürüyüşünün 6. yılı

    Kantarma Pirlerinden Mustafa Deprem’in Hakk’a yürüyüşünün 6. yılı

    PİRHA- Kantarma pirlerinden Mustafa Deprem’in bugün Hakk’a yürüyüşünün 6’ıncı yılı.

    Pankreas kanseri nedeniyle  10 Kasım 2017’de Hakka yürüyen Kantarma pirlerinden Mustafa Deprem’in bugün aramızdan ayrılışının 6’ıncı yıldönümü.

    Deprem, son  olarak TV10’da hazırlayıp sunduğu “Yol Erkân” programında tarihten günümüze Alevi inancı ve toplumuna dair konular ele alıyordu.

    Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) ve TÖB-DER’de mücadele yürüten Deprem, uzun yıllar Almanya’nın Köln kentinde yaşıyordu. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Pirler Kurulu’nda yer alan Mustafa Deprem, Maraş Girişimi bünyesinde de çalışmalar yürütüyordu. Deprem, sağlık durumundan dolayı çalışmalarına ara vermek zorunda kalmıştı.

    MUSTAFA DEPREM KİMDİR?

    70’lerin başından itibaren Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) ile başlayan siyasi mücadelesini bunun yanı sıra meslek örgütü olan dönemin etkin sendika hareketi TÖB-DER’de de yönetici olarak sürdürdü. 1970’ler ve 80’ler aynı zamanda mahkeme, yargı ve hapis hayatıyla da tanışma dönemi oldu. Özellikle 1980 Askeri Cunta döneminde, bütün diğer devrimci ve ilericilerle birlikte çok yoğun ve uzun süreli işkence ve hapis cezalarına çarptırıldı. 90’lı yıllardan itibaren Almanya’da siyasi mülteci olarak yaşamını sürdüren Mustafa Deprem Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Pirler Kurulu’nda ve Maraş Girişimi bünyesinde çalışmalar yürüttü. 2012’den itibaren ise TV10 televizyonunda “Yol Erkân” programını hazırlayıp sundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Pir Haber Ajansı (PİRHA) 6’ncı yılı geride bıraktı

    Pir Haber Ajansı (PİRHA) 6’ncı yılı geride bıraktı

    PİRHA- Pir Haber Ajansı (PİRHA), 2016 yılından bu yana yayın hayatını sürdürüyor. Ajansımız, 9 Mart 2022 tarihinde erişim engeli getirilmesinin ardından pirha.org adresi üzerinden yayın hayatına devam ediyor. 

    Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk olma niteliği taşıyan ajansımız Pir Haber Ajansı (PİRHA) 6’ncı yılında.

    OHAL şartlarında kurulan, fikir ve gücünü özgür basın geleneğinden alan Pir Haber Ajansı, tüm baskı ve engellere rağmen 6’ncı yılını geride bıraktı. 6 yıl içinde gerçeklerin karanlıkta kalmaması için sürekli doğruları yazdı ve toplumun sesi olmaya çalıştı.

    Aradan geçen 6 yıl içerisinde Alevilerin haber ajansı olarak sahneye çıkan, birçok önemli habere imza atan, tüm ezilenlerin seslerini duyurmayı başaran, kamuoyunun özgür ve doğru haber alma hakkını ve meslek onurunu korumayı sürdüren ajansımız büyümeye devam ediyor.

    Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk olma niteliği taşıyan Pir Haber Ajansı (PİRHA) Alevilerin inanç dünyasından günlük yaşamına, maruz kaldıklarını hak ihlallerine kadar tüm süreklerin sesi olmaya devam ediyor.

    PİRHA bu anlamda, ülkenin dört bir yanında devam eden ev işaretlemeleri, zorunlu din dersleri, eğitimde ihlaller, cemevlerinin elektriklerinin kesilmesi, cemevlerine korsan hoparlör takılması, köylere cami dayatması, hizmet verilmemesi, gözaltı ve tutuklamalar, nefret söylemleri, cenazelere saldırı, mezar yerlerinin tahrip edilmesi, HES-JES projeleri, yaşam alanlarının yasaklı bölge ilan edilmesi, festivallerin yasaklanması ve orman yangınları şeklinde kendini hissettiren Alevilere yönelik hak ihlallerini yılmadan ekranlara taşıdı.

    Alevi toplumunun sesi olma yolunda hızla ilerleyen PİRHA, internet üzerinden yayın yapmaya 2016’nın Kasım ayında başladı. Kısıtlı koşullara rağmen oluşturduğu muhabir ağıyla görülmeyen, verilmeyen haberlere imzasını attı, atmaya devam ediyor.

    AJANSIMIZA ERİŞİM ENGELİ İLE ALEVİLERİN SESİ SUSTURULMAK İSTENDİ

    Alevi toplumunun sesi olan ve  6 yıldır aralıksız haber üreten ve kendi alanında bir ilk olan Pir Haber Ajansı, 9 Mart 2022’de Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla hiçbir gerekçe gösterilmeden erişime kapatıldı. Aralarında siyasetçi, yazar, Alevi kurum başkanları, analar, pirler ve birçok Alevi yurttaşın olduğu çok sayıda isim PİRHA’ya erişim engeline tepki göstererek, Alevilerin sesinin kısılmak istendiğine işaret etmişti.

    Erişim engelinden hemen sonra gerek sosyal medya üzerinden ve gerekse basın açıklaması gibi değişik yol ve yöntemlerle sesini yükselten, PİRHA’ya sahip çıkan sayısızca takipçinin, basın ve ifade özgürlüğüne inanan demokratik kamuoyunun, Alevi kurumunun, Pirin, Ananın gösterdiği tepki çığ gibi büyüdü.

    Erişim engeli ve sansüre karşı hukuki mücadele başlatan ajansımız PİRHA, pirha.org ile yoluna devam ederek yol yürümeye devam ediyor.

    AJANS NASIL KURULDU?

    15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişimini bastırma adı altında yaşanan karşı darbe süreci ile gelişen OHAL ve KHK’ler süreci en çok demokratik muhalefeti, dezavantajlı toplumsal kesimleri ve inançları darbelerken bunların kendisini ifade ettiği basın yayın araçları da darbe almaktan kendisini kurtaramadı.

    15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra 120’yi aşkın gazete, radyo, televizyon Kanun Hükmünde Kararnamelerle hukuksuz bir şekilde kapatıldı. Alevi toplumunun sesini yansıtan Tv10 da bunlardan biriydi.

    Tv10 kapatılmadan önce de Alevi toplumunu yansıtan medya organları arasında bir ajans kurma tartışmaları vardı. Ancak kimi imkansızlıklardan ötürü hep ertelendi. OHAL adı altında TV10 da dahil onlarca televizyon, gazete, radyo kapatılınca doğal olarak çok sayıda gazeteci de işsiz kaldı. Ajans fikri bu ortamda olgunlaştı. Bir araya gelen gazeteci arkadaşlar eldeki imkanlarla neler yapılabilirin arayışına girdiler. Bazı arkadaşlar internet üzerinden yayın yapan haber siteleri kurdu, internet televizyonculuğu yapanlar var. Hepsi kıymetli çalışmalar. Alevi medyası içinde hizmet veren, şekillenen arkadaşlar da öteden beri ihtiyaç duydukları Ajansta karar kıldılar. Adeta su akıp yatağını buldu.

    KOLAY OLMADI

    Bu karar elbette kolay olmadı. Alevi gazeteciliğinin tarihi zaten çok eski değil. Bir ajans deneyimi, tecrübesi de yoktu. Bu bir ilk olacaktı. Bunun için maddi imkanlar da çok sınırlıydı. Öte yandan diyelim ki ajansı kurdun haberlerini yaptın. Bu haberleri kime servis edebilirdin ki?

    Ortada ne haberini servis edebileceğin bir radyo, ne bir gazete ne de bir televizyon kalmıştı. Hepsi mevcut baskıcı rejim tarafından kapatılmış, kapılarına mühür vurulmuş, TV10’na yapıldığı gibi varlıklarına da el konulmuştu.

    Böyle koşullarda birçok risk göze alınarak kuruldu Pir Haber Ajansı. Alevi toplumunun da beklentileri, gerçeğe ulaşma talepleri vardı. Gazetecilik refleksi bu toplumsal beklentilerle buluşunca işe koyulduk. Uzun tartışmalar sonucu Pir Haber Ajansı’nda (PİRHA) karar kılındı. Bildiğiniz gibi ‘Pir’ kavramı yaşlı bilge anlamına gelir. İnancımızda yol gösteren, yola öncülük yapan, yolu sürdürerek kuşaktan kuşağa taşıyan, yola hizmet eden anlamına gelir. En son bu anlamı derin isimde karar kılındı.

    YAYIN POLİTİKAMIZ

    Yayın politikası üzerine yapılan tartışmalarda birkaç ana ilke üzerinde duruldu. Her şeyden önce Alevi toplumunun en temel beklentisi olan demokratikleşme talebinde ısrar edilecekti. Bu çerçevede çaba harcayan tüm toplumsal kesimlerin kendini ifade edebileceği bir yayın politikasını esas alacaktı.

    Demokratik toplumsal varlığına, özerk yaşamına, kendi kendisine yeten ve kendi sorunları ne olursa olsun kendi öz dinamikleriyle çözme karakterine sahip yapısına saygılı yaklaşacaktı. Bu anlamda sömürü mekanizmalarından, zulmü esas alan iktidar odaklarından uzak duran, koşullar ne olursa olsun mazlumun ve emeğin yanında duran karakteri bir yayın ilkesi olarak benimsenecekti. İnancımızın “Yol bir sürek bin bir” düsturu esas alınarak ülkemizdeki inanç ve etnik çoğulculuk başta olmak üzere farklılıklarımız zenginliğimiz olarak kabul edilecek, bu temelde yayın çizgimize yedirilecekti.

    Bu esaslar üzerinden “Kadın Alevidir” denildi. “Çevre Alevidir” denildi. “Emek Alevidir” denildi. “Çocuk Alevidir” “Yaşam alanı bulamayan diller Alevidir” denildi. Egemen zihniyet tarafından yok sayılan, asimilasyona tabi tutulan, yaşam alanı daraltılan ne varsa bu ajansta kendisini ifade etme koşullarını elde etmelidir denildi.

    BİR KAÇ KİŞİ BİRARAYA GELEREK İŞE KOYULDUK

    Küçük bir ofiste birkaç arkadaş bir araya gelerek işe koyulduk. Bir ajansın üç beş kişiyle yürütülemeyeceğinin elbette farkındaydık. Ancak ne mali ne teknik ne de başka imkanlarımız vardı. Ama “Kervan yolda dizilir” misali bir başlayalım dedik.

    Önümüzde bir TV10 örneği vardı. Ciddi bir ihtiyaca cevap verdiği ve topluma gerçekten dokunduğu için Aleviler onu lokmalarıyla sahiplenmiş, gün gün gelişmesine katkı sunmuştu. PİRHA da TV10 gibi toplum tarafından kabul gördü, sahiplenildi.

    HERKES DOĞAL MUHABİRİMİZ

    İnsanlar, kurumlar, faaliyetlerini kamuoyuna yansıtmak istedikleri eylem ve etkinliklerini ajansımıza iletiyor. Yayın ilkelerimizi benimseyen herkes doğal muhabir ağımızın bir parçası durumunda. Şu anda Çukurova, Adıyaman, Dersim, Ankara, İzmir, Antalya gibi merkezlerden düzenli haber akışımız var. Amasya, Çorum, Tokat, Malatya gibi Alevilerin yoğun olarak yaşadığı kentlerde ise kısmen iletişim kurduğumuz ilişkiler üzerinden gelişiyor.

    Bu koşullarda gazetecilik yaparken işimizin kolay olmadığını biliyoruz. Bu toplumun sorunları aynı zamanda bizim de sorunlarımız. Gazetecilik anlamında yaşadığımız zorluklar, zorlanmalar toplumsal zorlanmalarımızın bizdeki yansımalarıdır. Bunun farkındayız.

    (HABER MERKEZİ)

  • Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Çağdaş Aydın Dersim’de anıldı-VİDEO

    Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Çağdaş Aydın Dersim’de anıldı-VİDEO

    PİRHA- Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Çağdaş Aydın, Ovacık’ın Güneykonak köyündeki mezarı başında anıldı. Anmada Suruç Aileleri İnisiyatifi adına konuşan Yalçın Demir, “Yapılan saldırıdan sonra bir Kürt annenin şu ifadesi açıkça ortaya koyuyordu; biz bu bombalara alışıktık ama onlar bizim misafirlerimizdi onların ailelerine bizler ne diyeceğiz diye ağıt yakan bir anneyle karşılaşmıştık” dedi.

    Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Çağdaş Aydın Ovacık’ın Güneykonak köyünde mezarı başında anıldı. Anmaya HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, HDP İl Eş Başkanları Nurşat Yeşil ve İbrahim Kasun, HDP Ovacık İlçe Eş Başkanları, PSAKD Dersim Şube Başkanı Ali Ekber Kaya, yerine kayyum atanan Peri Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi, Suruç Aileleri İnisiyatifi, Çağdaş Aydın’ın ailesi ve çok sayıda kişi katıldı.

    “ÇAĞDAŞ AYDIN’IN TEK İSTEĞİ GÜZEL BİR GELECEK KURMAKTI”

    Anmada Suruç Katliamı’nda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunun ardından konuşan yerine kayyum atanan Peri Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi, çocukların hüzünlerine ortak olmak için yola çıktılar ama IŞİD ve iş birlikçilerinin kardeşlik köprüsünü yıkmak için vahşice katliam gerçekleştirdiğini belirterek, “Bu katliamda 33 tane genç arkadaşımızı kaybettik. Aileleri o günden bugüne kadar adalet arayışlarına devam ediyorlar. Katliamda hayatını kaybedenlerden biride Çağdaş Aydın’dı tek isteği güzel bir gelecek kurmak ve insanlığın sömürüsüz, baskısız bir şekilde yaşayacağı bir dünyada olmaktı” dedi.

    Suruç Aileleri İnisiyatifi adına konuşan Yalçın Demir ise şunları söyledi:

    “Türkiye’nin birçok ilinden birçok insanla birlikte Urfa’nın Suruç ilçesinde buluştuk. Buluşma sırasında aramızda Lazlar, Çerkezler, Araplar, Kürtler ve Türkler’ inde olduğu birçok genç insanla oradaydık. Bizlerin amacı bir barış köprüsü oluşturmaktı, Suruç aileleri olarak bu katliamın bir milat olduğunu söylüyoruz. Biz oraya giderken başkaları gibi silah götürmek değildi bizler oraya giderken oyuncaklar götürmek, oralara hastaneler ve kütüphaneler inşa etmek için gittik. Yapılan saldırıdan sonra bir Kürt annenin şu ifadesi açıkça ortaya koyuyordu; biz bu bombalara alışıktık ama onlar bizim misafirlerimizdi onların ailelerine bizler ne diyeceğiz diye ağıt yakan bir anneyle karşılaşmıştık.”

    PİRHA/DERSİM

  • Soma Katliamı’nın 6’ncı yılı: Bu ülkede herkes için adalet arayacağız-VİDEO

    Soma Katliamı’nın 6’ncı yılı: Bu ülkede herkes için adalet arayacağız-VİDEO

    PİRHA – 301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma Katliamı’nın 6’ncı yılı. Katliamda yaşamını yitiren Uğur Çolak’ın babası İsmail Çolak, sonuç ne olursa olsun evlatları için mücadeleyi sürdüreceklerini ve bu ülkede herkes için adalet arayacaklarını söyledi. 

    301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma Katliamı’nın 6’ncı yıldönümünde acılar dinmek bilmiyor. Geçen 6 yıla rağmen aileler hala adalet aramaktan vazgeçmiyor.

    “AF YASASIYLA KATİLLERİ SALDILAR BİZİ BİR KEZ DAHA KATLETTİLER”

    Soma Katliamı’nın 6’ncı yılı olduğunu belirten Soma 301 Madenciler Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı İsmail Çolak, 6 yıldır acılarının ilk günkü gibi taze olduğunu belirterek, “4 yıl boyunca hukuk mücadelesi verdiklerini, ancak Türkiye’de yargının ve yürütmenin olmadığını sadece talimatların bir kişinin ağzından  verildiği bir ülkede yaşadıklarını söyledi.

    Çolak, “301 madencinin katilerinin ve buna benzer bir sürü katliamların sorumlularının koronavirüs salgını bahanesiyle çıkardıkları düzmece bir yasayla bu katilleri saldılar. Bizi bu yasayla bir kez daha katlettiler” dedi.

    İzmir Bölge Adliye Mahkemesi’nde olayın bir numaralı sanığı Can Gürkan’ın maden işletebilir belgesi ile tahliye edildiğini hatırlatan Çolak, bunu davayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdıklarını ve aldıkları bilgiler doğrultusunda dosya üzerinde görüşmelerin başladığını söyledi.

    Çolak, koronavirüs salgını nedeniyle kadın katillerinin, istismarcıların infaz yasasına sığdırılarak tahliye edildiklerini ve bir kez daha Soma ailelerinin infaz edildiklerini kaydetti.

    Bu yasayı kabul etmediklerini söyleyen Çolak, “Böyle sorunlu insanların serbest bırakılması doğru değil” dedi.

    Soma Katliamı’nın 6’ncı yılında anmalarını koronavirüs salgını nedeniyle toplu halde yapamayacaklarını belirten Soma Katliamı’nda oğlu Uğur Çolak’ı yitiren İsmail Çolak, sonuç ne olursa olsun evlatları için mücadelelerini sürdüreceğinin altını çizerek, bu ülkede adaleti herkes için aramaya devam edeceklerini söyledi.

    PİRHA/SOMA

  • Divriği Cemevi ve Kültür Merkezi 24 Temmuz’da açılıyor

    Divriği Cemevi ve Kültür Merkezi 24 Temmuz’da açılıyor

    PİRHA- Yapımı tamamlanan ve yaklaşık 6 yıl önce başlanan fakat çeşitli sebeplerle uzun süre inşaatı beklemede kalan Divriği Cemevi ve Kültür Merkezi 24 Temmuz’da açılıyor.

    Yaklaşık 6 yıl önce yapımına başlanan ve yapımı biten Divriği Cemevi ve Kültür Merkezi 24 Temmuz’da Sivas Divriği’de açılacak.

    Divriği Cemevi ve Kültür Merkezi’nin yapım projesi 46. dönem yönetim kurulu sürecinde başlamış içinden oluşturulan bir komisyonla bağış toplanmış, ancak süreç içerisinde bazı sorunlar nedeniyle uzun süre inşaatı beklemek zorunda kalmıştı. 47 dönem yönetim kurulu görevde iken inşaatla ilgili problemler çözülerek inşaatının başlaması ile birlikte cemevi çalışmalar tamamlandı.

    Konuya ilişkin Divriği Cemevi ve Kültür Merkezi yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

    “Bu süreçte büyük fedakarlıklarla cemevinin inşaatının bitirilmesinde büyük emeği olan başta belediye başkanı Hakan Gök, dernek başkanı Hüseyin Yılmaz ve şantiyede tabiri caizse bir şantiye mühendisi gibi 3 yıl boyunca emek veren Ali Haydar Yalçın abimizi yürekten kutluyoruz. İnşaatın yapımına katkıda bulunan kurum, kuruluş, hemşerilerimizi ve üyelerimizi kutluyoruz. Cemevi ve Kültür Merkezi’nin ilçemize ve toplumumuza faydalı olmasını temenni ediyoruz. İnanç hizmetlerinin yanı sıra cenaze hizmetleri, kültür hizmetleri ve köylerden ilçeye gelen hemşerilerimizin sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli bir fonksiyonu yerine getireceğine inanıyoruz. 24 Temmuz’da yapılacak olan açılışla birlikte hizmete girecek cemevi ve kültür merkezini hepimizin ortak bir eseri olarak bundan sonraki süreçte özenle korumasını ve işlevini yerine getirmesini diliyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Gezi gazisi Aydın Aydoğan’ı vuran polisler 6 yıl sonra yargılanabilecek

    Gezi gazisi Aydın Aydoğan’ı vuran polisler 6 yıl sonra yargılanabilecek

    Gezi Direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeği ile yaralanan Aydın Aydoğan dosyası, Valilik tarafından engellenmişti. Bölge İdare Mahkemesi kararı bozdu. Polisler, 6 yıl sonra yargılanacak.

    İstanbul’daki Gezi Direnişi’nde gaz fişeğinin isabet etmesi sonucu Aydın Aydoğan ciddi şekilde ayağından yaralandı. Altı yıldır hukuk mücadelesi veren Aydoğan, Valilik engeli yüzünden bir türlü adalete kavuşamıyordu. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nde dün görülen duruşmada, hakim Valiliğin 16 polis hakkındaki ‘soruşturma izni verilmemesi’ kararını bozdu. Aydoğan’ı yaralayan polisler, 6 yıl sonra yargılanabilecek.

    16 POLİS İSMİ BELİRLENMİŞTİ

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu, 20 Ekim 2015’te valiliğe yazı yazarak, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde görevli 16 polisin ismini vermişti. Listede, gaz tüfeğini kullanan ancak ismi tespit edilemeyen memur da vardı. Savcılık, polisler hakkında “zor kullanma yetkisini aştıkları” gerekçesiyle soruşturma izni istemişti. Valilik, 22 Şubat 2016’da, polislerin görevlerini yerine getirdiklerini belirtmiş, “kusurulu oldukları tespit edilemedi” demişti. Kararda, atılan gaz fişeğinin, bahse konu yerde şahısların yaralanmasına sebebiyet verme ihtimalinin olduğu ifade edilerek, şikayetçilerin, görevli polis memurlarının attığı gaz fişeği neticesinde yaralandığına dair somut delil ortaya koyma imkanının olmadığı savunulmuştu.

    Bölge İdare Mahkemesi ise memurların yargılanmasını düzenleyen 4483 sayılı yasanın 2. maddesine dikkat çekerek, “Efrada karşı yapılan kötü muamelelere dair suçlara ilişkin açılacak soruşturmalarda, bu kanun hükümlerinin uygulanamayacağı kurala bağlanmıştır” dedi. Kararda şu ifadeler yer aldı:

    “Memurların görevleri sırasında insanları itip kakması, hakaret etmesi, etkili eylemde bulunması gibi hareketleri suni muamele imaline ilişkin olup, hazırlık soruşturması yapılmasının 4483 sayılı yasa kapsamında idare izne tabi olmadığı anlaşılmıştır.”

    “6 YILDIR ADLİYE KORİDORLARINDA ADALET ARIYORUM”

    Aydın Aydoğan ise mahkemenin kararını şöyle değerlendirdi: “6 yıldır adliye koridorlarında adalet arıyorum. Her türlü zorluğu çıkararak önümüze engeller koyuyorlar. Valiliğin aslında hukuka müdahale etme yetkisi yoktur. Emri altındaki suçluları adalet önüne çıkarmayarak suçu meşrulaştırmaya göz yumuyorlar, bu kabul edilemez. Valilik burada suçluyu kalkan olmuştur. Bilindiği gibi vali, bu dosyadaki polislerin bir çoğu FETÖ’den gözaltına alınmıştır. Bir nevi FETÖ’ye kalkan olmuşlardır. Ben bu karanlık, hukuksuz günlerin de geçeceğine inanıyorum. Emri veren belli, emri uygulayan belli… Sadece adalet istiyoruz…”

    HABER MERKEZİ

     

  • Halk ozanları Ruhi Su ve Neşat Ertaş anılacak

    Halk ozanları Ruhi Su ve Neşat Ertaş anılacak

    Şişli Belediyesi, sadece türküleriyle değil aydın kimlikleriyle de kalplere köprü kurmuş iki halk ozanını, Ruhi Su ve Neşet Ertaş’ı özel etkinliklerle anıyor.

    Sanata ve sanatçıya verdiği önemle dikkat çeken Şişli Belediyesi, Türk müziğinin değerlerini yaşatmaya devam ediyor. Eserleriyle gönüllere taht kurmuş iki büyük ustadan Ruhi Su bugün, Neşet Ertaş ise 25 Eylül Salı günü gerçekleştirilecek etkinliklerle Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde anılacak.

    RUHİ SU ANISINA ÖZEL GECE

    Anadolu’nun sesi olarak nitelendirilen halk ozanı Ruhi Su, ölümünün 33. yılında özel bir geceyle anılacak. Adını hayat arkadaşı Sıdıka Su için bestelediği 3 kıtalık nihavent türküsü Mahsus Mahal’dan alan gecede, sanat yönetmenliğini Emin İgüs’ün üstlendiği bir konser verilecek. Akordeon ustası Muammer Ketencioğlu, ses sanatçısı Tuncer Tercan ve Ruhi Su Dostlar Korosu’nun sahne alacağı konser, sanatçı Orhan Aydın’ın sunumuyla 22 Eylül Cumartesi 20.00’de Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.

    ÖMRÜ BOYUNCA SAZI İLE İNSANLIĞA HİZMET

    Ömrü boyunca elinde sazıyla insanlığa hizmet yolunda ışık olmayı sürdürmüş halk ozanı Neşet Ertaş da ölümünün 6. yılında özel bir programla anılacak. Sunumunu Başak İkiz’in üstlendiği anma programında Ertaş’ın hayatından kesitler aktarılırken Türk halk müziği sanatçıları Nida Ateş, Ender Balkır ve Ayfer Vardar da sahne alacak. Etkinlik 25 Eylül Salı 20.30’da Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. (HABER MERKEZİ)

  • İHD Dersim Şubesi’nden İnsan hakları savunucusu Av. Suna Bilgin açıklaması

    İHD Dersim Şubesi’nden İnsan hakları savunucusu Av. Suna Bilgin açıklaması

     PİRHA –  İnsan Hakları Derneği  (İHD) Dersim Şubesi , İnsan hakları savunucusu ve  İHD Dersim Şube sekreteri Av. Suna Bilgin’ne örgüt üyeliğinden 6 yıl 3 Ay hapis cezası verilmesine yönelik basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Suna Bilgin her zaman, her koşulda temel hak ve özgürlüklerin korunması ve insan haklarına saygının büyütülmesi için fedakarca uğraş vermiştir” denildi.

    İnsan hakları savunucusu ve Dersim İHD Şube Sekreteri Av. Suna Bilgin’in 11 Nisan 2018 tarihinde görülen davasında örgüt üyeliğinden 6 yıl 3 Ay hapis cezası verilmesine ilişkin İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi basın açıklaması yaptı.

    “SİYASAL İKTİDAR GİBİ DÜŞÜNMEYEN HERKESE CEZA”

    Av. Suna Bilgi’in her zaman ve her koşulda temel hak ve özgürlüklerin korunması ve insan haklarına saygının büyütülmesi için fedakarca uğraş verdiği belirtilen açıklamada, “Elbette sadece Av. Suna Bilgin’e ceza verilmiyor. Akademisyenlere, aydın ve yazarlara, insan hakları savunucularına, milletvekillerine ve seçilmiş diğer siyasetçilere, toplumsal muhalefet görevi yürüten grupların temsilcilerine ve bireylere; esasen siyasal iktidar gibi düşünmeyen herkese ceza veriliyor. Çünkü Türkiye’de ifade özgürlüğü (düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü) baskı altındadır” denildi.

    “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ TOPLUMSAL VAROLUŞUN TEMELİDİR”

    Açıklamada, “Oysa demokratik bir toplumda ifade özgürlüğü toplumsal varoluşun temelidir. Çünkü ifade özgürlüğü kişinin kanaatini diğerlerine bildirme, düşüncesini dışa vurma, kendisi dışındakilerle iletişime girebilme potansiyelinin gerçekleştirilmesidir. Özgür bir biçimde düşüncenin oluşumuna, yaşanmasına, açıklanmasına izin verilmeyen bir toplumda ise yurttaşlardan değil, ancak tek tip ve iktidarların istediği gibi programlanmış biat eden bireylerden söz edilebilecektir. Bu da hem demokrasinin hem de toplum olma halinin yok edilmesinden başka bir şey değildir” ifadeleri yer aldı.

    “TÜRKİYE’DE TERÖR TANIMI ALABİLDİĞİNE GENİŞ TUTULMUŞTUR”

    Bugün Türkiye’de anayasal ve siyasal ciddi yapısal sorunlar bulunmaktadır” denilen açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Türkiye’de terör tanımı alabildiğine geniş tutulmuştur. Hukukun üstünlüğü ilkesi uygulanmamakta ve bunun sonucunda AİHM içtihatları yok sayılmaktadır. OHAL nedeniyle yargı, tamamen siyasal iktidarın baskısı altındadır; bağımsız ve tarafsızlığını koruyamamaktadır. Siyasal iktidar otoriterleşerek demokrasiden tümüyle uzaklaşmış ve böylece ifade özgürlüğünü baskı altına almış, adeta yok etmiştir.”

    “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN OLMADIĞI YERDE DEMOKRASİDEN  SÖZ EDİLMEZ”

    İnsan hakları savunucusu ve Dersim İHD Şube Sekreteri Av. Suna Bilgi’ne örgüt üyeliğinden verilen 6 yıl 3 ay hapsi cezası nedeniyle İHD Dersim Şubesinde yapılan basın açıklamasında son olarak şunlar kaydedildi:

    “İfade özgürlüğünün olmadığı yerde demokrasiden bahsedilemez! Bu nedenle Türkiye için acilen ifade özgürlüğü (düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü) istiyoruz. İnsan hakları savunucuları üzerindeki baskılara son verilmesini ve Av. Suna BİLGİN’e verilen cezayı kabul edilemez olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyoruz.” (HABER MERKEZİ)

                                                                                               

  • Roboski’de 6 yıldır gelmeyen adalet

    Roboski’de 6 yıldır gelmeyen adalet

    Roboskî Katliamı’nın üzerinden 6 yıl geçmesine rağmen failler ortaya çıkarılmadı, tek bir kişi bile yargılanmadı.

    Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboskî köyünde, 28 Aralık 2011 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) ait savaş uçaklarının bombardımanı sonucu 19’u çocuk 34 kişinin yaşamlarını yitirmesinin üzerinden tam 6 yıl geçti. İzleri silinmeyecek yaraların açılmasına neden olan katliama ilişkin, hükümet ve yetkilileri tarafından ailelere verilen sözlere rağmen bugüne kadar tek bir kişi yargılanmadı.

    Katliamın sorumlularının halen açığa çıkarılmamasından dolayı acıları bir nebze de olsa azalmayan ailelerin, faillerin açığa çıkarılması noktasında yürüttükleri mücadele ise engellemelere rağmen devam ediyor. 6. yıl anmasına sayılı günler kala Roboskîli ailelerin, mezar başında yapmak istedikleri anma için Şırnak Valiliği’nin ‘her aileden bir kişi katılabilir’ sınırlaması getirmesine yönelik getirdiği kısıtlamaya rağmen günü, gün boyu yakınlarının mezarında kalarak geçireceklerini dile getirdi.

    Öte yandan, köyde bulunan Ömer Halis Demir Anadolu Lisesi’nde okuyan öğrencilerin anmaya katılmaları da yasaklandı. Okul yönetimi tarafından yapılan duyuruda, 28 Aralık günü okul ders saatleri içerisinde okula gelmeyen öğrenciler hakkında tutanak tutulacağı, hiç gelmeyen öğrenciler hakkında ise soruşturma açılacağı belirtildi.

    Her hafta perşembe günü “Roboskî için, adalet için failler yargılansın” sloganıyla kaybettiklerinin mezarları başında bir araya gelen ailelerin adalet arayışları 313’üncü haftasını geride bırakıyor. Katliamın 6. yıl dönümüne denk gelen bugünde aileler, faillerin ortaya çıkarılıp yargılanmasını talep edecekler.

    Roboskîli aileler adına Veli Encü ile 6 yıldır aradıkları adalet taleplerini Evrensel’e anlattı.

    “KATLİAMI KAPATMAK İSTEDİLER”

    Faillerin yargı yoluyla akladığını söyleyen Veli Encu,”Roboskîli Ailelerin adalet talebi 6 yıldır karşılık bulmuş değil. Bizler sorumluların cezalandırılmasını istiyoruz dedik. Ama onlar bu katliamı tazminatla, parayla kapatmak istediler. Biz bu teklifi reddettik. Roboskîler yaşanmasın diye bu insanlık suçunu işleyenlerin, bunların en ağır şekilde yargılanması gerekiyor dedik” diye konuştu.

    İlk günlerde Roboskî’ye sahip çıkıldığını belirten Encu, “TBMM çatısı altında bir alt komisyon kuruldu, komisyon Roboskî’ye geldi. Bizlerle görüştüler, bizler yaşananları anlattık. Burada yaşanan katliam göz göre yapıldı. Katliamın geliş biçimiyle kasıtlı olduğunu söyledik. Çünkü yıllardır Roboskî sınırında yapılan bir sınır ticareti vardır. Bizler bu sınır ticaretini yaparken, buradaki askerlerle yazılı olmayan bir anlaşmayla bu ticareti yapıyorduk. Bu yaptığımız ticaretten buradaki bütün yerel kurumların haberi  vardı. Askeriyenin, kaymakamın, valinin bilgisi dahilindeydi. Korucular da biliyordu. Bunlar bilindiği halde bu insanların üzerinde bilerek bombalar yağdırıldı F16 savaş uçaklarıyla” dedi.

    “KATLİAMLA YÜZLEŞİLSEYDİ BENZERLERİ YAŞANMAZDI”

    İlk günden bugüne kadar Roboskî Katliamı’yla yüzleşilmezse benzer katliamların olacağını söylediklerini dile getiren Encu, “Roboskî Katliamı’ndan sonra Suruç’ta benzer bir katliam yaşandı, Ankara Gar Katliamı, biz bunların bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Bu yaşananlar cezasızlık politikasının birer sonucudur. Roboskî Katliamı sonrası eğer cezasızlık politikası uygulanmasaydı. Yargılanma yapılsaydı. Bunlar yaşanmayabilirdi. Benzer hukuksuzluklar, benzer adaletsizlikler yaşanmayabilirdi ama bu adaletsizlike Roboskî Katliamı’ndan sonra 6 yıldır bu ülkede yaşanmaya devam ediyor” dedi.

    “ASIL ‘KABA’ MECLİSİN YAPTIĞIDIR”

    HDP Şırnak Milletvekili Aycan İrmez’in Roboskî Katliamı’nın araştırılmasına ilişkin verdiği önergede Meclis Başkan Vekili Ahmet Aydın tarafından “katliam” kelimesinin “kaba”  ve “yaralayıcı” olduğu gerekçesiyle iade edilmesi üzerine tepkisini dile getiren Encü “Asıl kaba olan asıl yaralayıcı olan Meclisin yaptığıdır. Çoğunluğu çocuk 34 insan, savaş uçakları tarafından yağdırılan bombalarla bedenleri paramparça edilerek katledilmiş, bu insanların bedenleri katır sırtında taşınmış, köye de traktör römorkuna istiflenerek getirilmiş. Burada yaralayıcı bir durum yok, bu katliam kaba değil ama bunu ifade etmek kaba oluyor, yaralayıcı oluyor” dedi.

    “MÜCADELEDEN GERİ DÖNMEYECEĞİZ”

    Bu zihniyetin Roboskî Katliamı’yla yüzleşmeyeceğini dile getiren Encu, “Bunlar bu politikaları sürdürmeye devam edecekler ama biz her şeye rağmen, Roboskîli Aileler olarak 6 yıldır sürdürdüğümüz bu adalet mücadelesini sorumlular adalet karşısında hesabını verene dek asla bu mücadeleden geri dönmeyeceğiz” diye konuştu.

    ‘ROBOSKÎ KATLİAMIYLA YÜZLEŞMEKTEN KORKULUYOR’

    Roboskî Katliamı’nın anmasına sayılı günler kalan Şırnak Valiliğinin her aileden anmaya bir kişi katılacak açıklamasını değerlendiren Encu, “Bunun Türkçesi nedir. Aynı aileden 2 kişi katledilebilir. Fail ve sorumlular cezalandırılamayabilir ama bir kişi anmaya katılacak. Böyle saçma bir şey olabilir mi? Katliamda oğlunu kaybeden anne devlet istemiyor diye çocuğunun mezarını ziyaret edemeyecek mi? 6. yıl anmasını engelleyerek neyi amaçlıyorlar. Burada yetkililerden anladığımız büyük bir suçluluk duygusu var. Roboskî Katliamı’yla yüzleşmek istemiyorlar, gündemde tutulmasını istemiyorlar, korkuyorlar. Bizler 313. hafta ve 6. yıl dolayısıyla çocuklarımızın, kardeşlerimizin mezarları başında geçireceğiz günü” diye konuştu.

    KATLİAMI GERÇEKLEŞTİREN ASKERLERE TEŞEKKÜR!

    Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “Genelkurmay Başkanı ve komuta kademesine, bu konudaki hassasiyeti nedeniyle medyaya rağmen teşekkür ediyorum” dedi. Bu açıklamayla birlikte katliamda yaşamını yitiren yurttaşları da, ‘örgüt mensubu ve uzantıları’ olarak nitelendirdi. Dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ise, bombardımanın emrini “Ankara’da Hava Kuvvetlerinde görüntüleri analiz eden komutanların verdiği” açıklamasında bulundu. Dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ise “Uludere bir operasyon kazasıdır” dedi. Dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da devletin “kaza” söylemini “Uludere’de kasıt yok” sözleriyle sürdürdü. Devlet ve hükümet yetkililerinin katliama dair ortaya koydukları bu yaklaşım, medya ve yargı eliyle de desteklendi.

    GÖRÜNTÜ VE DELİLLERE RAĞMEN DOKUNULMADI

    Katliamın araştırılması için Mecliste de İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde Uludere Alt Komisyonu kuruldu. Yapılan incelemeler sonucu Komisyon üyeleri, Heron görüntülerinden elde ettikleri bilgilerde, “Görüntüler çok net. Göz göre göre ölmüşler” açıklamasında bulundu. Ancak bu komisyon da göstermelik olmanın ötesine geçemedi. Görüntü ve delillere rağmen failler ortaya çıkartılmadı.

    Katliamla ilgili herhangi bir faili bulmak için çalışma yürütmeyen yetkililer, katliamda yaralanan Davut, Servet ve Hacı Encü’yü ise Gülyazı Alay Komutanlığında “Pasaport Kanunu’na muhalefet”, “Sınırı yasa dışı yollarla ihlal etme” ve “Ülkeye sınırdan kaçak mal sokma” iddialarıyla ifade vermeye çağırdı.

    ÖLÜMÜ GÖZE ALARAK KÖMÜR OCAKLARINDA ÇALIŞIYORLAR!

    Tüm adalet taleplerine rağmen katliama ilişkin hazırlanan dosya hakkında “takipsizlik” kararı verilerek “eksik evrak” gerekçesiyle reddedildi. Türkiye’deki iç hukuk yollarının tükenmesinin ardından 281 başvurucu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) taşınan dosyaya ilişkin ise halen bir gelişme yaşanmadı. Bunların yanı sıra her hafta adalet arayışında bir araya gelen ailelere, ellerinde taşıdıkları pankartlar, yaptıkları açıklamalar ve eylemler yüzünden onlarca dava açıldı.

    Yakınlarının fotoğraflarını duvarlarına asan, 6 yıldır siyah renkli elbiselere bürünen, düğün ve bayramlarını “yas” havasında kutlayan ailelerin yaşadıkları bunlarla da sınırlı değil. Özellikle sınır ticaretinin geçtiğimiz yıl tamamen engellenmesiyle birlikte aileler ciddi ekonomik sorunlar ile baş başa kaldı. Hayvanlarını otlattıkları, ekip biçtikleri yaylalarının birçoğuna yasak getirilmesi ile birlikte çok sayıda kişi mevsimlik göçe zorlandı.

    Birçok kişi ailelerinin geçimi sağlamak için ya metropol kentlerine gidiyor ya da ölümü göze alarak bölgedeki kömür ocaklarında düşük bir ücretle çalışıyor. Koruculuk sisteminin de yaygınlaştırılmak istendiği köyde, koruculuğu kabul etmeyen yüze yakın genç ise, şu an çevre il ve ilçelerde farklı işlerde çalışıyor.

    BABALARININ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ SORUYORLAR

    Roboski Katliamı’nda yaşamını yitiren 34 kişiden biri olan Osman Kaplan’ın ardında eşi, 2’si kız olmak üzere toplam 5 çocuk kaldı. En küçüğü 12, en büyüğü ise 17 yaşında olan çocuklar, okula her gidip geldiklerinde evlerinin hemen altında yer alan babalarının mezarının da yer aldığı Roboski Şehitliği’nin yanından geçiyor. Katliamın yaşandığı tarihten bugüne kadar her 5 çocuk da anneleri Pakize Kaplan’a babalarının neden öldürüldüğünü soruyor. Bunların başında ise, evin en küçüğü olan Mahmut Kaplan (12) geliyor. Anne Kaplan, yıllar geçse de yaşadıkları acıyı ve sorumlulardan hesap sorulması beklentilerini şöyle dile getirdi: “Çocuklarım halen babalarının neden öldürüldüğüne anlam veremiyor. Mahmut sürekli babasının mezarını ziyaret ediyor. Biz de her gün buradayız. Çok acı verici bir durum. Bizim içimiz yandı ama başkasının yanmasın. Sadece sorumluların bulunup yargılanmasını ve barışın sağlanmasını istiyoruz.” (Kaynak: Evrensel)